Şimdi Ara

Japonya Maceram [EŞZAMANLI] [SS'Lİ]

Daha Fazla
Bu Konudaki Kullanıcılar: Daha Az
2 Misafir - 2 Masaüstü
5 sn
1.105
Cevap
377
Favori
76.714
Tıklama
Daha Fazla
İstatistik
  • Konu İstatistikleri
  • Son Yorum 5 gün
  • Cevaplayan Üyeler 566
  • Konu Sahibinin Yazdıkları 219
  • Ortalama Mesaj Aralığı 2 gün 1 saat 12 dakika
  • Son 1 Saatteki Mesajlar 1
  • Haberdar Edildiklerim (Alıntılar) 117
  • Favoriye Eklediklerim 377
  • Konuya En Çok Yazanlar
  • Makunouchi İppo (219 mesaj) 480mrt (29 mesaj) Prokrastinatör (14 mesaj) Naega- (11 mesaj) ALPOTEK (10 mesaj)
  • Konuya Yazanların Platform Dağılımı
  • Masaüstü (227 mesaj) Mobil (531 mesaj) Tablet (24 mesaj) Mini (48 mesaj) Uygulama (5 mesaj)
  • @
258 oy
Öne Çıkar
Tüm Forumlar >> Konu Dışı / Off Topic >> Konu Dışı >> Japonya Maceram [EŞZAMANLI] [SS'Lİ]
Sayfaya Git:
Sayfa:
Giriş
Mesaj
  • Çavuş
    77 Mesaj
    Konu Sahibine Özel
    Aslında her zaman Japonya'nın hayalini kurmuştum ama ciddi anlamda uzun süreli kalabileceğimi düşünmemiştim orada. Sadece anime izlemek ile oluşan basit bir Japonya hayranlığıydi benimkisi.

    Lisede son senemdi, ortalama bir anadolu lisesinde ortalama bir eşit ağırlık öğrencisiydim.Mart 2014'de girdiğim YGS'de alanımda 347 puan alarak 81bininci olmuştum. Dediğim gibi ortalama bir öğrenciydim, derslere ilgim yoktu, son gün çalışarak ve kopyayla görürdüm bir şekilde işlerimi. Yumurta kapıya dayanmadan bir şeylere başlamamak düsturumdu, ki halen de öyle.

    Yaşadığım her bir güne ayrı ayrı lanet ediyordum, bu ülkede, bu kaosun ortasında yaşamak beni çıldırtıyordu. Bu konulara pek girmek istemiyorum, sonuç olarak ileride yurtdışında yaşayabilmek adına üniversiteyi yurtdışında okumaya karar verdim.

    Tek çocuktum ve annem de babam da işçiydi. Durumum ortadaydı, bu şartları da göz önünde bulundurarak ucuz yollu bir şeyler aramaya başladım. Seçenekler arasında birkaç Balkan ülkesine ek olarak Rusya ve Belarus vardı. Asıl gitmek istediğim ülkeler olan İngiltere,ABD ve Japonya'yı maddiyat nedeniyle araştırmaya tenezzül bile etmedim. Seçenekler arasından en mantıklısı Rusya gibi görünüyordu, (Saratov Devlet Üniversitesi, forumdaki bir arkadaş Yurtdışı Eğitim bölümünde tanıtımını yapıyordu, isteyen bakabilir) ailemin böyle bir şeye %100 karşı çıkacağını bildiğimden fazla umutlanmadan konuyu hafiften onlara açtım. Başlarda tabii ki dalga geçiyorlardı, ama ben bıkmadan usanmadan onlara araştırdıklarımı anlatıyordum. Ciddiyetimi anlayınca bu kez sert dille reddetmeye başladılar. Babam Rusya'yi müthiş derecede küçük görüyordu, kendisi Türkiye'yi dünyanın en güçlü,en güzel ve en yaşanabilir ülkesi zannediyordu, zannediyor.

    Rusya konusunda annemi ikna etmiştim ancak babam bir türlü ikna olmuyordu ve umudum her gün azalıyordu. Derken bir gün internetten Japonya'da dil eğitimi için burs veren bir kurumun duyurusuna denk geldim. (İsteyen araştırıp bulabilir, herhangi bir konuda gg olma ihtimaline karşı yazmıyorum buraya). Kurum geçen sene açılmıştı ve burstan kasıtları 630.000¥ (yaklaşık 13.000tl) 'lik yıllık okul ücretini 500.000¥'e (10.000tl) düşürmek ve part-time iş bulma vb. konularda yardımcı olmaktı. Bursa (indirim) internet üzerinden doldurduğun kısa bir form ve neden istediğini belirten kısa bir yazıyla başvurulabiliyordu. Kendimi,durumumu ve hayallerimi anlatan bir yazıyla başvurdum.

    ( 2017 NOT:ORTADA BURS VS. YOK, UFAK BIR INDIRIM VARDI, ARTIK O DA YOK. ISRARLA OZEL MESAJ ATIP SORMAYIN. )
    Bu arada konuyu ufaktan aileme açmaya başladım. Başlarda tabii ki dalga geçtiler yine, bu kez Rusya olayından daha fazlaydı hatta geçtikleri dalga. Daha bir şey kesinleşmediği için ben de ısrar etmedim ve sonucu beklemeye koyuldum. Bu arada LYS oturumları yaklaşıyordu ve iyice salmıştım. Zaten pek de parlak bir öğrenci olduğum söylenemezdi, bir de bu Japonya işi üzerine iyice tüy dikmiş oldu.


    Nisan ayının başından beri dershaneye gitmiyordum (hoş, gitsem de kaçıyordum zaten), bizimkileri evde daha verimli çalıştığıma inandırmıştım, dershaneye de zaten ücretsiz gittiğim için (ortalama bir öğrenci olduğumu söyledim ancak ek bir çaba harcamadığım halde YGS'lerim sağlamdı, geçen sene yapılan dershane indirim sınavında sorular YGS tipiydi ve kendim de anlam veremediğim şekilde o sınavda 2.oldum) seslerini çıkarmadılar pek. Evde bütün gün bilgisayar başında ekolhoca'dan ders çalışma adı altında internette takılıyordum.

    Aradan bir hafta geçti, sonuçlar açıklandı. Kazananlar listesinde yer alıyordum. Direkt aileme durumu anlattım ve ciddi ciddi düşünmeye başladılar, bu arada dalga geçmeler de tam gaz sürüyordu. İlerleyen günlerde babam Japonya konusundaki ılımlı, ikna edilebilir tavrını kaybetti. Fabrikasındaki mühendislere bu durumu anlatmış ve kendisiyle dalga geçmişler "öyle şey mi olur" şeklinde. Babam arkadaşlarının fikirlerine müthiş derecede önem verir. Arkadaşlarından biri "geçen cehenneme gittim, biraz sıcaktı ama süper" dese, ertesi gün babam "hadi hazırlanın cehenneme gidiyoruz, çok meth ediyor arkadaşlar" der. Herneyse, uzun ve bağırmalı çağırmalı kavgalar sonucu güç bela ikna ettim (aslında ikna eden babamın fabrikadaki çok saygı duyduğu bir adam, sadece benim lafımla ikna olmazdı asla) ve vize başvurusu için gerekli belgeleri dil okuluna gönderneye başladım. Formlar İngilizce'ydi ve abartmıyorum 100'e yakın form doldurdum. Anladım ki bu Japonya, bürokraside uzakdoğunun Almanyası'ymış.

    Gerisini uzatmıyorum, ilerleyen günlerde babam bankadan kredi çekti, pasaportu üç yıl yenilettik, gerekli belgeleri yolladık, LYS'ler geldi geçti, (TM-48K TS-9K DİL-7K), Yıldız Teknik Üniversitesi-İşletme bölümünü kazandım, kaydını yaptırdık. Vize başvurumuz yapıldı, ağustosun sonunda vizem çıktı, tavsiye mektubu ve uygunluk belgesi evimize yollandı. Bu belgelerle Japonya Başkonsolosluğu'na gittik, 22 Eylül'de pasaportuma işlenmiş öğrenci vizemi almaya gidiyorum konsolosluğa. Tabii bu yaptığım timeskip içinde 30583949275936 kez babam beni vazgeçirmeye çalıştı, belgelerde 493995839694 kez hata oldu, yeniden gönderdim ve içimdeki Japonya aşkı öldü. Belki de gerçeklik duvarıyla çarpıştı bilemiyorum.


    Uzun lafın kısası, 30 Eylül'ü 1 Ekim'e bağlayan gece Japonya'ya uçuyorum. Son 11 gün kaldı. Konuyu sürekli SS'lerle süslemeye ve güncel tutmaya gayret edeceğim. Okuyan herkese teşekkürler.









    7 Ekim 2014:

    Millet, Kyoto'dan selamlar. 1 haftadır buradayım ve günlük tutuyorum, hiç uzatmadan anlatmaya başlayayım:


    30 Eylül gecesi akşam 8 gibi evden çıktık. 9:50 gibi hava alanına ulaştım, check in i yapıp yukarı kattaki Burger King'te anne ve babamla beklemeye başladık. Biraz zaman öldürtükten sonra yaklaşık 11:40 gibi kalktık ve pasaport kontrol kısmının önüne geldik. Pasaport kontrol kısmının karşısından yurtdışına çıkış pulu tarzı bir şey aldık 15tl ye. Çabuk ve duygusal bir vedalaşmadan sonra pasaport kontrolü geçtim. Artık ailem yanımda değildi. Kendi başımaydım. Etrafımdaki herkes yabancıydı, ve o an, durumumu en iyi ifade eden şarkıyı, welcome to the jungle'ı mırıldanarak yürümeye başladım.

    Duty freelerde biraz zaman öldürdükten sonra uçağımın bekleme salonuna geçtim. Bekleme salonunun en az %90'ı Japondu. (Daha sonradan yanımda yolculuk eden dayıdan öğreniyorum ki budapeşte,prag,viyana,istanbul paket turundan dönen bir kafileymiş tamamı)


    Daha boş bir yer bulup oturduğum anda uçağa giden tünel açıldı. Direkt uçağa yöneldim, "hello" diyen hostesleri "merhaba" diye cevaplayarak her zamanki gibi cam kenarı aldığım yerime geçtim. Aradan bir 5dk geçtikten sonra japon bir dayı geldi. İngilizcesi sıfırdı ve hayatımdaki ilk japonca konuşmamı onunla gerçekleştirdim. Başlarda kurduğu basit cümlelere cevap verebildiğimi görünce beni direkt kafasında native speaker belledi ve yaklaşık 2-3 saat boyunca konuştuk. Daha doğrusu o konuştu, belirli bir süreden sonra tüm anlattıklarına "sou desu ne" demeye başladım. Umarım o arada bana soru falan sormamıştır.


    40dk rötarın sonunda uçak nihayet kalkabildi. Kalkıştan 1,5-2 saat sonra dayı bana karısının yanına gideceğini, tanıştığına memnun olduğunu söyleyip kartını (bankacıymış) ve mail adresini vererek yanımdan ayrıldı.


    Sonraki 7 saat müzik dinleyerek, dar koltuk aralıklarıyla boğuşarak ve uyumaya çalışarak geçti. Gerçekten berbat bir yolculuktu.

    Yolculuğun bitmesine 1-2 saat kala, bir sıra arkamda oturan bir kız yanıma geldi. O da yüksek lisans için Japonya'ya gidiyordu, daha önce de gelmişliği vardı Japonya'ya. Bayağı bir süre konuştuk. Kendisini senpai'm belledim ve aklıma takılan bir çok şeyi sordum.

    Uçak indiğinde onunla beraber Japonların bizdeki havataş benzeri raylı sistemine bindik ve pasaport kontrol bölümünün bulunduğu büyük salonda bekledik. 2 saate yakın sıra bekledik ve haşatımız çıktı resmen.Sıra bize geldiğinde önden o gitti ve bir daha kendisini göremedim. (Bir seferde maksimum 1 kişi alıyorlar.)


    Sıra bana geldiğinde gerekli belgeleri verdim ve Gaijin Card'ımı teslim aldım.

    Gaijin Card: Bir nevi japonyadaki kimliğiniz. Sürekli yanınızda taşımanız gerekiyor, bazen polisler yolda yürürken sizi çevirip bunu sorabiliyorlar.

    Pasaport kontrolü geçince bagaj aramaya gerek kalmadı, çünkü tüm uçuşların bagajları banttan alınıp ayrı ayrı yerlere toplanmış. Direkt bagajı sürükleyerek çıkışa yöneldim. Daha önceden havaalanından dil okuluna direkt servis rezervasyonu yaptırmıştım ama aradan o kadar saat geçtikten sonra hala bekleyeceklerini sanmıyordum. Çıkışta elinde ismim yazılı bir kartonu tutan 1.95 boyunda, yakuza tipli, kısa saçlı, yapılı bir adam vardı. Kendisine işaret ettim ve tek kelime etmeden 20 metre kadar yürüdük ve servisin havayolu bayiliğine ulaştık. Oradan da başka bir adam işi devralarak servise bindirdi, sürücü koltuğuna oturdu, ve yola koyulduk.


    Not: Kansai havalimanından Güney Kyoto'ya 3bin yen (yaklaşık 60tl verdim)


    Servis, 10 kişilik bir minibüstü ve tek yolcusu bendim. Taksi gibiydi resmen. Yolda en az 10-15 tane pachinko kumarhanesi gördüm.


    (Devamı ve ssler yarın, tüm bunları iphone'dan yazıyorum ve can çekişiyorum resmen yazmak için. Burada şu an yaptığım şey hikayemi yazmak, o yüzden hiçbir yeri atlamayacağım. Bize hikaye anlatma ss at diyenler de ss leri atınca burayı direkt es geçsinler).


    Yaklaşık 1,5 saatlik bir yolculuğun sonunda okulun önüne bıraktı servis beni. Saat aksam 9 civarıydı ve okul sanırım beni bekledikleri için açıktı. İçeri girdim, daha önceden mailleştiğimiz, okulun dış işlerinden sorumlu öğretmen (M sensei yazacağım bundan sonra) beni misafir odasına aldı. Biraz bekledikten sonra öğretmenler odasına geçtik. Oradaki telefondan evi arayıp bizimkilere haber verdim. Daha önce bahsettim diye hatırlıyorum; telefon getirmemiştim. Evle olan konuşma da bitince m sensei beni okulun arabasıyla 100 yen shop'a götürdü.

    100 yen shop'dan küçük tava, bardak, kase, yemek çubuğu, tuvalet kağıdı gibi yurt için gerekli malzemeleri aldık ve yurda doğru yola koyulduk. Bu arada trafiğin soldan akması çok ilginç geliyordu ilk zamanlar.


    Yurt 5 katlıydı ve sırtımda 6kg çanta varken 30kg lık bavulu dar merdivenlerden taşıdım. M sensei sadece son kata geldiğimde yardım etti, ayıp etti orada.

    Yurt dediğim bir araya toplanmış 5-8 katlı binalar bütünü. Türkiye'deki yurtlar gibi değil, odayı paylaşmak demek sadece ortak alanları paylaşmak anlamına geliyor. Bir de bu yurtlarda sadece yabancı öğrenciler değil, normal japon vatandaşlar da kalıyor. Sadece öğrenci yurdu değil.

    Bizim ev/odamızda iki ayrı oda, küçük bir mutfak bölmesi, banyo ve buzdolabı vardı. Odaların her birinde standart olarak 1 klima, 1 çalışma masası, 1 ofis sandalyesi, yatak, yangın alarmı ve duvar kenarında aydınlatma için koca bir led bulunuyordu. Şu an iki oda da boştu, ev arkadaşım ertesi gün gelecekti. Biraz inceledikten sonra manzarası iyi olanı seçtim. M sensei odayı biraz tanıttıktan sonra yanında getirdiği nevresim takımını yatağa geçirdi, bana anahtarlarımı verdi ve alttaki çamaşırhaneyi gösterdi, sonra vedalaştık ve yeni yurdumun merdivenlerine doğru yöneldim.


    Müthiş aç ve yorgundum, aldığım ufak tavada su ısıttım ve 100yen shop'tan aldığım ramene döktüm, çubuklarla zar zor yedim onu. Giysi dolabı bölmesinde askı yoktu, hiçbir kıyafetimi çıkarmadım o yüzden, ertesi gün askı alıp asardım, o an aklımda sadece yatmak vardı ve daha bavulu bile açmadan üstümü değiştirip kendimi yatağa attım, atmam ve uyuyakalmam bir oldu.



    Ertesi gün, sabah 10da hangi seviyeden başlayacağımın belirlenmesi için sınava girdim. Sınavı yapan sensei, konuşma, konuşanı anlama düzeyimin ve kelime bilgimin iyi olduğunu; beni başlangıç seviyesinden biraz daha ileride başlatmak istediğini, ancak hiragana-katakana bilmediğim için başlangıç seviyesi sınıfına yerleştirdiğini söyledi.

    Sınavdan sonra M sensei ile belediye binasına gidip adres kartı gibi bir şey çıkaracaktık. Okulun misafir odasında onu beklerken ileride oda arkadaşım olacak çocuk geldi. Kısa bir tanıtım yapayım: Kendisi Vietnamlı. Adı Viet. 24 yaşında, cılız 1.80 boylu, siyah saçlı, 24 değil de 17-18 gösteriyor. Kişilik olarak da biraz saf ve düz bir çocuk. Japoncası çok az var, ingilizcesi hiç yok. Tarzanca anlaşıyoruz ev/odada.

    İkimiz de odada beklerken, M sensei geldi. Bizi birbirimizle tanıştırdı, oda arkadaşı olduğumuzu söyledi. Sonrasında üçümüz beraber belediye binasına gittik ve 1-2 saat süren işlemlerin nihayetinde kartları çıkardık. Okul müdürü de yanında bir öğrenciyle belediye binasındaydı, bize binanın ikinci katındaki büyük halk kütüphanesini gösterdi, kütüphanede her tarz kitap, manga, dergi vardı. Bir kısmı da dvd lere ayrılmıştı ve hemen yanında dvd playerlarda insanlar kütüphaneden aldığı filmleri izliyordu. Bu arada müdürün yanında da adres kartı almaya gelen bir öğrenci vardı, hemen onu da tanıtayım:

    Adı Giorgio. İtalyan. 24 yaşında. Yakışıklı namıssız. Kısmetimi kapıyor okulda. O da iyi çocuk, okulda takılıyoruz arada.

    Tüm işlemler bittiğinde okul müdürü, m sensei, giorgio ve viet okonomiyaki ve yakisoba yemeye gittik.

    Okonomiyaki; içeriğinde isteğe göre her et bulunabilen japon pizzası/waffleı. Bayağı pahalı bir şey.

    Yakisoba: İçinde makarnanın da olduğu bir ızgara.

    Hashi (chopstick, yemek çubuğu) kullanmaya çalışırken canım çıksa da her ikisi de muhteşemdi.

    Okonomiyaki: 9/10
    Yakisoba: 8.5/10

    Japonya'ya gidecek arkadaşlar mutlaka denemeliler.

    Cömert müdürümüz bize yemek ısmarladıktan sonra okulun önüne kadar yürüyüp orada dağıldık.

    M sensei'ye rica etmem üzerine beraber bisiklet almaya, yakınlardaki bir bisiklet dükkanına gittik. Kendime ikinci el bir bisiklet aldım. 6.200+1500(vergi vs.)=7700¥ tuttu, yaklaşık 145 tl ediyor. İşte ilk ss burada geliyor.

    10 Ekim 2014:

    Millet, yoğunluğumdan dolayı yazamıyorum, 2 Ekim-10 Ekim arasını özet geçmek durumundayım, günlüğe aldığım notlarla pekiştireceğim.


    -Okulun açılış seremonisi 6 Ekim'de oldu, tüm uzun dönem öğrenciler ve öğretmenler japonca kendilerini tanıttı. Bize burada dikkat etmemiz gereken şeyler hakkında uzun bir brifing verildi.

    -Sınıflara ayrıldık, bizim sınıf sabahçı. Her sınıfın bir ismi var, bizim sınıfın ismi İzumi.

    -Geldiğimden beri haftalık Shounenjump alıyorum.

    -Hiragana'yı tamamladım, Katakana hala bilmiyorum, sıkıntı oluyor bazen.

    -Buraya geldiğimden beri en geç sabah 6'da uyandım, ne kadar çabalarsam çabalayım daha geç uyanamıyorum. Buraya 5 Türk geldik, hepimizde de aynı sorun var. Biyolojik saat ile mi alakalı, buranın atmosferiyle alakalı mı bilmiyorum.

    -Yurdun/apartmanın giriş kapısı 7/24 açık. İstedğin zaman girip çıkabiliyorsun. Aynı şekilde odana da birilerini getirebiliyorsun, yurttan ziyade apartman burası.

    -Okul başlamadan önce her sabah 5-6 gibi kalkıp 20km yol yapıyordum bisikletle. Kinkakuji adlı Kyoto'nun en ünlü tapınağına gidiyordum.

    -Arabalar Japon markası ağırlıklı, 2010'dan aşağı model görmedim daha. Çok pahalı modeller görüyorum bazen yollarda.

    -Bisiklet kullanımı aşırı fazla, insanların %50si bisikletle işe gidiyor.

    -Avmlerde kasiyer otomatları var, kuyruğa girmek istemeyen insanlar bu otomatlara aldıklarının barkodunu okutup, parasını içine atıp, para üstünü alıyor. Zerre karışıklık ya da hırsızlık olmuyor.

    -İnternet kafeler çok pahalı. Saati 8-13tl arası değişiyor.

    -100 yen shop adlı 1 milyoncularda ev araç gereçleri ucuza bulunabiliyor.

    -Hipermarketler her zaman için küçük marketler zincirlerinden daha ucuz.

    -7/24 açık çok fazla yer var.

    -Telefon aldım, iphone 5s gold. Alırken para ödemedim. Faturam her ay 6,900¥ (Yaklaşık 130tl) İçeriğinde 7gb internet var (4G). (Yine pahalı diyenler çıkacaktır, 7gb internet ile yapabileceğiniz en ucuz telefon faturası sözleşmesi budur Japonya'da. iPhone'u ben seçmedim, ben en ucuz telefonu ve faturayı seçtim, o da buydu).

    -6 Ekim'de işe başvurdum, mülakata girdim. 8'inde başladım. Sanko'nun fabrikasında plastik ürün ve mimari çizim kağıdı üretimindeyim. İş biraz ağır ama elimden geleni yapıyorum. Haftaiçleri günde 5 saat çalışıyorum, saat başı 850¥, (17-18tl civarı) alıyorum. Okul 8.50'de başlayıp 12'de bitiyor, teneffüs yok, öğretmen insiyatifine göre toplamda 10-15dk dinleniyoruz günde. 12'de okul bitince öğle yemeği yiyip işe gidiyorum. 13-18 arası işteyim. 22-23 gibi de yorgunluktan uyuyakalıyorum.

    -Sınıfımız 9 kişi, 6'sı Vietnamlı, ben de dahil 2 Türk, 1 Myanmarlı dayı. Myanmarlı dayının ingilizcesi vietnamlılardan daha iyi. En iyi telaffuz Türklerde. 4 ayrı öğretmenimiz var, hepsi kadın.

    Şimdilik bu kadar.


    11 Ekim 2014:
    İzlenimler:

    -Markette veya hizmet gördüğünüz herhangi bir yerde yere para vb bir şey düşürürseniz anında kendi kısımlarından fırlayıp yanınıza kadar gelip yerden almaya çalışıyorlar, bunu farklı yerlerde 3 kez yaşadım.

    -Hipermarkette 2 yen (yaklaşık 5 kuruş) para üstümü almayı unuttum diye taa kasadan hipermarketin çıkışına kadar para üstümü getirdi kasiyer.

    -İş güvenliğine çok önem veriyorlar, yaptığım işin kimyasallarla alakası olmamasına rağmen, laboratuvar tulumu, laboratuvar botları, bone, maske, beyaz lastik eldiven takıyorum ve içeri girmeden önce air shower (hava duşu) dan geçiyorum.

    -İntihar olayları çok oluyor. Ben geldiğimden beri 3 intihar oldu Kyoto'da. Sadece öldükten sonra ne olacağını merak etmek için intihara kalkışanlar var.

    -Öğle saatleri caddelerde liselerin beyzbol, tenis, basketbol takımları üniformalarıyla koşuyorlar.

    -Abartısız her yerde içecek otomatları var. 500ml su, 500ml koladan daha pahalı.

    -Marketlerin çoğunda alkollü kutu içeceklerle normal kutu içecekler aynı yerde. Yemeğin yanında içecek ararken görünüşüne aldanıp aldığım alkollü içecekler var ( Strong Zero ).

    -Her yerde araba, bisiklet, motosiklet park yeri ayrı.

    -En ünlü tapınak Kinkakuji. Etrafında araba ve bisikletler için ayrı ayrı park yerleri var. Giriş ücreti çocuklar için 300¥, yetişkinler (+16) için 600¥, aldığınız giriş biletini saklarsanız sonraki girişler bedava.

    -Kyoto'nun sokak ve caddelerinin köşeleri 90 derece. Bazı yerlerde birinin gelip gelmediğini görmek için aynalar var ana çoğu yerde yok bu. Bisiklet kazalarına davet çıkaran cinsten.



    13 Ekim 2014:

    Dün sabahın 7'sinde kalkıp spor festivaline gittik 5 Türk okul müdürüyle birlikte. Eğlenceliydi, 200metre koşu yarışına falan da katıldım, festivale ve günlük hayata dair izlenimler:

    -Isınmaya müthiş önem veriyorlar, etkinliğe katılan herkese sahada eşzamanlı bir şekilde mikrofonla komut vererek ısınma hareketleri yaptırıldı.

    -Festivalde herkese 1'er 400¥ lik yemek bileti verildi ve aşevi gibi yemek standı kuruldu kapalı spor salonunda.

    -Japon çocuklarının hepsi öyle uysal, sevimli vs değil. Biraz yüz verirseniz esenyurt çocuğuna dönüşüyorlar.

    -Japonya'da okullarda her öğrenci en az 1 spor dalında ustalaşmak zorunda. Spor aktivitelerine çok önem veriyorlar.

    -Japon insanları bilgisayar programı gibiler. Onlara göre her işin bir yapılış şekli var ve daha kolay da olsa, daha kârlı da olsa o işin alternatif yapılış şekillerini yoksayıyorlar.

    -Maske takma olayı sapıtmış durumda; hastalar, hasta olmak istemeyenler, işe giderken makyajını yapamamış, zamanı olmayan iş kadınları (saçlarıyla da ilgilenemediyse yanında balıkçı şapkasıyla birlikte) derken sokakta gördüğüm her 10 kişiden 1'i maske takıyor.

    -Şemsiye günlük hayatın parçası. Gayet güzel ve güneşli bir havada bile bazı kadınlar elleri dirseğine kadar eldivenli ve şemsiye açmış bir şekilde, kafalarına kendilerine robocop havası katan mor plastik aksesuarlarla geziyorlar.

    -Güneşten de yağmurdan da kaçıyorlar.

    -Burada sakallı insan hiç yok, sakallı yabancıları görünce çok şaşırıyorlar, bazıları korkup kaçabiliyor bile.

    -Asahi Bira=Efes Malt
    -Kirin Bira=Tuborg Gold
    -Sake:Olsa da olur, olmasa da olur. Yoklukta gideri var.


    16 Ekim 2014:

    Kare Raisu:8,5/10
    Korokke:7/10
    Market Sushi'si:6/10
    Gyouza (domuz etli):5.7/10
    Suntory Bira: 8/10 (en iyisi bana göre)


    17 Ekim 2014:

    Geçen gün okul barbekü partisi düzenledi tüm öğrencilerine ücretsiz. Ben o gün işte çalışıyordum ancak 8:40ta başlıyordu ve iş 13:00'daydı, ben de yakınlarda bir yerdedir, yetişirim diye düşünmüştüm.

    Saat 9da toplanıp otobüsle Kyoto İstasyonu'na gidip, oradan metroyla 1 saat yolculukla vardık barbekü alanına. Vardığımızda saat 11:30 du, ve 15dk içinde yiyebildiğim her şeyi yiyerek geri dönmek zorunda kaldım. Bu 15dklık serüven yüzünden sabahın 7'sinde kalktım, toplamda 32tl yol parası harcadım ve işe 15dk geç kaldım. İçime oturdu.

    -İnternet bağlantısında kampanya varmış Docomo'dan geldiler, bayağı bi konuştuk, ayın 25'inde internet bağlatıyoruz eve. Kotasızdı ama hızını unuttum şimdi. Fiyatı toplamda 3,400¥ (68tl) aylık. 2 kişi bölüşeceğiz kişi başı 34tl, Japonya şartlarına göre epey ucuz. İyi oldu bu.

    -9 kişilik sınıfın 6'sı Vietnamlı ve kızı-erkeği hepsi ayrı birer barzo. Derste bağıra bağıra Vietnamca konuşmak (İngilizce bilen bi çocuk tercüme de etti küfür de ediyorlar sürekli), yasak olduğu halde telefonla takılmak gibi saçma salak hareketleri var. Berbat bir dilleri var ayrıca. Bir dil ancak bu kadar itici olabilir. Okulda yaklaşık 30 vietnamlı var, vietnam kelimesinden tiksiniyorum artık o derece rahatsız ediyorlar beni.

    -Okul hapishane filmleri gibi; Vietnamlılar beraber, Endonezyalılar beraber, Türkler beraber, diğer Asya ülkeleri beraber takılıyorlar ve kendi dillerinde konuşuyorlar. Müthiş gruplaşma var.

    -Okula girerken ayakkabılarını çıkarıyorsun, herkesin kendi terliği var okul içinde giydiği.

    -İşyerindeki amirim tam bir--- neyse. Herifçioğlu geçen beni kolay işe verdi, normal bir çalışanın 1,000 ürettiği yerde ben 4,000 ürettim, bana dediği laf şu: "Ürünleri niye kule gibi diziyorsun" "Neden düzeltmek için, tak tak vuruyorsun ürünleri masaya, yıpranıyorlar (alakası bile yok), "Arkana yaslanarak çalışma, düzgün otur" Bir de adam bunları söylerken yanımdaki diğer kadın çalışanlar sanki bot varmış gibi kahkaha atarak gülüyorlar. Çıldırıyorum.


    Mesela geçen gün 5 saat boyunca ayakta, zor işte çalıştım, sonlarına doğru ellerimle öne yaslanıyordum hafiften, dediği şey şu: "Niye mevzu var gibi duruyorsun, korkunç"

    Bir de bir iş bittiğinde diğer işe verecek mesela, omzumdan çekiştirip götürüyor, hayvan güdüyor sanki. Öyle deli oldum ki burası Japonya olmasa ne var ne yok girişirdim ona.

    Ben haftaiçleri öğle 1-6 arası çalışıyorum, saat 3-3:10 arası 10dk molam var, bugün vardiya bitiminde bana şöyle diyor: "Gelecek haftadan itibaren molalar 6-6:10 arası". Adama diyorum ki ben zaten 6'da çıkıyorum, yani molam yok mu demek bu? "Hayır molan var 6-6:10 arası, İngilizce bilen yok mu şuna anlatsın" aynen böyle diyor. Anlıyorum dediklerini.

    Hizmet sektöründe çalışacak kadar dilim olmadığı için bu işe mahkumum. Para gerekiyor, elim kolum bağlı. Mecbur devam ediyorum. Ayrıca şu iPhone'u icat edene lanet olsun, tüm yazma hevesim kaçıyor sayesinde.

    18 Ekim 2014:

    -Bugün okul da iş de yoktu, aldım bisikleti kayboldum Kyoto sokaklarında. Burası gerçekten harika bir şehir, her yerde doğanın varlığını, Japonya'ya özgü o oryantal havayı hissedebiliyorsunuz. Gerçekten müthiş bir deneyimdi.

    Kaybolmuş geziyorken karşıma Book Off çıktı.
    Book Off: Japonya genelinde çok ucuz kitap, manga, dvd satan yerler.

    Aklınıza gelebilecek tüm mangalar 100 yen (2tl) idi ve 3 cilt hunter x hunter mangası aldım. Çıkarken telefonda harita uygulamasına konumunu kaydettim. Yarın cebimde parayla gidip bi 20 cilt manga almayı planlıyorum.

    İzlenim:

    -Carrefour, Knorr gibi bize tanıdık markalar var.
    -Panasonic, New Balance, renault marka bisikletler var. Bana komik geliyor.
    -Bazı otomobil showroomları var içerisi kafe, anlam veremedim hala başka bir olayı da olabilir.

    -Alışveriş merkezinin yemek katında yemek söylediğinizde siparişinizi alıp size çağrı cihazı gibi bir şey veriyorlar. Yerinizde oturup beklerken yemek hazır olduğunda cihaz ötüyor ve yemeği almaya gidiyorsunuz. Belki Türkiye'de de vardır böyle bir şey. Ben görmedim.

    -Sürücü kurslarının arabaları için özel yapılmış pistler var, trafiğe kapalı.

    -Taksiler siyah, taksiciler eldivenli ve şapkalı. İnsana şoförüyle beraber limuzin kiralamış hissi veriyorlar, kapıyı açmalar vs.

    -Tüm Japonya'yı gezmek için yapmanız gereken tek şey en yakın istasyona gidip metroya binmek. Bir gün amaçsızca bunu yapmayı planlıyorum, eğer yerse yarın bile yapabilirim tüm gün boşum.



    22 Ekim 2014:

    -Geçen gün annesine selamlarımı ilettiğim biri okulun önüne bıraktığım şemsiyemi çalmış. İliklerime kadar ıslandım, 3 gündür aralıksız sövüyorum. Normalde yurdun dışında, okulun dışında, odaların dışında, işyerinin dışında, kısacası her yerde şemsiye var ve bir tanesi bile çalınmıyor.

    -Kanji'ye başladık, hiçbir şey anlamıyorum. ios için iyi bir app önerecek varsa pm atsın lütfen.

    -Haftasonu dernek başkanı bizi Osaka'ya götürüyor gezdirmeye, ss'ler gelecek.

    -Dün süpermarkette Türk fındığı gördüm, ilginç geldi, ss'sini ekliyorum.


    24 Ekim 2014:

    -Sınıfta bazı değişiklikler oldu, eski mevcut 9 kişiydi, 6 vietnamlı, 2 türk, 1 myanmarlı. Şu anki mevcut 11, diğer türk'ün seviyesi yüksek olduğu için sınıf değiştirdi, 3 nepalli geldi.

    -Çalınan şemsiyeyi okulun şemsiyeliğinde buldum, kullanılmış tabii haliyle.

    -Şehrin daha %5 ini gezmişimdir ama gerçekten harika bir şehir, müthiş bir atmosfere sahip.

    -Ufaktan kanji'ye başladım, 15 kanji biliyorum.

    -Yarın Osaka'ya gidiyoruz dernek başkanı ve diğer Türk arkadaşlarımla.





    28 Ekim 2014:

    -Geçen cumartesi öğlen 12de okulun önünde buluşup, beraber metro durağına gidip, umeda aktarmalı Osaka'ya gittik 5 Türk.

    -Önce gökdelenin birinde biraz manzarayı seyrettik, sonra indik ve 100 mt ilerideki bir alışveriş merkezine gittik. İçeride 2 kat teknoloji market, 3 kat normal avm'de olan diğer tüm şeyler ve 1 kat da anime-manga bölümü vardı. Anime-manga bölümüne ek olarak shounen jump shop'ın jump shop mağazası vardı. İçeride anime-manga hakkında aklınıza gelebilecek tüm malzemeler vardı. One piece aranıyor posterleri, orijinal luffy, ace şapkaları, luffy-sabo-ace'in beraber içtiği sake bardakları, nakama bileklikleri, marine şapkası, t shirtler, shingeki no kyojin bileklikleri, slam dunk karakter eşyaları, kuroko no basuke karakter içecekleri, eşyaları, gintama karakter eşyaları, elizabeth figürleri, hunter x hunter t shirtleri, karakter eşyaları vs shounenjump'ta yayınlanmış tüm mangaların tüm eşyaları vardı, biraz ss de çektim yükleyeceğim ileride.


    -Orada da 1 saat kadar takıldıktan sonra Osaka sokaklarında gezerek nerede bir şeyler yiyeceğimize karar vermeye çalıştık (Bu arada biz 5 Türk'ü gezdiren dernek başkanı, kendisi Osaka'da yaşıyor, yoksa hepimizin ilk gelişiydi Osaka'ya)

    -Geleneksel bir Japon restoranına girdik. Başkanın önerisiyle hepimiz Kimchi denen Kore yemeğini sipariş ettik. Restoranda soğuk buğday çayı, bira ve elma suyu hariç içecek seçeneği yoktu. Bu çoğu geleneksel Japon restoranında böyledir. Aklınızda bulunsun

    Kimchi: 6.4/10

    -Yemekten sonra Osaka'nın en büyük kitapçısı (7 katlı) Maruzen'e gittik. Kendime Kanji için el kitabı aldım. Herkes ayrılıp bi yarım saat kadar Maruzen'de gezdikten sonra bu kez hep beraber yine büyük (7 katlı) bir avm olan Loft'a gittik, loft biraz daha giyime yönelik bir avm'ydi isminden de anlaşılacağı üzere. Orada da tekli ya da 2 kişilik gruplar halinde takıldık, one piece, dragon ball, gintama, naruto karakterlerinin kostümlerini satan bir yer buldum, harikaydı gerçekten. Kostümler 180tl civarıydı bu arada.

    -Japonya'ya geldiğimden beri aradığım Dr. Pepper ve Coca Cola Cherry'i nihayet burada bulabildim. Severim diye düşünerek 6 kutu Dr. Pepper, 2 kutu Coca Cola Cherry aldım, mağazadan çıktım ve bir Dr. Pepper'ı açıp içmeye başladım. Tadı sanki acı bademi şekere boğup suyu çıkarılmış gibiydi. (Bu tanımı her yerde bulamazsınız bakın) Coca Cola Cherry de aynı botun laciverdi bu arada.

    Dr Pepper: 3.6
    Coca Cola Cherry: 3.1

    -Avm çıkışında herkes toplandıktan sonra bir yarım saat kadar oturduk ve etrafı izledik. Sonra kalkıp hem yürüyerek, hem şehri gezerek Osaka'nın ünlü bir meydanına kadar gittik. Yaklaşan Halloween nedeniyle tüm insanlar cosplay yapmak için oraya gelmişlerdi, yaklaşık 3 saat efsane cosplay yapan insanlarla takıldık, fotoğraf çektirdik, biraz da içtik. Müthiş geçiyordu zaman.

    -Biraz daha içki almak için meydanın hemen yanındaki markete girdik. Çıkarken bu gece 23:00-05:00 arası kostümlü parti olduğunu söyleyip, eğer bu biletle giderseniz giriş ücretsiz diyen bir abla geldi yanımıza. Biletleri aldık, planımız partiye katılmaktı.

    -Meydanda biraz daha takıldık, birçok Japon cosplayer'la muhabbet kurdum, Londra'da yaşayan Tom adında bir adamla tanıştım, adama Türk olduğumu söyleyince bana şunu söyledi: "Türkler hakkında bildiğim tek şey var: Hepiniz lanet olası (film çevirisi) çılgınsınız!"

    Tom'la bir 10-15dk ayakta konuştuk, kadeh kaldıracakken elimin boş olduğunu görüp vodka ikram etti bana, sonrasında tuvalete diye gitti ve kalabalığın arasında kayboldu.

    Not: Parti, cosplay yapılan meydan, Osaka'nın atmosferi vb. kelimelerle anlatmak istemediğim şeyler, çok yavan kalıyor yazdıklarım.

    -Saat 11-12 gibi başkan ve 5 Türk meydandan ayrılıp yakınlardaki bir Türk restoranına gittik. Gerçekten ilginç bir ortamdı, üzerinde Türk formasıyla rakı içen Japonlar, tamamen Türkiye'ye has bir ortam, mekanda çalışan Türkler ve mekanın sahibiyle ince belli bardakta yeni demlenmiş çay içmek... Garip ve güzeldi, evimde gibi hissettirdi.

    Yarım saat kadar sonra oradan da kalktık, yakınlardaki bir McDonaldsa gidip bir şeyler yedik. Sonrasında partiye doğru yol aldık.

    Başkan bize sabah geri döneceğimiz metro hattını gösterip, bizi partiye kadar bırakıp evine gitti. Partiye giriş ücretsizdi ama girişte 1 içecek bileti almak zorunluydu, o da 400 yen kadardı. Mekana girdik, direkt dolaplara (locker) yöneldik, 300yen karşılığında özel eşyalarımızı içine koyup kilitledik ve partinin keyfini çıkardık.

    Parti, kostüm partisiydi. 10-15 kişi hariç herkes kostümlüydü. Saatlerce dans ettik, sadece birkaç japonla oturup muhabbet etme şansım oldu. Genelde ilk muhabbetlerin kostümlere yönelik olduğu bu kostümlü partide kostümsüz olduğum için pek bir oturup konuşma şansım olmadı. Ben de gece 4'e kadar saçma sapan dans ederek geçirdim zamanı. Oldukça eğlenceliydi.


    Gece 4'te partiden çıkıp meydana geri döndük. Etraf tam bir parti sonrası görünümündeydi. Hala parkta takılan 10-20 kadar insan vardı. Orada Misaki (isim uydurma) adlı bir kızla tanıştım. Bir 10dk kadar konuştuk. İngilizcesi ve aksanı çok iyiydi ve o ana kadar Japonya'da gördüğüm en güzel kızdı. Bana facebook hesabım olup olmadığını sordu ve benim telefonumdan kendini bulup ekledi. Sonrasında sabahın ilk metrosuna binmek için oradan ayrıldık. Sabah 5'te ilk metroyla eve döndük.


    25 Kasım 2014:

    Aslında 31 Ekim'i (Halloween)'i uzun uzun anlatmayı planlıyordum da kararımı değiştirdim. Özet geçiyorum bugünd kadar olan kısmı.


    -O gün Osaka'ya Halloween'de tekrar gitmeye karar vermiştim. Halloween için kostüm lazımdı ve kostüm mağazası Osaka'daydı, 8'de kapanıyordu. 6.10da işten çıkıp 8 de orada olmam imkansızdı, ben de bir gün okulu astım ve gidip kendime One Piece Amirali pelerini aldım ve onu kendi takım elbisemle kombine ettim, orijinal ve eksiksiz bir cosplay yapmak için önceden sipariş vermek gerekiyordu, zamanım yoktu, ben de böyle bir şeye kalkıştım işte.

    -Kostümü aldıktan 2 gün sonra beklediğim gün gelmişti, bu süre zarfında o kızla da facebook üzerinden konuşmuştuk biraz, aynı yerde buluşacaktık. İş çıkışında direkt kostümü giydim ve Osaka'ya gittim. O geceyi atlıyorum, tamamen çılgın bir geceydi ve yüzlerce insan benimle fotoğraf çekilmek istedi, içtik, rock bara gittik vs. bunları bilmeniz yeterli. (Merak edenler için; kızla bir şey olmadı).

    -Halloween, Japonya'da yetişkinlerin çılgınca cosplay yapıp eğlendiği bir gün, diğer ülkelerdeki Halloween ile pek bir alakası yok.

    31 Ekim-25 Kasım arası:

    -Japonya'nın en iyi spor salonlarından biri olan Konami'ye kaydoldum.

    -İş yok diye fabrikaya çağırmıyorlar artık tüm part-time'cıları iş olana kadar çıkardılar gibi bir şey oldu, 1 aylık başka bir işe girdim, bugün ilk iş günüm, gece 1-6 arası çalışacağım, haftada 4 gün 2.300tl alacağım 1 ay için, geçici iş.

    -Maaşımın 1.200tl lik kısmını aldım. Kalanı sonraki ay.

    -Okulda 2 kez sınav olduk, birinden 94/100 aldım, diğeri henüz açıklanmadı 90 civarı alacağım ondan da.

    -Thrift shop'larda inanılmaz kaliteli ürünler komik fiyatlara satılıyor, buraya uzun süreli geleceklere tavsiyem; fazla kıyafet getirmeyin.


    -İnternet bağlantısı için 12 ay taahhüt verene laptop hediye eden kampanya varmış, eski interneti iptal edip bu kampanyaya kaydolacağız bilgisayar sorunum da çözülecek nihayet önümüzdeki haftalarda.

    -Burada harika bir sonbahar yaşanıyor şu an, fazla fotoğrafını çekmedim ama "autumn in kyoto" diye arama motorunda aratırsanız ne demek istediğimi anlayacaksınız.

    Şimdilik bu kadar, dropbox'ı da güncelliyorım şimdi, ona da bir bakarsınız.


    19 Aralık 2014:

    Merhaba dostlar dondum ben :) Orada havalar nasil bilmiyorum ama buraya yilin ilk kari yagdi bile :)

    -26 Kasim gibi yeni ise girdim, sadece 1 aylik is ve bitmek uzere. Gece 1-6 arasi, gunluk 100tl, bu ay sadece 7 gun calistigim icin fakirim biraz. Ocak ayindan itibaren 2 part time ise ayni anda girmeyi planliyorum. Bir sonraki senenin okul parasini cikarmaliyim.

    -Onceki isimin ikinci maasi ile bisiklet aldim yol-yaris tipi, fotografini dropboxa ekledim.

    -Yeni internete gectim, kampanya nedeniyle bedava laptopi sonunda alabildim. Modeli hp ProBook 6560b, idare ediyor beni.

    -Ders konusunda ciddilestim, gunde 2 saat civari kanji calismaya basladim, su an 60 kanji biliyorum, sonraki guncellemelerimde ezberledigim kanji sayisini da yazacagim.

    -Onlarca kez soyledigim seyler soruluyor ozel mesajlarda, bu tarz mesajlari cevaplamiyorum. En cok sorulan sorulardan biri de burada hangi bolum okudugum. Daha once de belirttigim uzere su an dil okulundayim, bu nedenle sadece Japonca dersi goruyorum. Tahmini 1-2 yil kadar sure sonra Japonyada yeterli seviyeye gelmis olacagim ve sadece yabanci ogrencilerin girdigi universite sinavina girecegim. Sinavdaki puana ek olarak cogu universite kendi sinavini ve mulakatini da yapiyor, bu elemelerden gecerek bir universiteye yerlesip burs bulmaya ugrasacagim.

    -Arada vineda Kyotodan ufak kupleler paylasmayi planliyorum, linki buraya birakiyorum.https://vine.co/u/1082797129078063104

    -Iyi niyetli mesajlariniz icin cok tesekkurler, hepsini tek tek alintilayip cevap yazamiyorum kusura bakmayin. Konuya yazilan tum mesajlari okuyorum, sayenizde yalniz hissetmiyorum. Tesekkurler.





    24 Aralık 2014:

    -İki güzel haberi aynı anda aldım. Birincisi; fabrika işini bırakıp Kyoto'nun Nevizade'si sayılabilecek mevkiideki bir bara cv bırakmıştım, mülakata çağırdılar olumlu geçti, 2 ocakta başlıyorum, ortam çok güzel, çok iyi olacak benim için.

    -İkincisi; Türk-Japon ortak yapımı bir filmde figüran rolü oynayacağım. Çekimler Cuma günü başlıyor, Ocak ayının sonuna kadar devam ediyor, günlük 160tl+yol parası+ Türkiye'den gelecek asıl oyuncu kadrosuyla tanışma fırsatı gibi artıları var.

    Dört ayağımın üzerine düştüm millet.


    20 Ocak 2015:

    -Arkadaşlar sakin, güncelleme dediniz yapıyorum tamam vurmayın öldüm :d

    -Yılbaşında Osaka'ya gittim. Arkadaşım da, beş param da yoktu. Marketten aldığım içkiler elimde sokaklarda içerek, meydandaki 20 milletten insan denizinin içinde kaybolarak geçirdim yılbaşını. Yine de güzeldi. Sanırım.

    -2 Ocak'ta barda çalışmaya başladım. Bar Kyoto'nun gece hayatının kalbinin attığı bir mevkiide, müşteri sayısı yoğun. Sahibi Türk, çalışanlar Türk-Japon karışık. Ha bir de İtalyan var. Benden sonra giren bir tane de Çinli var. İş oğun, henüz öğrenme-adaptasyon sürecindeyim.

    -Çekimler 10 Ocak gibi başladı, geçen gün bitti. Rolüm batan Ertuğrul Fırkateyni'nden köylüler tarafından kurtarılan hafif yaralı denizci eri rolüydü, toplamda 2 dakika civarı gözükeceğim sanırım filmde, çekimlerin diğer ayağı başka bir şehirde olacak, onun da sadece 3 gününe katılabileceğim okul nedeniyle. Film de Kasım 2015'te vizyona girecekmiş.
    Bu arada size ortamdan bahsedeyim; size önceden söylenen saatte stüdyoya geliyorsunuz, kıyafet değişimi ve makyajdan sonra bayağı büyük bir salonda bekliyorsunuz Fransız-İtalyan-Türk-Japon figüranlarla birlikte. Ortada ufak bir büfe var, yiyecek-içecek (demleme çay) istediğin kadar alabiliyorsun. Yorgunsan banklar var, onlara uzanıp biraz kestiriyorsun. Her yerde ısıtıcılar da var zaten, bir de üzerine üç öğün yemek veriyorlar. 8-9 saat ordasın ama çekimler toplamda 2-3 saat sürüyor. Kalan zaman yatış. Günlük aldığım para da 200tl bu arada.

    -Onun dışında Japonca çalışmam 2 hafta sekteye uğradı hastalık (grip oldum), film çekimleri, bar vs. derken. Şu an 115 kanji biliyorum en kısa zamanda Kanji çalışmaya geri dönmeyi planlıyorum.

    -Ocak ayında 3 yeni Türk öğrenci aramıza katıldı, sayımız 8 oldu.

    -Hayat her zamanki gibi işte, nasıl bir hayat yaşarsan yaşa bir şekilde bu monotonluğa kapılıyorsun, neden güncelleme yapmıyorsun diyen arkadaşlar bunu da göz önünde bulundursunlar lütfen, tekrara düşmem her açıdan mantıksız olur, yazmaya değer bir şeyler yaşadığımda er ya da geç güncelliyorum zaten.


    Not:Dropbox linkini de güncelliyorum şimdi, ona da bir bakarsınız.


    24 Mart 2015:

    -Film çekimleri Ocak ayının sonunda bitti, film Kasım ayında Türkiye ve Japonya'da eşzamanlı gösterime girecek.

    -Yazmadığım arada 1 ay kadar Ritz Carlton Kyoto'da housekeeping işi yaptım.

    -Çalıştığım barın sahibi yeni bir restoran/bar açtı, artık orada da çalışıyorum.

    -Japonca konuşma yarışması düzenlendi okulda, 2. Oldum, sertifika ve 120tl civarı sembolik bir ödül aldım.

    -Üniversite sınavına (ryugakushiken) kaydoldum, sınav 21 haziranda, temmuz ayında da Japonca seviye sınavım var (noryokushiken).

    -Üniversite sınavına sadece deneyim için giriyorum, seneye büyük ihtimal Osaka şehrinde üniversite sınavına özel hazırlığı olan bir dil okuluına geçeceğim.

    -Dropbox güncellendi.



    12 Nisan 2015:

    Üniversite konusunda;

    21 Haziran'da bizdeki LYS ile aynı formatta yabancılar için öğrenciler için üniversite sınavına (ryugaku shiken) giriyorum. Alacağım sonuca göre başvurmayı planladığım birkaç iyi üniversite var, şu anki Japonca seviyemle çok sağlam okullara girmem pek mümkün olmayabilir, okuldan alacağım referans da etkili olacak. Buraya sadece üniversite okumaya değil, en iyi üniversitelerden birinde okumaya geldim, o yüzden kaç kez olursa olsun yeniden deneyeceğim şansımı.

    Buna alternatif olarak; sayıları az da olsa Japonya'da %100 İngilizce bölümleri olan üniversiteler de var. Temmuz,Ağustos ve Kasım aylarında bu üniversitelere de ayrı ayrı başvurularımı yapıyorum. Dil yeterliliği ispatı için de TOEIC sınavına gireceğim Haziran ayında. İki koldan ilerliyoruz bakalım ne olacak.

    -Temmuz ayında Japonca dil yeterliliğinin sertifikasını alabilmek için sınava giriyorum. N3 seviyesini alacağım sanırım.


    -Nisan alımlarında iki Türk arkadaşımız daha aramıza katıldı. Şu an 10 Türk öğrenciyiz okulda. Temmuz ve Ekim'de de aramıza katılacak arkadaşlar olacak.

    -Gelen mesajlar çok fazla, ben de yoğunum neredeyse her gün çalışıyorum, cevap veremediklerim olursa -ki oluyor- kusura bakmayın.

    -Bu yaz benim için sınavlar ve başvurular dönemi, şans dileyin.






    5 Ağustos 2015:

    -21 Haziranda Japonya'da yaşayan yabancı öğrencilere yönelik düzenlenen üniversite sınavı (Ryugakushiken)'na girdim. Genel Japonca, Japonca Kompozisyon, Japonya ve Dünya, Matematik gibi testlere girdim, dileyen Japonca ve Dünya ve Matematik testlerini İngilizce olarak alabiliyor ben de öyle yaptım. Sınav Türk eğitim sisteminde yetişmiş bir öğrenciye göre oldukça zordu. Japonya ve Dünya testinde sorular günceldi ve genel olarak dünya ekonomisi ağırlıklıydı. Yakın zamanda gerçekleşen İskoçya bağımsızlık referandumu ile bir soru gördüğümü hatırlıyorum, bazı sorularda Türkiye de geçiyordu. Japonca testi Okuma, Dinleme ve Yazma testlerinden oluşuyordu ve soruları tam olarak anlayabilmek için N1 (En yüksek Japonca seviyesi) seviyesinde Japonca bilmek gerekiyor diye düşünüyorum, bu nedenle beni oldukça zorladı. Kompozisyon yazma kısmında ise iki konu verilmişti ve aday istediği konuyu seçip yazabiliyordu. Maalesef benim öyle bir lüksüm olmadı, verilen iki konudan sadece birini okuyabildiğim için onu seçtim. Konu ''iyi bir liderin sahip olması gereken özellikler'' idi. Yaptım artık bir şeyler. Matematik kısmı ise aynı bizdeki gibi Matematik 1 ve Matematik 2 gibi bölümlere ayrılmıştı, sadece birini seçebiliyordunuz ve ben Matematik 1'i seçtim. Sorular bizdeki YGS Matematik konularıyla hemen hemen aynı konu aralığındaydı. Daha önce İngilizce üzerinden Matematik testi görmediğim veya çözmediğim için kavramları anlayamadığım sorular çok oldu. Ayrıca Matematik sınavı klasikti, optik formunda işaretleme kısmında şıklar yerine sayılar ve + ile - işaretleri vardı, mesela bir sorunun cevabı -10 ise -,1 ve 0 işaretleniyor. Sınav salonuna telefon, yiyecek, içecek getirmek yasak değil. Su harici eşyalarınızı sınav başlamadan sıranın altına kaldırmanız ve telefonunuzu kapalı tutmanız yeterli.

    Sınavı genel olarak ÖSS'yle karşılaştıracak olursak daha zor ve genel kültür gerektiren sorular olduğunu söyleyebilirim.

    Not: Japonya'da nasıl bir sınava girecek olursanız olun, yanınızda bir kol saati getirin. Hiçbir sınav salonunda saat yok (sadece bu sınav için konuşmuyorum), nedenini bilmiyorum.

    -Sınav sonuçları 1 ay sonra adresime ulaştı, sonuç belgesinde sınava giren adayların genel puan ortalaması da yazıyordu. Buna göre;

    Japonca: Ortalama altı, vasat
    Kompozisyon: 50 puan üzerinden 25, hemen hemen ortalama
    Japonya ve Dünya: Ortalama üzeri
    Matematik: Ortalama

    geldi. En önemli puan Japonca olduğu için bu puanlarla amiyane tabirle ''dandik'' üniversiteler haricinden kabul alamıyorum. Yoksa diğer testlerin sonuçları fena değil. Zaten seviyemin çok üstünde bir sınavdı ve deneyim için girmiştim. Oldukça da deneyim kazandım seneye ciddi olarak tekrar gireceğim bu sınav için.

    -Temmuz ayında Japonca seviye sınavına girmedim, Aralık ayında N2 seviyesi sertifikasını alabilmek için gireceğim.

    -Okulda sınıfımın seviyesinden daha üst seviyede olduğumu düşündüğüm için bir üst seviye sınıfa geçmek istedim. Gelecek sınavdan 100 üzerinden 90 alabilirsem geçebileceğimi söyledi öğretmenler. Tam olarak 90 aldım ve bir üst sınıfta Japonca eğitimine devam ediyorum.

    -Temmuz ayında TOEIC adlı İngilizce yeterlilik sınavına girdim, İngilizce eğitim üniversitelere başvurmak için gerekli olan. Nasıl geçti pek anlayamadım ama 990 üzerinden en az 730 yapmazsam üniversitelere başvuramayacağım, sonuçları 24 Ağustos'ta adresime gönderiliyor, üniversite başvuruları da tam o sıralar başlıyor.

    -Üniversite için şimdiden birikime başladım, Mayıs ayı maaşından itibaren kenara 1.000TL koymaya başladım, 1 hafta sonra alacağım Temmuz maaşı ile birlikte 3.000tl birikmişim olacak. Geldiğimden beri 10 ay oldu, henüz ailemden para almadım.

    -Sevgili yaptım.


    25 Ağustos 2015:

    TOEIC İngilizce Yeterlilik Sınavı'nın sonuçları geldi, 990 üzerinden 860 yapmışım, 700 gerekiyordu. Bununla üniversitelere başvurabilirim. Başvurmak istediğim üniversitelerden birinin başvuru süreci başladı, belgeleri topluyorum şu an.


    11 Kasım 2015:

    -Ağustos ayının ortalarında işten çıkıp bisikletle eve dönerken trafik kazası geçirdim, kazaya dair hiçbir şey hatırlamıyorum, kendim mi düştüm yoksa araba mı çarptı bilmiyorum bisikletimde büyük bir hasar yoktu, o güne dair hiçbir şey hatırlamıyorum hafıza kaybı var.

    -Hastanede 1-2 gün kaldıktan sonra taburcu olduğum gün kız arkadaşım tarafından terk edildim.

    -Japonya'da her üniversitenin yoğurt yiyişi farklı olsa da genel olarak üniversite başvurularında o an kayıtlı olduğun okulun verdiği tavsiye mektubu gerekli, benim kayıtlı olduğum dil okulu bana bu belgeyi vermedi ve başvurmak istediğim üniversitelerden sadece birine başvurabildim, sadece başvuru ücreti yaklaşık 1000tl olan bu üniversiteden de kabul alamadım.

    -Stresten dolayı Ekim ayında dokuz aydır çalıştığım barı bıraktım. Üç ayrı iş buldum,biri geceleri golf topu toplama işi, biri convenience store'da elemanlık (yine gece işi), diğeri de anaokulunda İngilizce öğretmenliği. Hepsini azar azar yapıyorum haftada iki kez civarı.

    -Şu an başvurup kabul alacağıma inandığım birkaç üniversite olmasına rağmen Mart 2016'da şu an kayıtlı olduğum dil okulundan mezun olup Nisan 2016'dan itibaren bir yıl süreyle Osaka şehrinde bir üniversite hazırlık /Japonca kursuna gideceğim.

    -Eylül ayında oda arkadaşımdan duyduğum rahatsızlıktan dolayı başka bir arkadaşın yanına taşındım. Yine aynı sistem; kendi odan var, mutfak ve tuvalet ortak.

    -31 Ekim'de Halloween için yine Osaka'ya gittim, o ve telefonumda bulunan alakalı alakasız fotoğrafları Dropbox'a atıyorum, bakarsınız.

    Yeni güncelleme ne zaman olur bilemem. Sağlıcakla kalın.




    4 Şubat 2016:

    -7 Mart ayında bulunduğum dil okulundan mezun olup üç haftalığına Türkiye'ye dönüyorum. Nisan ayından itibaren Osaka'da 1 yıl süreyle özel üniversite hazırlık okuluna gideceğim. Okulun sınavları ve mülakatına girip kabul aldım. Nisan'ın başında Japonya'ya geri döndüğümde bu kez direkt Osaka'ya döneceğim, Kyoto defteri şimdilik kapandı benim için.

    -Aralık ayında Japonca Yeterlilik sınavı N2 seviyesi (Business level-iş seviyesi Japonca- olarak kabul görüyor, bu seviye dil yeterliliği ile Japonya'da iş arayabilir, birçok üniversiteye başvurabilirsiniz. 1000 kanji ve yaklaşık 10bin civarı kelime bilmeniz gerekli hemen hemen.)sinavina girdim. 90 ve üzeri geçer nottu, 94 aldım ama belgeyi alamadım. Okuma bölümündeki puanım 3 puan yetersiz geldi. (Okuma, dinleme ve gramer olmak üzere üç ayrı bölümün de aynı zamanda kendine ait baraj puanları var.)

    -Deli gibi ders çalışmaya başladım, günde 3-4 saat ders çalışıyorum. Haziran ve Kasım aylarında iki kez üniversite sınavlarına (aynı sınav) gireceğim. Osaka'daki özel hazırlık okulundaki bir yıllık eğitimim sonucunda herhangi bir üniversiteye yerleşemezsem Türkiye'ye dönmek durumunda kalıyorum. Son iki sınav hakkım kaldı o nedenle. Haziran'daki sınavda işi bitirmek amacım. Bakalım ne olacak.


    8 Mayis 2016:


    Mart ayinda Kyoto'daki okuldan mezun oldum, 3 haftaligina Turkiye'ye dondum. Nisan'in baslangicinda Japonya'ya geri dondum, bu kez Osaka'ya. Okul da direkt basladi. Bu okul dershane gibi bir mantikla Japonya'da universiteye giris sinavina hazirliyor bu yuzden artik dershane olarak bahsedecegim okulumdan, rahat anlasilabilmesi icin.

    Dershaneye her onune gelen giremiyor, unlu bid yer ve en az orta seviye Japonca lazim girmek icin. Kendi sinavi ve mulakati var. Yillik ucreti 20bin tl. Odeme planini 10bin pesin+ ?6 ay sonra baslayacak sekilde her ay 1500-2000tl civari geri odeme seklinde hallettim. 10bin tl pesini Kyoto'daki okul mudurunden borc aldim. Her ay ona geri oduyorum.

    Dersler 09:00-14:40, Japonca, Matematik, Tarih, Ekonomi, Cografya, Ingilizce dersleri var.

    Hemen uc tane is buldum Osaka'da kendime. Biri yine convenience store (kabaca market) da kasiyerlik, biri gece isi, 7/24 acik japon pilavustu et restoraninda, biri de Japon stili ickili restoranda mutfak/garson. Saatlik ucretleri oldukca iyi isler.

    Standart bir gunum soyle oluyor; sabah okula git, okuldan cik, eve ugramadan restorana git, oradan diger restorana, oradan sabah 5-6 gibi eve geri don, 2 saat uyu, tum donguyu tekrarla.

    Haftasonlari gunde 11-12 saat uyuyarak anca kendime gelebiliyorum, okul da is de yok.

    Aylik gelirim toplamda 5000tl civari. Kira,aylik giderler ve eski mudure olan borcu ekleyince kenara 1000tl atabiliyorum, o da okulun taksidi icin. Eglence sifir, sadece is.

    Birak ders calismayi, uyumaya bile vaktim yok. Okulda gorduklerim ne kadar aklimda kalirsa artik.

    19 Haziran'da üniversiteye giriş sınavım var. Hayırlısı.



    14 EKİM 2016:

    -19 Haziran'daki üniversiteye giriş sınavına girdim. Geçen seneye göre puanımda çok büyük bir artış oldu, kompozisyonda tam puana yakın bir puan aldım.

    -Çalıştığım üç işten Japon restoranını müdürüyle tartışıp bıraktım. Market işini saatlik ücreti az diye bıraktım. Japon pilavüstü et restoranındakini işi de yeni işimle saatleri çakışıyor diye bıraktım. Yeni işim yine saatlik ücreti düşük diye bıraktığım marketin başka bir şubesi. Bu kez gece işi. Ayrıca haftada 5 düzenli vardiya.
    (günde 8.5 saat) Aylık gelirim ve dinlenme günlerim sabitlendi. TL ile +5000tl gibi bir para kazanıyorum ayda. Çalışma ortamı, birlikte çalıştığım insanlar da çok iyi.

    -Eylül ayında başvurmak istediğim üniversiteler arasından başvuru tarihi en yakın olan üniversitenin başvuruları başladı. Haziran ayındaki sınav sonuçlarım, lisedeki sınav sonuçlarım ve diplomamın fotokopisi, Japonca niyet mektubu gibi belgeleri gönderdim ve başvurdum. 8 Ekim'de mülakata sınava ve mülakata gittim, İngilizce-Japonca karışık sınavda İngilizce makale okuyup Japonca cevapladım, bazı sorularda direkt olarak İngilizce-Japonca çeviri yaptım. Bir de üzerine Japonca essay kondurdum. Mülakatta karşımdaki 4'ü japon 3'ü yabancı akademisyene karşı Japonca ve İngilizce ayrı ayrı olmak üzere savaştım :)

    -Ve bugün. 14 Ekim 2016 itibariyle Japonya'nın Chubu bölgesinin en iyi üniversitelerinden birinin Uluslararası İlişkiler bölümüne kabul aldım. Tam 2 yıl boyunca verdiğim emeğin karşılığını bugün aldım. 2017 Nisan'ından itibaren Nagoya'da üniversite hayatına başlıyorum. Çok güzel planlarım var, gerçekleştiklerinde teker teker yazacağım, spoiler olmasın şimdi size :)













    Fotoğraflar için Dropbox linki: https://www.dropbox.com/sh/y0apgc8rbqwpefm/AACl8qthHfpGTCUl-actsj-oa?dl=0







    4 EKİM 2017 SON GÜNCELLEME:

    Bu son güncellememi okurken Nagoya'daki günlerimde çok dinlediğim ve kafamda Nagoya ile özdeşleşmiş alttaki müzikleri dinlemenizi tavsiye ediyorum.https://m.youtube.com/watch?v=YDsMpOM4uAUhttps://m.youtube.com/watch?v=1XwU8H6e8Tshttps://m.youtube.com/watch?v=ZwBkXgWNs_Mhttps://m.youtube.com/watch?v=8y1ROzCUpbUhttps://m.youtube.com/watch?v=8Ey8MLqh2Es






    Nisan ayının başında Nagoya'daki odama taşındım ve üniversite hayatım resmi olarak başladı. Bahar döneminin okul ücretini geçen seneden yatırmıştım, ancak dört ay içinde -bu senenin Ağustos ayına kadar- güz döneminin okul ücretini (12~13bin tl) biriktirip ödemem gerekiyordu. Hedefler okulun parasını sorunsuzca biriktirebilmek, güzel bir(kaç) iş bulabilmek, hep hayalini kurduğum Amerikan Futbolu takımına girebilmek gibi şeylerden oluşuyordu.

    Geldiğim günden itibaren direkt iş aramaya başladım internet üzerinden. Okulun açılış töreni başlayana kadar da 3-4 farklı yerle telefon görüşmesi yapmış, biri hariç diğer tüm görüşmeler saatlerin uyuşmaması, artık eleman lazım olmamasına rağmen şirketin ilanı siteden kaldırmaması gibi nedenlerden dolayı sonuçsuz kalmıştı. Olumlu sonuçlanan görüşme de evlilik törenlerinde barmenlik/garsonluk tarzı bir işti,mülakata çağrıldım.

    Okulun açılış seremonisi Nisan'ın ilk günlerinden birinde gerçekleşti, büyük bir kongre merkezi/konferans salonu gibi bir yerde, istisnasız herkesin "formal" giyinip salonda okulun tarihi ve bundan sonra öğrencileri ne gibi imkanların beklediğini anlatan açıklamaları dinlediği, rektörün konuşma yaptığı, dekanların kısaca kendilerini tanıttığı ve kapanışta aday öğrenciler dahil herkesin bir ağızdan okul marşını söylediği bir organizasyondu.

    Program başlamadan önce ise bölümlere göre ayrılan standlarda kuyruklara girilip öğrenci kartını almak için beklenen bir evre vardı. Aynı liseden gelen arkadaşlar, ailesiyle gelenler o ilk günün heyecanı yüzünden okunan gençlerin sinerjisine karşılık benim içimde tarif edilemez bir yalnızlık vardı. Etrafımda görebildiğim tek "yabancı" bendim, burada ne arıyordum?

    ***


    Açılış törenini takip eden ve okulun olmadığı yarım haftalık o kısa dilimde odamın gaz ve elektrik hatlarını açtırmak, yatağıma nevresim takımı almak,mutfak,banyo ve genel olarak oda için gerekli eşyaları almak ve harıl harıl iş aramakla meşguldüm.

    Çok ilginçtir, Japonya'da adımını attıktan bir hafta sonra, Osaka'ya taşındıktan on gün sonra iş bulabilmiş ben, doğru düzgün bir iş bulamıyordum. Tek bağlayabildiğim iş, şu düğün işiydi. Evlilik töreninde barmenlik işi için mülakata gittiğimde, karşımdaki kadın bunum sadece haftasonu çalışabileceğim joker bir iş olduğunu söylemişti. Ayrıca ilk üç çalışma günüm yarı eğitim gibi geçeceği için saatlik ücretin sadece yarısını alabilecektim. Üstelik çalışacağım yer yaklaşık 20km uzaktaydı ve iki aktarmayla gidiliyordu.

    O işin sonucu şu oldu: Beni işe alan kadın benden kendime güzel bir beyaz gömlek (takım elbisenin altına giymelik, bende yoktu) satın almamı ve fişini kendisine getirmemi, parasını vereceğini söyledi.

    Gömleğe 90tl
    Ulaşıma 30tl harcadım ve o ilk gün hesapta 4 saat çalışmam gerekiyorken ağır mobbing ve baskı altında 12 saat çalıştım. O gün oraya ilk ve son gidişim oldu. Ancak 2 ay sonra yatabilen maaşım ise sadece 200tl idi (Normali 400tl+ ulaşım+ gömleğin ücreti).

    Nagoya'daki günlerimi tek kelimeyle anlatacak olsam "karanlık"ı seçerdim sanırım.

    ***

    Okul başladı. İlk günler bilgilendirme, oryantasyon, ders seçimi, sağlık kontrolü gibi şeylerle geçti. O hep hayalini kurduğum Amerikan Futbolu takımının önce hepsiyle tanıştım, sonra da takıma katıldım. Takımla birlikte hepsini takımın üst devrelerin cebinden ödediği mangal partileri, toplu yemekler, etkinlikler... O anlamda ortamım muhteşemdi.

    İş konusunda ise halen gelişme yoktu. Telefonlar açıyor, mülakatlara gidiyor, elimden geleni yapıyordum. Ama sonunda mutlaka bir şeyler ters gidiyordu. Ya çalışmak istediğim günler uyuşmuyordu, ya saatler uyuşmuyordu (gece işi yapmalıydım, saatlik ücret yüksekliği nedeniyle), sonuç olarak iş bulamadım ve utana sıkıla artık üyesi olduğum takımdaki üst devrelere bu konuyu açtım. Hepsi bana, başardıklarıma, verdiğim savaşa saydı duyarlardı ve beni de severlerdi. Konuyu anlattığım gibi antrenman yaptığımız kampüsün yakınlarında kendi çalıştıkları yerde görüşme ayarladılar bana. CV hazırlayıp mülakata girdim ve işi kaptım. Haftada 3 gün 22-06 arası çalışacaktım. Geriye haftalık 16 saatlik bir açık kalıyordu okul ücretimi ödemek için haftada çalışmam gereken.


    ***


    Takvim aylardan Mayıs'ı gösterdiğinde benim bir günlük rutinim şöyleydi.

    8:30 Evden çıkış, 2km yürüyerek ya da bisikletle okula gidiş 9-16:40 okul, 16:40~17:40 arası amerikan futbolu antrenmanının yapılacağı diğer kampüse (uzaklığı 20km) bisikletle gidiş, 17:40-21:00 arası antrenman. 21:00-22:00 arası antrenman sahasından işyerine 4.5km bisiklet sürüş, 22:00-06:00 arası market işi, 06:00-07:00 arası evime 20km bisikletle dönüş, 1.5 saat dinlenme, duş, yemek gibi insan olarak kalabilmem için gerekli olan aktiviteler, sonrası yine okul ve döngünün devamı.

    Siz okurken inanmayacaksınız belki de, ama ben bu döngüde iki ay yaşadım. Peki neden böyleydi? Neden her yere yürüyor veya bisikletle gidiyordum? Hemen sebeplerini yazayım. Öncelikle bu market işi haftada 3 gündü, yani sadece haftada 3 gün böyleydi, haftaiçi iki gün ise görece rahattım. Haftasonu ise nihayet bulduğum 7/24 açık bir restoranda çalışıyordum geceleri.

    -Okulumun iki kampüsü vardı, biri Toyota şehrinde, diğeri Nagoya'daydı, kampüsler arası mesafe 20km idi ve amerikan futbol takımının sahası, kulüp odası Toyota kampüsündeydi. Ben de Nagoya'da okuyup, okul çıkışı Nagoya'ya antrenmana gidiyordum. İşyerim de Toyota şehrinde, kampüsten 4.5km uzaktaydı. Okulun iki kampüs arası servisi vardı tabii, ancak Toyota-Nagoya arası ulaşım tek yön 20tlydi, buna rağmen indiğin noktadan kampüse 4km yürümen gerekiyordu tren hattı olmadığı için. Üzerine bir de para durumu sorunum vardı. Eğer servisle gidersem antrenmandan sonra 4.5km yürüyerek işyerine gidiyor, 8 saat çalışıyor, iş bitince en yakın tren istasyonuna 4km yürüyüp, 20tl verip ancak eve dönebiliyordum. Dönüşüm de geç oluyordu trenin saatte bir gelmesi ve 4km yürürken kaybettiğim zamandan ötürü. Biraz karışık bir durumdu ama umarım anlatabilmişimdir. Bu süreçte tam 10 kilo verdim diyet vs yapmadan.
    ***

    Amerikan futbolu antrenmanları haftada 6 gün, günde 3-3.5 saatti. Takım 40 kişi civarıydı ve askeri ilişkiler gibiydi ast-üst ilişkileri. Üst sınıfların geneli bana karşı iyiydi, ancak benimle birlikte takıma daha yeni giren kraldan çok kralcı, üst sınıflara yaranmak için elinden gelen her şeyi yapan birinci sınıflarla aram kötüydü. Onlar tarafından bariz dışlanıyordum ve takımdan yavaş yavaş soğuyordum.

    ***

    Haziran ayının ortalarında 3.000tl lik amerikan futbolu ekipmanını alamadığım için takımdan çıkmak zorunda kaldım. Zaten takımca gidilen yemeklere de parasızlıktan katılamıyor, takım içinde yabancı gibi takılıyordum.Kendi hayalimi kendi elimle yıkmak zorunda kalmıştım. Gerisi çorap söküğü gibi geldi. Önce takımı bıraktığım için diğer kampüsle herhangi bir ilişiğim kalmamış oldu, bu nedenle işe gitmek için 20km bisiklet sürmeme gerek kalmadı, çünkü oradaki işimi bıraktım. Son çalışma günümde hem iş arkadaşım, hem de eski amerikan futbolu takımı arkadaşım olan güzel insanlarla konuştuk, oturduk eğlendik, hüzünlendik. Bana üzerinde üçünün de isminin yazılı olduğu bir şişe Jack Daniels hediye ettiler, o gün çalışmadım, onlarla muhabbet ederek o viskinin dibini gördüm.

    ***

    Sonraları tüm yoğunluğumu haftasonları çalıştığım restorana vermeye çalıştım, ancak işe yaramadı. Haftada 5 gün çalışmak istesem de 1 gün mesai yazıyorlardı. Deli gibi iş aradım. Yaklaşık 10-15 ayrı yere mülakata gittim. Belki de milyonda bir ihtimaldir ama, bir tanesi hariç hiçbirine alınmadım. Alındığım yer yine bir marketti, evimin yakınındaydı. Mayıs ayının sonuydu ve beş parasızdım.


    ***

    Her şeyi detayıyla birlikte yazmaya kalksam orta kalınlıkta bir kitap çıkar ortaya. O nedenle kısa kesiyorum, market işinde çok ağır derecede mobbing gördüm, ciddi anlamda psikolojik rahatsızlığı olan insanların bulunduğu bir işyeriydi. O ağır mobbing altında çalışırken bir gün müdür yardımcısı benimle hiçbir alakası olmayan bir olayın sorumlusuymuşum gibi mobbing'e başladı, ben her zamanki gibi haklı olduğum halde alttan alırken bir anda bana kızıp elindeki kalemi şiddetlice masaya çarptı. O anda sınırıma geldim, gözüm döndü, üzerimdeki üniformayı yere fırlattım, "Senin gibi ruh hastalarının olduğu bir yerde iyi bile dayandım" diye bağırarak orayı terk ettim. Giderken arkamdan pişkince "İyi çalışmaydı, ellerine sağlık" dedi.


    ***

    Haziran'ın ortası, tek işim var haftada bir yaptığım. Okula düzenli gitmeyi hafiften bırakmışım. Okulun taksidini ödeyemeyeceğim kesinleşti. Param suyunu çekmek üzere. Para isteyebileceğim kimsem yok, neye elimi atsam kuruyor. Bu raddede o kaçınılmaz kararı almak durumunda kaldım. Türkiye'ye dönecektim.

    ***


    Uçak biletini ailem aldı, son paramı kiraya yatırdım, odada daha fazla kalamayacağım için son bir haftamı Osaka'daki bir arkadaşımda geçirdim.

    ***

    10 Temmuz'da Türkiye'ye döndüm, birkaç yakın arkadaşım, ailem ve akrabalarım hariç herkes hala Japonya'da olduğumu sanıyor. Siz de öyle sanıyordunuz, yaklaşık üç yılımız beraber geçtiği için sizlere karşı kendimi sorumlu hissettiğim için son birkaç saattir bu güncellemeyi giriyorum.

    Japonya bana çok şey öğretti; bir birey olmayı, kendi ayaklarının üzerinde durabilmeyi, yabancı kültürlere/inanışlara/hayat tarzlarına karşı önyargısız olabilmeyi büyük ölçüde orada öğrendim.

    Japonya nasıl bir yer?

    Dünya üzerinde her ülkenin kendine göre sorunları var ve Japonya da bir istisna değil. Ayrıca bana görünen Japonya ile bir başkasına görünen Japonya arasında dağlar kadar fark olabilir. Benim "gerçekliğim" bundan ibaretti. Japonya denilen adalar topluluğunda 126 milyon insan evladı yaşıyorsa 126 milyon da ayrı hayat hikayesi, gerçeklik vardır. Japonya bildiğiniz gibi dünyanın en büyük ekonomilerinden. Aynı zamanda ortalama yaşam süresi, hayat standartları, eğitim seviyesi gibi birçok alanda da dünyanın en iyilerinden. Ancak ada ülkesi olmasından ve dünyaya açılalı henüz çok zaman geçmemesinden mütevellit kapalı bir toplum. Dışarıdan gelen bir yabancının 2017 şartlarında topluma %100 entegrasyonunun imkansız olduğunu düşünüyorum. Tamamen şahsi fikrimdir.



    Bundan sonra ne yapacaksın?


    Yıldız Teknik Üniversitesi, İşletme Bölümü'nde kaydım var, ancak gelecek hedeflerime uymadığını düşündüğüm için tekrar hazırlanacağım bu sene. Ufaktan başladım bile.

    ***


    Bu son güncellemeydi. Sorusu olan herkesin sorularını cevaplayacağım. Şu ana kadar yanımda olduğunuz, azmedip buraya kadar okuduğunuz, bana katlandığınız için teşekkür ederim. Sağlıcakla kalın.



    < Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi Makunouchi İppo -- 19 Nisan 2019; 18:25:47 >



    _____________________________




  • Kardeşim seni hiç tanımıyorum, belki hiç görmedim ama inan ki hakkında o kadar çok sevindim ki. Bende bu yıl pişman ola ola Üniversiteye başladım(Yanlış bir tercih sonucu yanlış bir üniversite hepsi benim aptallığımdı). Benimde hedefim bir an önce yurt dışına kapak atmak malum, her gün eve gelirken bugünü`de sağ sağlım atlattım diye halime şükrediyorum. Atalarımızın zamanında binbir emek zorluklarla aldığı bu toprakların şimdiki haline baktıkça içim acıyor. Senin gibi kardeşlerimin konularını görünce bende kendim hevesleniyorum hepinizden benim için altın değerinde bilgiler alıyorum . Konunu takip edicem umarım ki hakkında hayırlısı olur. İyi yolculuklar. Bundan sonra inşallah daha iyi bir hayat seni bekler.
    Daha once not almıştım , istifade etmek istiyen olursa ;

    Aslında her zaman Japonya'nın hayalini kurmuştum ama ciddi anlamda uzun süreli kalabileceğimi düşünmemiştim orada. Sadece anime izlemek ile oluşan basit bir Japonya hayranlığıydi benimkisi.



    Lisede son senemdi, ortalama bir anadolu lisesinde ortalama bir eşit ağırlık öğrencisiydim.Mart 2014'de girdiğim YGS'de alanımda 347 puan alarak 81bininci olmuştum. Dediğim gibi ortalama bir öğrenciydim, derslere ilgim yoktu, son gün çalışarak ve kopyayla görürdüm bir şekilde işlerimi. Yumurta kapıya dayanmadan bir şeylere başlamamak düsturumdu, ki halen de öyle.



    Yaşadığım her bir güne ayrı ayrı lanet ediyordum, bu ülkede, bu kaosun ortasında yaşamak beni çıldırtıyordu. Bu konulara pek girmek istemiyorum, sonuç olarak ileride yurtdışında yaşayabilmek adına üniversiteyi yurtdışında okumaya karar verdim.



    Tek çocuktum ve annem de babam da işçiydi. Durumum ortadaydı, bu şartları da göz önünde bulundurarak ucuz yollu bir şeyler aramaya başladım. Seçenekler arasında birkaç Balkan ülkesine ek olarak Rusya ve Belarus vardı. Asıl gitmek istediğim ülkeler olan İngiltere,ABD ve Japonya'yı maddiyat nedeniyle araştırmaya tenezzül bile etmedim. Seçenekler arasından en mantıklısı Rusya gibi görünüyordu, (Saratov Devlet Üniversitesi, forumdaki bir arkadaş Yurtdışı Eğitim bölümünde tanıtımını yapıyordu, isteyen bakabilir) ailemin böyle bir şeye %100 karşı çıkacağını bildiğimden fazla umutlanmadan konuyu hafiften onlara açtım. Başlarda tabii ki dalga geçiyorlardı, ama ben bıkmadan usanmadan onlara araştırdıklarımı anlatıyordum. Ciddiyetimi anlayınca bu kez sert dille reddetmeye başladılar. Babam Rusya'yi müthiş derecede küçük görüyordu, kendisi Türkiye'yi dünyanın en güçlü,en güzel ve en yaşanabilir ülkesi zannediyordu, zannediyor.



    Rusya konusunda annemi ikna etmiştim ancak babam bir türlü ikna olmuyordu ve umudum her gün azalıyordu. Derken bir gün internetten Japonya'da dil eğitimi için burs veren bir kurumun duyurusuna denk geldim. (İsteyen araştırıp bulabilir, herhangi bir konuda gg olma ihtimaline karşı yazmıyorum buraya). Kurum geçen sene açılmıştı ve burstan kasıtları 630.000¥ (yaklaşık 13.000tl) 'lik yıllık okul ücretini 500.000¥'e (10.000tl) düşürmek ve part-time iş bulma vb. konularda yardımcı olmaktı. Bursa (indirim) internet üzerinden doldurduğun kısa bir form ve neden istediğini belirten kısa bir yazıyla başvurulabiliyordu. Kendimi,durumumu ve hayallerimi anlatan bir yazıyla başvurdum.



    ( 2017 NOT:ORTADA BURS VS. YOK, UFAK BIR INDIRIM VARDI, ARTIK O DA YOK. ISRARLA OZEL MESAJ ATIP SORMAYIN. )

    Bu arada konuyu ufaktan aileme açmaya başladım. Başlarda tabii ki dalga geçtiler yine, bu kez Rusya olayından daha fazlaydı hatta geçtikleri dalga. Daha bir şey kesinleşmediği için ben de ısrar etmedim ve sonucu beklemeye koyuldum. Bu arada LYS oturumları yaklaşıyordu ve iyice salmıştım. Zaten pek de parlak bir öğrenci olduğum söylenemezdi, bir de bu Japonya işi üzerine iyice tüy dikmiş oldu.





    Nisan ayının başından beri dershaneye gitmiyordum (hoş, gitsem de kaçıyordum zaten), bizimkileri evde daha verimli çalıştığıma inandırmıştım, dershaneye de zaten ücretsiz gittiğim için (ortalama bir öğrenci olduğumu söyledim ancak ek bir çaba harcamadığım halde YGS'lerim sağlamdı, geçen sene yapılan dershane indirim sınavında sorular YGS tipiydi ve kendim de anlam veremediğim şekilde o sınavda 2.oldum) seslerini çıkarmadılar pek. Evde bütün gün bilgisayar başında ekolhoca'dan ders çalışma adı altında internette takılıyordum.



    Aradan bir hafta geçti, sonuçlar açıklandı. Kazananlar listesinde yer alıyordum. Direkt aileme durumu anlattım ve ciddi ciddi düşünmeye başladılar, bu arada dalga geçmeler de tam gaz sürüyordu. İlerleyen günlerde babam Japonya konusundaki ılımlı, ikna edilebilir tavrını kaybetti. Fabrikasındaki mühendislere bu durumu anlatmış ve kendisiyle dalga geçmişler "öyle şey mi olur" şeklinde. Babam arkadaşlarının fikirlerine müthiş derecede önem verir. Arkadaşlarından biri "geçen cehenneme gittim, biraz sıcaktı ama süper" dese, ertesi gün babam "hadi hazırlanın cehenneme gidiyoruz, çok meth ediyor arkadaşlar" der. Herneyse, uzun ve bağırmalı çağırmalı kavgalar sonucu güç bela ikna ettim (aslında ikna eden babamın fabrikadaki çok saygı duyduğu bir adam, sadece benim lafımla ikna olmazdı asla) ve vize başvurusu için gerekli belgeleri dil okuluna gönderneye başladım. Formlar İngilizce'ydi ve abartmıyorum 100'e yakın form doldurdum. Anladım ki bu Japonya, bürokraside uzakdoğunun Almanyası'ymış.



    Gerisini uzatmıyorum, ilerleyen günlerde babam bankadan kredi çekti, pasaportu üç yıl yenilettik, gerekli belgeleri yolladık, LYS'ler geldi geçti, (TM-48K TS-9K DİL-7K), Yıldız Teknik Üniversitesi-İşletme bölümünü kazandım, kaydını yaptırdık. Vize başvurumuz yapıldı, ağustosun sonunda vizem çıktı, tavsiye mektubu ve uygunluk belgesi evimize yollandı. Bu belgelerle Japonya Başkonsolosluğu'na gittik, 22 Eylül'de pasaportuma işlenmiş öğrenci vizemi almaya gidiyorum konsolosluğa. Tabii bu yaptığım timeskip içinde 30583949275936 kez babam beni vazgeçirmeye çalıştı, belgelerde 493995839694 kez hata oldu, yeniden gönderdim ve içimdeki Japonya aşkı öldü. Belki de gerçeklik duvarıyla çarpıştı bilemiyorum.





    Uzun lafın kısası, 30 Eylül'ü 1 Ekim'e bağlayan gece Japonya'ya uçuyorum. Son 11 gün kaldı. Konuyu sürekli SS'lerle süslemeye ve güncel tutmaya gayret edeceğim. Okuyan herkese teşekkürler.



















    7 Ekim 2014:



    Millet, Kyoto'dan selamlar. 1 haftadır buradayım ve günlük tutuyorum, hiç uzatmadan anlatmaya başlayayım:





    30 Eylül gecesi akşam 8 gibi evden çıktık. 9:50 gibi hava alanına ulaştım, check in i yapıp yukarı kattaki Burger King'te anne ve babamla beklemeye başladık. Biraz zaman öldürtükten sonra yaklaşık 11:40 gibi kalktık ve pasaport kontrol kısmının önüne geldik. Pasaport kontrol kısmının karşısından yurtdışına çıkış pulu tarzı bir şey aldık 15tl ye. Çabuk ve duygusal bir vedalaşmadan sonra pasaport kontrolü geçtim. Artık ailem yanımda değildi. Kendi başımaydım. Etrafımdaki herkes yabancıydı, ve o an, durumumu en iyi ifade eden şarkıyı, welcome to the jungle'ı mırıldanarak yürümeye başladım.



    Duty freelerde biraz zaman öldürdükten sonra uçağımın bekleme salonuna geçtim. Bekleme salonunun en az %90'ı Japondu. (Daha sonradan yanımda yolculuk eden dayıdan öğreniyorum ki budapeşte,prag,viyana,istanbul paket turundan dönen bir kafileymiş tamamı)





    Daha boş bir yer bulup oturduğum anda uçağa giden tünel açıldı. Direkt uçağa yöneldim, "hello" diyen hostesleri "merhaba" diye cevaplayarak her zamanki gibi cam kenarı aldığım yerime geçtim. Aradan bir 5dk geçtikten sonra japon bir dayı geldi. İngilizcesi sıfırdı ve hayatımdaki ilk japonca konuşmamı onunla gerçekleştirdim. Başlarda kurduğu basit cümlelere cevap verebildiğimi görünce beni direkt kafasında native speaker belledi ve yaklaşık 2-3 saat boyunca konuştuk. Daha doğrusu o konuştu, belirli bir süreden sonra tüm anlattıklarına "sou desu ne" demeye başladım. Umarım o arada bana soru falan sormamıştır.





    40dk rötarın sonunda uçak nihayet kalkabildi. Kalkıştan 1,5-2 saat sonra dayı bana karısının yanına gideceğini, tanıştığına memnun olduğunu söyleyip kartını (bankacıymış) ve mail adresini vererek yanımdan ayrıldı.





    Sonraki 7 saat müzik dinleyerek, dar koltuk aralıklarıyla boğuşarak ve uyumaya çalışarak geçti. Gerçekten berbat bir yolculuktu.



    Yolculuğun bitmesine 1-2 saat kala, bir sıra arkamda oturan bir kız yanıma geldi. O da yüksek lisans için Japonya'ya gidiyordu, daha önce de gelmişliği vardı Japonya'ya. Bayağı bir süre konuştuk. Kendisini senpai'm belledim ve aklıma takılan bir çok şeyi sordum.



    Uçak indiğinde onunla beraber Japonların bizdeki havataş benzeri raylı sistemine bindik ve pasaport kontrol bölümünün bulunduğu büyük salonda bekledik. 2 saate yakın sıra bekledik ve haşatımız çıktı resmen.Sıra bize geldiğinde önden o gitti ve bir daha kendisini göremedim. (Bir seferde maksimum 1 kişi alıyorlar.)





    Sıra bana geldiğinde gerekli belgeleri verdim ve Gaijin Card'ımı teslim aldım.



    Gaijin Card: Bir nevi japonyadaki kimliğiniz. Sürekli yanınızda taşımanız gerekiyor, bazen polisler yolda yürürken sizi çevirip bunu sorabiliyorlar.



    Pasaport kontrolü geçince bagaj aramaya gerek kalmadı, çünkü tüm uçuşların bagajları banttan alınıp ayrı ayrı yerlere toplanmış. Direkt bagajı sürükleyerek çıkışa yöneldim. Daha önceden havaalanından dil okuluna direkt servis rezervasyonu yaptırmıştım ama aradan o kadar saat geçtikten sonra hala bekleyeceklerini sanmıyordum. Çıkışta elinde ismim yazılı bir kartonu tutan 1.95 boyunda, yakuza tipli, kısa saçlı, yapılı bir adam vardı. Kendisine işaret ettim ve tek kelime etmeden 20 metre kadar yürüdük ve servisin havayolu bayiliğine ulaştık. Oradan da başka bir adam işi devralarak servise bindirdi, sürücü koltuğuna oturdu, ve yola koyulduk.





    Not: Kansai havalimanından Güney Kyoto'ya 3bin yen (yaklaşık 60tl verdim)





    Servis, 10 kişilik bir minibüstü ve tek yolcusu bendim. Taksi gibiydi resmen. Yolda en az 10-15 tane pachinko kumarhanesi gördüm.





    (Devamı ve ssler yarın, tüm bunları iphone'dan yazıyorum ve can çekişiyorum resmen yazmak için. Burada şu an yaptığım şey hikayemi yazmak, o yüzden hiçbir yeri atlamayacağım. Bize hikaye anlatma ss at diyenler de ss leri atınca burayı direkt es geçsinler).





    Yaklaşık 1,5 saatlik bir yolculuğun sonunda okulun önüne bıraktı servis beni. Saat aksam 9 civarıydı ve okul sanırım beni bekledikleri için açıktı. İçeri girdim, daha önceden mailleştiğimiz, okulun dış işlerinden sorumlu öğretmen (M sensei yazacağım bundan sonra) beni misafir odasına aldı. Biraz bekledikten sonra öğretmenler odasına geçtik. Oradaki telefondan evi arayıp bizimkilere haber verdim. Daha önce bahsettim diye hatırlıyorum; telefon getirmemiştim. Evle olan konuşma da bitince m sensei beni okulun arabasıyla 100 yen shop'a götürdü.



    100 yen shop'dan küçük tava, bardak, kase, yemek çubuğu, tuvalet kağıdı gibi yurt için gerekli malzemeleri aldık ve yurda doğru yola koyulduk. Bu arada trafiğin soldan akması çok ilginç geliyordu ilk zamanlar.





    Yurt 5 katlıydı ve sırtımda 6kg çanta varken 30kg lık bavulu dar merdivenlerden taşıdım. M sensei sadece son kata geldiğimde yardım etti, ayıp etti orada.



    Yurt dediğim bir araya toplanmış 5-8 katlı binalar bütünü. Türkiye'deki yurtlar gibi değil, odayı paylaşmak demek sadece ortak alanları paylaşmak anlamına geliyor. Bir de bu yurtlarda sadece yabancı öğrenciler değil, normal japon vatandaşlar da kalıyor. Sadece öğrenci yurdu değil.



    Bizim ev/odamızda iki ayrı oda, küçük bir mutfak bölmesi, banyo ve buzdolabı vardı. Odaların her birinde standart olarak 1 klima, 1 çalışma masası, 1 ofis sandalyesi, yatak, yangın alarmı ve duvar kenarında aydınlatma için koca bir led bulunuyordu. Şu an iki oda da boştu, ev arkadaşım ertesi gün gelecekti. Biraz inceledikten sonra manzarası iyi olanı seçtim. M sensei odayı biraz tanıttıktan sonra yanında getirdiği nevresim takımını yatağa geçirdi, bana anahtarlarımı verdi ve alttaki çamaşırhaneyi gösterdi, sonra vedalaştık ve yeni yurdumun merdivenlerine doğru yöneldim.





    Müthiş aç ve yorgundum, aldığım ufak tavada su ısıttım ve 100yen shop'tan aldığım ramene döktüm, çubuklarla zar zor yedim onu. Giysi dolabı bölmesinde askı yoktu, hiçbir kıyafetimi çıkarmadım o yüzden, ertesi gün askı alıp asardım, o an aklımda sadece yatmak vardı ve daha bavulu bile açmadan üstümü değiştirip kendimi yatağa attım, atmam ve uyuyakalmam bir oldu.







    Ertesi gün, sabah 10da hangi seviyeden başlayacağımın belirlenmesi için sınava girdim. Sınavı yapan sensei, konuşma, konuşanı anlama düzeyimin ve kelime bilgimin iyi olduğunu; beni başlangıç seviyesinden biraz daha ileride başlatmak istediğini, ancak hiragana-katakana bilmediğim için başlangıç seviyesi sınıfına yerleştirdiğini söyledi.



    Sınavdan sonra M sensei ile belediye binasına gidip adres kartı gibi bir şey çıkaracaktık. Okulun misafir odasında onu beklerken ileride oda arkadaşım olacak çocuk geldi. Kısa bir tanıtım yapayım: Kendisi Vietnamlı. Adı Viet. 24 yaşında, cılız 1.80 boylu, siyah saçlı, 24 değil de 17-18 gösteriyor. Kişilik olarak da biraz saf ve düz bir çocuk. Japoncası çok az var, ingilizcesi hiç yok. Tarzanca anlaşıyoruz ev/odada.



    İkimiz de odada beklerken, M sensei geldi. Bizi birbirimizle tanıştırdı, oda arkadaşı olduğumuzu söyledi. Sonrasında üçümüz beraber belediye binasına gittik ve 1-2 saat süren işlemlerin nihayetinde kartları çıkardık. Okul müdürü de yanında bir öğrenciyle belediye binasındaydı, bize binanın ikinci katındaki büyük halk kütüphanesini gösterdi, kütüphanede her tarz kitap, manga, dergi vardı. Bir kısmı da dvd lere ayrılmıştı ve hemen yanında dvd playerlarda insanlar kütüphaneden aldığı filmleri izliyordu. Bu arada müdürün yanında da adres kartı almaya gelen bir öğrenci vardı, hemen onu da tanıtayım:



    Adı Giorgio. İtalyan. 24 yaşında. Yakışıklı namıssız. Kısmetimi kapıyor okulda. O da iyi çocuk, okulda takılıyoruz arada.



    Tüm işlemler bittiğinde okul müdürü, m sensei, giorgio ve viet okonomiyaki ve yakisoba yemeye gittik.



    Okonomiyaki; içeriğinde isteğe göre her et bulunabilen japon pizzası/waffleı. Bayağı pahalı bir şey.



    Yakisoba: İçinde makarnanın da olduğu bir ızgara.



    Hashi (chopstick, yemek çubuğu) kullanmaya çalışırken canım çıksa da her ikisi de muhteşemdi.



    Okonomiyaki: 9/10

    Yakisoba: 8.5/10



    Japonya'ya gidecek arkadaşlar mutlaka denemeliler.



    Cömert müdürümüz bize yemek ısmarladıktan sonra okulun önüne kadar yürüyüp orada dağıldık.



    M sensei'ye rica etmem üzerine beraber bisiklet almaya, yakınlardaki bir bisiklet dükkanına gittik. Kendime ikinci el bir bisiklet aldım. 6.200+1500(vergi vs.)=7700¥ tuttu, yaklaşık 145 tl ediyor. İşte ilk ss burada geliyor.



    10 Ekim 2014:



    Millet, yoğunluğumdan dolayı yazamıyorum, 2 Ekim-10 Ekim arasını özet geçmek durumundayım, günlüğe aldığım notlarla pekiştireceğim.





    -Okulun açılış seremonisi 6 Ekim'de oldu, tüm uzun dönem öğrenciler ve öğretmenler japonca kendilerini tanıttı. Bize burada dikkat etmemiz gereken şeyler hakkında uzun bir brifing verildi.



    -Sınıflara ayrıldık, bizim sınıf sabahçı. Her sınıfın bir ismi var, bizim sınıfın ismi İzumi.



    -Geldiğimden beri haftalık Shounenjump alıyorum.



    -Hiragana'yı tamamladım, Katakana hala bilmiyorum, sıkıntı oluyor bazen.



    -Buraya geldiğimden beri en geç sabah 6'da uyandım, ne kadar çabalarsam çabalayım daha geç uyanamıyorum. Buraya 5 Türk geldik, hepimizde de aynı sorun var. Biyolojik saat ile mi alakalı, buranın atmosferiyle alakalı mı bilmiyorum.



    -Yurdun/apartmanın giriş kapısı 7/24 açık. İstedğin zaman girip çıkabiliyorsun. Aynı şekilde odana da birilerini getirebiliyorsun, yurttan ziyade apartman burası.



    -Okul başlamadan önce her sabah 5-6 gibi kalkıp 20km yol yapıyordum bisikletle. Kinkakuji adlı Kyoto'nun en ünlü tapınağına gidiyordum.



    -Arabalar Japon markası ağırlıklı, 2010'dan aşağı model görmedim daha. Çok pahalı modeller görüyorum bazen yollarda.



    -Bisiklet kullanımı aşırı fazla, insanların %50si bisikletle işe gidiyor.



    -Avmlerde kasiyer otomatları var, kuyruğa girmek istemeyen insanlar bu otomatlara aldıklarının barkodunu okutup, parasını içine atıp, para üstünü alıyor. Zerre karışıklık ya da hırsızlık olmuyor.



    -İnternet kafeler çok pahalı. Saati 8-13tl arası değişiyor.



    -100 yen shop adlı 1 milyoncularda ev araç gereçleri ucuza bulunabiliyor.



    -Hipermarketler her zaman için küçük marketler zincirlerinden daha ucuz.



    -7/24 açık çok fazla yer var.



    -Telefon aldım, iphone 5s gold. Alırken para ödemedim. Faturam her ay 6,900¥ (Yaklaşık 130tl) İçeriğinde 7gb internet var (4G). (Yine pahalı diyenler çıkacaktır, 7gb internet ile yapabileceğiniz en ucuz telefon faturası sözleşmesi budur Japonya'da. iPhone'u ben seçmedim, ben en ucuz telefonu ve faturayı seçtim, o da buydu).



    -6 Ekim'de işe başvurdum, mülakata girdim. 8'inde başladım. Sanko'nun fabrikasında plastik ürün ve mimari çizim kağıdı üretimindeyim. İş biraz ağır ama elimden geleni yapıyorum. Haftaiçleri günde 5 saat çalışıyorum, saat başı 850¥, (17-18tl civarı) alıyorum. Okul 8.50'de başlayıp 12'de bitiyor, teneffüs yok, öğretmen insiyatifine göre toplamda 10-15dk dinleniyoruz günde. 12'de okul bitince öğle yemeği yiyip işe gidiyorum. 13-18 arası işteyim. 22-23 gibi de yorgunluktan uyuyakalıyorum.



    -Sınıfımız 9 kişi, 6'sı Vietnamlı, ben de dahil 2 Türk, 1 Myanmarlı dayı. Myanmarlı dayının ingilizcesi vietnamlılardan daha iyi. En iyi telaffuz Türklerde. 4 ayrı öğretmenimiz var, hepsi kadın.



    Şimdilik bu kadar.





    11 Ekim 2014:

    İzlenimler:



    -Markette veya hizmet gördüğünüz herhangi bir yerde yere para vb bir şey düşürürseniz anında kendi kısımlarından fırlayıp yanınıza kadar gelip yerden almaya çalışıyorlar, bunu farklı yerlerde 3 kez yaşadım.



    -Hipermarkette 2 yen (yaklaşık 5 kuruş) para üstümü almayı unuttum diye taa kasadan hipermarketin çıkışına kadar para üstümü getirdi kasiyer.



    -İş güvenliğine çok önem veriyorlar, yaptığım işin kimyasallarla alakası olmamasına rağmen, laboratuvar tulumu, laboratuvar botları, bone, maske, beyaz lastik eldiven takıyorum ve içeri girmeden önce air shower (hava duşu) dan geçiyorum.



    -İntihar olayları çok oluyor. Ben geldiğimden beri 3 intihar oldu Kyoto'da. Sadece öldükten sonra ne olacağını merak etmek için intihara kalkışanlar var.



    -Öğle saatleri caddelerde liselerin beyzbol, tenis, basketbol takımları üniformalarıyla koşuyorlar.



    -Abartısız her yerde içecek otomatları var. 500ml su, 500ml koladan daha pahalı.



    -Marketlerin çoğunda alkollü kutu içeceklerle normal kutu içecekler aynı yerde. Yemeğin yanında içecek ararken görünüşüne aldanıp aldığım alkollü içecekler var ( Strong Zero ).



    -Her yerde araba, bisiklet, motosiklet park yeri ayrı.



    -En ünlü tapınak Kinkakuji. Etrafında araba ve bisikletler için ayrı ayrı park yerleri var. Giriş ücreti çocuklar için 300¥, yetişkinler (+16) için 600¥, aldığınız giriş biletini saklarsanız sonraki girişler bedava.



    -Kyoto'nun sokak ve caddelerinin köşeleri 90 derece. Bazı yerlerde birinin gelip gelmediğini görmek için aynalar var ana çoğu yerde yok bu. Bisiklet kazalarına davet çıkaran cinsten.







    13 Ekim 2014:



    Dün sabahın 7'sinde kalkıp spor festivaline gittik 5 Türk okul müdürüyle birlikte. Eğlenceliydi, 200metre koşu yarışına falan da katıldım, festivale ve günlük hayata dair izlenimler:



    -Isınmaya müthiş önem veriyorlar, etkinliğe katılan herkese sahada eşzamanlı bir şekilde mikrofonla komut vererek ısınma hareketleri yaptırıldı.



    -Festivalde herkese 1'er 400¥ lik yemek bileti verildi ve aşevi gibi yemek standı kuruldu kapalı spor salonunda.



    -Japon çocuklarının hepsi öyle uysal, sevimli vs değil. Biraz yüz verirseniz esenyurt çocuğuna dönüşüyorlar.



    -Japonya'da okullarda her öğrenci en az 1 spor dalında ustalaşmak zorunda. Spor aktivitelerine çok önem veriyorlar.



    -Japon insanları bilgisayar programı gibiler. Onlara göre her işin bir yapılış şekli var ve daha kolay da olsa, daha kârlı da olsa o işin alternatif yapılış şekillerini yoksayıyorlar.



    -Maske takma olayı sapıtmış durumda; hastalar, hasta olmak istemeyenler, işe giderken makyajını yapamamış, zamanı olmayan iş kadınları (saçlarıyla da ilgilenemediyse yanında balıkçı şapkasıyla birlikte) derken sokakta gördüğüm her 10 kişiden 1'i maske takıyor.



    -Şemsiye günlük hayatın parçası. Gayet güzel ve güneşli bir havada bile bazı kadınlar elleri dirseğine kadar eldivenli ve şemsiye açmış bir şekilde, kafalarına kendilerine robocop havası katan mor plastik aksesuarlarla geziyorlar.



    -Güneşten de yağmurdan da kaçıyorlar.



    -Burada sakallı insan hiç yok, sakallı yabancıları görünce çok şaşırıyorlar, bazıları korkup kaçabiliyor bile.



    -Asahi Bira=Efes Malt

    -Kirin Bira=Tuborg Gold

    -Sake:Olsa da olur, olmasa da olur. Yoklukta gideri var.





    16 Ekim 2014:



    Kare Raisu:8,5/10

    Korokke:7/10

    Market Sushi'si:6/10

    Gyouza (domuz etli):5.7/10

    Suntory Bira: 8/10 (en iyisi bana göre)





    17 Ekim 2014:



    Geçen gün okul barbekü partisi düzenledi tüm öğrencilerine ücretsiz. Ben o gün işte çalışıyordum ancak 8:40ta başlıyordu ve iş 13:00'daydı, ben de yakınlarda bir yerdedir, yetişirim diye düşünmüştüm.



    Saat 9da toplanıp otobüsle Kyoto İstasyonu'na gidip, oradan metroyla 1 saat yolculukla vardık barbekü alanına. Vardığımızda saat 11:30 du, ve 15dk içinde yiyebildiğim her şeyi yiyerek geri dönmek zorunda kaldım. Bu 15dklık serüven yüzünden sabahın 7'sinde kalktım, toplamda 32tl yol parası harcadım ve işe 15dk geç kaldım. İçime oturdu.



    -İnternet bağlantısında kampanya varmış Docomo'dan geldiler, bayağı bi konuştuk, ayın 25'inde internet bağlatıyoruz eve. Kotasızdı ama hızını unuttum şimdi. Fiyatı toplamda 3,400¥ (68tl) aylık. 2 kişi bölüşeceğiz kişi başı 34tl, Japonya şartlarına göre epey ucuz. İyi oldu bu.



    -9 kişilik sınıfın 6'sı Vietnamlı ve kızı-erkeği hepsi ayrı birer barzo. Derste bağıra bağıra Vietnamca konuşmak (İngilizce bilen bi çocuk tercüme de etti küfür de ediyorlar sürekli), yasak olduğu halde telefonla takılmak gibi saçma salak hareketleri var. Berbat bir dilleri var ayrıca. Bir dil ancak bu kadar itici olabilir. Okulda yaklaşık 30 vietnamlı var, vietnam kelimesinden tiksiniyorum artık o derece rahatsız ediyorlar beni.



    -Okul hapishane filmleri gibi; Vietnamlılar beraber, Endonezyalılar beraber, Türkler beraber, diğer Asya ülkeleri beraber takılıyorlar ve kendi dillerinde konuşuyorlar. Müthiş gruplaşma var.



    -Okula girerken ayakkabılarını çıkarıyorsun, herkesin kendi terliği var okul içinde giydiği.



    -İşyerindeki amirim tam bir--- neyse. Herifçioğlu geçen beni kolay işe verdi, normal bir çalışanın 1,000 ürettiği yerde ben 4,000 ürettim, bana dediği laf şu: "Ürünleri niye kule gibi diziyorsun" "Neden düzeltmek için, tak tak vuruyorsun ürünleri masaya, yıpranıyorlar (alakası bile yok), "Arkana yaslanarak çalışma, düzgün otur" Bir de adam bunları söylerken yanımdaki diğer kadın çalışanlar sanki bot varmış gibi kahkaha atarak gülüyorlar. Çıldırıyorum.





    Mesela geçen gün 5 saat boyunca ayakta, zor işte çalıştım, sonlarına doğru ellerimle öne yaslanıyordum hafiften, dediği şey şu: "Niye mevzu var gibi duruyorsun, korkunç"



    Bir de bir iş bittiğinde diğer işe verecek mesela, omzumdan çekiştirip götürüyor, hayvan güdüyor sanki. Öyle deli oldum ki burası Japonya olmasa ne var ne yok girişirdim ona.



    Ben haftaiçleri öğle 1-6 arası çalışıyorum, saat 3-3:10 arası 10dk molam var, bugün vardiya bitiminde bana şöyle diyor: "Gelecek haftadan itibaren molalar 6-6:10 arası". Adama diyorum ki ben zaten 6'da çıkıyorum, yani molam yok mu demek bu? "Hayır molan var 6-6:10 arası, İngilizce bilen yok mu şuna anlatsın" aynen böyle diyor. Anlıyorum dediklerini.



    Hizmet sektöründe çalışacak kadar dilim olmadığı için bu işe mahkumum. Para gerekiyor, elim kolum bağlı. Mecbur devam ediyorum. Ayrıca şu iPhone'u icat edene lanet olsun, tüm yazma hevesim kaçıyor sayesinde.



    18 Ekim 2014:



    -Bugün okul da iş de yoktu, aldım bisikleti kayboldum Kyoto sokaklarında. Burası gerçekten harika bir şehir, her yerde doğanın varlığını, Japonya'ya özgü o oryantal havayı hissedebiliyorsunuz. Gerçekten müthiş bir deneyimdi.



    Kaybolmuş geziyorken karşıma Book Off çıktı.

    Book Off: Japonya genelinde çok ucuz kitap, manga, dvd satan yerler.



    Aklınıza gelebilecek tüm mangalar 100 yen (2tl) idi ve 3 cilt hunter x hunter mangası aldım. Çıkarken telefonda harita uygulamasına konumunu kaydettim. Yarın cebimde parayla gidip bi 20 cilt manga almayı planlıyorum.



    İzlenim:



    -Carrefour, Knorr gibi bize tanıdık markalar var.

    -Panasonic, New Balance, Renault marka bisikletler var. Bana komik geliyor.

    -Bazı otomobil showroomları var içerisi kafe, anlam veremedim hala başka bir olayı da olabilir.



    -Alışveriş merkezinin yemek katında yemek söylediğinizde siparişinizi alıp size çağrı cihazı gibi bir şey veriyorlar. Yerinizde oturup beklerken yemek hazır olduğunda cihaz ötüyor ve yemeği almaya gidiyorsunuz. Belki Türkiye'de de vardır böyle bir şey. Ben görmedim.



    -Sürücü kurslarının arabaları için özel yapılmış pistler var, trafiğe kapalı.



    -Taksiler siyah, taksiciler eldivenli ve şapkalı. İnsana şoförüyle beraber limuzin kiralamış hissi veriyorlar, kapıyı açmalar vs.



    -Tüm Japonya'yı gezmek için yapmanız gereken tek şey en yakın istasyona gidip metroya binmek. Bir gün amaçsızca bunu yapmayı planlıyorum, eğer yerse yarın bile yapabilirim tüm gün boşum.







    22 Ekim 2014:



    -Geçen gün annesine selamlarımı ilettiğim biri okulun önüne bıraktığım şemsiyemi çalmış. İliklerime kadar ıslandım, 3 gündür aralıksız sövüyorum. Normalde yurdun dışında, okulun dışında, odaların dışında, işyerinin dışında, kısacası her yerde şemsiye var ve bir tanesi bile çalınmıyor.



    -Kanji'ye başladık, hiçbir şey anlamıyorum. ios için iyi bir app önerecek varsa pm atsın lütfen.



    -Haftasonu dernek başkanı bizi Osaka'ya götürüyor gezdirmeye, ss'ler gelecek.



    -Dün süpermarkette Türk fındığı gördüm, ilginç geldi, ss'sini ekliyorum.





    24 Ekim 2014:



    -Sınıfta bazı değişiklikler oldu, eski mevcut 9 kişiydi, 6 vietnamlı, 2 türk, 1 myanmarlı. Şu anki mevcut 11, diğer türk'ün seviyesi yüksek olduğu için sınıf değiştirdi, 3 nepalli geldi.



    -Çalınan şemsiyeyi okulun şemsiyeliğinde buldum, kullanılmış tabii haliyle.



    -Şehrin daha %5 ini gezmişimdir ama gerçekten harika bir şehir, müthiş bir atmosfere sahip.



    -Ufaktan kanji'ye başladım, 15 kanji biliyorum.



    -Yarın Osaka'ya gidiyoruz dernek başkanı ve diğer Türk arkadaşlarımla.











    28 Ekim 2014:



    -Geçen cumartesi öğlen 12de okulun önünde buluşup, beraber metro durağına gidip, umeda aktarmalı Osaka'ya gittik 5 Türk.



    -Önce gökdelenin birinde biraz manzarayı seyrettik, sonra indik ve 100 mt ilerideki bir alışveriş merkezine gittik. İçeride 2 kat teknoloji market, 3 kat normal avm'de olan diğer tüm şeyler ve 1 kat da anime-manga bölümü vardı. Anime-manga bölümüne ek olarak shounen jump shop'ın jump shop mağazası vardı. İçeride anime-manga hakkında aklınıza gelebilecek tüm malzemeler vardı. One piece aranıyor posterleri, orijinal luffy, ace şapkaları, luffy-sabo-ace'in beraber içtiği sake bardakları, nakama bileklikleri, marine şapkası, t shirtler, shingeki no kyojin bileklikleri, slam dunk karakter eşyaları, kuroko no basuke karakter içecekleri, eşyaları, gintama karakter eşyaları, elizabeth figürleri, hunter x hunter t shirtleri, karakter eşyaları vs shounenjump'ta yayınlanmış tüm mangaların tüm eşyaları vardı, biraz ss de çektim yükleyeceğim ileride.





    -Orada da 1 saat kadar takıldıktan sonra Osaka sokaklarında gezerek nerede bir şeyler yiyeceğimize karar vermeye çalıştık (Bu arada biz 5 Türk'ü gezdiren dernek başkanı, kendisi Osaka'da yaşıyor, yoksa hepimizin ilk gelişiydi Osaka'ya)



    -Geleneksel bir Japon restoranına girdik. Başkanın önerisiyle hepimiz Kimchi denen Kore yemeğini sipariş ettik. Restoranda soğuk buğday çayı, bira ve elma suyu hariç içecek seçeneği yoktu. Bu çoğu geleneksel Japon restoranında böyledir. Aklınızda bulunsun



    Kimchi: 6.4/10



    -Yemekten sonra Osaka'nın en büyük kitapçısı (7 katlı) Maruzen'e gittik. Kendime Kanji için el kitabı aldım. Herkes ayrılıp bi yarım saat kadar Maruzen'de gezdikten sonra bu kez hep beraber yine büyük (7 katlı) bir avm olan Loft'a gittik, loft biraz daha giyime yönelik bir avm'ydi isminden de anlaşılacağı üzere. Orada da tekli ya da 2 kişilik gruplar halinde takıldık, one piece, dragon ball, gintama, naruto karakterlerinin kostümlerini satan bir yer buldum, harikaydı gerçekten. Kostümler 180tl civarıydı bu arada.



    -Japonya'ya geldiğimden beri aradığım Dr. Pepper ve Coca Cola Cherry'i nihayet burada bulabildim. Severim diye düşünerek 6 kutu Dr. Pepper, 2 kutu Coca Cola Cherry aldım, mağazadan çıktım ve bir Dr. Pepper'ı açıp içmeye başladım. Tadı sanki acı bademi şekere boğup suyu çıkarılmış gibiydi. (Bu tanımı her yerde bulamazsınız bakın) Coca Cola Cherry de aynı botun laciverdi bu arada.



    Dr Pepper: 3.6

    Coca Cola Cherry: 3.1



    -Avm çıkışında herkes toplandıktan sonra bir yarım saat kadar oturduk ve etrafı izledik. Sonra kalkıp hem yürüyerek, hem şehri gezerek Osaka'nın ünlü bir meydanına kadar gittik. Yaklaşan Halloween nedeniyle tüm insanlar cosplay yapmak için oraya gelmişlerdi, yaklaşık 3 saat efsane cosplay yapan insanlarla takıldık, fotoğraf çektirdik, biraz da içtik. Müthiş geçiyordu zaman.



    -Biraz daha içki almak için meydanın hemen yanındaki markete girdik. Çıkarken bu gece 23:00-05:00 arası kostümlü parti olduğunu söyleyip, eğer bu biletle giderseniz giriş ücretsiz diyen bir abla geldi yanımıza. Biletleri aldık, planımız partiye katılmaktı.



    -Meydanda biraz daha takıldık, birçok Japon cosplayer'la muhabbet kurdum, Londra'da yaşayan Tom adında bir adamla tanıştım, adama Türk olduğumu söyleyince bana şunu söyledi: "Türkler hakkında bildiğim tek şey var: Hepiniz lanet olası (film çevirisi) çılgınsınız!"



    Tom'la bir 10-15dk ayakta konuştuk, kadeh kaldıracakken elimin boş olduğunu görüp vodka ikram etti bana, sonrasında tuvalete diye gitti ve kalabalığın arasında kayboldu.



    Not: Parti, cosplay yapılan meydan, Osaka'nın atmosferi vb. kelimelerle anlatmak istemediğim şeyler, çok yavan kalıyor yazdıklarım.



    -Saat 11-12 gibi başkan ve 5 Türk meydandan ayrılıp yakınlardaki bir Türk restoranına gittik. Gerçekten ilginç bir ortamdı, üzerinde Türk formasıyla rakı içen Japonlar, tamamen Türkiye'ye has bir ortam, mekanda çalışan Türkler ve mekanın sahibiyle ince belli bardakta yeni demlenmiş çay içmek... Garip ve güzeldi, evimde gibi hissettirdi.



    Yarım saat kadar sonra oradan da kalktık, yakınlardaki bir McDonaldsa gidip bir şeyler yedik. Sonrasında partiye doğru yol aldık.



    Başkan bize sabah geri döneceğimiz metro hattını gösterip, bizi partiye kadar bırakıp evine gitti. Partiye giriş ücretsizdi ama girişte 1 içecek bileti almak zorunluydu, o da 400 yen kadardı. Mekana girdik, direkt dolaplara (locker) yöneldik, 300yen karşılığında özel eşyalarımızı içine koyup kilitledik ve partinin keyfini çıkardık.



    Parti, kostüm partisiydi. 10-15 kişi hariç herkes kostümlüydü. Saatlerce dans ettik, sadece birkaç japonla oturup muhabbet etme şansım oldu. Genelde ilk muhabbetlerin kostümlere yönelik olduğu bu kostümlü partide kostümsüz olduğum için pek bir oturup konuşma şansım olmadı. Ben de gece 4'e kadar saçma sapan dans ederek geçirdim zamanı. Oldukça eğlenceliydi.





    Gece 4'te partiden çıkıp meydana geri döndük. Etraf tam bir parti sonrası görünümündeydi. Hala parkta takılan 10-20 kadar insan vardı. Orada Misaki (isim uydurma) adlı bir kızla tanıştım. Bir 10dk kadar konuştuk. İngilizcesi ve aksanı çok iyiydi ve o ana kadar Japonya'da gördüğüm en güzel kızdı. Bana facebook hesabım olup olmadığını sordu ve benim telefonumdan kendini bulup ekledi. Sonrasında sabahın ilk metrosuna binmek için oradan ayrıldık. Sabah 5'te ilk metroyla eve döndük.





    25 Kasım 2014:



    Aslında 31 Ekim'i (Halloween)'i uzun uzun anlatmayı planlıyordum da kararımı değiştirdim. Özet geçiyorum bugünd kadar olan kısmı.





    -O gün Osaka'ya Halloween'de tekrar gitmeye karar vermiştim. Halloween için kostüm lazımdı ve kostüm mağazası Osaka'daydı, 8'de kapanıyordu. 6.10da işten çıkıp 8 de orada olmam imkansızdı, ben de bir gün okulu astım ve gidip kendime One Piece Amirali pelerini aldım ve onu kendi takım elbisemle kombine ettim, orijinal ve eksiksiz bir cosplay yapmak için önceden sipariş vermek gerekiyordu, zamanım yoktu, ben de böyle bir şeye kalkıştım işte.



    -Kostümü aldıktan 2 gün sonra beklediğim gün gelmişti, bu süre zarfında o kızla da facebook üzerinden konuşmuştuk biraz, aynı yerde buluşacaktık. İş çıkışında direkt kostümü giydim ve Osaka'ya gittim. O geceyi atlıyorum, tamamen çılgın bir geceydi ve yüzlerce insan benimle fotoğraf çekilmek istedi, içtik, rock bara gittik vs. bunları bilmeniz yeterli. (Merak edenler için; kızla bir şey olmadı).



    -Halloween, Japonya'da yetişkinlerin çılgınca cosplay yapıp eğlendiği bir gün, diğer ülkelerdeki Halloween ile pek bir alakası yok.



    31 Ekim-25 Kasım arası:



    -Japonya'nın en iyi spor salonlarından biri olan Konami'ye kaydoldum.



    -İş yok diye fabrikaya çağırmıyorlar artık tüm part-time'cıları iş olana kadar çıkardılar gibi bir şey oldu, 1 aylık başka bir işe girdim, bugün ilk iş günüm, gece 1-6 arası çalışacağım, haftada 4 gün 2.300tl alacağım 1 ay için, geçici iş.



    -Maaşımın 1.200tl lik kısmını aldım. Kalanı sonraki ay.



    -Okulda 2 kez sınav olduk, birinden 94/100 aldım, diğeri henüz açıklanmadı 90 civarı alacağım ondan da.



    -Thrift shop'larda inanılmaz kaliteli ürünler komik fiyatlara satılıyor, buraya uzun süreli geleceklere tavsiyem; fazla kıyafet getirmeyin.





    -İnternet bağlantısı için 12 ay taahhüt verene laptop hediye eden kampanya varmış, eski interneti iptal edip bu kampanyaya kaydolacağız bilgisayar sorunum da çözülecek nihayet önümüzdeki haftalarda.



    -Burada harika bir sonbahar yaşanıyor şu an, fazla fotoğrafını çekmedim ama "autumn in kyoto" diye arama motorunda aratırsanız ne demek istediğimi anlayacaksınız.



    Şimdilik bu kadar, dropbox'ı da güncelliyorım şimdi, ona da bir bakarsınız.





    19 Aralık 2014:



    Merhaba dostlar dondum ben :) Orada havalar nasil bilmiyorum ama buraya yilin ilk kari yagdi bile :)



    -26 Kasim gibi yeni ise girdim, sadece 1 aylik is ve bitmek uzere. Gece 1-6 arasi, gunluk 100tl, bu ay sadece 7 gun calistigim icin fakirim biraz. Ocak ayindan itibaren 2 part time ise ayni anda girmeyi planliyorum. Bir sonraki senenin okul parasini cikarmaliyim.



    -Onceki isimin ikinci maasi ile bisiklet aldim yol-yaris tipi, fotografini dropboxa ekledim.



    -Yeni internete gectim, kampanya nedeniyle bedava laptopi sonunda alabildim. Modeli hp ProBook 6560b, idare ediyor beni.



    -Ders konusunda ciddilestim, gunde 2 saat civari kanji calismaya basladim, su an 60 kanji biliyorum, sonraki guncellemelerimde ezberledigim kanji sayisini da yazacagim.



    -Onlarca kez soyledigim seyler soruluyor ozel mesajlarda, bu tarz mesajlari cevaplamiyorum. En cok sorulan sorulardan biri de burada hangi bolum okudugum. Daha once de belirttigim uzere su an dil okulundayim, bu nedenle sadece Japonca dersi goruyorum. Tahmini 1-2 yil kadar sure sonra Japonyada yeterli seviyeye gelmis olacagim ve sadece yabanci ogrencilerin girdigi universite sinavina girecegim. Sinavdaki puana ek olarak cogu universite kendi sinavini ve mulakatini da yapiyor, bu elemelerden gecerek bir universiteye yerlesip burs bulmaya ugrasacagim.



    -Arada vineda Kyotodan ufak kupleler paylasmayi planliyorum, linki buraya birakiyorum.https://vine.co/u/1082797129078063104



    -Iyi niyetli mesajlariniz icin cok tesekkurler, hepsini tek tek alintilayip cevap yazamiyorum kusura bakmayin. Konuya yazilan tum mesajlari okuyorum, sayenizde yalniz hissetmiyorum. Tesekkurler.











    24 Aralık 2014:



    -İki güzel haberi aynı anda aldım. Birincisi; fabrika işini bırakıp Kyoto'nun Nevizade'si sayılabilecek mevkiideki bir bara cv bırakmıştım, mülakata çağırdılar olumlu geçti, 2 ocakta başlıyorum, ortam çok güzel, çok iyi olacak benim için.



    -İkincisi; Türk-Japon ortak yapımı bir filmde figüran rolü oynayacağım. Çekimler Cuma günü başlıyor, Ocak ayının sonuna kadar devam ediyor, günlük 160tl+yol parası+ Türkiye'den gelecek asıl oyuncu kadrosuyla tanışma fırsatı gibi artıları var.



    Dört ayağımın üzerine düştüm millet.





    20 Ocak 2015:



    -Arkadaşlar sakin, güncelleme dediniz yapıyorum tamam vurmayın öldüm :d



    -Yılbaşında Osaka'ya gittim. Arkadaşım da, beş param da yoktu. Marketten aldığım içkiler elimde sokaklarda içerek, meydandaki 20 milletten insan denizinin içinde kaybolarak geçirdim yılbaşını. Yine de güzeldi. Sanırım.



    -2 Ocak'ta barda çalışmaya başladım. Bar Kyoto'nun gece hayatının kalbinin attığı bir mevkiide, müşteri sayısı yoğun. Sahibi Türk, çalışanlar Türk-Japon karışık. Ha bir de İtalyan var. Benden sonra giren bir tane de Çinli var. İş oğun, henüz öğrenme-adaptasyon sürecindeyim.



    -Çekimler 10 Ocak gibi başladı, geçen gün bitti. Rolüm batan Ertuğrul Fırkateyni'nden köylüler tarafından kurtarılan hafif yaralı denizci eri rolüydü, toplamda 2 dakika civarı gözükeceğim sanırım filmde, çekimlerin diğer ayağı başka bir şehirde olacak, onun da sadece 3 gününe katılabileceğim okul nedeniyle. Film de Kasım 2015'te vizyona girecekmiş.

    Bu arada size ortamdan bahsedeyim; size önceden söylenen saatte stüdyoya geliyorsunuz, kıyafet değişimi ve makyajdan sonra bayağı büyük bir salonda bekliyorsunuz Fransız-İtalyan-Türk-Japon figüranlarla birlikte. Ortada ufak bir büfe var, yiyecek-içecek (demleme çay) istediğin kadar alabiliyorsun. Yorgunsan banklar var, onlara uzanıp biraz kestiriyorsun. Her yerde ısıtıcılar da var zaten, bir de üzerine üç öğün yemek veriyorlar. 8-9 saat ordasın ama çekimler toplamda 2-3 saat sürüyor. Kalan zaman yatış. Günlük aldığım para da 200tl bu arada.



    -Onun dışında Japonca çalışmam 2 hafta sekteye uğradı hastalık (grip oldum), film çekimleri, bar vs. derken. Şu an 115 kanji biliyorum en kısa zamanda Kanji çalışmaya geri dönmeyi planlıyorum.



    -Ocak ayında 3 yeni Türk öğrenci aramıza katıldı, sayımız 8 oldu.



    -Hayat her zamanki gibi işte, nasıl bir hayat yaşarsan yaşa bir şekilde bu monotonluğa kapılıyorsun, neden güncelleme yapmıyorsun diyen arkadaşlar bunu da göz önünde bulundursunlar lütfen, tekrara düşmem her açıdan mantıksız olur, yazmaya değer bir şeyler yaşadığımda er ya da geç güncelliyorum zaten.





    Not:Dropbox linkini de güncelliyorum şimdi, ona da bir bakarsınız.





    24 Mart 2015:



    -Film çekimleri Ocak ayının sonunda bitti, film Kasım ayında Türkiye ve Japonya'da eşzamanlı gösterime girecek.



    -Yazmadığım arada 1 ay kadar Ritz Carlton Kyoto'da housekeeping işi yaptım.



    -Çalıştığım barın sahibi yeni bir restoran/bar açtı, artık orada da çalışıyorum.



    -Japonca konuşma yarışması düzenlendi okulda, 2. Oldum, sertifika ve 120tl civarı sembolik bir ödül aldım.



    -Üniversite sınavına (ryugakushiken) kaydoldum, sınav 21 haziranda, temmuz ayında da Japonca seviye sınavım var (noryokushiken).



    -Üniversite sınavına sadece deneyim için giriyorum, seneye büyük ihtimal Osaka şehrinde üniversite sınavına özel hazırlığı olan bir dil okuluına geçeceğim.



    -Dropbox güncellendi.







    12 Nisan 2015:



    Üniversite konusunda;



    21 Haziran'da bizdeki LYS ile aynı formatta yabancılar için öğrenciler için üniversite sınavına (ryugaku shiken) giriyorum. Alacağım sonuca göre başvurmayı planladığım birkaç iyi üniversite var, şu anki Japonca seviyemle çok sağlam okullara girmem pek mümkün olmayabilir, okuldan alacağım referans da etkili olacak. Buraya sadece üniversite okumaya değil, en iyi üniversitelerden birinde okumaya geldim, o yüzden kaç kez olursa olsun yeniden deneyeceğim şansımı.



    Buna alternatif olarak; sayıları az da olsa Japonya'da %100 İngilizce bölümleri olan üniversiteler de var. Temmuz,Ağustos ve Kasım aylarında bu üniversitelere de ayrı ayrı başvurularımı yapıyorum. Dil yeterliliği ispatı için de TOEIC sınavına gireceğim Haziran ayında. İki koldan ilerliyoruz bakalım ne olacak.



    -Temmuz ayında Japonca dil yeterliliğinin sertifikasını alabilmek için sınava giriyorum. N3 seviyesini alacağım sanırım.





    -Nisan alımlarında iki Türk arkadaşımız daha aramıza katıldı. Şu an 10 Türk öğrenciyiz okulda. Temmuz ve Ekim'de de aramıza katılacak arkadaşlar olacak.



    -Gelen mesajlar çok fazla, ben de yoğunum neredeyse her gün çalışıyorum, cevap veremediklerim olursa -ki oluyor- kusura bakmayın.



    -Bu yaz benim için sınavlar ve başvurular dönemi, şans dileyin.













    5 Ağustos 2015:



    -21 Haziranda Japonya'da yaşayan yabancı öğrencilere yönelik düzenlenen üniversite sınavı (Ryugakushiken)'na girdim. Genel Japonca, Japonca Kompozisyon, Japonya ve Dünya, Matematik gibi testlere girdim, dileyen Japonca ve Dünya ve Matematik testlerini İngilizce olarak alabiliyor ben de öyle yaptım. Sınav Türk eğitim sisteminde yetişmiş bir öğrenciye göre oldukça zordu. Japonya ve Dünya testinde sorular günceldi ve genel olarak dünya ekonomisi ağırlıklıydı. Yakın zamanda gerçekleşen İskoçya bağımsızlık referandumu ile bir soru gördüğümü hatırlıyorum, bazı sorularda Türkiye de geçiyordu. Japonca testi Okuma, Dinleme ve Yazma testlerinden oluşuyordu ve soruları tam olarak anlayabilmek için N1 (En yüksek Japonca seviyesi) seviyesinde Japonca bilmek gerekiyor diye düşünüyorum, bu nedenle beni oldukça zorladı. Kompozisyon yazma kısmında ise iki konu verilmişti ve aday istediği konuyu seçip yazabiliyordu. Maalesef benim öyle bir lüksüm olmadı, verilen iki konudan sadece birini okuyabildiğim için onu seçtim. Konu ''iyi bir liderin sahip olması gereken özellikler'' idi. Yaptım artık bir şeyler. Matematik kısmı ise aynı bizdeki gibi Matematik 1 ve Matematik 2 gibi bölümlere ayrılmıştı, sadece birini seçebiliyordunuz ve ben Matematik 1'i seçtim. Sorular bizdeki YGS Matematik konularıyla hemen hemen aynı konu aralığındaydı. Daha önce İngilizce üzerinden Matematik testi görmediğim veya çözmediğim için kavramları anlayamadığım sorular çok oldu. Ayrıca Matematik sınavı klasikti, optik formunda işaretleme kısmında şıklar yerine sayılar ve + ile - işaretleri vardı, mesela bir sorunun cevabı -10 ise -,1 ve 0 işaretleniyor. Sınav salonuna telefon, yiyecek, içecek getirmek yasak değil. Su harici eşyalarınızı sınav başlamadan sıranın altına kaldırmanız ve telefonunuzu kapalı tutmanız yeterli.



    Sınavı genel olarak ÖSS'yle karşılaştıracak olursak daha zor ve genel kültür gerektiren sorular olduğunu söyleyebilirim.



    Not: Japonya'da nasıl bir sınava girecek olursanız olun, yanınızda bir kol saati getirin. Hiçbir sınav salonunda saat yok (sadece bu sınav için konuşmuyorum), nedenini bilmiyorum.



    -Sınav sonuçları 1 ay sonra adresime ulaştı, sonuç belgesinde sınava giren adayların genel puan ortalaması da yazıyordu. Buna göre;



    Japonca: Ortalama altı, vasat

    Kompozisyon: 50 puan üzerinden 25, hemen hemen ortalama

    Japonya ve Dünya: Ortalama üzeri

    Matematik: Ortalama



    geldi. En önemli puan Japonca olduğu için bu puanlarla amiyane tabirle ''dandik'' üniversiteler haricinden kabul alamıyorum. Yoksa diğer testlerin sonuçları fena değil. Zaten seviyemin çok üstünde bir sınavdı ve deneyim için girmiştim. Oldukça da deneyim kazandım seneye ciddi olarak tekrar gireceğim bu sınav için.



    -Temmuz ayında Japonca seviye sınavına girmedim, Aralık ayında N2 seviyesi sertifikasını alabilmek için gireceğim.



    -Okulda sınıfımın seviyesinden daha üst seviyede olduğumu düşündüğüm için bir üst seviye sınıfa geçmek istedim. Gelecek sınavdan 100 üzerinden 90 alabilirsem geçebileceğimi söyledi öğretmenler. Tam olarak 90 aldım ve bir üst sınıfta Japonca eğitimine devam ediyorum.



    -Temmuz ayında TOEIC adlı İngilizce yeterlilik sınavına girdim, İngilizce eğitim üniversitelere başvurmak için gerekli olan. Nasıl geçti pek anlayamadım ama 990 üzerinden en az 730 yapmazsam üniversitelere başvuramayacağım, sonuçları 24 Ağustos'ta adresime gönderiliyor, üniversite başvuruları da tam o sıralar başlıyor.



    -Üniversite için şimdiden birikime başladım, Mayıs ayı maaşından itibaren kenara 1.000TL koymaya başladım, 1 hafta sonra alacağım Temmuz maaşı ile birlikte 3.000tl birikmişim olacak. Geldiğimden beri 10 ay oldu, henüz ailemden para almadım.



    -Sevgili yaptım.





    25 Ağustos 2015:



    TOEIC İngilizce Yeterlilik Sınavı'nın sonuçları geldi, 990 üzerinden 860 yapmışım, 700 gerekiyordu. Bununla üniversitelere başvurabilirim. Başvurmak istediğim üniversitelerden birinin başvuru süreci başladı, belgeleri topluyorum şu an.





    11 Kasım 2015:



    -Ağustos ayının ortalarında işten çıkıp bisikletle eve dönerken trafik kazası geçirdim, kazaya dair hiçbir şey hatırlamıyorum, kendim mi düştüm yoksa araba mı çarptı bilmiyorum bisikletimde büyük bir hasar yoktu, o güne dair hiçbir şey hatırlamıyorum hafıza kaybı var.



    -Hastanede 1-2 gün kaldıktan sonra taburcu olduğum gün kız arkadaşım tarafından terk edildim.



    -Japonya'da her üniversitenin yoğurt yiyişi farklı olsa da genel olarak üniversite başvurularında o an kayıtlı olduğun okulun verdiği tavsiye mektubu gerekli, benim kayıtlı olduğum dil okulu bana bu belgeyi vermedi ve başvurmak istediğim üniversitelerden sadece birine başvurabildim, sadece başvuru ücreti yaklaşık 1000tl olan bu üniversiteden de kabul alamadım.



    -Stresten dolayı Ekim ayında dokuz aydır çalıştığım barı bıraktım. Üç ayrı iş buldum,biri geceleri golf topu toplama işi, biri convenience store'da elemanlık (yine gece işi), diğeri de anaokulunda İngilizce öğretmenliği. Hepsini azar azar yapıyorum haftada iki kez civarı.



    -Şu an başvurup kabul alacağıma inandığım birkaç üniversite olmasına rağmen Mart 2016'da şu an kayıtlı olduğum dil okulundan mezun olup Nisan 2016'dan itibaren bir yıl süreyle Osaka şehrinde bir üniversite hazırlık /Japonca kursuna gideceğim.



    -Eylül ayında oda arkadaşımdan duyduğum rahatsızlıktan dolayı başka bir arkadaşın yanına taşındım. Yine aynı sistem; kendi odan var, mutfak ve tuvalet ortak.



    -31 Ekim'de Halloween için yine Osaka'ya gittim, o ve telefonumda bulunan alakalı alakasız fotoğrafları Dropbox'a atıyorum, bakarsınız.



    Yeni güncelleme ne zaman olur bilemem. Sağlıcakla kalın.









    4 Şubat 2016:



    -7 Mart ayında bulunduğum dil okulundan mezun olup üç haftalığına Türkiye'ye dönüyorum. Nisan ayından itibaren Osaka'da 1 yıl süreyle özel üniversite hazırlık okuluna gideceğim. Okulun sınavları ve mülakatına girip kabul aldım. Nisan'ın başında Japonya'ya geri döndüğümde bu kez direkt Osaka'ya döneceğim, Kyoto defteri şimdilik kapandı benim için.



    -Aralık ayında Japonca Yeterlilik sınavı N2 seviyesi (Business level-iş seviyesi Japonca- olarak kabul görüyor, bu seviye dil yeterliliği ile Japonya'da iş arayabilir, birçok üniversiteye başvurabilirsiniz. 1000 kanji ve yaklaşık 10bin civarı kelime bilmeniz gerekli hemen hemen.)sinavina girdim. 90 ve üzeri geçer nottu, 94 aldım ama belgeyi alamadım. Okuma bölümündeki puanım 3 puan yetersiz geldi. (Okuma, dinleme ve gramer olmak üzere üç ayrı bölümün de aynı zamanda kendine ait baraj puanları var.)



    -Deli gibi ders çalışmaya başladım, günde 3-4 saat ders çalışıyorum. Haziran ve Kasım aylarında iki kez üniversite sınavlarına (aynı sınav) gireceğim. Osaka'daki özel hazırlık okulundaki bir yıllık eğitimim sonucunda herhangi bir üniversiteye yerleşemezsem Türkiye'ye dönmek durumunda kalıyorum. Son iki sınav hakkım kaldı o nedenle. Haziran'daki sınavda işi bitirmek amacım. Bakalım ne olacak.





    8 Mayis 2016:





    Mart ayinda Kyoto'daki okuldan mezun oldum, 3 haftaligina Turkiye'ye dondum. Nisan'in baslangicinda Japonya'ya geri dondum, bu kez Osaka'ya. Okul da direkt basladi. Bu okul dershane gibi bir mantikla Japonya'da universiteye giris sinavina hazirliyor bu yuzden artik dershane olarak bahsedecegim okulumdan, rahat anlasilabilmesi icin.



    Dershaneye her onune gelen giremiyor, unlu bid yer ve en az orta seviye Japonca lazim girmek icin. Kendi sinavi ve mulakati var. Yillik ucreti 20bin tl. Odeme planini 10bin pesin+ 、6 ay sonra baslayacak sekilde her ay 1500-2000tl civari geri odeme seklinde hallettim. 10bin tl pesini Kyoto'daki okul mudurunden borc aldim. Her ay ona geri oduyorum.



    Dersler 09:00-14:40, Japonca, Matematik, Tarih, Ekonomi, Cografya, Ingilizce dersleri var.



    Hemen uc tane is buldum Osaka'da kendime. Biri yine convenience store (kabaca market) da kasiyerlik, biri gece isi, 7/24 acik japon pilavustu et restoraninda, biri de Japon stili ickili restoranda mutfak/garson. Saatlik ucretleri oldukca iyi isler.



    Standart bir gunum soyle oluyor; sabah okula git, okuldan cik, eve ugramadan restorana git, oradan diger restorana, oradan sabah 5-6 gibi eve geri don, 2 saat uyu, tum donguyu tekrarla.



    Haftasonlari gunde 11-12 saat uyuyarak anca kendime gelebiliyorum, okul da is de yok.



    Aylik gelirim toplamda 5000tl civari. Kira,aylik giderler ve eski mudure olan borcu ekleyince kenara 1000tl atabiliyorum, o da okulun taksidi icin. Eglence sifir, sadece is.



    Birak ders calismayi, uyumaya bile vaktim yok. Okulda gorduklerim ne kadar aklimda kalirsa artik.



    19 Haziran'da üniversiteye giriş sınavım var. Hayırlısı.







    14 EKİM 2016:



    -19 Haziran'daki üniversiteye giriş sınavına girdim. Geçen seneye göre puanımda çok büyük bir artış oldu, kompozisyonda tam puana yakın bir puan aldım.



    -Çalıştığım üç işten Japon restoranını müdürüyle tartışıp bıraktım. Market işini saatlik ücreti az diye bıraktım. Japon pilavüstü et restoranındakini işi de yeni işimle saatleri çakışıyor diye bıraktım. Yeni işim yine saatlik ücreti düşük diye bıraktığım marketin başka bir şubesi. Bu kez gece işi. Ayrıca haftada 5 düzenli vardiya.

    (günde 8.5 saat) Aylık gelirim ve dinlenme günlerim sabitlendi. TL ile +5000tl gibi bir para kazanıyorum ayda. Çalışma ortamı, birlikte çalıştığım insanlar da çok iyi.



    -Eylül ayında başvurmak istediğim üniversiteler arasından başvuru tarihi en yakın olan üniversitenin başvuruları başladı. Haziran ayındaki sınav sonuçlarım, lisedeki sınav sonuçlarım ve diplomamın fotokopisi, Japonca niyet mektubu gibi belgeleri gönderdim ve başvurdum. 8 Ekim'de mülakata sınava ve mülakata gittim, İngilizce-Japonca karışık sınavda İngilizce makale okuyup Japonca cevapladım, bazı sorularda direkt olarak İngilizce-Japonca çeviri yaptım. Bir de üzerine Japonca essay kondurdum. Mülakatta karşımdaki 4'ü japon 3'ü yabancı akademisyene karşı Japonca ve İngilizce ayrı ayrı olmak üzere savaştım :)



    -Ve bugün. 14 Ekim 2016 itibariyle Japonya'nın Chubu bölgesinin en iyi üniversitelerinden birinin Uluslararası İlişkiler bölümüne kabul aldım. Tam 2 yıl boyunca verdiğim emeğin karşılığını bugün aldım. 2017 Nisan'ından itibaren Nagoya'da üniversite hayatına başlıyorum. Çok güzel planlarım var, gerçekleştiklerinde teker teker yazacağım, spoiler olmasın şimdi size :)



























    Fotoğraflar için Dropbox linki:

    https://www.dropbox.com/sh/y0apgc8rbqwpefm/AACl8qthHfpGTCUl-actsj-oa?dl=0















    4 EKİM 2017 SON GÜNCELLEME:



    Bu son güncellememi okurken Nagoya'daki günlerimde çok dinlediğim ve kafamda Nagoya ile özdeşleşmiş alttaki müzikleri dinlemenizi tavsiye ediyorum.

    https://m.youtube.com/watch?v=YDsMpOM4uAU

    https://m.youtube.com/watch?v=1XwU8H6e8Ts

    https://m.youtube.com/watch?v=ZwBkXgWNs_M

    https://m.youtube.com/watch?v=8y1ROzCUpbU

    https://m.youtube.com/watch?v=8Ey8MLqh2Es













    Nisan ayının başında Nagoya'daki odama taşındım ve üniversite hayatım resmi olarak başladı. Bahar döneminin okul ücretini geçen seneden yatırmıştım, ancak dört ay içinde -bu senenin Ağustos ayına kadar- güz döneminin okul ücretini (12~13bin tl) biriktirip ödemem gerekiyordu. Hedefler okulun parasını sorunsuzca biriktirebilmek, güzel bir(kaç) iş bulabilmek, hep hayalini kurduğum Amerikan Futbolu takımına girebilmek gibi şeylerden oluşuyordu.



    Geldiğim günden itibaren direkt iş aramaya başladım internet üzerinden. Okulun açılış töreni başlayana kadar da 3-4 farklı yerle telefon görüşmesi yapmış, biri hariç diğer tüm görüşmeler saatlerin uyuşmaması, artık eleman lazım olmamasına rağmen şirketin ilanı siteden kaldırmaması gibi nedenlerden dolayı sonuçsuz kalmıştı. Olumlu sonuçlanan görüşme de evlilik törenlerinde barmenlik/garsonluk tarzı bir işti,mülakata çağrıldım.



    Okulun açılış seremonisi Nisan'ın ilk günlerinden birinde gerçekleşti, büyük bir kongre merkezi/konferans salonu gibi bir yerde, istisnasız herkesin "formal" giyinip salonda okulun tarihi ve bundan sonra öğrencileri ne gibi imkanların beklediğini anlatan açıklamaları dinlediği, rektörün konuşma yaptığı, dekanların kısaca kendilerini tanıttığı ve kapanışta aday öğrenciler dahil herkesin bir ağızdan okul marşını söylediği bir organizasyondu.



    Program başlamadan önce ise bölümlere göre ayrılan standlarda kuyruklara girilip öğrenci kartını almak için beklenen bir evre vardı. Aynı liseden gelen arkadaşlar, ailesiyle gelenler o ilk günün heyecanı yüzünden okunan gençlerin sinerjisine karşılık benim içimde tarif edilemez bir yalnızlık vardı. Etrafımda görebildiğim tek "yabancı" bendim, burada ne arıyordum?



    ***





    Açılış törenini takip eden ve okulun olmadığı yarım haftalık o kısa dilimde odamın gaz ve elektrik hatlarını açtırmak, yatağıma nevresim takımı almak,mutfak,banyo ve genel olarak oda için gerekli eşyaları almak ve harıl harıl iş aramakla meşguldüm.



    Çok ilginçtir, Japonya'da adımını attıktan bir hafta sonra, Osaka'ya taşındıktan on gün sonra iş bulabilmiş ben, doğru düzgün bir iş bulamıyordum. Tek bağlayabildiğim iş, şu düğün işiydi. Evlilik töreninde barmenlik işi için mülakata gittiğimde, karşımdaki kadın bunum sadece haftasonu çalışabileceğim joker bir iş olduğunu söylemişti. Ayrıca ilk üç çalışma günüm yarı eğitim gibi geçeceği için saatlik ücretin sadece yarısını alabilecektim. Üstelik çalışacağım yer yaklaşık 20km uzaktaydı ve iki aktarmayla gidiliyordu.



    O işin sonucu şu oldu: Beni işe alan kadın benden kendime güzel bir beyaz gömlek (takım elbisenin altına giymelik, bende yoktu) satın almamı ve fişini kendisine getirmemi, parasını vereceğini söyledi.



    Gömleğe 90tl

    Ulaşıma 30tl harcadım ve o ilk gün hesapta 4 saat çalışmam gerekiyorken ağır mobbing ve baskı altında 12 saat çalıştım. O gün oraya ilk ve son gidişim oldu. Ancak 2 ay sonra yatabilen maaşım ise sadece 200tl idi (Normali 400tl+ ulaşım+ gömleğin ücreti).



    Nagoya'daki günlerimi tek kelimeyle anlatacak olsam "karanlık"ı seçerdim sanırım.



    ***



    Okul başladı. İlk günler bilgilendirme, oryantasyon, ders seçimi, sağlık kontrolü gibi şeylerle geçti. O hep hayalini kurduğum Amerikan Futbolu takımının önce hepsiyle tanıştım, sonra da takıma katıldım. Takımla birlikte hepsini takımın üst devrelerin cebinden ödediği mangal partileri, toplu yemekler, etkinlikler... O anlamda ortamım muhteşemdi.



    İş konusunda ise halen gelişme yoktu. Telefonlar açıyor, mülakatlara gidiyor, elimden geleni yapıyordum. Ama sonunda mutlaka bir şeyler ters gidiyordu. Ya çalışmak istediğim günler uyuşmuyordu, ya saatler uyuşmuyordu (gece işi yapmalıydım, saatlik ücret yüksekliği nedeniyle), sonuç olarak iş bulamadım ve utana sıkıla artık üyesi olduğum takımdaki üst devrelere bu konuyu açtım. Hepsi bana, başardıklarıma, verdiğim savaşa saydı duyarlardı ve beni de severlerdi. Konuyu anlattığım gibi antrenman yaptığımız kampüsün yakınlarında kendi çalıştıkları yerde görüşme ayarladılar bana. CV hazırlayıp mülakata girdim ve işi kaptım. Haftada 3 gün 22-06 arası çalışacaktım. Geriye haftalık 16 saatlik bir açık kalıyordu okul ücretimi ödemek için haftada çalışmam gereken.





    ***





    Takvim aylardan Mayıs'ı gösterdiğinde benim bir günlük rutinim şöyleydi.



    8:30 Evden çıkış, 2km yürüyerek ya da bisikletle okula gidiş 9-16:40 okul, 16:40~17:40 arası amerikan futbolu antrenmanının yapılacağı diğer kampüse (uzaklığı 20km) bisikletle gidiş, 17:40-21:00 arası antrenman. 21:00-22:00 arası antrenman sahasından işyerine 4.5km bisiklet sürüş, 22:00-06:00 arası market işi, 06:00-07:00 arası evime 20km bisikletle dönüş, 1.5 saat dinlenme, duş, yemek gibi insan olarak kalabilmem için gerekli olan aktiviteler, sonrası yine okul ve döngünün devamı.



    Siz okurken inanmayacaksınız belki de, ama ben bu döngüde iki ay yaşadım. Peki neden böyleydi? Neden her yere yürüyor veya bisikletle gidiyordum? Hemen sebeplerini yazayım. Öncelikle bu market işi haftada 3 gündü, yani sadece haftada 3 gün böyleydi, haftaiçi iki gün ise görece rahattım. Haftasonu ise nihayet bulduğum 7/24 açık bir restoranda çalışıyordum geceleri.



    -Okulumun iki kampüsü vardı, biri Toyota şehrinde, diğeri Nagoya'daydı, kampüsler arası mesafe 20km idi ve amerikan futbol takımının sahası, kulüp odası Toyota kampüsündeydi. Ben de Nagoya'da okuyup, okul çıkışı Nagoya'ya antrenmana gidiyordum. İşyerim de Toyota şehrinde, kampüsten 4.5km uzaktaydı. Okulun iki kampüs arası servisi vardı tabii, ancak Toyota-Nagoya arası ulaşım tek yön 20tlydi, buna rağmen indiğin noktadan kampüse 4km yürümen gerekiyordu tren hattı olmadığı için. Üzerine bir de para durumu sorunum vardı. Eğer servisle gidersem antrenmandan sonra 4.5km yürüyerek işyerine gidiyor, 8 saat çalışıyor, iş bitince en yakın tren istasyonuna 4km yürüyüp, 20tl verip ancak eve dönebiliyordum. Dönüşüm de geç oluyordu trenin saatte bir gelmesi ve 4km yürürken kaybettiğim zamandan ötürü. Biraz karışık bir durumdu ama umarım anlatabilmişimdir. Bu süreçte tam 10 kilo verdim diyet vs yapmadan.

    ***



    Amerikan futbolu antrenmanları haftada 6 gün, günde 3-3.5 saatti. Takım 40 kişi civarıydı ve askeri ilişkiler gibiydi ast-üst ilişkileri. Üst sınıfların geneli bana karşı iyiydi, ancak benimle birlikte takıma daha yeni giren kraldan çok kralcı, üst sınıflara yaranmak için elinden gelen her şeyi yapan birinci sınıflarla aram kötüydü. Onlar tarafından bariz dışlanıyordum ve takımdan yavaş yavaş soğuyordum.



    ***



    Haziran ayının ortalarında 3.000tl lik amerikan futbolu ekipmanını alamadığım için takımdan çıkmak zorunda kaldım. Zaten takımca gidilen yemeklere de parasızlıktan katılamıyor, takım içinde yabancı gibi takılıyordum.Kendi hayalimi kendi elimle yıkmak zorunda kalmıştım. Gerisi çorap söküğü gibi geldi. Önce takımı bıraktığım için diğer kampüsle herhangi bir ilişiğim kalmamış oldu, bu nedenle işe gitmek için 20km bisiklet sürmeme gerek kalmadı, çünkü oradaki işimi bıraktım. Son çalışma günümde hem iş arkadaşım, hem de eski amerikan futbolu takımı arkadaşım olan güzel insanlarla konuştuk, oturduk eğlendik, hüzünlendik. Bana üzerinde üçünün de isminin yazılı olduğu bir şişe Jack Daniels hediye ettiler, o gün çalışmadım, onlarla muhabbet ederek o viskinin dibini gördüm.



    ***



    Sonraları tüm yoğunluğumu haftasonları çalıştığım restorana vermeye çalıştım, ancak işe yaramadı. Haftada 5 gün çalışmak istesem de 1 gün mesai yazıyorlardı. Deli gibi iş aradım. Yaklaşık 10-15 ayrı yere mülakata gittim. Belki de milyonda bir ihtimaldir ama, bir tanesi hariç hiçbirine alınmadım. Alındığım yer yine bir marketti, evimin yakınındaydı. Mayıs ayının sonuydu ve beş parasızdım.





    ***



    Her şeyi detayıyla birlikte yazmaya kalksam orta kalınlıkta bir kitap çıkar ortaya. O nedenle kısa kesiyorum, market işinde çok ağır derecede mobbing gördüm, ciddi anlamda psikolojik rahatsızlığı olan insanların bulunduğu bir işyeriydi. O ağır mobbing altında çalışırken bir gün müdür yardımcısı benimle hiçbir alakası olmayan bir olayın sorumlusuymuşum gibi mobbing'e başladı, ben her zamanki gibi haklı olduğum halde alttan alırken bir anda bana kızıp elindeki kalemi şiddetlice masaya çarptı. O anda sınırıma geldim, gözüm döndü, üzerimdeki üniformayı yere fırlattım, "Senin gibi ruh hastalarının olduğu bir yerde iyi bile dayandım" diye bağırarak orayı terk ettim. Giderken arkamdan pişkince "İyi çalışmaydı, ellerine sağlık" dedi.





    ***



    Haziran'ın ortası, tek işim var haftada bir yaptığım. Okula düzenli gitmeyi hafiften bırakmışım. Okulun taksidini ödeyemeyeceğim kesinleşti. Param suyunu çekmek üzere. Para isteyebileceğim kimsem yok, neye elimi atsam kuruyor. Bu raddede o kaçınılmaz kararı almak durumunda kaldım. Türkiye'ye dönecektim.



    ***





    Uçak biletini ailem aldı, son paramı kiraya yatırdım, odada daha fazla kalamayacağım için son bir haftamı Osaka'daki bir arkadaşımda geçirdim.



    ***



    10 Temmuz'da Türkiye'ye döndüm, birkaç yakın arkadaşım, ailem ve akrabalarım hariç herkes hala Japonya'da olduğumu sanıyor. Siz de öyle sanıyordunuz, yaklaşık üç yılımız beraber geçtiği için sizlere karşı kendimi sorumlu hissettiğim için son birkaç saattir bu güncellemeyi giriyorum.



    Japonya bana çok şey öğretti; bir birey olmayı, kendi ayaklarının üzerinde durabilmeyi, yabancı kültürlere/inanışlara/hayat tarzlarına karşı önyargısız olabilmeyi büyük ölçüde orada öğrendim.



    Japonya nasıl bir yer?



    Dünya üzerinde her ülkenin kendine göre sorunlarıı var ve Japonya da bir istisna değil. Ayrıca bana görünen Japonya ile bir başkasına görünen Japonya arasında dağlar kadar fark olabilir. Benim "gerçekliğim" bundan ibaretti. Japonya denilen adalar topluluğunda 126 milyon insan evladı yaşıyorsa 126 milyon da ayrı hayat hikayesi, gerçeklik vardır. Japonya bildiğiniz gibi dünyanın en büyük ekonomilerinden. Aynı zamanda ortalama yaşam süresi, hayat standartları, eğitim seviyesi gibi birçok alanda da dünyanın en iyilerinden. Ancak ada ülkesi olmasından ve dünyaya açılalı henüz çok zaman geçmemesinden mütevellit kapalı bir toplum. Dışarıdan gelen bir yabancının 2017 şartlarında topluma %100 entegrasyonunun imkansız olduğunu düşünüyorum. Tamamen şahsi fikrimdir.







    Bundan sonra ne yapacaksın?





    Yıldız Teknik Üniversitesi, İşletme Bölümü'nde kaydım var, ancak gelecek hedeflerime uymadığını düşündüğüm için tekrar hazırlanacağım bu sene. Ufaktan başladım bile.



    ***





    Bu son güncellemeydi. Sorusu olan herkesin sorularını cevaplayacağım. Şu ana kadar yanımda olduğunuz, azmedip buraya kadar okuduğunuz, bana katlandığınız için teşekkür ederim. Sağlıcakla kalın.





    < Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi Makunouchi İppo -- 18 Ağustos 2018; 19:10:49 >
    Vay anası bende 96lıyım ben 2. tercihleri düşünüyorum ne yapsam diye adam elin Japonyasına gidiyor.Helal olsun

    Hayırlı yolculuklar
  • Yüzbaşı
    339 Mesaj
    Reklam Alanı
    _____________________________
  • Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
    bu yazıyı okuyan adam her şeyi hak ediyor
    _____________________________
  • Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
    Onlerden

    Edit:niye eksiliyorsunuz?



    < Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi oxygen. -- 20 Eylül 2014; 20:12:10 >
    _____________________________
  • Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
    Onlerden



    < Bu ileti mobil sürüm kullanılarak atıldı >
    _____________________________
  • KIM NE DERSE DESIN RECEP TAYYIP ERDOĞAN



    < Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi BurayaNerdenÜyeOluyoruz -- 22 Kasım 2016; 20:41:21 >
    _____________________________
  • Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
    sallıyo
    _____________________________
  • Er
    0 Mesaj
    Konalim



    < Bu ileti mini sürüm kullanılarak atıldı >
    _____________________________
  • General
    11828 Mesaj
    hayırlı yolculuklar
    _____________________________
  • Binbaşı
    1642 Mesaj
    Sadece resim paylaşacağım dediğini okudum. :D Resimleri merakla bekliyorum. :D
    _____________________________
  • Binbaşı
    1209 Mesaj
    hmm
    _____________________________
  • Yüzbaşı
    263 Mesaj
    Vay anası bende 96lıyım ben 2. tercihleri düşünüyorum ne yapsam diye adam elin Japonyasına gidiyor.Helal olsun

    Hayırlı yolculuklar
    |
    |
    _____________________________
  • Binbaşı
    1724 Mesaj
    Okudum lan hepsini sanirim Japonya sevgimden oturu..
    Edit: hepsini okumamisim lan atlamisim bi paragrafi.

    Edit2: degerlenir..



    < Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi Tom Hagen -- 19 Eylül 2014; 20:47:07 >
    _____________________________
    .
    If your hate could be turned into electricity, it would light up the whole world..
    -Nikola Tesla-
  • Binbaşı
    1291 Mesaj
    SS'ler için gelmiştik?
    |
    |
  • Binbaşı
    1023 Mesaj
    resim var diye girdim hepsini okudum. bu yazıyı okuyan adamı devlet maaşa bağlamalı
    |
    |
    _____________________________
    "Bizi sevenleri üzmeyelim baba" dediğinde, renklerin paraya olan esaretini "YEN"diğin gibi "YEN"din bir kere daha..
  • Yüzbaşı
    572 Mesaj
    Hayirli olsun.


    onlerden :)



    < Bu ileti mobil sürüm kullanılarak atıldı >
    |
    |
    _____________________________
    İmzanız Kural Dışıymışmışmış! || Uymanız gereken imza kurallarını okumak için tıklayınız.
  • Yarbay
    2281 Mesaj
    NICK KONU UYUMU
    _____________________________
  • Çavuş
    77 Mesaj
    Konu Sahibine Özel
    quote:

    Orijinalden alıntı: dtcfli

    sallıyo

    Salladığımı iddia ettiğin kısmı bana söylersen kanıt gösterebilirim.



    < Bu ileti mobil sürüm kullanılarak atıldı >
    |
    |
    _____________________________
  • Binbaşı
    1888 Mesaj
    Takip



    < Bu ileti mini sürüm kullanılarak atıldı >
    |
    |
    _____________________________
    Wings out
  • Yüzbaşı
    381 Mesaj
    Takip



    < Bu ileti mobil sürüm kullanılarak atıldı >
    |
    |
    _____________________________
Sayfaya Git:
Sayfa:
Reklamlar
Masal Oku
kripto para haberleri
Bebek Oyunları
Radyo Dinle
Sohbet
Bu sayfanın
Mobil sürümü
Mini Sürümü

BR3
2,047
1.2.165

Reklamlar
- x
Bildirim
mesajınız kopyalandı (ctrl+v) yapıştırmak istediğiniz yere yapıştırabilirsiniz.