Şimdi Ara

Şuan Mustafa kemal ATATÜRK olsaydı Ne yapardı?

Daha Fazla
Bu Konudaki Kullanıcılar: Daha Az
3 Misafir - 3 Masaüstü
5 sn
31
Cevap
0
Favori
2.363
Tıklama
Daha Fazla
İstatistik
  • Konu İstatistikleri Yükleniyor
Öne Çıkar
0 oy
Sayfa: 12
Sayfaya Git
Git
sonraki
Giriş
Mesaj
  • Evet... Yaşama sebebim olan bu büyük lider şuan yaşasaydı ne gibi şeyler yapardı devletin başında olsaydı yoksa oda Ab'ye girmek için canmı atardı evet fikirlerinizi bekliyorum



    _____________________________
    İNTEL P4 2.8 Ghz 800 fsb box 775 ASUS P5GD2-X S775 İ915P 2 GB RAM 256 MB LEADTEK GEFORCE FX 6600 LE SLI 16X LG DVD-RW 120 GB SAMSUNG SATA
  • Atatûrk zaten bizim yolumuzun avrupa medeniyetler çizgisi oldugunu göstermis.Avrupa birligine girip girmemek ayri olay.Ve ülkenizin o anki gelismislik düzeyi ile ilgili bir sey.Eger biz ileri bir ülke olsaydik avrupa birligine davet edilirdik.Girip girmemek bizim tercihimiz olurdu.Halbuki simdi girmek için biz kendimiz müracat ettik ve kabul edilmeyi bekliyoruz!!!
    Avrupa birligine girip girmemek bence ayri bir olay.Onu tartismakta sayfalar sürer.



    < Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi 2000watts -- 27 Temmuz 2009; 11:15:33 >
    _____________________________
    Son Ağaç kesildiğinde, Son nehir kuruduğunda, Son balık öldüğünde. Beyaz Adam; paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak.
  • quote:

    Orijinalden alıntı: 2000watts

    Atatûrk zaten bizim yolumuzun avrupa medeniyetler çizgisi oldugunu göstermis.Avrupa birligine girip girmemek ayri olay.Ve ülkenizin o anki gelismislik düzeyi ile ilgili bir sey.Eger biz ileri bir ülke olsaydik avrupa birligine davet edilirdik.Girip girmemek bizim tercihimiz olurdu.Halbuki simdi girmek için biz kendimiz müracat ettik ve kabul edilmeyi bekliyoruz!!!
    Avrupa birligine girip girmemek bence ayri bir olay.Onu tartismakta sayfalar sürer.
    Öncelikle rayından çıkmış laiklik ilkesini tekrar rayına koyardı.Gittikçe yaygınlaştırılmaya ve özendirilmeye çalışılan medrese tipi eğitimi kaldırırdı.
    Gerçekçi olurdu.oy avcılığı için başka ülkeler ile ilgili atıp savurmaz ve sonra söylediklerini yutmazdı.
    Halkı düşünürdü.Milletvekili dokunulmazlıklarını kaldırırdı.Yargının üstüne abanıp illa benim savcım!,benim hakimim! demezdi.
    Bence de Ab konusu ayrı bir tartışma.
    _____________________________




  • Bir şey yapamazdı, öldürülürdü çünkü. Bu saatten sonra adamakıllı birinin geleceğini sanmıyorum. Gelirse de ona da ayarı verirler, türk halkı da böyle yaşar gider.
    _____________________________
  • quote:

    Orijinalden alıntı: PaiMei

    Bir şey yapamazdı, öldürülürdü çünkü. Bu saatten sonra adamakıllı birinin geleceğini sanmıyorum. Gelirse de ona da ayarı verirler, türk halkı da böyle yaşar gider.
    Darbecileri asardı.
    _____________________________

    he still waiting for god's choice
  • quote:

    Orijinalden alıntı: Mega Therion

    Darbecileri asardı.

    Alıntıları Göster
    Bir köşede oturur aptalların tepinmesini izlerdi. Akıllılar aptallarla uğraşmaz.
    _____________________________
    Herkesin üç kişiliği vardır; Ortaya çıkardığı, sahip olduğu, sahip olduğunu sandığı.
    A. Karr

    Vizyon500k
  • quote:

    Orijinalden alıntı: Réplika

    Bir köşede oturur aptalların tepinmesini izlerdi. Akıllılar aptallarla uğraşmaz.

    Alıntıları Göster
    Tartışmanın pek bir faydası olduğunu düşünmediğim bir konu. Atatürk işte, nerede ne zaman ne yapabileceğini kim bilebilir her halde onun ne yapabilaceğini kestirecek kadar zeki olsaydık, ülke şu an bu durumda olmazdı.
    _____________________________
    Türkçede cümleler büyük harfle başlar, nokta ile biter.Bi, diil, ii, gelio, gelcem, ole Türkçe değildir; Bir, değil, iyi, geliyor, geleceğim, öyle denir. Türkçede q, w, x harfleri yoktur dolayısıyla we denmez ve denir. Soru ekleri kelimeden ayrı yazılır: Oldumu denmez oldu mu? denir. Dahi anlamındaki de ayrı yazılır. Bende denmez ben de denir. Yani "de" ekini cümleden attığınızda anlam bozulmuyorsa o zaman ayrı yazmanız gerekir. Ayrıca mesajlarınızdaki vurgular da ifadelerinizle hayat bulur, parmağınızın bir tuşa basılı kalmasıyla değil. Seviyoooommmmm yaaaaaaaaaaa denilmez, gerçekten çok seviyorum denir. Klavyeniz İngilizce ayarlı değilse i, o, s, g, u, c harfleri ı, ö, ş, ğ, ü, ç yerine kullanılmaz. Türkçede -bilite diye bir ek yoktur, bu tarz yazımlar Türkçeyi yozlaştırmaktan başka bir şeye yaramaz.
  • Yapay Zeka’dan İlgili Konular
    Daha Fazla Göster
  • quote:

    Orijinalden alıntı: döküntü

    Tartışmanın pek bir faydası olduğunu düşünmediğim bir konu. Atatürk işte, nerede ne zaman ne yapabileceğini kim bilebilir her halde onun ne yapabilaceğini kestirecek kadar zeki olsaydık, ülke şu an bu durumda olmazdı.

    Bana göre O zeka sendede var, o akıl sendede var Allah sanada vermiş. Tek fark Atatürk o aklı ve zekayı doğru bir şekilde elinden geldiğince kullandı.
    _____________________________
    İNTEL P4 2.8 Ghz 800 fsb box 775 ASUS P5GD2-X S775 İ915P 2 GB RAM 256 MB LEADTEK GEFORCE FX 6600 LE SLI 16X LG DVD-RW 120 GB SAMSUNG SATA
  • quote:

    Orijinalden alıntı: döküntü

    Tartışmanın pek bir faydası olduğunu düşünmediğim bir konu. Atatürk işte, nerede ne zaman ne yapabileceğini kim bilebilir her halde onun ne yapabilaceğini kestirecek kadar zeki olsaydık, ülke şu an bu durumda olmazdı.

    Alıntıları Göster
    Eğer bir şekilde hayata dönebilseydi herhalde önce "memleketimi emanet ettiğim gençlik ne halde" deyip onları gözlemlerdi sokakta. Ana bacı söven zenci müziklerine hayran, küpeli erkekler, piercingli kızlar, yol ortasında sevişenleri görünce şaşırırdı, konuşmalarından da hiç bir şey anlamazdı.

    "Peki okullar, üniversiteler ne haldedir?" diye düşünürken, yolda yanından geçenler öküz gibi omuz atarlar, ayağına basarlar, bir de özür dilemek şöyle dursun üstüne kaba saba konuşurlardı, Ata'mız da Türk milletinin gün geçtikçe nezaketten uzaklaştığını anlardı.

    Üniversiteye geldiğinde, başı örtülü, kapalı kız öğrencileri ve memurları görünce sinirle rektörlüğe gider, ancak Rektör hazretlerinin cuma namazına gittiği söylenince binadan çıkar. Yanından geçen öğrencilerin harç paralarını ödeyebilmek için, bir yandan okurken bir yandan da bir işte çalışmak zorunda olduklarına kulak misafiri olur. Kimisi de işsizlikten bahseder, her 3 üniversite mezunundan 1'i işsizdir! Okuldan ayrılır.

    Yolda gördüğü bir trafik polisine TBMM binasının adresini soracakken, polisin durdurduğu şoförden "harçlık" almakta olduğunu görüp doğruca en yakın karakola şikayete gider. Ancak alt kattaki nezaretten gelen çığlıkların işkence sesi olduğunu anlayan Atamız, tekrar yola çıkar meclise doğru.

    Yanından gösteri yapan bir grup geçer.Bağırışları dinleyen Atatürk, bunların bir devlet isteyen kürtler olduğunu anlar. Aradan geçen yüzyıla rağmen, bu sorun çözülememiştir.

    Yolda elinde ekmek bıçağı ile bir çocuk önünü keser. Tinerci çocuğa, canından olmamak için mecburen cebindeki saati verir. Anlaşılan aileden sorumlu bakanlar işini yapmıyordur. İşin tuhafı kimse O'nu tanımamıştır: Hepsi unutmuştur, unutturulmuştur!

    Sonunda meclise varır, bir şekilde girer dinleyici olarak. Bıyıklı sakallı cüppeli vekillerden bir tanesi, felanca kurumun, İsrail'e satılması konusunda bir teklif sunuyordur. Konuşma ilerledikçe bunun, devletin elinde kalan son kamu kuruluşlarından birisi olduğu anlaşılır. Çıkışta vekillerin altındaki lüks araçlar dikkatini çeker; bir yandan yokluktan yol kesen sahipsiz çocuklar, diğer yandan lüks hayat sürdüren yöneticiler..

    "Herhalde yeni büyük yatırımlar yapılıyordur bu paralarla" diye düşünen Atatürk, Maliye Bakanlığı'na gider. Fakat ülkenin dış borcunun 280 Milyar $ olduğunu, daha acısı 1 Amerikan Dolarının 1,5 TL olduğunu öğrenir.

    Artık canına tak etmiştir! Orduya gider, amacı en ivedi şekilde darbe yapıp yönetime el koymaktır. Ancak ne kara kuvvetlerinde, ne hava kuvvetlerinde subayın üstünde rütbeli kimseyi bulamaz. Sorduğunda ise aldığı cevap; tüm paşaların bir davada suçlu oldukları iddiasıyla tutuklandıklarıdır.

    Artık akşam olmuştur, Atatürk'ün hiç umudu kalmamıştır. Büyük hayal kırıklığı yaşamıştır. Atalarının bir karışını dahi düşmana kaptırmamak için uğrunda canla başla savaştığı vatanlarını, para karşılığı satmakta olan bu nesil O'nu çok hüzünlendirmiştir. Bir duble rakı içmek için girdiği mekanda, sigarasını yakarken bar sahibi birden bağırır: "Sigara içmek yasak!"
    _____________________________




  • quote:

    Orijinalden alıntı: awaonnet


    quote:

    Orijinalden alıntı: döküntü

    Tartışmanın pek bir faydası olduğunu düşünmediğim bir konu. Atatürk işte, nerede ne zaman ne yapabileceğini kim bilebilir her halde onun ne yapabilaceğini kestirecek kadar zeki olsaydık, ülke şu an bu durumda olmazdı.

    Bana göre O zeka sendede var, o akıl sendede var Allah sanada vermiş. Tek fark Atatürk o aklı ve zekayı doğru bir şekilde elinden geldiğince kullandı.


    Atatürk kadar olduğunu sanmasam da biraz zeki olduğumu duyarım sürekli çevremden. Onun yaptıklarını yapabilecek birisi çıkar mı, sanmam...

    Ülke Atatürk üzerinden ve din üzerinden siyaset yapanlar diye 2ye bölünmüş şekilde. Bu bulanık zihniyet karmaşası devam ettiği sürece de zeki olmanın pek fazla bir anlam ifade edeceğini sanmıyorum.
    _____________________________
    Türkçede cümleler büyük harfle başlar, nokta ile biter.Bi, diil, ii, gelio, gelcem, ole Türkçe değildir; Bir, değil, iyi, geliyor, geleceğim, öyle denir. Türkçede q, w, x harfleri yoktur dolayısıyla we denmez ve denir. Soru ekleri kelimeden ayrı yazılır: Oldumu denmez oldu mu? denir. Dahi anlamındaki de ayrı yazılır. Bende denmez ben de denir. Yani "de" ekini cümleden attığınızda anlam bozulmuyorsa o zaman ayrı yazmanız gerekir. Ayrıca mesajlarınızdaki vurgular da ifadelerinizle hayat bulur, parmağınızın bir tuşa basılı kalmasıyla değil. Seviyoooommmmm yaaaaaaaaaaa denilmez, gerçekten çok seviyorum denir. Klavyeniz İngilizce ayarlı değilse i, o, s, g, u, c harfleri ı, ö, ş, ğ, ü, ç yerine kullanılmaz. Türkçede -bilite diye bir ek yoktur, bu tarz yazımlar Türkçeyi yozlaştırmaktan başka bir şeye yaramaz.




  • quote:

    Orijinalden alıntı: Darkness

    Eğer bir şekilde hayata dönebilseydi herhalde önce "memleketimi emanet ettiğim gençlik ne halde" deyip onları gözlemlerdi sokakta. Ana bacı söven zenci müziklerine hayran, küpeli erkekler, piercingli kızlar, yol ortasında sevişenleri görünce şaşırırdı, konuşmalarından da hiç bir şey anlamazdı.

    "Peki okullar, üniversiteler ne haldedir?" diye düşünürken, yolda yanından geçenler öküz gibi omuz atarlar, ayağına basarlar, bir de özür dilemek şöyle dursun üstüne kaba saba konuşurlardı, Ata'mız da Türk milletinin gün geçtikçe nezaketten uzaklaştığını anlardı.

    Üniversiteye geldiğinde, başı örtülü, kapalı kız öğrencileri ve memurları görünce sinirle rektörlüğe gider, ancak Rektör hazretlerinin cuma namazına gittiği söylenince binadan çıkar. Yanından geçen öğrencilerin harç paralarını ödeyebilmek için, bir yandan okurken bir yandan da bir işte çalışmak zorunda olduklarına kulak misafiri olur. Kimisi de işsizlikten bahseder, her 3 üniversite mezunundan 1'i işsizdir! Okuldan ayrılır.

    Yolda gördüğü bir trafik polisine TBMM binasının adresini soracakken, polisin durdurduğu şoförden "harçlık" almakta olduğunu görüp doğruca en yakın karakola şikayete gider. Ancak alt kattaki nezaretten gelen çığlıkların işkence sesi olduğunu anlayan Atamız, tekrar yola çıkar meclise doğru.

    Yanından gösteri yapan bir grup geçer.Bağırışları dinleyen Atatürk, bunların bir devlet isteyen kürtler olduğunu anlar. Aradan geçen yüzyıla rağmen, bu sorun çözülememiştir.

    Yolda elinde ekmek bıçağı ile bir çocuk önünü keser. Tinerci çocuğa, canından olmamak için mecburen cebindeki saati verir. Anlaşılan aileden sorumlu bakanlar işini yapmıyordur. İşin tuhafı kimse O'nu tanımamıştır: Hepsi unutmuştur, unutturulmuştur!

    Sonunda meclise varır, bir şekilde girer dinleyici olarak. Bıyıklı sakallı cüppeli vekillerden bir tanesi, felanca kurumun, İsrail'e satılması konusunda bir teklif sunuyordur. Konuşma ilerledikçe bunun, devletin elinde kalan son kamu kuruluşlarından birisi olduğu anlaşılır. Çıkışta vekillerin altındaki lüks araçlar dikkatini çeker; bir yandan yokluktan yol kesen sahipsiz çocuklar, diğer yandan lüks hayat sürdüren yöneticiler..

    "Herhalde yeni büyük yatırımlar yapılıyordur bu paralarla" diye düşünen Atatürk, Maliye Bakanlığı'na gider. Fakat ülkenin dış borcunun 280 Milyar $ olduğunu, daha acısı 1 Amerikan Dolarının 1,5 TL olduğunu öğrenir.

    Artık canına tak etmiştir! Orduya gider, amacı en ivedi şekilde darbe yapıp yönetime el koymaktır. Ancak ne kara kuvvetlerinde, ne hava kuvvetlerinde subayın üstünde rütbeli kimseyi bulamaz. Sorduğunda ise aldığı cevap; tüm paşaların bir davada suçlu oldukları iddiasıyla tutuklandıklarıdır.

    Artık akşam olmuştur, Atatürk'ün hiç umudu kalmamıştır. Büyük hayal kırıklığı yaşamıştır. Atalarının bir karışını dahi düşmana kaptırmamak için uğrunda canla başla savaştığı vatanlarını, para karşılığı satmakta olan bu nesil O'nu çok hüzünlendirmiştir. Bir duble rakı içmek için girdiği mekanda, sigarasını yakarken bar sahibi birden bağırır: "Sigara içmek yasak!"

    kardeş bu yazıyı sen mi yazdın tebrik ediyorum ancak bu kadar güzel anlatılırdı.
    _____________________________




  • quote:

    Orijinalden alıntı: Darkness

    Eğer bir şekilde hayata dönebilseydi herhalde önce "memleketimi emanet ettiğim gençlik ne halde" deyip onları gözlemlerdi sokakta. Ana bacı söven zenci müziklerine hayran, küpeli erkekler, piercingli kızlar, yol ortasında sevişenleri görünce şaşırırdı, konuşmalarından da hiç bir şey anlamazdı.

    "Peki okullar, üniversiteler ne haldedir?" diye düşünürken, yolda yanından geçenler öküz gibi omuz atarlar, ayağına basarlar, bir de özür dilemek şöyle dursun üstüne kaba saba konuşurlardı, Ata'mız da Türk milletinin gün geçtikçe nezaketten uzaklaştığını anlardı.

    Üniversiteye geldiğinde, başı örtülü, kapalı kız öğrencileri ve memurları görünce sinirle rektörlüğe gider, ancak Rektör hazretlerinin cuma namazına gittiği söylenince binadan çıkar. Yanından geçen öğrencilerin harç paralarını ödeyebilmek için, bir yandan okurken bir yandan da bir işte çalışmak zorunda olduklarına kulak misafiri olur. Kimisi de işsizlikten bahseder, her 3 üniversite mezunundan 1'i işsizdir! Okuldan ayrılır.

    Yolda gördüğü bir trafik polisine TBMM binasının adresini soracakken, polisin durdurduğu şoförden "harçlık" almakta olduğunu görüp doğruca en yakın karakola şikayete gider. Ancak alt kattaki nezaretten gelen çığlıkların işkence sesi olduğunu anlayan Atamız, tekrar yola çıkar meclise doğru.

    Yanından gösteri yapan bir grup geçer.Bağırışları dinleyen Atatürk, bunların bir devlet isteyen kürtler olduğunu anlar. Aradan geçen yüzyıla rağmen, bu sorun çözülememiştir.

    Yolda elinde ekmek bıçağı ile bir çocuk önünü keser. Tinerci çocuğa, canından olmamak için mecburen cebindeki saati verir. Anlaşılan aileden sorumlu bakanlar işini yapmıyordur. İşin tuhafı kimse O'nu tanımamıştır: Hepsi unutmuştur, unutturulmuştur!

    Sonunda meclise varır, bir şekilde girer dinleyici olarak. Bıyıklı sakallı cüppeli vekillerden bir tanesi, felanca kurumun, İsrail'e satılması konusunda bir teklif sunuyordur. Konuşma ilerledikçe bunun, devletin elinde kalan son kamu kuruluşlarından birisi olduğu anlaşılır. Çıkışta vekillerin altındaki lüks araçlar dikkatini çeker; bir yandan yokluktan yol kesen sahipsiz çocuklar, diğer yandan lüks hayat sürdüren yöneticiler..

    "Herhalde yeni büyük yatırımlar yapılıyordur bu paralarla" diye düşünen Atatürk, Maliye Bakanlığı'na gider. Fakat ülkenin dış borcunun 280 Milyar $ olduğunu, daha acısı 1 Amerikan Dolarının 1,5 TL olduğunu öğrenir.

    Artık canına tak etmiştir! Orduya gider, amacı en ivedi şekilde darbe yapıp yönetime el koymaktır. Ancak ne kara kuvvetlerinde, ne hava kuvvetlerinde subayın üstünde rütbeli kimseyi bulamaz. Sorduğunda ise aldığı cevap; tüm paşaların bir davada suçlu oldukları iddiasıyla tutuklandıklarıdır.

    Artık akşam olmuştur, Atatürk'ün hiç umudu kalmamıştır. Büyük hayal kırıklığı yaşamıştır. Atalarının bir karışını dahi düşmana kaptırmamak için uğrunda canla başla savaştığı vatanlarını, para karşılığı satmakta olan bu nesil O'nu çok hüzünlendirmiştir. Bir duble rakı içmek için girdiği mekanda, sigarasını yakarken bar sahibi birden bağırır: "Sigara içmek yasak!"


    Eline sağlık muhteşem bir yazı olmuş.
    _____________________________




  • quote:

    Orijinalden alıntı: Darkness

    Eğer bir şekilde hayata dönebilseydi herhalde önce "memleketimi emanet ettiğim gençlik ne halde" deyip onları gözlemlerdi sokakta. Ana bacı söven zenci müziklerine hayran, küpeli erkekler, piercingli kızlar, yol ortasında sevişenleri görünce şaşırırdı, konuşmalarından da hiç bir şey anlamazdı.

    "Peki okullar, üniversiteler ne haldedir?" diye düşünürken, yolda yanından geçenler öküz gibi omuz atarlar, ayağına basarlar, bir de özür dilemek şöyle dursun üstüne kaba saba konuşurlardı, Ata'mız da Türk milletinin gün geçtikçe nezaketten uzaklaştığını anlardı.

    Üniversiteye geldiğinde, başı örtülü, kapalı kız öğrencileri ve memurları görünce sinirle rektörlüğe gider, ancak Rektör hazretlerinin cuma namazına gittiği söylenince binadan çıkar. Yanından geçen öğrencilerin harç paralarını ödeyebilmek için, bir yandan okurken bir yandan da bir işte çalışmak zorunda olduklarına kulak misafiri olur. Kimisi de işsizlikten bahseder, her 3 üniversite mezunundan 1'i işsizdir! Okuldan ayrılır.

    Yolda gördüğü bir trafik polisine TBMM binasının adresini soracakken, polisin durdurduğu şoförden "harçlık" almakta olduğunu görüp doğruca en yakın karakola şikayete gider. Ancak alt kattaki nezaretten gelen çığlıkların işkence sesi olduğunu anlayan Atamız, tekrar yola çıkar meclise doğru.

    Yanından gösteri yapan bir grup geçer.Bağırışları dinleyen Atatürk, bunların bir devlet isteyen kürtler olduğunu anlar. Aradan geçen yüzyıla rağmen, bu sorun çözülememiştir.

    Yolda elinde ekmek bıçağı ile bir çocuk önünü keser. Tinerci çocuğa, canından olmamak için mecburen cebindeki saati verir. Anlaşılan aileden sorumlu bakanlar işini yapmıyordur. İşin tuhafı kimse O'nu tanımamıştır: Hepsi unutmuştur, unutturulmuştur!

    Sonunda meclise varır, bir şekilde girer dinleyici olarak. Bıyıklı sakallı cüppeli vekillerden bir tanesi, felanca kurumun, İsrail'e satılması konusunda bir teklif sunuyordur. Konuşma ilerledikçe bunun, devletin elinde kalan son kamu kuruluşlarından birisi olduğu anlaşılır. Çıkışta vekillerin altındaki lüks araçlar dikkatini çeker; bir yandan yokluktan yol kesen sahipsiz çocuklar, diğer yandan lüks hayat sürdüren yöneticiler..

    "Herhalde yeni büyük yatırımlar yapılıyordur bu paralarla" diye düşünen Atatürk, Maliye Bakanlığı'na gider. Fakat ülkenin dış borcunun 280 Milyar $ olduğunu, daha acısı 1 Amerikan Dolarının 1,5 TL olduğunu öğrenir.

    Artık canına tak etmiştir! Orduya gider, amacı en ivedi şekilde darbe yapıp yönetime el koymaktır. Ancak ne kara kuvvetlerinde, ne hava kuvvetlerinde subayın üstünde rütbeli kimseyi bulamaz. Sorduğunda ise aldığı cevap; tüm paşaların bir davada suçlu oldukları iddiasıyla tutuklandıklarıdır.

    Artık akşam olmuştur, Atatürk'ün hiç umudu kalmamıştır. Büyük hayal kırıklığı yaşamıştır. Atalarının bir karışını dahi düşmana kaptırmamak için uğrunda canla başla savaştığı vatanlarını, para karşılığı satmakta olan bu nesil O'nu çok hüzünlendirmiştir. Bir duble rakı içmek için girdiği mekanda, sigarasını yakarken bar sahibi birden bağırır: "Sigara içmek yasak!"

    Kardeş şu üçüncü parağraf olmamış "Üniversiteye geldiğinde, başı örtülü, kapalı kız öğrencileri ve memurları görünce sinirle rektörlüğe gider..."Atatürk bize özgür bir ülke verdi kısıtlanmış bir ülke değil. Atatürk'ün laikliği bu değil. Ayrıca başı açık baldırı cıplaklar bu ülkeyi kurtarmadı. Dinine bağlı atalarımız analarımız kurtardı!
    _____________________________
    İNTEL P4 2.8 Ghz 800 fsb box 775 ASUS P5GD2-X S775 İ915P 2 GB RAM 256 MB LEADTEK GEFORCE FX 6600 LE SLI 16X LG DVD-RW 120 GB SAMSUNG SATA




  • quote:

    Orijinalden alıntı: ax

    kardeş bu yazıyı sen mi yazdın tebrik ediyorum ancak bu kadar güzel anlatılırdı.

    Teşekkürler, evet bir hışımla ben yazdım, biraz olsun derdimizi anlatabildiysem ne mutlu bana..
    Bu arada Riot Of Blood, nam-ı diğer Deli Iori de gözümden kaçmadı

    quote:

    Orjinalinden alıntı: revenger11
    Eline sağlık muhteşem bir yazı olmuş.

    Teşekkürler.


    quote:

    Orijinalinden alıntı: awaonnet
    Kardeş şu üçüncü parağraf olmamış: "Üniversiteye geldiğinde, başı örtülü, kapalı kız öğrencileri ve memurları görünce sinirle rektörlüğe gider..."

    Atatürk bize özgür bir ülke verdi kısıtlanmış bir ülke değil. Atatürk'ün laikliği bu değil. Ayrıca başı açık baldırı cıplaklar bu ülkeyi kurtarmadı. Dinine bağlı atalarımız analarımız kurtardı!


    Sevgili awaonnet,

    herkesin dini kendinedir. Dileyen açılır, dileyen kapanır; evinde veya sokakta. Bizim derdimiz, devletin kuruluşlarında, insanların dini inançlarına göre fevri davranmayı istemeleridir. Devlet, laiklik gereği, tüm dinlere eşit mesafede olmalıdır. Yarın memurlar kapanmaya başlarsa, açık olanlara kötü gözle bakılmayacak mı; hem çalışanların kendi aralarında, hem ast-üst ilişkilerinde, hem de işe başvuru döneminde? Vatandaş memurlar arasında ayrımcılık yapmayacak mı? Çalışanlar, hizmet almaya gelen vatandaşlar arasında ayrımcılık yapmayacak mı; "sen açıksın, sen kapalısın.." diye? Hastanelerde, okullarda, üniversitelerde vs haremlik selamlığa kadar gitmeyecek mi bunun sonu?



    < Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi Darkness -- 27 Temmuz 2009; 16:30:17 >
    _____________________________




  • quote:

    Orijinalden alıntı: Darkness

    quote:

    Orijinalden alıntı: ax

    kardeş bu yazıyı sen mi yazdın tebrik ediyorum ancak bu kadar güzel anlatılırdı.

    Teşekkürler, evet bir hışımla ben yazdım, biraz olsun derdimizi anlatabildiysem ne mutlu bana..
    Bu arada Riot Of Blood, nam-ı diğer Deli Iori de gözümden kaçmadı

    quote:

    Orjinalinden alıntı: revenger11
    Eline sağlık muhteşem bir yazı olmuş.

    Teşekkürler.


    quote:

    Orijinalinden alıntı: awaonnet
    Kardeş şu üçüncü parağraf olmamış: "Üniversiteye geldiğinde, başı örtülü, kapalı kız öğrencileri ve memurları görünce sinirle rektörlüğe gider..."

    Atatürk bize özgür bir ülke verdi kısıtlanmış bir ülke değil. Atatürk'ün laikliği bu değil. Ayrıca başı açık baldırı cıplaklar bu ülkeyi kurtarmadı. Dinine bağlı atalarımız analarımız kurtardı!


    Sevgili awaonnet,

    herkesin dini kendinedir. Dileyen açılır, dileyen kapanır; evinde veya sokakta. Bizim derdimiz, devletin kuruluşlarında, insanların dini inançlarına göre fevri davranmayı istemeleridir. Devlet, laiklik gereği, tüm dinlere eşit mesafede olmalıdır. Yarın memurlar kapanmaya başlarsa, açık olanlara kötü gözle bakılmayacak mı; hem çalışanların kendi aralarında, hem ast-üst ilişkilerinde, hem de işe başvuru döneminde? Vatandaş memurlar arasında ayrımcılık yapmayacak mı? Çalışanlar, hizmet almaya gelen vatandaşlar arasında ayrımcılık yapmayacak mı; "sen açıksın, sen kapalısın.." diye? Hastanelerde, okullarda, üniversitelerde vs haremlik selamlığa kadar gitmeyecek mi bunun sonu?

    Alıntıları Göster
    Kendi adı üzerinden siyaset yapıp, milli manevi değerlere saldıranlarlara haddini bildirirdi.
    _____________________________
    Hepiniz yüklediğim anlam kadarsınız.




  • quote:

    Orijinalden alıntı: Darkness

    quote:

    Orijinalden alıntı: ax

    kardeş bu yazıyı sen mi yazdın tebrik ediyorum ancak bu kadar güzel anlatılırdı.

    Teşekkürler, evet bir hışımla ben yazdım, biraz olsun derdimizi anlatabildiysem ne mutlu bana..
    Bu arada Riot Of Blood, nam-ı diğer Deli Iori de gözümden kaçmadı

    quote:

    Orjinalinden alıntı: revenger11
    Eline sağlık muhteşem bir yazı olmuş.

    Teşekkürler.


    quote:

    Orijinalinden alıntı: awaonnet
    Kardeş şu üçüncü parağraf olmamış: "Üniversiteye geldiğinde, başı örtülü, kapalı kız öğrencileri ve memurları görünce sinirle rektörlüğe gider..."

    Atatürk bize özgür bir ülke verdi kısıtlanmış bir ülke değil. Atatürk'ün laikliği bu değil. Ayrıca başı açık baldırı cıplaklar bu ülkeyi kurtarmadı. Dinine bağlı atalarımız analarımız kurtardı!


    Sevgili awaonnet,

    herkesin dini kendinedir. Dileyen açılır, dileyen kapanır; evinde veya sokakta. Bizim derdimiz, devletin kuruluşlarında, insanların dini inançlarına göre fevri davranmayı istemeleridir. Devlet, laiklik gereği, tüm dinlere eşit mesafede olmalıdır. Yarın memurlar kapanmaya başlarsa, açık olanlara kötü gözle bakılmayacak mı; hem çalışanların kendi aralarında, hem ast-üst ilişkilerinde, hem de işe başvuru döneminde? Vatandaş memurlar arasında ayrımcılık yapmayacak mı? Çalışanlar, hizmet almaya gelen vatandaşlar arasında ayrımcılık yapmayacak mı; "sen açıksın, sen kapalısın.." diye? Hastanelerde, okullarda, üniversitelerde vs haremlik selamlığa kadar gitmeyecek mi bunun sonu?

    Neden böyle kötü düşünüyosun. Osmanlı'da böylemiydi? Biz haşa robot bir dini yaşamıyoruz biz atalarımızın dinini kendi dinimizi yaşıyoruz. Ve Laiklik baş örtüsünü yasaklamaz. Sadece din ve devlet işlerini birbirinden ayırır. Yani devletin bir imam tarafından yönetilemez. Sadece adı üstünde din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması. Yani özgürlükler kısıtlansın diye laiklik oluşmadı sadece devletin hurafelerle yönetilmemesi için laiklik oluşturuldu yoksa İslam bize göre doğru bir dindir ve doğrudurda. Devletimiz son zamanlarda bu Osmanlı'nın son zamanlarında İslami bir biçimde değilde hurafelerle yönetildiği için laiklik oluştu. Yoksa Atatürk'de bir müslüman ve islamiyete karşı biri değil sadece hurafelere karşı. Bu üniverstelerde yasaklanan türban olayı, laiklik üzerinden yürümek isteyen din düşümanlarının işi. Ve onlara görede türban gericilik anlamındaymış pehh
    _____________________________
    İNTEL P4 2.8 Ghz 800 fsb box 775 ASUS P5GD2-X S775 İ915P 2 GB RAM 256 MB LEADTEK GEFORCE FX 6600 LE SLI 16X LG DVD-RW 120 GB SAMSUNG SATA




  • quote:

    Orijinalden alıntı: Darkness

    quote:

    Orijinalden alıntı: ax

    kardeş bu yazıyı sen mi yazdın tebrik ediyorum ancak bu kadar güzel anlatılırdı.

    Teşekkürler, evet bir hışımla ben yazdım, biraz olsun derdimizi anlatabildiysem ne mutlu bana..
    Bu arada Riot Of Blood, nam-ı diğer Deli Iori de gözümden kaçmadı

    quote:

    Orjinalinden alıntı: revenger11
    Eline sağlık muhteşem bir yazı olmuş.

    Teşekkürler.


    quote:

    Orijinalinden alıntı: awaonnet
    Kardeş şu üçüncü parağraf olmamış: "Üniversiteye geldiğinde, başı örtülü, kapalı kız öğrencileri ve memurları görünce sinirle rektörlüğe gider..."

    Atatürk bize özgür bir ülke verdi kısıtlanmış bir ülke değil. Atatürk'ün laikliği bu değil. Ayrıca başı açık baldırı cıplaklar bu ülkeyi kurtarmadı. Dinine bağlı atalarımız analarımız kurtardı!


    Sevgili awaonnet,

    herkesin dini kendinedir. Dileyen açılır, dileyen kapanır; evinde veya sokakta. Bizim derdimiz, devletin kuruluşlarında, insanların dini inançlarına göre fevri davranmayı istemeleridir. Devlet, laiklik gereği, tüm dinlere eşit mesafede olmalıdır. Yarın memurlar kapanmaya başlarsa, açık olanlara kötü gözle bakılmayacak mı; hem çalışanların kendi aralarında, hem ast-üst ilişkilerinde, hem de işe başvuru döneminde? Vatandaş memurlar arasında ayrımcılık yapmayacak mı? Çalışanlar, hizmet almaya gelen vatandaşlar arasında ayrımcılık yapmayacak mı; "sen açıksın, sen kapalısın.." diye? Hastanelerde, okullarda, üniversitelerde vs haremlik selamlığa kadar gitmeyecek mi bunun sonu?

    Alıntıları Göster
    @ Darkness, keşke Türkiye'ye bu kadar karanlık gözlerle bakmasanız. Türkiye'de Atatürk'ün gurur duyacağı birçok şey de yapıldı, yapılıyor.
    Ayrıca devlet dairelerinde başörtüsü de Atatürk zamanında bir zorunluluk değildir. Hatta Atatürk'ün kurmak istediği Türkiye'yi anlamak isteyen arkadaşlar varsa 5.dönem Ankara milletvekillerini araştırsınlar, çok şaşırırlar.
    İçlerinnden biri Satı kadın. Köylü, köyünde muhtarlık yapan, başı kapalı bir Anadolu kadını olan Satı Çırpan, bizzat Atatürk tarafından milletvekili adayı yapılmış ve seçilmiştir. Satı Çırpan da meclise yemin etmeye geldiğinde zamanının Chp'lileri Satı Çırpan yemin edecekse başını açması gerektiğini söylemişler hatta Ata'ya kadar çıkıp şikayet etmişler. Atatürk de demiş ki "O yapacağını bilir. Ne isterse öyle yapsın, hiçbir şeye zorlamayın."
    Atatürk'ün amaçladığı laiklik ile partizanların dayattığı laiklik birbirinden çok farklı değil mi?...
    Ulu önderi 1938'de, Satı Çırpan'ı 1956'da kaybettik ama laikliği bir türlü anlayamadık... Zaman boşa geçiyor...
    _____________________________




  • quote:

    Orijinalden alıntı: Dellci

    @ Darkness, keşke Türkiye'ye bu kadar karanlık gözlerle bakmasanız. Türkiye'de Atatürk'ün gurur duyacağı birçok şey de yapıldı, yapılıyor.
    Ayrıca devlet dairelerinde başörtüsü de Atatürk zamanında bir zorunluluk değildir. Hatta Atatürk'ün kurmak istediği Türkiye'yi anlamak isteyen arkadaşlar varsa 5.dönem Ankara milletvekillerini araştırsınlar, çok şaşırırlar.
    İçlerinnden biri Satı kadın. Köylü, köyünde muhtarlık yapan, başı kapalı bir Anadolu kadını olan Satı Çırpan, bizzat Atatürk tarafından milletvekili adayı yapılmış ve seçilmiştir. Satı Çırpan da meclise yemin etmeye geldiğinde zamanının Chp'lileri Satı Çırpan yemin edecekse başını açması gerektiğini söylemişler hatta Ata'ya kadar çıkıp şikayet etmişler. Atatürk de demiş ki "O yapacağını bilir. Ne isterse öyle yapsın, hiçbir şeye zorlamayın."
    Atatürk'ün amaçladığı laiklik ile partizanların dayattığı laiklik birbirinden çok farklı değil mi?...
    Ulu önderi 1938'de, Satı Çırpan'ı 1956'da kaybettik ama laikliği bir türlü anlayamadık... Zaman boşa geçiyor...

    Alıntıları Göster
    Din üzerinden siyaset yapıp "milli ve manevi değerler" edebiyatı ile iktidarı ele geçirince her türlü ahlaksızlığı yapanlara haddini bildirirdi.
    _____________________________




  • quote:

    Orijinalden alıntı: eloko

    Din üzerinden siyaset

    Türkiye'de "din üzerinden siyaset" nasıl yapılıyor? Türkiye'den örnekler vererek açıklayabilir misiniz?
    _____________________________
  • quote:

    Orijinalden alıntı: Dellci

    quote:

    Orijinalden alıntı: eloko

    Din üzerinden siyaset

    Türkiye'de "din üzerinden siyaset" nasıl yapılıyor? Türkiye'den örnekler vererek açıklayabilir misiniz?

    Alıntıları Göster
    Yapmayın arkadaşlar, karanlık görüyorum geleceği belki, ama hiç görememekten iyidir.

    Milli selamet-refah-fazilet-akp diye bugüne gelen, sadece ismin değiştiği ama asıl zihniyetin değişmeyip, sadece perde arkasında kaldığı, milli değerler din iman özgürlük diyerek göz boyamaya çalışan bir duygu sömürücü hükümet söz konusu! Amaç her zaman şeriattı; şu anda da öyle!

    Hatırlayınız 28 Şubat dönemi öncesinde yaşananları, dönemin hükümeti üyelerinin sözlerini! Bkz wiki:

    * 2 Ekim-7 Ekim 1996 tarihleri arasında Başbakan Necmettin Erbakan sırasıyla Mısır, Libya, Nijerya'yı ziyaret etti. Libya'da, Kaddafi'nin bir çadırda Erbakan ile yaptığı görüşmede sarfettiği sözler muhalefet ve basın tarafından ağır bir şekilde eleştirildi.

    * 3 Kasım 1996'da Susurluk'ta meydana gelen bir trafik kazasında mafya, siyasetçi, polis ilişkileri açığa çıktı. Başbakan Erbakan 'fasa fiso' dedi, Adalet Bakanı Şevket Kazan ise, aydınlık için bir dakika karanlık toplumsal eylemi için "Mumsöndü oynuyorlar" dedi.

    * Kayseri'nin Refah Partili Belediye Başkanı Şükrü Karatepe, 10 Kasım 1996 tarihli Refah Partisi İl Divan Toplantısındaki konuşmasında, Türkiye'de henüz gerçek demokrasinin olmadığını, hâkim güçlerin herkesi kendi görüşleri doğrultusunda hareket etmeye zorladığını söyledi. Karatepe konuşmasında şunları söylemişti:

    Süslü püslü göründüğüme bakıp da laik olduğumu sakın sanmayın. Resmi görevim nedeniyle bugün bir törene katıldım. Belki başbakanın, bakanların, milletvekillerinin bazı mecburiyetleri vardır. Ancak, sizin hiçbir mecburiyetiniz yok. Refah Partili olarak yeryüzünde tek başıma da kalsam, bu zulüm düzeni değişmelidir. İnsanları köle gibi gören, çağdışı bu düzen mutlaka değişmelidir. Ey Müslümanlar sakın ha içinizden bu hırsı, bu kini, nefreti ve bu inancı eksik etmeyin. Bu bizim boynumuzun borcudur.


    * Dönemin Başbakanı Necmettin Erbakan, 11 Ocak 1997 Cumartesi günü, Başbakanlık Konutunda tarikat liderleri ve şeyhlere iftar yemeği verdi.

    * 30 Ocak 1997'de Sincan belediyesi Kudüs gecesi düzenledi. Belediye başkanı Bekir Yıldız, İran büyükelçisinin misafir olduğu gecede sahneye konulan cihad oyunu basında tepki oluşturdu. Star muhabiri Işın Gürel saldırıya maruz kaldı. Bekir Yıldız tutuklandı, mahkum edildi.


    Şimdiki hükümet kimlerden oluşuyor? Erbakan'ın öğrencileri değiller mi? Önceki islamcı partilerin bir türevi, sadece gelişen zamana göre modifiye olmuş, maskeli pelerinli, bir süper kahraman kılığına bürünmüş ve kaybettiğimizi iddia ettikleri "dinimizi, ahlakımızı, namusumuzu, özgürlüğümüzü" geri getirip koruyacaklar, öyle mi? Belli ki herşey büyük planın bir parçası. "Kanlı mı olacak, kansız mı?" derken, nasıl da işi adabına uygun şekilde yapacaklarını, sabırla adım adım ilerleyeceklerini demek istiyordu belki hoca efendi.

    Bizi bugüne getiren gerçekler acı ama şunlardır:
    Türk halkı cahildir; koyun gibi herkes nereye giderse sorgusuz sualsiz oraya gider,
    Türk halkı açtır; ve doymak uğruna herşeyi yapar, 1 paket makarnaya oyunu da satar,
    Türk halkı unutkandır; vatanı satan insanları bile bir kaç senede tamamen unutur,
    Türk halkı bencildir; geleceği değil yaşamakta olduğu anı düşünür, gelecek nesilleri umursamaz,
    Türk halkı tembeldir; minimum çalışmayla maksimum kazanç umar hep, bu yüzden karnı hiç doymaz.
    Türk halkı alıngandır; tüm nahoş vasıflarına rağmen, hiçbirini kabullenmez, hiç kendine toz kondurtmaz.

    Din üzerinden siyaset yapılmıyor diyorsunuz ama bunun doğru olmadığını kendiniz de biliyorsunuz. Türk insanının zayıf noktaları din ve vatan. Bu yüzden yıllardır bu konular üzerinden siyaset yapılıyor. Ama bu çok tehlikeli bir oyun arkadaşlar. Binlerce yıldır, bütün uygarlıkların gözü Anadolu topraklarına dikilmiş durumdayken, bizim onların eline irtica gibi bir kozu vermemiz son derece yanlış olacaktır. Hem Milli Mücadele sırasında da böyle olmamış mıydı? Dış kuvvetlerin baskısıyla, kışkırtmasıyla gaza gelen ve "Din elden gidiyor" naralarıyla sokağa dökülen Nakşibendiler, Menemen olaylarını başlatmışlardı. Onların da hayali şeriattı.

    "Bir daha olmaz!" diye mi düşünüyorsunuz? Ama oldu, 93'de Sivas'ta "Din elden gidiyor" diye toplanan gözü dönmüş yobaz kalabalık onca aydını diri diri yaktı.

    Bir daha olmaz mı peki? Bana kalırsa olur. Bugün yine bir kalabalık toplansa, yine önüne geleni asar keserler, yakarlar, sokaktaki başı açık kadınlara kim bilir neler yaparlar. Çin'deki vahşeti izledik. Öfkeli bir kalabalığın neler yapabildiğini gördük. O insanlar hapisten kaçmış katiller değillerdi, hepsi de sizin benim gibi bakkal esnaf işçi vs idi. Ama insana yeterince gaz verirsen neler neler yapabilir. Bu, insanların genlerinde var. Bizler öldürmeye eğilimli canlılarız, bu sayede hayatta kalabildi atalarımız.

    Kısacası doğuya doğru değil, batıya doğru ilerlememiz gerekiyor; Atatürk'ün işaret ettiği yön de orasıydı.
    _____________________________




  • 
Sayfa: 12
Sayfaya Git
Git
sonraki
- x
Bildirim
mesajınız kopyalandı (ctrl+v) yapıştırmak istediğiniz yere yapıştırabilirsiniz.