|
|
_____________________________
“Yaşamın anlamını yaşamın kendisinden çok sevmek bir günahtır.” (Dostoyevski)
|

1 Mobil
|
|
_____________________________
“Yaşamın anlamını yaşamın kendisinden çok sevmek bir günahtır.” (Dostoyevski)
|
|
|
_____________________________
“Yaşamın anlamını yaşamın kendisinden çok sevmek bir günahtır.” (Dostoyevski)
|
|
|
|
_____________________________
|
< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi Sailor64 -- 1 Ekim 2020; 17:0:33 > |
|
_____________________________
“Yaşamın anlamını yaşamın kendisinden çok sevmek bir günahtır.” (Dostoyevski)
|
< Bu ileti mobil sürüm kullanılarak atıldı > |
|
_____________________________
|
< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi Sailor64 -- 2 Ekim 2020; 16:52:8 > |
|
_____________________________
“Yaşamın anlamını yaşamın kendisinden çok sevmek bir günahtır.” (Dostoyevski)
|
_____________________________
![]() |
< Bu ileti mobil sürüm kullanılarak atıldı > |
|
_____________________________
We're beyond sympathy at this point, we're beyond humanity.
|
|
Bu ifadem son kertede felsefenin bir yandan doğru söz (logos) haliyle doğru bir ahlâk ile karakterize olduğunu gösterir. Böylece felsefeyi daha iyi tanımlamak için neo - Herakleitosçu bir görüş ortaya koyuyor ve savunuyorum. Mesajınızın ilk kısmını anladım, son ifade ettiklerinizi anlamakta güçlük çektim. Biraz açabilir misiniz? Ne demek felsefenin "logos haliyle doğru bir ahlak ile karakterize olması" < Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi Sailor64 -- 4 Ekim 2020; 15:31:8 > |
|
_____________________________
“Yaşamın anlamını yaşamın kendisinden çok sevmek bir günahtır.” (Dostoyevski)
|
"Doğruyu söylemek" doğru davranmaktır, doğru söyleyin dersem doğru söylemenin ahlâkî buyruk veyahut ilke olduğunu söylemiş olurum halbuki bir yandan ahlâkı ontolojik öz olarak reddediyorum yani bu kendimle bir yerde çelişmem anlamına geliyor. Bunu aşmak için basitçe Herakleitos'un kutuplar - zıtlıklar kuramına başvuruyorum ve göreceli insan algısının çelişkiler ürettiği ve kafa karışıklığına yol açtığı varsayımından gidiyorum. Prensipte hiçbir şey doğru değil ama bazı şeyler ihtimaldışı ve bazı şeyler doğruya birazcık daha yakın, bazı yargılar - emirler de haliyle özellikle de verilmiş durumlara göre daha etkin. Birisini öldürmek ne denli gayriahlaki gerçeklik addedilirse addedilsin bir meşru müdafaa hatta yaşamsal kaynak ele geçirme formundaysa ahlâkî gerçekliği dönüştürecektir. Tepetaklak edecektir. Ben şahsen hırsızlığı ve cinayeti - özellikle gümüş ilke çerçevesinde - istemem, belirli ahlaki buyruklara bu çerçevede uyarım ama bu buyrukların doğaya içkin olmadıklarını bilirim çünkü bilhassa kaotik (state of nature diye tarif edilen) durumlarda ahlakî - doğru edim düzensizdir. Hayatta kalmam için çalmam veya öldürmem gerekebilir ama "daha doğrusunu" yapıp çalmak veya öldürmek yerine işbirliği yapabilir veya basitçe temastan kaçınmak için yer değiştirebilirim. Ahlâkî gerçeklik için ahlakın bu kadar oynak ve öngörülemez değil; değişmez olması gerekiyor, sürekli değişen ahlak varlıksal olarak tanımlanamaz. Bu durumda ahlak daha büyük bir başarıyla tanımlanabilir madde ve enerji durumlarında soyut bir tasarı olaraktan kaybolur gider çünkü farklı komutlar talep edecek vakalar bu platformun daha iyi tanımlanabilir çeşitliliğinde meydana gelir ve doğru davranmanın ilkelerini fiziksel olarak tanımlanamaz kılar. Verilmiş koşuldaki çok temel durumlar hariç, ne gibi: Ödevini yap. Başkalarını kazıklama. Birisine zarar verme. Ama Dünya'ya bir meteor çarpıp genel devlet otoritesi tepetaklak olduğunda tüm bu komutlar baş aşağı döner. İçgüdüsel gerçeklik sosyal gerçekliğin yerini alır. Nerede ahlâk? Ben göremiyorum. Yoksa ahlâk kripto vahşi doğamızı kontrol altında tutan ağırlıklı kültürel bir miktar da nörolojik bir kutup mu? Belki de. Evrimsel biyolojide bu söyleniyor. Kısaca demek istediğim etik felsefesiyle antik düşünürler ve bazı analitik filozoflar gibi çok vakit kaybetmeyin. :) Birisi alnınıza silah dayadığında etik retoriğiniz sizi kurtarmaz, kurtarsa kurtarsa post apokaliptik Holywood filmlerinde kurtarır. < Bu ileti mobil sürüm kullanılarak atıldı > |
|
_____________________________
We're beyond sympathy at this point, we're beyond humanity.
|
|
Yoksa ahlâk kripto vahşi doğamızı kontrol altında tutan ağırlıklı kültürel bir miktar da nörolojik bir kutup mu? Belki de. Evrimsel biyolojide bu söyleniyor.
Ahlakın ontolojik bir gerçeklik olarak kabul edilebilmesi için bir yaratıcı gerekli. Yaratıcı yoksa evrensel olarak geçerli ahlaki ilke de yok demektir. Bunda hemfikiriz sanırım.
Ahlak muhakkak kültürel bir şey, yanısıra evrimsel bir yönü de var ki o da: en azından primat ailesinin yüksek üyeleri arasında paylaşılan bir duygu olan empati duygusu/yetisinin üzerinde yükselmesi. Empati duygusunun varlığı artık tartışılmıyor, nörobilimsel bir gerçeklik olarak kabul ediliyor. Başkasını seyrediyorken onun hissettiği gibi hissedebiliyorum. O halde, başkası acı çekiyorsa ben de acı çekebilirim, başkası haz alıyorsa ben de haz alabilirim. Bu bilimsel gerçek filmleri, edebiyat eserlerini neden bu denli etkileyici bulduğumuzu açıklıyor.
Yalnız burada H.Arendt’in “kötülüğün sıradanlığı” mevzusunun açıklanması gerekiyor. Empati duygusu varsa nasıl Yahudi soykırımı mümkün olabildi? Sıradan insanlar nasıl nazilerin zulmüne seyirci kaldı ve hatta aktif olarak katıldı? Burada örnek alınan, yani öncelikle izlenen, benlik ideali haline gelen kişi ve kurumların da empatik bir süreçle değerlendirildiğini unutmamak lazım. İzlenen ve taklit edilen sadece zulüm gören değil aynı zamanda zulmeden ve bunu kendine hak olarak gören. Nasıl insanlar Putin ve benzeri liderlerin fanatiği olabiliyor. Bir kısmının empatik yetenekleri olmayabilir, anti sosyal davranışlar doğalarında mevcut olabilir. Bunlar başı çeken azınlık grup.Asıl çoğunluk ise bunları görerek empatik olarak etkilenenler. Antisosyal davranışları içselleştirmeseler bile kural olarak kabullenmekte rahat hissediyorlar. < Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi Sailor64 -- 4 Ekim 2020; 18:28:50 > |
|
_____________________________
“Yaşamın anlamını yaşamın kendisinden çok sevmek bir günahtır.” (Dostoyevski)
|
Belirli bir sınır ve hedef çerçevesinde anti sosyal davranışın belki onları (hatta tüm insanlığı) kurtaracağı gerçeğini ızdırabın önüne koymuş olabilirler. Ayna nöronlar tüm neokorteksimizle beraber şüphesiz ki "büyük bir resmi" de veriyor. Büyük resim, esenliğe ereceğine inanılmış ve uğruna kan dökülebilecek olan seçilmiş - esasında kaçınılmaz olarak içinde doğulduğu için bir parçası olunmuş topluluk, "şeref" veya "namus" bile denilen göbek bağıyla bağlandığımız topluluk. Verdiğiniz örneklerle buna Üçüncü Reich veya Anavatan Rusya diyebiliriz ama ortak tez, Vadeddilmiş Krallık ve bu krallığın kurallarına uymamanın yaptırımları belli: Dışlanma, alıkonma hatta öldürülme. Bazen içten inanmasalar bile insanlar yalnızca emirleri yerine getirirler. Bazıları hakiketen vadeddilmiş krallığa tüm mantığı ve duygusuyla inanır, bazılarının şüpheleri olsa da daha iyisini bilmediği için vaddedilmiş krallık için çalışır. Bu anlayışın şiddete dayalı formlarında tek tek insanları gözden çıkarılabilir, tekil örneklere yönelik empati de bastırılabilir veya yönlendirilebilir, kişiler dehumanize edilebilir. Bunu birazcık düşündüğümüzde bireyden bireye de değişeceğini görebiliriz. Hitler'in yüksek empatili üçüncü adamı veya sağkolu olmak da teoride mümkün. Bazı insanlar belirli bir empati sahibi olsa da buz gibi soğuk, bilişsel olarak empatik ama davranışsal - karakteristik olarak empatik değil. Mantıkla duyguları ayrıştıran veya birbirinden ayrı yorumlayan kuramları reddetsem de hatta şiddetle karşı çıksam da böyle bir durum var. Kötülüğün sıradanlığı belirli durumlarda serinkanlılığın ve bencil çıkarcılığın yarattığı yanılsama olabilir. Bu da dediğim bazen yalnızca emirleri uygularsın kısmına bağlanıyor. Bazen yalnızca emirleri uygularsın çünkü yapacak daha iyi bir iş bilmezsin. Risk almak istemezsin vs. < Bu ileti mobil sürüm kullanılarak atıldı > |
|
_____________________________
We're beyond sympathy at this point, we're beyond humanity.
|
Nat yazdı Bazı insanlar belirli bir empati sahibi olsa da buz gibi soğuk, bilişsel olarak empatik ama davranışsal - karakteristik olarak empatik değil.
Sanıyorum bahsettiğiniz kişiler “otantik” olmayan, kendileri gibi davranmayan, son derece politik ve mantıklı, empatik kavramları anlamış ama hissetmeyen, gerektiğinde taklit edebilecek denli de zeki kişiler. Bunlar maalesef doğrudan empati yapmadığı belli olanlardan daha tehlikeli zira diğerinin ayırt edip geri durabiliyorken, bu tür insanlara aldanıp ihanete uğramak mümkün. Ben duygu-düşünce (mantık) ayrımına inanıyorum. Zira ilki evrimsel temelde hızlı reaksiyon veren otonom bir sisteme, diğeri ise impulsu yavaşça ama geniş sinir bağlantıları üzerinden işleyen, neden sonuç hesapları yapmayı bilen, hafızayı en geniş imkan ile kullanan zihinsel bir sisteme karşılık geliyor. Doğrusu hangisini önce kullanmak? Başınız dertte değilse empati yapıp sonra üzerinde düşünmek daha iyi. Empati bir sürü başka duyumsama ve bellek izini beraberinde getirecek ve düşünmeye zemin hazırlayacaktır diye düşünüyorum.
Nat Yazdı Bu da dediğim bazen yalnızca emirleri uygularsın kısmına bağlanıyor. Bazen yalnızca emirleri uygularsın çünkü yapacak daha iyi bir iş bilmezsin. Risk almak istemezsin vs.
Bu kısım çok basit, bu denli basit olduğu için kompleks insan davranışını açıklamakta yetersiz kalıyor. Bu düşünce izinin ihmal ettiği nokta birey bazında işleyen bir libidinal ekonominin tarzı. Kötülük yapmak basitçe Id kaynaklı saldırganca dürtülerin boşaltılmasıdır ve oldukça ferahlatıcı bir eylem olduğu düşünülebilir. Video oyunlarında saniyeler içerisinde patlayan bombalar ve atılan mermilerin ergenleri ne denli mesut ettiği açık. Aptal mı bu çocuklar? Değiller tabi.Sadece süperegoları oyun kavramı içinde öldürmeyi paranteze almış, gerçek öldürme saymıyor, yapabilirsin diyor. Savaştada benzeri şekilde saldırgan dürtülerden süperego yasaklamasına takılmadan zevk almak mümkün. O halde rejim marifetiyle şekillendirilen süperegoların sosyal ve siyasal yönelimli azınlıklara şiddete izin vermesi, şiddeti meşrulaştırıyor ve savunucularına ekstra haz duygusu sağlıyor. Yani bu insanlar zevk alıyorlar zulümden. Ama tüm empatileri de kaybolmadığından, köşesinden, kenarından hala acıma hisleri duyabildiklerinden çıkan net sonuç kayıtsızlıkla birleşmiş kötülük oluyor. < Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi Sailor64 -- 4 Ekim 2020; 20:54:21 > |
|
_____________________________
“Yaşamın anlamını yaşamın kendisinden çok sevmek bir günahtır.” (Dostoyevski)
|
< Bu ileti mobil sürüm kullanılarak atıldı > |
|
_____________________________
We're beyond sympathy at this point, we're beyond humanity.
|
|
Mantıklı düşünce kendi başına bir değer ifade etmez. Onunla ne yapmaya çalıştığınız önemli. Bu da işin ahlaki boyutu. Hakikati aramak otantik bir eylemdir. Nihayetinde yapılabilecek en otantik eylem kendini bilmektir. Kendini bilmek diğerlerini de bilmeyi gerektiri zira ötekinin dolayımı üzerinden insan kendisini bilebilir. Bunun için yürütülen mantık değerlidir. Ama pratik ve bencil amaçlarla yürütülen mantık o denli hakikate hizmet etmeyebilir. Empati de hakikati anlayabilmek adına kullanılabilir ya da kötücül biçimde yönetilebilir. O halde mantık ve empati yeteneğini gözleyen, nereye doğru evrileceğine karar veren üst bir refleksiyon merci olması lazım. Yüksek bilinç denilen şey de bu sanırım. Bu merciye asla süper ego diyemeyiz, zira superego bilinçdışı, bencil ve kötücüldür çoğu zaman. Yüksek bilinç şaşırmaz diyemem, onunda elindeki harita ne kadar sağlıklıdır ona bakmak lazım. Yüksek bilincinde üstünde bir daha üst refleksiyon merci olması lazım. Belki bu kişiyi aşar ve başka birisinden alınması elzem olan supervizyon gereksinimi doğar. Bu işlerde ehil olanlar, otoriteler, tarih biliminde, siyaset ve felsefede bu tür yüksek bilince yaklaşmış insanlarla temas halinde olmak gerekir. Acımasız bir hakikat savunuculuğu…Gereksinim duyulan şey bu.
Id, ego ve superego yerine Sokrates’in demonlarını, eleştirel düşünen tartışan benliğini ve tanrısal vicdanını koyabiliriz bir şey değişmez. Bunlar fonksiyonel yapılar, birebir topografik karşılıkları yok beyinde. Bir takım nöron bağlantıları, paternler halinde ateşlenip, sönüyorlar. İnsan zihnini anlamak için bir teoriye ihtiyaç var ve en iyi teorilerden birisi psikanaliz. Her yönüyle değil ama metapsikoloji bağlamında dile getirilenler ile çok değerli. |
|
_____________________________
“Yaşamın anlamını yaşamın kendisinden çok sevmek bir günahtır.” (Dostoyevski)
|
|
bu videoyu izlemenizi öneririm |
|
_____________________________
"Bildiğim tek şey hiçbir şey bilmediğimdir."
|
|
Sonsuz düşünce, kavram(felsefi) üretmek ve her türlü acındırmaktan kaçmak. |
|
_____________________________
|
Birçok felsefecinin sefil bir hayatı oluyor, kimisi ağlayan veya deli yakıştırması alıyor. Bir yandan filozofların genel olarak argumentum ad populum ve ortodoksi dışı "nihilist" tavırları da düşünüldüğünde son önerme felsefeyi tanımlamak için pek mantıklı değil. < Bu ileti mobil sürüm kullanılarak atıldı > |
|
_____________________________
We're beyond sympathy at this point, we're beyond humanity.
|
|
Felsefe anlamlandırma çabasıdır |
|
_____________________________
|