
Admin
Tarihinde Katıldı
Görüntülenme Toplam: 33174 (Bu ay: 28)
Gecikmiş Gladiator II İncelemesi

Yaklaşık 1.5 sene sonra ilk defa izledim.
Açıkçası çok zayıf buldum. Zaten özellikle karakterler ve olayların gidişatı anlamında tarihsellikle hani uzaktan yakından bir alakası yok; her şey Scott'ın - Roma-ntizm kelimesinin de etimolojisi olan - idealize medeni Roma reel yoz Roma'ya karşı* ikilemi algısı merkezinde dönüyor, bu gerçekte hayatı, toplum ve devletlerini gri ve kusurlu gören ve Scott'ın aksine bir yerlerde ideal kaybolmuş bir Roma'nın varolduğunu farz etmeyen, hayatın olumsuzluğunu olduğu gibi kabul edip karamsarlığa zaten yatkın olan Romalıların bu kadar kafayı taktıkları bir şey değildi. "Ah şu zamanlar ah bozulan ahlak" diye sayıklayan Cicero veya imparatorların kişilik ve kanun dışına taşabilen salahiyet ve yetkilerinden şikayetçi Tacitus gibi muhafazakarların kaprisleri haricinde fazlasıyla modern ve rafine bir bölünme olan bu sözde ikilem filmde devamlı konuşmalarda vurgulanıp inanılmaz zayıf ve havada kalır işleniyor. Kısaca gerçek Romalılar bu tarz bir Avrupai-Amerikan romantizmine sahip değillerdi; ki Scott'ın Roma tasviri - karakterlerle beraber - karikatürdür. Hem antik hem de modern bir bakışla eleştirilebileceği onca yönü varken gerçekle tam bağdaşmayan gladyatör biçme makinesi bir Roma gösterimi ile klasik Roma ahlaken eleştirilir. Gerçek gladyatörler birer varlık (asset) sayılmaktaydı ve bir gladyatörün ölmesi o kadar kolay olmadığı gibi iş icra eden personelde kayıptı. Çalışanları aşırı sık ölen bir şirketin dönememesi gibi gladyatörler eğer çok ölürlerse Roma oyunları (ludi Romani) da çöker. Romalılar bunun yerine arenalarda daha çok hayvan katlediyorlardı ve istisnalar hariç anlaşıldığı kadarıyla bunda pek sorun görmüyorlardı. O sebeple aslan gibi hayvanları getirdikleri bölgelerdeki bazı türlerin popülasyonlarına zarar vermişlerdir.
Filmde ilk filme göndermeli şekilde bu kaybolmuş Roma (?) idealizminin kaynağı yapılan kişi - imparator Marcus Aurelius - gerçekte duygularını olaylar ve insanlar karşısında kontrol etme ve aklını hayatın türbülansları karşısında güçlendirme konusunda meditasyonlar yapan, bu çerçevede hayatın olumsuzluklarını bir yerlerde kaybolmuş ideal bir Roma olduğunu farz etmeden kucaklamış bir stoiktir. Bir idealist romantik değildir Aurelius. Stoisizmi çerçevesinde oldukça "realisttir" ve "rasyonalisttir"; kısmen de fatalisttir yani kadercidir. Stoisizmi uyarınca kontrol edilemezleri değiştirmeye çalışmamayı öğütler. İmparator olmasına rağmen Aurelius'un esas odağı bireyseldir. Sosyal olarak ideal bir Roma'nın inşası değildir. Scott'ın kendi kafasındaki "ideal Roması" Aurelius ve filmde onun izinden gittiği gösterilen yarı-kurgu torunu olabilir ama Aurelius Scott'ın ona kendisinin yüklediği sosyal idealizm ideolojisiyle gösterdiği kişi değildir.
Filmde olay ve kişi çarpıtmaları aşırı bariz olduğu için bunlara çok değinmeyeceğim. Ama şunu söyleyebilirim, gerçek Caracalla ile Geta'nın arası hiç iyi değildi ve saray aralarında bölünmüş gibiydi. Müşterek imparatorlar olarak gerçekten ciddi bir gerilimle kutuplaşmış yaşıyorlardı. Akdeniz tiplilerdi. En azından gayri resmi tarihsel Caracalla ismini askeri pelerin merakından alan Caracalla maskülen askeri tarzdaydı. Yani öyle filmdeki gibi yapışık ikiz modda gezen, ensest imalı homoseksüel efemine kızıl Anglosakson kardeşler değillerdi kesinlikle. Burada Ridley Scott Roma'nın mevcut yozlaşmışlığını klişe bir yoldan göstermek adına onları sonradan imparator olacak kuzenleri Elegabalus'a daha çok benzetmeyi tercih etmiş. Caracalla ve Geta'nın hikayesi yeterince ilginç ve trajikken ve ayrıca anneleri önünde işlenen ve annelerini de yaralayan bir cinayet vakası olarak gayet orijinalken tuhaf bir seçim yapmış. Seyirciye agresif delikanlı kavgacı imparatorlar arasında dönen dehşet verici bir hikayeden ziyade Nero, Caligula, Elegabalus gibilere atfedilen o alışıldık stereotipik deli imparatorlar imgesini satmış. Yerleşik algılar ve stereotipler üzerinden çok güvenli oynamış.
İlişkileri ve kendileri zaten bahsettiğim gibi fevkalade çarpıtılmış Severus imparator kardeşlerin eli maşalı etkin dobra anaları Julia Domna'nın filmde olmayışını da mesela hayretler içerisinde fark ettim. Hani bırakın karikatürleştirmeyi veya ekleme hayali karakterleri çok önemli bir karakter ortada yoktu.
İmparatoriçe Julia Domna'nın olmayışını bir Kanuni Sultan Süleyman filminde Hürrem Sultan'ın olmayışı gibi farz edebilirsiniz. Absürt. Komik.
İzlerken "keyif almamın" yegane sebebi kaliteli bir film veya inandırıcı bir Roma gösterimi olmasından ziyade benim için eleştirel bir zihin jimnastiği ve atış tahtası olmasıydı. Yoksa çok zayıf, hatta sıkıcı denebilecek bir film. Abartılı ve bence kalitesiz CGI göz boyamadan ibaret gladyatör ve arena kavgası sahnelerinde uyukladım.
Spoiler,
mesajı görmek için tıklayın.
İdealist ve düzen hastası koskoca Equalizer'ın sonunda güce aç olup "ideal Roma karşıtı figür" rolünde ketçap vahşeti şeklinde öldüğünü görmek güldürdü.
Odyssey İncelemesinin Eleştirisi
habertürkBazen o denli yanlış yorumlar yapılıyor ki şaşkınlığa kapılmadan edemiyorum. Gördüğüm en kötü kritiklerden birisi olmuş.
Alıntı
metni:Nolan “Odyssey”i sadece hayal gücüyle şekillenen fantastik bir aksiyon değil, olabildiğince realist bir Bronz Çağı filmi olarak da hayata geçiriyor. Zırhlar, başlıklar, kılıçlar ve diğer tüm nesneler, tarihsellik açısından bir gerçeklik duygusu veriyor filme.
Alakası yok. Filmde geçen bahsettiği birçok unsur anakronistik. Anakronistik bulunduğu tarihi döneme ait olmadığı anlamında. İlaveten bazısının coğrafyaya bile ait olmadığını da belirtelim. İnternetten azıcık araştıran, bu konuda hiç olmazsa bir iki kitap kurcalamış kimse böyle yazmaz. Bilmeden bilir gibi konuşma lanetine kapılmayınız. Yazarın indirgemeci tavırla bilmeden karaladığı antik Yunan etiği bu konuda uyarır ve tanrısala karşı işlenmiş suç olarak insan kibrini (hübris) tüm kötülüklerin anası olarak belleyip en affedilmez hatalardan birisi addeder.
Alıntı
metni:Dolayısıyla, bu yanıyla büyük ölçüde sadık bir uyarlamadan söz etmek mümkün… Kaldı ki, Sinon (Elliot Page) ve Antinous (Robert Pattinson) çatışması hariç, Nolan orijinal eserden çok sapmıyor. Destandan farklı olarak Truva kuşatması ve Truva Atı’na filmin başlarında yer vermesi, zaten şaşırtıcı değil. Çünkü filmin kalbindeki mesele tam da Truva Atı’yla ilgili…
Bunu ancak ana materyali okumamış birisi söyler. Odysseus lehinde onca işi götüren ve çözümleyen, ona destek veren Athena filmde sadece 5 dakika "vicdan sesi" olarak görünüyormuş. 5 dakika vicdan sesi olarak. Filmde mesela gene kritik roller üstlenen Zeus yokmuş. Liste uzayıp gidiyor. Orijinal yapıtla tuhaf bir tahrif fan kurgusu olarak hiçbir alakası yok. Bu yorumu getirdim zira böyle biliyormuş gibi bilmeden yazanlara inanmayın. Dikkat edin. Geleneğe aşina olmayan birisi için tam bir tuzak böyle yorumlar.
Alıntı
metni:Malum, Akhaların Truvalıları zekâdan ziyade hile ile yendiği fikri Antik Çağ'dan beri edebiyatın temalarından biri...
Senin "hile" yani Yunanca "dolos" olarak damgaladığın şey zaten Homerik çalışmada "zeka örneği" olarak lanse ediliyor ve Odysseus'un polimat ve kıvrak zekasının (metis) bir örneğini teşkil ediyor. Homeros dolos ile metis'i birbirinden toptan ayırmıyor. Bu konuda elbette tek bir bakış açısı yok ama orijinal Homerik gelenek Odysseus'u zekasıyla ve becerileriyle bir kahraman olarak yüceltiyor. Homerik gelenekte Odysseus vicdani sorundan ziyade beklenmeyen bir tanrısal sınavla karşı karşıya kalmış bir figürdür. Soyludur. Girişkendir. Kibirli değil ama kendine güvenlidir. Ne diyeceğini bilir. Hileleri olmadan Odysseus Odysseus olamaz. :) Akhilles / Aşil gibi katıksız fiziksel güç ve salt maskülenlik arketipi değildir. Oydsseus'un gücü aklından, sağduyusundan, hinliğinden, hitabetinden gelir. Homerik gelenekte de savaş kötüdür kötü olmasına ama görev görevdir. Yerine getirilir. Utanılacak veyahut vicdan yapacak durum yoktur. Dolayısıyla doğal olarak Odysseus da orijinal eserde en azından belirgin şekilde vicdan yapmamıştır. Görev ifa etmiştir. Zaten deli taklidi yapıp sefere gitmemeye çalışmıştır da. :D Odysseus'un nasıl bir karakter olduğunu kafamızda canlandırabilmemiz adına bunu söylüyorum.
Odysseus sayesinde sonunda - birisinin zaten düşeceği - savaş sonunda bitmiş, niye en azından alenen vicdan yapsın zaten? Helen'i kaçıran düşman kamptan Truva Prensi Paris. Hiç olmazsa Helen'i teslim etmeyen Truva Kralı Priamos. Sefer çağrısı yapan kardeş krallar Menelaos ile Agamemnon. Kızı Iphgenia'yı kurban eden de Agamemnon. Vicdan yapacaksa onlar yapsın. Madem "modern uyarlama" yapıyoruz, Oydsseus niye vicdan yapıyor? Oluk oluk kan akarken düğümü kesip sonunda tıkanmış makarayı boşaltan adama niye faturayı kesiyoruz?
Akhaların, Truvalıların aslında tam anlamıyla kim olduğu tartışmalıyken ve "Miken Kültürü" olarak erken Yunan sayılan Akhalar kadar Truvalılar da ihtimal dahilinde erken Yunani olabilecekken - Homeros aralarında çevirmenlerden söz etmez - otomatik şekilde klasik Miken-Yunan kültürüne içkin bir ahlak noksanlığı sonucuna ulaşmayı da sağlıklı bulmuyorum; özellikle Paris ve Priamos gibi Truvalı karakterler de en az Akhalı-ön Yunan karakterler kadar kusurluyken.
Benzer tip ahlak sorunları ve savaşlar farklı nüans ve özelliklerle insan türünün neredeyse tamamında görülür anlamında "evrenseldir"; belirli bir kültüre indirgenebilir değildir.
Hatti-Hitit çağdaşlarına sorarsak muhtemelen hepsi kötüydü. Kendilerine bağlaşık krallıklar ağından oluşan talancı bir imparatorluk ihya etmiş Hatti-Hitit de benzer sebeplerle veya benzer sebepleri bahane ederek Ahhiyavalılarla (büyük ihtimalle Akhalar) veya Wilusa'dan (büyük ihtimalle Truva'ya karşılık düşen bölgeden) insanlarla savaşmıştır. Onlar için de birbirleri veya Hattiler kötüydü. Hititler mesela II.Murşili döneminde Akhalara ait olması çok olası antik Milavata (Milet) kentini işgal edip en azından kısmen yakmışlardır. Hititler Irak'tan (Babil) Batı Anadolu'ya (Arzawa) defalarca kez farklı kente ve krallığa bunu yapmışlardır. Bazı kentleri ve krallıkları yerinden sökercesine komple yok etmişlerdir.
Dünya tarihi "kültürleri aşar" şekilde böyle sayısız öyküyle doludur.
Dolayısıyla bir kültür ahlaksızdır veya ahlaken iflas etmiştir gibi gayet indirgemeci, beylik, muadillerinden objektif zeminde kolayca ayrıştırılamaz yorumları aşalım lütfen. Bu bakış açısıyla herkes, tüm kültürler ve uygarlıklar anlattığım gibi ahlaksızdır zaten. Birazcık tarih ve antropoloji bilgisiyle her kültür "ahlaksızlıkla dolu" görünür.
Osmanlı'da yeni padişah adayı yay kirişiyle kundaktaki bebek kardeşlerini boğdurtuyordu; bebek bebek. Buradan Türk-İslam veya en azından Osmanlı kültürü toptan ahlaken çökmüştür demek ne kadar aşırı ve saçma ise öbürü de o kadar aşırı ve saçma. Dünyanın, insanların, toplumların, illa ahlaki nitelik atfedilecekse kültürlerin genelde "gri" olduğu unutulmamalıdır. Onun için algıda seçicilik süratle bırakılmalıdır. Algıda seçicilikle beraber hayata düpedüz siyah beyaz bakış nüansları kaçırmanıza yol açar; Osmanlı'dan verdiğim örnekteki gibi bazı şeyler gerçekten ne kadar karanlık olsa bile.
Alıntı
metni:Batı Uygarlığı’nın kendi köklerini Antik Yunan’a kadar götürdüğünü ve söz konusu kültüre sahip çıktığını düşündüğümüzde, Nolan’ın alt metinlerde söz konusu ahlaki yenilgiyi günümüze kadar bağladığını hissedebiliyoruz.
Batı artık bunu yapmıyor ve kendisini eski Yunan'dan ayrı bir uygarlık addediyor. Hatta üzücüdür ki bu anlamlı bir tarihsel farkındalıkken geçmişe dönüş bir ihmalkarlık halini almaya başladı. Klasik Yunan ve Roma Batı'da eskisi kadar müfredatlarda kendine yer bulamıyor. Homeros, Thukidides, Caesar, Vergil, Livius eskisi gibi okutulmuyor.
Bu arada ilgili eleştirmen kendi İslami kültürü ve geleneğinin bir açıdan ne kadar Yunani ve Romalı/Bizans olduğunun, Batı geleneğinin de gene bir açıdan ne kadar İslami olduğunun, bunların tarihsel olarak birbirinden ayrıştırılamaz olduğunun modern tarih yazıcılığında uzun müddettir ortaya konmuş olduğunun elbette farkında değil. :D
Daha Bronz Çağı zırhlarına internetten bakmaya tenezzül etmeden zırhlar aslına çok uygundu diyen birisi bunun nasıl farkında olabilirdi ki? :D
Batı'daki Aristoteles Metafizik yapıtının kopya ve şerhlerine bakın, Yunan Aristoteles "Filozof" yani ana yazar olarak, Müslüman İbni Rüşt (Latince Averroes) ise "Yorumcusu" olarak geçiyor.
Efesli hemşehrimiz Herakleitos'un dediği gibi, hiçbir şey bildikleri yok. Ben tabiata dair kelamı (logos) göstersem de bilmeyecekler. Varken yoklar deyişi onlara uyuyor.
Aslında bu konu yukarıdaki konudan mesajımdır. Ayrı bir konu olarak da kütüphaneye koyulmuş kitap misali kültür bilim bölümüne açmak istedim. Burada inceleme üzerine incelememi noktalıyorum.
Samsung Galaxy S26 FE [ANA KONU]
![Samsung Galaxy S26 FE [ANA KONU]](https://forum.donanimhaber.com/cache-v2?path=https://store.donanimhaber.com/d0/e0/26/d0e026913c6a2c96cc1130e4402215a0.jpeg&t=0&width=480&text=1)
![Samsung Galaxy S26 FE [ANA KONU]](https://forum.donanimhaber.com/cache-v2?path=https://store.donanimhaber.com/73/bc/76/73bc76b9438fd1104ff66653e6f09cdd.png&t=0&width=480&text=1)
![Samsung Galaxy S26 FE [ANA KONU]](https://forum.donanimhaber.com/cache-v2?path=https://store.donanimhaber.com/9b/27/ec/9b27ec78a9f8bce3c2842f895ce5a517.png&t=0&width=480&text=1)
![Samsung Galaxy S26 FE [ANA KONU]](https://forum.donanimhaber.com/cache-v2?path=https://store.donanimhaber.com/9c/d9/1c/9cd91cc973e28f2a09d58a1b71133abd.png&t=0&width=480&text=1)
S26 FE ana konusuna hoş geldiniz.
Cihazın işlemci tarafında daha önceki FE modellerinde kullanılan Exynos 2400 ve 2400e gibi varyantlarına nazarla geliştirme teşkil eden Exynos 2500 desteklemesi ilk dikkat çeken tarafı olarak karşımıza çıkmaktadır. Exynos 2500 ile prototip benchmark testi (Benchmark 6.2.2) ortaya çıkmış bulunan cihaz tek çekirdek testinde 2426, çoklu çekirdek testinde ise 8004 puan almıştır (Benchmark sonuçları paylaşılan SM-S741U model numarasının, S26 FE’nin ABD sürümünü temsil ettiği aktarılmaktadır):
![Samsung Galaxy S26 FE [ANA KONU]](https://forum.donanimhaber.com/cache-v2?path=https://store.donanimhaber.com/f5/c9/c0/f5c9c0d49b8d14e99155483055b664b8.png&t=0&width=480&text=1)
Ancak daha sonraki testte Galaxy S26 FE’nin global varyantı olan SM-S741B numaralı modelin tek çekirdek puanı 2104, çoklu çekirdek puanı ise 7148 olarak çıkmıştır. Bu değerler önceki benchmark sonucuna kıyasla kayda değer bir düşüş anlamına gelmektedir.
![Samsung Galaxy S26 FE [ANA KONU]](https://forum.donanimhaber.com/cache-v2?path=https://store.donanimhaber.com/b1/c2/ba/b1c2ba3e14eb23f2dade311d64e428c5.png&t=0&width=480&text=1)
RAM tarafında 8GB ile herhangi bir kapasite artışı bulunmamaktadır. Bataryada 100 ila 200 mAh'lık minimal bir geliştirme yapılmış olabileceği sızıntı iddiaları arasındadır. Ekran tarafında önceki FE modellerindeki Dynamic AMOLED 2X ve 1900 nits parlaklık korunmuş olup belirgin bir geliştirme mevcut değildir. Hatta Çinli tedarikçiden daha düşük maliyetli ekranların alındığı ve bunların önceki FE modellerindeki ekranlara nazarla kalitesine dair şüphelerden söz edilmektedir. Kamera donanımının ana akım S26 serisiyle çok benzer olduğu anlaşılmaktadır.
Ana tasarım hatları korunmakla beraber önceki FE serilerine kıyasla kamera seti çıkıntısının belirginleştiği, kamera modülünün üst ve yan kenarlara daha yakın konumlandırıldığı, ufak ergonomik ve dayanıklılık iyileştirmeleri yapıldığı anlaşılmaktadır. Diğer FE modellerinin aşağı yukarı ana akım serilerini izlemesi gibi bu cihaz da ana akım S26 serisinin "kamera adacıklı" genel tasarım üslubunu daha bütçe dostu bir amiral gemisi opsiyonu olarak izlemektedir.
S26 FE özellikle eskiyen orta seviye cihaz kullanıcıları kastedilerek en son Samsung mobil cihaz yazılım özelliklerine (Android 17 One UI 9 ve takiben entegre Gemini Intelligence'a) erişim için ana akım S serisinin son modellerine kıyasla daha bütçe dostu bir alternatif olarak değerlendirilmektedir. Bir nevi cihazın önceki FE modellerine kıyasla pazarlama noktasının donanım geliştirmesinden ziyade 1) işlemcide Exynos 2500 ile ufak bir iyileştirme 2) Android 17 One UI 9 ve Gemini Intelligence ile yazılımsal güncellik olduğunu söyleyebiliriz.
Farklı sızıntılara göre cihaz Ağustos-Ekim 2026 arasında bir zaman diliminde tanıtılacak. ABD fiyatının 650 dolar olacağı tahmin edilmektedir.
Galaxy S26 FE Özellikleri:
Ekran Boyutu: 6.7 inç
Ekran Teknolojisi: Dynamic AMOLED 2X
Ekran Çözünürlüğü: FHD+ (2340 x 1080 piksel), 19.5:9 ratio, 385 PPI
Parlaklık: 1900 nits
Ekran Koruma Teknolojisi: Corning Gorilla Glass Victus+
İşlemci Seti: Exynos 2500
RAM: 8 GB
Depolama: 128GB, 256 GB (bazı piyasalarda 512 GB opsiyonu)
Arka Kamera: Ana 50 MP (OIS, PDAF), İkincil 12 MP (Ultra-wide), Üçüncül 8 MP (Telephoto) Optical zoom: 3.0x, LED Flaş
Ön Kamera: 12 MP Video capture: 4K UHD (60 fps)
Bağlantı: Wi-Fi 6,Wi-Fi 6E Wi-Fi Direct, Hotspot 802.11 a, b, g, n, ac, ax, Bluetooth® v 5.4
Batarya Kapasitesi: 4900 mAh Li-Ion (5100 mAh iddia)
Kablolu Şarj: 25W standart, 45W wired fast charging
Kablosuz Şarj: Oi2 15-25 W (iddia)
Yazılım: Android 17 One UI 9, 7 OS Güncellemesi (iddia)
Yapay Zeka Desteği: Galaxy AI, Gemini Intelligence (Android 17 ile beraber iddia)
Ağırlık: 190 gram
Ebat: 161.3 mm x 76.6 mm x 7.4 mm (S25 FE ile aynı, karşılaştırma bakımından S24 FE 162 x 77.3 x 8 mm)
Gövde Çerçevesi: Alüminyum (Armor Aluminum)
Toz ve Su Dayanıklılığı: IP68 Sertifikası
Renk Seçenekleri: Lacivert, Jet Siyahı, Beyaz, Buz Mavisi (Navy, Jetblack, White, Icyblue)
Kaynaklar:
https://www.phonearena.com/phones/Samsung-Galaxy-S26-FE_id12942
https://www.phonearena.com/galaxy-s26-fe-release-date-price-features-news
https://www.91mobiles.com/samsung-galaxy-s26-fe-price-in-india
https://9to5google.com/2026/06/06/samsung-galaxy-s26-fe-leak
https://forum.donanimhaber.com/galaxy-s26-fe-yolda-samsung-un-uc-yeni-telefonu-sizdirildi--163219539
https://forum.donanimhaber.com/samsung-galaxy-s26-fe-bir-kez-daha-sizdi-yakinda-geliyor--163681937
Justinianus'a Dair Bir Köşe Yazısındaki Hatalara Düzeltmeler
Köşe yazısı İlber Ortaylı'ya ait ama sanırım yaşlanmış olmalı, bazı çok bariz hatalar veya özensizlikler mevcut:
Alıntı
metni:Ancak kendisinden sonra, İmparator Valens devrinde, İstanbul, Trakya’nın sularını su kemerleri (aquaductus) sayesinde kullanabilmiştir. Bu, şehrin sağlığı bakımından çok önemlidir.
Valens Iustinianus'tan çok önce, sonra değil. Hem de az buz değil; aralarında aşağı yukarı bir buçuk asır var diyebiliriz. Esasında bu kemerlerin yapımı Büyük (Magnus) olarak anılan I.Konstantin döneminde başlamıştır ve halef oğulları ve Julian ve Jovian iktidarlarında devam etmiştir. İmparatorluğun doğu yarısından o zamanlar sorumlu olan Valens devrinde tamamlandığı için Valens Kemeri adını almıştır (İstanbul'daki Bozdoğan Kemeri).
Alıntı
metni:Şunu da belirtmek gerekir; kendisinden önce, İmparator Theodosius devrinde, Yenikapı ile Unkapanı arasındaki Konstantin surları genişlemiştir. Yeni çıkan saha bugünkü İstanbul surlarına kadar uzanıyordu. Bu aradaki boşlukta şehrin bostanları, Khora gibi manastırlar, Yerebatan Sarnıcı dışında açık hava sarnıçları yer alıyordu.
Bu doğru ama hangi Theodosius, bu açık değil. Söz konusu olan II.Theodosius. Yalnızca Theodosius demek geç Roma-Bizans ve geç antikite tarihine yabancı olmayan birisi için sıkıntı değil ama umuma açık köşe yazısında belirtmekte fayda var.
Özellikle bir önceki hatayı yaptıysan hangi Theodosius olduğunu net belirtmemen iyicene şüphe uyandıracaktır. Ayrıca genelde yalnızca Theodosius yazıldı mı Büyük Theodosius olarak bilinen ilk Theodosius kastedilir. Surların genişlediği bilgisi doğru (Theodosyan Surları, Teichos Theodosiakon, Konstantinopolis Surları ya da İstanbul tarihi yarım adadaki surlar olarak da geçer).
Alıntı
metni:Justinianus çok uzun bir hükümdarlık devri yaşamıştır. Justinianus, İspanya’yı fethetti, İtalya’yı yeniden aldı, Batı Roma’nın topraklarını Doğu Roma’ya kattı. Perslerle ve Sasanilerle mücadelesi tamamen İpek Yolu’nun kontrolü üzerinedir. İşte burada Justinianus tarihimiz bakımından çok önemlidir. Devletimizin yazılı diplomasi tarihinde Justinianus devri son derece mühimdir. İpek Yolu Bizans dünyasına, onun bu politikaları ve Türklerle kurduğu ilişkiler sayesinde girmiştir.
Iustinianus klasik geç Roma İmparatorluğu'nun batı yarısının kontrolü kaybedilmiş topraklarının tamamını hiçbir zaman fethedemedi. Generali Belisarius'un askeri operasyonlarında İtalya, İspanya ve Kuzey Afrika'da kontrolü sağlaması elbette bu yönde bir adımdı ama batı yarısını tekrardan fethedilmiş görmek için Galya ve Britanya'ya karşılık düşen alanı dikkate almayıp yalnızca İtalya'nın ve çevresindeki Akdeniz'in kontrolünü yeterli görmelisiniz, ki bu da neden öyle olduğunu açıkladığım gibi tartışmalı.
Roma temelde bir Akdeniz gücü (Mare Nostrum) olup Akdeniz'le tanımlanan ve alameti farikalarından birisi olan devasa bir deniz lojistik hizmet sistemine (Annona ya da Cura Annonae) sahip bir devletti ama elbette imparatorluk dediğimiz bundan fazlasıydı. Iustinianus imparatorluğun batı tarafındaki Annona mekanizmasının arta kalan unsurlarını veya Roma şehrini elde ettiyse bile bu imparatorluğun batı yarısını tamamen geri alabildiği anlamına gelmiyor. Galya, Britanya hatta İtalya ve İspanya'nın bazı kısımları Iustinianus ve onun Roma birlikleri ve bürokrasisinin kontrolünün dışında kalmıştır.
İpek Yolu ile ilgili söyledikleri de - en azından kısmen - yanlıştır. Roma-Bizans - bölgedeki her büyük hegemonik tarihsel güç gibi - İpek Yolu'na ve kontrol edilmesine her zaman meraklıydı; bu merak Iustinianus'tan çok öncesine gitmekte.
Iustinianus'tan çok önce Roma-Bizans İpek Yolu'nun kontrolü için İran'da - ve öncesinde Anadolu'da - konuşlanmış Aryan, Ermeni veya Helenistik devletler ve sülalelerle asırlar boyunca mücadele etmiştir. İpek Yolu da Roma dünyasına Iustinianus'tan asırlar önce girmiştir. Roma dünyasının zenginliğinin dayanaklarından birisi de zaten bu imparatorluğun - ta Cumhuriyet devrinden başlayarak - İpek Yolu'nun batıda kalan kısmına nüfuz edebilmesidir. Artık daha çok doğuda varlık gösteren bir devlet ve imparatorluk olarak Roma'nın Bizans fazındaki zenginliği de bu mirasın bir devamıdır.
Alıntı
metni:HEPİMİZ Justinianus’u Bizans imparatoru diye biliriz; Roma imparatorlarının sonuncusu ve en devamlı olanıdır.
Burada neyin kastedildiği açık değil ve İlber Ortaylı Bizans dönemini doğrudan Roma'nın devamı addeden kendi söylemleriyle biraz çelişiyor. Ortaylı burada klasik anlamda Iustinianus'un "son Roma imparatoru" olmasından söz ediyor olmalı.
Yani... Bu tartışmaya çok açık. Atina'daki "pagan" Akademi'yi kapatan fanatik Hıristiyan bir Roma imparatoru olarak Iustinianus'un Klasik Roma yerine Bizans Roması çizgisine daha uygun düştüğü iddia edilebilir. Klasik bir Roma imparatoru "politeist", "klasik dinden" ve daha "antikite kültürlü" olacağı için yükselen Hıristiyanlığa ters biçimde Hıristiyanlıktan açıkça çıkıp yadsıdığı, Hıristiyanlık karşıtı politikalar izlediği ve Hıristiyanlık öncesi eski dinin uygulamalarını desteklediği için Dönek (Apostata) olarak bilinen Julianus'a son Roma imparatoru demek çok daha makul olabilir, Julianus Justinianus kadar devamlı olmasa da öyledir ("klasik din" yani "religio" terimiyle kastım, Roma-Yunan çok ilahçılığı ve bu dinin felsefi ayar yermiş daha elit ve daha entelektüel neo-Platonik ya da Stoik tek yüce tanrı eğilimli versiyonlarıdır).
Justinianus son Roma imparatoru olmaktan ziyade imparatorluğun Latin hukuk ve devlet mirasında ve bunun imparatorluğun Yunan yüzüne ve devamında modern Avrupa'nın geleneğine yerleşmesinde devasa bir yere sahiptir. Klasik anlamda son Roma imparatoru Justinianus'tan ziyade bahsettiğim üzere kendisinden çok önce hüküm sürmüş son klasik tarz imparator olan Julianus'tur. "Bizans" anlamında ve bağlamında son Roma imparatoru ise elbette 1453'te şehri savunurken teslim olmayı reddedip ölen XI.Konstantin Palaiologos'tur (tipik bir Romalı kahraman ölümü zaten bu).
Alıntı
metni:Hepimiz onu Hıristiyan imparatorların halefi olarak tanırız; aslında ilki sayılması gerekir.
Ortaylı umarım zaman makinesine düşmesin ve I.Theodosius gibi imparatorlar bu dediğini duymasın. Düpedüz saçmalık/yanlış bu dediği. Uzun uzun tartışmayacağım. Bazısının samimiyetleri şüpheli olsa da Justinianus'tan önce bir sürü Hıristiyan imparator mevcut.
Alıntı
metni:Konstantin’in gerçekten ne derece imanlı bir Hıristiyan olduğu da belli değildir. Aryan mezhebine daha yakındı; yani Hz. İsa ve Hz. Meryem’in konumunu bugünkünden farklı şekilde telakki ederdi. İznik Konsülü’nü toplayarak, bundan tam 1700 yıl önce Hıristiyanlığın bugünkü akideleriyle değil, fakat sloganları ve esasıyla kurulmasına yardım etti.
Aryan mezhebine yakınlık daha çok oğullarından birisi olan II.Constantius'la mevzu bahis olmakta ama esasında onun da mezhebi tam açık-kesin değildir. Açık olan şey II.Constantius, I.Valentinianus, I.Anastasius gibi birçok Hıristiyan addedilmesi gereken Roma imparatorunun dini konularda görece ılımlı ve hoşgörülü kimseler oluşlarıdır. Bu hem kişisel sebepler ve karakterle ilişkili olduğu gibi Hıristiyanlığın yükselişi sırasında aslında halen çok dinli, çok ilahlı, çok hizipli bir imparatorlukta siyasi kaygılar ve teşviklerle ilişkilidir. En basitinden Hıristiyanlık kendi içinde bir bütün değildi. Hıristiyan mezhepler ve hizipler arasında imparatorluğu kontrol etme en azından alınan kararları etkileme konusunda kıyasıya bir rekabet ve çekişme vardı. Hıristiyanlar hatta kuvvetli bir olasılık dahilinde klasik dinden kimselerden çok yaşadıkları - bilhassa İsa'nın doğasının nasıl yorumlanacağına dair - mezhep kavgalarında Hıristiyan öldürmüş olabilir. Hıristiyanlar açısından İsa'ya dair yanlış yorumlar ve inançlar tanrısal hakikatten sapış ve İsa'nın vadettiğine inanılan ilahi kurtuluştan tasfiye edilme anlamına geliyordu.
Tabii özellikle böyle rekabetçi ve amansız bir ortamda herkesin hükümdarlığa soyunabileceği "Cumhuriyetçi/Kamucu" ideolojiye sahip bir monarşi (Latince Res Publica) olarak Roma İmparatorluğu'nda bir Roma imparatoru olmak ve tacı (corona, diadem) muhafaza etmek kolay değildi. O sebeple imparatorlar siyasi sebeplerle dini konularda samimiyetlerinden ve gerçek görüşlerinden bağımsız birçok - politik - tutum takınmışlardır.
I.Konstantin'in de şüphesiz Hıristiyanlık üzerinden siyasi bir gündemi vardı ama tarihsel kanıtlar Caesarealı Eusebius gibi kilise tarihçilerinin tüm propagandaları ve sattıkları - gökyüzünde ışıldayarak beliren haç gibi efsaneler - bir tarafa Hıristiyanlığa gerçekten - samimi inançlarla - meylettiğini göstermektedir. Aksi takdirde söz gelimi Konstantin oğullarını ve ailesini genel olarak Hıristiyan gözetmenlere emanet etmezdi.
Mesela o bahsettiğim "dönek" Iulianus da Konstantin'in ailesindendi ve ailede bahsettiğim gibi I.Konstantin tarafından teşvik edilmiş bulunan Hıristiyan etkisi ve indoktrinizasyonunu yadsımıştır. Bu sebeple de Julianus Hıristiyanlar ve kendinden sonra gelen yorumcular tarafından dönek olarak damgalanmıştır. Ammianus Marcellinus gibi klasik dinden asker kökenli bir tarihçi ise Hıristiyan olmayıp klasik bir Roma imparatoru gibi hissettiren ve klasik dini yoğun bir çaba içerisinde canlandırmaya çalışan esas "son Roma imparatoru" Julianus'u göklere çıkarmıştır (Julianus da aslında tek tanrılı/en yüce ilahlı bir din anlayışına sahipti ama Hıristiyanlıktan doktrin ve tutum olarak ve ayrıca Hıristiyanlardan şahsi ve ailevi nedenlerle tiksiniyordu; bu tutum büyük tıp bilgini Galen gibi klasik antikitenin entelektüel figürlerinde rastlanmaktadır; Julianus da imparator olmasının yanı sıra yazdığı diyalogta eski dönemin imparatorlarına - Platon veya Cicero'nun tarihsel veya çağdaş karakterlerle yaptığı gibi - felsefi tartışmalar yaptırtan bir entelektüeldi).
Justinianus | İlber Ortaylı Köşe Yazısı - Hürriyet Haberler
Bir tarihçinin uzman olduğu konularda konuşması ve diğer konularda susmasının önemini görüyoruz; İlber Ortaylı gibi çok birikimli ve donanımlı birisinin bile uzmanlık alanı dışında uzman gibi konuşmasının sakıncalarını görebiliyoruz. Uzman olduğumu iddia etmiyorum ama İlber Ortaylı maalesef gördüğüm kadarıyla artık "ahkam kesme" çizgisinde ve bunu ileri yaşına verdim.

COSMOS-Web NIRCAM verilerini kullanan bilim insanları (Yale Üniversitesi'nden Pieter van Dokkum ve Kopenhag Üniversitesi'nden Gabriel Brammer) iki çarpışmış galaksiden meydana gelen ve olağandışı biçiminden dolayı "sonsuzluk galaksisi" (the ∞ galaxy) olarak bilinen bileşik galaksinin çarpışma bölgesinde beklenmedik bir aktif süper masif karadelik keşfettiler.
Normalde temel bir astronomi olgusu ve bilgisi olarak süper masif karadeliklerin genelde galaktik merkezlerde yer aldıkları iyi bilinmektedir ve özellikle de faal halleriyle aktif galaktik çekirdek olarak adlandırılmaktadırlar. Sonsuzluk bileşik galaksisinin iki eski kaynak galaksisi de bu süper masif karadeliklerden barındırmaktadır. Ancak normalde böyle bir denklemde herhangi bir süper masif karadeliğe fazladan eşlikçi veya dışardan galaksiye giriş yapmış başıboş bir obje olarak mümkün olabilecek üçüncü bir süper masif karadeliğin varlığı ve olağanüstü özellikleri araştırmacıları şaşırtmıştır.



Aktif süper masif karadelik beklentilerin aksine iki devasa galaktik çekirdeklerin herhangi biriyle ilişkili görünmemektedir, ancak bunların arasındaki karmaşık çarpışma bölgesinde yer almaktadır. Buradan oldukça belirgin biçimde yüksek iyonizasyonlu UV/optik emisyon çizgileri, radyo emisyonu ve X ışınları yaymaktadır.
Araştırmacılar bu tuhaflığı açıklamak için çeşitli senaryoları irdelemişlerdir. İlk senaryo olarak bir süper masif karadeliğe yani bir galaktik çekirdeğe ev sahipliği yapan üçüncü bir galaksinin de bileşik sonsuzluk galaksisinde yer aldığı ve üç galaksili birleşme senaryosu üzerinde durmuşlardır. Ancak bu senaryoyu üçüncü bir galaksinin varlığına dair galaksi şişkinliği, diski, uzantıları vb özelliklerin mevcut bulunmamasından dolayı elemişlerdir.
İkinci senaryo olarak araştırmacılar ilgili süper masif karadeliğin bambaşka bir galaksinin merkezinde bulunup ya ikili süper masif karadelik interaksiyonu yüzünden ejeksiyon veya dağılan bir galaksinin soyulmasıyla ayrışmış olabileceği ihtimalini değerlendirmişlerdir. Ancak bu model herhangi bir galakside gerçekleşebiliyor olsa da süper masif karadeliğin özellikleri ile eski veya yeni taşıyıcı galaksiler arasında zaruri bir ilişki öngörmemektedir ve bu süper karadeliğin tuhaf düzenli durumunu bir tesadüfe bağlamaktadır. Araştırmacılara göre iki model de bileşik sonsuzluk galaksisinin olağandışı morfolojisini, ilgili süper masif karadeliğin radyal hızının onlara uyar/paralel şekilde iki halkanın ve çevresindeki iyonize gazların hızları arasında kalmasını ve iki galaktik çekirdek arasında sıkışmış iyonize gaz dağılımının tam ortasında durmasını tatmin edici veya anlamlı biçimde açıklamamaktadır.

Dolayısıyla araştırmacılar günümüzde James Webb teleskobunun erken galaksilere dair bulgularıyla daha fazla geçerlilik kazanmış bir teoriyi raftan indirmeye karar vermişler: Doğrudan gravitasyonel çöküşe (direct gravitational collapse) dayanan ağır tohumlama (heavy seed) modeli. Araştırmacılar göre iki galaksinin çarpışması çekirdekler arasındaki kalan iyonize gazı şoklayarak sıkıştırmış ve bu sıkışan aşırı sıcak gaz ağır tohumlama modelinin izahına uygun olarak ekstrem koşullar yüzünden herhangi bir yıldız formasyonu yaşamadan doğrudan devasa bir karadeliğe dönüşmüştür. Çünkü onlara göre bu senaryo süper masif karadeliği içinde bulunduğu gaz bulutuyla özellik uyumlarını açıklayabilecek biçimde ilişkilendirmekte ve karadeliğin radyal hızının neden iki galaktik halkadaki gazların hızlarına bu kadar uyumlu olduğunu açıklamaktadır (daha iyi anlatmak için şöyle ifade edebiliriz; korunum yasaları gereği karadelik belirli bir kısmından oluştuğu gaz yığının momentum niceliklerini ve lokasyonunu muhafaza etmektedir ve gazdan arta kalanlarla uyumu bu sebepledir).
Sonuçta bu araştırmaya göre bileşik sonsuzluk galaksisine vücut vermiş olan bu çarpışmış galaksiler - hem de oldukça geç sayılabilecek bir kozmolojik fazda - doğrudan çöküş yoluyla karadelik doğurmuşlardır. Yine de araştırmacıların doğrudan çöküş ve ağır tohumlama modeline kanıt adayı olarak tanımladıkları galaksi üzerinde daha fazla çalışılması, bilim camiasının bu hipotezleri daha fazla veriyle sınaması ve modelleri güncelleyebilecek veya tamamen yadsıyabilecek yeni bulgulara göre perspektifi geliştirmesi gerekmektedir.
Kaynak:
Görsellerin Kaynağı:
Aynı makale, karadelik görseli ESO ve M. Kornmesser'den:
Samsung Galaxy S25 FE [ANA KONU]
![Samsung Galaxy S25 FE [ANA KONU]](https://forum.donanimhaber.com/cache-v2?path=https://store.donanimhaber.com/1d/0a/17/1d0a17776c6bef2962df1aa86fac71c4.jpeg&t=0&width=480&text=1)
![Samsung Galaxy S25 FE [ANA KONU]](https://forum.donanimhaber.com/cache-v2?path=https://store.donanimhaber.com/b9/55/c5/b955c5da68d90f60a11594393a7a6cd5.jpeg&t=0&width=480&text=1)
![Samsung Galaxy S25 FE [ANA KONU]](https://forum.donanimhaber.com/cache-v2?path=https://store.donanimhaber.com/f9/b1/d3/f9b1d32a5ed67b2a771f0c271294aefc.jpeg&t=0&width=480&text=1)
S25 FE ana konusuna hoş geldiniz.
Ufukta artık iyicene belirginleşmiş olan S25 FE geçmiş FE modelleri gibi ana akım - S25 - üst segment serinin daha düşük ancak gene de amiral seviyede donanım bileşenlerine sahip daha bütçe dostu bir versiyonudur. O sebeple S25 FE'nin neler sunduğunu anlamak için başta önceki FE modeli olan S24 FE ile kıyaslamak cihaza dair anlamlı bir resim çizmemize yardımcı olacaktır.
S24 FE ile kıyaslandığında ön kamerada 2 MP artış, batarya kapasitesinde 200 mAh artış, 45W şarj desteği ve Exynos 2400e yerine ana akım S24 serisinde kullanılan birazcık daha kaliteli ve daha performanslı Exynos 2400 işlemciye geçilmesi dikkat çekmektedir. Bunun haricinde S24 FE'ye kıyasla ağırlığın 23 gram azaldığı ve kalınlığın 6mm civarında kırpıldığı görülmektedir.
Cihazın birçok açıdan önceki ana akım amiral seriden S24 Plus'ın "Lite" versiyonu hatta S25 FE eğer FHD+'ın ve LTPS'nin ötesinde QHD+ ve LTPO da sunsaydı yeniden çıkarılmış bir versiyonu olduğunu söylemek de mümkündür. 4900 mAh batarya ve 45 W şarj desteği, Exynos 2400 işlemci, 12 MP ön kamera, 190 g civarı ağırlık ve 7-8 mm arası kalınlık ile S25 FE'nin S24 Plus'ınkine oldukça benzer bir işlem hızı, şarj, kamera ve tutuş deneyimi sunacağını - ancak ekran deneyiminin biraz daha aşağı kalacağını - kabul edebiliriz.
Bu anlamda S25 FE modelini S24 FE modelinin "S24 Plus'laştırılması" olarak okuyabiliriz.
Lansmanda ayrıca Galaxy S25 FE'nin ProVisual Engine ile gelen yeni yapay zeka destekli özelliklerine vurgu yapılmıştır. Öne çıkan özellikler şunlar:
Generative Edit fotoğrafların arka planındakileri otomatik olarak algılıyor ve neyin kaldırılacağını proaktif olarak öneriyor, böylece manuel seçimler ve düzenlemeler yapmaya gerek kalmıyor. Portrait Studio ise kullanıcıların daha gerçekçi yüz ifadeleriyle kişiselleştirilmiş avatarlar oluşturmasına olanak tanıyor.
Anlık Ağır Çekim özelliği, kullanıcıların tek bir dokunuşla herhangi bir klibi ağır çekime dönüştürerek en sevilen video anlarının daha sürükleyici bir şekilde yeniden yaşanabilmesini sağlıyor.
Audio Eraser; sesler, müzik, rüzgar, ortam sesi, kalabalık ve arka plan gürültüsü gibi belirli ses öğelerini izole ederek videolardaki gürültüyü temizlemenin kolay bir yolunu sunuyor ve kullanıcılara hangi sesi azaltacaklarını veya tamamen kaldıracaklarını hassas bir şekilde kontrol etme imkanı sağlıyor. Galaxy S25 FE'deki Auto Trim özelliği ise çekimlerdeki en iyi anları otomatik olarak seçerek video düzenleme sürecini kolaylaştırıyor (ProVisual Engine kısmı doğrudan alıntıdır ve kredisi haber editörlerine aittir).
Cihaz 5 Eylül 2025 itibarıyla satışa sunulmuştur.
Galaxy S25 FE Özellikleri:
Ekran Boyutu: 6.7 inç
Ekran Teknolojisi: Dynamic AMOLED 2X
Ekran Çözünürlüğü: FHD+ (2340 x 1080 piksel)
Parlaklık: 1900 nits
Ekran Koruma Teknolojisi: Gorilla Glass Victus+
İşlemci Seti: Exynos 2400
RAM: 8GB RAM
Depolama: 128GB, 256GB, 512GB
Arka Kamera: Ana 50 MP f/1.8, 12 MP Ultra Geniş Lens, 8 MP 3× Optical Zoom Telefoto
Ön Kamera: 12MP (F2.2, FOV 80˚)
Bağlantı: 5G, LTE, Wi-Fi 6E, Wi-Fi Direct, Bluetooth® v 5.4
Batarya Kapasitesi: 4900 mAh Li-Ion
Kablolu Şarj: 25W (45W desteği artık mevcut, en kayda değer gelişim bu görünüyor, 10V/4.5A ya da 15V/3A kablolu hızlı şarj*)
Kablosuz Şarj: Mevcut, 15W
Yazılım: Android 16 One UI8
Yapay Zeka Desteği: Galaxy AI
Ağırlık: 190 g (karşılaştırma bakımından S24 FE 213 g)
Ebat: 161,3 x 76,6 x 7,4 mm (karşılaştırma bakımından S24 FE 162 x 77.3 x 8 mm)
Gövde Çerçevesi: Alüminyum (Armor Aluminum, güçlendirilmiş alüminyum*)
Arka Yüzey: Cam
Toz ve Su Dayanıklılığı: IP68 Sertifikası
Renk Seçenekleri: Lacivert, Buz Mavisi, Jet Siyahı ve Beyaz (Sızıntı/İddia)
Kaynaklar:
https://forum.donanimhaber.com/beklenen-oldu-galaxy-s25-fe-icin-exynos-dogrulandi--161343689
https://forum.donanimhaber.com/samsung-galaxy-s25-fe-icin-geri-sayim-iste-tum-bilinenler--161567205
https://www.sammobile.com/news/samsung-galaxy-s25-fe-everything-to-know/
https://www.sammobile.com/news/galaxy-s25-fe-first-real-life-image-leaks
https://www.log.com.tr/samsung-galaxy-s25-fe-ile-galaxy-buds-3-fe-de-gelebilir
https://sammyguru.com/galaxy-s25-fe-and-tab-s10-lite-charging-speeds-revealed-ahead-of-launch/
https://forum.donanimhaber.com/samsung-galaxy-s25-fe-icin-yeni-gorseller-paylasildi--161926936
https://forum.donanimhaber.com/samsung-galaxy-s25-fe-tanitildi-iste-ozellikleri--162062143
https://forum.donanimhaber.com/samsung-galaxy-s25-fe-fiyat-karmasasiyla-piyasaya-cikti--162077970

Çığır açan bir çalışma, kara deliklerin tekillikler olmadan da var olabileceğini göstererek egzotik madde ihtiyacını ortadan kaldırıyor. Yeni kuantum yerçekimi düzeltmelerine dayanan bu keşif, kara delik oluşumunun daha doğal bir açıklamasını sunuyor ve termodinamik yasalarla uyum gösteriyor. Kaynak: SciTechDaily.com
Bilim insanları, fiziğin çöktüğü gizemli tekillikler olmadan kara delikler yaratmanın yeni bir yolunu keşfettiler.
Egzotik madde varsayımı yerine saf kütleçekimini kullanan yeni model, önceki teorilere meydan okuyor ve bizi uzay-zamanın gerçek doğasını anlamaya yaklaştırıyor. Bu buluş sadece kara delik oluşum koşullarını basitleştirmekle kalmıyor, aynı zamanda termodinamiğin temel yasalarıyla da uyum sağlıyor. Araştırma yeni astrofiziksel uygulamalara kapı açıyor ve nihayetinde evrenin tekilliklerin oluşmasını nasıl engellediğini ortaya çıkarabilir.
Tekillikleri Olmayan Kara Delikler
Albert Einstein'ın Genel Görelilik Teorisi tarafından tanımlanan kara deliklerin, fizik kurallarının artık geçerli olmadığı matematiksel noktalar olan tekillikler içerdiği düşünülmektedir. Bu tekilliklerin kuantum kütleçekimi çerçevesinde nasıl çözülebileceğini anlamak teorik fizikteki en büyük zorluklardan biri olmaya devam etmektedir.
Ancak yakın zaman içerisinde Barselona Üniversitesi Kainat Bilimleri Enstitüsü'nden (ICCUB) araştırmacılar çığır açan bir keşif yapmış olabilirler. İlk kez, kara deliklerin önceki bazı tekilliksiz modellerin dayandığı bir bileşen olan egzotik maddeye ihtiyaç duymadan, sadece kütleçekimsel etkilerle oluşabileceğini gösterdiler.
Physics Letters B'de yayınlanan bu kuramsal bulgu, kütleçekiminin kuantum doğasına dair yeni bilgiler sunuyor ve uzay-zamanın gerçek yapısına dair anlayışımızı yeniden şekillendirebilir.

Soldan sağa, Barselona Üniversitesi Kainat Bilimleri Enstitüsü'nden (ICCUB) uzmanlar Pablo Cano ve Pablo Bueno. Kaynak: Barselona Üniversitesi
Egzotik Maddeye İhtiyaç Olmayabilir
Egzotik madde terimi, sıradan maddede bulunmayan olağandışı özelliklere sahip bir madde türünü ifade eder. Genellikle negatif enerji yoğunluğuna sahiptir, itici yerçekimi etkileri yaratır ve genel görelilikteki belirli enerji koşullarını ihlal edebilir. Egzotik madde büyük ölçüde teoriktir ve doğada gözlemlenmemiştir, ancak solucan delikleri, ışıktan daha hızlı seyahat ve kara delik tekilliklerinin çözümü gibi kavramları keşfetmek için modellerde kullanılır.
Yeni çalışma, sonsuz sayıda yüksek dereceli kütleçekimsel düzeltmenin bu tekillikleri ortadan kaldırabileceğini ve tekilliksiz anlamında normal kara deliklerle (regular black holes) sonuçlanabileceğini matematiksel olarak göstermektedir.

Saf Yerçekimi ve Normal Kara Delikler
Egzotik madde gerektiren önceki modellerin aksine, bu yeni çalışma saf kütleçekiminin - ek madde alanlarına başvurmadan - tekillikler barındırmayan normal kara delikler oluşturabileceğini ortaya koyuyor.
Bu keşif, önceki teorilerden önemli bir sapmayı temsil ediyor ve normal kara delikler için gerekli koşulları basitleştiriyor.
Fizik Fakültesi ve ICCUB Kuantum Fiziği ve Astrofizik Bölümü'nden araştırmacı Pablo A. Cano, “Modelimizin güzel tarafı, yalnızca kuantum kütleçekimi tarafından doğal olarak öngörülen Einstein denklemlerinin modifikasyonlarına dayanmasıdır. Başka hiçbir bileşene ihtiyaç yok” diyor
ICCUB ekibi tarafından kullanılan teoriler, beşten büyük veya beşe eşit herhangi bir uzay-zaman boyutuna uygulanabilir. “Daha yüksek uzay-zaman boyutlarını dikkate almamızın nedeni tamamen teknik” diyor Cano, ”çünkü bu, problemin matematiksel karmaşıklığını azaltmamızı sağlıyor.” Ancak araştırmacılar “aynı sonuçların bizim dört boyutlu uzay-zamanımız için de geçerli olması gerektiğini” söylüyorlar.
Tekilliklerin Gizemini Çözmek
Robie Hennigar “Çoğu bilim insanı genel göreliliğin tekilliklerinin nihayetinde çözülmesi gerektiği konusunda hemfikir, ancak bu sürecin nasıl başarılabileceği konusunda çok az şey biliyoruz. Çalışmamız, belirli simetri varsayımlarından yola çıksa da, bunu sağlam bir şekilde başarmak için ilk mekanizmayı sağlıyor,” diye açıklıyor. Hennigar, “Doğanın evrende tekilliklerin oluşumunu nasıl engellediği henüz net değil, ancak modelimizin bu süreci daha iyi anlamamıza yardımcı olacağını umuyoruz” şeklinde tamamlıyor.

Barselona Üniversitesi Kainat Bilimleri Enstitüsü'nden (ICCUB) uzman Robie Hennigar. Kaynak: Memorial Üniversitesi Gazetesi
Termodinamik ve Astrofiziksel Anlayışlar
Çalışma ayrıca bu tanımladıkları normal kara deliklerin termodinamik özelliklerini araştırmakta ve termodinamiğin birinci yasasına uyduklarını ortaya koymaktadır. Geliştirilen teoriler, kara deliklerin termodinamiğini tamamen evrensel ve kesin bir şekilde anlamak için sağlam bir çerçeve sağlamaktadır. Bu tutarlılık, bulgulara güvenilirlik ve potansiyel uygulanabilirlik katıyor.
Araştırmacılar çalışmalarını dört boyutlu uzay zamana empirik anlamda genişletmeyi ve bulgularının çeşitli astrofiziksel senaryolardaki etkilerini araştırmayı planlıyor. Ayrıca bu normalleştirilmiş kara deliklerin kararlılığını ve olası gözlemsel imzalarını da araştırmayı amaçlıyorlar.
“Bu teoriler sadece tekillik içermeyen kara delikleri öngörmekle kalmıyor, aynı zamanda bu nesnelerin nasıl oluştuğunu ve bir kara deliğe düşen maddenin kaderinin ne olduğunu anlamamızı sağlıyor. Halihazırda bu sorular üzerinde çalışıyoruz ve gerçekten heyecan verici sonuçlar bulmayı umuyoruz,” diye sözlerini tamamlıyor Cano.
Çevrilen Haber Kaynağı:
No More Singularities? Quantum Gravity Could Finally Solve the Black Hole Mystery
Orijinal Çalışma:

Bir mikrokuasar sisteminde bir yıldızı yavaşça yutan yıldız kütleli bir kara deliğin illüstrasyonu. (Kaynak: Robert Lea (Canva ile oluşturulmuştur))
NASA'nın gama ışını tespit eden Fermi uzay aracından elde edilen 16 yıllık verileri kullanan gökbilimciler, bir kara deliğin bir yıldızı yavaşça yuttuğu sistemler olan mikrokuasarların görece küçük olsalar da sandığımızdan çok güçlü olabileceklerini keşfettiler.
Küçücük yapılarına rağmen bu araştırma, küçük yıldızları yiyen mikrokuasarların bile etkileyici bir kozmik etkiye sahip olabileceğini ve güçlü doğal parçacık hızlandırıcıları haline gelebileceğini gösteriyor.
Bu da her boyutta yıldızla beslenen kara deliklerin, Dünya'yı sürekli bombardıman eden ve kozmik ışınlar olarak adlandırılan yüksek enerji yüklü parçacıkların tahmin edilenden daha fazla miktarda olmasından sorumlu olabileceği anlamına geliyor. Bu parçacık hızlanmasının mekanizması, mikrokuasarlardan çıkan ışık hızına yakın astrofizik jetlerdir.
Università di Trieste'den ekip eş lideri Guillem Martí-Devesa “Dünya sürekli olarak galaksimizin başka yerlerinde hızlandırılmış parçacıklar tarafından bombardımana tutuluyor. Bunlar genellikle kozmik ışınlar olarak bilinen protonlar ve elektronlardır,” diyor. “Ancak bunların kökeni onlarca yıldır tartışılıyor.” diyerek tamamlıyor.
Max Planck Nükleer Fizik Enstitüsü'nden Martí-Devesa ve ekip eş lideri Laura Olivera-Nieto'nun bulduğu şey, bir kara deliğin düşük kütleli bir yıldızla yavaşça beslendiği iyi bilinen bir mikrokuasar olan GRS 1915+105'in konumuyla tutarlı yeni bir gama ışını kaynağı.
Olivera-Nieto yaptığı açıklamada, “Parçacıkları hızlandırabilen kaynakları bulmak ve onları özel kılan şeyin ne olduğunu anlamak, evrenin bazen parçacıkların çok küçük bir kısmına neden ve nasıl büyük miktarlarda enerji sağladığını ortaya çıkarmak için ilk adımdır” dedi. “Parçacıkları hızlandırmak için tipik olarak birkaç bileşene ihtiyacınız vardır: güçlü manyetik alanlar, yüksek miktarda güç ve ayrıca hızlandırılacak parçacıkların varlığı.
“Mikrokuasar jetleri bunların hepsine sahip!”
Kuasarlar Karşısında Mikrokuasarlar
Alışıldık standart kuasarlar, aktif galaktik çekirdek (active galactic nucleus, AGN) adı verilen bazı galaksilerin merkezi bölgelerinde çevrelerindeki madde ve gazla beslenen süper kütleli kara deliklerden güç alır.
Kuasarlar evrendeki en parlak ışık kaynaklarından bazılarıdır ve genellikle kendilerini çevreleyen galaksideki milyarlarca yıldızın birleşik ışığını gölgede bırakırlar.
Süper kütleli kara delikler Güneş'in milyonlarca ila milyarlarca katı kütleye sahipken, mikrokuasarların kalbindeki yıldız yutan yıldız kara deliklerin kütleleri birkaç yüz güneş kütlesinden fazla değildir (çeviren notu: birkaç yüz Güneş kütlesi bile olağanüstü derecede büyük; stellar karadeliklerin çoğu birkaç veya birkaç on Güneş kütlesindedir).
“Galaksideki çoğu yıldız yalnız değildir, aslında başka bir yıldızın yörüngesindedir. Mikrokuasarlar, iki yıldızdan birinin çoktan 'öldüğü', yani yakıtının bittiği ve patladığı özel bir merdiven çifti türüdür,” diyor Olivera-Nieto. “Geride kalan şey bir kara deliktir. Eğer normal yıldız kara deliğe yeterince yakınsa, kara delik ondan madde koparmaya ve onu yutmaya başlayacaktır.
“Bu nesnelere 'mikrokuasarlar' diyoruz çünkü benzer bir fenomen olan ancak galaksilerin merkezinde süper kütleli kara delikler bulunan kuasarlara benziyorlar.”

Bir yıldızı yavaşça yutan bir kara deliği gösteren illüstrasyon (Kaynak: MPIK/H.E.S.S. için Bilim İletişim Laboratuvarı)
Kara deliklerin yıldızları kemirmesi oldukça yaygın bir olgudur. Bir yıldız süper masif bir kara deliğe çok yaklaştığında, bu kozmik devin muazzam kütleçekim etkisi, yıldızı dikey olarak gererken yatay olarak ezen gelgit kuvvetleri üretir.
Bu spagettileşme süreci talihsiz yıldızı, süper kütleli kara deliğin etrafını saran ve yavaş yavaş ona beslenen bir yıldız malzemesi şehriyesine dönüştürür. Bu güçlü ve şiddetli olaylar gelgit bozulma olayları (tidal disruption events) olarak adlandırılmaktadır.

Süper masif bir kara deliğin bir yıldızı parçaladığı gelgit bozulması olayının bir örneği (Kaynak: Sophia Dagnello, NRAO/AUI/NSF)
Mikrokuasarlar süper masif karadeliklere ilişkin gelgit bozulma hadiselerinden farklıdır çünkü bu daha küçük kara delikler kurban yıldızlarını yok etmekten ziyade kemirirler.
Olivera-Nieto, “Bir mikrokuasar kararlı bir yörüngededir ve kara delik yıldızdan yalnızca çok yavaş bir hızda kütle alır” dedi. “Bu, gelgitleriyle yıldızı yok etmediği ve evrimi sırasında da bunu yapmayacağı anlamına geliyor.”
Kozmik Parçacık Hızlandırıcıları olarak Mikrokuasarlar
Bu yeni araştırma, kara delik motorlarının süper masif kara deliklere kıyasla küçücük boyutlarına ve yıldızları yemeye yavaş yaklaşmalarına rağmen, mikrokuasarların güçlü doğal parçacık hızlandırıcıları haline gelerek etkileyici bir kozmik etkiye sahip olabileceğini gösteriyor.
Martí-Devesa, “Bir mikrokuasar durumunda, bir kara delik tarafından yavaşça yutulan bir yıldızımız var” dedi. “Sonuç olarak, kara delik güçlü rölativistik jetler üretebilir ki bu da bir mikrokuasarın ayırt edici özelliğidir.”
Bu çıkışlar galaksimizde bulunan en güçlü astrofiziksel jetler ve dolayısıyla mükemmel kozmik parçacık hızlandırıcıları haline gelir. Asıl soru şu: Samanyolu'nun kozmik ışın içeriğinin ne kadarına mikrokuasarlar, özellikle de çok düşük kütleli kara delik motorlarına sahip olanlar katkıda bulunuyor?
Olivera-Nieto ve Martí-Devesa bu soruyu yanıtlamak için NASA'nın Fermi uzay aracı tarafından Büyük Alan Teleskobu (LAT) dedektörü kullanılarak toplanan 16 yıllık verilere başvurdu.
“V1487 Aquilae” olarak da bilinen mikrokuasar GRS 1915+105 ile ilişkili bir gama ışını sinyali buldular ve bu büyük bir sürpriz oldu (çeviren notu: normalde/genelde mikrokuasar adayı olabilecek veya mikrokuasarlara dönüşebilecek karadelik yıldız çiftleri en çok bilinen Kuğu X-1 örneğindeki gibi X-ışınlarında görülürler; eletromanyetik spektrumun daha enerjetik tarafında kalan gama ışınları esas kuasarlara yani yoğun biçimde beslenen süper masif karadeliklere mahsus).

Chandra X-ışını Gözlemevi tarafından X-ışınlarında görüntülenen mikrokuasar GRS 1915+105. (Kaynak: Chandra)
Sürprizin nedeni GRS 1915+105'in 14 güneş kütlesinde bir kara delikten oluşan düşük kütleli bir ikili olması ve güneş kütlesinin yaklaşık yarısı kadar bir yıldızı yavaşça yutmasıdır.
Bu durum, daha önce bilinen ve yalnızca büyük kütleli yıldızlara ev sahipliği yapan parçacık hızlandırıcı mikrokuasarlarla tam bir tezat oluşturmaktadır. Örneğin SS 433 mikrokuazarı, güneşin on katı kütleye sahip bir yıldızı yiyen bir kara deliğe ev sahipliği yapıyor.
Olivera-Nieto, “Bu sistemi özel kılan şey aslında oldukça yaygın olması olabilir” dedi. “Galaksideki yıldızların sayısı kütleleri arttıkça dik bir şekilde düşer: düşük kütleli yıldızlar yüksek kütleli yıldızlardan çok daha yaygındır. Sonuç olarak, aynı durum mikrokuasar sistemleri için de geçerli olmalıdır.”
Bununla beraber böylesine küçük bir yıldızı yavaşça yutan bir kara deliğe sahip bir sistemin bile parçacıkları gama ışını fotonları yaratacak kadar hızlandırabildiğini bulmak, mikrokuasarların bir bütün olarak galaksimizin kozmik ışın içeriğine katkısının bilim insanlarının beklediğinden daha yüksek olabileceği anlamına geliyor.

Fermi Gama Işını Uzay Teleskobu'nun (FGST) artistik tasviri. (Kaynak: NASA)
Olivera-Nieto, “Gama ışını emisyonu kanıtı olmayan, yani yüksek enerjilere parçacık hızlandırma kanıtı olmayan bilinen daha birçok mikrokuasar var” dedi. “Bunların bazıları yeterince hassas teleskoplarla bakmadığımız için, ancak diğerleri basitçe verimli hızlandırıcılar değil gibi görünüyor.
“Mikrokuasarların jetlerinde ne kadar kozmik ışın üretildiğini anlamak için ipucu barındıran bu sistemler arasındaki farkı anlamak istiyoruz.”
Böylece, düşük kütleli yıldızlara sahip mikrokuasarların da parçacık hızlandırıcı olabileceğine ve Dünya'ya ulaşan kozmik ışınlara katkıda bulunabileceğine dair bu yeni kanıtla birlikte Martí-Devesa, daha önce keşfedilen mikrokuasar sistemlerini yeniden ziyaret etmenin zamanının gelmiş olabileceğini açıkladı.
Martí-Devesa, “Çalışmamızın, mikrokuasarların galaksimizdeki kozmik ışın bolluğuna gerçek katkısını anlamak için önemli bir adım olacağını umuyoruz” dedi. “Bu şekilde, tüm mikrokuasar popülasyonunu ve bunların galaksimizdeki kozmik ışın üreticileri olarak gerçek önemlerini yeniden değerlendirebileceğiz.”
Ekibin araştırması Ocak ayında The Astrophysical Journal Letters'da yayımlanmıştır.
Çevrilen Haber Kaynağı:
Orijinal Çalışma:
Alıntı
metni:Özet Mikrokuasarlar, çarpıştırılmış rölativistik jetleri barındıran kompakt ikili sistemlerdir. Uzun zamandır kozmik ışın hızlandırıcıları olarak önerilmişlerdir ve rölativistik parçacıklar tarafından üretilen gama ışını emisyonu yoluyla araştırılmaktadırlar. Bununla birlikte, gözlemsel kanıtlar giderek artmakta ancak sınırlıdır: bugüne kadar bilinen yaklaşık 20 mikrokuasar vardır ve bunlardan sadece 3 tanesi GeV gama ışını aralığında, her zaman bir parlama veya özel spektral durumda kesin olarak tespit edilmiştir. Burada, mikrokuasar GRS 1915+105'in etrafındaki bölgenin Fermi-LAT gözlemlerini sunuyoruz, bu da mikrokuasarın konumuyla tutarlı olarak daha önce bilinmeyen çoklu-GeV emisyonunun varlığını ortaya koyuyor. Kalıcı bir gama ışını kaynağına işaret eden herhangi bir periyodiklik veya değişkenlik bulunmamıştır. Emisyonun özellikleri, jetlerde hızlandırılan protonların yakındaki gazla etkileşime girdiği ve gama ışınları ürettiği bir senaryo ile tutarlıdır. GRS 1915+105'in mevcut kütle aktarım durumunda geçirdiği sürenin %10'u boyunca jetin Eddington limitinin ortalama %1'inde çalışması durumunda, mevcut gücün %10'unun protonlara aktarılmasının GeV sinyalini açıklamak için gereken ∼3 × 1049 erg'e ulaşmak için yeterli olduğunu bulduk. Bu nedenle, sonuçlarımız düşük kütleli yıldız yoldaşları olan mikrokuasarların hadronik hızlandırıcılar olarak hareket ettiği bir senaryoyu desteklemekte ve bir sınıf olarak mikrokuasarların gözlemlenen kozmik ışın akısının en azından bir kısmına katkıda bulunduğu fikrini güçlendirmektedir.
Persistent GeV Counterpart to the Microquasar GRS 1915+105 - IOPscience
Bir nötrinonun kuantum boyutu, büyük çarpıştırıcılara veya devasa yeraltı dedektörlerine başvurmaksızın parçacığın bozunumunun yenilikçi masa üstü ölçümleri kullanılarak ilk kez ölçüldü.

Berilyumun lityuma bozunması, nötrino boyutunu devasa bir dedektör yerine masa üstünde ölçmenin bir yolunu üretiyor. Kaynak: Smolsky, J., Leach, K.G., Abells, R. ve diğerleri Nature (2025). (CC BY-NC-ND 4.0)
Nötrinoların fotonlardan sonra evrendeki en yaygın ikinci ve kütleliler içerisinde kitlesel olarak en fazla sayıda olan parçacıklar olduğu düşünülmektedir, ancak fizikçilerin varlıklarını deneysel olarak kanıtlayıp kanıtlayamayacağımızı merak etmelerinin üzerinden gerçekten çok fazla bir zaman geçmemiştir. Nötrinolar dedektörlerimiz de dahil olmak üzere diğer madde formlarıyla o kadar nadir etkileşime girerler ki, yalnızca en küçük alt kırılımları gözlemlenebilmektedir. Tespit edilen nötrino ve madde etkileşimleri içerisinde bir önceki enerji rekoru sahibinden 35 kat daha enerjik bir tanesinin yakın zamanda (dolaylı olarak) tespit edilmesi, gördüklerimiz arasında ne kadar büyük bir zaman aralığı bulunduğunu, ne kadar nadir yakalanabildiklerini gösteriyor.
Nötrinoları gözlemlemeyi başardığımızda, enerjileri hakkında makul tahminler elde edebiliyoruz - ancak boyutları da dahil olmak üzere diğer birçok ölçüm büyük ölçüde kapasitemizin ötesinde. Yeni bir makalede nötrinoları “doğanın en az anlaşılmış temel parçacıkları” olarak tanımlayan bir grup araştırmacı, süper iletken tantal-alüminyum sensörlere yerleştirilmiş radyoaktif berilyum kullanarak bu durumun değişmesine yardımcı oldu.
Atom altı parçacıklar, bilinen nesneler gibi sabit boyutlara sahip değildir. Bunun yerine, dalga-parçacık ikiliği, dalga benzeri bir olasılık dağılımı olarak var oldukları anlamına gelir. Nötrinoların durumunda, bu dalga paketinin (tekil kuantum, çoğul kuanta) yayılımı bilinmemektedir. Nötrino yayılım boyutuna ilişkin geçmiş tahminler on trilyon kat arasında değişiyordu; bu biraz da bir şeyin misket büyüklüğünde mi yoksa Dünya ile Güneş arasındaki mesafe kadar mı olduğunu söyleyememek gibi bir vaziyet.
Ekip, berilyum-7 atomlarının, Güneş'ten tespit ettiğimiz nötrinoların bir kısmını üreten bir süreç olarak lityuma bozunmasına izin verdi. Araştırmayı yöneten Colorado Maden Okulu Fizik Doçenti Kyle Leach yaptığı açıklamada, “Berilyumun bozunmasında üretilen lityum atomlarının davranışını hassas bir şekilde ölçerek, tespit edilmesi oldukça zor olan parçacıklar olarak nötrinoların kuantum özelliklerine doğrudan erişim sağladık” dedi (çeviren yorumu: bir kuantum sistemindeki korunum prensiplerine/örüntülerine dayanarak sistemin evrimindeki diğer özellikleri bunları tespit etmeden öngörebilirsiniz, kısaca sistemin neye evrileceğini, kuantum bozunum ürünlerinin ne olduğunu biliyorsanız şahane bir yaklaşım).
Süperiletken Tünel Bağlantılarında Berilyum Elektron Yakalama Deneyi (BeEST) olarak adlandırılan yaklaşım, nötrino ve lityum çekirdeğinin kuantum dolanık olması nedeniyle işe yarıyor, böylece birinin ölçümleri bize diğeri hakkında bilgi veriyor.
Ekip bu durumda nötrinonun 6,2 pikometreye eşit ya da daha büyük bir uzaysal genişliğe sahip olduğu sonucuna vardı. Bu küçük bir atomun yarıçapının onda biri, ancak bir atom çekirdeğinin yaklaşık bin katı büyüklüğünde. Yine de bu, 2 metre (7 feet) kadar geniş olabilecekleri ihtimalini açık bırakan önceki çalışmaların en üst sınırından hala çok daha küçük. Nötrinoların müon ve tau gibi farklı leptonlarla ilişik çeşnileri vardır ve ölçümler sadece elektron nötrinoları olarak bilinenler için geçerlidir.
Nötrinoları incelemek için kullanılan deney düzeneklerinin çoğu ya Büyük Hadron Çarpıştırıcısı gibi güçlü parçacık hızlandırıcıları ya da buzun içine veya denizin dibine gömülmüş dev toplayıcı alanlarıdır. Ancak bu ekip, lityum atomlarının davranışlarını insan saçından daha ince süper iletken sensörlerle gözlemleyerek deneyin çok daha mütevazı bir laboratuvarda yürütülmesini sağladı. Leach, “Çalışmamız, küçük ölçekli, yüksek hassasiyetli deneylerin büyük parçacık çarpıştırıcılarında yapılan keşifleri nasıl tamamlayabileceğinin en iyi örneğidir” dedi.
Leach, “Bu sadece buzdağının görünen kısmı” dedi. “Bulgularımız, parçacık fiziğinin standart modelini iyileştirmekten nükleer reaktörlerden ve astrofizik kaynaklardan nötrinoları tespit etme yöntemlerini geliştirmeye kadar geniş kapsamlı etkilere sahip olabilir. Bundan sonrası için heyecanlıyız.”
Çalışma Nature dergisinde açık erişimli olarak yayımlanmıştır.
Çevrilen Haber Kaynağı:
Neutrinos' Quantum Size Likely Thousands Of Times Larger Than Atomic Nuclei | IFLScience
Orijinal Çalışma:
Alıntı
metni:Özet Evrenimizdeki yüksek nispi bolluklarına rağmen nötrinolar doğanın en az anlaşılmış temel parçacıklarıdır. Aslında, deneysel olarak ilgili kaynaklarda yayılan nötrinoların kuantum özellikleri teorik olarak tartışmalıdır ve nötrino dalga paketinin uzaysal kapsamı, 13 büyüklük mertebesinde bir yayılma ile reaktör nötrino salınım verileri tarafından sadece gevşek bir şekilde kısıtlanmıştır. Burada, berilyum-7'nin radyoaktif bozunumunda yayılan geri tepme yavru çekirdeğinin enerji genişliğini hassas bir şekilde ölçerek bu niceliğe doğrudan erişmek için bir yöntem sunuyoruz. Bozunma sürecindeki son durum, oluşum sırasında bir elektron nötrinosu ile dolanık olan geri tepen bir lityum-7 çekirdeği içerir. Lityum-7 enerji spektrumu, berilyum-7 radyoizotoplarının kriyojenik bir sensör olarak çalıştırılan yüksek çözünürlüklü bir süper iletken tünel bağlantısına doğrudan yerleştirilmesiyle yüksek hassasiyetle ölçülür. Bu yaklaşım altında, geri tepme kızının Heisenberg uzaysal belirsizliği için 6,2 pm'lik bir alt sınır belirledik; bu da son durum sisteminin çekirdeğin kendisinden bin kat daha büyük bir ölçekte lokalize olduğu anlamına geliyor. Bu ölçümden, bildiğimiz kadarıyla, bir nötrino dalga paketinin uzamsal kapsamına ilişkin ilk doğrudan alt sınır çıkarılmıştır. Bu sonuçlar, nötrino özelliklerinin teorik olarak anlaşılması, zayıf nükleer bozunumlarda yerelleşmenin doğası ve nötrino fiziği verilerinin yorumlanması dahil olmak üzere çeşitli alanlarda etkilere sahip olabilir.
Direct experimental constraints on the spatial extent of a neutrino wavepacket | Nature
Bahsi Geçen Yeni Rekor Kırmış Nötrino Etkileşiminin Tespiti Hakkında Kaynaklar:
Şimdiye kadarki en yüksek enerjili nötrino tespit edildi | DonanımHaber Forum
Highest Energy Neutrino Ever Detected Breaks Record By 3,500 Percent | IFLScience

İlksel kara deliklerin artistik izlenimi. (Kaynak: NASA'nın Goddard Uzay Uçuş Merkezi)
1974 yılında bilim kurgu yazarı Larry Niven ilginç bir önermesi olan bir cinayet gizemi yazdı: Bir adamı küçük bir kara delikle öldürebilir misiniz? Hikayeyi spoiler vermeyeceğim, ancak çoğu insanın cevabın açıkça evet olduğunu iddia edeceğine bahse girerim. Yoğun yerçekimi, gelgit kuvvetleri ve olay ufku kesinlikle nahoş manzaralı bir sona yol açacaktır. Ancak bilimsel cevabın biraz daha ilginç olduğu ortaya çıktı.
Esasında yeterince büyük bir kara deliğin sizi öldürebileceği açıktır. Öte yandan, tek bir hidrojen atomunun kütlesine sahip bir kara deliğin fark edilemeyecek kadar küçük olduğu da açıktır. Asıl soru kritik kütle. Bir kara delik hangi minimum boyutta ölümcül hale gelir? ArXiv ön baskı sunucusunda yayınlanan yeni bir makalenin araştırma sorusu işte budur.
İlgili çalışma ilksel kara delikler üzerine eğiliyor. Bunlar evrenin aşırı yoğun ilk anlarında oluşmuş olabilecek ve yıldız kütleli kara deliklerden çok daha küçük olabilecek teorik cisimlerdir. Atom kütlesinden Dünya'nın birkaç katı kütleye kadar herhangi bir kütlede olabilirler. Gökbilimciler hiçbir zaman ilksel kara delikler bulamamış olsalar da, gözlemler belirli kütle aralıklarını dışlamaktadır.
Örneğin, 10^12 kg'dan küçük herhangi bir ilksel kara delik Hawking radyasyonu yüzünden çoktan buharlaşmış olurdu. 10'20 kg'dan daha büyük herhangi bir nesne ise Samanyolu'ndaki yıldızları çekimsel olarak mercek altına alacaktır (gravitasyonal mercekleme). Bu mercekleme etkilerini tespit edemediğimize göre, en azından bu limit üzerinde ilksel karadelikler son derece nadir olmalılar. Tabii eğer varlarsa.
Bazı teorik modeller ilksel kara deliklerin karanlık maddenin kaynağı olabileceğini savunmaktadır. Eğer durum buysa, gözlemsel sınırlar kütlelerini 10^13-10^19 kg aralığında kısıtlıyor ki bu da asteroitlerin kütle aralığına benziyor. Bu nedenle, çalışma bu aralığa odaklanıyor ve iki etkiyi inceliyor: gelgit kuvvetleri ve şok dalgaları.
Gelgit kuvvetleri meydana gelir çünkü bir kütleye ne kadar yaklaşırsanız, gravitasyon o kadar güçlü olur ve uzay zaman parçaları boyunca gravitasyonal kuvvet farkları oluşur. Bu da bir kara deliğin yaklaştıkça size bir kuvvet farkı uygulayacağı anlamına gelir. Asıl soru, bu kuvvet farkının dokuları yırtacak kadar güçlü olup olmadığıdır. Asteroid kütleli kara delikler bir mikrometreden daha küçüktür, bu nedenle gelgit kuvvetleri bile küçük bir alanı kaplayacaktır. Eğer bir tanesi gövdenizden ya da uzuvlarınızdan birinden geçerse, bir miktar lokal hasar olabilir, ancak ölümcül bir şey olmaz. İçinizden küçük bir iğnenin geçmesine benzerdir.
Ancak kara delik kafanızdan geçseydi, bu farklı bir hikaye olurdu. Gelgit kuvvetleri beyin hücrelerini parçalayabilir ki bu çok daha ciddi bir durumdur. Beyin hücreleri hassas olduğundan, 10-100 nanonewtonluk bir kuvvet farkı bile sizi öldürebilir. Ancak bunun için yukarıda verilen kütle aralığımızın en üst sınırında bir kara delik gerekecektir.
Şok dalgaları çok daha tehlikeli olacaktır. Bu durumda, bir kara delik vücudunuza girdiğinde, içinizde dalgalanacak bir yoğunluk dalgası yaratacaktır. Bu şok dalgaları hücrelere fiziksel olarak zarar verecek ve daha da fazla zarar verecek ısı enerjisini aktaracaktır. Kara deliğin 22 kalibrelik bir mermininkine benzer bir enerji şok dalgası yaratması için 1,4 x 10^14 kg'lık bir kütleye ihtiyacı vardır ki bu da olası ilksel kara deliklerin kütle aralığındadır.
Yani evet, stellar ve galaktik kuzenlerine göre çok daha küçük ilksel bir kara delik sizi öldürebilir.
Bu enteresan bir hikaye olsa da, gerçek hayatta bu asla gerçekleşmez. Asteroid kütleli ilksel kara delikler var olsa bile, uzayın genişliğine kıyasla bunların sayısı, herhangi birinin yaşamı boyunca başına gelme olasılığının 10 trilyonda 1'den daha az olduğu anlamına gelir.
Çevrilen Haber Kaynağı:
What would happen if a tiny black hole passed through your body?
Orijinal Çalışma:
Alıntı
metni:Özet İnsan vücudundan geçen ilkel bir kara deliğin (PBH) yerçekimsel etkileri, önemli yaralanma veya ölüm meydana getirmek için gerekli minimum kütleyi belirlemek amacıyla incelenmiştir. İki etki incelenmiştir: kara delik yörüngesinden dışarı doğru yayılan bir şok dalgasının neden olduğu hasar ve kara deliğin insan vücudundan geçişi sırasında ürettiği gelgit kuvvetlerinden beyin hücrelerinin ayrışması. İlkinin baskın etki olduğu ve ciddi yaralanma veya ölüm için yaklaşık MPBH>1.4×1017g'lik bir kesme kütlesi olduğu bulunmuştur. Bu sınırın üzerinde bir kütleye sahip ilkel kara deliklerin sayı yoğunluğu, insan nüfusu üzerinde gözlemlenebilir herhangi bir etki yaratmak için çok küçüktür.
[2502.09734] Gravitational Effects of a Small Primordial Black Hole Passing Through the Human Body
| We're beyond sympathy at this point, we're beyond humanity. |
Son Giriş: 36 dk. önce
Son Mesaj Zamanı: 2 sa.
Mesaj Sayısı: 7.533
Gerçek Toplam Mesaj Sayısı: 12.655
İkinci El Bölümü Mesajları: 10
Konularının görüntülenme sayısı: 0 (Bu ay: 13.704)
Toplam aldığı artı oy sayısı: 16.282 (Bu hafta: 22)
En çok mesaj yazdığı forum bölümü: Konu Dışı / Off Topic






Yeni Kayıt
Özel Mesaj
Yanıt Yok
1 








