< Bu ileti mobil sürüm kullanılarak atıldı > |
|
_____________________________
|

< Bu ileti mobil sürüm kullanılarak atıldı > |
|
_____________________________
|
|
Arkadaşlar selam. Biraz uzun bir yazı olacak. Okuyup okumamak size kalmış... Öncelikle kendimi tanıtayım. Ben Ali. 20 yaşında bir kardeşinizim. Grafik tasarımcıyım. 2023'ten beri arşivle uğraşıyorum. Grafik tasarım becerilerimi ilerletip 2024 yılında reprodüksiyon işine bulaştım. 2025 yılında ise ilk defa profesyonel anlamda bir albüm çalışmasını bir firmaya teslim ettim: Müslüm Gürses'in Yıkıla Yıkıla ve Sevda Yolu albümleri. Bu albümlerin reprodüksiyonu benim elimden çıktı. Ben bu konuyu çok uzun zamandır takip ediyorum. Forumu aktif olarak kullanmasam bile konuyu hep okurum. Şimdi ise 7. albümümün üzerine çalışıyorum ve zaman epey geçti. Bugün bu konuya yazmamın sebebi, sizin bildiğiniz adıyla İ.M.Ç., kendim "çarşı" dediğim mekân hakkında kendi gözlemlerimi paylaşmak. Yeni baskı plaklar hakkında fikir edinmek isteyenler varsa, küçük de olsa kendi bildiklerimi paylaşabileceğim bir ortam bulmak güzel. İşimi seviyorum. Ömrüm ve imkânlarım yettiği sürece bu iş için çalışmaya devam edeceğim. Umarım faydam dokunur. Arkadaşlar, Çarşı'nın durumu oldukça vahim. Her telden insan var. Elindeki master'ın üzerine farklı albüm kaydedip orijinal bandı yakan mı dersiniz, kendi arşivindeki orijinal fotoğraf taramasını plak prodüksiyonunda kullanmak yerine yapay zeka ile yeni bir görsel üreten mi dersiniz, elindeki bandı talihsiz bir şekilde stüdyosundan çaldıran mı dersiniz... Neler neler var. Ben bu işe girdiğim zaman gerçekten hayret ettim. Bu çarşı nasıl ayakta diye düşündüm. Ama garip bir şekilde çark işliyor. Firma sahipleri, müşterileri dinlemeden "Nasıl olsa elimde basım hakkı var, paramı kazanırım, sana ne?" diyen yapımcılar bu çarşıdan ekmek yiyor, evlerine gidiyorlar. Bizim gibi de ay sonunu zar zor denkleştirip "Ulan, şu albümü alaydık iyiydi" diyeceğimiz insanlar, üstünde bandrol olmasa fason zannedeceğimiz yeni baskı albümlerle yetinmeye çalışıyor. Şimdi bir albüm hazırladığımızı düşünelim. Plak içeriği dediğimiz şey, temelde kapak ve plağın kendisinden oluşuyor. Ben kendi işim gereği kapak tarafıyla ilgileniyorum. Tabii bu yazıda sese de geleceğiz ama önce biraz kendi uzmanlaşmaya çalıştığım alandan devam edeyim. Şu anda tartıştığımız konuda bir hocamız, yeni dönem Orhan Gencebay albümü ile dönem plağını karşılaştırıp fotoğrafın netliğine dikkat çekmişti. Okurken çok mutlu olmuştum. Kendi kendime, "Ulan arkadaş ya, hâlâ dikkat eden insanlar var, süper," demiştim. Şimdi resmi işleri bir kenara bırakalım. Basım iznini aldık ve albümü basacağız. Firma, elinde ne varsa onu değerlendirmeye başlıyor. Firma arşivinde, görsel materyal açısından birkaç farklı kaynakla karşılaşabilirsiniz. Bunlardan ilki dia, yani pozitif veya negatif film materyalidir. Görsel materyal açısından bunu master olarak düşünebilirsiniz. İkincisi fotokart, üçüncüsü ise fotokarttan üretilen kartpostaldır. Eğer kapağı reprodüksiyon edecek grafik tasarımcı bilinçli ise, ilk önceliği dia'ya verir. Dia yoksa fotokart, o da yoksa kartpostal tercih edilir. Bunların hiçbiri yoksa, en kötü ihtimalle eski bir kapak taranır ve temizlenir. Şu anda piyasada gördüğünüz yeni baskı albümlerin büyük bir kısmının kapakları, eski kapakların temizlenmiş veya netleştirilmiş varyasyonlarıdır. Artık burada fotoğrafın hangi programlarla nasıl temizlendiği kısmına girmeyeceğim. Çünkü bu yazıda firmaların ve prodüksiyon sürecinin genel durumundan bahsediyoruz. Fotoğrafı seçtik. Sırada grafik tasarım var. Grafik tasarımcı, elindeki materyale ve kendi becerisine göre kapağı hazırlamaya başlıyor. Barkodunu alıyor ve yerleştiriyor, gerekli bilgileri düzenliyor ve çalışmayı firmaya teslim ediyor. Firma da gerekli gördüğü yerlerde revize talep edebiliyor. İşte bu noktada kapak, dönem baskısından farklılaşmaya başlayabiliyor. Örneğin Türkiye'de 1980'lerin başında üretilen bazı plak kapaklarında, şarkı listesinin ambalajın dışına yazılmadığı dönemler vardı. Şarkı listesi iç kapakta yer alabiliyordu. Yeni baskılarda ise liste çoğu zaman arka kapağa alınıyor. Buna barkod da ekleniyor. Şarkı listesini arka kapağa aldığımızda iç kapak boş kalabiliyor. Bu boşluk da çoğu zaman şarkı sözleriyle dolduruluyor. Yanına sanatçının bir fotoğrafı ekleniyor. Bugün yeni baskı adı altında piyasaya çıkan albümlerin büyük bir kısmında buna benzer bir süreç işliyor. İşte burada, reprodüksiyon ile yeni bir baskı tasarlamak arasındaki fark ortaya çıkıyor. Çünkü elimizde orijinal bir dia olsa bile, onu nasıl kullandığımız; kapağı ne kadar değiştirdiğimiz ve hangi bilgileri nereye yerleştirdiğimiz, ortaya çıkan sonucun dönem plağına ne kadar benzeyeceğini doğrudan etkiliyor. Bizde bu bilinç maalesef yok. Şimdi yapımcıya diyelim ki: "Dönem kapağımızı bozmayalım. Şöyle yapalım: Şarkı listesini selefonun dışına sticker olarak yapıştıralım. Barkod yine arka kapakta olsun ama iç kapağı da bozmayalım." Yapımcı firma o sticker'ın maliyetini bile hesaplayabilir. Belki de işine gelmez. "Olmaz," der. Sonuç olarak senin elinde 1986 model bir kapak yerine, 2026 model bir kapak olur. Evet, albüm her türlü yenilenecek. Barkod eklenecek, bazı bilgiler değişecek, baskı teknolojisi değişecek. Ama bütün bunlara rağmen dönem kapağına mümkün olduğunca yaklaşmak da mümkün. Fakat bunun için biraz bilinç lazım. İ.M.Ç.'de beni en çok şaşırtan şeylerden biri de bu oldu. Elinde albümün orijinal fotoğrafı veya fotokartı bulunan firmalar var. Ama bu materyali kullanmak, taramak, temizlemek ve baskıya hazırlamak yerine yapay zeka ile yeni bir görsel üretmeyi tercih edenler de var. Şaka gibi. Adam Discogs'tan bulduğu kaset kapağı taramasını ücretsiz bir yapay zekâ modeline veriyor, bir iki ayar ile baskıya hazırlayıp albümü basıyor. Anlaması çok güç ve açıkçası zoruma gidiyor. Bazen boşa çabalıyormuşum gibi hissettiriyor bu tarz insanlar. Ama mesele sadece benim yaptığım işin değersizleştirilmesi değil. Asıl mesele, elimizde bulunan arşivin kendisine gereken değerin verilmemesi. Ben yapay zekaya karşı değilim. Grafik tasarımcı olarak ben de kullanıyorum. Fakat elinizde orijinal dia veya fotokart varken bunları bir kenara bırakıp internetten bulduğunuz düşük çözünürlüklü bir görseli yapay zekaya vererek yeni bir fotoğraf üretmek başka bir şeydir. Bu artık restorasyon değil, yeniden üretimdir. Sadece bu da değil. Kendi firmasına ait, firma arşivinde bulunan orijinal bir dia taramasında, fotoğrafın uzaktan çekilmiş olmasından kaynaklanan doğal gren bulunuyor diye bu fotoğrafı yapay zekâya verip yeniden ürettirerek albüm bastıranları da gördü bu gözler. Elinde orijinal kaynak var. Arşiv var. Fotoğraf var. Ama fotoğraftaki doğal greni sorun olarak görüp gidip yapay zekâya yeni bir fotoğraf ürettiriyorsun. İşte benim anlamakta zorlandığım nokta bu. Bazen gerçekten, "Biz neyi korumaya çalışıyoruz?" diye düşünüyorum. Kapak tarafında durum kabaca böyle. İşin benim uzman olduğum kısmı burası. Fakat yeni baskı plaklarda insanların en çok tartıştığı konu aslında kapak değil, ses. Ben ses mühendisi değilim. Ancak bu süreçlerin içinde bulunduğum ve takip ettiğim için, firmaların ellerindeki kaynakların durumu ve baskıya giden süreç hakkında gördüklerimi de paylaşayım. Şimdi kapağı bitirdik diyelim. Kenarda duruyor. Sıra plağın içindeki sese geldi. Burada da süreç aslında kapakta olduğu gibi başlıyor: Firma önce elinde ne var, ona bakıyor. En öncelikli kaynak tabii ki analog master banttır. Ancak her albüm için kanal bantlarının peşine düşülüp yeniden mix ve mastering yapılmıyor. Zaten çoğu zaman böyle bir imkân da yok. Elde bulunan master bantlar veya başka analog kaynaklar dijitale aktarılıyor. Daha sonra gerekli düzenlemeler yapılarak baskıya gönderiliyor ve üretim süreci başlıyor. Ben kendi müzik zevkimden örnek vereyim. En son bir albümün baskıdan önce yeniden mix edildiğine 2023 yılında Müslüm Gürses'in Aldatılanlar albümünde şahit oldum. Albümün ses kalitesi gerçekten çok ciddi şekilde yükselmişti. Ayrıca döneminde yayımlanmamış bir şarkı da albüme ilave edilerek yeniden yayımlandı. Peki firmanın elinde master bant yoksa ne oluyor? İşte burada işler biraz değişiyor. Diyelim ki firmanın elinde bant yok. Hadi kanal bandını geçtim, dönem masterı da yok. E ne yapacak? Eğer elinde DAT varsa, ilk tercih genellikle o oluyor. DAT gerçekten müthiş bir şey değil ama bant yoksa gayet temiz sonuç verebiliyor. Ben seviyorum. [Örnek] Mesela son dönemde aklıma gelen örneklerden biri Umay Umay. Gayet başarılı bir iş olmuş. Neden? Çünkü firma DAT'ı iyi muhafaza etmiş. Zaten albüm 1994 yapımı. Ben 90'ların ortasındaki birçok albümde DAT formatına denk geldim. Yani benim gördüğüm kadarıyla o dönem firmalar repertuvarlarını yavaş yavaş DAT'a aktarmaya başlamış. E peki DAT da yoksa ne olacak? İşte işin benim en sevmediğim kısmı burası. O zaman dönem plağı (o da varsa), kaset, CD veya 45'lik kayıtları dijitale aktarılıp temizleniyor. Dinleyici olarak bunu zaten çoğunuz fark ediyorsunuz. Alim olmaya gerek yok. Ben sadece imkânlardan bahsediyorum. Bugün yapılan bütün yapıtlar imkânlar dâhilindedir. Geri kalan özensiz, bizim beğenmediğimiz kısımlar ise işin üşengeçliği ve boşvermişliğidir. Peki neden bu noktaya geliyoruz? İşte burada İ.M.Ç.'nin biraz talihsiz tarafı devreye giriyor. İ.M.Ç. konumu gereği deniz seviyesinin altında (burası izlediğim bir programdan alıntı :))). Bu yüzden yıllar içinde birçok firma arşivi rutubetten etkilenmiş. Bantların bir kısmı maalesef kullanılmaz hâle gelmiş. Bazen makara sağlam görünüyor ama bant kullanılacak durumda olmuyor. Bazen de bant tamamen kayıp. "Abi yeni baskıyı neden master banttan yapmadınız?" Cevap hazır: "Bant yok." Çarşıda kendi arşivine sahip çıkan firma sayısı maalesef çok az. Zaten firmaların birçoğu kapandı veya el değiştirdi. Bugün hâlâ kendi dönemine ait bantlara veya arşiv materyallerine ulaşabilen firmalar arasında Elenor Plak, Kervan Plak, Güneş Plak, Bayar, Ossi, Emre & Grafson Plak, Coşkun Plak, Türküola, Barış Plak, Topkapı Plak (bazı albümleri), Mega Plak, Yaşar Kekeva Plak ve Ulus Plak gibi isimler var. Bu saydığım firmaların arşivi, benim görebildiğim kadarıyla çok derli toplu olmasa bile bazılarında hâlâ analog bantlar duruyor. Mesela Elenor Plak. Elenor'un arşivinde, baba rahmetli olduktan sonra 104 tane yayımlanmamış şarkı olduğu söylenmişti. [Kaynak] Günümüzde bunun 70 küsurunun hâlâ firma arşivinde olduğu konuşuluyor. Nasıl mı? Kanal bantlarını çöpe atmamışlar. 🙂 1990'ların sonu ile 2000'lerin başında firmalar repertuvarlarını yavaş yavaş DAT'a geçirmiş. DAT'tan sonrası ise artık Allah kerim. Çünkü DAT da sonsuza kadar yaşayan bir format değil. Kasetin kendisi zamanla bozuluyor. Oynatıcıları çok pahalı, bakımı da ayrı dert. Bunu niye anlattım? Çünkü firmalar aslında yeni yeni uyanıyor. Yıl oldu 2026. Çarşı artık eski çarşı değil ama firmalar ellerinde kalan analog bantları yavaş yavaş dijital olarak arşivlemeye başladı. Hatta bazıları bu işi büyük ölçüde tamamladı. Mesela Bayar'da gördüğümüz süreç bu yönde. Yeni baskı yaparlar mı bilmiyorum ama ellerindeki bantları ve kalıpları korumaya çalıştıklarını gördüm. Dijitalde kaset kaydı olarak dağıttıkları albüm kayıtlarını master kayıtları ile yeniliyorlar. Yani Çarşı'da hâlâ ciddi bir arşiv varlığı bulunuyor. Mesele, bu arşivin ne kadarının korunabildiği ve ne kadarının doğru şekilde kullanılabildiği. Şimdi burada iki farklı senaryo düşünelim. İlk senaryomuzda, ucuz bir grafik tasarımcı, hatta grafiker var :)) ve herhangi bir LP mastering yapan kişiyle yeni bir baskı albüm hazırlıyorsunuz. Firma elinde ne varsa onu veriyor. Fotoğraf bulunuyor, kapak hazırlanıyor, eldeki ses kaynağı kullanılıyor ve albüm baskıya gidiyor. İkinci senaryomuzda ise işine az çok hâkim bir grafik tasarımcı ve ses konusunda deneyimli bir LP mastering yapan kişi var. Bu kez elinizdeki kaynaklar araştırılıyor. Orijinal fotoğraflara, dia'lara, fotokartlara, analog bantlara veya DAT kayıtlarına ulaşılmaya çalışılıyor. Eldeki en iyi kaynak hangisiyse, albüm onun üzerinden hazırlanıyor. İki senaryoda da sonuçta yeni bir plak basılıyor ama ortaya çıkan ürün aynı değil. Bunu firmalara anlatamıyorum maalesef. Bu mesajımın başında yapımcılar hakkında "Nasıl olsa elimde basım hakkı var, paramı kazanırım, sana ne?" şeklinde bahsettim. Tabii ki birçoğu böyle değil ama bu çalışma tarzında olanlar var. E hâl böyle olunca ne oluyor? Günümüz teknolojisiyle ve elimizdeki süper kaynaklarla bile albümün kendi dönemindeki hâline yaklaşamıyoruz. İ.M.Ç.'de şu anda basılan yeni baskı plakların büyük bir çoğunluğu, yemin ederim, merdiven altı fason firmalardan çıkmış korsan albümler gibi. Hiçbir gerçekçiliği yok. Kayıt desen kötü, kapak desen berbat. Dönem anlayışını taklit etmeye çalışan ama ne eskiye ne de yeniye benzeyen garip bir yapım ortaya çıkıyor. İki senaryoda da sonuçta yeni bir plak basılıyor ama ortaya çıkan ürün aynı değil. Bunu biraz daha somutlaştırayım. Şimdi vereceğim örnekte firmaları veya kişileri hedef göstermiyorum. Hepinizin dikkatini seviyorum. :) Sadece son dönemlerde çıkan bazı albümlere bakacağız. Mesela bu konuda bir hocamız, Ferdi Tayfur'un yeni çıkan Kurtuldum baskısı için oldukça olumlu şeyler yazmış. Baskının sonunda piyasaya çıkmış olmasından, albümün plak formatında yeniden ulaşılabilir hâle gelmesinden ve genel olarak ortaya çıkan üründen memnun olmuş. Buna itirazım yok. Bir albümün yıllar sonra yeniden plak formatında basılması elbette güzel bir şey. Ancak burada benim anlatmaya çalıştığım mesele biraz farklı. Kurtuldum albümü de dâhil olmak üzere, FerdiFon'dan çıkan albümlerin büyük bir çoğunluğunun ses kaynağı CD'den geliyor arkadaşlar. Yani bunlar analog master banttan yapılan baskılar değil. Bunu özellikle söyleyeyim: Ben CD kaynağa karşı değilim. Az önce Müslüm Gürses'in Aldatılanlar albümünden bahsettik. Orada yeniden mix yapılmış bir çalışmadan söz ettik. Umay Umay'da DAT kaynağından bahsettik. Şimdi de CD'den yapılmış başarılı bir örneğe bakalım. İbrahim Tatlıses - Kral'ın Konseri (Anılarım). Bu albümün ses kalitesi şahane. Dijital platformlarda da yayımlandı. Dinler dinlemez bunun dönem CD'sinden alınmış olabileceğini anlamıştım. Zaten sonradan da teyit ettim: Kullanılan kaynak dönem CD'si. Netlik süper. Fazla yapay hissettirmiyor. Bunun da bir sebebi var. Albüm zaten döneminde yeniden düzenlenmiş bir derleme albüm. Yani CD formatına aktarılırken ortaya çıkan sonuç, albümün kendi yapısına yabancı durmuyor. Burada önemli olan şu: CD kullanıldı diye sonuç otomatik olarak kötü olmuyor. Peki FerdiFon albümleri neden aynı derecede iyi değil? Çünkü mesele sadece "CD kullanıldı" değil, hangi CD'nin kullanıldığı. FerdiFon'un kullandığı CD kaynakları, döneminde iyi hazırlanmış veya iyi yayımlanmış CD'ler değil. İbrahim Tatlıses örneğinde kullanılan CD, dönem Türküola albümünün CD'si. FerdiFon albümlerinde ise, yanılmıyorsam, firmanın kendi bünyesinde 1998 yılında çıkardığı ilk CD versiyonları kullanılıyor plaklarda. Bu CD'lerde sorunlar var. Devirleri ağır. Bazı albümlerde şarkı listeleri yanlış. Kayıtların netliği maalesef iyi değil. Yani elinizde CD var diye "Tamam, kaynak bulundu" diyemiyorsunuz. Bir albümün farklı dönemlerde birden fazla CD baskısı olabilir ve bunların hepsi aynı kalitede olmayabilir. Biri doğrudan iyi bir dijital aktarım olabilir, diğeri ise daha önce başka bir kaynaktan hazırlanmış, sorunlu bir kopya olabilir. İşte burada yine aynı noktaya geliyoruz: Elinizde hangi kaynak var? Bu kaynak gerçekten mevcut en iyi kaynak mı? Yoksa sadece arşivde ilk bulduğunuz CD olduğu için mi onu kullanıyorsunuz? Hadi Kurtuldum böyle oldu, eyvallah. Yaktı Beni... Yemin ederim son zamanların en içler acısı baskılarından biri. Kapak desen, reprodüksiyon değil. Sadece var olan plak fotoğrafları (bakın, kapak taraması demiyorum, kapağın fotoğrafı diyorum) alıp olduğu gibi kullanmak. Dönem CD'sini de olduğu gibi baskıya göndermek. Elinizde kaynak var, ama o kaynağın üzerinde doğru düzgün bir çalışma yok. Albümün yeniden basılması elbette güzel ama bu, ortaya çıkan her işin iyi olduğu anlamına gelmiyor. Bir albümü yeni bir taşıyıcıya aktarmak başka bir şey, o albümün hakkını vererek yeniden hazırlamak başka bir şey. Artık bitireyim. Arkadaşlar, bugün bizim yanımızda kötü baskılara tepki gösteren insanlar bile aynı baskıdan ikişer, bilemedin üçer tane alıyor. Alan insana lafım yok. İnsan istediğini alır. Ama artık bu işe tepki koymamız lazım. Bu çark böyle işlemez. Firmalar iflas etmiş veya etmemiş, açıkçası benim işime gelmez. Kötü bir baskı hem müşteri olarak hem de bir grafik tasarımcı olarak benim işime gelmiyor. Örnek verecek olursam, "Baba" diye hitap ettiğim sanatçının, Müslüm Gürses'in, albümlerinin bu kadar elden ayaktan düşmesi de biraz insanın gücüne gidiyor, yalan yok. Sizi "alın" veya "almayın" diye yönlendiremem. Ama en azından tepkinizi belli edin. Bir yorum bile okey. Çünkü siz tepki göstermedikçe, kötü iş de satmaya devam ediyor. Kötü iş satmaya devam ettikçe de bu çark böyle dönüyor. Bir albümün künyesinde "Grafik: F. Ali Fidan" ibaresini görürseniz, bilin ki buradayım. Etiket atabilirsiniz. Ya da İMÇ işi bir albüm hakkında tartışmak isterseniz, yine buradayım. İMÇ dışındaki büyük firmalar hakkında pek fikrim olduğu söylenemez. 🙂 Kendi işlerimden de pek bahsetmedim ama olsun. Hepiniz sağlıcakla kalın. Tutkunuzu seviyorum. Hepimiz aynı yolun yolcusuyuz. Buraya kadar okuduysanız... İyi forumlar... |
|
Müzik endüstrisi, mp3 çıktığından beri edemediği tatlı karları analog severlerden çıkarmaya çalışıyor. Cd formatında 11 TL'ye satamadığı albümleri 75-90 TL' ye biz analog severlere.... her neyse yapılan iş etik değil ve bu fiyatlara yeni basım plak almayın arkadaşlar, bu plakları dünyanın en pahalı analog sisteminde çalsanız bile alacağınız ses tartışmalıdır.
|
|
Merhaba,
Ferdi Tayfur Son Sabah/Elenor Plak albümü bu hafta elime geçti. Ferdi Tayfur Elenor albümlerinin orijinallerinin tamamı bende var ve yeni baskıları da yedek olarak alıyorum. Ferdi Tayfur’77’den bu yana tüm albümlerin orijinal kayıtlarından yapıldığı beyan ediliyor. Gerçekten öyle midir bilmiyorum. Ancak kayıtlar güzel, keyifle dinleniyor. CD’den kayıtlı plaklardaki o rahatsız edici “yavanlık” pek yok. Şarkıları orijinal kayıtlarıyla karşılaştırdım süreleri ve detayları eşleşiyor(bu konuda fecaat bir uygulama: Elenor Plaktan yayınlanan Nisan Yağmuru isimli CD’deki Nisan Yağmuru parçasının ara müziğinin yarısı “kesik”). Ancak yine de bazı detaylar insanı düşündürüyor. Mesela Yüreğimde Yara Var parçasının finalindeki elektro bağlama kısmı, eski versiyonda çift hoparlörün ikisinden aynı anda duyulurken, yeni versiyonda tek hoparlörden ve daha baskın bir şekilde geliyor. Uzman bir arkadaş yorumlarsa daha iyi olur tabii. Eski versiyonda her bir yüzde 6 şarkı o kadar çok yer kaplıyor ki şarkı aralarını görmek zor. Yeni versiyonda ise şarkı araları hepsinde gayet net görünüyor. Daha az alana şarkıları nasıl sığdırmışlar diye düşünüyür insan tabii. Kapakların orijinallerinin kullanılması çok güzel. Ferdi Tayfur’77’deki aşırı parlak fotoshop detayları sonraki kapaklarda giderilmiş. Hatta Son Sabah’ın kapağı orijinaline göre daha doğal bir görüntüye sahip bence. Orijinal kapak künyesinde yapımcı Atilla Alpsakarya görünürken, yenisinde Muheşem Candan ismi yer alıyor. Şarkı isimleri eski versiyonda açılır kapağın iç kısmında yer alırken, yeni versiyonda ilaveten açılır kapağın dış tarafına da yazmışlar. Eski kapağın iç kısmında küçük bir Ferdi Tayfur resmi vardır. Bunu poster olarak vermişlerdi(ben maalesef bu posteri bir arkadaşıma hediye etme gafletinde bulunmuştum!). Yeni kapağın iç kısmında bu fotoğraf yok. İçinde de poster hediyesi yok. Maalesef. İlginç bir başka detay, yeni albümde şarkı sıralamaları değişmiş. Yeni baskı albümlerde bu ilk defa oluyor. İyi de olmuş aslında. Yüreğimde Yara Var gibi efsane bir parça, 5. sıraya konur mu yahu?.. Neyse yeni versiyonda A2-ikinci sırada yer alıyor. Ancak plak üzerindeki etikette parça sıralamaları eski versiyona göre yazılmış(kapakta sorun yok her şey yerli yerinde). Bu da kafa karıştırıyor. Plak göbeğindeki sıralama eski baskı versiyona göre arkadaşlar. Baskı sonrasında farketmiş olabilirler ama yeniden basmaya gerek görmemişler sanırım. Sonuçta Elenor Plak, gençliğimin plaklarını yeniden “mağazalarda bulundurarak” bize müthiş bir nostalji yaşatıyor. Sırf bu sebeple bile müteşekkür olunacak işler bunlar. 90’ların sonunda böyle bir durum olacak deseler masal anlatılıyor sanırdık. Ne mutluluk!... Şimdi Elenor’dan bir isteğimiz var. Ferdi Tayfur(ve diğer sanatçıların) 33’lüklere okunmamış 45’liklerde kalmış parçaları da var. Mesela Ferdi Tayfur’un 9 adet Elenor 45’liği mevcut. Bunları da mümkünse 45’lik, değilse iki adet LP şeklinde istiyoruz. O zaman tadından yenmez olur. Yoksa bir şeyler eksik kalacak. Derbeder olmadan, Yağmur Gözyaşım olmadan Elenor Ferdi Tayfur koleksiyonu olamaz. Selamlar Lami |
|
O mantık belki yıllarca esnaflık yapmış olsalar da, üç günlük esnaf olsalarda “müşteri memnuyeti”nin manasını bilmiyorlarsa ne üzücü, ne moral bozucu sadece sinir bir durum oluyor.
N11den pc kasası bakıyorum, satıcının dükkanı evime çok yakın çıktı. Gittim dükkana, kasanın fiyatı n11’de ki fiyat, peşin vericem indirim olur mu yok diyor, e sen n11’e komisyon veriyorsun onu düş olmazmış. Sanarsın yılların kurumsal firması, dükkanın arkası internet kafe yani. Forumdan aldığım çek ile onun yapmadığı indirimden daha ucuza ve bedava kargo ile aldım. Kargo masrafını da düşünmüyor, demek çok kazanıyorlar. Beş para etmez esnafa denk gelmemek dileğiyle. |
|
Merhaba,
İlhan İrem senfonik rock üçlemesi setini satın aldım yakın zamanda. Hiç bir yerde inceleme bulamadığım için burada almayı düşünen arkadaşlar için gözlemlerimi paylaşmak istedim. box set olarak büyük sayılacak bir kutunun içinde geliyor. kutunun ambalajı baskısı gayet kaliteli. Kutuyu açtığınızda içinde önü ve arkası baskılı bir t-sirt, bir adet sticker, bardak altlığı olduğunu düşündüğüm bir parça çıkıyor. Plaklar her biri tek tek ambalajlanmış baskılı plak kabının içinde. Plak kapları üzerindeki baskı kalitesi açıkçası yeterli bulmadım. düşük çözünürlükte kalmış baskılar. plaklar beyaz şeffaf arası bir renkte basılmış. her biri selefonlu zarf içine koyulmuş. Plak ses baskı kalitesi oldukça tatminkar. Tınılar oldukça gerçekçi geldi bana. Dinlediğim en iyi yeni baskı kalitesine sahip plaklardan olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Plak zarfının üzerinde emi türkiye ve rainbowrecord işbirliğiyle yurt dışında basılmıştır gibi küçük bir açıklama var. İlk gözlemlerim bu şekildedir. |
|
Merhaba belki birilerinin işine yarar. Bu ay fazla açıldım ama dayanamayıp 5 albüm daha aldım. Yetişemiyorum yeni baskılara. Önceden bu kadar sık albüm basılmazdı, sanırım Türkiye'de plak basım fabrikasının açılmasının da bu olayda payı var.
1- Adamlar,Rüyalarda Buruşmusuz: Bu albüm aslında grubun ikinci albümü ama plak olarak ilk basılan albümü. Açılır kapak olarak basılmış, klasik içindeki zarf selefonlu değil.Ben bu duruma çok takıyorum bence plağı çiziyor bu sert zarflar. Açar açmaz da değiştiriyorum zarfları. Gelelim kayıt kalitesine, albüm fena değil en azından bazı albümlerde başıma gelen pıtlama vs yok ama ben plak derinliği hissedemedim baskıda, o yüzden şahsi puanım. 7/10 2- Adamlar, Eski Dostum Tankla Gelmiş: Bu albümü ben çok dinlemişimdir ve bence bu tarz müziklerden hoşlanıyorsanız siz de seversiniz. Sanırım bu albüm biraz basılmış olmak için basılmış. Dediğim gibi albüm iyidir ama bu da derinlik mağduru, üstüne açılır kapak bile değil. Zarf yine kötü. Ama ben albümü sevdiğimden aldım. Şahsi puanım 6/10 3- Kesmeşeker, Kadıköy: Bu albüm Kesmeşeker'in ilk plak olarak basılan albümü. Ben baskı ve kayıt kalitesi olarak Ada Müzik'in baskılarını seviyorum. Rainbow gibi olmasa da belli bir kaliteleri var. Albüm güzel Kadıköy şarkısı da çok özel bir şarkıdır benim için. Bu da klasik sert zarflı direk değiştirdim. Şahsi puanım 8/10 4- Hüsnü Arkan, Kırık Hava: Bu albüm ikinci defa basıldı. İlk baskı tükendi hatta bayağı fahiş fiyatlara da satılmaya başlanmıştı. Albümü daha önce dinlememiştim dinleyince albümü sevdim. İçinde Birsen Tezer, Cem Adrian gibi isimlerle düet de var. Bu tarz müzikleri seviyorsanız arşive katılsa güzel olur. Zarf malesef sert karton yine ama dediğim gibi bu da Ada Müzik'ten çıkma o yüzden şahsi puanım 8/10 5- Bosporus Bridges 3: Bu albüm aslında bazı sitelerde halen ön siparişte ve bayağı da pahalıya satılıyor. Biraz araştırırsanız daha uyguna bulursunuz. 200 TL'den fazla vermeyin bence. Albüm karışık bir albüm, serinin üçüncü plağı keşke diğerlerini de bulabilsem ama. Bu plağı dinleyince baskı kalitesinin ne olduğunu, plak derinliğinin ne olduğunu çok daha iyi anlarsınız en azından ben de öyle oldu. Plak arşiv ve koleksiyon için basılmış. Şahsi puanım 9/10 Kapağının baskı kalitesini çok sevmedim bir puanı ondan kırdım. Dinlediğim Sistem: Marantz 2226B amfi, Audio Technica LP-120, Celestion Ditton 33 hoparlör ve AT95E iğne. Herkese iyi günler. |
|
Su an gazi almis durumdayim :) kollari sivayip ortaya bir seyler cikarinca herkese beta surumu yollayip fikir alacagim.
Donem baski ilerleyen gunlerde olabilir ama yabancinin altindan kalkamayiz. Aklimdaki sablonu biraz cizittiriyim yine bi beyin firtinasi yapalim |
|
Merhaba,
Değişik türden yeni plaklar basılmaya devam ediyor. Şöyle bir inceleyelim; Nesrin Sipahi-Aşk Mevsime Bakmaz: Plak iyi güzel.. de, yahu Nesrin Sipahi deyince akla 70’lerde doldurduğu birbirinden güzel Yeşilçam fantazi şarkıları plakları geliyor. Durum buyken 85 tarihli bu en son doldurduğu plağa neden karar verdiniz anlayamadım… Olmasın demiyorum ama öncelik daha başka olmalıydı. Ayten Alpman & Asu Maralman-Türk Pop Tarihi: Ada Müzik Türk Pop Tarihi adı altında 45’lik toplaması plaklar basmaya başladı. Asu Maralman, Ayten Alpman güzel örnekler. Plaklar kaliteli açılır kapaklı olarak basılmış. Günümüzde 45’lik veya toplaması şeklinde plak pek basılmıyor. Sırf bu açıdan bile çok kıymetli bu plaklar. Dönem baskısı 45’liklere servet öde(ye)meyenler için biçilmiş kaftan. Keyifle dinliyorsunuz. Keşke “Bir Zamanlar Serisi”ndeki gibi birazda editoryal bilgiler koysalardı içlerine. Bizde “kayıt” anlamında arşivcilik maalesef geliş(e)miyor. Plaklara editoryal ekler konulmuyor. Yazılan kitap sayısı da çok sınırlı. O yüzden diskografiler ve koleksiyoncuların internet sitelerindeki bilgilerle yetiniyoruz. Her bir plak basıldığında da bu olasılık ilelebet silinip gidiyor. Hüner Coşkuner-Yeşilçam Klasikleri: Hüner Coşkuner’in bildik yorumlarıyla keyifli bir plak olmuş. Baskı standart sıfır baskı kalitesinde. Yeşilçam şarkılarının orijinal yorumlarını bulup temizleyip piyasaya vererek rekor kırabilecekken, bunu yapmayan yapımcılara örnek olur umarım. Vedat Çetinkaya’dan da böyle bir örnek var şu anda piyasalarda. Ama insan filmlerdeki yorumları arıyor ister istemez (bknz girişteki Nesrin Sipahi notum). Aklıma gelmişken Cahit Berkay’ın film müzikleri albümü için de aynı şeyleri yazmak mümkün. Dönemin filmlerindeki müzikal yorumlar olmayınca çok yavan geliyor. Almadım bile plağı. İbrahim Tatlıses-Mavi Mavi: Dönem baskısının zarf usulü düşük kaliteli kapağını, fotoğrafları çiftleyip açılır kapak haline getirmişler çok güzel olmuş. Ben arşivimdeki dönem baskısından Yalnızım’ı dinlerken kasetlerde olup plakta olmayan girişteki makaslanmış bölüm için üzülürdüm. Yeni baskıda bu eksiği gidermişlerdir diye düşünüp aldım. Ancak aynı kaydı yeniden basıvermişler. Boşuna almışım. O nedenle dönem baskısı bende olan Gülüm Benim’i alma gereği duymadım. Bir yenilik getirmiyor çünkü. Mavi Mavi plağı Standart yeni baskı kalitesinde ve çok rahatsız etmiyor. Dönem baskısı örneklerini pahalı bulanlar için tavsiye ederim. Gönül Yazar-Dertleri Zevk Edindim: Sanatçının sanırım ilk uzun çalar plağı, ancak kapak farklı. Orijinal kapağı çok daha güzel nostalji doluyken bu kapak pek tatmin etmedi beni. Kağıt ve baskı kalitesi güzel ama, işte… Plak baskısı güzel. Sanatçının klasik türk sanat müziği yorumlarını keyifle dinliyorsunuz. Erkut Taçkın: Nedendir bilmiyorum sanatçının bu tek plağının sadece kapağı 2700 küsur liraya nette alıcı bekliyor. Plağının satıldığı bir yer görmedim ama, ortaya çıkarsa kaç para isterler harbiden merak ediyorum. Neyse, plağı aldım 90liraya!!.. Orjinalinin aynısı zarf kapak ile piyasaya verilmiş. Baskı fena değil ama şarkılar çok güzel. Romantik ortamlarda gider bir şekilde. Tavsiye ederim. Müslüm Gürses-Mahzendeki Şarkılar: Elenor Plak sanatçının bu hiç bir yerde yayınlanmamış şarkılarını yayınlamakla güzel bir hizmet veriyor. Dönem baskısı olmadığı için çok kıymetli bir plak bence. Bu plakta daha bir 90’lar tarzı şarkılar yer alıyor ve kayıtlarda güzel. Kapağın aynısı fotoğrafının yer aldığı bir poster hediye olarak çıkıyor. İçinden çıkmazsa bayinizden ısrarla isteyin! Heh hee… Zülfü Livaneli Plakları: Sanırım pek çok kişinin beklediği bu hizmeti sonunda Seyhan Müzik yerine getirdi. Fiyatlardaki abartı nedeniyle Nazım Türküsü dışında dönem baskılarına el sürmediğim bu plakların Günlerimiz dışında tamamını aldım. Kapak tasarımları orijinaliyle aynı. Baskılar güzel. Kulağı rahatsız etmiyor. Livaneli plaklarının çok kıymetli bir özelliği plak kapaklarındaki editoryal bilgilerdir. Onlar aynen korunmuş. Plaklar keyifle dinlenebiliyor. Ancak nedendir bilinmez plaklar orijinal kronolojiye uygun olarak yayınlanmıyor. Mesela Gökyüzü Herkesindir’den önce Zor Yıllar olmalıydı. Umarım onu da basarlar. Gökyüzü Herkesindir’i öğrenciliğim zamanında harçlığımla kaset olarak almıştım ve 32 yıldır arşivimde duruyor. Şimdi emeklime yakın plağını da bastılar ve onu da aldım. Albüm böylece benim hayatımın iki ayrı dönemine eşlik etmiş olacak. Bilmeyenler için, bu albüm daha önce sadece kaset ve CD formatında basıldı. Plak olarak ilk kez piyasaya verildi. Umarım Saat 4 Yoksuni Crossroads, Yol ve Film Müzikleri’ni de bizi çok bekletmeden piyasaya verirler. Cem Karaca-1 Mayıs (İşçi Marşı): Piyasada öylesine bir Cem Karaca enflasyonu var ki akıl alır gibi değil. Bazı şarkılar üç yeni baskı plakta ayrı ayrı yer alıyor (Tamirci Çırağı, Parka vs…) Bende olmayan tek plağı 1 Mayıs 45’liği olduğu için bu plağın basıldığı haberi beni sevindirmişti. Ancak plaktaki kalan 9 şarkının tamamı şu anda piyasada olan sıfır baskı Cem Karaca plaklarındaki şarkılar. Yani bir tek şarkı için LP hazırlamışlar ve 160TL ödüyorsunuz almak için. Yine de dönem baskısı döküntü haldeki 45’liklere de servet istedikleri için gittim aldım sevinçle. Eve gelir gelmez koydm pikabıma dinledim. …ve üzüldüm. Son zamanlarda aldığım plakların içindeki en kötü kayıt bu olmuş. Hani CD’den apartma dediğimiz kayıtlar var ya. Yavan mı yavan, detayları duyulmayan kulağın algılamak için çok çaba sarfettiği türden kayıtlar. Ahanda öyle işte. Hayal kırıklığı yaşadım. Yine 1 Mayıs hevesim kursağımda kaldı. Keşke bozuk br kayıt ta olsa dönem baskısı bir kasetten filan apartıp çıtırtılı da olsa 45’lik olarak bassalarmış. 1 Mayıs işçi mitinglerinin bu sembol marşı daha iyi bir baskıyı ve kapakta editoryal yazıyı hakediyor. Edip Akbayram-1985: İşte umutla beklediğim bir başka plak. Dönem baskısı ben de olmayan bu plak nihayet arşivimdeki yerini aldı. Henüz dinlemedim ama kapağı açılır kapak ve çok kaliteli. Orijinal tasarımına uygun basılmış. Selamlar Lami Tiryaki |
< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi aydinsakaryali -- 19 Şubat 2016; 22:55:58 > < Bu ileti mobil sürüm kullanılarak atıldı > |
|
_____________________________
Stereo: Marantz PM-14MK2 KI Signature / Analog Players: Thorens TD321 MKII Turntable, SME 3009 II Arm, Sumiko Blue Point Special EVO III Cartridge & Teac V-8030S Cassette / Digital Players: TEAC DAT R9 / JVC XL-Z611 AV Receiver: Onkyo TX-NR818 / Projection & Screen: Panasonic AT-6000, Specta Tensioned Contrast Grey 110'' / Blu-Ray & DAC: Oppo BDP-105D / Equalizer: Jvc Sea-M770 / Speakers: Dynaudio Contour s5.4, Dynaudio Focus 200C Center, Aon 2, ForceField 4 Subwoofer / Power Conditioner: Monster HTS5100 Signature / System Cables: Furukawa Elect. by Oyaide Power Cords (3pcs) / CVT Terminator 2 by MIT Speaker Cable, MIT Terminator 2 (3pcs) &; Oyaide Tunami Terzo XX V2 XLR, Audioquest King Cobra Interconnect's
|
< Bu ileti tablet sürüm kullanılarak atıldı > |
|
_____________________________
|
< Bu ileti mobil sürüm kullanılarak atıldı > |
|
_____________________________
|
|
|
_____________________________
AMFİ: FX AUDİO D 802 / SPEAKER: SONY SS-M33 / CEP : GENERAL MOBİLE GM5 / FOTOĞRAF MAKİNASI : NİKON L-310 / KULAKLIK: PLANTRONİCS EXPLORER 500 NOTEBOOK: ACER V3-772G / KABLO: TRANSPARENT THE LİNK RCA / PHİLİPS RCA / TECHLİNK RCA / SUPRA USB / AUDİOQUEST G2 / BLUETOOT HOPARLÖR : NOVNES 1453
|
|
|
_____________________________
write is write
|
|
|
_____________________________
Denon X4400H AVR ve 5.1.4 Atmos kurulum,
Hoparlor: Heco Music Style 900 kule, Heco Victa 201 arka ve 101 merkez, Atmos hoparlorler Canton Plus GX3, Sub GoldenEar FF4, Roksan Kandy 2 Stereo Amfi, Project Debut Carbon Esprit SB Pikap, Ortofon M2 Red iğne, Pi 3, SMSL M8 dac, Black Rhodium Jive hoparlor kablosu, Projeksiyon: Benq W2700 PC: Aerocool DS Cube, High Power Astro Lite750w 80Plus Gold, Ryzen 5 3600, Asrock B450m Pro4, 16gb ram, Asus Dual-RX 580, SanDisk Extreme Pro 1TB M.2 NVMe SSD |
|
|
_____________________________
|
|
|
_____________________________
|
< Bu ileti tablet sürüm kullanılarak atıldı > |
|
_____________________________
|
< Bu ileti mobil sürüm kullanılarak atıldı > |
|
_____________________________
İzmirin dağlarında çiçekler açar.
|
< Bu ileti mobil sürüm kullanılarak atıldı > |
|
_____________________________
|
|
|
_____________________________
|
< Bu ileti mobil sürüm kullanılarak atıldı > |
|
_____________________________
|
|
|
_____________________________
|
< Bu ileti mobil sürüm kullanılarak atıldı > |
|
_____________________________
|
< Bu ileti mobil sürüm kullanılarak atıldı > |
|
_____________________________
write is write
|
< Bu ileti mobil sürüm kullanılarak atıldı > |
|
_____________________________
İzmirin dağlarında çiçekler açar.
|
< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi PCkopat065 -- 28 Şubat 2016; 22:56:33 > < Bu ileti mobil sürüm kullanılarak atıldı > |
|
_____________________________
|
|
|
_____________________________
Denon X4400H AVR ve 5.1.4 Atmos kurulum,
Hoparlor: Heco Music Style 900 kule, Heco Victa 201 arka ve 101 merkez, Atmos hoparlorler Canton Plus GX3, Sub GoldenEar FF4, Roksan Kandy 2 Stereo Amfi, Project Debut Carbon Esprit SB Pikap, Ortofon M2 Red iğne, Pi 3, SMSL M8 dac, Black Rhodium Jive hoparlor kablosu, Projeksiyon: Benq W2700 PC: Aerocool DS Cube, High Power Astro Lite750w 80Plus Gold, Ryzen 5 3600, Asrock B450m Pro4, 16gb ram, Asus Dual-RX 580, SanDisk Extreme Pro 1TB M.2 NVMe SSD |