|
Bir ülke düşünün: Kurumları değil sarayı konuşuyor, hukuku değil talimatları tartışıyor, liyakati değil sadakati ödüllendiriyor. Bu bir demokrasi değildir; bu bir saray rejimidir. Türkiye’nin geldiği nokta budur. Liyakat Yerine Sadakat Rejimi Bugün birçok kritik görev, bilgi ve ehliyetle değil, “bizden mi?” sorusuyla belirleniyor. Bu, modern devletin ölüm fermanıdır. Kurumlar şahısların arka bahçesine dönüştüğünde devlet artık devlet olmaktan çıkar, bir güç şebekesine dönüşür. Liyakat yoksa, kriz yönetimi yoktur. Liyakat yoksa, hesap verebilirlik yoktur. Liyakat yoksa, çöküş kaçınılmazdır. Yargı: Sarayın Gölgesindeki Terazi Yargı bağımsız değilse, adalet bir tiyatro sahnesidir. Terazinin bir kefesinde hukuk, diğer kefesinde sarayın iradesi varsa, ağır gelen kefenin adı artık adalet değildir; güçtür. Bir ülkede insanlar mahkemeye değil, iktidarın nabzına bakarak kaderlerini tahmin ediyorsa, o ülke fiilen hukuk devleti değildir. Bu kadar net. Talimatla Yönetilen Devlet Kanunla değil, kulisle. Mevzuatla değil, mesajla. Genelgeyle değil, fısıltıyla. Bu düzenin adı bürokrasi değildir; itaat rejimidir. “Emir aldım” diyen bürokrat, hukuku değil sarayı referans alıyorsa, kendini tarihin en savunmasız noktasına koymuştur. Çünkü saraylar yıkılır, ama arşivler kalır. Dijital kayıtlar kalır. İmzalar kalır. Kanunsuz Emir ve Bürokratik Korku “Ben sadece emri uyguladım” savunması hukukta masal niteliğindedir. Nürnberg’den Arjantin cuntalarına kadar dünya tarihi tek bir ilkeyi defalarca teyit etti: Kanunsuz emri veren de uygulayan da sorumludur. Bugün siyasi baskıyla alınan kararlar, yapılan usulsüz işlemler, hukuka aykırı talimatlar; yarın bir iktidar değişiminde tek tek dosyalanabilir. Devlet arşivi unutmaz. Dijital çağda hiçbir şey gerçekten kaybolmaz. Saray Rejimleri Nasıl Biter? Tarih tekerrür etmez ama ders verir. Saray rejimleri genellikle üç şekilde biter:
Hiçbiri saray elitleri için konforlu değildir. İktidar Değiştiğinde Saray rejiminin aktörleri en çok bu sorudan korkar: “Sonra ne olacak?”
Çünkü modern çağda hiçbir şey gerçekten silinmez. E-postalar, mesajlaşmalar, kayıtlar, tanıklar… Hepsi bir gün siyasi iklim değiştiğinde başka bir anlam kazanır. Cumhuriyet mi, Saray mı? Bu tartışma ideolojik değil, varoluşsaldır. Cumhuriyet, kurumların şahıslardan büyük olduğu rejimdir. Saray rejimi ise şahısların kurumları yuttuğu düzendir. Bugün Türkiye’de yaşanan tam olarak budur. Manifestomuz:
Bugün gücü elinde tutanlar şunu unutuyor: Güç kalıcı değildir, ama hukuki kayıt kalıcıdır. Bir savcı değişir, bir hakim değişir, bir iktidar gider; fakat imzalar kalır, dijital izler kalır, tanıklar kalır. En akıllıca pozisyon, her koşulda hukuka uygun davranmaktır. Çünkü yarın kim iktidar olursa olsun, hukuk dışına çıkan herkes savunmasızdır. Herkes bir oturup düşünmeli ve aklını başına almalı.... |
|
_____________________________
|




Yeni Kayıt

Konudaki Resimler

kullanıcısına yanıt

kullanıcısına yanıt







