< Bu ileti Android uygulamasından atıldı > |
Fransa tarihinin en uğursuz günü






-
-
O tarihlerde avrupa hem guneyden hem dogudan istila altindaydi
Bi zahmet Muslumanlar fransayi da almasin da avrupalilarin da yasayacak bir yeri olsun bence
Aynisi yahudilerde de var araplarin milyonlarca km kare yeri var yahudilere hic vermemek istiyorlar öyle olur mu? Ha olur ama oldurmaya kalkarsan savasacaksin korkak gibi Türklerin arkasina saklanmayacaksin ey çöl bedevileri
< Bu ileti mini sürüm kullanılarak atıldı > -
Benim tarih bilgim o kadar yok hocam. Bana ilginç gelen kısmı, bunu söyleyen insanlar bu anının yaşandığı gün nasıl bir bunalımdaydı ki İslam dan mahrum kalmış olmayı bir talihsizlik olarak görüyorlardı.quote:
Orijinalden alıntı: hamza5806
O tarihlerde avrupa hem guneyden hem dogudan istila altindaydi
Bi zahmet Muslumanlar fransayi da almasin da avrupalilarin da yasayacak bir yeri olsun bence
Aynisi yahudilerde de var araplarin milyonlarca km kare yeri var yahudilere hic vermemek istiyorlar öyle olur mu? Ha olur ama oldurmaya kalkarsan savasacaksin korkak gibi Türklerin arkasina saklanmayacaksin ey çöl bedevileri
Biz hiç İslam görmedik, biz onun yerinde hep kavga hep savaş hep suistimal gördük, ama onlar İslamda farklı olarak ne görüyorlardı beni merak ettiren kısım bu.
< Bu ileti Android uygulamasından atıldı >
-
O dönemde İslam uygarligi batidan ileri seviyedeydi hatta bunu age of 4te de biraz islemisler golden age falan diyorlar araplarin o dönemleri için
Suan İslam en kötü zamanini yaşıyor muhtemelen zaten dinlerin sonundayiz 100 150 yıla hiç din kalmaz diye tahmin ediyorum
< Bu ileti mini sürüm kullanılarak atıldı > -
1870 tarihli Sedan Muharebesi. III.Napolyon Fransası Bismarck Prusyası karşısında ağır bir yenilgi alıyor. Bu savaş sonucunda kömür zengini Fransız toprağı Alsace-Lorraine (Alsas-Loren) Fransa'dan koparılıyor ve üstüne Versailles'te (Versay) Alman İmparatorluğu ilan ediliyor. Paris uzun süre Alman ablukası altında kalıyor. Birinci Dünya Savaşı felaketine giden yerleşik bir Fransız husumeti ile Almanya'nın birleşmesiyle kıta Avrupası'nda büyük bir güçler dengesizliği vuku buluyor.
Salt kültürel bazda düşünürsek ama bence Poitiers değil; Fransız İhtilali ve Terör günleri. "Bilginlere ihtiyacımız yok" diyerek Antoine Lavoisier gibi varsıl sınıfa mensup bilim insanları ve entelektüelleri öldürüyorlar. A'dan Z'ye masum insanların öldürüldüğü çok büyük bir katliam yaşanıyor. Fransız İhtilali pek çok açıdan hiç de hayırlı bir olay değil. İlaveten devrimci Cumhuriyet devrimi ihraç etmek ve savunmak için sıradan kitleleri silah altına alıyor. Birinci Dünya Savaşı'na zemin hazırlayan ulusal mobilizasyon (levee en masse) kavramı doğuyor. Avrupa'da bundan önce mezhep savaşları gibi istisnalar haricinde savaşlar profesyonel spor kulüplerinin sınırlı çekişmeleri gibiydi. İmparatorlar, krallar ve lordlar bağlaşıklarını ve paralı askerleri çağırıp karşılarındaki hasımlarına iradelerini ve taleplerini kabul ettirebilmek için çoğunlukla açık alanda müsabaka yapıyorlar ve ülkeleri yıkmaya veya lağvetmeye çalışmaktan ziyade kendi üstünlüklerini ve kendilerine avantaj sağlayan düzenlemeleri kabul ettirmeye çalışıyorlardı. Devrimden önceki mutlakiyetçilik çağında savaşlar sınırlıydı. 1815 Viyana Kongresi'nde devrimle zedelenmiş olsa da mutlakiyetçiliğin restorasyonuyla savaşlar yine sınırlandırıldı. Genelde Avrupa'yı özelde Fransa'yı mahveden yüzyıl sonraki Birinci Dünya Savaşı Sedan Muharebesi ile Fransız İhtilali'nin yarattığı temel ve düşmanca popülist iklim altında, makineli tüfek ve uçak gibi değişen ve ilerleyen savaş teknolojilerinin gelişimiyle gerçekleşti.
< Bu ileti mobil sürüm kullanılarak atıldı >
-
Hocam bu bilgiler için teşekkür ederim. Benim tarih bilgim zayıf ama şunun farkındayım her dönemin, yaşanılan, gerçekleştirilen, hayata geçirilen olaylardan bir beklentisi, bir kurtuluş umudu vardı. İhtilalde de bu böyleydi Poitiers Savaşında da. Ama kurtarılması ya da değiştirilmesi gereken bu şeyler gerçekten değiştirilmesi gereken şeyler miydi, sonrasında failleri tatmin etti mi bilmiyorum.quote:
Orijinalden alıntı: Nat Alianovna
1870 tarihli Sedan Muharebesi. III.Napolyon Fransası Bismarck Prusyası karşısında ağır bir yenilgi alıyor. Bu savaş sonucunda kömür zengini Fransız toprağı Alsace-Lorraine (Alsas-Loren) Fransa'dan koparılıyor ve üstüne Versailles'te (Versay) Alman İmparatorluğu ilan ediliyor. Paris uzun süre Alman ablukası altında kalıyor. Birinci Dünya Savaşı felaketine giden yerleşik bir Fransız husumeti ile Almanya'nın birleşmesiyle kıta Avrupası'nda büyük bir güçler dengesizliği vuku buluyor.
Salt kültürel bazda düşünürsek ama bence Poitiers değil; Fransız İhtilali ve Terör günleri. "Bilginlere ihtiyacımız yok" diyerek Antoine Lavoisier gibi varsıl sınıfa mensup bilim insanları ve entelektüelleri öldürüyorlar. A'dan Z'ye masum insanların öldürüldüğü çok büyük bir katliam yaşanıyor. Fransız İhtilali pek çok açıdan hiç de hayırlı bir olay değil. İlaveten devrimci Cumhuriyet devrimi ihraç etmek ve savunmak için sıradan kitleleri silah altına alıyor. Birinci Dünya Savaşı'na zemin hazırlayan ulusal mobilizasyon (levee en masse) kavramı doğuyor. Avrupa'da bundan önce mezhep savaşları gibi istisnalar haricinde savaşlar profesyonel spor kulüplerinin sınırlı çekişmeleri gibiydi. İmparatorlar, krallar ve lordlar bağlaşıklarını ve paralı askerleri çağırıp karşılarındaki hasımlarına iradelerini ve taleplerini kabul ettirebilmek için çoğunlukla açık alanda müsabaka yapıyorlar ve ülkeleri yıkmaya veya lağvetmeye çalışmaktan ziyade kendi üstünlüklerini ve kendilerine avantaj sağlayan düzenlemeleri kabul ettirmeye çalışıyorlardı. Devrimden önceki mutlakiyetçilik çağında savaşlar sınırlıydı. 1815 Viyana Kongresi'nde devrimle zedelenmiş olsa da mutlakiyetçiliğin restorasyonuyla savaşlar yine sınırlandırıldı. Genelde Avrupa'yı özelde Fransa'yı mahveden yüzyıl sonraki Birinci Dünya Savaşı Sedan Muharebesi ile Fransız İhtilali'nin yarattığı temel ve düşmanca popülist iklim altında, makineli tüfek ve uçak gibi değişen ve ilerleyen savaş teknolojilerinin gelişimiyle gerçekleşti.
Ben bu bahsettiğim kitabı okumadım. Roger Garaudy'nin kitabından alıntı yaptım sadece. Anatole France ı da, Mösyö Dubois i de tanımıyorum. Ama bu insanların İslam'dan gerçekten yeni bir yaşantı sunmasını beklemesi, ondan kopuşu talihsizlik gibi görmeleri benim ilgimi çekti. Ben İslam'ı da bilmiyorum, tanımıyorum, hiç yaşamadım, yaşayanı da görmedim. Ama sanki insanlıktaki açlığı gidermeye talip tüm dinlerin, tüm inanışların, yaşantıların, mistik yolların hepsinden birer esinti var İslam'ın içinde. Sanki evrenselliği ortaya çıkacak, insanlığa beklediğini verecek, yüzyıllardır hapis kaldığı Arap sınırlarını aşacak da aşılmasına müsaade edecek bir kıvılcım bekliyor gibi.
< Bu ileti Android uygulamasından atıldı >
-
Estağfurullah. Kurtuluş arayışı ve daha iyisinin beklentisi yorumunuza katılıyorum. Her zaman daha iyisi olmayabilir tabii ki hatta yaşansa dahi faillerce fiiliyatlarının sonuçlarının anlaşılması zordur da. Özellikle insanların olumlu ve olumsuz olmuşları veya olacakları sıralamaktansa efsaneleştirme veya romantikleştirme eğiliminde olduğunu veya olumsuzluk karşısında alternatif senaryoları yad ettiği veya dilediğini göz önüne alırsak. Bu modern Fransız yazar da belli ki İslam'ın altın çağını Fransız toplumunun (ki Franklar zamanında Fransızlar veya Fransa diye bir şey yoktu) hiç mi hiç deneyimleme şansına sahip olmadığına yakınmış. Belki de yazar Büyük Savaş (Birinci Dünya Savaşı) felaketinden ötürü Fransız toplumu ve Avrupa Uygarlığı'na inancını yitirmiş şekilde İslam Altın Çağı'nı yüceltiyordu. Gerçi bu savaşta Müslümanlar da birbirini öldürmüş, Osmanlı Arapların katkılarıyla mahvolmuştur ancak Fransız dünyasının romantizmi içerisinde insanlar bu bilgileri değerlendirebilecek veya en basitinden erişebilecek durumda değillerdi. Kendi toplumlarının sorunları içerisinde "ötekini" cennet veya huzur merkezi saymak özellikle modern zamanlarda evrensel bir refleks, günümüzde Avrupai toplumlar Yakın Doğulu toplumlardan içtimai seviye ve refah anlamında, kültür ve bilimsel uygarlık anlamında kat ve kat üstün olsalar da.
İslam dininde Yakın Doğu'nun çeşitli dinlerinden esintiler ve nitelikler var başlıcalarından birisi mistisizm ve taşkın ruhanilik. Haliyle onlarla misal İbrahim monoteizmi veya Zerdüştçülükle bu anlamda paralelliğe sahip. Yalnız İslam'ın bu tinsel enerjisini bir evrensel hakimiyet iddiasıyla dışa vurma yolu var: Darül Harb'e (İslami olmayan dünyaya) karşı kendileri Darül İslam'a (İslam hükmüne) dönene kadar sürdürülecek bir cihad (kutsal mücadele veya savaş). İslam geleneğinin bu yöndeki momentumu şüphesiz büyük ancak bu tarz mesihyanik evrenselci anlayışların yarardan çok zarar verdiğini ve savaşların temelinde yattığını düşünüyorum. Geleneksel İslamî fetih ve birleşik Ümmet algısını Kızıl ideologların komünist bir dünya veya Hitler'in 1000 yıllık İmparatorluk yaratma çabalarından ayrı görmüyorum. Hepsi kendi şahsi görüşüme göre kapasitelerinin üstünde ve gerçekliğe aykırı olarak hayal satan ideolojilerdir.
< Bu ileti mobil sürüm kullanılarak atıldı >
Bu mesaj IP'si ile atılan mesajları ara Bu kullanıcının son IP'si ile atılan mesajları ara Bu mesaj IP'si ile kullanıcı ara Bu kullanıcının son IP'si ile kullanıcı ara
KAPAT X