Dilan. ödevi aldım birinin imzasında böle bi yazı vardı bn o yazının linkini o konuyu istiorum sağolunTürkçemi turkcheleshtirmeyn tarzı bişi
up hade beyler kimin imzasındaydı bildemi yok
upp acilll
Türkçemi Turkcheleshtirmeyin !! Dilini kaybeden ülkesini de kaybeder.Türkçemize ve ülkemize sahip çıkalım.Özentiye son verelim... Bir düşün gereksiz yere İngilizce kelimeler kullanmak seni daha bilgili ve kültürlü mü gösteriyor yoksa daha gülünç mü?
idi.
quote:
Orjinalden alıntı: tırtılcık
Türkçemi Turkcheleshtirmeyin !! Dilini kaybeden ülkesini de kaybeder.Türkçemize ve ülkemize sahip çıkalım.Özentiye son verelim... Bir düşün gereksiz yere İngilizce kelimeler kullanmak seni daha bilgili ve kültürlü mü gösteriyor yoksa daha gülünç mü?
idi.
peki onun bir linki faln okmu yada bana öle bi makale bulabilirmisiniz bn arıorum pek ii bişi bulamadım türkçeni yaozlşaması bozulması
<<<UYGARLIĞIN TEMELİ Dil, insanların duygu, düşünce ve dileklerini anlatmak için kullandıkları her türlü işaret ve özlükle ses işaretleri dizisi; bir insan topluluğu içinde ortak anlaşma aracı olan sözlerin, bir sözlükteki kelimelerin, dil bilgisi kurallarının bütünü ve bunların düzgün, güzel, etkili bir biçimde kullanılmasıdır. Dil yeryüzünde insanlarla birlikte var olmuş, insanlığın geçirdiği bütün gelişme evrelerini geçirmiştir. Zaman içinde insan ve toplum düşüncesinin gelişimi ancak dilin de gelişimiyle mümkün olmuştur. Dil bir toplumu oluşturan en önemli öğelerden biridir. Öyle ki, toplumların ilerlemesiyle dilim geçirdiği aşamalar arasında sıkı bir ilişki vardır. Bir insan topluluğunda duyguları, istekleri, fikirleri anlatmaya yarayan dil; katı kurallara bağlı değişmez kanunlar bütünü değildir. Daima değişen ve insanların gelişimine ayak uydurması gereken canlı bir olgudur. Heiderg’ e göre “Dil, düşüncenin evidir.” Bir gün Konfüçyüs’e sormuşlar: “Bir memleketi yönetmeye çağırılsaydınız yapacağınız ilk iş ne olurdu?” Büyük filozof şöyle cevap verdi: “Hiç şüphesiz, dili gözden geçirmekle işe başlardım.” Ve dinleyenlerin hayret dolu bakışları karşısında sözlerine devam etmiş: “Dil kusurlu olursa, sözcükler düşünceyi iyi anlatamaz. Düşünce iyi anlatılmazsa, yapılması gereken işler doğru yapılamaz. Ödevler gereği gibi yapılmazsa, töre ve kültür bozulur, adalet yanlış yola sapar. İşte bunun içindir ki, hiçbir şey dil kadar önemli değildir.” İşte bu küçük hikaye dilin ne kadar önemli olduğunu vurgulamaktadır. Dil, uygarlığı temelidir. Bir konuşma, anlaşma yolu bulunmasaydı; bilim ve sanat gelişemezdi. Dil olmadan hiçbir bilgiyi kullanmak, onu başkaları için faydalı kılmak mümkün değildir.
Afanassiav şöyle diyor: “Dil, insan bilincinin oluşumunda çok önemli bir görev görmüştür. Dil ve yazı olmasıydı bir çok kuşağın değerli deney birikimleri, yeni kuşaklara iletilemeyecek ve yeni kuşaklar, dünyanın tanınması gibi bir çok zor işi tekrarlamak zorunda kalacaklardı.” >>> (Bu yazı tarafımdan yazılmış olup İzmir Atatürk Lisesi Kültür ve Edebiyat dergisinde yayınlanmıştır.)
Şimdi siz diyeceksiniz bu yazının bu bölümünde ne işi var Lütfen yönetici arkadaşlar bu başlığı eğer yanlış bölüme açtıysam silmesinler doğru bölüme taşısınlar
Gerçekten ciddi ve önemli bir konuya değinmek istedim bugün
Bakıyorum da artık çoğumuz (kesinlikle ben dahil) Türkçemizi korumak yerine daha çok bozuyoruz
Evet belki internet ortamında bazı şeylerin kısaltırlarak yazılması doğal ama
Bu ‘hoşça kal’ yernine ‘bye bye’ , ‘evet’ yerine ‘yes’ dememizi gerektirmiyor
Çevrenize bakarsanız zaten dilimizin ne kadar yozlaştırıldığının farkına varırsınız ‘merkez’ kelimesinin yerini büyük ölçüde ‘center’ kelimesi almış durumda örneğin, ‘basın yayın’ yerine kullanılan ‘media’ da neyin nesi ??
Bilirsiniz bir devlet ne zaman kültürünü kaybederse gerçekte o zaman yok olur
Tarihte bunun bir çok örneği var kültürünü koruyan devletler yeniden kurulurken koruyamayanlar ya yok olmuş yada sömürge olmaktan öteye geçememiştir
Kültürlerin, törelerin yok olması da yazımda belirttiğim gibi dilin yok olmasıyla başlıyor
Dili yozlaştırmak en tehlikeli ve en sisnsi sömürgeleştirme oyunudur ve günümüzde bize uygulanan da budur !! Oktay Sinanoğlu’nun deyimi ile << Türkçe’ye bye bye demek Türkün dünya üzerindeki Haysiyetine bye bye demek olacaktır >>
Dilimize nasılda yabancı sözcükler giriyor ve biz bunlara nasıl göz yumuyoruz
Binlerce örnek verilebilir ama bn sadece bir kaçını yazayım size
Bakanlar kurulu yerine kabine
Millet vekili yerine parlamenter
İletişim yerine komünikasyon
Toplumsal yerine sosyal
Yasal yerine legal
Sorun yerine problem
Yöntem yerine metod
En az yerine minimum
Seçenek yerine alternatif
Etkinlik yerine aktivite…..
Niye Türkçeleri varken yabancılarını kullanalım ki neden Türkçemizin yozlaşmasına yardımcı olalım ki
İşte Atatürk’ün vasiyeti:
<< Bakınız arkadaşlar, ben belki çok yaşamam. Fakat siz ölene dek, Türk gençliğini yetiştirecek ve Türkçe’nin bir kültür dili olarak gelişmeye devamı yolunda çalışacaksınız. Çünkü Türkiye ve Türklük, uygarlığa ancak bu yolla kavuşabilir >>
Mayıs ayının ilk haftası Dil bayramı olarak kutlanıyor, 44 yıldır. Aslında Karamanolu Mehmet Bey 1277 tarihli bir ferman çıkarır:
"Bugünden sonra divanda, dergâhta, bârgâhta, mecliste, meydanda Türkçeden başka dil kullanılmayacaktır." der. O tarih, bugün dil bayramı anılır. Türk dilini yaygınlaştırma gayretleri ta o günlerden başlar.
Önemli bir eserden bölümler okuyacağız bugün. Türkçeyle ilgili olarak yazılmış muhtevası en geniş eser sanırız, merhum Nejat Muallimoğlu'nun yazmış olduğu Türkçe Bilen aranıyor isimli kitaptır.
Yanlız kendi değerlendirmelerine değil, geçmişden bugüne, dilimizin üzerine titremiş seçkin şahsiyetlerin yazılarından alıtılar da yapmış.
TÜRKÜN MİLLÎ HATİBİ HAMDULLAH SUPHİ TANRIÖVER, 1950'lerde Pendik Lisesi'nin bir müsameresindeki konuşmasında, dil meselesine de temas ederek dedi ki:
Bir seyahatte idim, vazife ile Avrupa'ya gidiyordum. Yanımda, tanınmış ediplerimizden biri de vardı. Beraberce, gayet zevkli sohbetlere dalıyorduk. Tren kompartımanında, yolda binmiş bir ecnebi de vardı. Biz konuşurken gözucu ile âdeta takip ediyor, tecessüs gösteriyordu. Bir müddet sonra gideceği yere inmek üzere hazırlandı, kalktı, ve ikimize dönerek Fransızca, "Affedersiniz beyler, merakım o kadar fazlalaştı ki, sizi bir sualimle rahatsız edeceğim," dedi. "Kusurumu hoş görünüz; konuşmanızı yol boyunca takip ettim, anlamadığım halde zevkle dinledim. Diliniz, belli-başlı Doğu ve Batı dillerinden pek farklı. Mazur görünüz ve beni tatmin ediniz. Nece konuşuyorsunuz?"
"Biz Türk'üz ve konuştuğumuz lisân da Türkçe'dir," dedim. Ecnebi, büyük bir saygı ile eğildi ve ciddiyetle dedi ki: "Aman, ne saadet! Sizler meğer dünyanın en musıkili diline sahipmişsiniz. Bana kuş dili ve bülbül sesi gibi geldi. İnanın gaşyoldum [kendimden geçtim]. Aman, bu güzel dili bırakmayınız. Harikulade bir dile sahipsiniz. Bu büyüleyici ahenk, hiçbir Batı dilinde yoktur.
Prof. Dr. Mehmet Altay Köymen de, bir zamanlar Hamburg Üniversitesi'nde adını hatırlayamadığı dünyaca meşhur bir Alman matematik profesörünün de, "Türk dili" derslerine katıldığını görerek "hayret'e düştüğünü yazdı*.
Dersten sonra, Türkçe kurslarına katılmasının sebebini sordum. Dakikalarının bile boş geçmediğini bildiğim bu Alman ilim adamının Türkçe kurslarına katılmasına ne kadar hayret etmişsem, o da benim bu sualime o kadar hayret etmiş ve biraz da alınmıştı. Ben, bunun üzerine, Türkçe'de matematik dalında faydalanacağı eserler bulunmadığnı söylemek zorunda kaldım.
Maksadımı anlayan Alman profesörünün bana verdiği cevap çok dikkate değer: "Ben, Türk dili kadar ahenkli bir dile rastlamadım. Türkçe, insanın kulağına tatlı bir melodi gibi çarpıyor. Bu dili öğrenmekten büyük bir zevk duyuyorum.
Türkçe, iyi konuşanların dilinde, dünyanın en musıkîli, en ahenkli dillerinden biridir. Dilimiz, bu güzelliğini, tok ve kapalı seslerini uzun hecelerle ahenkli bir tarzda birleştirmiş olmasına borçludur. Türkiye Türkçesi, "büyük ses uyumu" denen basit ve monoton kuralı kemikleşmekten kurtarmış, Türkçe ve Türkçe'leşmiş nice sözde kırıp parçalamıştır. Basit ve monoton bir sesten zengin seslere giden bir seda hürriyeti Türkçe'de, gerçek bir ses musikisi gelişmesidir.
Eski Türk dillerinde uzun hece yoktu. Nihat Sami Banarlı'nın yazdığı gibi, Asya bozkırlarında at koşturan, mütemadiyen yeni ülkeler, daha bereketli topraklar peşinde koşan insanların, yaşadıkları bozkır ikliminin sertliğinde, kelimeler üzerinde durarak onlara ahenk ve güzellik vermeye vakitleri olamazdı. Çok defa, bugün dilimizdeki gel! git! in! koş! vur! kaç! dur! gibi tek heceli kelimelerle konuşuyorlardı.
Refik Halit Karay, yerden göğe kadar haklı:
Türkçe, Asya'da bir çığıltı, bir tokurdama, bir gürültüdür. Verdiğimiz ahenk sayesinde, biz onu bir besteye çevirdik. Asya Türkçesi, aslında, zengin ve pek eski olabilirdi; lâkin saklamak abestir: Türkiye Türkçesi'nin yanında çok ahenksizdi. Dedelerimiz, beş asırda ne yapıp ne ettiler, bir kakofoni "den bir "melodi" çıkardılar.
Ziya Gökalp, "G"li sesler istemeyiz diyordu. Haklıydı. Şimdi de bu kelimelerin, Türkiye Türkçesi'nin fonetik çarkından geçtikten sonra nasıl mûnisleşerek ahenk kazandıklarına dikkat ediniz: ayak, bayrak, büyük, bıyık, buğday, keçi, emek, kaygı, büyük kapı, karanlık, kayık, kırağı, kızamuk, gönül, komşu, gömlek, kuyu, orak, çekirge, damak, tarak, değer, deniz, Tanrı, dirsek, yağmur, yaprak, yorgan, yumak.
Asya Türkçesi gördüğünüz gibi, "Moğol tokmakları" ile dolu bir dildi. Yine Kaşgarlı zamanındaki Türk dillerinde, günümüzde artık kullanılmayan kakofonik seslerle dolu bir yığın kelime daha vardı. Bazıları: kıdhıglık (kenarlı külah), bukagu (hırsızların ellerine vurulan kelepçe), buturgak (pıtrak, fıstık biçiminde çengelli bir diken), çançarga (serçe kuşu), çıçalak (serçe parmağı), çıçamak (yüzük parmağı), çifşeng (ekşi, ekşimiş), kakkuk (kurutulmuş et veya meyva), kakurgan (yağ ile yoğrulup fırında veya tandırda pişirilen bir hamur), tabuzguk (bilmece), tuturkan (pirinç), yagak (ceviz).
Türkiye Türkçesi'nin fonetik çarkı bu "Moğol tokmakları"nı öğüttü, ehlileştirdi, kulağı okşayan munis ve musıkili sesler hâline getirdi. Maamafih, bu fonetik çarkın tesirini göstermesi zaman aldı. Meselâ, dilimizdeki iyi kelimesi edhgü-edgü-eyyü-eyü" safhalarından sonra "iyi" oldu. Dede Korkut Hikâyelerinde (8-13'ncü asır) Han Tur Ali adında bir Türk hükümdarının adı geçer. Halk, zamanla, "Han Tur Ali"yi Kanturalı yaptı. Yine ondördüncü yüzyıla doğru Akkoyunlu devletinin kurucusu Tur Ali Bey'in adını Türkler, yine eski Türk seslerine sadık kalarak Turalı diye seslendirdiler.
Fatih Sultan Mehmed'in ordusu istanbul'u fethettiği zaman, bu şehrin bir semtinde Cebe Ali Bey adında bir Türk kumandanı karargâh kurmuştu. Bu karargâha gidip gelen Türkler, o semte bu Türk kumandanının adını verdiler. Eski Türk telâffuzuna göre, semte "Cebeli" veya "Cabalı" demeleri gerekiyordu. Fakat böyle olmadı. Türk, bu İstanbul semtini Cibali ahengi ile güzelleştirdi. Çünkü Türkiye Türkler'inin dilinde, artık uzun hece zevki vardı. Bu zevk, Nihad Sami Banarlı'nın kelimeleriyle, "yeni bir vatanın,yeni bir coğrafyanın terennümü "idi." Türkiye Türkçe'si, o Türkçe'nin en büyük temsilcisi Yunus Emre'nin dilinde zirveye ulaştı:
Ben Yûnus-u bîçareyim / Dost ilinden avareyim Baştan ayağa yâreyim / Gel gör beni aşk neyledi*
Türkçe, dünyanın en bol sesli dillerinden biridir. Ağacın yapraklarıyle güzel olduğu gibi, dilimizi—uzun hecelere imkân vererek—güzelleştiren başlıca özelliği sekiz tane ünlü ses bulunuşudur ki, meselâ İngilizce'de bu kadar ünlü yoktur.
Bu ünlülerin dilimizi nasıl güzelleştirdiğini, çocuklarımıza verdiğimiz isimler bilhassa gösteriyor. Bir milletin bütün fertleri için en güzel ve kulağı okşayan sesler, çocuklarına verdikleri adlardır. Bakın Türkiye Türkleri, dikkate değer bir çoğunlukla çocuklarına nasıl adlar veriyorlar:
Aygül, Aynur, Aysel, Ayten, Ercan, Erdal, Gülâli, Gülay, Gülnur, Güvenay, Meral, Özcan, Seda, Sevay, Suna, Tülay, Tülinay. Bütün bu adlar ve daha pek çok sayıda eski ve yeni isimler acaba neden iki üç hece içinde hep inceden kalına veya kalından inceye geçen seslerle örülmüştür? Bir millet, bu ses değişiminden zevk almasa, bu ufacık kelimelerde bu kadar kesin iniş-çıkış yapar mıydı?
Türkiye Türkçesi "ana"yı anne, "yalav"ı alev, "ala"yı ela, "yınanç"ı inanç, "Selcik"i Selçuk, "maral"ı meral yapmış, daha nice sözü bambaşka bir güzelliğe eriştirmiştir.
Türkiye Türkçesi, Arapça ve Farsça'dan dilimize giren pek çok kelimeyi tanınmayacak bir şekilde Türkçe'leştirmiştir. "Çarçûbe," "badem,' "hefte," "çameşuy," "guuşe," "Çeharşenbih," "Pençşenbih," "şuban" "nerdibân", "şeft-âlû," "zedr-âlû" Acem'in;
çerçeve, badem, hafta, çamaşır, köşe, Çarşamba, Perşembe, çoban, merdiven, şeftali, zerdali Türk'ündür. Yunanca'dan Farsça'ya geçen "kulbe," dilimizde güzelleşmiş, kulübe olmuştur. Farsça'da çiçek karşılığında olan "gul," Türkçe'de, belirli bir çiçeğe izafe edilmiş ve gül diye güzelleştirilmiştir.
Doğru, düş Türkçe. Ama Türk, onu bin yıl öncesi terketti. Neden mi? "Hayal"deki, "hülya"daki, "rüya"daki ses güzelliği "düş"te yoktur da onun için.
Hamdi Varoğlu, Cumhuriyet 'teki bir yazısında (5 Temmuz, 1964) diyordu ki:
Arapça kelimeleri alıp Arab'ın bile mânasını anlayamadığı, Farsça kelimeleri alıp İranlı'nın bile tanıyamayacağı, bize göre yapı ve kurallarıyle özbeöz Türkçe kelimeler yapmışken, bunları atıp yerlerine kimsenin tanımadığı yapmacık sözler koymayı ben, öz evlâdı inkâr edip göçebe bir kabilenin ne idüğü belirsiz veledini evlâdlık almaya benzetiyorum.
Kendisinden olmayan kelimeleri kılığı kıyafetiyle, biçimi ve ahengi ile yüzde yüz Türkçe'leştiren, her tarafa eğilip bükülebilir, ve işlemini bizim farkına bile varmadan kendi kendisine yapan bir dilimiz varken, pek çok güzelim kelimeyi yağmalayıp katleden dil karmanyolacıları, zorla ve kanun yolu ile bir sürü gacır gucur kelimeyi dile soktular. Bilmiyorlardı ki, bilmek istemiyorlardı ki, her dilde mutlaka millî olması gereken iki temel unsur vardır. Biri, o dilin sesi, diğeri mimarîsidir. Milletler, hem kendilerinin kelimelerini, hem başka dillerden aldıklarını kendilerinin dil musikîsine uydurarak kullanırlar. Böyle millî bir musiki içinde kullanılan kelimeler, kökleri ister yerli ister yabancı olsun, mutlaka millî kelimelerdir.
Halkımızın günlük hayattaki "basit" kelimelerle dilimize ne güzel, renkli, ve canlı kelimeler armağan ettiklerini hiç düşündünüz mü? Ahmakıslatan, akarsu, alabalık, açıkgöz, anadil, anayol, ateşböceği, başçavuş, binbaşı, bindallı, bozkır, buzdolobı, cankurtaran, çamsakızı, dalgakıran, demiryolu, devedikeni, ebekuşağı, gecekondu, gökkuşağı, kaptıkaçtı, karakalem, kartopu, karayel, karayolu, tozkoparan, yanardağ, yüzbaşı gibi nice kelimeleri, Türkçe'ye hediye edenler dilci allâmeler değil halktır.
İşin garabetine bakınız ki, Türkçe'yi ipe çeken insanlar, bu tür kelimeleri dile kazandıramadıkları için af dileyeceklerine, sureti haktan görünerek, bu canım kelimelere eski hayratı berbat edercesine, yeni yeni isimler bulmaya çalıştılar ve bazılarının kaldırıp atılmasında rol oynadılar. Artık kaptıkaçtı değil, "minibüs" var, cankurtaran yok, İngilizce "ambulans" var!
Dostlara duyurula... Türkçenin kökü nerede olursa olsun, çiçeği vatanımızda açmıştır.
------------------------------------------------
-Anadilin? -Türkçe. -Kimsin sen? -Türk. -Elinde bir sihirli değnek olsa, önce neyi değiştirirdin? -Yabancıların içişlerime karışmasını, ülkemi parçalamaya çalışmasını engellemek; değerlerimin bozulmasını önlemek isterdim.
Aynı kişi akşam sohbette: -Slm naber? -İi. -Arkdaş brda slmı vr. - -yrn glckmsn? -gelmicem.
Aynı kişi şarkı söylemekte: -Shake it up shekerim I know what you're thinking...
Aynı kişi alışveriş etmekte... Yer "Shımarık Bujiteri", yer "Starbucks Coffee", yer "Polo Garage".
Aynı kişi "Residance"de yaşıyor.
Aynı kişi tatil için "Paradise Hotel"e gidiyor.
Aynı kişi "İce tea" içmekten hoşlanır. Favori yemeği "Hamburger"dir.
Aynı kişinin donunda bile "Sexy" yazar.
Aynı kişi... Ben... Sen... O...
Ve bir gün, ona sorulduğunda, en çok hangi değerlerinin kaybolmasından korktuğunu söyler. Ve bir gün, yabancıların içişlerine, değerlerine göz diktiğinden yakınır. Ve bir gün, "kendi diliyle" şarkı söyleyebildiğine, Atatürk sayesinde vatanında dilini kullanabildiğine şükreder.
O, yabancı değil... Biziz.
Peki, mutlu muyuz? (Alıntıdır.)
SANALCA, SANAL ODALARDA (İNTERNET) İLETİŞİM VE TÜRKÇE Hazırlayanlar;
Mehmet AKSÜT Zekerya BATUR Tülin AVŞAR AKÜ Uşak Eğt. Fak. Eğt. Bil. Böl.
GİRİŞ
Dünyadaki teknolojik gelişmeler her alanda olduğu gibi iletişim teknolojisini de etkilemiştir. Hızla gelişen teknolojik araçlar insanlar arası etkileşimi ve iletişimi farklı bir boyuta getirmiştir. Ülkelerin sınırlarını değer yargılarını değişime uğratmıştır. Bu değişim genel ağ denilen internet ile çeşitlilik kazanmıştır.
Tarih boyunca bireylerin anlaşmasını sağlayan her tür iletişim aracı, her dönemde farklı nesnelerle gerçekleşmiştir. İnternet denilen büyülü dünya insanların yalnızlıklarını ve depresyonlarını milyonlarca insana iletişime, hiç bilinmeyen insanlarla duygu ve düşüncelerini paylaşma olanağını tanıyan “duvarsız sanal odalar” kurulmuştur.
Sanal odalar, duvarsız sohbet ortamları insanların gizlerini başkalarıyla paylaşmasını sağlayan psiko-terapi odaları olmaya başlamıştır. İletişim o kadar çeşitlendi ki yüz yüze yapılacak görüşmeler neredeyse artık bitme noktasına gelmek üzeredir.
İnternet ya da sanal ortam, iletişimi parmakların ucuna kadar getirmiştir. İletişim, daha kolay bir şekilde gerçekleşmektedir. Bu yolla, bilgi alışverişi ve diğer iletişim teknolojileri kısa zamanda öğrenme olanağını doğurmuştur. Böylece iletişim de eskiye nazaran daha hızlanmıştır.
İnternet, sosyal iletişim ve değerleri farklılaştırmaya başlamıştır. İletişim yüz yüze yapılmadığı için kullanıcı psikolojik bir rahatlık yaşamaktadır. Bu durum, her türlü ideolojik baskı ve toplumsal değerlerden soyutlandığı için birey için doğal bir ortam sağlamıştır. [1]
İNTERNETTE İLETİŞİM SÜRECİ: SANALCA
İletişim süreci döngüsel bir özellik taşımaktadır.[2] Anlaşmanın sağlanabilmesi için karşılıklı etkileşimin gerçekleşmesi gerekir. Böylece iletişimin süreci başlama olanağı bulmaktadır. Bu bakımdan Sanalca iletişim işlevini gerçekleştirmektedir. Birbirilerini tanımayan insanların rasgele bir davetle diyaloga girmesi Sanalca’nın iletişim süreci için etkileyicidir.
İnsanlar bir arada oldukları zaman kurdukları iletişim anlaşma bakımından önemlidir.[3] Bütün toplumlarda her insan anadilini kullanarak yaşamını sürdürmektedir. Her dönemde de çağın gerektirdiği kelime ya da kelime öbekleriyle dile getirmektedir.
Günlük konuşmalarda Türkçenin kullanımıyla yazı dilindeki kullanımı elbette farklılık göstermektedir. Türkçenin kendine özgü kuralları bulunmaktadır. Bu kurallarda öğe dizilişi ve ses uyumlarının kuralları belirlenmiştir. Oysa sanal odalarda kullanılan yazı dili bambaşka bir yapı ve kurallar oluşturmuştur. Bunlar günlük konuşmanın yapılarının dışında bir özelliğe sahiptir. İngilizcedeki kısaltmalara benzer bir yaklaşım bulunmaktadır. Türkçede kısaltmalardan sözcük türetilmemektedir. Fakat sanal ortamında kısaltmalar yığını bir dil oluşmuştur. Hemen hemen her sözcük kısaltılarak kullanılma eğilimindedir.
Günlük konuşma ya da iletişim süreci, insanlık tarihiyle aynı yaştadır. Fakat hayal bile edilemeyen hızla gelişen teknolojinin getirmiş olduğu kültürel ve ekonomik çeşitlilikler, doğal olarak dilin yapı ve işleyişini etkilemeye başlamıştır. İnternettin yaygınlaşmasına bağlı olarak gelişen iletişim türleri, her geçen gün artarak işlevsel hale gelmeye başlamıştır. İletişim alanı çeşitlenmeye hatta farklı bir iletişim ağı kurulmaya başlanmıştır.
İnternetteki kullanıcı sayısı, internet ortamında sohbet eden kişi sayısını tam olarak veremeyebilir; ama gerçek olan şudur ki internet ya da cep telefonlarında kullanılan yazı tarzının başlı başına bir özellik taşıdığı ortadadır. İnternette kullanılan yazı karakterleri, buna bağlı olarak kullanılan cümle yapıları farklı bir ad verme zorunluluğu doğurmuştur. Sanal ortamdan hareketle verilecek en uygun adın “SANALCA” olabileceğini düşündük. Sanalca, diğer ana dillerden farklı olarak sadece internet ortamında kullanılmaktadır. Özellikle sohbet(Chat) sırasında herhangi bir dil kuralı gerektirmeksizin kullanılan Sanalca, kendine has kelime yapıları oluşturmuştur.Sanalca, tıpkı canlı diller gibi her geçen gün yeni yeni kelimeler üretmeye başlamıştır. Kelime serveti, önemsenecek dereceye gelindiğinde özel bir dil statüsüne geleceğini tahmin etmekteyiz. Sanalca’nın kendine özgü bir sözlüğü olduğu ileriki bölümlerde Sanalca-Türkçe Sözlük başlığıyla vermeye çalışacağız.
SANALCA, ANADİLİ VE KELİME
Kelimeler, anlatım tarzımızı ve kişiliğimizi belirleyen öğelerdir. Dilin kurallarını bilmek, kelimeleri yerinde kullanmak, iyi yazılmış eserleri okumak son derece önemlidir.[4] Bu bakımdan bütün anadillerin temel yapısını kelimeler oluşturur. Bireyin yaşamında gerekli olan her tür nesneyi söyleme ya da anlamanın esası, bildiği kelime sayısıyla sınırlandırılmaktadır. Birey ne kadar kelime biliyorsa olay ya da olguları değerlendirme ve öngörü kabiliyeti o kadar gelişmiş demektir.Sanal ortamda kullanılan kelime yapıları sesler atılarak yapılmaya çalışılmaktadır. Bu kurallar Türkçede yoktur. “Hem Türkçenin yapıbilgisinde (morphology) kaynaştırma (İng. compaction) yöntemiyle sözcük yapım yöntemi yoktur ki bilgi + iletişim = bililet (!) ya da bilişim olsun! “
Birey, bilgi ve iletişim teknolojisinde gelişmeleri yakından takip etmek zorundadır. Bu zorunluluk farklı iletişim türlerini doğurmuştur. Anadili, kelime geliştirdiği sürece canlılığını sürdürebilir. Bu anlamda Sanalca da kelime geliştirme zorunluluğu içindedir. Burada dikkat çekilecek nokta, teknolojik gelişmelerin her geçen gün yenilenmesidir. Bu yenilikler, tıpkı canlı dillerin kendini sürekli çağa uydurması gibi Sanalca’da da yenilenme olduğunu görmekteyiz. Bilgi teknolojisinde yapılan çalışmalar sanal odalarda anlam bularak iletişim sürecini zenginleştirmektedir.Sanalca’da kullanılan kelimeler, anadilin kelime dünyası kadar zengin olmasa da onlarca kelime sahibi olduğunu görülmektedir. Sanalca’yı anadiliyle şimdiden kıyaslamak haksızlık olur; kendine has bir iletişim türünün meydana gelmesi küçük çapta da olsa bir yeni dilciğin oluştuğu söylemek yerinde olacaktır.
SANALCANIN KULLANIMI
Sanalca internet ortamında hızlı bir şekilde kullanılmaya başlandı. Kullanıcılar arasında yaptığımız araştırmada, Sanalca’da kullanılan sembollerin telefon mesajlarından dolayı kullanıldığı ortaya çıkmıştır. Cep telefonlarındaki yazım karakterlerinin sınırlı olması bu zorunluluğu doğurmuştur; fakat ilginç olan şudur ki şu an sanal ortamda kelimelerin kısaltma gereği olmadığı halde kullanıcılar, kısaltmaları kullanmaya devam etmektedir.
DİE yaptığı araştırmaya göre Türkiye’deki ailelerin yüzde 8,7’si internet erişimine sahip bulunuyor. Türkiye’deki 16–76 yaş arası kullanıcıların oranı yüzde 13,9 olarak tespit edilmiştir. Aynı gruptan 24 milyon 227 kadından 2 milyon 781 bini bilgisayar, 2 milyon 85 bini ise internet kullanmıştır. Yine aynı yaş grubundaki erkeklerden ise 23 milyon 951 bin erkeğin ise 5 milyon 723 binin bilgisayar, 4 milyon 627 binin ise internet kullandığı saptanmıştır.[5]Genel içindeki kullanım oranı son derece düşüktür. İnternet ortamında çoğu kişi habersiz olduğu görülmüştür. İnsanlar, meydana gelen teknolojik ve bilgi gelişmeleri daha çok radyo ve televizyonlarda öğrenmektedir.
İnternet kullanıcıların toplamı yedi milyon civarı olduğu görülmüştür. Buradan hareketle Sanalca’yı bilenlerin en az bunların yarısı kadardır. Sanal ortamdaki kişi sayısı arttıkça yeni yeni kısaltmaların ekleneceği kaçınılmazdır.
SANALCA SÖZLÜĞÜNÜN OLUŞMASI
İnternet kullanıcıların hızla artması, yaşamın her alanında olduğu gibi kültürel zenginliği ve dilin kaynaklarını çoğaltmıştır. Özellikle konuşma-yazma; okuma-dinleme ya da anlama ve anlatma becerileri Sanalca’nın etkisiyle var olan dilbilgisi kurallarını olumsuz olarak etkilemektedir.
Bu değişim özellikle sesli harflerin atılmasıyla oluşturulduğu için yeni şifreler, birer kısaltma şeklinde olduğu görülmektedir. Zaman zaman kelimelerde olmayan sembol ve şekiller kullanılmıştır. Bu bakımdan Sanalca, kendine özgü özellikler geliştirmiştir. Bu yazı dili hem içeriksel olarak hem de şekilsel olarak günlük kullanılan dilin özellikleri dışında özellikler kazanmaya başlamıştır.
Sanalca-Türkçe Sözlük aşağıdaki başlıklar altında sınıflandırılmıştır.
İSİMLER
SES VE HECE DÜŞMELERİ
A
Azcık : azıcık
B
Bi : bir Bişi : bir şey 1 dakka : bir dakika
1 şey : bir şey
1 yandan : bir yandan
Brz : biraz
Byrm : bayram
C
Cnm : canım
Cvp : cevap
D
Dkka : dakika
Dnm ödevi : dönem ödevi
E
Efem : efendim
G
Gn : gün
Gzl : güzel
H
Hşçkl : hoşça kal
İ
2miz : ikimiz
K
Kntr : kontör
Kth : Kütahya
M
Mbrk : mübarek
Mrb : merhaba
Msj : mesaj
Muabbt : muhabbet
Mzk : müzik
N
Nbr : ne haber
Npyon : ne yapıyosun
Nys : neyse
O
Okl : okul
S
Sevdiğm : sevdiğim
Y
Yk : yok
Z
Zmn : zaman
Y-Ğ ÜNSÜZLERİNİN DÜŞMESİ / SES TÜREMESİ
D
Deil : değil Dimi? : değil mi? Dooru : doğru
İ
İi : iyi
İilk : iyilik
O
Olum : oğlum
S
Saol : sağol
Y
Youn : yoğun
İNGİLİZCE KÖKENLİ KELİMELER
A
Asl : age,sex,location: yaş,cinsiyet,bölge
B
Bab : baba
Byes : güle güle
Bradır : erkek kardeş
Byes : güle güle
F
F.M. : female, male
From where : nereden
4 u : for you : senin için
G
Gugıl : google
H
Hand : have a nice day : iyi günler
Hru : how are you : nasılsın
N
No : numara
O
Oks : okey
P
pls : please
p.c. : bilgisayar
T
Turkie : Türkiye
Tnx : thanks : teşekkürler
İKİNCİ HECEDEKİ DEĞİŞİKLİKLER
A
Alla : allah
Aney : anne
D
Dio : diyor
G
Göbeem : göbeğim
V
Vallaa : vallahi
İLK HARF TEMSİLLERİ
A
a.e.o. : Allah’a emanet ol
Ank. : Ankara
a.r.o. : Allah razı olsun
B
bilg. : bilgisayar
C
cvp : cevap
İ
i.a. : iyi akşamlar
İzm. : İzmir
İst. : İstanbul
O
o.s.p. : o senin problemin
S
s.a. : selamün aleyküm
s.s. : seni seviyorum
s.ç.s. : seni çok seviyorum
U u : you : sen
FİİLLER BİRLEŞİK FİİLLER A Adm olmak : adam olmak
D
Dyk çekmek : dayak çekmek
K
k.i.b. : kendine iyi bak
N
Nblım : ne yapalım? Ne dicem : ne diyeceğim? Noldu : ne oldu? Npyn : ne yapıyorsun?
T
tşk : teşekkür ederim
İNGLİZCE KELİMELER
B
Be quick : çabuk ol
C
Ciao : see you : sonra görüşürüz
Cüss : hoşça kal
M
Mee to : ben de
S
See you : görüşürüz
U
U too : sen de
BOZULMUŞ TÜRKÇE-İNGİLİZCE KARIŞIMI KELİMELER
D
Dwm et : devam et
W
Wersn : versin
HECE DÜŞMESİ
A
Anliom : anlıyorum
B
Bakiim : bakayım
D
Diim : diyeyim Duruoz : duruyoruz
G
Gdio : gidiyor Gelceen mi : gelecek misin Gldm : geldim Grşrz : görüşürüz
İ
İçiorm : içiyorum
İlerle : konuşmak istemiyorum
K
Knuşmuo : konuşmuyor
O
Olck : olcak
Oliim : olayım
Ö
Öpt : öptüm
S
Süle : söyle
SES DEĞİŞİKLİKLERİ
A
Ajkm : aşkım
B
Bij : biz
Ç
Çaar : çağır
G
güssel : güzel
güsel : güzel
gzl : güzel
M
Maniac : manyak
Ö
Öljem : ölcem
Össledim : özledim
R
Reca : rica
S
siee : git saten : zaten
EDATLAR
B
Böle : böyle
D
Daa : daha
F
Fln : falan
G
Gbi : gibi
H
Hpsi : hepsi
N
N : ne
O
O kdr : o kadar
Ö
Öle : öyle
Yane : yani
Yni : yani
ZAMİRLER B
Bn : ben
S
Saa : sana
Sn : sen
Snle : seninle
Snn : senin
SANALCA VE BİLGİ AKTARIMI
İnternette kullanılan yazı dili bilgi aktarmak amacıyla kullanılabilmektedir. Bu durumu destekler görüşler vardır. “Fransız kuramcı Pierre Lévy’e göre, teknik ve kültür birbirinden ayrı olarak asla var olamazlar. Teknolojinin tek başına bir anlamı yoktur, ancak bir kültür içinde var olduğu zaman gerçek anlamını bulur.” [6]İnsan-bilgi ve teknoloji birliği sağlanması iletişimi daha kullanılabilir hale gelmesine ortam hazırlayabilmektedir. Çağ, hızlı gelişme ve iletişim kurabilme çağıdır. “Öte yandan, dikkate alınması gereken bir başka olgu var; dünya her geçen gün biraz daha küçülüyor. Eskiden, dünyanın çeşitli yörelerinde kendi kabuğu içinde yaşayan insan toplulukları, bugün gelişen iletişim olanaklarını kullanarak birbirlerini duyabiliyorlar, görebiliyorlar… "kendi kabuğu içinde gelişen kültür"ler, her geçen gün diğer kültürlerin etkisi altında kalıyor. Kabuk kırılmasa bile, çatlaklar sızdırıyor.”[7] Dünyada ulusal sınır kavramı bilişim teknolojisiyle kalkma aşamasındadır.
Sönmez, bundan on beş yıl önce bilgisayarın yaşamımıza yayılacağına dikkat çekerken pek inandırıcı gelmemişti.[8] Oysa şimdi internet eğitim, sağlık ve ekonomi gibi hemen hemen her alanda etkin duruma gelmiştir. İnternet ortamında bilgi ve teknolojik yenilikleri takip etmek son derece kolaylaşmıştır. Her türlü bilimsel kitap, dergi ve makaleye ulaşmak bir parmağın ucu kadar yakınlaşmıştır. Ayrıca sanal ortamlarda panel, konferans ya da tartışma gruplarına katılmak mümkün olabilmektedir.“Bununla birlikte, yeni teknolojiye, bunun getirdiği değişime, gelişmeye ayak uyduramayan yeteneksiz, bilinçsiz, ilkesiz, başka bir deyişle hazırlıksız toplumlar da kimi zaman, teknolojik gelişme karşısında zarara uğramış, kimileri tarih sahnesinden bile silinmişlerdir.”[9]
İnternet dışında televizyon ya da radyo gibi iletişim araçları bireyin bilgi edinmesinde etkilidir. Aynı zamanda kişilik modellerinin oluşması veya davranış modellerinin geliştirilmesi bu açıdan dikkate değer bir noktadır.[10]
Bilgi toplumu denilen kavram, iletişim ağının gelişmesiyle yakından ilişkilidir. Toplumsal değişimler farklılık kazandıkça bireysel ihtiyaçlar ayrışmaktadır. Toplumlar arası bilgi akışı hızlanmaktadır. [11]
SONUÇ
Sanal ortamdaki kelime yapıları, İngilizce-Türkçe karışımı bir dil oluşturmuştur. Sanalca kendi çerçevesini, var olan dilin kurallarını kullanmış fakat şekil ve ses özellikleri farklılaşmıştır.
Teknolojik gelişmeler, bir yandan bilgi toplumunu oluştururken bir yandan da bilgiye nasıl ulaşılacağını da göstermiştir. Bu noktadan hareketle bütün dünya dillerinde tekno-diller oluşmaya başlamıştır. Yaşam teknik hale geldikçe kelime ve dil yapıları da bu yönde şekillenmeye başlamıştır. Edebî üsluptan uzak diller oluşmaya başlamıştır.
Dil, doğal bir sürecin ürünüdür. Fakat doğaya müdahale edildiğinde büyük felaketlerin olduğunu görmekteyiz. Bu bağlamda dilin yapısına, dil kurallarına uymayan yaklaşımların katılması, anadilin kurallarına zarar vermesi söz konusudur. Bu zararın boyutunu tahmin etmek oldukça zordur.
Dil temel beslenme kaynağı kültürel motiflerdir. Dilin değişim içinde olması folklorik unsurları da etkileyeceği ortadır. Yapılacak en önemli şeyin, gerek dilin gerekse toplumun bu yeni değişim çerçevesine hazırlıklı olmasıdır.
Sanalca gibi yeni bir dil oluşumu, var olan dilden hareketle oluşması Türkçenin zenginliğini gösteren dikkat çekici bir nokta olduğu kanaatindeyiz.
Devlet Plânlama Teşkilâtı’nın ilk defa bindiğim asansöründe, insanları İngilizce olarak günaydın, iyi akşamlar gibi sözlerle karşılayarak; yine aynı dilde ayı, günü ve saati bildiren elektronik düzeneği görünce hayretler içinde kalmıştım. Ülkenin geleceğini “plânlayan” bir kuruluşun ana dil üzerinde göstermediği hassasiyeti kimden bekleyebiliriz? Türk Hava Yolları dergisinin adı bile İngilizce: “Skylife”. Yoksa bir süreden beri devletin resmî dili Türkçe değil de, bizim mi haberimiz yok! Türkçe’yi “klas”larına yakıştıramayan tuhaf insanların sayısı büyük bir hızla artıyor. İki futbolcu; Ortaköy’de açtıkları bara, bu semtin eski adını vermişler: “Arkeon”. Güneye doğru inerseniz, eski Roma ve Yunan adlarının birer birer hortlatıldığını göreceksiniz. Özellikle turistik bölgelerde Türkçe konuşmak ve işyerlerine Türkçe adlar vermek âdeta ayıp görülmeye başlandı. Bu ne şaşkınlıktır! Bu ne gaflettir! Suçlu Kim? Eskiden “entel” taifesi çağdaşlığını “öztürkçe” kullanarak “kanıt”lardı. Şimdilerde çağdaşlığın göstergesi İngilizce. Meselâ adamlar tiyatro kurarlar, adı “Tiyatroskop”. Son zamanlarda “happening”ler, “workshop”lar gırla gidiyor. Düşünün bir kere, gözlerini Galleria’da açıp Fame City’de Pin Bowling, Skee Ball, Boom Ball, Whac-a -Mole, Hoop Shot, Galaksie, Beat the Clock ve benzeri oyunlarla vakit geçiren ve McDonald’s’ta yahut Kentucky Fried Chicken’da karınlarını doyuran bacaksızlar büyüdüklerinde hâlimiz ne olacak? Peki suçlu kim? Yeni nesillere ana dil şuurunun kazandırılmasında ihmali olan herkes suçludur. Özellikle, Türkçe’nin eski kültürle bütün bağlantılarını keserek Greko-Lâtin temeline dayalı Batı kültürünün ve dünya görüşünün yüklenebileceği “nötr” bir dil meydana getirmek isteyen, bunun için eski kelimeleri, dolayısıyla kelimelerin geçmişten bugüne taşıdıkları kültürü ve ifade inceliklerini de satırdan geçiren aydınların günahı büyüktür. Devletin bütün imkânlarını kullanarak, insanlara uydurma kelimelerle konuşmanın “çağdaşlık”, “ilericilik” olduğunu telkin etmişlerdir. Bu yüzden, zamanla, sadece kelimeler değil, deyim ve atasözleri bile yeni nesillere bayat gelmeye başlamıştır. Hâlbuki dilin asıl zenginlikleri deyimler ve kelimelerin ardındaki tıpkı buz dağlarının görünmeyen tecrübe birikimidir. Öztürkçe yazdıklarını zanneden yazarlar şöyle bir gözden geçirilirse; Türkçe’nin deyimsiz, nüansları ifade etmekten âciz bir dil hâline geldiği görülecektir. Türkçe Kıyımı İşin gerçeği şudur: Birtakım aydınlar, Türkçe’yi zenginleştirmek, Türkçe’de bulunmayan kavramlara, terimlere karşılıklar bulmak yerine; yediden yetmişe herkesin anladığı ve kullandığı kelimelere yeni karşılıklar uydurmuşlardır. İmkân’ı, ihtimal’i, şart’ı, sebep’i ve daha yüzlercesini kitle iletişim vasıtalarını da arkalarına alarak dilden kovmuşlar. Atılan her kelime ile birlikte nüansları gösteren kelimeler, deyimler ve atasözleri de çöp sepetine gitmiştir. Şu anda çocuklarımıza verebildiğimiz Türkçe, esperanto gibi sun’î, mekanik, ifade gücü alabildiğine kısır, dudaklarımıza iğreti tutuşturulmuş, güç belâ konuştuğumuz bir dildir. Böylesine yetersizleştirilen bir Türkçe’nin, yabancı bir dili çok iyi öğrenmiş olanlara yetmemesi, yani yabancı kelimeleri davet etmesi tabiîdir. Bu bakımdan, düşüncelerini daha iyi ifade etmek için yabancı kelimelere ihtiyaç duyanlar olabilir. Ancak, Türk aydınlarının eski hastalıklarından birinin “Bihruz Bey”lik, yani yabancı kelimeler kullanarak üstünlük taslamak olduğunu unutmamak gerekir. Amerikan Aksanı Son 10 yılda, özellikle İngilizce kelimeler kullanmak, âdeta bir “statü” sembolü hâline getirildi. Kitle haberleşme vasıtaları bu hastalığı salgına dönüştürmüştür. Fakat hiçbir devirde böyle bir şuursuzluk yaşanmadı. Hatırlanacağı üzere, yabancı adlar önce dergilerde boy gösterdi: Argos, Rapsodi, Strech, Hey Girl vb. Daha sonraları yabancı adlı televizyonlar peydahlandı: Magic Box, Show TV, İnter Star, Flash TV vb. Yüksek tirajlı gazetelerde Film Guide, TV Guide, Pozitif, Star, Teleskop gibi adlarla ekler vermeye başladılar. Bu televizyonları seyredip bu gazeteleri okuyanlar, eğer Türkçe konusunda hassas değillerse, eğer Millî Eğitim’in okullarında tarih şuuru ve ana dil sevgisi edinmemişlerse ne yaparlar? Çocuklarına Melisa, Sem gibi isimler verirler. O çocuklar da büyüyünce şimdi bazı özel radyolarda konuşan ağabey ve ablaları gibi, kadük edilmiş bir Türkçe’yi üstelik Amerikan aksanıyla konuşurlar. Geçmiş ola! Demek ki Âşık Paşa, altı yüz yıl önce değil de bugün yaşasaydı, yine aynı şeyi söyleyecekti: “Türk Dili’ne kimesne bakmaz idi!” Beşir Ayvazoğlu
--------------------------------
Yavuz aslında acımaz demek. Ama biz anlamını değiştirmişiz. Anlamını yanlış bildiğimiz bir diğer kelime ise çocuk. Çocuk aslında ’domuz yavrusu’ anlamına geliyor"
Türkçe'nin hazineleri yani dilimizi geçmişten geleceğe taşıyacak olan bilgi kaynakları olan sözlüklerin sayısı artıyor. Her dilde bütün tartışmaların önünü kesecek olan tek hakem hiç şüphesiz sözlüklerdir. Türkçe'nin en büyük sorunlarından biri de çıkan tartışmaları sona erdicek hakem yani kapsamlı derli toplu bir sözlük bulamamaktı.
Ötüken türkçe Sözlük bu konudaki açığı kapatmak için yayınlanan dev eserlerden biri.
"En eski zamanlardan günümüze kadar dilimize girmiş, edebî eserlerde, hukukî, siyasî ve diplomatik metinlerde, kitabelerde vb. kullanılarak 'yerleşik' hâle gelmiş bütün kelimeler öz malımızdır." diyen ünlü edebiyatçılarımızdan Beşir Ayvazoğlu, "Orhun Yazıtlarından Günümüze Türkiye Türkçesinin Söz Varlığı" üst başlığını taşıyan bu sözlük, benim öteden beri hayalini kurduğum, menşei ne olursa olsun, Türkçe belgelerde kullanılmış ve halen farklı ağızlarda kullanılmakta olan bütün kelimeleri ihtiva eden bir sözlük için atılmış büyük bir adım gibi görünüyor" diyor Ötüken Türkçe Sözlük için.
Türkçe'nin düzgün konuşulması için yıllardır amansız bir mücadele sürdüren Radikal Yazarı Hakkı Devrim de sözlüğü gördüğü zaman şaşkınlığını gizlemeyen yazarlardan. Devrim "Ya Ötüken Sözlüğü demeliyiz, ya da yazarının soyadıyla Çağbayır Sözlüğü. Biraz bekleyelim bakalım, bu yeni lügat daha çok hangi adıyla anılacak?" diye soruyor.
Milliyet'in deneyimli usta yazarı Hasan Pulur ise bu kitabı Türkçe'nin hazinelerinden bir parça olarak tanımlıyor ve "İşte 39 yıllık emeğin karşılığı 5 cilt sözlük. Adeta, Türklere, Türkçenin unutturulmaya çalışıldığı bugünlerde önce "Kubbealtı" Yayınları'ndan "Misalli Büyük Türkçe Sözlük", arkadan "Ötüken Türkçe Sözlük"..." diye tavsiye ediyor okurlarına.
Vatan gazetesinden Oya Doğan, sözlükle ilgili olarak yayınladığı haberde. sözlüğün yazarıyla yaptığı söyleşiyi aktarırken bazı noktaların altını özellikle çiziyor: "Asıl tehlike tabelalar: 1998 yılında emekli olan Çağbayır emeklilik günlerini fişlerini bilgisayara yazarak geçiriyor. Çağbayır o günleri şöyle anlatıyor: “Fişleri bilgisayara 5 sene de ancak girdim. Fişleri bir an önce girip atmak istiyordum. Çünkü ben faranjit hastasıyım ve kokusundan duramıyordum. O fişler kutuların içinde nemlendi. Kurutayım dedim ama bu defa mürekkepleri siliniyordu. Fişler bittiğinde bu defa sözlüğe köken bilgisi girmeye karar verdim. O da 3 yılımı aldı. Günde en az 8 saat bilgisayarın başından kalkmadığım için hastalandım ve fizik tedavi gördüm. Omuzlarım çöktü. Bir ara öyle bunaldım ki, dışarıya çıktığım vakitlerde bilgisayarımın çalınmasını istedim ama çalışmalarımı da bir CD’ye kopyalamayı ihmal etmedim. Ve 38 yılın sonunda sözlük basıma hazırdı. Baskı için çalmadığım kapı kalmadı. Bir sürü red cevabından sonra Ötüken Neşriyat’a benimle çok ilgilendi. Tam bir yıllık çalışmanın sonunda 5 ciltlik, 5 bin 744 sayfalık ve 246 bin sözcük içeren Ötüken Türkçe Sözlük çıktı. Sözlükte Göktürk, Eski Uygur, Hakaniye, Oğuz, Eski Anadolu, Osmanlı, Çağdaş Türkiye Türkçesi ile Anadolu, Rumeli, Kıbrıs, Kerkük Ağızları’nın yanı sıra Osmanlıca dizin de yer alıyor. Bu sözlüğün 246 bin kelimesinin sadece 55 bini Osmanlıca. 10 bini de Fransızca, Rumca ve İngilizce’den alınmış. Geriye kalan 180 bini Türkçe. Bu sözlükte 800 sene önce kullanılan Türkçe kelimeler de var. Göktürkler’le başlayan ve günümüze kadar uzanan bir dil zenginliği. Düşünün bu sadece bir öğretmenin ulaşabildikleri. Şimdi bu sözlüğü 546 bin kelime olarak genişletmek istiyorum” diyor. Sözlüğü Türkçe öğretmenleri için yazdığını anlatan Çağlar amacını şöyle açıklıyor: “Onlar öğrencilerine bir şeyi öğretirken istedikleri kelimeye ulaşabilsinler istedim. Ama sözlüğü dört gözle bekleyenler avukatlar oldu. Özellikle mesleğe yeni başlayan avukatlar için bulunmaz bir kaynak.”
Gençlerin Türkçe’yi kısaltarak ve yabancı sözcüklerle birleştirerek kullanmasından yakınan emekli öğretmen, ”Onlar da bir gün makale yazarlarsa ne kadar yanlış yaptıklarını anlarlar. Bu geçici bir durum. Benim asıl hoşlanmadığım, tehlikeli bulduğum şey tabelalar. Tabelalarda dili o kadar yanlış kullanıyorlar ki, bunlarla mücadele etmek lazım.” Çağbayır, Türkçe ile ilgili bir noktaya daha dikkat çekerek, 1890’larda Trabzon valiliği yapan Hüseyin Kazım Kadri’nin hazırladığı Azerice, Kırgızca gibi Türk coğrafyasında kullanılan kelimelerin yer aldığı bir sözlüğü incelediğini ve bu sözlüğün Türk cumhuriyetleriyle ilişkilerin kesildikten sonra unutulduğunu söylüyor. Çağbayır enteresan bir noktaya işaret ediyor: “Rusya Babil Kulesi Araştırma Merkezi’de Türk dilini araştırıyor; ama Türkçe ile ilgili en büyük çalışmayı ABD yapıyor. Altay Dilleri Araştırma Enstitüsü’nde kırk senedir çalışıyorlar. Son sözlüklerini geçen yıl yayımladılar. Bir milletin varlığının dilinde gizli olduğunu biliyorlar, ata et mi verecekler ot mu, bunu anlamak için uğraşıyorlar.”
Tarihi seyir içerisinde kelimelerin anlamlarının değiştiğini söyleyen Çağlar , ”Mesela “Yavuz” kelimesinin kökeni “yabız”dır, kötü, fena, acımasız gibi anlamlara gelir. Ancak yavuz kelimesi bu topraklarda Yavuz Sultan Selim ile değişikliğe uğruyor. İranlı hükümdar Uzun Hasan Sultan Selim’e yenilir ve Akkoyunlu İranlılar padişahımıza “yavuz” lakabını takarlar. Aslında Selim’e acımasız demek istiyorlar ama biz bu kelimenin anlamını değiştirmişiz. Bizim için yavuz iyilik sembolü haline gelmiş. Tarihte Sultan Selim, Yavuz Sultan Selim olmuş. Anlamını yanlış bildiğimiz bir diğer kelime ise çocuk. Çocuk aslında ’domuz yavrusu’ anlamına geliyor"
Yeniçağ vewww.sanatalemi.net sitesindeki yazıları ile Türkçe üzerine emek sarfeden yazarlarımızdan bir tanesi de Mehmet Nuri Yardım. Yardım Türkçe konusundaki tartışmaların önemini şu şekilde özetliyor: "Türkçe, ülkemizde yaklaşık bir buçuk asırdır tartışılıyor. Dilimizin nasıl olması ve hangi kelimeleri ihtiva etmesi gerektiği hususunda dilciler, yazarlar, akademisyenler ve aydınlar arasında 19. yüzyılın ortalarından başlayarak günümüze kadar gelen, ucu bucağı sınırsız bir tartışma sözkonusu. Cumhuriyet dönemi boyunca da dil münakaşaları süregeldi. Şükürler olsun ki, son yıllarda Türkçe’ye sahip çıkanların sayısında ciddi bir artış görülüyor. Toplum, millet olmanın en mühim unsurlarından biri olan dil’e sahip çıkmaya başladı. Olumsuz örnekler olsa da bir dil şuuru uyanıyor." Yardım daha sonra "Son yıllarda yayımlanan irili ufaklı sözlükler, bu bakımdan sevindiricidir" diyerek incelediği Ötüken Türkçe Sözlük'le ilgili düşüncelerini şöyle dile getiriyor: "Türkçeye ilgi büyük. Dilimizi sahiplenenlerin sayısı her geçen gün artıyor. Bu da dünyanın en zengin dillerinden biri olan Türkçeyi dünya dili haline getirme yolunda önemli bir adımdır. Elverir ki, toplumda sözlük edinme ve sözlüklerden sık sık faydalanma alışkanlığımız da gelişsin"
Aksiyon Dergisi adına yazarla söyleşen Ülkü Özel Akagündüz de konu hakkında kaleme aldığı haberde "Yaşar Çağbayır, olur da Anadolu’nun herhangi bir köyüne, kasabasına yolunuz düşer ve o güne değin hiç duymadığınız bir kelime kulağınıza ilişir diye, yerel kullanımlara da yer vermiş sözlükte. “Dün fişgene toplamaya gittik.” diyen küçük çocuğa uzaydan düşmüş gibi bakmayız belki bundan böyle. Fişgeneden kastın salyangoz olduğunu öğrendikten sonra... ...Sözlük, keyifli bir oyuna da sürükleyebilir okurunu; Suriye Türkmenlerinin ve Anadolu köylülerinin ‘herhalde’ anlamında kullandığı ‘ellaham’ kelimesinin ‘Allahu alem’in halk arasında bozulmuş şekli olduğunu keşfetmek.. gibi" ifadelerini kullanıyor.
"Bu sözlükle herkes iftihar etmeli" diyen Servet Kabaklı sözlüğü göründüğü zamanki sevincini şu cümlelerle ifade ediyor. "Masama konulur konulmaz mutluluktan neredeyse haykıracaktım. Karşımda sanki bir ömür boyu beklediğim ve pek de ummadığım bir mucize arzı endam ediyordu. Üzerinde “Ötüken Türkçe Sözlük” yazan tam beş ciltlik bir mucizeydi bu"
Kabaklı bu sözlüğün herkesin alması gereken bir eser olduğunu da şu sözlerle ifade ediyor: " Üstad Yahya Kemal’in o harikûlâde tarifiyle; “Ağzımızda anamızın ak sütü gibi helâl olan Türkçemiz’e” değer verdiğimizi ispat için yapmalıyız. Bu sözlük, yüz binlerce değil, milyonlarca satmalı ve girmediği hiçbir mekân kalmamalıdır. Çünkü bu sözlük bir hazinedir, gerçek bir kelime, tam bir lisan hazinesidir, bundan mahrum olmak ise bu büyük milletin mensupları için gerçekten millî mahrumiyettir"
Türk edebiyatının bayrak isimlerinden Hürriyet yazarı Doğan Hızlan ise sözlük hakkında çok net bir tavsiyede bulunuyor: "Sözlük rafınızda yer alması gereken, bakmadan edemeyeceğiniz bir çalışma"
Yazarların öve öve biteremediği 5 ciltten ve 5.744 sayfadan oluşan Ötüken Türkçe Sözlük; günlük hayatta kullandığımız kelimelerden Eski Türkçe'ye kadar Türk diline ait 246.000 sözcük içeriyor. Sözcük sayısıyla olduğu kadar içerisinde yer alan Osmanlıca Dizinle de Türkiye'de bir ilk olam özelliğine sahip ve 39 yıllık bir çalışmanın ürünü.
Ötüken Türkçe Sözlük, emekli öğretmen ve araştırmacı yazar Yaşar Çağbayır tarafından, Türkiye ve dünyada Türk dili üzerine yazılmış "Atabetü'l-Hakayık"tan çağdaş edebmetinlere kadar yaklaşık 1700 eserin incelenmesiyle hazırlandı. Ötüken Neşriyat A. tarafından basımı gerçekleştirilen sözlüğün, Türkçe'yi doğru ve etkin kullanmak isteyen ve metin çalışmaları yapan herkes için kaynak eser niteliğinde olduğu belirtiliyor.
Göktürk, Eski Uygur, Hakaniye, Oğuz, Eski Anadolu, Osmanlı, Çağdaş Türkiye Türkçesi ile Anadolu, Rumeli, Kıbrıs, Kerkük Ağızları'nın yanı sıra sözlükte 235 sayfadan oluşan Osmanlıca Dizin de yer alıyor. Osmanlıca alfabeye göre hazırlanan Dizin sayesinde Ötüken Türkçe Sözlük'ün içerisinde bulunan Osmanlı imlasıyla yazılı yaklaşık 55 bin kelimenin farklı okunuş ve anlamlarına kolayca ulaşılabiliyor. Sözlük kullanıcılarının bilgiye daha kolay ve çabuk ulaşabileceği şekilde hazırlanan Ötüken Türkçe Sözlük'te; sözcüklerin doğru okunabilmesi için gerekli işaretlemelerle, sözcüğün hangi kaynaktan alındığını belirten parantez içi açıklamalar da yer alıyor.
Öğrencilik ve öğretmenlik hayatında Türk diliyle ilgili kapsamlı bir kaynağın yokluğu nedeniyle sıkıntılar yaşadığını belirten yazar Yaşar Çağbayır, Ötüken Türkçe Sözlük'ü yeni nesillerin aynı sıkıntıyı çekmemesi için hazırladığını açıkladı.
Yazar Yaşar Çağbayır ise kendisine göre sözlüğün önemini şu şekilde anlatıyor:
"Bence sözlüğün en büyük özelliği ve benim kendi kişisel görüşüm Türk dili en eski zamandan bugüne kadar bir bütündür. Bunu eski, Osmanlıca vb. gibi ayrımlara tabi tutmak doğru değildir. Bir kimse, Türk dili ile ne yazmışsa bu bizim dil hazinemiz içindedir. Hatta kendisinden başka hiçbir kimsenin kullanmadığı bir kelime bile olsa bu sözlükte yer almalıdır, çünkü onun yazdığını sonradan okuyan birisi anlayabilmek için o kelimeyi sözlükte bulabilsin.
Şimdi bu sözlük Türkçenin en büyük sözlüğü sayılıyor. Ama benim ulaşamadığım, karşılaşmadığım o kadar çok kelimemiz var ki, onları da bulup dahil edebilirsek bu sayı 246 bin değil belki 546 bin olur"
Yani kısaca demek istiyoruz ki ustalar bu kitap konusunda bize edecek tek bir söz bile bırakmamışlar...
Sözlük hakkındaki teknik bilgiler ve internet üzerinden sipariş şartları için bu linki kullanabilirsiniz..
İletişim ve ayrıntılı bilgi için
Ötüken Yayınevi
İstiklal Caddesi, Ankara Han, No:65 Kat:3, 34433 Beyoğlu-İstanbul
Yıl: 1965 "Karşıma âniden çıkınca ziyâdesiyle şaşakaldım.. Nasıl bir edâ takınacağıma hükûm veremedim, âdetâ vecde geldim. Buna mukâbil az bir müddet sonra kendime gelir gibi oldum, yüzünde beni fevkalâde rahatlatan bir tebessüm vardı.. Üstümü başımı toparladım, kendinden emin bir sesle 'akşam-ı şerifleriniz hayrolsun' dedim.."
Yıl: 1975 "Karşıma birdenbire çıkınca çok şaşırdım.. Ne yapacağıma karar veremedim, heyecandan ayaklarım titredi. Ama çok geçmeden kendime gelir gibi oldum, yüzünde beni rahatlatan bir gülümseme vardı.. Üstüme çeki düzen verdim, kendinden emin bir sesle 'iyi akşamlar' dedim.."
Yıl: 1985 "Karşıma âniden çıkınca fevkalâde şaşırdım.. Nitekim ne yapacağıma hükûm veremedim, heyecandan ayaklarım titredi. Amma ve lâkin kısa bir süre sonra kendime gelir gibi oldum, nitekim yüzünde beni ferahlatan bir tebessüm vardı.. Üstüme çeki düzen verdim, kendinden emin bir sesle 'hayırlı akşamlar' dedim.."
Yıl: 1995 "Karşıma birdenbire çıkınca çok şaşırdım.. Fenâ hâlde kal geldi yâni.. Ama bu iş bizi bozar dedim. Baktım o da bana bakıyor, bu iş tamamdır dedim.. Manitayı tavlamak için doğruldum, artistik bir sesle 'selâm' dedim.."
Yıl: 2006 "Âbi onu karşımda öyle görünce çüş falan oldum yâni.. Oğlum bu iş bizi kasar dedim, fenâ göçeriz dedim, enjoy durumları yâni.. Ama concon muyum ki ben, baktım ki o da bana kesik.. Sarıl oğlum dedim, bu manita senin.. 'Hav ar yu yavrum?'"
Yıl: 2026 "Ven ay vaz si hör, ben çok yâni öyle işte birden.. Off, ay dont nov âbi yaa.. Ama o da bana öyle baktı, if so âşık len bu manita.. 'Hay beybi..'" __________________
Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), dilin doğru ve özenli kullanımını sağlamak amacıyla Türkçe kitapları bastırıp yayın kuruluşlarına gönderecek.
Türkiye'de sayıları 1400'ü bulan radyo ve televizyon kuruluşlarında çalışan sunucu, metin yazarı, program yapımcısı ve muhabirlerin Türkçe'yi daha doğru kullanmaları için harekete geçti.
TRT baş spikerlerinden Şener Mete tarafından 12 bine yakın sözcüğün doğru seslendirilmesi amacıyla hazırlanan "Telaffuzlar Sözlüğü" ile yabancı adların doğru okunuşlarını gösteren "Okunuşlar" isimli eserler, RTÜK tarafından kitap olarak bastırılacak. Üst Kurul, bu kitapları önümüzdeki günlerde Türkiye'deki tüm radyo ve televizyon kuruluşlarına gönderecek.
RTÜK Başkanı Zahid Akman, radyo ve televizyon programlarında Türkçe'nin doğru ve özenli kullanılmasını sağlamak için öncelikle bu kuruluşlarda sunucu, metin yazarı, program yapımcısı ve muhabirlerin Türkçe'yi daha özenli kullanmaları gerektiğini söyledi.
Radyo ve televizyon kuruluşlarına yardımcı olmak amacıyla Türkçe ve yabancı kelimelerin doğru okunuşlarını gösteren kitaplar bastırıp göndereceklerini ifade eden Zahid Akman, Türkiye?de izleyicilerin günde beş saate yakın televizyon seyrettiklerini anımsattı. Akman, "Dizi filmlerde, eğlence programlarında, haber bültenlerinde ya da reklam filmlerinde tekrarlanan Türkçe yanlışları virüs gibi dinleyenlerin kulağına, zihnine yerleşiyor ve konuşmalarında da etkili oluyor. Bunu önlemenin tek yolu radyo ve televizyon programlarında Türkçe'nin doğru ve özenli kullanılmasını sağlamaktan geçiyor"dedi.
yeni mesaja git
Yeni mesajları sizin için sürekli kontrol ediyoruz, bir mesaj yazılırsa otomatik yükleyeceğiz.Bir Daha Gösterme