|
duanda ısrarcı ol hamza |
|
_____________________________
|

1 Mobil
|
duanda ısrarcı ol hamza |
|
_____________________________
|
|
Her dua kabul olacak diye bir garanti yoktur ki. Dua etmemize neden olan sorundan alınması gereken dersi alma başarısını göstermek grekir. Çünkü sorunlar bunun için var. |
|
_____________________________
|
|
Estağfurullah. Herkesin fikri veya birikimi olabilir. Kimseyi çok abartıp başkalarını hafife almamak gerek. Genel çevresel adaptasyonda bir takım makro değişkenler kontrolümüzde ve algılarımızın hemen tespit edebileceği bir sınırda değil ve tür olarak onlara natüralist bir tutumla uyarlanabilmek gelişkin bir bilim kültürü ortaya çıkarmadan çok zor. Ama bir organizma açısından çevresel adaptasyonun alt branşı olan sosyal-fail uyarlanması evrimsel seçilim sürecinde çok daha ekonomik ve daha kolay bir mekanizma gelişimi ve oldukça işlevsel. Bu tip sosyal-fail adaptasyon insan algısı ve bilişselliğinin fail varsayma eğilimini öne çıkarıyor. Çalıların rüzgarla titreştiğini düşün. Beynin hemen bir fail arama eğilimine girer çünkü yanılmanın bedeli ağır değildir ama çalıda tuzak kurmuş başka bir insan veya hayvanı dikkate almamanın bedeli çok ağır olabilir. Saf natüralistik veya solipsistik bir algı bunu kaçırabilir. Büyük çevresel değişimlere adaptasyon dediğim gibi çok daha pahalı bir algı ve bilim kültürü gerektirdiği kadar bu büyük çevresel değişimler görece nadirdirler de. Çevresel ve sosyal faillerin yarattığı tehlikeler daha sık ve daha yaygındır. Bu özel evrimsel bilişsel yanlılığa "hiperaktif fail tespit aracı veya mekanizması" deniyor (hyperactive agency detection device, kısaca HADD). Bu tanrıları veya dinleri insan beyninin evriminin bir ürünü olmaya indirgiyor; daha doğrusu bunu ima ediyor. İndirgemeci (reductionist) bir paradigmadır bu. Buna karşın gene aynı teoriyi benimseyen ortaya çıkış (emergent) paradigması da aynı şeyi söyler ama bu teorinin dinleri ve tanrıları açıklamada tek başına yeterli olmadığını savunur - kısaca benim savunduğum görüş ve zaten ilgili bilimsel literatürde hakim-baskın olan paradigma. Sonuçta işin daha kompleks nörolojik, kültürel, sosyolojik boyutları, katmanları var. Romalılar dinlerine "Religio" derlerdi ve bu terim Latince "religare" yani "bağlamak, bağlanmak" fiilinden geliyor. Romalılar hemen hemen birçok ilkel hatta modern insan toplumunda olduğu gibi doğadaki veya arka plandaki insan yaşamına müdahil güçleri HADD çerçevesinde failleştirmişlerdi. Yani çevresel ve içsel güçleri muhatap olabilecekleri kişilerle - ilk önce animist bazda ruhlarla, ilahi varlıklarla, daha sonra daha sofistike Yunan ve Etrüsk dinleriyle tanıştıktan sonra da bayağı antropomorfik (insan biçimli) tanrılarla - doldurmuşlardı. Romalılar Varro ve Cicero döneminden hatta çok daha eskiden beri ilahi varlıklarla ilişkini anlatan dinlerini gene kendilerinin geliştirdiği Latince bir deyiş "Do ut des" ifadesiyle açıklarlardı. "Do ut des" Latince "vermen için veriyorum" demek. :) Romalıların ilahlarına dönük ritüelleri, duaları vb dinlerinin birçok uygulaması bu formülde ifadesini buluyordu; "Tanrı sana hürmet ediyorum, sen de bu kuluna sahip çıkasın" şeklinde farklı nüanslarla veya tarzlarda formüle edebilirsiniz. :) Birçok toplumun inancında, birçok dinde bu formül örtülü veya açık şekilde ya da biraz daha farklı ifadelerle, tanımlarla vs bulunur. Romalılar büyük filozof şair Lucretius gibi tek tük istisnaları es geçersek farkında olmadıkları emergent HADD paradigması içerisinde birçok antik hatta modern toplum gibi bu yolla kendi toplumsal düzenleri dahil çevrelerini kontrol edebileceklerine, belirli ihtiyaçlarını karşılayabileceklerini, tehditleri savuşturabileceklerini farz ediyorlardı. Günümüzde dua eden insanlar da kendi kültürlerinden öğrendikleri veya şartlandıkları şekilde ihtiyaçlarını karşılanmasında yardımcı olabilecek, en azından önlerindeki engelleri veya tehditleri savuşturabilecek daha güçlü faillerin desteğini arıyorlar ve bu sebeple bir umut dua ediyorlar. İnsanlar sürekli değişip üzerlerinde daimi bir evrimsel baskı kuran ezici bir çevrede sığınabilecekleri bir fail arıyorlar. Varsayım olarak - esasında çevreden veya eylemlerimizden kaynaklı - ilahi bir ceza veya ilahi terk edilmişlikten dolayı gelişecek bir beladansa bir duanın maliyeti daha düşük. :) Tabii bu maliyet boyutuyla ilgili olarak genelde dua sırasında - zaten çok enerji harcayan maliyetli bir organ olan insan beyninin - default mode network haline geçmesi ve bu şekilde sanki hafif uyku ve rüya halindeymiş gibi dinlenmesi, ilaveten zihin teorisi ve gene evrimsel, nörolojik ve sosyal teoriler çerçevesinde topluluğa uyum veya katkı sağlama arzusu, yatkınlığı gibi ele alınabilecek birçok boyut var. Ben daha çok ilgili mesajından yola çıkarak ilahlara inanmaya yatkınlıkla dua etme ilişkisi çerçevesinde bahsettiğim HADD Teorisi üzerinden gittim. Bahsettiğim gibi iki popüler paradigma var: 1) Reductionist HADD 2) Reductionist-Emergent HADD. Romalıların bağlamını da emergent versiyonunu vurgulamak için kullandım. Çünkü farklı kültürel bağlamlarda tanrı, tanrıyla ilişki, dua, dua eden ile dua edilen tanımları veya tasvirleri değişebilir. |
|
_____________________________
We're beyond sympathy at this point, we're beyond humanity.
|
|
isyanında haklı gibi ama burada rab ben sizin bilmediklerinizi bilirim diyor meleklere mesela o açıdan bakılabilir bazen fark etmeden hak ediliş mekanizması kendi özgür irademizin farkında olmadığımız zamanlarının bir tezahürüdür bazense ızdırari kaderdir bütün bunları enformatif olarak oturtmuş sistem yoksa rab dualara icabet edendir buyuyor kuranda ama her şeyin iyisini biz bilemeyize bağlanabilir ancak şeytan ve dünyadaki kötülük tezahürü batıni ve gündelik açıdan oluşturulmuş özgür irade manipülasyonu ve ortaya çıkan tablo tam da söylediğin gibi ama senin de bilmen lazım coğu insanın dünyadaki misali onların dünya hayatındaki geçici tatminlerle oyalanması hatta cezalandırılmış olması bile mümkün |
|
_____________________________
|