Şimdi Ara

## D-SLR > Terimler & Teknik bilgi ##Çekim teknikleri ipuçları

Daha Fazla
Bu Konudaki Kullanıcılar: Daha Az
2 Misafir - 2 Masaüstü
5 sn
112
Cevap
9
Favori
42.298
Tıklama
Daha Fazla
İstatistik
  • Konu İstatistikleri
  • Son Yorum 9 yıl
  • Cevaplayan Üyeler 76
  • Konu Sahibinin Yazdıkları 20
  • Ortalama Mesaj Aralığı 9 gün 14 saat 29 dakika
  • Son 1 Saatteki Mesajlar 1
  • Favoriye Eklediklerim 9
  • Konuya En Çok Yazanlar
  • JrMaster (20 mesaj) wise man (7 mesaj) Frostbite (3 mesaj) Asbestos (3 mesaj) taxonera (2 mesaj)
  • Konuya Yazanların Platform Dağılımı
  • Masaüstü (1 mesaj)
  • @
0 oy
Öne Çıkar
Tüm Forumlar >> Fotoğraf Makineleri ve Video Kameralar >> Dijital ve Analog Fotoğraf Makineleri >> ## D-SLR > Terimler & Teknik bilgi ##Çekim teknikleri ipuçları
Sayfaya Git:
Sayfa:
Giriş
Mesaj
  • Yarbay
    12689 Mesaj
    Konu Sahibine Özel


    D-SLR Terimler Teknik Bilgi Ve Öneriler Topiği


    İndirilebilir kaynak

    Dosya adı -----------------Dosya türü ---- Link
    Profosyonel Fotoğrafçılık ........ PDF ............ http://www.speedyshare.com/543920368.html
    İçerik
    Çekim teknikleri ve bir çok öneri 53 sayfa gayet güzel ve anlaşılır anlatım
    konuya eklemek isterdim ama çok sayfa tutuyor
    Linkteyi kaynak forumdaki kaynaktan farklıdır

    Ekstralar

    Eğitim videoları kısa anlatımlar

    Diyafram,Perdehızı ve iso etkisi gösteren bir site

    Diyafram ve perde ayarlarının etkisi gösteren ikinci bir site

    Pozlama süresi ve diyafram ayarına göre sonuçlar

    D-SLR Nedir ?

    Digital single-lens reflex
    "Sayısal Tek Mercek Yansımalı" anlamına gelir.(Digital Single Lens Reflex) SLR şeklinde bilinen değişebilen objektifli filmli fotoğraf makinalarının aksine ışık algılayıcısı olarak film değil CCD ya da CMOS görüntü algılayıcı kullanır.Buradan alınan ışık bilgisi kameranın içinde değişik sayısal işlemlere, dengeleme ayarlarına ve dosya sıkıştırmasına uğradıktan sonra basıma yahut depolamaya hazır hale gelir.

    CCD ve CMOS

    CCD veya CMOS, bildiğimiz elektronik devreler gibidir sürekli kullanılan elektronik film görevi görürler. Bu cihazların üzerinde, en az cihazın çözünürlüğü kadar sensör/devre vardır ve bu devreler, o noktaya düşen ışığı piksel cinsinden dijital ortama yansıtırlar.
    Örnek 5MP bir dijital fotoğraf makinesi üzerinde, 2560 x 1920 yani yaklaşık 5 milyon adet mini sensör bulunur.

    Megapixel

    Dijital fotoğrafçılıkta en sık duyacağımız terimlerden birisidir. Çekilen bir fotoğrafın, toplamda ne kadar milyon pikselden oluştuğunu belirtir. Bu, yatay ve dikey piksellerin yani çözünürlüğün çarpımı ile elde edilen bir sayıdır ve yaklaşık değere yuvarlanır.
    Günümüzde mega piksel (MP) tabanı 2 ve üzeridir. Yani bugün bir dijital kamera almak isterseniz, 2MP altında bir cihaz bulma şansınız pek yok. 2 MP ise, 1600x1200 çözünürlüğü demektir.
    Şu sıralar en yaygın çözünürlük, 5 MP ve 6 MP dir. 5MP fotoğraflar genelde consumer serisi cihazlardadır ve 2560x1920 çözünürlüğündedir. 6MP ise, daha çok profesyonel SLR cihazların taban çözünürlüğüdür ve 3072x2048 çözünürlüğü sağlar. Dikkat edilirse, profesyonel cihazlarda yatay ve dikey çözünürlüklerin oranı, diğerlerine göre biraz daha farklıdır.

    Ölü Piksel

    Makinedeki CCD/CMOS sensörlerinden birisinin arızalı olması durumudur. Bu durumda ilgili piksele karşılık gelen alanda hiçbirşey olmaz. Ölü pikseller bazen beyaz bir nokta, bazen renkli bir nokta şeklinde belirir ve her fotoğrafta bulunur.
    Bu bir hatadır. Tıpkı LCD ekranlarda olduğu gibi, ölü piksellerin fazlalığı çok rahatsız edicidir. Fazla sayıda ise, cihaz değiştirilmelidir. Hatta yüksek kaliteli profesyonel cihazlarda, tek bir ölü piksele bile tahammül olmaz ve garanti kapsamındadır.
    Ölü piksellerin giderilmesi, photoshop gibi yazılımlarla çok kolay yapılabilir ama çok fazla ölü piksel olursa, bu iş çok yorucu bir hale gelebilir.

    Film Rasyosu

    Bir dijital filmin çözünürlüğünde, yatay alanın, dikey alana oranına image ratio veya rasyo denir. Profesyonel seri cihazlar, genelde 35mm klasik filmle eşdeğer olarak, 3/2 rasyosunu kullanırlar. Yani yataydaki her üç piksele karşılık, dikeyde iki piksel oranını korurlar. Örneğin 6MP bir dSLR makine, 3072x2048 çözünürlüğünde foto çeker.
    Buna karşılık consumer ve prosumer serisi cihazlar, ideal ekran rasyosu olan 4/3ü kullanır. Bunlarda, yatayda her 4 piksele karşılık, dikeyde 3 piksel ile orantı kurulur.
    Burada bir önemli noktaya gelmiş oluyoruz. Profesyonel cihazlar genelde kağıt üzerine baskı alanında çalıştıklarından, kağıt baskı temellerini baz alırlar. Oysa giriş ve orta seviye cihazlarda hedef doğrudan kağıt değil, ekrandır ve ekran çözünürlüklerindeki yaygın olan 4/3 rasyosunu baz alırlar.
    Tabi bu durum, giriş seviyesi cihazlarla çekilen fotoların kağıda bastırılamayacağı anlamına gelmez. Onlar da fotoğraf kağıdına basılır ve hiçbir sorun yaşanmaz. Sadece kağıt ebatlarına göre sağdan soldan/yukarıdan aşağıdan ufak kırpmalar yapılabilir ki, bazen aynı kırpmalar, profesyonel cihazlar için de yapılmaktadır.

    Noise

    Noise, bir fotoğraftaki istenmeyen noktacıklardır. Film dünyasında buna grain adı verilirken, dijital dünyada noise (gürültü) denmektedir. Sensörlerin kendisine düşen ışığı doğru analiz edememesi ile ilgili bir durumdur ve noise seviyesi yükseldikçe, görüntü kalitesi düşer.
    Günümüzde iyi makineler, çok az noise üretmeleriyle ünlüdür. Buna karşılık daha düşük kalite makineler, daha fazla gürültü üretirler ve görüntü kalitesini bozarlar. Bu noktacıklar, özellikle açık renk alanlarda iyice çekilmezleşebilir.
    Noise seviyesi, muhtelif parametrelerle ilgilidir. Ortak noise problemleri, yüksek ISO değerlerinde ve az ışıklı ortamlarda kendisini gösterir. Buna karşılık ortak olmayan noise problemleri de vardır ve makineden makineye farklılık gösterebilir.
    Bazı makinelerin dijital algoritmaları, noise seviyesini düşürecek şekilde gelişmişken, bazıları değildir. Benzer şekilde bazı yüksek MP değerine sahip makinelerde CCD/CMOS taki devreler kalitesizdir ve fazla noise üretir.
    Bu durum, devrelerin birbirine yakınlığı ile de ilgilidir. Nasıl işlemcilere daha fazla transistör sığdırdıkça, daha fazla ısı sorunu ortaya çıkıyorsa, CMOS ve CCD lere de daha fazla piksel koymak, daha çok noise üretmesini sağlamaktadır zira noise, pikseller arası elektronik bir sorundur.
    Bu sebeple, kaliteli profesyonel cihazlar yüksek MP değerlerine sahip olmalarına rağmen, ışık devrecikleri arasındaki mesafe daha fazladır ve sensörler birbirini daha az etkiler. Buna karşılık daha ucuz makinelerde sensörler daha sıkışık bir alana toplanır ve noise artar zira sensörler birbirine parazit yapar.
    Pahalı makineler büyük sensörler kullanabilir. Büyük sensörler daha pahalı, daha maliyetlidir ve makinenin ebatları da buna müsaittir. Oysa müşteri seviyesi cihazlar daha ufak sensör kullanır ve maliyetten kurtarmaya çalışır. Kaldı ki, giriş seviyesi cihazlar genelde ufaktır ve bir de yer sorunları vardır.

    ISO

    Eskilerin ASA dediği ISO, filmin ışığa duyarlılığını belirler. ISO değerleri, genel olarak 50, 100, 200, 400, 800, 1600 şeklinde gider. Ama bazen ara değerler de kullanılabilir (80 gibi). Kimyasal fotoğrafçılıkta, fotoğraf üzerindeki kimyasalların daha duyarlı olması, dijital fotoğrafçılıkta da, elektronik ışık sensörlerinin daha duyarlı olması ile sağlanır. 200 ISO ile çekilen fotoğraf, tüm diğer parametreler aynı olması durumunda (ışık koşulları, diyafram, enstantene), 100 ISO ile çekilene göre iki kat fazla ışık alır.
    Yani ISO değerleri de, aynı pozlama süresi ve diyafram gibi (f-stop), ışığı artırmak veya azaltmak için kullanılır. Kimyasal fotoğrafçılıkta ISO değeri, fotoğrafçı tarafından kafasına göre değiştirilemez. Makineye takılan film makarası ne ise, onu ayarlayıp kullanmalıdır ama dijital fotoğrafçılıkta iş biraz farklıdır. Kullanıcı, sensör duyarlılığını dilediği gibi değiştirebilir.
    Yüksek ISO değeri olan filmlere “hızlı film” denir zira bu filmler, daha fazla ışık aldıkları için, daha kısa pozlama süresi kullanma olanağı sağlarlar. Örneğin, diyaframın aynı olduğu bir durumu düşünürsek, 100 ISO bir film/CCD duyarlılığı ile, bir pozu ideal olarak 1/15 sn pozluyorsak, 200 ISO bir filmde aynı ışık miktarını 1/30 ile elde ederiz.
    İlk başta aklımıza “o zaman hep yüksek ISO kullanıp, ışıktan ve zamandan kazanalım” gibi bir fikir gelebilir. Ama kazın ayağı öyle değildir. Zira filmin/CCD’nin ışığa duyarlılığı yükseldikçe yani ISO arttıkça, fotoğrafta “grain” (gren) adı verilen kumlanma oluşur. Dijital fotoğraflarda bunun adı ise “noise” yani çok küçük noktacıklar şeklindedir.
    Bu durumda yüksek ISO bize hız sağlarken, düşük ISO da netlik sağlayacaktır. Ama bazen netlik yerine, hız ve ışıktan kazanma önem kazanır. Mesela gece bir hatıra fotoğrafı çekmek istiyoruz ama tripod yanımızda değil. Bu durumda uzun pozlama yapamayız, yaparsak net görüntü elde edemeyiz. Ama ISO’yu birkaç stop artırarak, pozlama süresini birkaç stop düşürebiliriz. Böylece kısa süre içinde titretmeden fotoğraf çekebiliriz. Ama küçük kumlanmalara (veya noise) razı olmak kaydıyla.

    Iso Ayarları İçin Detay Bilgiler
    Dijital Fotoğraf Makinelerinin Işık Duyarlılığı

    Ortalama bir kullanımda 100 ISO normal değerdir. Işık gereksinimine göre 200, 400 ve hatta 800 bile tercih edilebilir. Yüksek ISO ağırlıklı olarak gece çekimlerinde ya da suni ışıkla aydınlatılmış kapalı mekanlarda kullanılır. Dijital fotoğraf makinelerin birçoğunda ISO ayarını Otomatik olarak seçmek mümkündür. Bu durumda makine gerekli olan değeri kendisi otomatik olarak kullanır. Yüksek ISO kullanmak gren sorununu arttırmakla beraber az ışığa ihtiyaç duyulmasını sağlayacağından daha büyük enstantane değerlerini kullanma imkanı sağlar. Örneğin 100 ISO kullandığınızda f2.8 – 1/10 sn değerlerini veren bir ortamda, 400 ISO kullandığınızda f2,8 – 1/80 kullanabilirsiniz. Enstantane yükseldiğinden oluşabilecek titreme ve netlik sorunun da önüne geçmiş oluruz.

    ISO DEĞERİ NASIL KULLANILIR?

    Günümüz modern dijital fotoğraf makinelerinde ISO değeri 50 ya da 100'den başlayıp 1600, 3200 ve üst seviye ürünlerde 6400'e kadar çıkabilir. Yüksek ISO'yu düşük aydınlatmalı mekanlarda netlik sağlamak, hareket eden objeleri dondurmak ya da fotoğrafın grenli olmasını istediğimiz durumlarda kullanabiliriz.

    Fotoğraf makinesine göre değişmekle birlikte kompakt ürünler için 200, profesyonel ürünler içinse 400 ya da 800'den sonra gren oranı artar. Bazı durumlarda fotoğrafa romantik bir hava katmak için bilerek tercih edilen grenli görüntü genelde çok istenen bir etki değildir. Fotoğrafta gri renkli noktacıkların oluşmasına sebep olduğundan netliği bozabilir.
    Ortalama bir kullanımda 100 ISO normal değerdir. Işık gereksinimine göre 200, 400 ve hatta 800 bile tercih edilebilir. Yüksek ISO ağırlıklı olarak gece çekimlerinde ya da suni ışıkla aydınlatılmış kapalı mekanlarda kullanılır. Dijital fotoğraf makinelerin birçoğunda ISO ayarını Otomatik olarak seçmek mümkündür. Bu durumda makine gerekli olan değeri kendisi otomatik olarak kullanır. Yüksek ISO kullanmak gren sorununu arttırmakla beraber az ışığa ihtiyaç duyulmasını sağlayacağından daha büyük enstantane değerlerini kullanma imkanı sağlar. Örneğin 100 ISO kullandığınızda f2.8 – 1/10 sn değerlerini veren bir ortamda, 400 ISO kullandığınızda f2,8 – 1/80 kullanabilirsiniz. Enstantane yükseldiğinden oluşabilecek titreme ve netlik sorunun da önüne geçmiş oluruz.

    HANGİ DURUMLARDA KULLANILIR?

    Yüksek ISO değeri yukarıdaki örnekte anlattığımız gibi yüksek enstantane ihtiyacı olan durumlarda tercih edilebilir. Daha net bir örnek vermek gerekirse: 3 yaşında çocuğunuz akşam evinizinin içinde koşturup duruyor. Siz de fotoğrafını çekmek istiyorsunuz. Flaş da kullanmak istemiyorsunuz (flaş kullandığınızda yüksek enstantane olacağından net fotoğraflar çekebilirsiniz).

    Ancak seri çekim yapmak istediğinizden flaş kullanırsanız makineniz sizi biraz bekletiyor (flaşın şarj olma süresi var). Fakat flaş olmayınca çocuğunuz hareketi ve yetersiz ışık sebebiyle fotoğraflar netsiz (flu) çıkıyor. İşte burada ISO değeri devreye girer ve siz ISO'yu yükseltirseniz (örneğin makineniz destekliyorsa 800 verdiniz) yüksek enstantane kullanacağınızdan net fotoğraflar çekebilirsiniz. Tabi bunun karşılığında fotoğrafların biraz grenli olmasını göze alacaksınız.
    Yüksek ISO sadece net fotoğrafar çekmek için kullanılmaz. Aynı zamanda kumlu görüntü (grenden dolayı) istenen özel durumlar için de tercih edilebilir (Photoshop'ta bile Noise efekti olduğunu hatırlatmak isterim). Bu kumlu görünüm fotoğrafa romantik bir hava katığı gibi efekt uygulanmış hissi de verebilir. Tabi bunu yerine ve duruma göre uygun şekilde kullanmak gerekir. Yoksa her yerde aynı etkiyi vermez.

    MAKİNE TÜRLERİNE GÖRE GREN

    Yüksek ISO kullanımı sonucu gren oluşması ağırlıklı olarak kompakt ürünlerde görülen bir sorundur. Bunun da sebebi ise yukarıdaki satırlarda kısaca değindiğimiz küçük sensör boyutudur. Kompakt ürünler genelde küçük bir sensöre sahiptirler. Bu sensörlerin boyutlarını küçük olması üzerlerindeki ışık algılayıcılarının birbirlerine yakın ve diital parazitlere

    Sayfa 1



    < Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi JrMaster -- 2 Şubat 2009; 13:35:10 >



    |
    |
    _____________________________
    Hırs seni kul etmesin, Allah seni hür yarattı




  • Yarbay
    12689 Mesaj
    Konu Sahibine Özel
    Sharpening (Keskinlik)

    Bir görüntünün keskinliği tanımlamak/değiştirmek için kullanılır. Hemen tüm dijital fotoğraf makineleri, kullanıcıya bu konuda parametreler sunar ve bu parametrelerde yapacağınız değişikliklere göre, medyaya kaydedeceğiniz JPEG dosyası, daha da keskinleştirilir veya keskinleştirilmez.

    Keskin görüntülerde objeler, birbirinden daha kolay ayrılır, sınırlar daha belirgindir. Fotoğrafı keskinleştirme işi, Photoshop gibi görüntü editörü yazılımlar tarafından da yapılabilir. Bu arada yeri gelmişken şunu belirtelim, Photoshopta keskinleştirme işi, en efektif olarak unsharpen mask ile yapılmaktadır.

    Keskinlik biraz da tercih meselesidir ve kimi kullanıcı çok keskin görüntülerden hoşlanırken, kimisi de biraz daha yumuşatılmış hatları seviyor olabilir.

    Keskinlik ile out of focus yani odaklanma sorunu birbirine karıştırılmamalıdır. Keskinlik parametresi ne kadar artırılırsa artırılsın, doğru odaklanma yapılmamış bir fotoğraf, boğuk ve flu görünecektir.

    RAW kayıtlarda, sharpening uygulanmaz ve imaj, ham haliyle kullanıcıya sunulur. RAW editör yazılımlarıyla dilediğimiz sharpening uygulanıp, JPEG e nihai şekli verilebilir.

    Contrast (Kontrast)

    Kontrast da, tıpkı Sharpening gibi bir parametredir ve oluşacak sonuç görüntüde renklerin birbirine zıtlığını belirlemek amacıyla, kullanıcı tarafından değiştirilir. Kontrastı artırılmış fotolarda objeler ve renkler birbirinden daha ayrı ve farklılığı gayet belirgin şekilde sunarken, düşük kontrastta renkler birbirine daha yakınca olur ve fotoğrafa soft (yumuşak) bir hava katar.

    Kontrast parametresini de varsayılan ayarlarda tutup, bu tip çalışmaları foto editörü yazılımlarla yapmak daha doğru bir harekettir zira bu yazılımlarda kontrastı dilediğimiz gibi artırabilir veya azaltabiliriz.

    RAW kayıtlarda, contrast parametresi değerlendirmeye alınmaz ve imaj, ham haliyle kullanıcıya sunulur. RAW editör yazılımlarıyla dilediğimiz kontrast uygulanıp, JPEG e nihai şekli verilebilir.

    White Balance

    Dijital kameralarla birlikte fotoğrafçılık gündemine giren kavramlardan birisidir. Ne olduğunu anlamak için, önce renkleri ve renk sıcaklıklarını anlamak gerekir. Biz bu kadar derine inmeden kısaca değineceğiz konuya.
    Bir beyaz kartonu sabah gördüğümüzde farklı, öğlen gördüğümüzde farklı, bulutlu havada gördüğümüzde farklı, akşam gün batımında gördüğümüzde farklı tonlar aldığını görürüz. Biz onun beyaz olduğunu biliriz sürekli ama ortamdaki ışık kaynağının ona kattığı bir ekstra renk değeri vardır. Örneğin evin içinde yanan sarı bir lamba, dışarıdan bakıldığında hafif yeşilimtrak ya da buz beyazı havası barındırır. Ama aynı ortamda bildiğimiz ampul kullanılırsa, bu defa sarımtırak bir hava sunar.
    İşte tüm bu ışık kaynağı farklılıkları, objelerin gerçek renklerini hayli değiştirir ve bu ortam sıcaklığı dikkate alınmadan yapılan çekimlerde, bazen insanların yüzlerinin ölü gibi bembeyaz/hafif yeşilimtrak, bazen de olduğundan çok daha sarı, sıcak, hatta kırmızıya çalan bir halde olduğunu görürüz.
    Bu sebeple çekim yaptığımız ortamda, white balance denen bir ayar yapmamız gerekir. White balance (beyaz dengesi), ortamdaki beyazın gerçek beyaz, diğer renklerin de gerçek haline uygun çekim yapabilmemiz için, makineye ortamdaki renk sıcaklığını tanıtmak demektir.
    Günümüzdeki bir çok makine, ortamdaki renk sıcaklığını kendisi tespit edebilmektedir. Bunu da, en beyaz kareyi baz alarak yapar ama eğer ortamda bunu sağlayacak bir renk dağılımı yoksa, otomatik beyaz dengesi doğru yapılamayabilir. Bu sebeple, renklerle uğraşıp, ışık kaynaklarına aşina oldukça, renk dengesini kendimizin kurması daha doğru bir tercih olacak ve beyaz dengesinin daha doğru yapılmasıyla, daha iyi renk tonları elde edeceğiz.

    Artifacts

    Dijital fotoğraftaki bozukluklara verilen genel isimdir. Kimi bozukluklar optik sistemden, kimisi CCDden, kimisi makinenin JPEG oluşturma algoritmasından kaynaklanabilir.
    Bu tip bozulmaların nereden kaynaklandığı çok önemlidir. Buna göre çözüm bulunması mümkünleşir veya kolaylaşır.
    Örneğin CCD veya optik sistemden kaynaklanan bozulmalara çözüm bulmak pek mümkün olmaz. Bu gibi durumlarda, genelde bu sorunla yaşama ya da cihaz değişikliği/tamiratı gibi seçenekler gündeme gelir.
    Makinenin kendi algoritmalarından oluşan artifaktların çözümlenmesi ise nispeten daha kolaydır ve makinenin firmware denen işletim sistemini değiştirmek, çoğu zaman sorunu giderir. Kimi üreticiler, raporlanan sorunlara göre firmware üretirler. Bazıları bunu kendisi günceller, kimisi ise kullanıcının güncellemesine olanak tanıyacak şekilde dizayn ederler makineleri.

    AF Assist Lamp

    Af assist lamp; oto fokus işlemini yapmak için makinenin kısmen ışığa ihtiyacı vardır. bunun için yeterli ışığın olmadığı durumlarda oto fokus yardımcı lambası devreye girer ve bu ışığın sayesinde netleme yapılır. assist ingilizcede yardım demektir

    [Edit by mbbilici ]

    Bazı DSLRlerde assist lambaları yetersiz kalabiliyor.Bu sefer devreye FLASH gırıyor.kısa kısa parlamalarla AFnın netlemesıne yardımcı oluyor.

    [Ek by Spyda]

    Dijital Kayıt Formatları

    Dijital dünyada fotografik objeler, bir sıkıştırma formatı ile bilgisayara aktarılır. Dijital kameralar, bu işi çekim sırasında halleder. Kimyasal fotoğraflar ise, tarama sonrası dijital ortama aktarılırlar.
    En yaygın kullanılan fotoğraf formatı JPEG dir. JPEG, kayıplı bir algoritmadır yani JPEG ile sıkıştırılan fotoğraflarda, gözün göremeyeceği veya çok zor göreceği bazı kayıplar oluşur ama yer ve zaman kazancı o kadar fazladır ki, buna göz yumulur.
    JPEG formatında, sıkıştırma kalitesi veya algoritmaları seçilebilir. Ama JPEG, sürekli okunup yazıldıkça (yeniden kaydedildikçe), her seferinde biraz daha fazla kalite kaybettirir. Bu sebeple, fotoğraflarımız ile foto editörleri aracılığıyla oynama yaparken, orjinallerini muhafaza etmeli, aynı jpeg i defalarca kaydetmek yerine, bunu önce kayıpsız bir formata dönüştürüp, çalışmaları onun üzerinde yapmalı ve nihai aşamada jpeg e geri dönmeliyiz.
    Dijital dünyada kayıpsız formatlar da vardır. Bunlardan en yaygın olanı TIFF formatıdır ve kayba izin vermez. Eski ve yaygındır. Bununla birlikte başka kayıpsız formatlar da vardır. Örneğin PNG gibi. TIFF, artık fazla yer tuttuğu için pek önerilmiyor ama yaygınlığı sebebiyle, çok yerde kullanılıyor.
    En büyük yer tutan format ise BMP formatıdır ve malesef, basit dosyaları devasa boyutlara getirebilir bu format.

    RAW Formatı

    RAW, dijital fotoğraf makinelerinin negatifi olarak tanımlanır. CCD veya CMOS üzerindeki ham veriyi, hiçbir görsel işleme tabi tutmadan bilgisayara aktarmayı sağlar. Zira aksi belirtilmedikçe dijital kameralar bazı görsel işlemler yaparlar.
    Çekilen bir foto, JPEG olarak kaydedilmeden önce ona white balance uygulanır, ardından keskinlik (sharpening) ayarı (makinede vardır, tarafımızdan belirlenen bir değerdir) uygulanır, benzer şekilde kontrast uygulanır ve son olarak, fotoğraf tanımlanan ölçüde kayıplı olarak sıkıştırılarak, belleğe saklanır. RAW ise, bunların hiçbirini yapmadan fotoğrafı ham haliyle kaydeder ve bir RAW editör yazılımıyla, bu ayarları bilgisayar başında kendinizin yapmanızı sağlar. Bu bir anlamda dijital film banyosu olarak düşünülmelidir.
    Her dijital fotoğraf makinesi RAW formatında kaydedemez. Yeni ve gelişmiş makineler bu işlemi yapabilmektedir. RAW formatı, kayıplı bir sıkıştırma olmadığından, disk ve dijital bellek üzerinde fazla yer tutar, kaydetmesi ve aktarması da fazla zaman alır. Ama ciddi fotoğraflar genellikle RAW formatıyla çekilir ki, üzerinde istenen ayarlamalar yapılabilsin.


    Sayfa 2



    < Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi JrMaster -- 27 Temmuz 2008; 12:26:37 >
    |
    |
    _____________________________
    Hırs seni kul etmesin, Allah seni hür yarattı




  • Yarbay
    12689 Mesaj
    Konu Sahibine Özel
    Net Alan Derinliği (Depth Of Field)

    Net alan derinliği, genelde DOF olarak kısaltılır ve odaklanan objeden öncesi ve sonrasının net olup olmayacağını, olacaksa ne kadarlık kısmının net olacağını belirler.
    Net alan derinliğini etkileyen en temel parametre, diyaframdır. Diyafram açıldıkça, net alan derinliği azalır. Diyafram kapandıkça, net alan derinliği artar. Fotoğrafçılıkta en çok kullanılan tekniklerden birisidir.
    Net alan derinliğini (DOF) düşük tutmak, objenin arka ve ön planlarını bulanıklaştırmayı sağlar. Çoğu zaman objenin ön tarafı boştur ama arka planı temizleme şansımız olmaz. Bu gibi durumlarda diyaframı mümkün olduğunca açmalı, ışık fazlalığını engellemek için de pozlama süresini düşürmeliyiz. Böylece odaklandığımız objeler çok net çıkacak ama arka plan bulanıklaşacak ve fotoğrafa çok hoş bir hava katılmış olacaktır.
    Net alan derinliğini artırmak gereken durumlarda ise diyaframı kısmamız yani yüksek diyafram değeri kullanmamız gerekir. Manzara fotoğrafları veya arka planı da fotoğrafa katmak istediğimiz durumlarda, net alan derinliğini yüksek tutmalıyız.
    Net alan derinliğini etkileyen bir diğer faktör ise, fokal uzaklıktır. Kafamızı karıştırmamak için, buna zoom diyelim şimdilik. Bir objeye ne kadar zoom yaparsak, net alan derinliği de o kadar azalacak ve arka plan blurlaşacaktır. Bu mercekler ve optik ile ilgili bir konudur. Burada daha fazla detayına girmeye gerek yok.
    Makro fotoğraflar, diyaframın çok açılıp, objenin çok yakınından odaklanıldığından (bir anlamda zoom), net alan derinliği çok azdır. Makro fotoğraf konusuna ileride değineceğim.
    Net alan derinliğini azaltmak ve artırmak için zoom kullanılabileceğini belirtmiştik ama bu, diyaframın sağladığı kadar bir güç sağlamaz fotoğraf üzerinde. Doğru ve güçlü bir DOF için, temel parametremiz diyafram olmalı, ikinci parametremiz ise zoom olmalıdır. Diğer bir deyişle, net alan derinliğini en düşük tutmak için, diyaframı mümkün olduğunca açmalı, ek olarak gerektiği kadar zoom yapmalıyız. Yukarıdaki örneklerimizden şelale önündeki kız çocuğu, net alan derinliği konusunda iyi bir örnektir zira burada hem diyafram açılabildiği kadar açılmış, hem de gerektiği kadar zoom yapılmıştır.
    Burada lensler ile ilgili bir detayı da belirtmekte fayda var. Lensler, zoom yaptıkça en açık diyafram pozisyonundan kaybeder. Yani zoom yapmadan önce 2.0 açıklığa ulaşabilen bir diyafram, zoom sonrası 2.8’den daha fazla açılamayabilir. Bu, optik/mekanik bir durumdur.

    Otomatik ve Manuel Odaklanma

    Fotoğraf çekilirken biz farketmeden, arka planda çok şey yapılır. Bunlardan kullanıcıya düşen ve en zor olan şeylerden birisi de odaklanmadır. Daha doğrusu odaklanma idi. Ta ki, otomatik fokuslama sistemleri geliştirilene kadar. Bu sistemler, hedefteki objeyi farkeder, ona göre mesafe ölçümünü yaparak, odaklanmayı sağlarlar.
    Otomatik fokuslama öncesinde fotoğrafçılar, nesneye odaklanmak için kendileri uğraşırlar ve bir halkayı çevirerek, o nesnenin en ideal halini yakalamaya çalışırlardı. Bu da oldukça zor bir iştir zira ufacık bir vizörden, uzaktaki bir objenin netliğini anlayabilmek ve buna göre ayarlama yapabilmek hayli zordur.
    Bu yüzden otomatik fokuslanabilen lensler, fotoğrafçılığı hayli kolaylaştırdı. Otomatik fokuslamada muhtelif yöntemler kullanılır objeyi tespit edebilmek için. Bunlardan en bilineni, kontrast’tan yola çıkarak objeyi seçen sistemdir. Günümüzün bazı dijital fotoğraf makinelerinde laserli odaklama bile kullanılabilmektedir ama hala en ideal yöntem, kontrast’tır. Zaten laserli (hologram) sistemler de, kontrast oluşturmak için devreye girerler.
    Manuel fokus yapabilmek için, lens üzerindeki halkayı sağa veya sola çevirerek, netleme yapılması gerekir. Günümüzün consumer tipi fotoğraf makinelerinin çoğu manuel fokus yapmaz. Sadece otomatik fokusla çalışır. Daha gelişkin cihazlar ise fotoğrafçıya manuel fokuslama olanağı sağlar ama pek çok fotoğrafçı bunu kullanmaz zira gerçekten zordur. Zaten günümüzde lens kalitesini belirleyen temel etmenlerden birisi de, otomatik fokuslama hızı ve bu konudaki güvenilirliğidir.
    Manuel fokusun en önemli olduğu zamanlar, düşük ışık ortamlarıdır zira günümüzdeki ortalama lensler, düşük ışık ortamında bazen odak sapması yapabilmektedir zira düşük ışık, kontrastın da düşük olması demektir

    Odak kontrolü

    Dijital bir fotoğraf makinesini odaklamak genellikle bir düğmeye basmak kadar kolaydır. Ancak fotoğraf makinelerinin çoğu fotoğraf çekimi sonuçlarınızı daha iyi kontrol edebilmeniz için odaklama özellikleri sunar.

    Otomatik odağın kavranması Dijital fotoğraf makinenizin vizöründen bakarsanız, buradaki şansınız ortadaki daire veya ince artı işareti olacaktır. Bu işaret türleri fotoğraf makinenizin otomatik odağı kullandığını işaret eder. Otomatik odak, mesafeyi ses dalgalarıyla veya nesnenizin kızılötesi ışığı yansıtıp fotoğraf makinesine geri yollarken harcadığı zamanı ölçerek hesaplar. Hesaplama yapıldığında, fotoğraf makinesi objektife göre odağı ayarlar. Çoğu durumda, fotoğraf makinesi nesnenizi odaklayabileceğinizden daha hızlı çalışır. Bu sizi görüntünüzü düzenlemeye ve yakalamaya yoğunlaşmanız konusunda özgür kılar.

    Odağın kilitlenmesi Şipşak fotoğraf makineleri "merkez ağırlıklı" bir odağa sahiptir, bu fotoğraf makinelerinin vizörün ortasındaki nesneye odaklanması anlamına gelir. Bu asıl ilgi noktanızı merkezin dışına koymak istediğinizde bir problem haline gelir, ancak bu çözümü kolaydır. İlk örnek odağın kilitlenmemesi durumunda bu manzaraya ne olacağını gösteriyor. Fotoğraf makinesi merkezdeki şelaleye harika odaklandı. İnsanlara odaklanmak için ilk önce onları vizörünüzün ortasında görün ve deklanşöre kısmen basarak üzerilerindeki odağı "kilitleyin". Sonra, deklanşörü kısmen basılı tutarak fotoğrafı görmek istediğiniz şekilde fotoğraf makinenizi yeniden konumlayın ve deklanşöre tam olarak basın.

    Paralaks Genel olarak, dijital şipşak fotoğraf makinelerindeki vizörler nesneyi tam olarak yakalanacakları şekilde "görmez". Buna paralaks -fotoğraf makinesinin vizöründe gördüğünüz ve fotoğraf makinesi objektifinin "gördüğü" arasındaki fark- neden olur. Paralaks problemleri fotoğraf makinenizi yakın çekim (close-up) modunda kullandığınızda artar. Bazı dijital fotoğraf makinelerinde nesnenizi doğru bir şekilde çerçeve içinde tutmanıza yardımcı olacak vizör çizgileri bulunur. Fotoğraf makinenizde belirli çizgiler yoksa ancak bir görüntü ekranı veya bir LCD varsa, bu ekranı veya LCD'yi yakın çekim (close-up) modunda nesnenizi düzenlemek ve nesnenizin fotoğrafını çekmek için kullanabilirsiniz. LCD vizörünü kullandığınızda fotoğraf makinenizin pilleri optik vizörü kullandığınız süreden daha hızlı tükenecektir.

    Otomatik odaktaki gecikmeler Otomatik odaklı fotoğraf makinelerindeki gecikmeler, siz ve nesneniz arasındaki bir obje nedeniyle, fotoğraf makinenizin odaklandığı noktayı ayırt edememesi durumunda ortaya çıkar. Büyük bir insan topluluğunun fotoğrafını çekiyorsanız, fotoğraf makinesi doğru odağın nerede olması gerektiğini belirlerken zorluk çekebilir. Her iki durumda da, fotoğraf makinenizi hedefinizdeki asıl alana yöneltin ve deklanşöre kısmen basarak odağı kilitleyin. Fotoğrafınızı yakalamak için deklanşöre tamamen basın.

    Diyafram (Aperture)

    diyafram ışığın girmesi için bir deliktir ve fotoğrafçı tarafından açılıp, kapatılabilir. Aşağıda diyaframın iki hali görülmektedir. Soldaki hali, en kapalı şekli, sağdaki hali ise, en açık şeklidir.



    Diyafram “stop” olarak tanımlanan bir birim beraberinde bir değerle ifade edilir. Bu değer küçüldükçe diyafram daha fazla açılır, değer büyüdükçe, diyafram daha fazla kısılır. Yani soldaki diyafram kapalı olmasına rağmen, stop cinsinden değeri daha yüksektir. Sağdaki diyafram ise, çok daha açık olmasına rağmen, stop cinsinden değeri daha küçüktür.
    Diyafram değerleri, 1, 1.4, 2.0, 2.8, 4.0, 5.6, 8, 11, 16, 22... şeklinde gider. Bunlara ek olarak ara duraklar da vardır. Örneğin 3.5 gibi. Her bir diyafram değeri, öncekinden iki kat fazla ışık anlamına gelir. Yani diyafram değeri bir durak (stop) küçülürse, aslında diyafram bir stop daha açılmış olur ve makinenin içine giren ışık miktarı, iki katına çıkar. Bu bir kuraldır ama matematiksel temeli de vardır. Her bir diyafram değerinin karesi, bir sonraki değerin karesinin yarısına eşittir. Bu da aklımıza “dairenin alanı hesaplaması” formülünü getiriyor.
    Diyaframı birer seviye açma (değer düşürme) ve kapama (değer artırma) ile, bir kat daha fazla ışık alırız film üzerine ya da eksiltiriz. Aşağıda değineceğimiz enstantene de aynı işi yapar. Peki o zaman bunları değiştirmek, neyi değiştiriyor ?
    Bu değerleri değiştirmek, bize görüntü üzerinde efekt uygulama şansı vermektedir.
    Açık diyafram (düşük değer), odaklanan objeyi netleştirirken, bu odak mesafesi dışında kalan objeleri giderek bulanıklaştırır (blur). Bu da objelerin ön ve arka planlarını temizlememize ve objenin kendisini öne çıkarmamıza yardımcı olur. Kısık diyafram ise, net alanın daha fazla olmasını sağlar. Yani çalışma ilkesi aynı gözümüz gibidir. Gözümüzü çok fazla açıp bir objeye bakarsak, arka planın hafifçe bulanıklaştığını görürüz.
    Aşağıda, diyaframın 2.8’e kadar açılarak, arka plandaki şelalenin bulanıklaşması ve objenin öne çıkarılması sağlanmıştır.



    Her lens, her diyafram aralığını sunamaz. Bir lensin gücü ve kalitesi, sunabildiği açıklık-kapalılık alanı ile de ölçülür. Günümüzde pahalı ve kaliteli lensler, çok düşük diyafram değerlerinden (maksimum açıklık), çok yüksek diyafram değerlerine kadar bir seçenek sağlar. Diyaframı çok açılabilen lenslere hızlı lens denir çünkü o lensler, film üzerine daha hızlı bir şekilde bol ışık düşürebilir.
    Consumer serisi dijital kameralar ise bu konuda fazla güçlü değildir ve sunabildikleri diyafram aralığı, (genellikle) 2.0 ile 8 arasında, 2.0, 2.8, 4, 5.6 ve 8 olarak toplam 5 stoptur (birimdir).
    Zoom lenslerde özel bir durum söz konusudur. Bir lens, en az zoom durumunda sunduğu diyafram açıklığını, en fazla zoomda sunamaz. Yani maksimum zoom ile minimum zoom arasında yarım, bazen bir stop fark oluşur. Bu optik/mekanik bir durumdur.
    Fotoğrafçının, fotoğrafla ilgili temel becerileri, doğru diyafram değerini kullanması ile ortaya çıkar. Yani değiştirebileceğimi diyafram, enstantene ve ISO değerlerinden belki de en önemlisi, diyaframdır.
    Portreler çekilirken, genelde açık diyafram kullanılır, buna karşılık manzara fotoğrafları genelde kısık diyaframla çekilir. Diyafram ve alan derinliği konusuna aşağıda “Net Alan Derinliği” başlığında değineceğiz


    Enstantene (Shutter)

    Film üzerine düşecek ışığın süresini belirlemeye yarar. Bir perdedir ve belirlediğiniz süre boyunca açık tutulur ve ardından kapanır. Bu süre içinde lensten ve diyaframdan süzülen ışık, film üzerine yansıtılır. Ölçü birimi yine stoptur ve kendisine göre özel artış katsayılarıyla gider. Obtüratör, enstantene, shutter, perde, örtücü gibi isimlerden herhangi bir tanesi kullanılabilir. Yaygın kullanımı ise pozlama süresi şeklindedir.
    30, 15, 8, 4, 2, 1, ½, ¼, 1/8, 1/15, 1/30, 1/60, 1/125, 1/250, 1/500, 1/1000..... şeklinde gider ve ışığın kaç saniye boyunca fotoğraf filmi ya da CCD üzerine düşeceğini belirler. Dikkat edilirse, süreler bir öncekinin yarısı şeklindedir ya da tersinden bakılınca, aynı diyafram gibi, bir stop noktası, kendisinden önceki veya sonrasının iki katı ya da yarısı kadar ışık sağlar filme.
    Aslında normal kullanımda bu değerler, ortamdaki ışığın miktarına göre 1/30 sn ile, 1/500 civarı arasında değişir ama pozlama süresi (enstantene) ile oynayarak, fotoğrafa katacağımız çok fazla şey vardır. Çok yüksek enstanteler, filme çok az süreyle ışık girmesini sağlayacak, buna karşılık hareketi “dondurmamızı” sağlayacaktır. Keza düşük değerler ise, filme daha fazla ışık girmesini sağlayacak fakat hareketi hissettirecektir.
    Örneğin gerilerek topa vuran bir çocuğu düşünün. Tam topa vurduğu anda fotoğrafını çektiğimizi varsayalım. Eğer 1/1000 sn gibi bir enstantene kullanırsak, çocuk topa vurduğu anda dondurmuş oluruz görüntüyü. Buna karşılık 1/15 enstantene ile çekim yaparsak, çocuğun topa doğru gelen ayağı, hafif bulanık şekilde belli olur ve topun hareketi izleyici tarafından farkedilir.
    Aşağıdaki örnekte havadaki damlaların donmasına dikkat edin.



    Bu örnekte yaklaşık 1/30 gibi bir pozlama süresi süresi kullanılmıştır. Eğer bunu 1/125 veya 1/250 olarak pozlasaydım, havadaki damlacıklar adeta donacak, çocuğun el hareketi hissedilmeyecekti. Benzer şekilde 1/8 gibi bir pozlama süresi kullansaydım, tripoda gereksinim olacaktı ve bu sefer havadaki damlacıklar daha uzun olacak, fakat çocukların hareketleri çok fazla bulanıklaşacaktı. Sağdaki kız çocuğunun ellerindeki bulanıklık, o ellerin hareketli olduğunu göstermektedir. Yani aslında tam da olay anı çekilmiş, çocuk iki eliyle arkadaşına su püskürtürken, diğerinin savunması, havada uçuşan damlacıkların bıraktığı izler ve diğer faktörler, bize orada çok yoğun ve ani hareketlerin olduğunu göstermektedir.
    Tabi bu, konuyu anlatmak üzere örnek bir fotoğraf. Ama pek de iyi bir çalışma sayılamaz zira arka planda çok fazla obje var dikkati dağıtan.
    Uzun pozlama gerektiğinde yani 1/30 sn veya daha uzun süre (1/8, ¼, 1 sn vb) pozlama yapılacaksa, tripod adı verilen bir üç ayak sistemi kullanılmalı ve fotoğraf makinesi sabitlenmelidir. Aksi takdirde, eldeki titremeler, fotoğrafı bozacaktır. Eğer ortamda bir tripod yoksa, fotoğraf makinesini sabitlemek gerekir. Bu amaçla yapılabilecek en iyi şeylerden birisi, bir yere yaslanmak olmalıdır.
    Gece fotoğrafları, uzun pozlama süreleriyle çekilir. Buna karşılık diyafram, mümkün olduğunca kısılarak, uzaktaki ve yakındaki objelerin netlemesi yapılır. Zaten diyafram çok kısıldığı için ışık iyice azalacağından, pozlama süresini uzun tutarak, objelerin film üzerinde belirmesi sağlanır. Aşağıda, aynı mekan ve zamanda iki ayrı fotoğraf görülmektedir.



    Bu fotoğrafların her ikisi de diyafram 8 olacak şekilde çekilmiştir ama ilkinde perde 8 saniye açık kalmış, ikincisinde ise 30 sn. açık kalmıştır.
    Yani ikinci fotoğraf, birinciye göre 2 stop fazla pozlanmıştır (1, 2, 4, 8, 15, 30, 60 sn şeklinde gideceğini hatırlayalım). Dolayısıyla ikinci fotoğrafta bazı patlamalar oluşmuş, minare ve şerefelerinde detay kalmamıştır. Eğer bir fotoğrafı da 2 sn pozlasaydık, o da ilkine göre 2 stop eksik pozlanmış olacak, bu sefer de fotoğraf fazla karanlık kalacaktı.
    Fotoğrafçı, pozlama süresini kullanarak, ışığı artırmak suretiyle bazı gece çekimleri yapabildiği gibi, hareketin varlığını fotoğrafa da yansıtabilir. Ama pozlama süresi ve diyafram, birbirlerinin karşıtı unsurlar olduğu için, bazen birbirlerine yardım amaçlı da kullanılırlar.
    Örneğin bir poz için diyaframı fazlasıyla açmamız gerektiğini düşünelim. Ama ortamdaki ışık çok fazlaysa, diyaframı iyice açınca, poz patlayacak yani overexpose olacaktır. Bu durumu engellemek için, pozlama süresi kısılabilir. Benzer şekilde geceleyin bir sahildeki ışıkları pozlamak istediğimizde, diyaframı mümkün olduğunca kısmamız gerekir ki, o uzaktaki ışıkları net bir şekilde pozlayalım. Diyafram kısılınca film/CCD üzerine az ışık düşeceği için, bu kez kapkaranlık bir fotoğrafla karşı karşıya kalırız. Bu durumda pozlama süresini uzatarak, gerekli ışığı sağlarız.
    Yani diyafram ve pozlama süresi (enstantene), birbirlerine yardımcı olmak amacıyla kullanılır ve ters orantılı bu iki unsur, içeri giren ışığı dengelemek amaçlı olarak artırılır veya azaltılır. Eğer ışık doğru dengelenmezse, ya overexpose (patlama) olur, ya da underexpose olur (eksik pozlama, karanlık kalma).
    Bu arada dijital makinelerde iki ayrı tip perde olduğunu söylememiz gerekiyor. Bunlardan ilki mekanik perdedir ve kimyasal makinelerle aynı şekilde çalışır. İkinci tip ise dijital perdedir ve bu perde aslında lojiktir. Yani ortada bir perde yoktur, sadece CCD veya CMOS sensörünün elektronik olarak devreye alınıp, devreden çıkarılması şeklinde çalışır.
    Dijital fotoğraf makinelerinin bir farkı da, ara pozlama süreleri konusunda çok detaylı sonuçlar verebilmesidir. Örneğin 1/159sn gibi bir pozlama süresiyle kimyasal fotoğraf makinesinde karşılaşmazsınız ama dijitallerde böyle olabilir


    Sayfa 3



    < Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi JrMaster -- 26 Temmuz 2008; 2:34:05 >
    |
    |
    _____________________________
    Hırs seni kul etmesin, Allah seni hür yarattı




  • Yarbay
    12689 Mesaj
    Konu Sahibine Özel
    Çekim Modları
    Fotoğraf makineleri, kullanıcılarına çeşitli kolaylıklar sağlarlar. Bunların başında, amaca yönelik çekim modları gelir.
    1. Diyafram öncelikli (aperture priority) : Fotoğrafı çekerken, diyaframı bizim ayarladığımız, buna karşılık pozlama süresinin makine tarafından ayarlandığı durumdur. En sık kullanılan çekim modlarından birisidir. Ben genelde bu modda çekim yapıyorum örneğin.
    2. Enstantene öncelikli (shutter priority) : Çekim sırasında pozlama süresini bizim ayarladığımız, buna karşılık o pozlama süresine göre makul ışık girmesini sağlamak için diyaframın makine tarafından ayarlandığı durumdur.
    3. Manual çekim : Hem diyafram ve hem de pozlama süresinin fotoğrafçı tarafından belirtildiği durumdur. Uzmanlık ve bilgi ister. Ciddi bir ışık bilgisi gerektirdiği için, acemiler tarafından yaygın kullanılmaz.
    4. Otomatik mod (Auto mode) : Size sadece kareyi belirleyip, deklanşöre basmayı bırakan moddur. Tüm yeni kullanıcılar için en ideal moddur zira ortamdaki ışığa ve diğer öğelere göre pozlama süresi ve diyafram otomatik olarak ayarlanır. Anı fotoğrafları için en ideal moddur. Zira anı fotoğrafları (çoğunlukla) görsel efektlere ihtiyaç duymaz. Ben bu modu da sık sık kullanıyorum. Yani otomatik modda çekim yapmak pek de ayıp değil
    5. Makro Modu (Macro mode) : Makro çekimler yapmak için kullanılır
    6. Sürekli çekim modu (burst/continious mode) : Bazen hareketli bir objeyi, birkaç kare ardarda çekmek gerekebilir. Bu gibi durumlarda, burst modu kullanılır ve (makinenin kapasitesine göre) saniyede belli sayıda pozu, ardarda çekerek kaydeder. Spor müsabakalarında, doğa fotoğrafçılığında hareketi yakalamak (decisive moment) için kullanılır. Günümüzün gelişmiş dijital makineleri, saniyede 3-4 kare çekim yapıp, bunu 3-4 saniye boyunca sürdürebilmektedir.


    Makro Fotoğraf

    Makro, temel olarak bir objeyi çok yakından çekmek olarak tanımlanabilir. Aslında bunun bir ölçüsü de vardır ve 1:1’dir. Yani bir obje, 36x24 mm boyutlarındaki filme sığacak şekilde, gerçek büyüklüğü ile çekildiğinde makro olarak tanımlanmalıdır ama günümüzde close-up (yakın plan) veya 1:1’den daha büyük yakınlaştırmalara bile makro diyebiliyoruz.
    Makro çekim, lens kapasitesi ve makinenin yetenekleri ile ilgilidir. Günümüzde dijital fotoğraf makinelerinin çoğu makro çekim moduna sahiptir ama kimyasal (analog) makinelerin kendisi, doğrudan bu yeteneğe sahip olmaz. Onlarda, lensin modeli bu olanağı sağlar.
    Her ne kadar makro 1:1 olarak tanımlansa da, günümüzde yakın plan her çekim makro olarak değerlendiriliyor. Oysa bu tip yakın plan çekimlere close-up adı verilmektedir. Ama makro çekeceğimiz her objenin 36x24 boyutlarında olmasını da bekleyemeyiz.
    Makro fotoğrafçılığı, basit bir hevesin ötesindeyse, ciddi yatırımlar gerektirir. Bunun için ek lensler, konvertörler, makro flaşları vb. almak gerekir. Ama bu yatırımlar, ancak ciddi paralarla yapılabilir. Bu sebeple, dijital makinelerin makro çekim modları, bizim için kurtarıcı olmaktadır.

    Fotograf Çekme Modları

    Dijital fotoğraf makinesi auto (otomatik), portrait (portre), landscape (manzara), sports (spor), action (hareket) ve night (gece, yani az ışıklı ortam) dahil çeşitli resim çekme modları sunar. Seçim modları genellikle dijital fotoğraf makinenizin üzerinde yer alan kadranın üstünde bulunur. Dijital fotoğraf makinenizde hangi fotoğraf çekme modlarının bulunduğunu belirlemek için makinenizi veya kullanıcı el kitabınızı kontrol edin.

    Auto (otomatik) modunun kullanılması Otomatik mod genel fotoğraf çekimi için iyi bir seçimdir. Bu ayarı kullandığınızda, dijital fotoğraf makineniz otomatik olarak poz, odak ve flaşı ayarlar. Otomatik modda, otomatik flaş seçeneklerini önemsemeyebilir ve flaşı kapamayı, dolgu flaş kullanmayı veya gözlerin kırmızı çıkma sorununu azaltmayı tercih edebilirsiniz.

    Portre modunun kullanılması Portre modunun kullanılması nesnenizin netleşmesine neden olur ve odak dışında kalan nesnenizin arkasındaki diğer nesnelerin de görülmesini sağlar. Portre modu kişi, hayvan veya çiçek gibi tek nesnelerde iyi sonuç verir. Fotoğraf makinenizi dikey hale getirmeyi ve nesnenize yakınlaşmayı unutmayın. Arka plan, deneme fotoğraf makinesinin telefoto bölümünün kullanılmasıyla bulanık gözükecektir.

    Landscape (manzara) modunun kullanılması Manzara modunda dağlar, ufuk çizgisi ve geniş manzara gibi çok uzağınızdaki nesneleri yakalayabilirsiniz. Bazen manzara modunda otomatik olarak düşük obstüratör hızı seçilir, o zaman üçayak gibi sabit bir destek kullanmalısınız. Fotoğraf makinesinin sallanması son görüntünüzü bulanıklaştıracaktır.

    Sports/action (spor/hareket)
    modunun kullanılması Bu modda arabalar, atletler ve çocuklar gibi hareket halindeki nesneler yakalanır. Bu modu kullanırken makinenizi hareketli nesne yönünde çevirmeyi deneyin. Deklanşöre kısmen basarak poz ve odağı önceden ayarlayın. Fotoğraf çekimi için hazır olduğunuzda, deklanşöre tam olarak basın.
    Night (gece) modunun kullanılması Bu modu gece veya az ışıklı koşullarda kullanın. Flaş fotoğraf makinesine yakın nesneleri aydınlatacaktır. Daha uzun süreli poz arka plandaki ayrıntıları yakalayacaktır. Üçayak gibi bir fotoğraf makinesi desteği veya düz bir yüzey kullanmak iyi bir fikirdir.

    Av (aperture value - açıklık değeri ) modunun kullanılması Odaktaki nesne dizisini kontrol etmek için, deklanşör hızını otomatik seçen bir objektif açıklığı ve fotoğraf makinesi seçin. Küçük bir açıklık (büyük sayıda) seçerseniz odakta daha fazla nesne gözükecektir. Daha büyük bir açıklık (küçük sayıda) seçerseniz odakta daha az nesne gözükecektir.

    Tv (time value - zaman değeri) modunun seçilmesi Hareketli çekimleri kontrol etmek için, obstüratör hızını seçin. Fotoğraf makinesi otomatik olarak objektif açıklığını seçecektir. Yüksek bir obstüratör hızı (yüksek sayılı obstüratör) hareketli görüntüyü dondurur. Düşük bir obstüratör hızı (düşük
    sayılı obstüratör) nesneyi bulanıklaştırır.

    Rengin kontrol edilmesi
    Özel efektler yaratmak için siyah beyaz ve renkli filmlerde filtre kullanabileceğiniz ve filme yönelmiş bir ışık kaynağını dengeleyebileceğiniz gibi, rengi dijital fotoğraf makinenizden de kontrol edebilirsiniz.
    Renk modunun seçilmesi Dijital fotoğraf makinenizde bir renk modunun seçilmesi farklı renk tonlarında görüntü yakalamanıza ve fotoğraflarınızı etkili hale getirmenize olanak sağlar. Bazı fotoğraf makinelerinde renk doygunluğu, siyah beyaz ve sepya ayarları bulunur. LCD ekran seçilen renk modunu kontrol etmenize olanak sağlar.

    Renk Modu Ayarı İşlevi
    Doygun renk.....Tüm renklere canlılık verir
    Nötr renk..........Dengeli, doğal görünüşlü renkler sağlar
    Siyah beyaz......Mavi gökyüzünü koyulaştırmak için sarı filtre görevi görür ve bulutlarla gökyüzü arasında kontrast oluşturur
    Sepya..............Eski moda efektler için kırmızımsı-kahverengi tonlar sağlar

    Beyaz ayarının yapılması Beyaz nesneler gün ışığında beyaz gözükebilir, ancak diğer aydınlatma koşullarında oldukça farklıdır. Renkler farklı ışık kaynakları altında değişir. Dijital fotoğraf makinenizin üzerindeki Beyaz Ayarı kontrolü bu değişiklikleri eski haline getirmenize yardımcı olur. Dijital fotoğraf makineleri beyaz ayarını otomatik olarak düzeltir. Diğer Beyaz ayarlarını aşağıda bulabilirsiniz.

    Beyaz Ayarı İşlevi

    Gün ışığı..........Beyazlığı doğal ışığa (güneş) uygun bir şekilde ayarlar
    Flaş ...............Beyazlığı harici flaşla kullanım için ayarlar
    Tungsten.........Flaşsız evde tungsten ışığı altında çekilen fotoğraflardaki kavuniçi renk tonunu giderir
    Flüoresan........Flaşsız flüoresan ışığı altında çekilen fotoğraflardaki yeşil renk tonunu giderir
    Renk Isısı.........Beyaz ayarını spesifik ışık kaynağıyla eşleştirir (genel genişlik 2.500 ila 10.000 Kelvin derece)
    Manuel............Ayarın görünümdeki spesifik beyaz nesneye göre özelleştirilmesini sağlar.

    Işık Kaynağı ------- Kelvin Karşılığı
    Akkor ...................... 2500K - 3500K
    Alacakaranlık .............4000K
    Florasan ...................4000K - 4800K
    Güneş Işığı ................4800K - 5400K
    Bulutlu Gün Işığı .........5400K - 6200K
    Gölgelik Bölge ............6200K - 7800K


    Sayfa 4



    < Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi JrMaster -- 27 Temmuz 2008; 12:30:48 >
    |
    |
    _____________________________
    Hırs seni kul etmesin, Allah seni hür yarattı




  • Yarbay
    12689 Mesaj
    Konu Sahibine Özel
    Tripod
    [Terim açıklaması]
    Tripod Fotoğraf makinesinin hiç kımıldamaması veya özel etkiler için uzun süreli pozlama istendiğinde, makinenin üzerine takılabileceği üç bacaklı ve çeşitli yöntemlerle oynar bir kafaya sahip sehpa sistemidir.

    FLASH KULLANIMI

    FLAŞ Nedir?

    Pil ya da benzeri bir güç kaynağından aldıkları enerjiyi bir dizi tepkime ile içinde Xenon gazı bulunan bir tüpe aktaran flaş, anlık bir parlama sağlar. Fotoğraf makinesinin modeline göre değişmekle beraber genelde saniyenin 100-150'de birinde gerçekleşen bu parlamalar yardımı ile geçici bir aydınlık elde edilir. Bu da karanlık ya da aydınlatması yetersiz ortamlarda iyi fotoğraf çekmeyi sağlar.

    Pilin enerji ve gücüne göre belli aralıklarla tekrarlanabilen bu parlama yardımı ile arka arkaya flaş kullanılabilir. Flaşın her bir aydınlatmasına 'çakma' adı verilir. Her bir çakmadan sonra flaşın dolması için biraz zamana ihtiyaç vardır. Giriş seviyesi dijital fotoğraf makinelerinde bu zaman 15-20 saniyeye kadar çıkarken gelişmiş versiyonlarda 3-5 saniye ile sınırlıdır.

    FLAŞ MODLARI

    Dahili flaşların birçoğunda bulunan bazı modlar vardır. Bunlar kullanıcıya istediği sonuçları almasında yardımcı olurken, daha iyi fotoğraf çekmeyi sağlar:

    Otomatik: Bu modda flaşın çakıp çakmayacağına fotoğraf makinesi karar verir. Bu tamamen ortama ve ışık durumuna göre değişeceğinden makinenin ne zaman flaşı kullanacağı belli olmaz.

    Açık: Bu modda flaş her durumda çakar. Gece, gündüz, karanlık, aydınlık her zaman flaş aktiftir. Pil ömrünü ciddi oranda azaltan bu modu gerekmedikçe kullanmayın.

    PRATİKTE FLAŞ KULLANIMI

    Flaşlarla ilgili yaygın olarak bilinen bir yanlış vardır: Flaş sadece gece kullanılır. Bu kesinlikle doğru değildir. Flaş gece kullanıldığı gibi ışık kaynağının konunun arkasında olduğu gündüz çekimlerinde de rahatlıkla kullanılır hatta kullanılmalıdır. Örneğin bir gündüz vakti pencereye arkasını dönmüş bir insanı evin içinden çekmek istiyorsunuz. Ancak ışık kaynağı olan güneş dışarıda ve siz içeride olduğunuzdan fotoğrafı çekeceğiniz kişinin yüzü karanlık çıkacaktır. İşte bunu engellemek için flaş kullanmalısınız. Benzer şekilde güneşli bir manzarının önünde duran birini fotoğraflarken fotoğraf makinesi güneşe doğru çekim yapıyorsa (ki fotoğraflarla ilgili ilk öğrendiğimiz, güneşi arkamıza alarak çekim yapılmasıydı) flaş kullanmaya mecbursunuz.

    Flaş aynı zamanda etrafı aydınlatmak ve etraftaki nesneleri ortaya çıkarmak için de kullanılır. Dolgu flaşı adı verilen (yukarıda anlattığımız Soft ya da Slow) mod yardımı ile çok hoş ve estetik görünümlü mekan fotoğrafları çekebilirsiniz.

    Pratikte flaş kullanımı ile ilgili dikkat etmeniz gereken bir diğer konu ise etki mesafedir. Yukarıda da kısaca değindiğimiz gibi her flaşın etkili olduğu bir mesafe vardır ve bu genelde 7-8 metreyi geçmez. Kompakt makinelerde 3-4 metre olan bu mesafenin dışındaki bir konuyu fotoğraf-lamak isterseniz sorun yaşama ihtimaliniz büyüktür. Bu sebeple flaşlı çekim yapacağınız konuların etki mesafesinin dışında kalmamasına özen göstermeniz gerekir. Ayrıca çok büyük mekanlarda etki mesafesinin dışına taşılacağından flaş kullanmak hiç işe yaramaz. Bunu da unutmamak gerekir.

    Flaşlar ile ilgili son uyarımız ise müze, tiyatro vb. gibi yerlerde sınırlı kullanımlarıdır. Özellikle yağlı boya orjinal tabloların sergilendiği mekanlarda flaş ışığı eserlere zarar verebileceğinden (çok yüksek çakma güçleri sebebiyle) flaş kullanımı yasaklanmıştır. Müze ve benzeri yerleri ziyaret ettiğinizde önceden bilgi almadan fotoğraf makinenizi kullanmayın.

    Bu ay suni ışık kaynaklarımızdan olan flaşları inceledik. Fotoğraf makinelerinde yıldırım simgesi ile tanımlanan bu minik yardımcılarımız karanlık ortamlarda, ters ışıkta ya da dolgu ışığı amaçlı kullanımlarda karşımıza çıkıyor.


    Sayfa 5



    < Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi JrMaster -- 26 Temmuz 2008; 1:24:28 >
    |
    |
    _____________________________
    Hırs seni kul etmesin, Allah seni hür yarattı




  • Yarbay
    12689 Mesaj
    Konu Sahibine Özel
    Image Stabilisation

    Yüksek optik zoom sağlayan zoom ve telefoto lenslerde, objeye iyice yakınlaşma durumunda, en ufak bir titreme bile, kadrajda (çerçevelenen alan) çok ciddi sapmalara yol açabilmektedir. Bu sebeple, yüksek zoom değerlerinde tripod kullanılması tavsiye edilir.
    Günümüzün yüksek zoom sağlayan dijital kameralarının ve kimyasal SLR makine lenslerinin bazıları, bu ufak titreşimleri absorbe etmek için mekanizmalar içerir. Bu titreşim engelleyip, objeyi düzgün çekilde çekebilmemize yarayan mekanizmaya Image Stabilisation denir.
    Eğer sahip olduğumuz lens, 3-4x in üzerinde optik zoom sağlıyorsa, genellikle image stabilisation özelliğine de sahiptir ama böyle bir seçenek vermeyen makineler de vardır. Bu tip makinelerde, eldeki minör titremeler yani tripodsuz çekimler, bazen sıkıntıya yol açar ve objenin çekim sırasında titrediği, bozuk odaklandığı durumlarla karşılaşılabilir.
    Eğer yüksek zoom yeteneğine sahip bir lens kullanmak istiyorsak, o lensin IS özelliğine sahip olmasını beklemeli, cihaz alırken bu olanağı sağlayıp sağlamadığını kontrol etmeliyiz. Aksi takdirde maksimum zoomda birçok çekimimiz çöp olarak kalabilir.


    EXIF Bilgileri

    Bir dijital fotoğraf, sadece görüntü imajından oluşmaz. İçinde, o fotoğraf hakkında diğer bilgileri de barındırır. Bu bilgilere EXIF (Exchangeable Image File) adı verilir.
    EXIF bilgileri, fotoğrafın hangi makineyle, ne zaman, hangi fotografik detaylarla çekildiğini, pozlama süresini, diyafram açıklığını ve diğer birçok bilgiyi barındırır. Bu bilgiler, birçok fotoğrafçı için çok önemlidir ve fotoğraf anını kağıda not almak yerine, bu bilgilerden yararlanılır.
    Günümüzde hemen tüm dijital kameralar, EXIF bilgilerini kaydedebilmektedir. EXIF bilgileri, fotoğrafın büyüklüğünü biraz artırdığı için, web ortamında yayımlanan fotoğraflarda bu bilgiler genelde temizlenerek, alan kazancı sağlanır. Buna karşılık makineden çıkan haliyle JPEG içine gömülüdür ve fotoğraf hakkında tüm detayı sakladığı için, çok büyük rahatlık sağlar. Günümüzün ciddi foto editör programları ile bu detay bilgileri görülebildiği gibi, Windows XP ortamında bile, dosya özelliklerinden inceleme yapılabilir.


    Sayfa 6



    < Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi JrMaster -- 26 Temmuz 2008; 1:24:41 >
    |
    |
    _____________________________
    Hırs seni kul etmesin, Allah seni hür yarattı




  • Yarbay
    12689 Mesaj
    Konu Sahibine Özel
    Vizör

    Vizör, fotoğrafı çekerken baktığımız minik göze verilen isimdir. Yabancı dokümanları okurken Viewfinder olarak karşılaşırız.
    Günümüzde vizörün yerini tutan LCD’ler de kullanılmaktadır ama bunlar, vizör kadar hakimiyet sağlamaz. Dijital kameralarda ise birkaç tip vizör bulunur. Bunlar optik TTL vizör, elektronik vizör ve normal vizördür.
    Normal vizörler, makinenin sol üst köşesinde yer alır ve önden bakıldığında arkası görülebilen bir mekanizmadır. Bu tip vizörlerin çok ciddi bir sorunu vardır. O da, fotoğrafı çekilen objenin görüş açısı ile, o fotoğrafın filme düşüş açısının farklılığıdır. Buna parallax hatası adı verilir. Parallax hatası, çok ciddi bir sorun olur bazen ve hiç istenmeyen sonuçlar yaratabilir. Aşağıda, parallax hatasının nasıl oluştuğuna ilişkin bir imaj görüyorsunuz.



    Görüldüğü gibi vizörden baktığımızda objenin belden yukarısı çerçeve içindeymiş gibi görülürken, aslında fotoğrafın çekileceği açıdan bakıldığında, obje çerçeve dışında kalır ve bu, çok kötü bir sonuçla karşılaşmamızı sağlar. Genelde kompakt (basçek) makinelerde bulunur.
    Buna karşılık, TTL vizörler vardır. Bu vizörlerde görüntü, doğrudan objektiften gelir ve aynalar yardımıyla, vizöre yansıtılır. Bu şekilde alınan görüntü, makinenin çekeceği gerçek görüntü olacağı için, en iyi vizör tipi budur. SLR makinelerde bulunur.
    Bir üçüncü vizör tipi ise, elektroniktir ve dijital kameralarda bulunur. Birçok orta sınıf dijital kamera, bu vizöre sahiptir. Bu vizör, aslında elektronik bir ekrandır ve CCD’ye düşecek görüntü, elektronik olarak oraya yansıtılır. Birçok kişi için rahatsız edici bir vizördür ve çoğu zaman lag (gecikme) hissi verir.
    Bunların dışında, dijital kamera kullanıcılarının çoğu, LCD’yi kullanır. Pek ergonomik olmamakla birlikte, bu da teknolojinin getirdiği bir olanaktır ve fotoğrafçılığa yeni adım atan ve önce dijital kamera ile tanışan kesim, LCD konusunda daha toleranslıdır.

    Vizörler ve görüntü ekranları
    Şipşak dijital fotoğraf makinelerinin çoğu, fotoğraf makinesinin arkasında yer alan verimli bir LCD (likit kristal ekran) veya görüntü ekranının yanı sıra gözünüzü yerleştirdiğiniz optik bir vizöre de sahiptir.

    Optik vizörün kullanılması Optik vizörün kullanılması, nesneyi dijital fotoğraf makinesiyle izlemenin geleneksel şeklidir. Optik vizörün çalışma şekli şipşak fotoğraf makineleri vizörlerinin çalışma şekline benzer. Dijital şipşak fotoğraf makinelerindeki vizör, fotoğraf makinesi objektifinden ayrıdır. Paralaksı - fotoğraf makinesi objektifinin gördüğü ile sizin vizörde gördüğünüz arasındaki farkı - telafi etmenize yardımcı olacak işaretleri de içerir. Vizör fotoğraf makinesi objektifinin üstünde ve yanına doğru olduğu için, fotoğraf makinesi vizörde gördüğünüzü biraz farklı bir görüntü olarak kaydedecektir. Bu etki uzaktaki nesneler söz konusu olduğunda önemsenmeyebilir ancak nesneler fotoğraf makinesine yakın olduğunda önem kazanır. Fotoğraf çekmeye başlamadan önce fotoğraf makinesinin objektif kapağını çıkarmayı unutmayın. Lens kapağı objektifi kapatsa bile vizörden bakabilirsiniz.

    Görüntü ekranının (LCD) kullanılması Görüntü ekranı, değerli anları yakalamak için dijital fotoğraf makinenizi kullanmayı eğlenceli hale getiriyor. Likit kristal ekran veya LCD olarak da bilinen ekran, nesneyi fotoğraf makinesinin yakalayacağı şekilde görmenizi sağlıyor. Bunu, paralaks problemleriyle karşılaşmamak için nesneleri yakın çekim modunda çekerken kullanın. Örneğin, fotoğraf makinesini farklı bir görüş açısı yakalamak için başınızın üstüne kaldırın veya dar açılı fotoğraflar yakalamak için yere yaklaştırın.
    LCD'yi vizör olarak kullanarak fotoğraf makinesinin pili daha fazla harcayacağını unutmayın. Pili idareli kullanmayı veya ekstra pil almayı ve yedek olarak yanınızda bir şarj aleti bulundurmayı unutmayın.

    Yakın çekim modundaki problemlerin giderilmesi Fotoğrafları yakından çekerken karşılaşılan en büyük problem paralaksın - vizörden gördüğünüz ve fotoğraf makinesi objektifinin "gördüğü" arasındaki farkın - düzeltilmesidir. Nesneyi doğrudan objektiften gören tek objektifli refleks (SLR) fotoğraf makinesine kıyasla, vizörlü fotoğraf makinelerinde böyle bir şey söz konusu olmaz. Nesnenizi yanlışlıkla kesme problemini ortadan kaldırmak için, fotoğrafları yakından çekerken fotoğraf makinesi vizörünün içindeki işaretleri kullandığınızdan emin olun. Dijital fotoğraf makinenizde bir görüntü ekranı veya LCD varsa, yakın çekim fotoğraflarda bunu kullanın.
    LCD'nin fotoğraf makinesi pillerini optik vizör kullanımından daha hızlı tüketeceğini unutmayın.

    Dijital zoomla ilgili problemlerin giderilmesi
    Dijital zoom en üst düzeye getirilmiş optik zoom ayarını kullanır ve sonra son görüntüyü oluşturmak için görüntünün ortasını büyütür ve ekler. Dijital zoomlu optik vizörü kullandığınızda, dijital zoomun son etkisini göremezsiniz. Son etkiyi görmek isterseniz, varsa fotoğraf makinenizin LCD vizörünü kullanın.

    Hafıza Kartı

    Hafıza kartları, dijital fotoğraf makinesinin filmleri gibidir. Bir elektronik bellektir ve makinenin içine takılır. Çok az enerji tüketirler ve onbinlerce kez yazılıp silinebildikleri için, sınırsız çekim olanağı sağlarlar.
    Günümüzde Compact Flash (CF) en yaygın olanıdır ama Memory Stick (MS), Smart Media gibi çeşitleri vardır.
    Hafıza kartları, makineniz hangilerini destekliyorsa o yapıda olmalıdır. Bazı makineler, birden fazla tipte hafıza kartını destekleyebilmektedir.
    Günümüzde hafızaların fiyatları oldukça düşmüştür. Özellikle CF kartı fiyatları, son derece ucuzlamış, hızları da çok artmıştır. Hızlı bir hafıza kartı, fotoğrafların hızla aktarılmasını sağlayacağı için, hem çekim sırasında ve hem de PC�ye aktarırken avantaj sağlar.
    Yukarıdakilerin dışında, farklı bir hafıza tipi daha vardır ama bir kart şeklinde değildir. Lisansı IBM e ait olan microdrive, aslında CF kartı büyüklüğünde bir mini disktir. Genel olarak MB başına maliyeti daha düşüktür ve bazı modelleri hızlıdır ama bazı dezavantajları da vardır. Örneğin fazla enerji harcarlar ve ilk açılışı biraz yavaşlatabilirler. Tabi bir manyetik disk ve hareketli bir ünite olduğundan, düşme/çarpma gibi durumlara hafıza kartlarından daha duyarlıdır.


    Buffer

    Buffer, bir tampon bellektir ve çekilen fotoğrafın karta aktarılmadan önce bulunduğu alandır. Temel olarak kayıt işlemi şöyle yürür.
    Bir fotoğraf çekilir ve onun CCD üzerindeki hali, buffer dediğimiz alana aktarılır. Bundan sonra (makinenin ayarlarına göre) bir dizi prosesten geçer ve nihai JPEG (veya RAW) oluştuktan sonra, o dosya, karta aktarılır.
    Bufferlar genelde birkaç kareyi ardarda çekebilecek kadar büyüktür. Zaten işlevleri de, fotoğrafçıya bu şansı vermektir zira buffer olmasa, her çekilen görüntü önce prosesten geçecek, sonra karta yazılacaktır. Bu ciddi bir süredir ve bu süre boyunca yeni fotoğraf çekme şansımız olmaz.
    Oysa buffer, ardarda çekilen birkaç fotoğrafı hızla hafızaya alır ve biz yeni kareyi çekmeye çalışırken, onu CF kart üzerine yazan süreç, arka planda devam eder.
    Makinelerin burst modda (seri çekim) yapabilecekleri çekim sayısı, buffer büyüklüğüne bağlıdır. Eğer buffer küçükse, seri çekim sayısı azalır, buffer büyükse, seri çekim sayısı artar.

    Sayfa 7



    < Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi JrMaster -- 26 Temmuz 2008; 2:36:02 >
    |
    |
    _____________________________
    Hırs seni kul etmesin, Allah seni hür yarattı




  • Yarbay
    3259 Mesaj
    Portre Fotoğraf Teknikleri
    Insanın kişiliğini, duygularını, iç dünyasını ortaya koyan fotoğrafa portre fotoğrafı denir. Portre fotoğrafı, çoğumuzun algıladığı gibi yalnızca vesikalık fotoğraf klişesinden ibaret değildir. Yani cepheden bakış ve omuzları içeren kafa fotoğraflarından söz ediyorum. Bunlar da tabii ki portredir. Ama portre fotoğrafı çekmek istediğiniz zaman, kendinizi bu kadar dar kalıplar içinde hissetmenize hiç gerek yok. Profilden bir baş, bütün bir beden, piyano çalan bir el, hamile bir bayanın karnı, bir bebeğin ayağının altı gibi farklı yaklaşımlar portre fotoğrafçılığının tadı, tuzudur. Fotoğrafçı için asıl önemli olan, insanların kişiliğini algılamalarıdır. Çekilen fotoğraf bu kişiliği ortaya koyabiliyorsa başarılı bir portre fotoğrafıdır.
    Doğal bir bakış, fotoğrafı çekilen kimse tarafından verilmesi gereken pozdur. Bunu sağlayacak olan da fotoğrafı çeken kişidir. Portresi çekilecek olan model ile portreyi çekecek olan fotoğrafçı arasında sağlam bir diyalog olmalıdır. Yani model, fotoğrafının çekileceğinin bilincinde olmalıdır ve fotoğrafçının istediği etkiyi gerçekleştirmek için iletişime açık olmalıdır.

    Her Şeyin Başı İletişim

    Portresini çekmek istediğiniz kişiye isteğinizi anlatabilmeniz için onu kesinlikle tanıyor olmalısınız. Eğer tanımıyorsanız da bir an önce tanışın. Ona kendinizi tanıtın, havadan sudan da olsa bir şeyler söyleyin ve onun kişiliği hakkında ipuçları elde etmeye çalışın. Bu iletişimi kurduktan sonra, uygun bir fon ve uygun bir ışık altında onun portresini çekmek istediğinizi söyleyin. Bunu yapmaktaki amacınızı anlatın. Büyük bir olasılıkla kabul edecektir ve çaktırmadan çekeceğiniz bir fotoğraftan çok daha iyi bir sonuç ortaya çıkacaktır. Diyelim ki kabul etmedi; ne olacak, dünyanın sonu değil ya. Kaçırdığınız yığınla konudan biri olarak unutulup gidecek. Modele bu şekilde yaklaşımı kuşkuyla karşılayanlar olabilir. Ama inanın bana, iletişimsiz bir fotoğraftan çok daha fazlasını elde edeceksiniz. Bu konuda pratik yapmak için, işe yakın arkadaşlarınız ve akrabalarınızdan başlayabilirsiniz. Yakınlarınıza hem nazınız geçer, hem de onları zaten tanıyor olduğunuz için hangi özelliklerini vurgulamak istediğinizi bilirsiniz.

    Işıklandırma
    Çekim için uygun ışık ve temiz bir fonun varlığından emin olmanız gerekir. Doğal ışık yeterli değilse, yapay ışık kaynaklarından yararlanmanız ya da yüksek ASA lı film kullanmanız gerekir. Ama portre fotoğrafında keskinlik önemli olduğu için iri gren (yani yüksek ASA) pek tercih edilmeyecek bir etki yapacaktır. Bu yüzden, ne yapıp edip ışık bulun!

    Işığın miktarı ve niteliği çok farklı olabilir. Mum ışığında güzel bir portre çekebilirsiniz, ama sert öğle güneşi altında çekim yapmamalısınız. Çünkü tepe ışığı olumsuz gölgeler oluşturarak ifadeyi çok değiştirecektir. Benzer şekilde cephe ışığı da derinlik duygusunun kaybolmasına yol açtığı için uygun bir aydınlatma şekli değildir (Makine üzerindeki flaşın da olur olmaz kullanılmaması gerektiğini ayrıca belirtmeme gerek yok sanırım!). Tek ve ideal bir aydınlatma şekli bulunmamasına karşın, yarı cephe ışığı ile yanal ışık kullanımının diğerlerinden daha iyi sonuç vereceğini söyleyebilirim. Direkt cephe ışığı yerine, bir yüzeyden yansıtılarak ya da dağıtılarak verilen ışıkla iyi bir aydınlatma sağlanabilir. Sert bir ışık yerine, yumuşak (yaygın, difüz) bir ışık daha iyi detay verecektir ve modeli rahatsız etmeyecektir. Bunu pencere önünde tül perdeyle, flaş önünde ise difüzörler (ya da kağıt mendil) aracılığıyla yapabilirsiniz. Açık havada iseniz, sabahın ilk saatleri ile akşamın son saatlerini kullanmanızı öneririm. Çünkü bu saatlerde gün ışığı daha yumuşaktır, yataydır ve daha sıcak renklidir.

    Mutlaka flaş kullanmak zorundaysanız, flaşı dolgu ışığı olarak kullanmanızda yarar var. Yani ortam ışığına göre pozlandırma yapıp, flaşı 1/2 ya da 1/4 gibi bir güçte, yalnızca gölgeleri yumuşatmak amacıyla kullanın. Flaşı asıl ışık kaynağı olarak kullanmak istiyorsanız, lütfen makine üzerinde kullanmayın. Çünkü makine üzerindeki flaş çok sert bir cephe aydınlatması yapacaktır. Bir senkron kablosu yardımıyla, flaşı gövdeden bağımsız ve yarı cephe ışığı oluşturacak biçimde kullanmanız daha sağlıklıdır. Birden çok flaş kullanmanız durumunda ise ana flaşı yarı cephe ışığı olarak, yardımcı flaşları ise dolgu ışığı, saç ışığı ve fon ışığı olarak kullanmanız doğru olur. Bu ışıkların yerleri ve açıları değiştirilerek farklı etkiler elde edilebilir. Bu konuda biraz deneme yapmakta yarar var. Genel olarak dolgu ışığı cepheden ya da ana ışığa simetrik olarak, saç ışığı ters açıdan ve fon ışığı da fona paralel olarak kullanılır.

    Objektif Seçimi

    Uzun odak uzaklığına sahip bir objektif kullanımı, burun çıkıntısını gizleyip, normal ya da geniş açılı bir objektife oranla yüz hattı oranlarının daha uyumlu olmasını sağlayacaktır. Kısa tele dediğimiz 105 mm ve buna yakın odak uzaklığına sahip objektifler portre çekimlerinde idealdir (85-135 mm arası). Bu rakamlar 35 mmlik sistem için geçerlidir. Dijital, APS ve orta format için dönüşüm yapılmalıdır. Geniş açılı objektiflerin yakın çekimde insan yüzünde yarattığı distorsiyon inanılmaz ölçüde komiktir. Biraz eğlenmek için bunu deneyebilirsiniz. Ancak, klasik anlamda bir portre fotoğrafı için asla kullanmamalısınız. Normal ya da standart olarak adlandırılan objektifler ise ciddi bir distorsiyon yaratmamakla birlikte, uygun bir kadraj için konuya çok yakınlaşılması sonucu, modelin gözlerinde şaşı bir ifadenin oluşmasına neden olurlar. Çok uzun telelerde ise, modele çok uzak kalınması nedeniyle modelin anlamsız bakışlar takınması olasılığı yüksektir. Uygun bir konuşma mesafesi kadar pay sağlayan kısa teleler, en rahat ifadelerin oluşmasına yardımcı olurlar.

    Çekim Aşaması

    Her şeyi hazırladıktan sonra yapılacak ilk iş, poz veren kişinin yapay bir ifade takınmasını önlemek, yani onu rahatlatmaktır. Bu da ancak iletişimle sağlanabilir. İnsan başının girintili çıkıntılı olması nedeniyle alan derinliği sorun olabilmektedir. Gözlerin net olması önemli bir kriterdir, ancak gözlere netleme yapıldıktan sonra, yüzün diğer noktalarındaki hafif netsiz görüntüler fazlaca önemli değildir. Ayrıca, bir portre çekiminde arka planın netsizliği, portrenin ön plana çıkmasına yardımcı olan bir etkendir.

    Sonuç olarak, farklı diyafram değerleri deneyerek farklı vurgular yaratabilirsiniz. Çeşitli ışıklandırma şekilleriyle modelin karakterini ve ruhsal durumunu yansıtan görüntüler elde edebileceğiniz için, modeli yakalamışken kolay kolay bırakmayın ve aklınıza gelen tüm ışıklandırmaları deneyin. Modeli arka plandan soyutlamak gibi bir yaklaşım denenebileceği gibi, modelin arka planla uyumuna özen göstermek gibi bir yaklaşım da denenebilir. Anlatıma katkıda bulunmayan gereksiz ayrıntıları kadraja sokmadıktan sonra her yol mübahtır!

    Vesikalık mantığında yalnızca kafa görüntüsüyle kadrajı doldurmak, arka planın çok karmaşık olduğu durumlarda ya da arka planla uğraşılmak istenmediği durumlarda en sık başvurulan yöntemdir. Kompozisyon bakımından en kolay uygulama olan bu türdeki yaklaşım, ışık, ifade, makyaj ve diğer etkenler açısından ise en zor uygulamadır. Çünkü bu tür fotoğraflarda, her türlü ayrıntı daha kolay görünebilir niteliktedir ve en küçük hata fotoğrafı bozabilir. Genel olarak yetişkin erkek portrelerinde sert bir aydınlatma, bayan fotoğraflarında ise yumuşak aydınlatmanın tercih edilmesinin nedeni, erkek yüzünde çekici bulunan çizgi ve kırışıklıkların vurgulanması, buna karşın bayan yüzlerinde bu tür izlerin gizlenmeye çalışılmasıdır. Bebek, çocuk ve genç fotoğraflarında ise belirgin bir ışıklandırma eğiliminden söz etmek zordur.

    Modelin yüzündeki herhangi bir kusurun gizlenmesi için çeşitli yöntemler denenebilir. Bunlardan biri, kusurun bulunduğu tarafı görmeyecek olan çapraz bir bakış ya da profilden bakıştır. Cepheden bakılarak; fakat yanal bir aydınlatmayla kusurun gölgede bırakılması da sıklıkla uygulanan bir yöntemdir. Bir başka yaklaşım ise, modelin ellerini kullanarak kusuru gizlemektir. Bu anlatım yönteminde tek bir el kusurun üzerine konabileceği gibi, simetrik bir etki yaratmak amacıyla iki el birden de kullanılabilir.

    Gözlük Sorunu

    Gözlük kullananların fotoğraflanmasındaysa en çok dikkat edilmesi gereken şey yansıma kontrolüdür. Yansımanın oluşması kaçınılmazdır. Ancak ne ölçüde rahatsız edici olduğuna çok dikkat etmek gerekir. En azından fotoğrafçının kendi görüntüsü yansımamalıdır. Başın yönünü ya da ışık kaynaklarının yerlerini değiştirerek yansımalar minimuma indirebilir, hatta bazen tamamen kaldırabilirsiniz. Yansımaları engellemek için polarize filtre kullanma düşüncesi ise pek uygulanabilir değildir. Çünkü polarize filtre hem iki stopluk ışık kaybı yaratacaktır, hem de kontrastı çok artıracaktır. Oysa, daha önce de belirttiğim gibi, portre fotoğraflarında yüksek kontrast pek istenmez. Yine de, ortam ışığı elveriyorsa ve sert etkiler elde edilmek isteniyorsa bu filtre kullanılabilir.

    Gözlük camındaki yansımalardan kurtulmanın kesin çözümü ise camları çıkarmaktır! Yarım çerçeve ya da sıfır çerçeve söz konusu değilse, yani cam çıkarıldığında gözlük formunu koruyorsa, uygulanabilecek en iyi yöntemdir. Küçük bir tornavida yardımıyla bu işi bir dakikada yapabilirsiniz.

    Son olarak, gözlüğü modelin yüzünde değil de, kadraja girecek şekilde elinde tutarak kullanmasını sağlayabilirsiniz. Gözlük kullanan birisi olarak, zaman zaman gözlüğümü çıkardığımda neler yaptığımı gözümün önüne getiririm. Gözlük sapının ağza alınması, sandalyenin arkasına yaslanılarak gözlüğün elde çevrilmesi gibi çeşitli görüntülerin, son derece doğal etkiler yarattığını düşünürüm. Bunları siz de uygulayın; ne demek istediğimi çok iyi anlayacaksınız.

    Beden Dili

    Omuzlar ve göğsün de dahil edildiği kompozisyonların, kelle fotoğrafına göre iki farklılığı vardır. Birincisi, modelin üzerindeki giysinin de anlatımda (olumlu ya da olumsuz) yer almasıdır. İkincisi ise beden dilinin de devreye girmesidir. Modelin üzerindeki giysinin renk ve desen bakımından çok karmaşık olmaması ve çok fazla takı kullanılmaması, ilginin yüze daha çok yönelmesini sağlayacaktır. Ayrıca saç biçimi ve makyaj konusunda da söylenebilecek çok şey var, ama sanırım bu daha profesyonelce bir çekim için gereklidir ve başlı başına bir yazı konusudur. Kısaca, yüzdeki parlamaları azaltacak bir pudralama işleminin ve yüz kusurlarını gizleyecek bir saç modelinin işe yarayacağını söyleyelim.

    İnsanları put gibi oturtmak yerine öne, arkaya, yana eğilerek oturmalarını sağlamak, anlatıma dinamizm kazandıran uygulamalardır. Modelin ellerini ve kollarını kullanarak grafik çizgiler oluşturabileceğinizi hiç aklınızdan çıkarmayın. Bu arada modeli mutlaka oturtmak zorunda olmadığınızı da belirtmeliyim. Ayakta, yaslanarak, yatarak ya da çömelerek poz vermelerini de sağlayabilirsiniz. Bu uygulamaların her biri çok ilginç sonuçlara ulaşmanızı sağlayabilir.

    Belki de en önemli özelliği en sona bıraktığımı fark ettim. İnsanları, yaptıkları işin başında görüntüleyin! Bir torna işçisini torna tezgahının başında, bir madenciyi elinde kazması ve başında baretiyle, bir yüzücüyü ıslakken ve mayosuyla, bir iş adamını masası başında, oyun oynayan bir çocuğu oyuncaklarıyla ya da yemek pişiren bir kadını mutfak dekoru içinde görüntüleyin. Bu tür uygulamalar hem anlatımı güçlendirecektir hem de sizi mekana uygun ışıklandırma yapmak zorunda bırakacağı için teknik çözümleme pratiğinizi geliştirecektir.
    |
    |
    _____________________________




  • Yarbay
    12689 Mesaj
    Konu Sahibine Özel
    Otomatik netleme (AF) nedir nasıl çalışır?

    Çoğu makinelerin otomatik netleme sistemleri, pasif (durağan) işlerler. Bu işlemde kontrast’a (zıtlık) göre ölçüm yapılır. AF-sisteminin kullanımı çok kolaydır: çekmek istediğiniz nesneyi seçip, hedeflediğinizde deklanşöre yarım basarak netlemeyi yapmış olursunuz. Ancak, zaman zaman, sadece dijital makinelerde olmayan, netleme sorunları ile karşılaşabiliyoruz. Aşağıda, en çok karşılaşılan sorunları ve bunların çözümlerini .



    Bütün mükemmelliğine rağmen otomatik netleme sistemlerinin yetersiz kalabildiği durumlar olacaktır. Orta ve üst sınıf makinelerde bulunan manüel netleme ayarları, bu durumlar için yapılmıştır. Genellikle, tek tuş üzerinden AF/MF değişimi yapılır ve LCD ekran üzerinden netleme, kontrol edilir. Manüel netleme, otomatik netlemenin yerine geçmez, ancak bazı çekimlerde daha iyi bir yöntemdir. Diyafram ve enstantane ile bağlı olarak kullanıldığında, manüel netleme ile mükemmel ve ilginç neticeler elde edebilirsiniz.


    Enstantane (Perde açıklık süresi) nedir nasıl çalışır?

    Açıklama: Enstantane, pozlandırma süresi birimidir ve çoğunlukla, saniyenin kesitleri kadar sürer. Enstantane süreleri, uluslararası standartların belirlediği bir cetvel ile gösterilir. Her değer, bir sonraki değerin, iki mislisi veya yarısıdır.
    Tabiiki bu düzenlemeler, dijital fotoğrafçılık için de geçerlidir. Dijital makineler, normal sayılan, 1 saniyenin altındaki süreler haricinde, 30 saniye veya daha uzun süreli enstantaneler uygulayabiliyorlar. Bazı makinelerde “bulb-işlevi” vardır. Bu işlevde deklanşör, basık tutulduğu sürece, obdüratör (perde) açık kalır.
    Enstantane ile hareket çekilir, diyafram ile netlik-derinliği yönetilir.

    Sallama tehlikesi:

    Sallanmış resimlerin oluşması için iki neden vardır:

    1.İsteyerek yapılmış
    2.İstenmeyen yan etki

    Sallanmış resimler için makinenin, otomatik veya manüel enstantane ile kullanılması, dijital veya analog olması, fark etmez.
    Kural: Perde ne kadar uzun süre açık kalırsa, fotoğrafın sallanmış olma tehlikesi o kadar artar.
    Sallanma tehlikesi sabit bir değer değildir; objektifin odak uzaklığına, enstantaneye, hava durumuna bağlı ışığa ve makinenin ağırlığına bağlıdır.


    Tavsiye: Elde çekim yapılabilecek en yavaş enstantane, objektif odak uzaklığının ters değeridir; yani 33mm civarında olan bir odak uzaklığı için 1/30san. olarak alınabilir; 100mm olan bir odak uzaklığı için, enstantane ayarını 1/100san. olarak belirlemeniz gerekir.

    Hava şartları, zorlaştırıcı unsur olabilirler. Oluşan uzun enstantane süreleri nedeni ile, sallanma tehlikesi artar.
    Tavsiye: Destek alacağınız bir zemin bulunuz veya sehpa (tripod) kullanınız.

    Bugünkü fotoğraf makineleri gittikçe küçülüp, hafifliyorlar. Bu gelişim kullanıcı için çok hoş olsa bile, bünyesinde bir sorun barındırır: Makine gövdesi ne kadar hafif olursa, sallanma tehlikesi o kadar artar. AF-sistemlerinin çok iyi çalışmalarına rağmen, pozlandırma esnasında makine kayabilir.
    Tavsiye: Destek alacağınız bir zemin bulunuz veya bir sehpa (tripod) kullanınız. Seçenek olarak, elde çekimlerde makinenin, kendi kendine çekim özelliğini kullanabilirsiniz. Böylece deklanşöre basmanın yaratacağı sarsıntıyı önlemiş olursunuz.

    Hareketin fotoğrafı:


    Bilinçli olarak bir hareketi çekmek, sallanma tehlikesi ile karıştırılmaması gereken bir etkidir. Hareketi çekmek mümkündür – fotoğraflar, insan gözünün tam olarak takip edemediği hızı gösterebilirler. Burada temel olarak iki ayırım vardır:

    Hareketli konu, durağan fon:

    Bu tarzda makine sabit durur, konu hareket eder. Netleme, hareket eden konuya göre yapılır. Böylece konuda bir “silecek etkisi” yaratırız. Bu tarz, hareketin dondurulmasını önler. Çekim örneği olarak bir şelâle çekimini veya hız gösterim aracı olarak kullanımı gösterebiliriz. Çok kısa olan bir enstantane süresi, her türlü hareketliliği alır.


    Hareketli fon ve “dondurulmuş” konu:

    Bu tarzda konu netlemede tutulup, makine kullanıcı tarafından konu ile paralel olarak hareket ettirilir. Arka plan şeritlere dönüşürken, konu keskin olarak görüntülenir. Burada hareketlilik, silik fon sayesinde oluşur. İsterseniz bir otomobili çekmeyi deneyiniz...



    Diyafram (ışık miktarı ayarı) nedir?

    Açıklama: Objektiften, makine içine girecek olan ışık miktarını, mevcut koşullara göre ayarlamak gerekmektedir. Diyafram değerleri için standartize edilmiş bir sıralama vardır; her basamak, giren ışık miktarının ikiye katlanmasına veya yarılanmasına yol açar. Diyafram, netlik derinliğinden sorumludur.



    Örnek: 8 diyafram’dan bir basamak ilerleyip, 11 diyafram’a gelirseniz, giren ışık miktarını yarı yarıya düşürmüş olursunuz. Aynı anda, çekmek istediğiniz konunun, netlik derinliğini yükseltmiş olursunuz. Tabiiki bu işlemi, tersine de uygulamak mümkün. Giren ışık miktarının ikiye katlanması veya yarılanması, her diyafram basamağında vardır; yani ister 2’den 2.8 diyaframa, isterse 8’den 5.6 diyaframa geçilsin. Değişken ışık şartlarını dengelemek amacı ile, ışık miktarının basamaklandırılması, gereken enstantane’yi hesaplamak için bir kolaylık olarak görünmektedir. Bu şekilde eşit pozlandırma, garantiye alınır.

    2.8 diyafram / 1/500 enstantane ile 4 diyafram / 1/250 enstantane,eşit değerde ayarlardır.

    Aslına bakarsak diyafram sayıları, orantı sayılarıdır. Diyaframın etkin açıklık orantısı ile odak uzaklığının bölümünden oluşurlar. Küçülen diyafram açıklığı ile beraber, diyafram sayısı da küçülür. Ancak diyafram sayısı her zaman tam sayı olarak verildiği için, garip bir durum ile karşı karşıya kalıyoruz: Diyafram sayısı ne kadar büyük olursa, diyafram açıklığı o kadar büyük olur; ve tam tersine...

    Netlik derinliği:

    Diyafram açıklığı, netlik derinliğini yönetir dedik, ancak netlik derinliği kavramı ne anlama geliyor? Konuların netlenmesi, düzeyler ile olur. Bir konu netleşirse, bu alan bir netlik düzeyi oluşturur.
    Bu alanda, konunun yansıttığı bütün ışıkların, ışığa duyarlı filim yüzeyindeki kesişme noktaları bulunur.

    Bilgi: Bu kural, geleneksel filmlerde film yüzeyi için, dijital fotoğraf makinelerinde ise CCD-algılayıcının yüzeyi için geçerlidir.Burada

    “Odak (yakma)” noktasından söz ediyoruz.

    Konunun yansıttığı diğer, bütün ışıkların kesişme noktaları, ışığa duyarlı yüzeyin önünde veya arkasında bulunur. Bu alanlar bulanık olarak yansıtılır.



    < Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi JrMaster -- 27 Temmuz 2008; 12:57:22 >
    |
    |
    _____________________________
    Hırs seni kul etmesin, Allah seni hür yarattı




  • Binbaşı
    1080 Mesaj
    CCD-birimi nedir ? nasıl çalışır?

    Bütün bu işlemler bir kaç saniye sürer; bunun için dijital makineler, genelde, yapılan bir çekimden sonra hemen başka bir çekim yapamazlar. Sıkıştırma ve kayıt etme işlemleri yakl. 2 ile 5 san. tutar. En yeni kuşak FinePix modelleri, bu süreyi bir saniyenin altına indirmişlerdir, hattâ sürekli çekim işlevlerinde 0,2 – 0,5 san. hız mümkündür (dizi çekim). Bu çekimler önce bir ara-depoya alınır, sonra sıkıştırılıp esas depoya kayıt edilir. Resim verilerinizin kayıt edildiği an, geleneksel makinenizin çektiği film anına eşittir.


    CCD’nin işleyiş tarzı: Işığın, film malzemesinde, kimyasal işlemler başlattığı geleneksel fotoğrafçılığın aksine dijital fotoğrafçılıkta, elektronik algılayıcı (sensör) önemli rol oynar. Işık hassasiyetlerinden, elektrik itici güçleri (impuls) oluşur ve bunlar bir analog-dijital çevirici (A/D çevirici) tarafından ikili şifrelere (biner kodlama) çevirilir.

    CCD’nin işlevi: Işığa duyarlı birim olan ve silisyum-hücrelerden oluşan CCD-algılayıcı, düşen ışığın gücüne tepki verir. CCD-algılayıcının her noktası (piksel), algılanan aydınlık yoğunluğuna bağlı olarak, bir elektrik itmesi (impuls) üretir. A/D-çevirici sayesinde bu, şifrelenmiş olarak verilir. Bu aşamada CCD-algılayıcı, sadece aydınlık ve karanlık ışık değerleri arasında ayırım yapabilir; yani renkli göremez.

    Renk oluşumu: Dijital fotoğraf makinelerinde, toplamsal renk karışım sentezi, yani üç temel renk kırmızı, mavi ve yeşilin karışımları, uygulanır. Basit bir işlem ile hücreler, renkli görmeyi öğrenirler. Bu işleme “Filtre çözümü” denir. Özel RGB-filtreleri ile görünen ışık, parçalarına bölünür ve ayrı olarak değerlendirilir. Makinenin dahili yazılımı, verileri hesaplayıp, bütün bir resim haline getirir.

    Şu anda, dijital fotoğraf makinelerde, en çok kullanılan dört analog/dijital veri çeviri sistemi vardır. “ONE-SHOT” teknolojisi, temel sistem olarak kullanılmaktadır. Aynı zamanda, sadece başka araçlar ile “One-Shot, Three-Chip-yöntemi” kullanılır. 2002 yılında tanıtılan bir diğer yöntem “Foveon-X3” teknolojisi olarak adlandırılmakta. En verimli neticelerin alındığı yöntem olarak Fujifilm’in geliştirdiği “Super CCD” teknolojisi ve 2003 yılında kullanılmaya başlanan 4. kuşak süper CCD-SR teknolojisini görebiliriz.



    ONE-SHOT (tek çekim) teknolojisi:

    Bu teknoloji, hareket eden konuları çekmek için çok uygun olan bir yöntemdir. Aynı zamanda, giriş sınıfı dijital fotoğraf makinelerinde kullanılır. Bu yöntemde, RGB filtreleri ile buharlanmış olan pikseller, bir CCD’nin üzerinde bulunurlar.Yani temel-renk ayırımı, doğrudan CCD’nin üstünde yapılır (bkz. yukardaki çizim). Bu yöntemin dezavantajı renk doğruluğunda ve görüntü ayrıntılarında ödün verilmesidir; çünkü bu yöntemde tek bir resim noktası elde etmek için, 3 veya 4 noktaya gereksinim duyulur.

    THREE-SHOT (üçlü çekim) teknolojisi:

    Tek-çekim yönteminin, olası yanlış renk bilgileri, üçlü çekim yöntemi ile telâfi edilebilir. Bu yöntemde, karmaşık bir prizma sistemi, düşen ışığı spektral olarak böler ve üç ayrı algılayıcıya yönlendirir. Bunlar, daha kaliteli neticeler ve daha fazla renk doğruluğu sağlarlar. Bu yöntemin dezavantajı ise, tüm mekanizmanın karmaşık olması, yani tek-çekim yöntemine nazaran daha masraflı ve arızalara daha yatkın olmasıdır.

    SÜPER CCD teknolojisi:
    Standart CCD’lerde piksellerin verimlilik ağırlığı yatay ve dikey yönlerdeki dizilişlerinde bulunur. Süper CCD teknolojisinde, pikseller petek şeklindedir ve birbirlerine daha fazla uyum sağlayarak, çapraz yönde de verim alıp, daha büyük netlik ve çözünürlüğe ulaşılır



    SÜPER CCD SR teknolojisi:

    4,31cm ve daha fazla büyüklükte ve 3,14 milyon S-piksel ve 3,14 milyon R-piksele sahip olan bu algılayıcıda yeni bir yapılandırma, dört kat daha büyük bir hareket çapı yaratıyor: Süper-CCD-SR’nin her ışığa duyarlı noktacığı, büyük ve duyarlı olan bir S-piksel ve küçük ve daha az duyarlı olan bir R-pikselden oluşmakta. Bu piksellerin beraberliği, şimdiye kadar kullanılan tek piksele nazaran, daha büyük bir kontrast alanını kapsamakta. Netice olarak sadece, çok kontrastlı çekimlerde daha iyi bir ışık ve gölge çizimi oluşmuyor, aynı zamanda yüksek veya düşük pozlamalarda daha fazla tolerans alanları oluşuyor. Yâni, yeni süper-CCD-SR, 3 milyon S-piksel ve 3 milyon R-pikselden, toplam 6 milyon noktadan oluşan bir resim dosyası oluşturuyor çok yüksek kalitede ışık/gölge çizimi sunabiliyor.





    < Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi mbbilici -- 27 Temmuz 2008; 14:43:52 >
    |
    |
    _____________________________
    mbbilici

    elektrik kesintisi alarmı; kaloriferciler, kat kaloriferi sahpileri ve elektrik kesintisini haber almayı gerektiren diğer durumlar için
    http://www.sahibinden.com/ilan/alisveris-bahce-yapi-market-is-guvenligi-elektrik-kesintisi-alarm-cihazi-50726852/detay/




  • Yarbay
    12689 Mesaj
    Konu Sahibine Özel
    Lensler Üzerindeki Bazı Kısaltmalar ve Açılımları

    EX Sigma'nın genelde üst sınıf lenslerinde kullandığı değişik bir tür gövde kaplamasına sahip olduğunu ifade eden bir kısaltmadır.
    DC yine Sigma'nın Digital Crop'lu, dijitale özgü lensleridir.
    DG Dijitale uyumlu full frame lenslerdir.
    IF iç odaklamayı, yani ön elemanın dönmediğini söyler
    EF Canon'un otofokus lensleridir.
    FD Canon'un manuel fokus lensleridir.
    AI (Aperture Indexing) Nikon'un manuel fokus lensleridir. Diyuafram değerini makinaya söyleyen bir tırnağın kullanımını getirmiştir. AF-D lensler de aslında AI lenslerdir.
    HSM, Hyper Sonic Motor. Sigma'nın USM ve AFS lenslere kaşılığıdır. Bu üç tür lenste de lens içindeki ultrasonik motorlar vasıtasıyla hızlı ve sessiz odaklama sağlanır.
    APO, Apochromatic in kısaltmasıdır. Daha düzgün kırılımlarla saçılmaların en aza indirgendiği, daha keskin lensler olduğunu söylerler.

    2. FD Canon'un otofokus makinalar olmadığı zamanlarda çıkardığı Manuel makinalarında (AE1, F1, T50, T70 gibi) kullandığı lens mount'tur. EF ise Canon'un otofokus EOS makinaları çıkarmasıyla ortaya çıkan bir lens tipidir. EF lenslerde herşey elektronik olarak ayarlanmaktadır. FD lensler ve EF lensler birbirinin yerinde KULLANILAMAZLAR.

    3. Makro objektifler
    daha yakından odaklama yapabilecek şekilde tasarlanırlar. Her zoom lens istenildiği kadar yaklaşamayabilir. Aynı odak uzaklıklarında iki lens yine opttik ve mekanik tasarımlarının kısıtları nedeniyle faklı uzaklıklara kadar odaklanabilirler.

    4. Prime lens, Asal Lens demektir. Zoom lensler bir aralık içinde odak uzunlukları değişebilen lenslerdir. Dolayısıyla aynı noktadan odaklama yapıldığında bakış açısı iki değer arasında değişir. Asal lenslerde ise odak uzunluğu sabittir, yapılabilecek tek ayar odak uzaklığıdır. Daha az optik eleman bulunduğu ve sabit bir odak uzunluğuna yoğunlaşıldığı için zoom lenslere göre daha keskin, distorsiyonsuz ve saçılmalar engellenmiş olabilirler.



    < Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi JrMaster -- 29 Temmuz 2008; 13:45:42 >
    |
    |
    _____________________________
    Hırs seni kul etmesin, Allah seni hür yarattı




  • Yarbay
    3259 Mesaj
    Objektif

    Görüntünün duyarkat (film) üzerinde yeterli aydınlık ve netlikte oluşmasını sağlayan mercek ya da mercekler topluluğudur. Bir objektif üzerinde çoğunlukla diyafram ayar halkası, netleme halkası gibi kontrol düzenekleri bulunur .

    Bir objektifin üzerinde, özelliklerini belirten; odak uzaklığı, en açık ve en kapalı diyafram açıklığı, netleme mesafesi gibi bilgiler bulunmaktadır. Objektifleri incelerken ilgili kavramlar üzerinde açıklama yapmak yararlı olacaktır.

    Odak uzunluğu : Optik merkez ile film düzlemi arasındaki mesafedir. Milimetre cinsinden ifade edilir.

    Objektifler odak uzunluklarına göre sınıflandırılırlar: Normal, kısa, uzun. Bunlara ilave olarak değişken odak uzunluğuna sahip objektiflere zoom objektif denmektedir. Bir objektifin odak uzunluğunu belirlerken, objektifin takılı olduğu fotoğraf makinesinin kullandığı film formatının belirleyici olduğunu bilmemiz gerekir. Örneğin günümüzde en yaygın kullanılan fotoğraf makineleri 35mm.lik, yani boyu 24mm eni 35mm olan film kullanılan makinelerdir. Bu filmlerin çapraz uzunlukları 43mm dır.

    Normal odaklı objektif: Odak uzunluğu, takılı olduğu makinenin kullandığı filmin çapraz uzunluğuna eşit olan objektiftir. Eğer 35 mm formatında film kullanan 35mm.lik bir fotoğraf makinemiz varsa, normal odak uzunluluğumuz 43mm.dır. 35 mm formatında normal odak uzunluğu 43 ¬- 50 mm.dir .

    Kısa odaklı objektif: Odak uzunluğu, takılı olduğu makinenin kullandığı filmin çapraz uzunluğundan kısa olan objektiftir. Yani 35 mm formatındaki bir makinenin kısa odaklı objektifleri 35mm, 28mm, 24mm vb.dir. (çapraz uzunluk 43mm)

    Uzun odaklı objektif: Odak uzunluğu, takılı olduğu makinenin kullandığı filmin çapraz uzunluğundan uzun olan objektiftir. Yani 35mm formatındaki bir makinenin uzun odaklı objektifleri 85 mm, 105 mm, 200 mm vb.dir (çapraz uzunluk 43mm)

    Görüş açısı: Odak uzunluğunun kısa ya da uzun olması görüş açısını belirler. Kısa odak uzunluğuna sahip objektifler geniş görüş açısına sahiptirler ve geniş açı Objektif olarak tanımlanırlar.

    Diyafram değeri, çapı ve merceğin odak uzaklığı ile formüle edilebilir.

    Diyafram değeri = Merceğin odak uzaklığı / Diyaframın çapı

    Normal açı insan gözünün görebildiği açıya eşdeğerdir ve bu açı 450 -500 dir. Dolayısıyla normal odaklı objektifler insan gözünün gördüğü açıyı film düzlemi üzerine yansıtır. Kısa odaklı yani geniş açılı objektifler insan gözünden daha geniş açıları (örneğin 750, 1040 vb.) Film düzlemi üzerine yansıtabilirler. Uzun odaklı yani dar açılı objektifler insan gözünden daha dar açıları (örneğin 180, 50 vb.) Film düzlemi üzerine yansıtabilirler. Zoom objektifler değişken odak uzunluklarına aynı gövde üzerinde ayarlanabilen objektiflerdir. Örneğin 28mm - 85mm gibi. Kullanım amaçlarına göre özel objektifler de vardır. Örneğin en yaygın özel tip objektifler olarak makro ve shift objektifleri sayabiliriz.

    Zoom tip objektif : Değişken odak uzunluklu objektiflere "zoom" adı verilir. Genellikle 35mm’lik fotoğraf makinelerinde çok gerekli olan bu objektif, konunun daha yalın bir şekilde kadrajlanması, lüzumsuz detayların elenmesi için kullanılır. Ne var ki, bu tür objektifler, optik yapıları nedeni ile ışık kaybına neden olurlar. Ancak ışık kaybı azaltılmış zoom objektifler diğerlerine göre çok daha pahalı olabilirler.
    Çok geniş açılı ve geniş açılı objektifler: 16-20mm ve 20-35mm’lik odak uzunluğu olan bu objektifler çok geniş açı ve geniş açı olarak adlandırılır. Tecrübeli ellerde olağanüstü fotoğraflar verebilen bu objektifler, yanlış kullanıldığında deformasyonlara neden olurlar. İnsan yüzleri, yakın çekimlerde çirkinleşir, fotoğrafın köşesine geldiklerinde uzarlar. Bina perspektiflerinin bu tür objektiflerle deformasyona uğraması ve dikey çizgilerin fotoğrafın yukarısına doğru birleşmesi gibi tatsız sonuçlara meydan vermemek için zaten birbirine paralel olan objektif düzlemi ve film düzleminin, konu düzlemine de paralel hale getirilmesi gerekir.

    Normal objektifler: Odak uzunluğu 50mm civarında olan objektiflerdir. Görüş açıları 47 derece civarındadır ve diyafram aralıkları en fazla olan (f 1:1.4) optiklerdir.

    Teleobjektifler: Çekim esnasında bulunulan yere uzak olan konuları yakınlaştırmak için kullanılan objektiflerdir. Yabanıl yaşam ve sportif etkinliklerin çekimi için bu teleobjektifler kullanılır. Alan derinlikleri çok kısıtlı olduğundan net ayarı tam yapılan objeler ön ve arka plandan kolaylıkla sıyrılır ve fotoğraflarda derinlik duygusu oluşur. Çoğunlukla makineyi bir sehpaya monte ederek kullanmayı gerektirirler. Aksi halde sallanma veya titreşimlerden dolayı fotoğraflarda flu sonuçlar doğabilir. Elde kullanılması zorunlu ise objektifin odak uzunluğunun nümerik değerine yakın bir obtüratör seçimi yapmak bu titremeyi absorbe edebilir. Örneğin 200mm’lik bir teleobjektif ile 1/250 yada 500mm’lik bir teleobjektif ile 1/500 enstantane kullanmak gibi.
    Kısa tele objektifler: 70 mm ile 135 mm arasındaki odak uzunluklu objektiflerdir. Bu tür objektifler 85mm’den itibaren çoğunlukla portre çekimlerinde kullanılır. Net alan derinlikleri kısıtlıdır ve diyafram açıklıkları f:2.8 olanları da vardır.

    Makro Objektifler: Yakın plan çekimlerinde kullanılan optiklerdir. Çoğunlukla doğada bulunan çiçek, böcek gibi yabanıl yaşama dair fotoğraflar bu tür objektiflerle yapılabilir. Konumuzun çok yakınına sokulmak zorunda olduğumuzdan net alan derinliği oldukça azalır ve örneğin bir böcek fotoğrafında böceğin yalnızca çok küçük bir bölümü ancak net olabilir. Alan derinliği artırabilmek için oldukça kısık bir diyafram kullanmak gerekebilir ve bu da düşük bir enstantane seçimi demektir. Makro çekim yapabilmek için bu tür bir objektif satın aldığımızda mutlaka bir sehpa da beraber düşünmelidir ve bu sehpa makro çekim için uygun olmalıdır.

    Shift (kaymalı) objektifler: Mimari fotoğraf çekimlerinde, yüksek binalar perspektif bozulmasına uğradığından, dikey çizgilerde yukarıya doğru bir birleşme gözlenir. "Shift" tipi optikler bu tür efektin önüne geçmek için yapılmıştır. Büyük format körüklü makinelerde, objektif yada film düzlemine müdahale etmekle yapılan düzeltme, 35mm’lik makinelerde, bu objektiflerin gövde üzerinde bir yana doğru paralel kaydırılarak kısmen de olsa yapılabilir. Odak uzunlukları geniş açı sınıfına girer ve 28 ila 35mm arasında değişir. Bu tür objektifler oldukça pahalıdır ve ülkemizde pek yaygın değildir.



    Yukarıdaki şekillerden de anlaşılacağı gibi en büyük diyafram açıklığı değeri olan f32 en küçük diyafram çapı değerini, en küçük diyafram açıklığı değeri olan f1.2 ise en büyük diyafram çapı değerini ifade etmektedir.

    BAKAÇ / VİZÖR
    Film düzleminde oluşacak görüntüyü izlememizi sağlayan sistemdir. Çoğu makinelerde odaklamayı kolaylaştırıcı telemetre, kırık görüntü, mikroprizma gibi sistemler bakaç içerisinde yer alır ve ışık ölçümü, ışıklama, pil kontrolu gibi işlemler bakaçtan izlenerek yapılır.

    DEKLANŞÖR
    Bütün ayarlamalardan sonra fotografın çekimini makinaya bildiren düğmedir.

    DEKLANŞÖR KİLİDİ
    Deklanşör'e bağlanarak deklanşör düğmesinin daha rahat bir şekilde basılmasını ve uzun enstantane çekimlerinde makinanın sallanmaması için kullanılan kablolu bir sitemdir. Bazı makinalarda ayrı bir giriş yeri olmasına karşın genelde deklanşörün üzerine takılırlar.

    ALAN DERİNLİĞİ DÜĞMESİ
    Her fotoğraf makinasında bulunmayan bu düğme net alan derinliğinin görülmesini saylayan sistemdir.

    IŞIKÖLÇER
    Işığa duyarlı elemanları sayesinde ışık şiddetini ölçüp örtücü hızı ve diyafram açıklığı cinsinden bildiren aletlerdir. Işıkölçerler makinadan bağımsız olabilir veya fotoğraf makinasının içine yerleştirilmiş olabilirler. Bu tür ışık ölçümüne objektif içinden ölçüm veya TTL ölçüm de denir.

    TTL IŞIK ÖLÇÜM SİSTEMLERİ
    Objektif içinden okumalı ışık ölçüm sistemleri 4'e ayrılır. Bunlar ayna üzerinden yansıyan görüntünün bal peteği veya karelere ayrılmış alanlara düşen ışık değerlerinin hesaplanmasıyla oluşurlar.

    Ortalama ölçüm - Averaging System
    Bu sistemde ışık ölçümü, fotoğraf karesinde oluşacak görüntünün tamamının okunması sonucunda kareciklerde oluşan ölçüm değerlerinin aritmetik ortalamasının alınması ile oluşur. Işık ölçüm sistemine göre değişen kare sayısı 24 ise bu alanlara düşen değerler önce hesaplanır sonra bunların toplanıp 24'e bölünmesi sonucunda oluşur.

    Merkez ağırlıklı ölçüm - Center-Weighted
    Merkez ağırlıklı ölçüm yapan makinalar kadrajlanmış alanın merkeze komşu olan kareciklerden gelen ışık ölçüm değerlerinin okunması sonrasında ortalaması alınarak oluşturulur. Bu alanın ölçüm değerine etkisi %65 veya %70 oranında olur. Geri kalan alanın ölçüm değerine etkisi %35 veya %30 oranında olur.

    Nokta ölçüm - Center-Spot
    Kadrajlanmış alanın tam merkez noktasından gelen ışık değerlerinin okunması sonucu oluşur. Diğer alanlardan gelen değerler bu ölçüm sisteminde hesaplamalara çok az katılır.

    Bölge Ağırlıklı ölçüm - Zone – Weighted
    Kadrajlanmış alan katsayılar verilerek bir kaç bölgeye bölünür. Bu bölgelerden gelen ölçüm değerlerinin ilgili katsayılarla çarpılarak ağırlıklı ortalaması oluşturulur.

    http://www.speedyshare.com/444999321.html
    < Bu mesaj bir yönetici tarafından değiştirilmiştir >
    |
    |
    _____________________________




  • Yüzbaşı
    624 Mesaj
    Objektif (Nesnel)
    Objektifler, odak uzaklıkları ile belirlenirler. Odak uzaklığı nedir? Fiziksel olarak bakıldığında odak uzaklığı, bir objektifin ışık kırma gücünün ölçüsüdür. Odak uzaklığı, bir objektifin, sonsuz uzaklıktaki bir nesnenin keskin görünmesi için ihtiyacı olan mesafeyi bildirir.

    Objektifler, odak uzaklıklarına göre, sınıflandırılırlar. Genel olarak objektifler, standart (normal), geniş açı, dar açı (tele) ve zoom (değişken) gibi sınıflara ayırılırlar.

    Standart objektifler, bakış açısı olarak, insan gözü ile aynı görüş tarzına sahiptirler; yani yakl. 45°.

    Geniş açı objektifler'in daha küçük odak mesafeleri vardır ve bu yüzden daha büyük açıya sahip olurlar.

    Dar açı objektifler ise, odak uzaklığına bağlı olarak, daha küçük bir açıyı kapsarlar. Bu yüzden çekilen konular daha büyük ve yakın görünürler.

    Zoom objektifler'in sabit odak uzaklıkları yoktur. Bunların odak uzaklıkları, en küçük ve en büyük değer olarak açıklanır. Bu tür objektiflerin avantajları çok açıktır: odak noktaları ve resim açılarını – basamaksız olarak – değiştirmek mümkündür. En uzun ve en kısa odak uzaklıklarının orantısına, zoom faktörü denir. Örn.: 36mm – 108mm odak uzaklığı olan bir objektifin faktörü 3 olarak belirlenir; yani 3-kat-zoom (3x) objektif söz konusudur.

    Objektiflerin ışıklık ölçüsü (objektif açıklığı), objektifin optik kalitesini belirten bir değer olarak algılanır. Bu yanlıştır !!! Işıklık ölçüsü sadece, azami diyafram açıklığını, bununla beraber enstantaneyi açıklar. Yüksek ışıklığı olan objektifler, ışıklık ölçüsü düşük olan objektifler ile karşılaştırıldığında, daha hızlı enstantanelere olanak tanırlar. Işıklık ölçüsü, ön mercek çapı ile odak uzaklığı orantısından hesaplanır. Işıklık ölçüsü, aynı zamanda, en büyük diyafram açıklığına eşittir.
    Objektifin perspektifi (üç boyutlu görünüm) yoktur...



    Perspektif için objektifin odak uzaklığı veya çekim açısı, önemli değildir. Sadece konu, perspektifi belirler. Yani, eşit büyüklükte olan iki nesne, objektife aynı mesafede olduklarında, filmde aynı büyüklükte görüntülenirler; nesnelerin mesafesi değiştiğinde, perspektif oluşur. Uzak olan, yakın olandan daha küçük görünür.

    Dikkat: Filimde gördüğümüz büyüklük orantıları, nesnelerin gerçek orantıları hakkında fikir vermezler.



    1. Kısa mesafeden çekilen her şey, arka plana orantılı olarak, normalden büyük görünür – burada “dik” perspektiften bahsedilir.

    2. Uzun mesafeden çekilen her şey, arka plana orantılı olarak, normalden küçük görünür – burada “düz” perspektiften bahsedilir.


    “Dik” perspektif oluşturmak için geniş açı objektifler kullanılmalıdır. “Düz” perspektifler için ise, büyük odak uzaklığına sahip objektifler, daha uygundurlar. Odak uzaklığı ne kadar büyürse perspektif, o kadar “düz” olur.



    < Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi Emr² -- 27 Temmuz 2008; 22:34:38 >
    |
    |
    _____________________________




  • Yarbay
    2366 Mesaj
    Güzel paylaşım Objektiflerin de konuyla ilintili olduğunu düşünerek, biraz daha detaylı bir alıntı yapayım:

    OBJEKTİFLER

    Fotoğraf makinelerinin önünde bulunan ve fotoğraflanacak görüntüyü film ya da sensör yüzeyine yansıtan fotoğraf makinesi parçasına objektif adı verilir. Objektifler birkaç mercek ya da mercek grubunun bir araya gelmesinden oluşur.

    Fotoğraf makinelerinin çalışma prensibi insan gözünden esinlenerek geliştirilmiştir. Işığın şiddetini ayarlayan ve objektif üzerinde bulunan diyafram sistemi insan gözündeki orjinali iris ile hemen hemen aynı özelliklere sahiptir. Bir insan için gözü ne kadar önemliyse bir fotoğraf makinesi için de objektif o ölçüde önemlidir. Fotoğraf makinesinin dış dünya ile ilk temasını objektif sağlar. Bir objektifin kalitesi ve ışığa karşı olan hassasiyeti görüntü kalitesini doğrudan etkileyeceği için dikkat edilmesi gereken bir konudur.

    Görüntü kalitesinin doğrudan etkileyen en önemli değişkenlerden biri objektif kalitesidir. Keskin, net ve iyi kareler yakalamak için birinci şart iyi bir objektif kullanmaktan geçer.

    Objektiflerin birden fazla mercekten oluşmasının sebebi ise tek mercekli sistemlerin birçok görüntü hatasına yol açmalarıdır. Bu hataların en aza indirilmesi için objektifler birden fazla mercek ya da mercek gruplarından oluşur. İyi bir objektiften en az hata ile en yüksek görüntü kalitesi vermesi beklenir.



    Günümüzde üretilen kaliteli objektifler yüksek teknolojiye sahip, karmaşık hesaplamaların ürünü cihazlardır. Genelde en az 3-5 mercek ya ad mercek sisteminin bileşiminden meydana gelirler. Her bir mercek yüzeyi ışık kaybını en aza indirmek için özel kaplamalara sahiptir.

    Ayrıca günümüzde objektifler aynı zamanda netlik sistemleri (AF – Auto Focus) ile beraber çalışacak şekilde tasarlanırlar.

    ODAK UZAKLIĞI
    Objekitfler konunun net görünmesi için de kullanılırlar. Yani netleme için de objekitflerden yararlanılır. Bunun için objektifin içinde bulunan merceklerden bir kısmı hareket ettirilir. Uzaktaki bir nesneye netlik yapıldığında objektif ile film ya da sensör yüzeyi arasındaki mesafeye ‘odak uzaklığı’ adı verilir. Odak uzaklığı mm cinsinden ölçülür ve objektiflerin tanımlanmalarında kullanılan bir birimdir. 35 mm formatı için yaklaşık olarak 50mm insan gözünün verdiği etkiyi verir. Bu değerin biraz altı geniş açı, üstü ise dar açılı görüntü sağlar.

    MERCEK SİSTEMLERİ
    İlk tasarlandıklarında tek ya da 2-3 mercekten oluşan objektifler, gelişen teknolojinin de yardımı ile kabiliyetlerini ve mercek sayılarını artırmışlardır. Günümüz modern objektifleri 8-10 hatta 16 mercek sisteminin bira araya gelmesi ile çalışırlar.



    Objektiflerin bu karmaşık yapısı sebebiyle yüksek teknolojiyi kullanan ürünlerinin başında gelirler. Özellikle çok sayıda mercek kullanılması, fotoğrafı çekilecek cisimden yansıyan ışığın her bir mercekten geçerken azalmasına ve renk sapmalarına sebep olur. İşte bunu engellemek için mercek sistemleri özel bir şekilde yerleştirilir. Ayrıca yüksek kalitede optik malzeme kullanılarak, olası sorunların önüne geçilmeye çalışılır.

    KAPLAMA ALANI
    Bir objektifin oluşturduğu görüntü daire şeklindedir (yapıları itibariyle). Görüntünün en net bölgesi ise ortasında oluşur. Bir objektifin oluşturduğu görüntünün en net olduğu bölgenin çapına ‘objektifin kaplama alanı’ adı verilir. Örneğin 35 mm filmin görüntü alanı 24x36mm’dir. Köşeleri birleştirdiğimizde oluşan üçgenin uzun kenarı ise yaklaşık 43.2 mm’ye tekabül eder. Bu rakam ise 35mm film ile kullanılabilecek objektifin minimum bu kaplama alanına sahip olması gerektiği anlamına gelir.



    OBJEKTİF AÇIKLIĞI
    Fotoğraf sanatının temeli ışıktır. Işık ile yapılan oyunlar, renk değişiklikleri ve tonlamalar amatör profesyonel bütün kullanıcılar için önem taşır. Bir fotoğraf makinesinde bu ışığın geçtiği ilk yer objektiftir.

    Bir objektifin ışık geçirgenliği ne kadar fazlaysa yani ne kadar çok ışığı kayıpsız bir şekilde sensöre ya da film yüzeyine aktarabiliyorsa o kadar kaliteli olduğu söylenebilir. Objektifin parlaklığı ya da açıklığı olarak tanımlanan bu özellik fiyatının da yüksek olmasına yol açar.
    Fotoğraf makinesi seçimi yapılırken objektif açıklığının yani parlaklığının yüksek olmasını olması daha kaliteli fotoğraflar çekmenizi sağlar.

    Fotoğraf makinesi tercihi yaparken kaliteli objektif kullanan ürünlere yönelmek görüntü kalitesini artıracağı için önemlidir. Yine de özellikle dijital fotoğraf makinelerinde tek başına objektifin de yeterli olmayacağını sensör kalitesinden tutun da üzerindeki işlemcinin algoritmasına kadar birçok değişkenin görüntü kalitesine etkileyeceğini de unutmamak gerekir.
    Bir objektifin açıklığının ya da parlaklığının yüksek olması diyafram değeri ile ölçülür.

    DİYAFRAM
    Objektifler insan gözünün bir kopyasıdır. Gözümüzde ışık kontrolü iris adı verilen özel bir sistemle sağlanırken objektiflerde bu görev diyafram adı verilen özel bir mekanizma ile sağlanır. Diyafram, metal yapraklardan oluşan ve bir mekanizma ile bu yaprakların açılıp kapanmasını sağlayan bir sistemdir. Objektifin ‘f’ değeri olarak tanımlanan ve diyafram değeri aşağıdaki gibi rakamlardan oluşur:
    1 1.4 2 2.8 4 5.6 8 11 16 22 32



    Objektifin diyafram açıklığı f işareti ile belirtilir. Diyafram açıklığının 2.8 ya da daha küçük olması (1’e kadar inebilir) o objektifin kaliteli bir açıklığa sahip olduğu anlamına gelir. Bu da çoğu zaman daha az ışıkla daha güzel fotoğraf çekebilme anlamına gelir.

    İster kompakt, ister profesyonel, ister klasik, ister filmli fotoğraf makinesi olsun diyafram açıklığı yüksek bir ürünün toplam fiyatının artmasına sebep olur. Çünkü bu tip objektifleri üretmesi hem zor hem de pahalı bir işlemdir.

    GÖRÜŞ AÇISI
    Objektifin film ya da sensör yüzeyine aktardığı görüntünün sınırlarının görüntü merkezinde yaptığı açı görüş açısıdır. Bu değer odak uzaklığı ile ters orantılıdır. Yani odak uzaklığı arttıkça görüş açısı azalır.

    Odak uzaklığı 50mm olan standart objektif için görüş açısı yaklaşık 46 derecedir. Bu değer 100mm için 24, 200mm için 12, 35mm için 54, 20mm içinse 84 derece olur.



    ALAN DERİNLİĞİ:
    Fotoğraflanan konunun önünde ve arkasında belli bir alan da net olarak görünür. Bu net görünen mesafeye alan derinliği adı verilir. Alan derinliği diyafram ve odak uzaklığı ile kontrol edilen bir değerdir. Diyaframı kıstıkça (f22 gibi) alan derinliği artar, açtıkça (f2 gibi) alan derinliği azalır.

    Benzer şekilde uzun odaklı objektifler alan derinliği azaltırken kısa odaklı objektifler alan derinliği artırır.

    OBJEKTİF ÇEŞİTLERİ
    İster kompakt ister SLR tarzı bir ürün kullanın, elinizdeki objektif ya da objektiflerin çeşitleri bulunur. Bu çeşitliliğin sebebi ise farklı ihtiyaçlara cevap verebilmektir. Objektifler temel olarak 4 bölüme ayrılır:

    1-Normal Objektifler:
    Konumuz ağırlıklı olarak 35mm formatı olduğundan bu tür için insan gözüne yakın perspektif değeri veren objektif 50mm’dir. Normal objektif olarak tanımlanan bu objektifler insan gözünün gördüğü gibi fotoğraf çekerler. Fotoğraflanan konuların boyutları değişmez (küçülüp büyümez). Özellikle değiştirebilir objektiflere sahip SLR fotoğraf makinesi kullananlar tarafından tercih edilen bu objektifler, hafif olmaları, basit mekanizmalara sahip olmaları sebebiyle tercih edilir.

    Odak uzaklıkları değişken olmadığı için bu ürünler kompakt cihazlarda fazla tercih edilmez.

    2-Geniş Açılı Objektifler:
    Yukarıda geçen satırlarda da bahsettiğimiz gibi 50 mm odak uzaklığı yaklaşık 46 derecelik bir görüş açısı sağlar. 35mm ve daha küçük odak uzaklığı değerlerine sahip olan objektifler geniş açılı olarak tanımlanır. Bu objektiflerde açı değeri 54 dereceden başlayarak 180 dereceye (fisheye-balıkgözü objektifler için) kadar çıkar.

    Geniş açılı objektifler yakındaki konuları olduğundan daha büyük, uzaktaki konuları ise olduğundan daha küçük gösterir. Ayrıca odak uzaklığı küçüldükçe perspektif noktalarında distorsiyon ve bozulmalara artar. Hatta balık gözü adı verilen objektiflerde bu sorun çok fazladır.



    Yine de fotoğrafa değişik bir hava katması, alan derinliğinin çok büyük olması, dar mekanlarda rahat fotoğraf çekme imkanı sağlaması gibi sebeplerden dolayı geniş açılı objektifler tercih sebebi olmaktadır.

    3-Dar Açılı Objektifler:
    Geniş açılı muadillerinin tersine uzun odak uzaklıklarına sahip olan bu objektifler 85mm’den başlar 200-300-500 hatta 1000 mm’ye kadar uzanan değerlere sahiptirler. Görüş açısı değerleri ise 24 dereceden başlayarak 10 ve hatta 6 ya da 8 dereceye kadar düşer.

    Dar açılı objektifler daha çok konuya yaklaşmanın zor, imkansız ve tehlikeli olduğu durumlarda tercih edilir. Spor karşılaşmaları, vahşi doğa ve portre çekimleri gibi durumlarda kullanılan bu objektifler konuyu yakınlaştırırken perspektiflerin üst üstü gelmesine sebep olur. Perspektif yığılması adı verilen bu olay istisnai durumlar dışında tercih edilmez.



    Öte yandan alan derinliğini çok sınırlı bir değerde tutan dar açılı objektifler konunun zeminden ayrılması gereken çekimlerde sıklıkla tercih edilir (portre vb. gibi). Bu objektiflerin odak uzaklığı arttıkça sarsmadan tutulabilmeleri zorlaşır. Ayrıca ışık geçirgenlikleri de azalır. Bu yüzden 300mm ve daha üstü değerlere sahip objektifler genelde sehpa ile birlikte kullanılır.

    4-Değişken Odaklı Objektifler:
    Son 10 yılda popülerliği olan ve kullanımı hızla artan bir objektif türüdür. Özel bir mekanizma yardımı ile objektifin odak uzaklığı değiştirilebilir. Bu da kullanıcıya verilen değerler arasındaki bütün objektifleri kullanıyormuşcasına bir rahatlık sağlar. Bu objektiflerde odak uzaklığı iki numara ve bunların arasına ‘-‘ işareti konularak gösterilir. Örneğin 35-70mm ibaresi bu objektifin değişken odak uzaklığına sahip olduğu anlamına gelir.

    Özellikle kompakt fotoğraf makinelerinde kullanılan değişken odaklı objektifler kullanıcıya hem geniş açı, hem normal hem de dar açılı objektif kullanabilme imkanı tanır.

    Profesyonel kullanımda ise tek bir objektif taşıyarak birçok objektifin odak uzaklığını sağlaması sebebiyle kullanıcıların tercihi olan bu objektifler, sabit odaklı objektiflere göre biraz daha pahalıdırlar (özellikle f2.8 ya da f2 gibi değerelere sahip olanları).

    Objektifler yüksek teknoloji ile üretilen, karmaşik yapılara sahip fotoğraf makinesi parçalarıdır. Görüntü kalitesi üzerinde önemli etkileri bulunan bu minik cihazlar, insan gözü mantığı üzerine tasarlanmışlardır. Net, berrak ve keskin fotoğraflar çekmenin temel yolu (tek yolu değil) kaliteli bir objektif kullanan bir fotoğraf makinesi kullanmaktan geçer.



    < Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi erdish -- 26 Temmuz 2008; 2:52:29 >
    |
    |
    _____________________________




  • Kurmay Yarbay
    8715 Mesaj
    P (PROGRAM MODU)

    Bu modda makine Işık ölçerin sonuçlarına ve sahnede netleme yapılan noktaya bakarak diyafram açıklığını ve enstanataneyi otomatik ayarlar bu modda kullanıcı sadece ISO ve EV değerine müdahele edebilir

    POZLAMA DEĞERİ VE IŞIK

    Bir fotoğrafı doğru pozlayıp pozlamadığımızı artık her Dijital amkinede bulunan Işık ölçerin(pozometre) verdiği pozlama değeri(EV Exposure value) ile anlayabiliriz.Makinenin EV göstergesi bize fotoğrafını çekeceğimişz sahnede ölçtüğümüz yerin seçtiğimiz diyafram açıklığı ve enstantaneye göre doğru pozlanıp pozlanmadığını doğru pozlanmamışsa sensörün ne kadar fazla ve az ışık aldığını gösterir göstergeye bakarak sahnenin olması gerekenden ne kadar az veya çok stop pozlandığını görebiliriz.

    Işık ölçerler genelde orta tona göre ölçüm yaparak kullanılacak diyafram ve enstantane değerlerini öngörürler bu yüzden fotoğrafladığımız konu istediğimizden aydınlık veya karanlık çıkabilir. böyle durumlarda makinenizin poz düzeltmesi(exposure compensation)özelliğini kullanarak sensör üzerine ışık ölçerin öngördüğünden daha fazla veya daha az ışık düşmesini sağlayabilirsiniz. yani bir anlamda makinenin ışık ölçüm sisteminin ayarını konuya bağlı olarak siz yapmış olursunuz.

    EVALUATIVE ÖLÇÜM
    Işık ölçerler sahnenin farklı yerlerinden aldıkları ölçümle ortalama bi ışık değeri hesaplama yeteneğine sahiptirler. Çoklu noktalardan ortalama ölçüm,firmaların kullandığı teknolojiye göre "Evaluative"(Değer ölçme)adını almıştır. Bu çoklu ölçüm yöntemi Manzara çekimleri ve sahnedeki ışık farklılıklarının çok olmadığı durumlarda idealdir.

    CENTER WEIGHTED
    Kadrajın orta kısmında belirli bi kısmından ışık ölçümü almayı sağlarlar. Buda özellikle portre çekimlerinde ve sahnedeki ışık farklılıklarının belirli bi seviyede olduğu durumlarda işe yararlar.

    SPOT ÖLÇÜM
    Kadrajın merkezinde veya seçilen AF noktasından çok daha küçük bir alndan ölçüm almayı sağlar.Profesyonel fotoğrafçılar sahnede ışık farklılıklarının yüksek olduğu durumlarda en doğru noktadan ışık ölçümü yaparak tam istedikleri noktanın istedikleri ışık değerleriyle çıkması için spot ölçüm ayarını kullanırlar.Yalnız beyaz bi noktadan örneğin (beyaz bir elbise) ölçüm yaparsanız makinenin spot ışık ölçeri bu noktayı fazla aydınlık bulacaktır ve fotoğrafta düzgün pozlanmasını istediğiniz yer karanlık çıkabilir. Spot ölçen ışık ölçerler ölçtüğümüz yeri %18 gri kabul ederler ve ona göre sonuç verirler. Bu yüzden fotoğrafçılar yanlarında yüzde 18 lik gri kart taşır ve ışık ölçümünü bu karttan yaparlar. Daha ilkel bir yöntem olarakda avuç içinden ölçüm yapanlarada rastlanabilir.

    (Askan22'den alıntıdır)
    < Bu mesaj bir yönetici tarafından değiştirilmiştir >
    |
    |
    _____________________________
    "Aptallığın en büyük kanıtı, aynı şeyi defalarca yapıp farklı bir sonuç almayı ummaktır."Albert EINSTEIN
    "Celladını kurtarıcısı olarak gören bir toplum, kasabın bıçağını yalayan aptal danaya benzer !" K.M
    "Dünya nüfusu arttıkça, İnsan sayısı azalıyor." Chuk PALAHNIUK




  • Yarbay
    2551 Mesaj
    Çok şey öğrendim teşekkürler.
    |
    |
    _____________________________
  • Yarbay
    12689 Mesaj
    Konu Sahibine Özel
    Topiği geliştirmek için kaynak arıyorum güzel yazılar ve açıklamalar bulursam ekliycem

    bi kaç ek kaldı onları düzenliyim koyacağım şuan evde değilim
    |
    |
    _____________________________
    Hırs seni kul etmesin, Allah seni hür yarattı
  • Yüzbaşı
    710 Mesaj
    Sorusu olan varsa buarada kapsanmıyan cevaplıyabilirim, şöyle bir baktım ama aklıma birşey gelmedi
    |
    |
    _____________________________
  • Yüzbaşı
    325 Mesaj
    d.h böyle başlıklar açarmıydı yaw
    elinize sağlık
    |
    |
    _____________________________
  • Yarbay
    12689 Mesaj
    Konu Sahibine Özel
    açılıyor hocam duyarlı arkadaşlar bilgilerini paylaşıyor kaynak kaynaktır bilgi paylaştıkça çoğalır misali bizde toparlıyoruz birşeyler
    |
    |
    _____________________________
    Hırs seni kul etmesin, Allah seni hür yarattı
Sayfaya Git:
Sayfa:
Reklamlar
Radyo Dinle
Canlı Tv izle
Sohbet
Cancer Clinical Trials
Bu sayfanın
Mobil sürümü
Mini Sürümü

BR1
1,420
1.2.165

Reklamlar
- x
Bildirim
mesajınız kopyalandı (ctrl+v) yapıştırmak istediğiniz yere yapıştırabilirsiniz.