Şimdi Ara

the matrix, revolver, fight club ve tasavvuf (ben yazdım, gelin bi okuyun hele)

Daha Fazla
Bu Konudaki Kullanıcılar: Daha Az
2 Misafir - 2 Masaüstü
5 sn
10
Cevap
1
Favori
969
Tıklama
Daha Fazla
İstatistik
  • Konu İstatistikleri Yükleniyor
Öne Çıkar
0 oy
Sayfa: 1
Giriş
Mesaj
  • üç filmden tek doğruya

    üç ayrı film. üç ayrı konu. tek doğru. fight club, revolver, the matrix ve tasavvuf…
    sanmıyorum ki ne chuck palahniuk ne wachowski kardeşler ne de guy ritchie bunun farkındalar. idrak yeteneği herkese verilmiş tabi. kıyısından köşesinden bir şeyleri yakalamak olağan.
    yunan mitolojisinden insan psikolojisine, kabala’dan hristiyan mitlerine kadar her yerden beslenen bu filmler aslında çoğu yerde tek doğruya işaret ediyor. sonuçta kaynak aynı. doğru tek.
    nasıl ki bu filmlerin senaristleri bilmeden tasavvuftan öğretiler cımbızladılarsa ben de filmlerden cımbızlayarak tasavvuf öğretilerine gitmeye çalışıcam. biraz zorlama olabilir elbette.
    fight club’tan başlayalım.
    tyler, düzene karşı her türlü direnişi gösteren babamın deyimiyle anarşik bir tip. tyler’ı karakter bağlamında ele almıcam. senaryosu önceden belli (bir nevi kaderi) olduğu için yaptığı aşırılıkları yapabiliyor. yoksa siz gidin bizim dolmuş şöförlerine tyler gibi para verin. gideceğiniz yere kadar kovalamıyorlar mı sizi.
    tyler, insanların maddi tutkulardan uzaklaşmalarını ve özgür kalmalarını söylüyor. ne diyor başka? "sahip olduğun şeyler aslında sana sahip olur." veya "sizler işiniz değilsiniz, sizler paranız kadar değilsiniz, bindiğiniz araba, kullandığınız kredi kartının limiti değilsiniz.” diyor.
    ölümü kabullenmemiz gerektiğini söylüyor. bu yaklaşımı tasavvufta da görebiliriz.
    hayatla şekillenen düşünce ve duygularımıza yapışırız. onları kendimiz zannederiz. bu da ego benliği oluşturur. tyler da tasavvuf da egodan sıyrılmamız gerektiğini söylüyor. tabi tyler daha sonra farklı bir yol çiziyor. tasavvuf bu noktadan sonra insanın kendini allah’a adayacağını söylerken bizim tyler itlik, serserilik peşinde geziyor.
    tyler’ı ilkel benliğimize benzetebiliriz. bunları yapmayacağız ve içgüdülerimizin istediği gibi davranacağız. burada tyler tasavvuftan tamamen zıt bir yöne sapıyor. bu da çok normal. zaten tasavvufla bağlanma gibi bir derdi yok. bu derdi ben edindim kendime niyeyse. neyse.
    başka bir bağlantı ise tyler’ın “tüm umutlarınızı kaybettiğinizde özgür kalırsınız.” sözü (chuck bu sözü nietszche’den çarpmış ama bizim konumuz filmler). tasavvufta bu konu, insanın kendini bulabilmesi için benliğinin dünyevi tüm umutlarından sıyrılması gerektiği olarak söyleniyor. yani bizim mutasavvıflardan nietzsche’ye ordan da palahniuk’a uzanan bir çizgi. kalemim kırılacak.
    revolver’a gelelim.
    tamamen benlik üzerine kurulu bir film. jack’in kendiyle mücadelesi.
    bu filmi fight club’dan ayıran durum jack’in mücadelesinin benliği ile varlığı arasında geçmesi. en başından beri zach ve avi (bu iki kişiye jack’in öz varlığı diyebiliriz) jack’e yardım ediyor ancak jack kendi benliğinde sıkışıp kalmış. zach ve avi’ye güvenmiyor hatta düşman olarak görüyor. yıllardır kölesi olduğu benliğinin peşinden gidiyor. filmin sonlarına doğru düğüm çözüldükçe anlıyoruz ki benliğinizi yenerseniz varlık sizi zaten doğru şekilde yönlendirecektir. bu durumu direk tasavvufa bağlayabiliriz. jack’in aydınlanmasını dervişlerin ermesine benzetebiliriz. burada jack’in aydınlandıktan sonraki sürecini değil, aydınlanma sürecini ele alıyoruz. tabiki dervişler yıllar süren bir disiplin altında bunu gerçekleştiriyorlar ancak yendikleri şey aynı. “wake up” tabirini hem jack’in varlığı hem de benliği kullanıyor. uyanmak, tasavvufta kalbin açılması olarak geçer. jack’in de yaptığı hemen hemen bu. eh tabi bu bir film. “i can hear you” diyince benliğinizi duyamayacaksınız.
    the matrix ile bitirelim.
    bu filmi tasavvufi yönden ele alacak olursak heralde sayfalarca yazı çıkacaktır. kısaca bahsedelim.
    revolver’la kurduğum bağlantısı neo’nun jack’e göre aydınlanmaya sıkı bir çalışma sonrasında gitmesi. neo’nun filmin başından sonuna kadar yaşadığı değişim jack’e göre çok daha tasavvufa yakın izler taşıyor. neo’nun en baştaki korkak, sıradan hali sıkı bir eğitim ve disiplin sonucunda içindeki cevherin ortaya çıkmasıyla yerini saf bilince bırakıyor.
    “wake up” tabiri burada da kullanılıyor ancak daha geri planda. bu filmde uyanmaya değil yeniden doğmaya vurgu yapılıyor. neo’nun makineler dünyasında uyanması doğum gibi gösterilmiş. tabi bu noktada jack’in uyanması tasavvufa daha yakın çünkü neo’nun yeniden doğumu bir nevi dergaha girmesini simgelerken jack’in uyanması direk aydınlanmasını simgeliyor.
    neo ile trinity, morpheus’un “kapısının” önüne geldiklerinde trinity neo’ya: “dürüst ol.” diyor. erme süreci yaşayacak bir derviş şeyhi önünde nasıl olması gerekiyorsa neo da morpheus önünde öyle olmalıdır.
    morpheus ve neo’nun konuşmasında morpheus, neo’nun içindeki boşluğa, meraka atıflarda bulunuyor. bu da şeyhin kapısına gelen bir dervişin yaşadığı içsel boşluğa atıfta bulunan bir sahne. ayrıca konuşmada morpheus matrix’i anlatamayacağını, onu neo’nun kendisinin görmesi gerektiğini söylüyor. tasavvufta da şeyh yolu gösterir. yolda gidecek olan dervişin kendisidir. yolu bilmek ve yolda gitmek birbirlerinden çok farklıdır.
    neo, matrix’in köleliğinden kurtulabilmek için sıkı bir eğitime giriyor. burada dikkat edilmesi gereken nokta bu eğitimin yine matrix içinde verildiği. tasavvufta da “rüyalarla terbiye” vardır. matrix’ten çıkartılan neo, direk kendisiyle eğitime alınmıyor. matrix içinde eğitime sokuluyor. çünkü aktif olarak çalışacağı alan orası. aynen bir dervişin mana alemine geçmek için dünya hayatında aktif olması gerektiği gibi.
    daha başka; kodlardaki ibranice, latince harfler… kapı, ayna, hap metaforları… damalı zemin… isimler… çıkarılan sahneler… vuhuuuu bitmez bu ben gidiyorum.


    edit: bu tip işlerden anlamam. yeni yeni böyle şeyler yazmaya başladım. eleştirirseniz sevirim



    < Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi Kuzgun091 -- 23 Ocak 2014; 21:11:21 >



    _____________________________




  • Konu güzel ve benim de daha önceden dikkatimi çeken bir konuydu ama bence yazıyı daha da derinleştirebilirsiniz, üzerinde daha çok çalışmalısınız
  • yorum için teşekkürler.

    daha da derinliştirecektim ama niyeyse bitirdim hemen.
    _____________________________
  • Tasavvuftan gram anlamam herhalde haklısındır. Ama şu sonda anlatmayıp direkt geçtiğin şeyleri daha da derinleştirseydin keşke. Hani ibranice kodlar damalı zemin falan...

    Revolver'ı izleyecektim sıkmıştı epey şimdi bukonu üzerine izlemek mi lazım diyorum.



    < Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi Kartal Göz -- 24 Ocak 2014; 2:15:11 >
    < Bu ileti m.bolumsonucanavari.com kullanılarak atıldı >
    _____________________________
  • Hepsi de izlediğim filmler.Güzel yazı olmuş.
    _____________________________
    Stratejisi olmayanları sadece yenilgi bekler.
  • İlginç bir yazı olmuş.

    < Bu ileti mini sürüm kullanılarak atıldı >
    _____________________________
  • daha da derinleştirebilirdim. sınav zamanıma denk geldi.

    heralde aklımdan çıkmasın diye hemen yazdım bir şeyler.
    _____________________________
  • Yapay Zeka’dan İlgili Konular
    Daha Fazla Göster
  • Merhaba, öncelikle yazıyı şimdi bitirdim. Arama bölümüne "chuck palahniuk" yazdım ve sıra sıra mesajlara girip okudum. Sıra bu kısma gelince ,okumadan en zevk aldığım bölüm burası, dedim kendi kendime. Ve yine kendimce küçük, minnacık bir yorumda bulunmak için telefonun ekranındaki harflerle mekik dokuyorum şu an. Neyse cafcaflo lafları geçip iki kelam etsem yerinde olacak sanırım:

    Öncelikle yazının başındaki Fight Club ile başlamak istiyorum. Bence Tuyler Durden veya Narrutor'un şizofren kişiliği, tasavvufla taban tabana zıt bir kişilik oluşturan bir tip. Kendini aradığını düşünmüyorum daha çok dibe vurmak için çalışan, hayatı irdelemeyen, boşvermiş ve "kaderci" bir tip benim nezdimde. Narrutor, Marla'nın felsefesini, Marla ile tanıştıktan sonra içsellemiş oluyor. Hani Marla'ya göre her an ölebileceği kanısını kendine bir şekilde bilinçaltından absord ediyor. Gerek filmin sonunda arabayla tırın üstüne intihar girişiminde bulunurken, gerek de Lou'nun barında Lou tarafından dayak yemeyi karşısındaki herifin elinde silah varken korkusuzca üzerine atladığında anlayabiliyoruz. Kendisini kanıtlama derdi yok, her şeyi boşvermiş. Ölüm, onun için umrunda değil. Ama tasavvufta ölüm önemlidir. Nasıl öldüğün önemlidir. Nasıl yaşadığın ve neler yaptığın, ışığını ne kadar yansıtabildiğin, insanlarla olan münasebetin, kişisel iç çekişmelerin, kendinle hesaplaşmaların bunların hepsi önemlidir. Bence bu yüzden Tyler karakteri aidiyetsizliğinin kurbanı olmuş durumda. Her şeye müdahale edip çoğı şeyden müdahil oluyor. Şu an daha da irdelemek istiyorum ama bataryam bitmek üzere. Konu gerçekten hoş, ellerine ve zihnine sağlık gerçekten. Ama dediğim gibi, bence küçük bir pürüz var ortada :)

    < Bu ileti mobil sürüm kullanılarak atıldı >
    _____________________________
    kaymayagörsün ayağı bir insanın..




  • erkamgen kullanıcısına yanıt
    öncelikle teşekkürler.

    zıtlık barındırdığını zaten söyledim. ortak bulduğum nokta dünyaya bakıştaki çıkış noktaları.
    _____________________________
  • Yazının başında senin de belirttiğin gibi bazı noktalar biraz zorlama olmuş. Revolver bu 3 film içerisinde , tasavvufla en uzak ilişkisi olabilecek film. Bana göre bu kadar ilişki bir çok filmde (hatta daha fazlası) var. Diğer iki filmden de The Matrix , tasavvufla en çok ilişki kurulabilecek filmdir bence (hatırladığım kadarıyla) . Benzetmeler mantıklı.


    Konu dışı olarak da şunu söyleyeyim ; tasavvuf derin mevzudur dikkatli ol. Çok okumanı ve tefekkür etmeni tavsiye ederim. Sadece tasavvufi kaynakları değil , karşı olanları da okuyup üzerinde iyice düşün. İçerisinde uzun süre durup , sonra bırakan biri olarak tavsiyemdir.
    _____________________________
  • 
Sayfa: 1
- x
Bildirim
mesajınız kopyalandı (ctrl+v) yapıştırmak istediğiniz yere yapıştırabilirsiniz.