Şimdi Ara

Saltanat kaldırılmasaydı..

Daha Fazla
Bu Konudaki Kullanıcılar: Daha Az
4 Misafir (1 Mobil) - 3 Masaüstü1 Mobil
5 sn
12
Cevap
0
Favori
336
Tıklama
Daha Fazla
İstatistik
  • Konu İstatistikleri Yükleniyor
0 oy
Öne Çıkar
Sayfa: 1
Giriş
Mesaj
  • 1922'de saltanatı kaldırılmayıp tüm yetkileri alınmış bir şekilde temsili halde dursaydı İspanya, Hollanda gibi nasıl olurdu?



  • İyi şeyler olmayacağı kesin, zaten laikliğe karşı bir saltanat, saçma olurdu öyle bir şey olsaydı.

    Diyanet diyecekler için, diyanet fetö gibi tarikatları önlemek için kuruldu.

  • Ömer Hayyam12 kullanıcısına yanıt

    Hilafet sorulmamış, saltanat sorulmuş. Hilafetle karıştırdınız zannımca.

  • krstarica kullanıcısına yanıt

    Evet karıştırmışım, pardon.

  • Yönetim çekişmesi olurdu bence, halk zaten oldukça bilgisiz, pek iyi olmazdı, Atatürk nutuk'da böyle diyor.



    "Sonra, Osmanlı hânedan ve saltanatının devam ettirilmesine çalışmak, elbette Türk milletine karşı


    en büyük kötülüğü işlemekti. Çünkü, millet her türlü fedakarlığı göze alarak istiklalini kazanmış


    olsa da, saltanat sürüp gittiği taktirde, bu istiklale kazanılmış gözüyle bakılamazdı. Artık ,vatan ve


    milletle hiçbir vicdan ve fikir bağlantısı kalmamış bir sürü delinin, devlet ve milletin istiklâl ve


    haysiyetinin koruyucusu mevkiinde bulundurulmasına nasıl göz yumulabirdi?"

  • Ben de soruya cevap vereyim, kendimce.

    Avrupa insani, ozgurluk ve demokrasi haklarini kendi tirnaklari ile aldiklari icin, yontulmuş, cilekes bir milletler toplulugudur. Maksst insan haklari ise, birbirlerini de tutarlar. Bu sebeple de, sembolik olarak varlardir, kraliyet aileleri vb yapilanmaların ülke yönetiminde söz haklari yoktur. Halk bu noktada kendi iç işlerine karisilmasina musade etmez.Bu hakki da tanimazlar. Ancak dogu sark.kulturleri bagimsizlik, ozgurluk, demokratik haklari tarihsel sureclerden gecerek elde etmemislerdir. Biatçi kultur hakimdir, lider ararlar. Ve bizim halkimiz öze dönüş gibi yalanlarla kandirilip, saltanata tekrardan yönetimdr söz hakki taniyacak durumlara musade edecektir.Bugun ulkedeki iktidar pozisyonunda olan kisilere de oy verenler zaten buna güzel bir ornek. Cunku egitilmemiş insanlar, dusunmeyi felsefe edinmemiş insanlar kendileri yerine baskalarinin dusunmesini isterler. Yonetilmek onlar icin normal olandir. Ki dogu medeniyetlerinde, TR hariç su an yari modern anlamda bile cumhuriyetçi demokrasi kavrami yoktur. Irandami var yok. Rusya da mi var yok, Ortadogu zaten 200 yil geride halen. Kisacasi saltanat var olsaydi, disaridan yani dis gucler tsrafindan halk üzerinde manipulasyona açik ve yonlendirici bir etkisi olurdu. Zaten seyhulislam ve padisah osmanlinin son yillarinda, Ingiliz uşagi olup, okuma yazma bilmeyen halki güdmekte, ingiliz mandaciligini dayatmakta oldukça basarili oldular. Bugun de olsaydik, iyice dunya siyasetinin oyuncagi haline gelen, Suudi Arabistan gibi bir ülke olurduk. ABD ne derse onu yapardik. Asiretler ve aileleri , saltanst aileleri zengin şeyh gibi yasarlardi. Halk olarak ayni Irak, Lübnan, Suud, Bae insanlari gibi takilirdik. Bundan hiç supheniz olmasin.

    Demokrasinin olmadigi her yer kukla rejimlere doner. Saltanat eninde sonunda, zaten su an bile benimsenmemiş parlamenter sistemi tekrardan devirip, Osmanlicilik hayaliyle, Avrupa güçlerinin gudumune girer ve halki somurur, fakirlestirir oyuncagi haline getirir. Hicbir sosyal hakkimiz da olmazdi olsaydi bile zamanla teker teker kaybederdik. 100 sene onceki kör cahil, zir cshil halk olan halimize donerdik.



    < Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi krstarica -- 7 Mart 2022; 22:59:29 >




  • çok açık şekil de daha iyi bir halde olurduk. saltanatı olmayan bir ülke yetim kalmış ülkedir. osmanlı saltanatı kalktı da yerine demokrasi ve özgürlükler cumhuriyeti mi geldi? 1950'ye kadar seçim yapılmadı bu ülke'de. 2. bir parti kurulmasına, herhangi bir muhalefete izin verilmedi her türlü karşıt fikir ve görüş baskı ile susturuldu. oysa 1908-1922 arası meşruti demokrasi ile yönetilen osmanlı'da savaş dönemleri bile çatır çatır seçimler yapılırdı farklı farklı siyasi görüşte partiler vardı.

  • Türkiye İngiltere gibi savaştan galip çıkmadı ki hanedanını korusun. İstanbul dahil olmak üzere ağır bir işgal yaşadı tüm ülke. Bizim gibi kaybeden Almanya'dan Habsburg hanedanı kovuldu. Yunanlar Kurtuluş Harbi'nde bize yenilince sipariş edip tahta oturttukları hanedan yine kovuldu. İngiltere, İspanya, Hollanda, İsveç 20. asırda büyük mağlubiyetler almadılar. Buralarda hanedanlar ya kendi tercihleri ile ya da alttan gelen baskıyla gücü parlementolara bıraktılar. Osmanlı'da da aynısı oldu, 1908'den itibaren yetki mecliste ve hükümette idi fakat mağlup olan devlet reisi, hele ki bu bir hanedansa, gider.

  • quote:

    Orijinalden alıntı: taııbuv

    çok açık şekil de daha iyi bir halde olurduk. saltanatı olmayan bir ülke yetim kalmış ülkedir. osmanlı saltanatı kalktı da yerine demokrasi ve özgürlükler cumhuriyeti mi geldi? 1950'ye kadar seçim yapılmadı bu ülke'de. 2. bir parti kurulmasına, herhangi bir muhalefete izin verilmedi her türlü karşıt fikir ve görüş baskı ile susturuldu. oysa 1908-1922 arası meşruti demokrasi ile yönetilen osmanlı'da savaş dönemleri bile çatır çatır seçimler yapılırdı farklı farklı siyasi görüşte partiler vardı.

    Rusya yetim mi kalmış?Almanya yetim mi kalmış?Rusya yetim mi kalmış?Çin yetim mi kalmış?Kore yetim mi kalmış?


    Nasıl bir mantıktır bu?


    1950'ye kadar elbette seçim yapılamazdı.Adı üstünde devrim yaşanmış ve yeni bir rejim ülkeye getirilmiş.600 sene bir tahtta oturan adamın iki dudağı arasından çıkacak söze bakan Türk milleti 1923 yılında birden bire demokrasiyle mi tanışacaktı?Bunun alt yapısını son yıllarda gereksiz bir şekilde parlatılan II.Abdülhamid atması gerekirken o iktidarı ele geçirir geçirmez 93 harbini bahane ederek Kanun-i Esasiyi rafa kaldırmış (sözde kanun yürürlükte ama iş uygulamaya gelince yok),meclisi dağıtmış ve 30 küsur yıl boyunca milleti inim inim iletmiş,hiçbir demokrasi ve farklı düşüncelere müsaade etmemiş,basına ve matbaaya katı bir sansür getirmiş,demokrasi ve farklı düşünceleri savunan insanları ordan oraya sürmüş,Mithat Paşa gibi bir değeri boğdurmuştu.Halbuki onunla aynı çağda hükümdar olan Japon imparatoru Meiji ülkesini adım adım Batılılaştırırken,anayasal bir monarşiye geçiş yaparken o tahtını ve saltanatını korumak için her şeyi ve herkesi kısmıştır,baskı uygulamıştır.Vahdettin bile 1918 yılında tahtta çıktığında ''Şaşkın bir haldeyim.Ben bunun için hazırlanmadım ama taht bana nasip oldu'' derken II.Abdülhamid iktidarında şehzadelerin ne kadar eğitimsiz ve Dünyadan bir haber bırakıldıklarının açık bir itirafını yapıyordu.Eğer bugün Osmanlı hanedanı Japon hanedanı gibi devam edemediyse bunu Cumhuriyeti kuranlara değil 30 küsur yıllık mutlak yönetiminde demokrasi namına zerre birşey yapmayan II.Abdülhamid'e bağlaman gerekir.


    Bu ülkeye demokrasiyi beğenmediğiniz ittihatçılar ardından Cumhuriyeti kuranlar getirdi.Hiçbir ülkede demokrasi öyle güle oynaya gelmez.Atatürk saltanat kaldırılırken açık açık ;


    ''Hakimiyet ve saltanat hiç kimse tarafından hiç kimseye,ilim icabıdır diye müzakereyle,münakaşa ile verilemez.Hakimiyet,saltanat kuvvetle,kudretle ve zorla alınır.Osmanoğulları zorla Türk milletinin hakimiyet ve saltanatına vaziülyed olmuşlardı.Bu tasallutlarını altı asırdan beri idame eylemişlerdir.Şimdi de Türk milleti bu mütecavizlerin hadlerini ihtar ederek,hakimiyet ve saltanatını isyan ederek kendi eline bilfiil almış bulunuyor.Bu bir emrivakidir.Mevzubahis olan,millete saltanatını,hakimiyetini bırakacak mıyız,bırakmayacak mıyız meselesi değildir.Mesele zaten emrivaki olmuş bir hakikati ifadeden ibarettir.Bu behemehal olacaktır. Burada içtima edenler meclis ve herkes meseleyi tabiî görürse,fikrimce muvafık olur.Aksi takdirde,yine hakikat usulü dairesinde ifade olunacaktır.Fakat ihtimal bazı kafalar kesilecektir." demiştir

    Hangi rejim kendisini yıkacak bir zihniyetin iktidara gelmesini üstelik kendi eliyle izin verir.Yahu senin göklere çıkardığın Osmanlı hanedanı yıllarca iktidarlarını korumak için kundaktaki bebekleri bile boğdurmuşlardı.Şehzadeler I.Ahmetten itibaren saraylarında 'Şimşirlik' denilen sözde oda aslında 'mezar' olan yerlere adeta diri diri kapatılmışlardır.Ne dışarıya çıkabilmişler,ne tahtta çıkıncaya kadar evlenebilmişler,ne çocuk sahibi olabilmişler ne de doğru düzgün bir eğitim alabilmişlerdir.Bu nedenle I.İbrahim her an öldürülme korkusundan ve asosyal bir hayata mahkum edilmesinden ötürü aklını kaybetmişti.Keza Sultan Abdülaziz 'den sonra tahtta çıkan V.Murat'ta öldürülme korkusundan dolayı aklını kaybetmişti.Vahdettin bile tahtta çıktığı zaman az önce ifade ettiğim sözleri söyleyerek taht için hiçbir zaman hazırlanmadığını itiraf etmişti.


    Göklere çıkardığın Osmanlı hanedanı gücünü korumak için kendi aile üyelerine bile acımazken genç Cumhuriyetin devamlılığını sağlamak için katı önlemler alması,İstiklal mahkemeleri kurması mı zoruna gidiyor?Yahu II.Abdülhamid 30 küsur yıllık iktidarında tahtını korumak yerine Japon İmparatoru Meiji gibi devleti demokrasiye ve anayasal yönetime kendi idaresi altında geçirseydi belki Osmanlı I.Dünya savaşına girmeyecek dahası Osmanlı hanedanı yıkılmayacaktı.


    Kısacası Osmanlı saltanatının kaldırılmasında yanlış kişileri sorumlu tutuyorsun.


    Dahası 1923-1950 yıllarında yeni rejimi yıkmak için defalarca isyan çıkmıştır.Söyle bana Şeyh Sait daha demokratik ve laik bir ülke için mi ayaklanmıştı yoksa eski düzeni getirmek için mi ayaklanmıştı?1930'da Menemen Hadisesini çıkaranlar ve Teğmen Kubilay'ın başını kesenler daha demokratik ve laik bir ülke için mi ayaklanmıştı yoksa eski düzeni getirmek için mi ayaklanmıştı?Atatürk'e suikast tertip edenler daha demokratik ve laik bir ülke için mi ayaklanmış yoksa gücü ele geçirmek için mi bunu tertip etmişlerdi?Seyit Rıza Tunceli'de daha demokratik ve laik bir ülke için mi ayaklanmıştı yoksa eski düzeni tesis etmek için mi ayaklanmıştı?


    Gören 1923-1950 yılları arasında çıkan muhalefetin ve isyanların daha demokratik bir ülke için olduğunu sanır.


    Ayrıca 1908-1922 yılları arasında nerede çatır çatır seçimler yapılmış?Evet bir 1908 ve 1912 yılları arasında seçime benzer bir oylama yapıldı ama tam anlamıyla demokratik bir seçim olmadı.İstanbul'da İttihat ve Terakki'nin gölgesi altında yapılan seçimler ne kadar sağlıklı oldu?Dahası bir sene sonra 31 Mart İsyanı (1909) yaşanmış,Selanikten Hareket ordusu gelerek II.Abdülhamid'i tahtan indirmişti.1912 yılında yapılan seçimlerde ise İttihat ve Terakki'nin baskıları nedeniyle tarihe bu seçimler ''sopalı seçimler' olarak geçmiştir.Bu seçimlerde İttihatçılar tüm muhalifleri zorla susturmuştur.Üstüne Ocak 1913'te Enver Paşa Bab-ı Aliyi basarak Sadrazam Kamil Paşa'yı istifa etmeye zorlamış ve Mahmud Şevket Paşayı sadrazam olarak V.Mehmet Reşat'a sunmuştur.Mahmut Şevket Paşa'nın sadrazamlığı döneminde Hürriyet ve İtilaf partisi tamamen ezilmiş,tüm İttihatçılara karşı muhalifler tasfiye edilmiştir.Haziran 1913'te Mahmut Şevket Paşa'nın suikast sonucu şehit edilmesiyle meydan tamamen Enver,Talat ve Cemal Paşalara kalmıştır.Bu üç paşa kendi aralarında bir olarak Osmanlı devletini 1918 yılına kadar askeri bir diktatörlükle idare etmiştir.


    1918'de İstanbul işgal edilince işgal güçleri hükümeti dağıtmış ve İttihatçıların peşine düşmüştür.Hürriyet ve İtilaf partisi mensupları 1909-1918 yılları arasındaki ezilme dönemlerinin hıncını almak için İtilaflarla bir olup adeta İstanbul ve çevresinde İttihatçı avına çıkmışlardır.Bu ortamda Meclis-i Mebusan'ın tekrar toplanması ve seçimlerin yapılması için en çok baskı yapanda Atatürk olmuştur.Eğer Atatürk Anadoluda Milli Mücadeleyi başlatmasaydı İstanbul'da son Meclis-i Mebusan'ın toplanması mümkün olmazdı.Nitekim 1919 yılının sonlarında yapılan seçimlerde 'işgal' altında yapılmıştır ve 12 Ocak 1920'de son Osmanlı mebusan meclisi toplanmıştır.Bu meclis Ankara yönetimi ile anlayışlı bir yol takip edince üstüne Misak-ı Milliyi kabul edip ilan edince 16 Mart 1920'de son Osmanlı mebusan meclisi İtilaf kuvvetlerince basılmış ve dağıtılmış,mebuslar Maltaya zorla götürülmüşlerdir.Ondan sonrada 23 Nisan 1920'de yenilenen meclis seçimleri ve İstanbul'dan gelebilen mebuslarla TBMM açılmıştır.Bu mecliste 15 Nisan 1923'e kadar görevde kalmıştır.


    1923-1945 yılları arasında tek parti yönetimi olsa dahi bu ülkede seçimler yapılmıştır.Adnan Menderes,Celal Bayar 1945'te birden bire gökten zembille inmiş değillerdi.Bu yıllar arasında ikiside defalarca seçimlere katılmış ve seçimlerde mebus olarak meclise gelmiştir.II.Abdülhamid'in yaratamadığı daha doğrusu yaratmaya bile yeltenmediği parlamento ve anayasa kültürü bu yıllar arasında devlette yerleşmeye başlamıştır.Bir nevi çok partili hayata geçiş öncesinde bir okul olmuştur.1945'te Adnan Menderes ve Celal Bayar Demokrat Partiyi kurarken de ülkede ihtilal veya darbe olmamış bu partiyi Atatürk'ün sağlığında hazırlanan 1924 Anayasasının vermiş olduğu haklarla kurmuşlardır.1950'de de iktidar kansız birşekilde yeni kurulan muhalefet partisine geçmiştir.


    Bugün Osmanlı mı yoksa Cumhuriyet mi daha başarılı diye soracak olursan açık ara farkla Cumhuriyet başarılıdır.Cumhuriyetin nasıl bir başarı olduğunu anlamak istiyorsan Osmanlının Anadoluya bıraktığı mirası daha doğrusu bırakmadığı mirası araştırmanı öneririm.Cumhuriyet kurulduğunda bu topraklarda belli başlı büyük şehirler dışında (İstanbul,Edirne,Bursa,İzmir,Trabzon gibi) okul yoktu,üniversite yoktu,sağlık ocağı yoktu,hastane yoktu,demiryolları çok yetersizdi,kara yolu diye birşey neredeyse yoktu,elektrik Anadolu içlerine girememişti,tünel nedir bilinmiyordu,belli başlı şehirler dışında doğru düzgün fabrika yoktu,ağır sanayi neredeyse hiç yoktu,baraj yoktu,modern tarım teknikleri bilinmiyordu,hastalıklar tanınmıyordu,halkın yarısından fazlası salgın hastalıklarla boğuşuyordu,insanlar yetersiz besleniyor sağlıksız su içiyordu.


    Cumhuriyet böyle bir ülkede kuruldu.Alman İmparatorluğu,Avusturya İmparatorluğu ve Çarlık imparatorluğu kendilerinden sonra gelenlere doğru düzgün bir miras bırakırken göklere çıkardığın Osmanlı hanedanının bu ülke insanına mirası buydu işte...




    < Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi Long Nightt -- 17 Nisan 2022; 7:43:15 >




  • Bahsedilen şey aslında tamamen medeniyet ile alakalı bir şeydir. Herkes olaya siyasi veya dini bakmış. İngiltere Krallığı derken bir haneden değil, kurumsallaşmış bir kültür anlaşılır. Osmanlı'da daha doğrusu Türklerin hiç bir şeyinde kurumsallaşmış bir kültür medeniyeti olmadığından doğal olarak Osmanlı Krallığı diye bir şey olamayacağından olan şey Osmanlı hanedanıdır. Osmanlı yıkılınca hanedan da doğal olarak yok oldu.
    Hilafet de aynı şey; Osmanlı hilafeti de daha doğrusu müslümanlığın Hilafeti de Papalık gibi kurumsallaşmış bir yapı değildir. Papanın varlığı bir devletin varlığına değil kurumsallaşmış Papalık kültürünün varlığına bağlıdır. Müslümanlıkta Hilafetin varlığı devletlerin varlığına veya Osmanlı'da olduğu gibi Hanedanın varlığına bağlıdır. Devlet veya hanedan ortadan kalkınca Hilafet de ortadan kalkar.

    Türkiye Cumhuriyeti Osmanlı handanını yani saltanatı kaldırması veya kaldırmaması diye bir şey söz konusu olamazdı. Ayrıca Atatürk hanedanı başlaması gibi bir şey de söz konusu olamazdı. Atatürk 1200lerde yaşasaydı saltanat, Osman bey 1900larda yaşasaydı cumhuriyet kurardı (bu olgu kişilerin kendi tercihlerinden bağımsızdır). Cumhuriyet veya Monarşi rejiminden birinin seçimi bir tercih değil mevcut çağın bir gerekliliğiydi. O zamanda çoğrafyanın kaderine bakıldığında çağın getirdiği doğal değişiklerin neden olduğu rejim değişiklerinde tek seçenek cumhuriyetti. Şu anda dünyanın herhangi bir yerinde bir monarşi yıkılırsa yerine asla yeni bir monarşi kurulmaz, cumhuriyet kurulur. 50 yıl önce bile monarşi kurulabiliyorken şu anda dünya öyle bir seviyeye geldi ki bir yerde yeni bağımsız bir devlet oluştuğunda monarşi olma ihtimali yüzde 1 bile değil. Yani demek ki bazı şeyler kişilerin lütuflarından değil, çağın zorunluluklarından kaynaklanıyor.

    Ayrıca Monarşi Demokrasinin karşıtı değildir. Monarşi Cumhuriyetin karşıtıdır. Monarşi ve Cumhuriyet rejim biçimidir, demokrasi ise davranış biçimidir. Osmanlı ile Türkiye'yi karşılaştırıp birini diğerinden üstün vaya aşağı göstermek doğru değildir. Çağın getirdiği doğal değişimleri bir üstünlük veya bir zayıflık saymak saçmalıktır. Örneğin Osmanlı'da üniversite yoktu, Türkiye'de şu kadar üniversite var; Osmanlıda okuryazarlık oranı çok düşüktü, hatta hiç yoktu, Türkiye'de herkes okuryazar demek saçmalıktır. Her açıdan Türkiye'nin 10 katı büyüklükle olan devleti kuran Osman Bey'in okur yazar değildi deniyor. Her ülke kendi döneminin ülkeleri ile, her lider kendi döneminin liderleri ile, her olgu da kendi döneminin olguları ile kıyaslanır. İdeolojik körlüğün çemberinde kalıp ezber klişeleri tekrarlamak doğruları söylemek değildir.



    < Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi asau -- 21 Nisan 2022; 19:28:59 >




  • 
Sayfa: 1
- x
Bildirim
mesajınız kopyalandı (ctrl+v) yapıştırmak istediğiniz yere yapıştırabilirsiniz.