Şimdi Ara

Mustafa Kemal ATATÜRK Özel (7. sayfa)

Daha Fazla
Bu Konudaki Kullanıcılar: Daha Az
1 Misafir - 1 Masaüstü
5 sn
465
Cevap
9
Favori
17.659
Tıklama
Daha Fazla
İstatistik
  • Konu İstatistikleri Yükleniyor
61 oy
Öne Çıkar
Sayfa: önceki 56789
Sayfaya Git
Git
sonraki
Giriş
Mesaj
  • Atatürk, İstanbul Türk Ocağı'nda.
    19 Aralik 1930


    Mustafa Kemal ATATÜRK Özel
  • Devletin içine düştüğü felaket uçurumunun derinlik ve dehşetini görmekten aciz olan zavallılar, elbette ciddi ve hakiki çareyi görmemek için gözlerini yumarlar. Çünkü o ciddi ve hakiki çare kendilerini daha çok dehşete düşürür.
    Akıl ve idraklerindeki kısırlık, tabiat ve ahlaklarındaki zaaf ve soysuzlaşma gereği böyledirler. Çoktan köle olduğuna şüphe kalmamış olması lazım gelen padişah ve halifenin köleliğiyle elde edilebilecek iktidar mevkisinin iktidarsızlığa örnek olması tabii değil miydi?

    Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk, 1927.



    < Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi Guest-E767019CA -- 1 Nisan 2019; 21:17:51 >
  • Atatürk'ün Kurtuluş Savaşı'nın en ümitsiz günlerinde Meclis kürsüsünden Namık Kemal'e ait "Vatanın bağrına düşman dayamış hançerini, yok mudur kurtaracak bahtı kara mâderini?" dizelerini okuyan bir milletvekiline cevaben söyledikleri:

    "Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini/Bulunur kurtaracak bahtı kara mâderini!"
  • TBMM Başkanı Mustafa Kemal, Kurtuluş Savaşı'nda cepheye malzeme götüren halkla beraber
    06.03.1921


    Mustafa Kemal ATATÜRK Özel



    < Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi RevengeRain -- 7 Mart 2019; 14:10:27 >
  • Ulu önderimiz.
  • Kuvayı Milliye'nin pek tanınmış alaylı kahramanlarından birinin, ilk defa İstanbul'a gelerek, Beyoğlu Caddesi'nde çarşaflı fakat peçeleri açık Türk hanımlarını gördüğü vakit:
    - Biz bunlar için mi dövüştük durduk? diye öfkelendiğini biliyorum. İlk Meclis mebuslarından birinin de, sımsıkı örtülü karısı ile birlikte Karacaoğlan Çarşısı'nda bir dükkana girdiği için ağırca birtakım koridor dedikodularına uğradığı hatırımdadır. İkinci Meclis'te bile üç beş kadınla evli mebuslarla yan yanaydık. Bunlar bilinmedikçe, Mustafa Kemal'in Türk kadınını hürriyete kavuşturmak için neden İstanbul tramvaylarındaki harem perdelerini kaldırmakla işe koyulduğu pek anlaşılamaz.

    Falih Rıfkı Atay, Mustafa Kemal'in Mütareke Defteri, 1955.



    < Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi Guest-E767019CA -- 1 Nisan 2019; 21:18:6 >
  • Kimi iyilikbilmezler de omuzlar üzerinde yükselmeye değil yerlerde sürünmeye layık.

    https://pbs.twimg.com/media/D1IygQYWsAAIljd?format=jpg&name=small

    < Bu ileti mobil sürüm kullanılarak atıldı >
  • Bir tek Türk'ün bile Atatürk'e sövebildiği Türkiye nesi ile övünebilir? Camilerimizde dolaylı veya dolaysız sövüyorlar ona! O camiler ki, Atatürk olmasaydı, pek çoğunun minareleri çoktan çan kuleleri olacaktı.

    Falih Rıfkı Atay, Atatürkçülük Nedir?, 1966.



    < Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi Guest-E767019CA -- 1 Nisan 2019; 21:18:19 >
  • İlk Türkçe “Geometri Kitabı”nı 1937 yılında Atatürk yazmıştır.

    Atatürk’ün, öğrencilik hayatı boyunca çok sevdiği matematik alanında, eski dilde ve anlaşılması güç kavramlara Türkçe karşılıklar bulduğu Geometri kitabı,
    Türk eğitim tarihi için önemli bir dönüm noktasıdır.

    Dilde sadeleşme hareketinin en önemli adımlarından biri olan bu çalışma, Atatürk’ün matematik dehasının anlaşılması açısından değerlidir. Atatürk; Üçgen, Dörtgen, Beşgen, Açı, Oran, Orantı, Uzay, Boyut, Çap, Yarıçap, Çember, Yatay, Düşey, Dikey, Yamuk, Alan, Türev, Eğri, Koşut, Köşe ... vb Türkçe geometri terimlerini bulmuş ve Türkçeye kazandırmıştır.

    Aşağıdaki örnek, bu terimlerin değerini daha iyi anlamımızı sağlayacaktır:
    Müsellesin, zaviyetan-ı dahiletan mecmu’ü 180 derece ve müselles-i mütesaviyü’l-adla, zaviyeleri biribirine müsavi müselles demektir yerine; Üçgenin iç açıları toplamı 180 derecedir ve eşkenar üçgen, açıları birbirine eşit üçgen demektir, demeyi Atatürk'e borçluyuz.

    Mustafa Kemal ATATÜRK Özel



    Alıntıdır.




  • Fakat şark yobazı, bir dehayı, yukarda okuduklarımızın yüzde biri kadar ehemmiyetsiz bir kusurundan veya ayıbından yakaladı mı, paçavra didikleyen bir köpeğe döner.
    Atatürk ki vefalı, ahlaklı, karakterli, soylu, efendi bir adamdı, fakat ne kadar olsa nefes alıp veren bir insandı. Bizdendi, millettendi, devrindendi. Sofrasında bir akşam ne demiştir. Yat kulüpte bir gece ne etmiştir, bir ikindiüstü kadehini kime kaldırmıştır, yobaz böyle bir vakayı enseler enselemez, Atatürk'ü 'keşfetmiş'cesine:
    - Buldum, buldum, ne matahtır bana sorun, diye çarşı tellalı gibi bangır bangır dolaşıp durur.

    Falih Rıfkı Atay, 1946 tarihli yazısından. Pazar Konuşmaları adlı kitabından alıntıdır.



    < Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi Guest-E767019CA -- 1 Nisan 2019; 21:19:1 >
  • HIGHER kullanıcısına yanıt
    Link açılmıyor.
  • quote:

    Orijinalden alıntı: Guest-E767019CA

    Link açılmıyor.
    https://encrypted-tbn1.gstatic.com/images?q=tbn:ANd9GcTvJe1poLU_r_MvOsB_srqNa0A2rI49CIyiKgKXnGQEOvl3zjNKx2wQpK0cog

    < Bu ileti mini sürüm kullanılarak atıldı >
  • Belki siz bilmiyorsunuz, dedim. Atatürk din işini ele aldı idi. Bir ara İstanbul'un büyük camilerinden birine gidip Türkçe Kur'an okuttuğunu da belki işitmişsinizdir. Bursa'daki gericilik olayı üzerine, "Türk camilerinde ezan, ibadet, dua, hepsi Türkçe olacaktır." emrini verdi idi. Parti ve hükûmet bozguncuları, "Aman Paşam, etme Paşam, şimdilik ezanı Türkçeleştirmekle yetinelim, ibadeti daha sonraya bırakalım." diye nerede ise ayaklarına düştüler. Zaten ne çektiysek bu inanmayıcı, boyun eğici, fırsat elverdikçe baltalayıcılar yüzünden çektik. Daha sonra dil devrimi işi çıktı. Kur'an'ın çevrilmesi bu işin sonucunun alınmasına kaldı. O arada Atatürk ölünce o hayal de uçup gitti. Eğer ezan ve ibadet birlikte Türkçeleşseydi Arap'tan büsbütün kurtulacaktık.

    Falih Rıfkı Atay, 1944 tarihli yazısından. Pazar Konuşmaları adlı kitabından alıntıdır.



    < Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi Guest-E767019CA -- 1 Nisan 2019; 21:19:17 >




  • Bütün itibarını, şereflerini ve şanlarını Arap yazısı yerine Latin yazısı koymak için ortaya atmış olan Mustafa Kemal ile, milletvekilliği ödeneğini feda etmemek için seçim çevresinde medresecikler türemesine göz yuman politikacıyı mukayese ederseniz, bir idealist ile bir oportünist (fırsatçı) arasındaki bütün farkları görürsünüz.

    Falih Rıfkı Atay, Çankaya, 1961.



    < Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi Guest-E767019CA -- 1 Nisan 2019; 21:19:35 >
  • 
Sayfa: önceki 56789
Sayfaya Git
Git
sonraki
- x
Bildirim
mesajınız kopyalandı (ctrl+v) yapıştırmak istediğiniz yere yapıştırabilirsiniz.