Herhangi bir merkezi kontrol ya da önceden hazırlanmış plan olmadan kolektif şekilde hareket ederek etkileyici yapılar ortaya koyabilen karıncalardan ilham alan araştırmacılar, benzer bir yaklaşımı robotik sistemlere taşımayı başardı. Harvard Üniversitesi’ndeki John A. Paulson Mühendislik ve Uygulamalı Bilimler Okulu (SEAS) bünyesinde çalışan araştırmacılar tarafından geliştirilen “RAnts” adlı robotik karıncalar, merkezi bir komut sistemi ya da detaylı programlama olmadan kendi kendine organize olabilen bir yapı sunuyor.
Bu robotlar, tıpkı gerçek karıncalar gibi birlikte çalışarak karmaşık yapılar inşa edebiliyor ve gerektiğinde bu yapıları sökebiliyor. Üstelik bunu yaparken herhangi bir plan, lider ya da doğrudan iletişim mekanizmasına ihtiyaç duymuyorlar.
RAnts Projesi "Beden-Dışı Zekâ" Konseptine Dayanıyor
Bu sistemin arkasındaki en dikkat çekici kavram ise "beden-dışı zekâ” veya "çevresel zekâ" olarak Türkçeleştirebileceğimiz “exbodied intelligence" yaklaşımı. Bu yaklaşıma göre zekâ, yalnızca robotların içinde bulunan yazılım ya da donanımdan kaynaklanmıyor; aksine robot ile çevresi arasındaki sürekli etkileşimden doğuyor. Yani burada akıl yürütme süreci, bireysel birimlerin içinde değil, kolektif sistemin tamamında ortaya çıkıyor. Araştırmanın yazarlarından Profesör L. Mahadevan’a göre bu model, basit kuralların bir araya gelerek nasıl karmaşık ve uyumlu davranışlar oluşturabildiğini açıkça gösteriyor.
Gerçek dünyada karıncalar, iletişim kurmak için feromon adı verilen kimyasal izler bırakır. Bu izler, diğer karıncaların hangi yöne gitmesi ya da nerede çalışması gerektiğini belirler. Harvard ekibi ise bu mekanizmayı dijital ortama taşıyarak “photormone” adı verilen ışık temelli bir sistem geliştirdi. Robotlar, bu ışık alanlarını algılayarak hareket ediyor ve çevredeki değişimlere göre davranışlarını güncelliyor. Bu süreç, biyolojide “stigmerji” olarak bilinen ve bireylerin çevredeki değişikliklere tepki vererek dolaylı iletişim kurmasını sağlayan prensibe dayanıyor.
RAnts sistemi oldukça basit kurallar üzerine inşa edilmiş durumda. Robotlar belirli sinyalleri takip ediyor, blokları taşıyor ve uygun koşullar oluştuğunda bu blokları bırakıyor. Ancak bu basit kurallar bir araya geldiğinde, ortaya son derece organize ve esnek bir sistem çıkıyor. Dahası, sistemin davranışını değiştirmek için yalnızca iki parametrenin ayarlanması yeterli oluyor: ışık sinyallerine duyarlılık ve blok bırakma/eşikten alma ayarları. Bu parametreler değiştirildiğinde robotlar anında rol değiştirerek inşa sürecinden yıkım sürecine geçebiliyor.
Araştırmacılara göre bu yaklaşım, gelecekte otonom robotik sistemler için önemli bir alternatif sunabilir. Çünkü bu model, karmaşık görevlerin merkezi kontrol olmadan, yalnızca yerel etkileşimler ve basit kurallar üzerinden gerçekleştirilebileceğini gösteriyor. Bu çalışma aynı zamanda, yapay zekânın geleceğine dair farklı bir perspektif de sunuyor. Çünkü burada zekâ, bireysel bir sistemin kapasitesinden ziyade, birden fazla ajan ile çevre arasındaki dinamik etkileşimden doğuyor. Bu da daha büyük ve karmaşık “zekâ” sistemlerinin, belki de bugüne kadar düşündüğümüzden çok daha farklı şekillerde ortaya çıkabileceğine işaret ediyor.