Uydu haberleşme sistemleri, 2030’a kadar karasal mobil ağlarla bütünleşerek kapsama alanı olmayan bölgeleri ortadan kaldırmayı ve milyarlarca akıllı telefona yeni nesil kablosuz bağlantı sunmayı hedefliyor. Bu öngörü, bu hafta Engineering dergisinde yayımlanan kapsamlı bir incelemeye dayanıyor.
Uydu ve yer tabanlı ağlar tek bir platformda birleşebilir
Çalışma, farklı yörünge yüksekliklerindeki uyduların yer tabanlı altyapıyla nasıl birleşerek tek bir 5G/6G platformu oluşturacağını ele alıyor. Uluslararası Telekomünikasyon Birliği (ITU), 6G’nin resmi adı olan IMT-2030 için hedef yılı 2030 olarak belirledi. 6G ile, mevcut 5G’ye kıyasla 100 kata kadar artışla 1 terabit/saniye seviyesinde tepe hızlara ulaşılması amaçlanıyor.
Karasal şebekeler, coğrafi engeller ve yüksek kurulum maliyetleri nedeniyle kırsal ve seyrek nüfuslu alanlarda kaçınılmaz sınırlamalarla karşılaşıyor. Uydular ise bu boşluğu doldurarak küresel kapsama sağlayabiliyor. Alçak Dünya Yörüngesi (LEO) uyduları, 2.000 km’nin altındaki irtifalarda çalışarak 20-50 ms gecikme sunuyor. Bu değer, eski jeosenkron uyduların yaklaşık 250 ms gecikmesine göre büyük bir iyileşme, ancak hala yer ağlarından biraz daha yavaş.
Analize göre 2030’a gelindiğinde, uydu ve yer ağları o kadar sorunsuz entegre olabilir ki kullanıcılar sinyalin bir baz istasyonundan mı yoksa yüksek hızla hareket eden bir uydudan mı geldiğini fark edemeyebilir.
2022'de ilk temeller atıldı
Bu entegrasyonun temelleri, 3GPP Release 17 ile 2022’de atıldı. Böylece karasal olmayan ağlar (NTN) ilk kez 5G mimarisinin çekirdeğine dahil edildi. Release 18, hareketlilik ve enerji verimliliğini geliştirdi. Devam eden Release 19 çalışmaları ise uydu üzeri işlem, uydular arası bağlantılar ve ağ zekasına odaklanıyor.
Buna karşın önemli teknik ve düzenleyici zorluklar sürüyor. Uyduların yüksek hızları Doppler kaymasına yol açarak frekansların anlık telafisini zorunlu kılıyor. Spektrum paylaşımı konusunda da tartışma bulunuyor. Uydu ve karasal ağların havacılık sistemleriyle çakışmadan aynı bantları kullanması gerekiyor. Ayrıca SpaceX’in 40.000’den fazla uydu için aldığı izin, yörünge enkazı ve çarpışma riskleri konusunda endişeleri artırıyor.
Çalışmanın yazarları, öncelikli araştırma alanları olarak yapay zeka destekli ağ yönetimi, dinamik spektrum paylaşımı ve sürekli değişen uydu konumlarında sinyal yönlendirmeyi optimize edecek yeniden yapılandırılabilir akıllı yüzeyleri öne çıkarıyor.
Sektörde bu yönde yatırımlar devam ediyor. SpaceX, doğrudan cihaza bağlantı sağlayan Starlink ağını 650’den fazla uyduya çıkardı ve Kasım ayında EchoStar’dan 2,6 milyar dolar tutarında ek spektrum elde etti. Şirket, 2026’da bugünkünden 20 kat daha yüksek kapasite sunacak yeni nesil uyduları fırlatmayı planlıyor. AST SpaceMobile ise 24 Aralık’ta, LEO’daki en büyük ticari haberleşme dizisine sahip BlueBird 6 uydusunu gönderdi. Şirketin hedefi, 2026 sonuna kadar 45-60 uydu ile kesintisiz hücresel genişbant sağlamak.