Şimdi Ara

- Ekonomik KRİZ kime KRİZ? - (20. sayfa)

Daha Fazla
Bu Konudaki Kullanıcılar: Daha Az
2 Misafir (1 Mobil) - 1 Masaüstü1 Mobil
5 sn
869
Cevap
6
Favori
31.437
Tıklama
Daha Fazla
İstatistik
  • Konu İstatistikleri Yükleniyor
Öne Çıkar
0 oy
Giriş
Mesaj
  • eğirim ve kültür seviyemiz konusunda cumhuryet sonrası atılımlar bugun için sona ermiş ve rant ve yandaş kişi yetiştirme durumuna sokulmuştur. taraflar kendi açılarından diğerini olmaması gereken saf olarak görmüşler ve helen bu kavga farklı saflarda devam etmektedir. Bir kişinin yetişmesindeki kültür eğitiminin uzun bir süre alacağı ve cidd iyatırım yapılmaıs gerektiği açıktır.Üzülerek söylemem gerekir ki zaten batı ile kıyaslayamayacağımız kültür eğitimi ne doğu kültürü ,ne de eski doğu bloku ülkeleri seviyesine ulaşması mümkün değildir. rant her yerde vardır ve bunu engelleyecek olan hükümetlerin uzun soluklu uygulamaları olacaktır. Aslında olayı hükümütlerden alıp 20-30 yıllık paket uygulamalarına tüm tarafların üzerinde uzlaşacakları bir noktaya getirilmesi gereklidir. Bu daha önce uygulanmaya çalışıldı ve ne yazık ki dış güçler tarafından baltalanmıştır. Sorun içimizde gibi görünmesine rağmen sorun yine maaledef dışarıdan ince bir plan dahilinde empoze edlmektedir.
    Türk kültürü ise sanırım şimdilerde islam kültürü baskısı altına çekilerek olay yeniden farklılaştırılmaya çalışılmaktadır. Eğer bunu milletimiz ve halkımız yapmak istiyor ve bu onların bir planı ise tamam sorun yok denilebilir. ama PLAN farklı ülkelerin planı ise organize hareketin de kaynağı ülkemizde üretilmemiş veya üretilmiş ama üretenler güdümlü bir azınlık ise çok ciddi tehlikelerin bizleri beklediği gerçeğinin altını çizmek istiyorum.

    Plan -fizilibilite - araştırma - organizasyon -uygulama - sonuç sırasındaki tüm aşamalar aynı ellerden çıkması gerekmektedir. en azından ilk baştaki 3 madde asla ve asla dışarıdan empoze edilmeden uygulanmaya geçilmemesi gereklidir. halnuki genelde yapılanlar deneme ve yanılmaya göre geri düzeltme ve yeniden alternatif planın çıkarılması şeklinde gerçekleşmektedir. özünde plan revize edilmiş ise sarf edilen en önemli şeyin KAYNAK ve para olacağı bunun da emek ile yakın ilişkinin bulunduğununun kavranması gereklidir.

    şimdilerde tonla insan emek için canları pahasına bir eyleme girişmiş durumdadır. Şimdi bir suçlu aramak isteniyorsa PLANA bakan kişi somnundaki emeğin değerini ve alması gereken değeri bilebilecektir. Ancak PLANI siz yapmamış ve uygulama ve kaynak konusunun ynetimi verilmiş ise sadece kavga ve gürültüyü izlemekle kalır ve sonuçta kimsenin mutlu olmadığı bir kaos ortamını yaratmaktan başka bir şey yapmamış olursunuz.

    konuyu ele alırken kök nedeni göremeyen kimseler için farklı bir bakış açısı getirmek istedim. Yoksa kafanızı kumdan çıkaramazsanız gerçekleri değil sadece sorunları ve suçlu olarak birilerini görmemiz çok normaldir. MATRİX den uyanma zamanı çoktan geldi. Kablo bağlantısını kesen gerçeği görecektir.
    _____________________________
    JUPİTER ve yörüngesindeki tüm UYDULARI ve doğal kaynakları ,madenleri Türkiye'nindir .





  • alım konsusunda sadece bir ornekti tv. :)) ve dahasıda var o yuzden sektorden biri olarak halen katılmadıgımı belirtmek isterim.
    maasınız karsılamıyorsa isterse 100 taksite bolsunler alamazsınız. sadece odeme kolaylıgı ile ilgili degil bence.
    eskiden ankarada samanpazarı vardı sadece, servet yatırırdık ya halen aklımdadır rakmlar ama simdi bakııp yazık verdigimiz o paralara diyiyorum.

    diger konulardada asırı derin seylerden bahsetmissinz, arastırmacı degil daha ziyade gozlemci bir insanım ve bazı noktalarda yine katılmıyorum ama gerisi dogru. heleki egitim kesinlikle duzeltilmesi gereken bir mevzu ama dedigim gibi gozlemci oldugumdan galiba sizin kadar derin bakamıyorum yada katılmıyorum. 2 sebebide olabiir.

    kültür dedgimiz seyinde dunyanın her yerinde (izledigim haber programları ve belgesellere dayanarak) dine dayalı oldugu bariz görülmektedir. aslında mantıklıda bugun yaptıgımız cogu adet din ekseninde sekiillenmiştir. b degişmelimi tartısılır ama degişmeside ilerde sorunlar dogurabilir. ornegin bugun insanlar askı memnuya gosterdigi tepki.

    ama bi kultur YOZLASMASI olmak zorundadır. bunu engellemenin imkansız oldugu gorusundeyim.ekonomide bi yozlasma içine girmektedir nil hurriyet reklamında diyoya " japon teyze imkb den hisse alıyo " diye:)) global-kuresel sermaye,tüketim. artık boyle olmaz zorunda , ornek olarak içtigimiz malboro veya giydigimiz zara diyebiliriz. adam elin ispanyasından gelip burda don gomlek satıyo ve inanılmaz cirolara sahip:) bu yuzden artık ekeonomik olarak alınan tedbir, likitide vs vs dünyadaki herhangi bir ulkedenbagımsız veya herhangi bir ulkedeki ekonomik gelişme hesaba katılmadan yapılmaması gerektigine inanıyorum. gozlemci olarak-arastırmacı olarak degil:))



    < Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi aksinaletinsan -- 24 Ocak 2010; 13:32:36 >
    _____________________________
    radyoterapi-radyasyon güvenliği soruları cevaplanır.




  • Adil Gür'ün son anketinde bu konu sorulmuş.

    quote:

    -Bu kriz hükümetin uyguladığı yanlış politikalardan kaynaklanmaktadır: % 30,4

    - Dışarıdan kaynaklanan bir kriz olsa da hükümet hiçbir tedbir almadığı için ülkemizde olumsuzluk artmış, kriz ağır hissedilmektedir: % 27,7

    - Dışarıdan kaynaklanan bir krizdir, hükümetin yapacağı bir şey yoktur: % 14,7

    - Hükümet olumsuz etkileri azaltmak için elinden geleni yapmaktadır: % 19,6

    Ekonomik krizin sorumlusu kim sorusuna % 58,1 ‘Hükümet’ derken, hükümeti sorunlu tutmayanların oranı ise 34,3 oldu


    Yani krizden hükümeti sorumlu tutanlar, tutmayanlardan daha fazla.
  • quote:

    Orijinalden alıntı: Nicotinell

    Adil Gür'ün son anketinde bu konu sorulmuş.

    quote:

    -Bu kriz hükümetin uyguladığı yanlış politikalardan kaynaklanmaktadır: % 30,4

    - Dışarıdan kaynaklanan bir kriz olsa da hükümet hiçbir tedbir almadığı için ülkemizde olumsuzluk artmış, kriz ağır hissedilmektedir: % 27,7

    - Dışarıdan kaynaklanan bir krizdir, hükümetin yapacağı bir şey yoktur: % 14,7

    - Hükümet olumsuz etkileri azaltmak için elinden geleni yapmaktadır: % 19,6

    Ekonomik krizin sorumlusu kim sorusuna % 58,1 ‘Hükümet’ derken, hükümeti sorunlu tutmayanların oranı ise 34,3 oldu


    Yani krizden hükümeti sorumlu tutanlar, tutmayanlardan daha fazla.

    "Bu kriz hükümetin uyguladığı yanlış politikalardan kaynaklanmamaktadır". Dışarıdan kaynaklanan bir krizdir, dış ticaret gibi bazı konularda hükümetin yapacağı bir şey yoktur. "Dışarıdan kaynaklanan bir kriz olsa da" , "hükümet olumsuz etkileri azaltmak için elinden geleni yapmaktadır."

    Böye bir şık olmadığı için "(E) Hiçbiri" diyorum
    _____________________________




  • quote:

    alım konsusunda sadece bir ornekti tv. :)) ve dahasıda var o yuzden sektorden biri olarak halen katılmadıgımı belirtmek isterim.
    maasınız karsılamıyorsa isterse 100 taksite bolsunler alamazsınız. sadece odeme kolaylıgı ile ilgili degil bence.
    eskiden ankarada samanpazarı vardı sadece, servet yatırırdık ya halen aklımdadır rakmlar ama simdi bakııp yazık verdigimiz o paralara diyiyorum.


    vurgulamaya çalıştığım noktayı tam olarak ifade edemedim herhalde.Tv olsun beyaz eşya alım gücü olsun , bütün ev demirbaşlarımız için alım gücü yükselmektedir. yani zaman için maaşınızdan bir teknoloji için ayırt ettiğiniz para miktarı azalmaktadır. Buna teknolojinin ve üretimin artışı neden olmaktadır. Az üretilen pahalı olmaktadır . Hepimizin az çok bildiği konular.

    Memur veya sabit ancak kısıtlı bütçeye sahip olanları ilgilendiren konu ,tüketim malları için her ay cebimizden harcadığımız paranın yüzdesidir. Buna alım gücü olarak basit anlamda bir değer yükleyip istatiksek olarak kıyas yapabiliriz. Mesela 1995 yılında veya 1985 yılında veya 1965 yılında tüketim malları veya yiyecek içecek gıda ,eğitim ve sağlık gibi konular için ne kadar para ayırt edilirdi şimdi ne ayırt ediliyor diye bakmak gerekir. Bu bilimsel bir yaklaşım olur . Çünkü her kişinin geliri ve ülkenin ekonomik büyüklüğünün değişmesinin etkisini göz ardı edemeyiz. ANCAK

    bir memurun geliri artmasına veya değerlendirme alınması durumları göz önüne alındığında hükümetin maaşına ne kadar zam n yaptığı ilgilendirmektedir. maalesef bugunkü tüm dünyada mal karşılığı veya tüketim için yiyecek veya içecek için MAL verilmemktedir. Kimse de bunu beklemiyor zaten .Ama verilse idi maaşlara hiç zam yapılmasına gerek olmayacak idi. örnek olarak yeni mezun bir arkadaş memur olmak isterse yeni mezun , 3-5 , 5-8, 8-1o gibi sklalalar yapılırdı ve her skalanın bir karşılığı olurdu. Aslında dolaylı olarak bu hesaplar yapılmaktadır ancak uygulamada karşıkları hep eksiye doğru yontulmaktadır. itiraz noktası burasıdır.

    yeni mezun bir memurun sklası farazi olarak 10 kg et , 5 kg bulgur , 20 kg un gibi temel karşılıkları verilse kim itiraz edebilir. Ancak sağlık ve eğitim paralı olmaması şart olarak çıkmaktadır. Bedavaya hizmet sosyalist rejimleri çağdaştıran bir uygulama olarak görülür ancak bedava olmasa bile bedavaya yakın olması gerektiği açıktır. veya A skalası için katkı payı konularak cebinden çıkacak değer düşürülebilir. bu durum uygulaması yapılsa kimse grev veya lokavt için bir ortam bulamayacaktır. Neyse önemli olan nelerin doğru olabileceğini düşünmektir PLAN her zaman sistemi yönetmek isteyenlerin üzerinde uzun süre çaba sarfetmesi gereken bir konudur. üzerinde uzlaşma gerektirir. A partisini politikası olamaz , parti gidince sistem değişecek ise çabalar boşa gider. siz yarın işten atılacağınız bilseniz verimli bir çalışma içinde bulunabilir misiniz.

    Her ay aldığınız maaş et , kuru gıda, tüketim malzemeleri olarak azalıyorsa , ulaşım ısınma için daha fazla para ödemek zorunda kalsanız ki birçok sabit gelirli için durum budur , ne yaparsınız .Uzaktan seyrettiğimiz kişiler için empatiyi iyi kurmak bir elzemdir.

    neyse konu nun özünü çok yazdım ve yazmaya da devam edeceğim , özünde uzun süre önce değiştirlen ve sistemi kökten değiştiren 1971 altın -para basımı dengesinin değiştirilmesi yatmaktadır. Sistem değiştikten sonra tüm dünya bir büyüme dalgasının içine girmek zorunda kaldı . Eğer büyüme durursa sistem çökecek idi birkaç kere tökezledi ama her seferinde daha fazla dolar basılarak sisteme para pompalandı ve talep hep artırıldı kredi karları faizlerin artması hep bu sistemin lokomatifi oldular.

    Bugun için ise sistem cok ciddi bir yara alarak durmasa bile yavaşlama eğilimine girdi. Bu kriz bizim 2001 veya 1995 de yaşadıklarımızdan farklıdır. Dünyadaki dolar ve karşılıklarının balon gibi şişip patlaması ile büyük bir şok dalgası ile dalga dalga tüm dünyaya yayılmıştır. balon örneğimizde yanlış anlşılan konu içindekinin hava yerine su dolu olmasıdır.yani balon patlamış tır ama içindekinin hepsi boşalmamıştır. Boşalmaması için daha fazla su basılarak dengede tutulmaya çalışılmaktadır ancak balon bir kere delindiği için artık hiçbir zaman şişmeye devam edemeyecektir. Sistem dengeye gelirse içindeki suyu yeni bir balona koyarak şişirmeye çalışacaklardır. Adı yeni dolar olur , asya -amerika doları olur her neyse adı önemli değildir ancak euro gibi çok farklı dengede çalışması gereken bir yeni para birimi çıkartılacaktır ancak daha çok erken .

    şimdi yaşanan şey bu bol para dolarların ve karşılığı olmayan kağıtların piyasadan emilmesidir. İşte sorun buradadır.Nasıl emilecek . Bunun için elimizdeki sabit değerli malların elden çıkarılması veya dünya çapında bir felaket olması gereklidir ki herşeyini kaybeden ulusların bireyleri yeniden alım dalgasını başlatsın.

    Burası anlaşıldı ise ikinci dünya savaşının temel nedenlerinden birisi de anlaşılmış olur. eğer bir 1929 bunalımı vesonrasında uzun süreli bir resesyon olmasa idi çok büyük ihtimalle ikinci dünya savaşı yöresel olarak kalacak idi. on yıllık dönemlerdeki savaşlar incelendiğinde büğüme içinde olan dünyanın tarafları bir kaynak olarak gördüğü ve tüketim için bir pazar olarak kullandığı görülecektir. ırak ve şuanda olanların da ileride iyi bir pazar olacağını sağır sultan bile bilmektedir.

    peki tehlike nerededir resesyonu biz 2008 de dünyada patlayan balon olarak görsekde aslında ilk PLANlar 1999 yılında belli idi resesyonun geleceği öngürülmüş ve bunun sonucunda 2001 ve bildiğimiz yeni bir on yıllık döneme girilmiştir. 2000 yılının amerikası ile 2008 arasında çok fark yoktur ancak arada tüm dünya bir büyüme rallisi yaşamıştır.

    işte bugunki jjhükümet bir başkası olsa idi çok byük bir fark olamayacak büyüme yine gerçekleşecek idi. bu dünyadaki dolaşan paranın büyüklüğü ile alakalıdır. Birileri çok para kazandığı zaman bunu katlamak içi tüm dünyayı sanal olarak dolaşır. Ülkemiz hakkında anlatacak çok şey yok herkes yaşayarak kendince bir fikir sahibidir. Ancak iyi algılayabilmek için 1990 -2000 ve 2000-2010 irlandasını incelerseniz tam bir ekonomi dosyası ve fikri edinmiş olacaksınız. İrlanda herkesin bildiği gibi ingilterenin köylüsü olarak uzun süredir ihmal ettiği ve aşaladığı bir ülkedir. Ülkenin kuzeyinde yıllarca savaş olmuş ve ciddi sıkıntılar yaşamıştır. Büyüme ve avrupa birliğine girme adımlarını resmileştiren ülekye 2000 önceinde ve sonrasında yatırım cenneti olmuş ve IT ve yazılım alanında ciddi firmalar milyarlarca dolarlık yatırım yaparak emtia ve finans piayssasını 2-5 arası kata kadar çıkarmıştır .1990 da 100.ooo pound olan bir ev 2005 yılında 5 katına pound olarak çıkmıştır. bizim ülkemizde çok normal olan bu olay bir avrupa veya Amerikada çok byük bir getiridir. Bu paraların bu ülkeye nasıl geldiğini anlayabilirseniz nden şimdi adının yunanistan ile anıldığını anlayabileceksiniz.
    _____________________________
    JUPİTER ve yörüngesindeki tüm UYDULARI ve doğal kaynakları ,madenleri Türkiye&amp;#39;nindir .





  •  -  Ekonomik KRİZ kime KRİZ?   -



    Asıl Avrupa IMF'ye muhtaç

    Dev sanayiler bir bir çöküyor, ülkeler borç batağına sürükleniyor. AB için kriz çanları çalıyor...


    Küresel krizin hafiflemeye başladığı dönemde Yunanistan, İspanya ve Portekiz'de meydana gelen darboğaz, Avrupa'nın karşı karşıya bulunduğu açmazı gözler önüne serdi. Hükümetler batmakta olan ekonomiyi kurtarmak isterken, kamu borçlarının GSYH'ya oranı, yüzde 70'ten yüzde 100'e kadar çıktı. Buna bir de ortalama yüzde 4'ü bulan küçülme eklenince işsizlik yüzde 10'lara dayandı.
    Belki durumu ifade etmek için 'Avrupa azıcık hamile' demek gerekiyor. Ancak muhtemelen bu yazı için biraz fazla eleştiri alacağım. Yine birileri çıkıp "Kelin ilacı olsa başına sürer. Senin neyine kalmış AB veya ABD'yi eleştirmek?" diyecek. Varsın desinler, ABD, AB eleştirisi yapmak Türkiye'nin sorunu yok demek değildir.

    Sapla samanı karıştırmamak lazım. Bir zamanlar Osmanlı'ya 'hasta adam' diyen yaşlı Avrupa'nın kalbini kemiren birçok hastalık var. Ve bütün bunların bileşkesi Batı medeniyetini geriletici yönde derinleşiyor. Şimdi inceleyeceğimiz ekonomi alanında da bu dinamikleri görmek mümkün. Acı patlıcanı kırağı çalmaz. Kuru ekmeğe fit olup mutlu olabilenlerin kriz-mıriz umurunda değil. Ancak sağlam bir şekilde hiç olmazsa 50 senedir refah içinde yüzen Avrupalı için, krizleri bağrında eritmek ve yakaladığı refah düzeyinden taviz vermek kolay değil. Avrupa rüzgârda kırılacak kuru ağaç gibi duruyor. Esneme payı yok gibi.

    2008'in son çeyreğinde zıvanadan çıkan küresel kriz gelmeden çok önce, biz gazetede büyük bir kavgayı zaten vermiştik. Bütün Avrupa'da Türkiye'den borcu daha düşük, daha az riskli bir adet devlet yok dediğimizde kıyamet kopmuş; bizi partizanlıkla, AK Parti tarafgirliği ile suçlayanlar çok olmuştu. O sıralarda Ergenekon ekonomistleri her tarafa 'konmuştu'. Oysa Ankara Ticaret Odası (ATO) haftada bir adına 'rapor' dedikleri bir kâğıt parçası yayınlıyordu. Oysa 2008 sonu itibarıyla AB'nin kendi standartlarına göre ölçtüğü verilere göre Türkiye'nin kamu borçlarının GSYH'ya oranı yüzde 40'ın altına sarkmış iken, AB ortalaması çoktan Maastricht kriteri olan yüzde 60'ı aşmıştı. İçlerinde İtalya gibi yüzde 100'ü aşan, Yunanistan gibi sürekli gizlediği için gerçek borcu ancak şimdilerde fark edilenler de vardı (büyük tablo). Şimdi ise durum çok daha vahim.


     -  Ekonomik KRİZ kime KRİZ?   -


    Krizin arifesinde Avrupa ahalisi ABD'ninkine benzer bir şekilde tam bir borç batağı içinde yüzüyordu. (Şelik1 a ve b) Euro alanında hane halkının yükümlülüklerinin GSYH'ya oranı yüzde 60'ları aşmıştı. Türkiye'de bu oran yüzde 14'ler düzeyinde idi. Amerika'da ise yüzde 100'ü aşmıştı.


     -  Ekonomik KRİZ kime KRİZ?   -




    İpotekli konut kredilerinin (mortgage) GSYH'ya oranı ise İngiltere'de yüzde 85, ABD'de yüzde 75, AB-25'te ise tam yüzde 47 kadardı. Türkiye'de ise böyle bir sektör yoktu. Türkler daha 'elin taşıyla elin kuşunu vurmaktan ibaret olan' kısır bankacılık pratiklerini keşfetmiş değillerdi.

    Peki şimdi tam da 'krizde en kötü geride kaldı' dediğimiz bir aşamada geçen haftanın son iki gününde gelen deprem de nereden çıktı? Kaç haftadır bizim köşemizi takip edenler Türkiye'nin en büyük riskinin 2010 yılında AB olduğunu okumuşlardır.

    Batmakta olan ekonomiyi kurtarmak için AB kesenin ağzını açmasına açtı da, zaten krizden önce de durum vahim olduğundan, iş kontrolden çıktı. Dünyada hükümetlerin borçlarının GSYH'ya oranında işin ucu kaçmış durumda (Şekil- 2a). Japonya (yakında seyredin gürültüyü) listenin açık ara başında.


     -  Ekonomik KRİZ kime KRİZ?   -



    GSYH'ya oranı yüzde 200'ü aşmış ve aslında kartopunun büyümesi bir hayli hızlanmış durumda. Tarihte eşi emsali görülmemiş bir borç batağında. Seçimden önce bir hayli esip gürleyen yeni hükümetin başbakanı için "Hepsi seçim kampanyalarında bitti, manevra alanı yok." demiştik. Aynen öyle oluyor. Neredeyse tamamının iç borçlardan oluşması ise işin minik bir teselli payı.

    Avrupa'nın kamu borçlarının GSYH'ya oranı ise yüzde 65-70 bandından kriz ortamında yüzde 100 bandına çıktı. Listede yok ancak İspanya ve Portekiz ise zincirin şu sıralarda en zayıf halkası. Bunun arkasında özel kesimin ve bilhassa bankacılık sektörünü kurtarmak için verilen büyük bütçe açıkları var. (Şekil-2b) Türkiye'nin bütçe açıklarının milli gelire oranı 2009 sonunda yüzde 6 civarına çıkarken, G-20, İtalya, İngiltere, Japonya, Amerika, Fransa çoktan Türkiye'nin üzerinde.


     -  Ekonomik KRİZ kime KRİZ?   -



    Avrupa'da asıl endişe edilmesi gereken birkaç durum şöyle: Birincisi büyük harcamalara rağmen, 2009 yılında Euro bölgesinin küçülmesi tahminen yüzde 4'e yakın çıkacak (küçük tablo). Bu oran Doğu Avrupa'da yüzde 6'yı bulacak. Euro bölgesi zaten 2008 yılının ikinci çeyreğinden beri beş çeyrektir artan oranlarda küçülüyor. Küçülme süreci yüzde 1,2 ile başladı, 2009'un ilk çeyreğinde yüzde 10'u buldu. 3. çeyrekte baz yılına nazaran nispi bir artıya geçtiği sırada ise şimdi mali disiplinin kaybolmasının getirdiği sıkışma. Devletlerin daha fazla yardımda bulunması mümkün değil.


     -  Ekonomik KRİZ kime KRİZ?   -






    Avrupa'da sanayi üretimindeki kayıp 2008'in son ve 2009'un ilk çeyreğinde tam yüzde 30 civarında gerçekleşti. Türkiye'nin ideolojik cazgırları Avrupa Birilği'nde mali disiplin darmadağın olduğu halde işsizlik oranının yüzde 10 bandını aştığını, sanayinin yüzde 30 çöktüğünü ve ekonomilerin bu kadar fazla küçüldüğünü atladı. Avara kasnak gibi dönüp dolaşıp 'hani teğet geçmişti'de kaldı. Dahası Türkiye'nin başına bir IMF vasisi tutmakta, adeta bir kayyum arayışında inatla direnirken, asıl IMF'ye ve yoğun bakım odasına muhtaç olanın Avrupa olduğunu da gizledi. İşin daha kötüsü, IMF'nin 2010'da dünya büyüme oranını (bizim verdiğimiz tabloda yüzde 3) son açıkladığı tahminde yüzde 3,9'a çıkartmış olmasına rağmen bu büyümenin Asya ve Türkiye'nin de içinde bulunduğu diğer yükselen piyasa ekonomiler sayesinde gerçekleşecek olması, Avrupa'nın ise 1,5 civarında mütevazı bir oranda kalacak olmasıdır.

    Avrupa'da asıl endişe edilmesi gereken birkaç durum şöyle: Birincisi büyük harcamalara rağmen, 2009 yılında Euro bölgesinin küçülmesi tahminen yüzde 4'e yakın çıkacak (küçük tablo). Bu oran Doğu Avrupa'da yüzde 6'yı bulacak. Euro bölgesi zaten 2008 yılının ikinci çeyreğinden beri beş çeyrektir artan oranlarda küçülüyor. Küçülme süreci yüzde 1,2 ile başladı, 2009'un ilk çeyreğinde yüzde 10'u buldu. 3. çeyrekte baz yılına nazaran nispi bir artıya geçtiği sırada ise şimdi mali disiplinin kaybolmasının getirdiği sıkışma. Devletlerin daha fazla yardımda bulunması mümkün değil.

    Avrupa'da sanayi Avrupa'da sanayi üretimindeki kayıp 2008'in son ve 2009'un ilk çeyreğinde tam yüzde 30 civarında gerçekleşti. Türkiye'nin ideolojik cazgırları Avrupa Birilği'nde mali disiplin darmadağın olduğu halde işsizlik oranının yüzde 10 bandını aştığını, sanayinin yüzde 30 çöktüğünü ve ekonomilerin bu kadar fazla küçüldüğünü atladı. Avara kasnak gibi dönüp dolaşıp 'hani teğet geçmişti'de kaldı. Dahası Türkiye'nin başına bir IMF vasisi tutmakta, adeta bir kayyum arayışında inatla direnirken, asıl IMF'ye ve yoğun bakım odasına muhtaç olanın Avrupa olduğunu da gizledi. İşin daha kötüsü, IMF'nin 2010'da dünya büyüme oranını (bizim verdiğimiz tabloda yüzde 3) son açıkladığı tahminde yüzde 3,9'a çıkartmış olmasına rağmen bu büyümenin Asya ve Türkiye'nin de içinde bulunduğu diğer yükselen piyasa ekonomiler sayesinde gerçekleşecek olması, Avrupa'nın ise 1,5 civarında mütevazı bir oranda kalacak olmasıdır.

    Amerika kendi derdine düşünce AB başsız kaldı

    Avrupa'da her kafadan bir ses çıkıyor. Birlik ve ortak payda oluşamıyor. Avrupa başsız kalan bir beden gibi kararsız ve güven vermiyor. Sanki beynini emanet ettikleri birileri varmış da o da ortalıktan kaybolmuş gibi. Sanki o 'birileri' Soğuk Savaş döneminden beridir ABD'dir de şimdi Soğuk Savaş bitince bir de Amerika kendi derdine düşünce Avrupa sendeliyor gibi. Bu meyanda Avrupa, tıpkı Asya'nın 1997 Asya krizinde yapamadığı gibi, bir bölgesel yangına müdahale edemiyor. Seyrediyor.

    Nüfus yaşlandı, şirketleri devralacak nesil yetişmiyor

    Avrupa'nın yüzde 10'a çıkan işsizliğine işaret ederken vahim bir demografik gerçeği de ihmal etmeyelim. Avrupa yaşlı bir nüfus. Çalışma çağındaki nüfus çok azalmış durumda. İşsizlik buna rağmen yüksek. Var olan gençler yabancıların. Latin Amerika, Ortadoğu-Kuzey Afrika, Asyalı gençlerden oluşuyor. Avrupa ileride "Müslüman nüfus buraları ele geçirir mi?" endişesi içinde.

    Avrupa'da nesil kuruyor. Bizde işletmeler bölünme ve kavga yüzünden daha birinci nesilde biter ya. Ortalama şirket ömrü beş yıldır ya. Avrupa'da bunların hemen hemen hiçbiri yok. Daha başka? Avrupa'da artık şirketin sahibi ölünce, arkada şirketi devralacak kimseler kalmıyor. Bu 'yeni bir trend'. Devamı gelecek. Materyalizm ebeveyni evladını acımasız yaptı. Bencil bir ömür için çocuk yapmayı reddetti. Şimdi adeta 'kelle başı' ödül kondu. Ancak insan artık evine dönmüyor. Çölleşen, tuzlanan toprak gibi artık aile hızla çölleşiyor, angaryaya dönüyor.

    Bu yapıda Avrupa'nın verimlilik devrimine devam etmesi imkânsız. Ar-Ge, inovasyon ve tasarım genç ve dinamik bir nüfusla yapılır. Dahası bunu tüketecek dinamik ve iştahlı bir nesil de gerekir. Şimdilerde Avrupa'da, Japonya'da inovasyon teşvikleri 'kimsesiz yaşlıların bakımını yapacak robot insan' alanına kaydı. Konuyu İbni Haldun ile mi yoksa Hegel ile mi bitirsek acaba? Hegel insanlığın sürekli ileri doğru giden doğrusal bir diyalektik üzerinden akıp gittiğine inanır. Kölelikle başlamışız, burjuvazi ile devam etmişiz, sınıf çatışması ve sömürü sonunda emekçi devrimle süreç sona ermiş ve artık insanlığın kadim arayışı sınıfsız ve iltimassız bir toplumun kurulması ile nihayete ermiştir.

    14. yüzyılda yazan büyük İslam filozofu İbni Haldun ise çok daha önceleri "Medeniyetler doğar, büyür ve geriler. Kimi ölür, kimi de küllerinden dirilir." der. 1.000-1.500 yıllık büyük devreler halinde dolaşan büyük rızık haritası Avrupa'dan göçe çıktı. Kendilerinden öğreneceğimiz hâlâ birçok şey olan Avrupa zaten bu kervana katılmak zorunda. Goldman Sachs'ın son bir raporuna göre 2050'de Türkiye, Almanya, Fransa ve Japonya'nın önüne geçmiş olacak. Demografi ve coğrafya temel faktör olarak karşımıza çıkıyor. Yaparsak geçeriz, yapmazsak geçemeyiz tabii ki; ancak bu objektif gerçekler potansiyel olarak mevcuttur.

    Şimdi güneş batıda batıyor, doğuda yükseliyor. Bir mazi ölmemeye çalışıyor. Medeniyet, küllerinden ehramlar yapılmak üzere ayağa kalkıyor. Bir istikbal hayata doğmaya çalışıyor. Bu coğrafyada mazi ile istikbal yeniden izdivaca hazırlanıyor. Yaşadıklarımız ise doğusuyla batısıyla bu büyük doğumun sancıları. Kader bir oyunu yazmış, tiyatroyu Anadolu topraklarına kurmuş, figüranlar alanda. Seyrine doyum olmuyor.

     -  Ekonomik KRİZ kime KRİZ?   -




    <<www.haberturk.com>>
    _____________________________




  • Kör bir adamın gören kişiye göre daha az derdi vardır
    _____________________________
  • quote:

    Orijinalden alıntı: as74

    Kör bir adamın gören kişiye göre daha az derdi vardır


    Gerçekten kör ise öyledir de kör rolü yapıyorsa siyaset bilimi bunlara "kara propagandacı" diyor.

    Krizde gerçek durum rezil ötesi. Her üç haneden birinin borcunu ödeyemediği için elektriği kesilmiş geçen yıl. Hükümetin memura öngördüğü 6 aylık enflasyon hedefi daha ilk ayda neredeyse yakalanmış. Siyaset gündemi kavgalarla değiştirilmek istendiğine göre krizin orta göbeğinde olmalıyız.
    ...............................
    6 Milyon Abonenin Elektriği Kesildi .

    Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, son bir yılda Eylül 2009 itibanyla toplam 6 milyon 633 bin 481 abonenin borcu nedeniyle elektriğinin kesildiğini belirtti.

    http://www.enerjiplatformu.org/index.php?option=com_content&task=view&id=2473&Itemid=30

    ..........................

    Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, Ocak ayı itibarıyla aylık enflasyon TÜFE'de yüzde 1,85, ÜFE'de yüzde 0,58 arttı. 2009 yılı Ocak ayında TÜFE yüzde 0,29 oranında artarken, ÜFE'de yüzde 0,23 artış olmuştu. Buna göre aylık bazda enflasyon, geçen yıl Ocak ayına göre TÜFE'de 1,56 puan, ÜFE'de ise 0,35 puan artış gösterdi.

    http://www.samanyoluhaber.com/h_390949_enflasyon-rakamlari-aciklandi.html
    _____________________________
    psn
    acaltun17




  • Eğer beklerseniz, ben neden sizin her yazdığınıza dair sizin yazılarınızdan bir derleme yaparak cevap vereceğim. İçiniz rahat olsun, size kin duymuyorum. Benim derdim, insanların aptal yerine konmasıyla ilgili. Bunu da her defasında vurguluyorum. Sizin verdiğiniz ihracat rakamları da, büyüme rakamları da bu ülkede insanların koyun yerine konulduğunun kanıtlarıdır, çünkü aç insan sayısı arttığı halde birileri gittikçe zengin oluyor ve bizim de bundan memnun olmamız gerektiği ile ilgilidir.
    Sizin yazdıklarınıza uzun süre ciddi cevaplar vermeyi denedim ama siz kesinlikle söyleneni (kendi söylediğinizi) çarpıtma konusunda iyi işler çıkardığınızı sandınız.

    Konunun başlığı "Ekonomik kriz kime kriz?" dir ve siz birçok mesajınızda (bu mesajların hepsini buraya bu gece sıralayacağıma emin olunuz) ülkemizin çok iyi durumda olduğunu, krizden büyüyerek çıktığını, zarar görmediğimizi, hiçbir zaman olmadığı kadar geliştiğini iddia ettiniz. Bu mesajıma cevap vermenize gerek yok.
    Ben istediğim insanla tartışırım, istediğim insanın yorumuna cevap veririm. Siz yazacağınız şeyi bana sormayacağınız (ve de sormadığınız) gibi, ben de hangi insana cevap vereceğimi sorma ihtiyacı duymam. Bu konuda, birçok insan var ve sadece bir kişi tamamen iktidarı körü körüne savunmaktadır (lütfen cevap yazmayın da kendi yazılarınızla bunu kanıtlama şerefini bana bırakın) Baştan sonra farklı fikirler içinde olduğumuz için de sadece size cevaben yazabiliyorum ki normali de budur. Benimle aynı fikirde olan insanlara muhalefet etmemi beklerseniz, çok beklemeniz lazım.

    Sadece bu konuda değil, ki sizi sinirlendiren durum da bu olmuş sanırım, her konuda sizin tuttuğunuz tarafa (ki körü körüne tuttuğunuzu da mesajlarınızı derleyerek göstereceğim) yanlışları oranında muhalefet ediyorum. Fakat, mesajlarımı iyi incelerseniz, herhangi bir grup (Atatürk dışında) tamamen ve körü körüne savunduğum herhangi birşey yoktur. O yüzden rahat olunuz, haklı olduğunuz noktalarda değil, yanıltıcı ya da gündem değiştirici konularda size cevap veriyorum. Aynı, özelleştirme taraftarı olmayanları Atatürkçülük'ten sapmakla itham ettiğiniz yorumunuzdaki gibi...

    Tekrar görüşmek üzere...
    _____________________________




  • Aslında bu kriz iyi oldu, siyaset yeniden şekilleniyor. Kutuplaşma iklimi çözülüp gidecek.
  • Türkiye’de 577, Bulgaristan’da 282 TL olan asgari ücret Yunanistan’da 1.354 TL’ye ulaşıyor. Türkiye’de 1 kilogram ekmek 1,875 Tl, Bulgaristan’da 1 TL ve Yunanistan’da 1,7 TL.

    Avrupa Birliği (AB) üyesi Yunanistan ve Bulgaristan ile bu ülkelere komşu Türkiye’de uygulanan asgari ücretler arasında önemli farklılıklar bulunuyor. Net asgari ücret Türkiye’de 577 TL iken, Bulgaristan’da (240 leva) 282 TL, Yunanistan’da ise (640 Avro) 1.354 TL olarak uygulanıyor.
    Türkiye’de, 577 TL net asgari ücret alan bir kişi fiyatlar illere, ilçelere ve bölgelere göre değişmekle beraber, yaklaşık olarak 400 gram ekmek için 0,75 kuruş (kilogramı 1 lira 87,5 kuruş) ödüyor. Yumurta 0,2 TL, makarna 1 TL, sıvı yağ (ayçiçeği 1 litre) 3,25, zeytin yağı 9-22 TL, tuz (1 paket) 0,5 TL, şeker 2,5 TL, kuru fasulye 3,25 TL, patates 1,25 TL, biber 3,95 TL, salatalık 1,95 TL, domates 1,95 TL, muz 3,95 TL, portakal 1,95 TL, mandalina 2,75 TL, un 1,5 TL ve pirinç 4,50 TL, dana kıyma 22 TL, bonfile 32 TL, parça et 26, kuzu ise 28-30 TL’den satılıyor.
    Türkiye’de benzinin litresi yine illere, istasyonlara göre değişmekle beraber 3,68 TL, motorin ise 3,05 TL’den satışa sunuluyor. Emeklilik yaşı ise kadınlarda 58, erkeklerde ise 60 olarak uygulanıyor.

    BULGARİSTAN
    Bulgaristan, 3 komşu ülke arasında asgari ücreti en düşük miktarda uyguluyor. 282 TL karşılığı asgari ücret alan Bulgar vatandaşlarının emekli ücretleri de çok düşük. Emeklilik yaşı ise kadınlarda 60, erkeklerde 63 olarak uygulanıyor.
    Bulgaristan’da 1 kilogram ekmek 1 TL, 1 yumurta 0,25-0,28 TL, makarna (kilo) 0,85-2 TL, sıvı yağ (litre) 1,7-2 TL, tuz 0,40 TL, şeker (kilo) 1,5-2,5 TL, kuru fasulye (Kilo), 2,5-5 TL, patates 1 TL, kırmızı biber (kilo) 3 TL, salatalık (kilo) 3 TL, muz (kilo) 1,5 TL, portakal ve mandalina (kilo) 1,2 TL, un (kilo) 1,4 TL, pirinç 2,5 TL, dana (kıyma, bonfile, parça ve benzeri) 9-12 TL, piliç 3,5-5 TL’den satılıyor. Bulgaristan’da 1 litre benzin ise yılbaşında yapılan zamla 2,4 TL oldu.

    YUNANİSTAN
    Yunanistan’da, 1.354 TL asgari ücret alan bir kişi, 1 kilogramlık ekmeğe 1,7 (0,80 Avro) verirken, ülkede 1 yumurta 0,40 kuruş, makarna (1 kg için) 4,5 TL, sıvı yağ (ayçiçeği, mısır, zeytin yağı 1 lt için) 14,8 ile 25 TL, tuz (400 gram) 2,7 TL, şeker (kilo) 2,2 TL, pirinç 5 TL, un 3,2 TL, patates 1,6 TL, taze fasulye 12 TL, muz 3,7 TL, portakal 2,1 TL, mandalina 2,5 TL, dana eti 25 TL, kuzu 30 TL, piliç 10 TL’den satılıyor. Fiyatlar Atina’ya göre olup, diğer kentlerde ufakta olsa değişiklik gösterebiliyor.
    Yunanistan’da süper benzinin litresi (1,158 Avro) 2,45 TL, motorin (1,014 Avro) 2,146 TL, kurşunsuz benzin (1,088 Avro) 2,30 TL ve süper kurşunsuz benzin (1,292 Avro) 2,735 TL’den satışa sunuluyor.
    Yunanistan’da emeklilik yaşı ise 35 yıl sigortalı çalışma şartıyla birlikte kadınlarda 60, erkekler de ise 65 yaş olarak uygulanıyor.
    Ülkelerdeki tüketim mallarının fiyatları bölgelere ve illere göre az da olsa farklılıklar gösterebiliyor. Ancak, genellikle temel tüketim mallarının fiyatlarında önemli farklılık olmuyor.

    3 ülkede asgari ücret ve satışa sunulan bazı ürünlerin fiyatları şöyle:

    TL TÜRKİYE BULGARİSTAN YUNANİSTAN
    Asgari Ücret (Net) 577 282 1.354
    Benzin 3,68 2,40 2,45
    Ekmek (Kilo) 1,875 1 1,7
    Et (Dana kıyma) 22 9-12 25
    Şeker (Kilo) 2,5 2 2,2
    Pirinç (Kilo) 4,5 2,5 5
    _____________________________




  • quote:

    Orijinalden alıntı: webbie

    Eğer beklerseniz, ben neden sizin her yazdığınıza dair sizin yazılarınızdan bir derleme yaparak cevap vereceğim. İçiniz rahat olsun, size kin duymuyorum. Benim derdim, insanların aptal yerine konmasıyla ilgili. Bunu da her defasında vurguluyorum. Sizin verdiğiniz ihracat rakamları da, büyüme rakamları da bu ülkede insanların koyun yerine konulduğunun kanıtlarıdır, çünkü aç insan sayısı arttığı halde birileri gittikçe zengin oluyor ve bizim de bundan memnun olmamız gerektiği ile ilgilidir.
    Sizin yazdıklarınıza uzun süre ciddi cevaplar vermeyi denedim ama siz kesinlikle söyleneni (kendi söylediğinizi) çarpıtma konusunda iyi işler çıkardığınızı sandınız.

    İhracat yapmayan bir vatandaşımız, Türkiye'nin artan ihracatıyla nasıl zengin olabilir?
    İnsanları aptal yerine koyan ben değilim. Siz Türkiye zenginleşirken evinde sabit oturan adam da zenginleşsin istiyorsunuz. Asıl bu insanları uyutmaktır, aptal yerine koymaktır.

    quote:

    Konunun başlığı "Ekonomik kriz kime kriz?" dir ve siz birçok mesajınızda (bu mesajların hepsini buraya bu gece sıralayacağıma emin olunuz) ülkemizin çok iyi durumda olduğunu, krizden büyüyerek çıktığını, zarar görmediğimizi, hiçbir zaman olmadığı kadar geliştiğini iddia ettiniz. Bu mesajıma cevap vermenize gerek yok.

    Yukarıda taşıdığım yazının başlığını okursanız görürsünüz : "Asıl Avrupa IMF'e muhtaç!".
    Hemen altında yazıyor : "AB için kriz çanları çalıyor..."
    Sizce bu "Ekonomik kriz kime kriz?" konusu içinde barınamayacak bir yazı mı?

    Ben ülke ekonomimizin iyi durumda olduğunu, krizden krizi avantaja çevirerek çıkacağımızı, batı ülkeleri kadar zarar görmediğimizi, ülkemizin son yıllarda hiçbir zaman olmadığı kadar (Atatürk dönemi hariç) yenilendiğini, geliştiğini ve değiştiğini düşünüyorum. Bu düşüncelerimden dolayı beni bir tarafa itip, bir kalıp içine koyup, kulp takamazsınız. Bu düşüncelerimi paylaştığım için de insanları aptal yerine koyduğumu iddia edemezsiniz.


    quote:

    Ben istediğim insanla tartışırım, istediğim insanın yorumuna cevap veririm. Siz yazacağınız şeyi bana sormayacağınız (ve de sormadığınız) gibi, ben de hangi insana cevap vereceğimi sorma ihtiyacı duymam. Bu konuda, birçok insan var ve sadece bir kişi tamamen iktidarı körü körüne savunmaktadır (lütfen cevap yazmayın da kendi yazılarınızla bunu kanıtlama şerefini bana bırakın) Baştan sonra farklı fikirler içinde olduğumuz için de sadece size cevaben yazabiliyorum ki normali de budur. Benimle aynı fikirde olan insanlara muhalefet etmemi beklerseniz, çok beklemeniz lazım.

    Bakın sayın webbie... Benim buraya taşıdığım yazıyla alakalı ne yazdınız söyler misiniz? Tek yaptığınız "onları geç, işsizliğe gel!" demek. Yahu ben işsizliği konuşmuyorum ki Bunu neden bana söylüyorsunuz? Hemde sık sık...
    Benimle tartışmak istiyorsanız benim yazdığım yazıyla alakalı şeyler söylemelisiniz ki tartışalım. Ama siz ne yapıyorsunuz? Benim bahsettiğimiz konulara "onları geç" diyorsunuz ve kendi konunuz olan (mesela) "işsizlik" 'ten bahsetmeye başlıyorsunuz. Eğer işsizlikten bahsedecek olsaydım, en başta işsizlikle ilgili bir bilgi verir ve sizden işsizlikle ilgili yorumlarınızı memnuniyetle dinlerdim. Veya sizin işsizlik ile ilgili bir yazınıza cevap yazardım ki tartışalım. Doğru mu? Ha eğer illa işsizlikten konuşmak istiyorsanız ben buna mecbur değilim ki sizinle tartışayım Ama siz benim işsizlikle alakalı olmayan yazıma cevaben hiç alakası olmayan "işsizlik" hakkında birşeyler söylerseniz, olur mu?...


    quote:

    Sadece bu konuda değil, ki sizi sinirlendiren durum da bu olmuş sanırım, her konuda sizin tuttuğunuz tarafa (ki körü körüne tuttuğunuzu da mesajlarınızı derleyerek göstereceğim) yanlışları oranında muhalefet ediyorum.

    Yukarıda taşımış olduğum yazıdan benim hangi "taraf"ta olduğumu nasıl tespit ediyorsunuz gerçekten çok merak ediyorum. "Ülke yandı bitti kül oldu!" deyince bir tarafta, aksini söyleyince diğer tarafta mı oluyorum?

    Ayrıca konuyu neden bana, "taraflara" vs.. çekiyorsunuz?
    Yukarıda bahsettiklerim hakkında konuşsanız daha mantıklı olmaz mı?
    Yani koskoca bir yazı var yukarıda ama sizin işiniz gücünüz "hmmm o zaman senin tarafın şunlar!" demekten ibaret.
    Yazdıklarınızın kimseye en ufak bir faydası yok. Bilgi paylaşın bilgi...

    quote:

    Fakat, mesajlarımı iyi incelerseniz, herhangi bir grup (Atatürk dışında) tamamen ve körü körüne savunduğum herhangi birşey yoktur. O yüzden rahat olunuz, haklı olduğunuz noktalarda değil, yanıltıcı ya da gündem değiştirici konularda size cevap veriyorum. Aynı, özelleştirme taraftarı olmayanları Atatürkçülük'ten sapmakla itham ettiğiniz yorumunuzdaki gibi...

    Atatürk hakkında kendimi savunmak zorunda hiç hissetmedim. Çünkü Atatürk kendisini yaptıklarıyla ve söyledikleriyle çok iyi anlatabilmiş bir liderdir. Atatürk'ün başardıkları ortadadır, eserleri ortadadır, liderliği ortadadır, karakteri ortadadır. Atatürk, benim gözümde Türkiye ve onun bütün vatandaşlarından oluşan Türk milletinin yaratıcısıdır(yaratma, tanrısal mucizevi bir anlamda değil elbette.). Doğrusuyla olsun yanlışıyla olsun ondan bahsedilmesi beni her zaman mutlu eder. Atatürk'ü anlamayanların tek problemi yeterince Atatürk'ü bilmemelerinden kaynaklanmaktadır ve o insanlara ne söylerseniz söyleyin Atatürk hakkında iyi veya kötü yönde olan düşüncelerini değiştiremezsiniz.

    "Özelleştirmelere karşı olanlar Atatürkçülük'ten saparlar" diye bir itham asla yapamam, haddime değildir. Orada bahsetmek istediğim Atatürk'ün devlet kurumlarını neden kurduğunun öncesi ve anı tam idrak edilmeden bugün özelleştirmeleri yapanlara "vatan haini" iması yapılmasının yanlış olduğudur. Ayrıca satılan kurumlara değer biçerken, vatandaşın mantıksız "ucuz!" veya "pahalı!" diye ayaklanmasının mantıksızlığını söylüyorum. İhale açılır ve fiyat kendiliğinden oluşur, kanun bunu gerektiriyor.

    Bir kere şu çok iyi anlaşılmalı:
    Geçmişte kamu teşebbüsleri devlete gelir elde etmek amacıyla kurulmamıştır.
    Bugün özelleştirmeler devlete gelir elde etmek için yapılmamaktadır.


    Benim anlatmak istediğim budur, asla kimseyi suçlamak gibi bir amacım olamaz.
    _____________________________




  • yunanistanla ilgili 2 anektod:
    1-bizim akrabalar ordan bu yaz geldikleri zaman soledikleri sey " ya haberlerden takib ediyoz ne olcak bu turkiye nasıl duzelcek ,allah kahretsin bu hukumeti,vsvsvsvsv"
    giderken" ya burası ne guzel ya ne o haberlerde yandık bittik, valla bedava yasıyosunuz." (burda yaklasık 3 ay kaldılar)

    2- turkiyede nerdeyse kimse 577tl ile calışmıyor en az alan 700 alır.
    ama yunanistanda gercek ucret odur yaklasık 700 yuro. (ortalama ev kirası 300 yuro)


    özelleştirmeler konusudna katılıyorum , amac devleti zarar ettirmemek..
    _____________________________
    radyoterapi-radyasyon güvenliği soruları cevaplanır.
  • Kredi kartı ve krediler ödenemiyor

    Kredi kartı borcunu ödemeyenlerin sayısı 2009'da bir önceki yıla göre yüzde 91.1, ferdi kredi borcunu ödemeyenlerin sayısı da yüzde 195.5 yükseldi.

    http://www.posta.com.tr/ekonomi/HaberDetay/Krediler_odenemiyor.htm?ArticleID=18155
    _____________________________
    psn
    acaltun17
  • quote:

    Orijinalden alıntı: fizisyen


    2- turkiyede nerdeyse kimse 577tl ile calışmıyor en az alan 700 alır.
    ama yunanistanda gercek ucret odur yaklasık 700 yuro. (ortalama ev kirası 300 yuro)

    özelleştirmeler konusudna katılıyorum , amac devleti zarar ettirmemek..



    Siz nerede yaşıyorsunuz merak ettim? Nişantaşı? Florya? Bebek?..

    O 577 lira için bile kendini parçalıyor insanlar. 80 kişinin alınacağı sınava 6500 kişi başvuruyor o asgari ücret için?!
    Gerçek dünyaya dönün..

    ---

    Yunanistan'dan çok müşterim var. Zaten fiyatlarda yayınlanmış ilgili haberlerde. Bir karşılaştırın isterseniz?..
    Türkiye'de asgari ücret 577 lira, ortalama kira 400 lira. Geriye ne kaldı? 177 lira.. Hani bunun elektriği, suyu, doğalgazı, yemesi, içmesi?..

    Batıyor dediğimiz Yunanistan bile hayat standartları açısından bize fark atıyor.. Daha ne olsun?
    _____________________________




  • o zaman ankaraya davet ediyim ben sizi ,
    700 tl ye herhangi bir kurumda,iş yerinde (part time haric) cok rahat iş bulursunuz. bosuna 577 tl için bulundugunuz sehirde beklemeyin.
    hatta buyrun bi lcw-rodi vsvs bi yerde tezgahtarlık yapın onlar direk 700küsür veriyo artı pirim artı ssk artı yemek. (900ü geciyor) hatta reyon sorumlu olursanız (1,5 yıl calışmak demek) nerdeyse yuzde50 fazla kazanabilirsiniz.

    bahsettiginiz 577 de buyuk ihtimal dogu bolgelerimizde kalmıs daha az gelişmiş şehirlerimizde bi kac sektor için gecerli olabilir. yine yunanistan ornegi veriyim; atina ile rodos adası arasında fazla fazla maas farkı var. (kuzenin calışmıstı) ama ordada ev kiraları tavan yapmış.

    yunanistan olayındada herhangi bir işe girdiginiz zaman ki eger acayip bi vasfınız yoksa ki orda herhangi bir uni mezunu (lisans dedigimiz) işe 700 yuro ile baslıyor ve dunyanın heryerind eoldugu gibi ordada maasın yarısından fazlası kiraya gidiyormus. 400 yuro civarı kiralar.
    _____________________________
    radyoterapi-radyasyon güvenliği soruları cevaplanır.




  • özelleştirme konusunda resmi sitede açıklananlar aşagıdadır.Bu amaca ve felsefete karşı olduğumu tekrar ifade edeyim çünkü asgari ücret avrupa düzeyinde değilse bunu destekleyecek ve kamusal olarak üretim ve satış fiyatını denetleyecek mekanizmalar ancak devletçilik prensipleriyle anlaşılabilir. Bunu tamamıyle terk etmek hem açlık hemde kısa zamanda hükümeti terk etmek anlamına gelecektir. bekleyin ve sonucu görünüz.Hükümet destekçilerini zaten biliyoruz , sadece politikaların yanlışlıklarını göstermemelerine üzülüyoruz o kadar . Göremeyenler için zaten çok geç ,

    -------------------------------------------------
    ------------------------------------------------

    ÖZELLEŞTİRME PROGRAMININ AMAÇLARI

    Özelleştirme ile devletin ekonomideki sınai ve ticari aktivitesinin en aza indirilmesi hedeflenirken, rekabete dayalı piyasa ekonomisinin oluşturulması, devlet bütçesi üzerindeki KİT finansman yükünün azaltılması, sermaye piyasasının geliştirilmesi ve atıl tasarrufların ekonomiye kazandırılması, bu yolla elde edilecek kaynakların altyapı yatırımlarına kanalize edilmesi mümkün olacaktır.

    Özelleştirmenin temel amacı nihai olarak, devletin ekonomide işletmecilik alanından tümüyle çekilmesini sağlamaktır. Öte yandan borsa ve sermaye piyasalarını geliştirmeden Türkiye'de sağlıklı bir ekonomik gelişmeden bahsetmek mümkün değildir. Şirketlerin yalnızca bankacılık sektörüne bağlı olmadan hisse senedi, tahvil ve bono ihracı yoluyla kaynak temin edebilmeleri ve bu kaynak maliyeti ile enflasyon arasında sağlıklı bir ilişkinin olabilmesi için, sermaye piyasalarının geliştirilmesi gerekir. Sermaye piyasasının gelişimi ise, tasarrufların daha büyük bir kısmının mali piyasalara yönlendirilmesi ve bu suretle oluşan fonların sermaye piyasasına akışına imkan verecek bir ekonomik yapının oluşturulması ile mümkündür.

    Bu açıdan değerlendirildiğinde özelleştirme uygulamaları ile, bir yandan mali piyasalara ve dolayısıyla sermaye piyasalarına yönelmeyen yerli ve yabancı tasarrufları bu piyasalara yönlendirecek yeni kaynaklar yaratılması, diğer yandan da kamu kesiminin fonlar üzerindeki talebi nedeniyle sıkışan mali piyasa üzerindeki olumsuz baskının engellenmesi hedeflenmektedir.


    ÖZELLEŞTİRMENİN FELSEFESİ

    Özelleştirmenin ana felsefesi, devletin, asli görevleri olan adalet ve güvenliğin sağlanması yolundaki harcamalar ile özel sektör tarafından yüklenilemeyecek altyapı yatırımlarına yönelmesi, ekonominin ise pazar mekanizmaları tarafından yönlendirilmesidir.



    < Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi vezir -- 8 Şubat 2010; 13:11:14 >
    _____________________________
    JUPİTER ve yörüngesindeki tüm UYDULARI ve doğal kaynakları ,madenleri Türkiye&amp;#39;nindir .





  • yayınlanan yazının aynısı , aynıları,benzerleri,yakıstırma olarak benzerleri ,aynı amacı tasıyan ornekleri bi onceki secimde sayfa sayfa yazılmıştı. herkes bardagın gormek istedigi tarafını goruyor.

    ozelleştirmede ise; hükümetten biri demişti, özet olarak " eger özel sektorun yaptıgı bir işi devletde yapıyosa devlet ordan cekilmelidir cunku haksız rekabet yaratır " haklı bir soz bence.
    _____________________________
    radyoterapi-radyasyon güvenliği soruları cevaplanır.
  • askere gittim geldim hala hiçbirşey değişmemiş

    halkın büyük bir çoğunluğu için krizin tek göstergesi işsizliktir

    iyi bir üniversite eğitimi , iki yabancı dil ve kısa süreli uluslararası firma deneyimne rağmen tam bir aydır görüşmeye çağıran bile yok ne iş anlamadım.

    işsiz bir adama enflasyon, borcun gsmh ye oranı , satınalma gücü paritesi vb.. ekonomik kavramların hiçbir anlamı yoktur

    diğer yandan insanların geçinebiliyor gibi görünmelerinin temel nedeni toplumuzda hala aile ile kalmanın yaygın olması ve kiraya verilecek paranın cepta kalmasıdır.

    avrupa gibi 18 den sonra herkes kendi evine çıksa o 700 ytl yeterli diyen arkadaşları da görmek isterim

    700 ytl ile istanbulda ev geçinmez benim çevremde de var adam evleniyor ve ailesinin yanına yerleşiyor kiradan elektrikten vs.. yırtıyor kendi evine çıksa ve eşi dahi çalışıyor olsa geçinemez zira kira+ faturalar zaten 500 den fazla tutar
    _____________________________
    Mucizeler, enerjimizi korkularımıza değil hayallerimize kanalize ettiğimiz zaman gerçekleşir




  • thron hoşgeldim gözüm. Geçmiş olsun
  • 
- x
Bildirim
mesajınız kopyalandı (ctrl+v) yapıştırmak istediğiniz yere yapıştırabilirsiniz.