AKP iktidarı döneminde YÖK, bu kez de AKP’nin siyasal görüşleri doğrultusundaki kişilerin oluşturduğu bir kurum haline gelmiştir. Özellikle Yekta Saraç’ın YÖK başkanlığına atanmasından sonra YÖK, AKP ve Erdoğan hep beraber üniversiteleri siyasetin/siyasi İslamın görüşü çerçevesinde bir nizama sokmaya başladılar. Özellikle yeni açılan devlet üniversitelerinde, siyaseten tam bir örgütlenme anlayışı içine girdiler. Bu dönemde de AKP’nin her alanda yoğun bir kadrolaşma politikası uygulamasını görmekteyiz. Cumhurbaşkanı’nın geçen dönemlerde Başbakan olması, bu siyasetin belirleyicilerinden biri olması, bu dönem bulunduğu makam gereği üniversiteleri özellikle toplumun duyarlı kesimini daha da fazla endişelendirmekte idi. Bu endişelerin yersiz olmadığı bugüne kadar yapmış oldukları rektör atamalarında ve toplumsal uzlaşma zemininde açıkça kendini göstermekteydi. Üniversiteler toplumdan kopmuş, toplumsal,siyasal ve özellikle üniversite içi sorunlara karşı duyarsız bir hale getirilmişti. Hiçbir dönemde bu kadar sessiz olmamıştı üniversiteler. Ne yazık ki iktidarda olmadıkları dönemde o dönemin cumhurbaşkanını, YÖK’ü en ağır biçimde eleştirenler, bu gün, o makamlarda eskisinin yaptığı olumsuzluklardan daha fazlasını yapar konuma geldiler.
Üniversitelerde uzun bir süredir FETÖ yapılanması olduğunu ancak bu durumun tam olarak saptanmasının zor olabileceğini vurgulanırdı.Son yıllarda FETÖ’nün üniversitelerde yapılanmasının AKP iktidarı ile birlikte daha da güç kazandığı herkes tarafından gözlanmekteydi. Ancak darbe sonrası bu konuda FETÖ/üniversite yapılanması tıpkı FETÖ/Siyaset yapılanması gibi görmezlikten gelinmiştir. Bu durumu fırsata çeviren rektörlerce bazı üniversitelerde nitelikli, FETÖ ile ilgisinin mümkün olamayacağı bazı akademisyenler ve barış isteyen akademisyenler ve hatta sosyal demokrat/sol tandanslı öğretim elemanlarının/çalışanların KHK ile işine son verilmesi üniversitelerde siyasal yapılanmanın tam bir göstergesi olmuştur.
Darbe girişimi sonrası OHAL ilanı ile üniversitelerin zarar görmeden bu olumsuzluğu aşmasında hukukun ve demokrasinin çok çok önemli olduğunu bilmekteyiz. Bunun yolunun demokrasi ve özgürlükten geçeceğini bilinir. Ancak AKP ve Cumhurbaşkanı, OHAL ile üniversitelerin zapturapt altına alınması konusunda askeri darbelerde dahi örneği olmayan antidemokratik girişimleri hayata geçirmişlerdir. Son aylarda Yardımcı Doçentliğin ve doçentlik sınav sistemlerinin, üniversiteye giriş sınavlarının, üniversitelerin bölünmesinin yukardan verilen talimatlar sonrası hayata geçirildiğini hepimiz bilmekteyiz.
Yeni üniversiteler açılırken üniversiter kriterler(altyapı,üstyapı vb’nin) tam anlamı ile yerine getirilmeden açılmıştır.
Bin 128 bilim insanın imzalamış olduğu “Bu suça ortak olmayacağız” başlıklı bildiriye karşı Cumhurbaşkanının ve Yüksek Öğretim Kurumu’nun gösterdiği tepki yanlış ve çok kaygı verici olmuştur.
İmza metnine imza atmış akademisyenlere ilgili işten çıkarmaların, soruşturmaların haksız olduğunu ve hiçbir hukuki zemine dayanmadığını belirtmeliyiz. Üniversitelerce imzacı akademisyenler, sürekli itibarsızlaştırılmak istenmiştir.
Tutuklu öğrencilerin eğitim hakları engellenmektedir. 68 bine varan tutuklu öğrenci olduğu söylenmektedir. Disiplin yönetmeliğinin demokratik ve üniversite özerkliği, akademik/ifade özgürlüğü çerçevesinde değerlendirilmesini önemsiyoruz. Tutuklu yargılanan öğrencilerin serbest bırakılmasını tutuksuz yargılanmalarını demokrasi, hukuk üstünlüğü açısından önemsiyoruz
AKP iktidarı tarafından 1 Eylül’de gece yarısı çıkarılan OHAL KHK’si ile 15 bin civarında ÖYP’li araştırma görevlisi, ‘güvencesizlik’ anlamına gelen 50/d kadrosuna geçirilmişti.Geçenlerde çıkarılan bir yasa ile de 50d’lilere 33a kadroları tahsis edilmesinin yolu açıldı.Üniversiteler üzerinde özellikle genç akademisyenler üzerinde bu belirsizlikler nitelikli insan gücünün üniversitelerden uzaklaşmasına neden oldu. Şimdilerde güvenceli kadroya yandaş akademisyenlerin atanmasının önü açıldı.
İşte yukarda belirttiğim uygulamalar Cumhurbaşkanı’nın talimatı ile hükümetin ve YÖK ün bu talimatlar sonrası hayata geçirdiği olumsuzluklar üniversite özerkliğine zarar vermiş, üniversitelerin demokratik ve özerk kurumlar olmasını yok etmiştir. Üniversitelerin olmazsa olmazı olan Akademik özgürlüğün zedelenmesi ,düşüncelerin özgürce ifade edilmesi önünde önemli engeller oluşmuştur. İşte bu nedenledi ki bunları yapanlara / uygulayıcılara TAMAM diyorum. https://www.birgun.net/haber-detay/akp-ye-ve-erdogan-a-neden-tamam-217317.html