|
Bir kere Ukrayna-Rusya meselesi ile Tayvan-Çin meselesini ada coğrafyası veya askeri dengenin de ötesinde aynı kefeye koymanın doğru olmadığı gerçeğiyle, ilaveten yalnızca ada coğrafyası ve askeri güç temelli açıklamaların Çin'in neden Tayvan'ı işgal etmediğini açıklamada yeterli olmadığıyla başlayalım: “ABD yonga sektöründeki hakimiyetini Andy Grove’dan sonra kaybetti” https://forum.donanimhaber.com/mesaj/yonlen/160895476Sıkıntı pek de yeni bir şey söylememiz. :) Önemli siyasi, ekonomik ve strateji kültürü nüanslarını salt askeri denge ve coğrafya analizinde - ki aslında askeri güç ve yeterlilik yorumları göründüğü kadar "objektif" değil ve çok tartışmalı - kaldığınız için kaçırıyorsunuz. Doğru, bir adayı askeri yolla elde etmek kolay değil ve bunu yukarıdaki eski mesajımda ben de aynen söylüyorum. Sıkıntı şu ki, bunu herkes biliyor ve başarılı amfibi operasyonlar mümkün olduğuna göre (bknz: Kıbrıs Barış Harekatı) yukarıdaki linkte başka detaylara girdiğim üzere tek başına açıklayıcı sebep olamıyor. Tayvan'ın ada olması veya diğerlerinin müdahale edebilecek olması Çin'in Tayvan'ı askeri yoldan elde etmeye yeltenmemesinde pürüzsüz ve tatmin edici bir açıklama olamaz; olamıyor. Kısaca ana materyale ve genel resme olduğu gibi bakmak yerine Tayvan gibi önemli olsa da daha spesifik bir konuya en basmakalıp, en bilindik ve en olağan yargılarla bakmak doğru değil ve kuşaklar içerisinde bir halkı, yöneticilerini ve oluşturdukları gelenek, politika ve devlet mekanizmasını tanımak siz bunları yanlış biçimde küçümsemiş olsanız da belirli bir okuma üretmeye çalışırken önemlidir; Çinliler yerleşik uygulama ve eğitim itibarıyla kendi kendilerini kendi kavramlarıyla endoktrinize eden, belirli kalıplara girmeye ve oradan devam etmeye meraklı, dışarıya birlik süsü verip aslında içeride devamlı bir şeyleri eleştirip optimal olan politikaları arayan bir toplum ve devlet. Çinlileri ve kültürlerini tanımadığınız için ideolojik reflekslerle ve basmakalıp önyargılarla Ukrayna ve Rusya gibi alakasız bir konuya sapan bir yazıyla itiraz ettiğinizi düşünüyorum. Bu Çinlileri idealize etmek değildir. Elbette bilhassa daha askeri çevrelerin, askeri kurumların ve başta Çin ordusunun (Halkın Kurtuluş Ordusu, PLA olarak geçer) temsil ettiği taşkın bir Han Çin milliyetçiliği mevcut ama Merkezi Askeri Komisyon aracılığıyla PLA üstündeki dahil genel söyleme ve meşruluk araçlarına hakim egemen Komünist Parti'nin bünyesinde bu milliyetçiliğin ofansif yönünü dengeleyen, tabiri caiz ise "tasma altında tutan" çok fazla kuvvet ve faktör var. Daha geçenlerde Komünist Parti liderliği PLA'ın daha aşırı milliyetçi kanatlara hitap edebilecek geleneksel liderliğinin başına Merkezi Askeri Komisyon'daki PLA mensuplarını hedef alan bir dizi disiplinsizlik operasyonuyla oldukça Stalinist algılanan bir havayla balyoz indirdi (Komisyon Başkan Yardımcısı General Çang Youşia ve Kurmay Başkan General Liu Çenli, öncesinde de eski Savunma Bakanı Li Şangfu, bunlar hiç şüphesiz partinin ve Şi ekibi liderliğinin fazla siyasileştikleri için tehdit olarak algıladığı orduyu hizaya çekmesiydi). İndirme sebepleri elbette generallerin milliyetçiliği değildi ama orada siyasi elitlerin hakim olduğu bir kolektivizmi aşıp kafana göre onların egemenlik çıkarlarını veya devletlerarası bağlamda Çin'in çıkarlarını riske sokacak radikalizmde, en basitinden kendi bağımsız gündemlerinde ısrar edenin, bu şüpheyi bile uyandıranın politik rakiplerinin teşvikleri ve çabalarıyla başına ne gelebileceğinin bir örneği idi. Bu verdiğim örnek özellikle askeriyeye keyfi ve iktidar gücünü artırmaya dönük görünen sivil müdahaleleri sevmeyen Batılı bir perspektiften kulağa çok nahoş gelmiş olabilir ama bu örnekle demek istediğim Çin'de Komünist Parti bünyesinde toplanan yönetici sınıfının ve Çin halkının Trump gibi saldırgan ve bencil popülistlere tahammül edebileceğine dair çok büyük şüphelerimin olduğudur; Çin'de Trump veya Hitler gibi popülist yoz karakterlerin ölçek olarak çok daha azını yapan kendini hapiste ya da tenzili rütbe bulabiliyor; bahsettiğim sadece "siyasileşme" kabahatini işleyen PLA generalleri gibi, Hu Jintao'dan sonra Şi Cinping'le rekabeti kaybetmiş ve partiden ihraç edilerek kendisini ömür boyu hapiste bulmuş popülist lider Bo Şilai gibi. Bo Şilai Çin'de neo-Maoist ve devletçi çizgisiyle ve cana yakın kişiliğiyle bir yıldız gibiydi. Halk içinde popülerdi, karizmatikti, Çin'in milliyetçi popülizme açılan yüzü gibiydi ve yönetici sınıftan pek çok kişi gibi de yozlaşmıştı. Deng'ten beri daha pragmatik ve teknokrat bir çizgide olan en ileri parti elitleri genel olarak ondan ve - anladığım kadarıyla özellikle halk üstündeki bireysel nüfuzundan - hoşlanmadı ve kuvvetli ihtimalle -siyasi momentum ve meşruluğunu açıktan yozlaşmaya sert karşıtlığıyla ve yozlaşma karşıtlığı sırasında potansiyel rakiplerini elimine etmeyle kazanan - Şi Cinping'in dolaylı ve doğrudan yönlendirmeleriyle sonunda fişini çektiler. Kısaca dünyada bir yerde bir takım elitlerin büyük bir ustalıkla bekalarını ve vizyonlarını gerçekleştirmek için icra etmek zorunda olduğu ve en ufak bir aykırılık ve aşırılığı rakipleri ve diğer kontrol-disiplin birimleri tarafından harcanmamak için açıktan sergilemeyecekleri "bir devlet aklı" dönüyorsa o da muhtemelen Çin'dedir. Konfüçyüsçü bir toplum ve komünist bir ideolojinin bileşiminden çıkan politik yapı ve iç dinamikleri bunları dikkatli gözlerle algılanmasını gerektirecek şekilde katıdır ve prosedüreldir. Şi Cinping dahil herkes büyük bir kolektif baskı ve denetim ortamında birbirini izler ve bu Çin'e özgün politik karakter ve ilk bakışta hemen seçilemeyecek acayip bir güçler ayrılığı ve dengesi verir. Devasa bir ritüel gibi süreçler yürütülür - bu nedenle de "oradaki sosyalizm Çin'e özgüdür". Orada meslektaşlarını, müttefiklerini ikna etmeden, karmaşık karar alma süreçlerine de sirayet eden ve şekillendiren ritüellere riayet etmeden bir yere varamazsın. Orada burada savaşlar çıkaracağım, Grönland'ı ilhak edeceğim, teamüllere uymayacağım, kimseye kulak vermeyeceğim diyen Trump gibi birisi Çin'in yüksek siyasetinde bir gün bile dayanamazdı. Çok daha azını yapmış Bo Şilai gibi ortadan kaldırılırdı. Çin'in askeri yüzünü temsil eden PLA generalleri geleneği ihlal eder ve partinin egemenliğine meydan okur addedildikleri için dayanamadılar. Günümüzde Çin'de bir lider olarak bir Putin veya Saddam gibi kapris yapıp orayı burayı tek başınıza karar vererek işgal edemezsiniz. Bu çok açıktır. Çin'in yüksek politik dünyasını biraz dikkatli gözle izleyen ve inceleyen birisi sonsuz kavramlar ve bunaltıcı retorikler içerisinde boğulmuş bir kurtlar sofrası teokrasisi olduğu izlenimine bile kapılabilir ve siz diyorsunuz ki Çin hakkında değerlendirme yaparken gelenek, anlayış, kavram, yaklaşım, uygulama, disiplin kısaca sizin "devlet aklı" dediğiniz şeyi gözetmeyin; çünkü bunları fazla gözetiyorsunuz. Oldu, başka bir analitik arzunuz? :) Kaldı ki, yerelliğe ve yapısallığa yeterince aldırmadan standart jeopolitik ve askeri denge değerlendirmesine geçerek bence siz akılcı ve olgu odaklı olmayan tutumla basmakalıp algı ve kavram üzerine bilim kuruyorsunuz. Hazır kavramlara başvurmak rahat ve kolay ama bence biraz bağlama girmek gerekir. Singapurlu diplomat ve jeopolitik bilimci eski BM Güvenlik Konseyi Başkanı Kishore Mahbubani'nin "Has China Won?" diye oldukça güzel bir çalışmasını okudunuz mu bilmiyorum ama ABD-Çin bipolaritesi odağında genel bir Çin değerlendirmesine meraklıysanız tavsiye ederim. Mahbubani özellikle Çin Komünist Partisi ve Çin milliyetçiliği konusunda bence anlamlı bir değerlendirme yapmakta, partinin Çin milliyetçiliğinin resmi temsilcisi olarak Çin milliyetçiliğini kontrolü altına alıp radikal Çin milliyetçiliğini ve potansiyel ofansif militarizmini hem kendi egemen çıkarları hem de Çin'in ekonomik çıkarları için frenlediğini söylemektedir. Bir nevi Mahbubani Batılıların "popüler demokrasi değil" diye burun kıvırdığı oradaki teknokrat komünist rejimin aslında saldırgan popülist milliyetçi bir rejimin ve Çinli bir Trump'ın gelişimine ket vurduğunu iddia etmekte ve oradaki Komünist Parti rejiminin Çin radikal milliyetçiği ve popülizminin önünü açacak şekilde körü körüne çökmesini isteyen Batılıların oldukça büyük bir vizyonsuzluk sergilediklerini düşünmektedir. Mahbubani'nin argümanına dikkatli yaklaşmakla beraber argümanı kendi gördüklerimle; Çin'e dair çizdiğim, kendi kendisini ve onaylanmış "aşırılıkları" belirli pusula kavramların ve binlerce yıldır yazılıp çizilen bıkmadan usanmadan lafzi ve yazılı olarak tekrar edilen bir geleneğin ışığında sert ve katı biçimde sınırlayan, teknokratik, rasyonalist, pragmatik, kolektif hareket odaklı, belirli konularda ve dışardan aşırı disiplinli-katı ama içerden dinamik, esnek, acımasız ve eleştirel, prosedürel işleyen parti rejimi tablosuyla uyuşmaktadır. Dediğim gibi, bana mesela yüzlerce yıldır sayısız kişinin ilgili esere girecek şekilde üzerine not düşüp Çinlilerin din kitabı okurcasına hatim ettiği Savaş Sanatı ve Sun Tzu olmadan Çin'i ve Çinlileri anlayın diyorsunuz. Ben de diyorum ki, oldu canım, siz istediniz diye Çinliler Savaş Sanatı'nı klasik eserleri olarak yalayıp yutmayı, başvurmayı bıraktı. :) En basitinden insan bir adına bakar: Savaş Sanatı. Savaş Sanatı. Sizce "savaş" olgusu konusunda binlerce yıllık kadim addettikleri atalarının yazdığına inandıkları bu eserin savaş konusunda yetkinliğini ne kadar ciddiye alıyorlardır? Çinlilerin ne kadar gelenek ve literatür odaklı oldukça yaşlı bir toplum olduğunun farkına varmak önemli. Biz de toplum olarak oldukça yaşlıyız ama biz yönetici sınıflarımız dahil M.K.Atatürk'ün Nutuk eserini veya İslam dininin kutsal kitabı Kuran-ı Kerim'i bile okumayan entelektüel düzey olarak son derece geri bir toplum olduğumuz için onların bu gelenekle yoğun entelektüel ilişki durumuyla o kadar kolay empati kuramıyoruz sanırım. Tabii sözüm tartıştığım ve bilgili olduğunuza inandığım şahsınıza değil ama daha çok araştırıp daha çok düşünebilirsiniz. |
|
_____________________________
We're beyond sympathy at this point, we're beyond humanity.
|




Yeni Kayıt

Konudaki Resimler

önceki
kullanıcısına yanıt
kullanıcısına yanıt
[link=http://forum.donanimhaber.com/m_99971077/f_//tm.htm






