Binbaşı
19 Nisan 2008
Tarihinde Katıldı
Takip Ettikleri
11 üye
Görüntülenme
Toplam: 42 (Bu ay: 2)
Gönderileri

Arkadaşlar herkese merhaba. Görüşleriniz benim için çok önemli, tamamen yönlendirmeniz üzerine tercihimi yapmaya çalışacağım.

Yaklaşık 10 yıldır kullandığım, ultrabook tabiriyle ilk çıkanlardan Lenovo marka laptop ömrünün sonuna geldi. Halen 3 saat batarya süresi alıyorum, dayanıklılığından çok memnun(d)um vs. ama ekran menteşesinde ve modeminde sıkıntı var; tabi artık kasılmalar ve yavaşlamalar da söz konusu.

Bunları şunun için anlatıyorum: Aslında aşırı performans isteyen işler yapmıyorum; ancak uzun seneler dertsiz tasasız kullanacağım ve kasa sağlamlığı/dayanıklılığı açısından sorun yaşamayacağım bir model bulmak istiyorum. Yani inşallah en az 10 yıl daha beni götürecek bir cihaz arıyorum.


Bulduğum seçenekler şöyle:

  • Monster Tulpar i7 10875H - Nvidia RTX 2070 Super - 16 Gb Ram - 240Hz IPS (15.750 TL)
  • Monster Tulpar i7 10750H - Nvidia RTX 2060 - 16 Gb Ram - 144Hz IPS (12.000 TL)
  • MSI GF65 i7 10750H - Nvidia RTX 3060 - 8 Gb Ram - 144Hz (IPS yok) (17.250 TL)
  • Lenovo IP Gaming 3 i7 10750H - Nvidia GTX 1650 Ti - 16 Gb Ram - 120Hz IPS (11.500 TL)


Monster'ın kasasını bilmiyorum. MSI sağlam gözüküyor, önceliğim kesinlikle değil ama hafifliği ile ayrıca cezbetti; ki Lenovo IP Gaming'in kasası da oldukça kompakt ve sağlam gözüküyor. RTX 2070'e veya önereceğiniz bir başka karta zorlamaya değer mi? Yoksa 1650 veya 1660 da yeterli olur mu? Daha çok paranın her zaman "daha iyi" veya "daha yüksek" performans anlamına gelmediğini bilenlerdenim; zaten bu sebeple tecrübelerinize danışıyorum.


Tek isteğim, uzun yıllar kullanmak istediğim bir cihazda teknoloji oyununa 1-0 veya 2-0 geride başlamamak, ki böylece mümkün mertebe sıkıntısız, kasmadan yıllar geçirebileyim. Aslında max. 10 bine hallolur diyordum ama piyasaya çok uzak kalmışız.  

Şimdiden yardımlarınız için çok teşekkür ederim.  

Arkadaşlar Android faciasından sonra kesinlikle bir iPhone almaya karar verdim. Piyasaya bakıyorum ancak kafayı yemek üzereyim, çünkü piyasa inanılmaz oynak.

iPhone 5 - 16 Gb'lık ve temiz cihaz olduğunu düşünerek (kılcal çizik harici sıkıntısı yoksa benim için temizdir) aşağıdakilerin fiyat karşılığını kısa kısa yazarsanız sevinirim. Kazık yemek istemiyorum açıkçası. Telefonculara güvenmiyorum, Allah nasip ederse forumdan referansı sağlam bir arkadaştan almayı düşünüyorum.

1. Yurtdışı - sıfır cihaz - kayıtsız: ? TL
2. Yurtdışı - ikinci el - kayıtsız: ? TL
3. Yurtiçi - sıfır cihaz ve nereler kampanyalı en ucuza veriyor (paralel ithalat olmayacak): ? TL
4. Yurtiçi - ikinci el: ? TL

Bir de bu pasaporta kalıcı kaydı kime güvenip nerelerden yaptırabiliriz ki? Zira çevremizde hiç yurtdışına girip çıkan yok maalesef... Herhalde 150 lira civarına da bu iş halledilir değil mi arkadaşlar? Lütfen bana bir akıl verin.
Yazı Capital Dergisi'nin 2008 yılındaki bir yayınından alıntıdır. Derdim ortalığı karıştırmak değil, yanlış anlaşılmasın. Sadece bir bakış açısı daha ortaya koymaktır derdim.


YERLİ OTOMOBİL FİKRİNE BAKIN KİM KARŞI ÇIKMIŞ VE NASIL BİR TEPKİ GÖRMÜŞ...

Yıl 1961. Yer Ankara... Birinci Otomotiv Sanayi Kongresi yapılmaktaydı. Kongre'ye katılanlar arasında işadamları, bürokratlar, mühendisler, gazeteciler vardı. Kongre'nin öncülüğünü yapan isimse daha sonra Türkiye'nin siyasi hayatına damgasını vuracak olan Prof. Dr. Necmettin Erbakan'dı.

Erbakan,1956 yılında daha 30 yaşında iken Gümüş Motor Fabrikasını kurarak Türkiye'nin ilk büyük sanayi hamlesini gerçekleştirmiş, yine 1960 yılında Ankara'da yapılan Sanayi Kongresi'nde ilk kez "Türkiye'nin kendi otomobilini üretebileceği" fikrini ortaya atmıştı. 1961 yılındaki Otomotiv Kongresi bu çabaların bir sonucu toplanmıştı. Kongre salonu oldukça kalabalık ve heyecanlıydı. Salonda Türkiye'nin kendi otomobilini üretebileceğinin inancı ile heyecanlanan mühendislerin yanı sıra, yerli otomobil fikrine karşı çıkan işbirlikçi Masonlar da bulunmaktaydı.

Bunlardan biri de, Bernar Nahum'dur. Bernar Nahum, Lozan gizli danışmanlarından olan ve Türkiyenin adım adım İslam’dan uzaklaştırılmasını, her yönden zayıflatılıp parçalanmasını amaçlayan Siyonist Yahudi planın fikir babası Haham Hayim Nahum takımındandı.

Bernar Nahum, Koç Otomotiv Grubu'nun temsilcisi olarak toplantıdaydı.

Parantez açalım: Vehbi Koç ile Bernar Nahum 1944 yılında tanışmış, bu tanışma Koç Grubu için tarihi bir dönüm noktası olmuş, . Grup hızla büyümeye ve küresel bir şirket olmaya başlamıştı. Koç ile Nahum ortaklaşa Otokoç'u kurmuş ve başına da Nahum atanmıştı. Bir iddiaya göre Bernar Nahum, Lozan anlaşmasının mimarı meşhur Hayim Nahum'un oğlu olmaktaydı. Bir iddiaya göre de Koç grubu'na ait, BEKO'nun BE'si Bernar'dan, KO'su Koç'tan alınmaydı.

Gelelim ayakkabılı eyleme:

Bernar Nahum, Birinci Otomotiv Kongresi'nde konuşurken salondaki hava giderek elektriklenmeye başlamıştı. Çünkü Otokoç'un ortağı ve yöneticisi Nahum, salondaki heyecanın aksine otomotiv sanayinin zorluklarından bahsetmekte ve yerli otomobil fikrine karşı çıkmaktaydı.

O sırada ön sıralarda oturan genç bir mühendis, bir kürsüde konuşan Bernar Nahum'a, bir de ayakkabılarına bakmaktaydı. Makina Kimya Endüstrisi'nde (MKE) çalışan Erbakan’ın Millici ekibinden olduğu anlaşılan mühendisin ayağında kurumun yeni dağıttığı postallardan vardı. Nahum konuşmasına devam ederken ön sıradaki genç ise, postalının bağcıklarını çözmeye çalışmaktaydı. Çünkü öfkesi iyice kabarmıştı.

Nahum; "Bursa'da şeftali üretmek otomotiv üretmekten hem daha kolay hem daha kazançlıdır" dediği anda da ortalık karışmıştı. Nahum'un "otomotiv yerine şeftali üretmeyi" önermesine dayanamayan genç mühendis ayağından çıkardığı postalı kürsüye fırlatmıştı.

Postal, Nahum'un alnına çarparken, MKE'li vatansever: "Bize otomobili siz ürettirmiyorsunuz, sizler bizi batıya mahkûm ve mecbur ediyorsunuz" diye bağırmaktaydı. Ve bu genç mühendis te Erbakan gibi, milli ve yerli kalkınma sevdalısıydı.

Herkes unutmuş olsa da işte bu olay ilk ayakkabılı protestoeylemi olarak tarihe geçmiş bulunmaktadır.

Artık yazmak zorundayız. Her şeye rağmen Türkiye'nin ilk yerli otomobili "Devrim"i yapma fikri bu kongre'nin sonucunda ortaya çıkmıştır. Yapılmıştır da... Ama biliyorsunuz benzin koymayı unuttukları() için yürümemiş ve öylece kalmıştır.

Oysa, Erbakan ilk yerli otomobil fikrini 50 yıl önce ortaya attığında, ne Kore'nin Hyundai'ı, Ne İran'ın Samand'ı, ne Hindistan'ın Tata'sı, ne Çin'in Cherry'si vardı. Ne kadar acıdır ki, şimdi sokaklarımız Hyundai, Tata, Cherry ile dolup taşmaktadır.

Son bir not: Türkiye'ye "Otomobil yerine şeftali üretilmesini" öneren Bernar Nahum hakkında bakın Rahmi Koç yıllar sonra ne buyurmuşlardı:

"Koç'un otomotiv sanayi işine girmesini, büyümesini ve kâr etmesini sağlayan Mösyö Bernar'dır. Vehbi Bey'in büyük itimadını kazanmış biriydi ve Vehbi Bey, o ne derse kabul ederdi. Bernar Nahum eldeki paranın daima otomotiv işine yatırılmasını istemiştir."
Merhaba arkadaşlar

Aylardır Tv araştırıyorum ve artık son 1-2 ayım. Evlilik arefesindeyim.

Aslında kafamı Panasonic ST50 almak üzere kurmuştum, ta ki mağazaya gidip inceleyene kadar... Şanssız mıyım şanslı mıyım anlamadım ama biraz yanındaki VT50 aklımı başımdan aldı.

Yaklaşık olarak fiyatları ST30 1800 lira, ST50 2500 lira, ancak arada bu 700 liraya değecek fark var mı, bence tartışılır. Daha doğru olan soru şu; evet, fark var ama 700 lira eder mi? Bıraksanız orada ST30 alıp işi bitirebilirdim.

VT50 ile aralarındaki farka ise kesinlikle değeceğini düşünüyorum; tam istediğim tv bu aslında. Siyah başarımı mükemmele yakın, parlaklık ST50'ye göre daha canlı gibi ancak renkler doğallık açısından muhteşem. Sanırım bugüne kadar bir televizyonda gördüğüm "en doğru renkler" idi. Ancak bu noktada da çaresiz kalıyorum. Çünkü bütçemi çok ama çok zorlamam gerekiyor.

LED'lerin canlı renkleri ilk başta hoş geliyor ancak beni bir müddet sonra yoruyor ve sıkıyor. Bu açıdan doğallıktan yanayım. Oyun oynamayacağım ancak film, maç ve SD yayınlar önceliğim. Bu faktörleri düşününce direkt olarak plazma diyeceğinizi düşünüyorum ancak sorum tam bu noktada geliyor:

2500 TL'lik 50"ST50 ile 4500 TL'lik 50"VT50 arasında konumlandırabileceğiniz, performans önceliklerimi de hesaba katarsanız, bir SONY LED TV var mıdır? Sony istiyorum, çünkü diğerlerine güvenim yok. İkna edebilirseniz, belki LG, ama Samsung ASLA.

Eğer derseniz ki, VT50 ile başa çıkabilecek Sony LED'ler 5-6 bin ve daha üzeri paralara satılıyor, direkt bu sevdadan vazgeçerim.

Kafam çok karıştı, lütfen bu kardeşinize bir yol gösterin. Şimdiden sabrınız için teşekkürler.

Not: Son bir soru, VT50'nin fiyatına 2 adet gözlük de dahil midir? Kutudan çıkıyor mu kesin olarak?
Merhaba arkadaşlar,

Evlilik arefesindeyim. Yardımınıza ihtiyacım var. Ve alacağım televizyon Allah'ın izniyle kesinlikle Panasonic plazma olacak.

Salon çok büyük olmayacak belki ama alabildiğim en büyük ekranı almayı düşünüyorum. Bütçem 2500 lirayı kesinlikle aşmıyor. Bu durumda yalnızca görüntü kalitesini baz alırsak (multimedyayı hiç hesaba katmıyorum) GT50 mi yoksa ST50 mi tavsiye edersiniz? Hatta derseniz ki, ST33 ile ST50 arasında görüntü kalitesi açısından hiç fark yok, seve seve bir alt modeli daha ucuza alabilirim. Ama okuduklarım o yönde değil sanki?...

Bir de henüz fırsat bulup gidemediğimden VT30 ile ST50'nin görüntü kıyaslamasını çıplak gözle yapamadım (ST50 teşhire çıktı mı bilmiyorum ama).

Son olarak, şu ana kadar hiç 46" ST50 satan bir mağaza/siteye rastlamadım. 42" çok küçük geliyor gözüme, 50" de hem pahalı hem de büyük kaçacak sanki...

Beni yorumlarınızla yönlendirirseniz çok memnun olurum.
Merhaba arkadaşlar,

Yaş 25'i geçti ama biz ehliyeti yeni alıyoruz. O yüzden kendime ucuz yollu bir araç arıyorum. Aslında hemen araba almak aklımda yoktu fakat çok samimi olduğum birisinden ve halini bildiğim bir araç olduğu için "acaba fırsatı kaçırıyor muyum" hissine kapıldım. Aracın linki aşağıda:

http://www.sahibinden.com/ilan/vasita-otomobil-renault-sahibinden-cok-temiz-takasli-laguna-43243484/detay

Bu paraya 4 cam otomatik, otomatik klima, 2.0 motor, böylesi geniş (ufaklar malesef "geniş" ailemizin işini görmez ), muadillerine göre bu fiyata temiz bir araç daha bulamam diye tahmin ediyorum. Marka takıntım yoktur ama Renault olması da yedek parça açısından avantajdır diye düşünüyorum.

Tavsiyeniz ne olurdu acaba üstadlar? (Başka bir araç düşünmüyorum açıkçası. Ya bu olacak ya da 1-1,5 sene hiçbir araç olmayacak.)
Merhaba arkadaşlar

Bugün modem araştırmaya başladım ve ilk olarak "TP-Link td-w8961nd kablosuz 802.11n 4 port modem" aklıma yattı. Ancak benim hem bu modem hem de genel bağlantı ile ilgili size birkaç soru sorum olacaktı. Yanıtlarsanız beni çok memnun edersiniz.

1- Masaüstü bilgisayarımın yanında laptop ve telefonumun wireless özelliğini aynı anda kullandığımda bu cihaz sorun çıkartmayacaktır, değil mi? Ev küçük olduğundan, laptop en fazla yan odadan kullanılacak. Herhalde çekim gücünde bir sıkıntı olmaz tek duvardan?
2- Nuh nebiden kalma alcatel kablolu modemimi şu an splitter ile kullanıyorum; malum diğer hat telefona... Acaba bu modemi bağladığımda yukarıdaki bir arkadaşa benzer sıkıntılar yaşar mıyım? TTnet'le muhatap olmak da ayrı bir dert gerçi...
3- 8 Mbit internet kullanamıyorum; modemim eski olduğu için kaldırmıyor. Önceki soruya istinaden acaba hattan mı yoksa modemden kaynaklı bir sorun mu dersiniz?

Çok cahilce sorular olabilir, şimdiden vaktinizi aldığım için teşekkür ederim. Sıradan bir internet kullanıcısıyım; öyle çok fazla download falan da yapmam. Eğer daha ucuza senin işini şu alet de görür derseniz, tavsiyelerinize açığım. Benim için asıl önemli olan yukarıdaki soruları karşılamak ve dayanıklılık.
CPU: AMD Phenom II X6 1090T 3.2 GHz, 9 MB, AM3 BOX İşlemci, Black Edition --------- 217 $ ( 346,98 TL)
ANAKART: ASUS M4A89GTD PRO/USB3, AMD 890GX, DDR3, 2X PCIExp, Socket 938 AM3, CrossFireX, ATI HD4290, SATA III ------- 159 $ ( 254,24 TL)
BELLEK - RAM: OCZ 8 GB (2X4GB) DDR3 1333 Mhz CL9 RAM GOLD 1.65V OCZ3G1333LV8GK -------- 166 $ ( 265,43 TL)
HARD DISK: WESTERN DIGITAL 1 TB SATA III HDD 64MB Caviar Black 6GB/s WD1002FAEX -------- 89 $ ( 142,31 TL)
EKRAN KARTI: HIS HD6950 2048 MB, PCIExp Ekran Kartı, DirectX 11, DDR5, 256 bit, 800/5000 ------- 325 $ ( 519,68 TL)
KASA: COOLER MASTER CM 690 II (RC 692) 650W 80PLUS Tek Kanal Güç Kaynaklı Bilgisayar Kasası ---- 188 $ ( 300,61 TL)
OPTİK SÜRÜCÜ: SONY 24X AD-7260S-0B DVD-RW Siyah SATA -------------------- 26 $ ( 41,57 TL)

MONİTÖR: LG E2240S-PN 21.5'' LED LCD Wide Screen MONİTÖR 5ms Siyah, Full HD -------------------- 165 $ ( 263,84 TL)

TOPLAM : 2.134,67 TL
KDV (%18) : 384,24
TOPLAM FİYAT - PEŞİN ($) : 1575,3 $
NAKİT / HAVALE (TL) : 2.518,90 TL


Bir arkadaşım için düşündüğümüz sistem bu şekilde.

1- Anakartın USB3 olmasının ve çift ekran kartı slotuna sahip olmasının avantaj olduğunu düşündük. İlerideki olası ekran kartı takviyesini göze alarak. Sizce uygun mudur? Başka tavsiyeniz var mıdır?
2- Ekran kartını HD6970 yapsak aradaki fiyat farkına değer mi?
3- Bir de Nova Bilgisayar'dan bulabileceğimiz daha uygun kasa ve güç kaynağı tekliflerine açığız.

Bu bile limitlerimizi çok zorluyor aslında. "Kullanmayacağınız özelliğe para veriyorsunuz" dediğiniz bir şey varsa, yine tavsiyelerinize açığız. Tek istediğimiz mümkün olduğunda uzun süre götürecek bir oyun bilgisayarı satın alabilmek.

Şimdiden teşekkürler.
Herkese merhabalar

Sabırla sonuna kadar okuyup cevap yazarsanız minnettar olurum.

Aylardır değişik sitelerde fotoğrafçılık ve çekim teknikleri üzerine bilgi edinmeye çalışıyorum, fotoğraflar inceliyorum, kendimi ölçüp tartıyorum. Ve tabi ki marka ve modeller... Öncelikle hiçbir markaya karşı önyargım bulunmadığını belirteyim. Ama nedense Pentax'a karşı bir ilgim var; sebebi, şu an gözüme fiyat-performans ürünlerine sahip bir marka olarak gözükmesi olabilir. Başlarda K-x düşünüyordum ancak yeni model K-r'yi beklemek istedim; ki dışardan bakınca beklediğime değdiğini düşünüp onda karar kılmıştım. Yine de halen Canon 550D kafamı karıştırmıyor değil. Aslında sebepler ve endişeler diğer pek çok insanın düşündüğünden farklı değil: lens çeşitliliği, servis-destek ve 2.el alım-satım.

Pentax K-r'yi istiyorum; çünkü başarılı bir ISO performansı, 550D'ye göre makul bir fiyatı, gövdede titreşim önleyicisi var. Aslında karşı bahanelerim de hazır: Her daim karanlıkta çekim yapmayacağım, gövdeye bir kez para vereceğim ve bence lenste titreşim önleyiciye para ödemek çok da koymayacak; çünkü zırt-pırt al sat yapmayacağım. Uzunca bir süre aynı gövdeyi kullanacağımdan, ileride marka değiştirme endişesi de taşımıyorum açıkçası.

Canon 550D'yi istiyorum; çünkü bilindik ve servis ağı nispeten geniş bir marka, ikinci elde fazlaca lens çeşitliliği ve satım kolaylığı, belki daha iyi bir sensör(?), full hd video (olmasa da olur, ama neden olmasın? )
Ve karşıt fikirler: Uzunca süre sorun çıkarmayacak diye ümit edilen aletler-fotoğraf makineleri, istendiğinde ve sabredildiğinde gerek sıfır gerekse ikinci el alınabilecek lensler, mütemadiyen değişen kasalar -hem değer hem "teknoloji" kaybı.

Bir sıkıntı da şu ki; ERİŞİLEBİLİRLİK. Kesinlikle taksitli satın almak istiyorum, ama Pentax'a ulaşmak öyle kolay değil. Yurtiçi fiyatları umrumda bile değil, çünkü uçuyorlar. Her ne kadar y.içi+garanti ile y.dışı-garanti makası Canon'da daha dar olsa da 1500 liralık alete 2500 lira paha biçildiğini görmek beni delirtiyor. Ve gün gelir bu işi beceremediğime, düşük bir ihtimal de olsa ilgimin azaldığına kanaat getirirsem elden çıkarırken çok zarar da etmek istemem.

Bu noktada tavsiyelerinizi bekliyorum; ama şu noktaları da göz önünde bulundurarak: Özellikle portre çekimi için, sonra şehir içinde gezerken de kullanabileceğim tak-gez bir lens istiyorum. Hatta manzara çekimlerinde de kullanabileceğim bir şey olsa çok daha fazla memnun olurdum. Pentax K-r'yi 18-55mm yanında, ÖZELLİKLE 55-300mm/f3.5-5.8 kit lensiyle birlikte almak istememin sebeplerinden biri de bu aslında. Çünkü şu haliyle dahi Canon'un 18-55'li halinden daha ucuza geliyor neredeyse. Yahut "şu gövdeyi satın al, yanına da şu lensi ekledin mi, seni uzunca bir süre götürür" diyebileceğiniz alternatif bir lens var mıdır?

Herkese şimdiden teşekkürler.
Herkese merhabalar

Uzun zamandır aklımda olan, ancak aynı fiyat aralığındaki rakipleriyle kafamın karışmasından ötürü tercihimin zaman aldığı Audio Technica Ck10’u edinmiş bulunmaktayım. Öncesinde yine Audio Technica’nın (bundan sonra AT diye bahsedilecektir) Cks70 isimli kulakiçi kulaklığını (IEM) 1 sene kadar kullanmıştım. Daha sonra ise oldukça fazla sayıda IEM deneme şansı elde ettim.

İnceleme biraz uzunca olacak; o yüzden çabuk sıkılacak ve önceliği ses kalitesi olan arkadaşlara buradan direkt “Ses kalitesi” başlığına atlamalarını tavsiye ediyorum; zannımca arada kaybedecekleri pek bir şey olmayacak.

Paketleme ve İçerik:

Her zamanki gibi AT’nin artık az biraz değil, oldukça cimri olduğunu kanıtlar nitelikte bir paketlemeye ve paket içeriğine sahip Ck10. Kutu ufak, şeffaf, sert plastikten yapılmış. Kutudan ise yalnızca üç farklı boyutta (S-M-L) standart silikon uç ve ne çok iyi ne de çok kötü diyebileceğim ufak bir “hard-case” taşıma çantası çıkıyor; ve tabi Ck10…




Yapım Kalitesi:

Yine her zamanki gibi AT farkını ortaya koymuş. Nasıl içerikte zayıflar ise yapım kalitesinde de bir o kadar iyiler. Kablonun dış yüzeyi daha çok kauçuk hissiyatı veren plastik-kauçuk karışımı bir maddeyle kaplı. Jack girişi I şeklinde ve jacktan itibaren sağ ve sol kulaklara giden sürücülere kadar kablolar ayrı ayrı yapılandırılmış, yani yekpare bir kablo yok. Tabi belli bir noktadan sonra ikiye ayrılıyor ve ikiye ayıran plastik (Y-split) de sağlam gözüküyor. Kablonun sürücüye giriş kısmında ufak bir esneme payı bırakmışlar ve kulak üzerinden giyilen bir kulaklık için iyi de etmişler. Sürücülerin ise dış yüzeyi parlak koyu yeşil ve bu alanın üzerine marka adı güzel bir şekilde yazılmış. İç yüzeyi kablo gibi sert plastik ve kauçuk karışımı…

Kablo uzunluğu tahminim 1,2 m civarında ve bence yeterli bir miktar. Yine de boyu 1,90 m civarında olan birisi için kulaklığı sırtından pantolon cebine doğru sarkıttığında ucu ucuna yetebilir.

Ha bir de, kulak üzerinden takılı şekilde kullandığınızda ensenizde sabitlemeniz için ucuz yollu basit bir plastik boru koymuşlar… Olmamış be AT…




İzolasyon, Mikrofonik Etki ve Konfor:

Normalde orta boy silikon uçların bana uyduğunu düşünerek onlarla başladım. Ama kulağıma takmamla birlikte ne “duyayım”! Acayip analitik ve bir o kadar da cılız bir ses… Eyvah dedim, ben bu kadar parayı bu kulaklığa vermiş olamam. Sonra büyük silikon ve Earplugz uçları (bir nevi sert köpük) takarak denediğimde hem kulaklık hem de ses oturdu. İzolasyon bir kanal içi kulaklık (ER4, SA6 gibi) kadar olmasa da oldukça iyi seviyede; örneğin bir Cks90’dan iyi, Ortofon veya Monster Turbine Pro serisi ile eşdeğerde – hatırladığım kadarıyla.

Hasan sağolsun, Sony Hybrid uçlarını bana verdi. En iyi sesi bu uçlarla alabiliyorum.

Kulak üzerinden giyilip de güzelce sabitlenirse ve kablo boşlukta sallanıp tişörtünüze, sırtınıza, pantolonunuza her adımınızda çarpmazsa mikrofonik etki sıfır diyebilirim. Ama ne zamanki sırtınızdan gelen kabloyu tam manasıyla sabitleyemediniz, işte o zaman attığınız her adımda ufak çaplı bir Ramazan topu patlaması yaşıyorsunuz, ki hiç de iç açıcı bir şey değil. Düz de takılabiliyor bu arada, ama dışarıdayken denemedim; yine de az önce söylediklerimden farklı bir durumla karşılaşacağımı zannetmiyorum.

Hangi türlü takarsanız takın, o ufacık sürücüler kulağınızın kıkırdak kısımlı yuvasına rahatça yerleşiyor ve neredeyse kendilerini unutturuyorlar. Oldukça rahat ve saatlerce kullanımda sıkıntı yaratmayacak bir konfora sahipler.

Şimdi geldik ses kalitesine… Eğer bas-kafa diye addedilen gruptan iseniz “köprüden önce son çıkış”. Böylesi uzun bir incelemenin sonunda hüsrana uğramayın.




Ses Kalitesi:

Doğru ucu bulduktan sonra ilk kulağa takışınız, favori/test şarkınızı çalmaya başlamanız ve Ck10’un sesi size sunuşu… O da nesi?! Bu tamamen TİZ!!! Evet, kesinlikle başka tarifi yok; bu kulaklık sadece tiz veriyor........ zannediyorsunuz ilk başta. Sonradan kulağınız alışmaya başlıyor, algılarınız ona göre pozisyon alıyor ve sesi tekrar yorumlamaya başlıyorsunuz kendinizce.

Tiz performansı: Tizler kesinlikle ön planda ve bu öyle bir tiz performansı ki, üst uçta/frekanslarda sonu olmayan, sınırsız bir açıkla karşı karşıya olduğunuzu düşündürtüyor. Sanki sesler nereye kadar incelirse incelsin, bilmem kaç bin Khz’e çıkarsa çıksın, Ck10’un bunu yansıtmakta hiç sorun yaşamayacağını düşünüyorsunuz ve keza öyle de oluyor. Adeta havadar, nefes alan bir ses yapısı içerisindesiniz. Basıklık hissine kesinlikle kapılmıyorsunuz. Monster Turbine Pro Gold’un ve Ortofon E-Q7’nin de tiz performansı da oldukça temiz, net ve detaylı idi. Keza Ck10 da öyle. Başlarda büyük silikon uçlar ile kullanırken tizlerin biraz da agresif olduğunu düşünüyordum; hatta öyle ki bu agresifliğin “neredeyse” sesleri yanlış vermesine sebep olduğunu düşünmeye başlayacaktım. Ancak dinledikçe artık kulak alışkanlığı mı dersiniz, armatür sürücülü olsa da hafif bir burn-in sürecinden geçmesi mi dersiniz bilemem ama artık oldukça yumuşak ve ipeksi gelmeye başladı. Bu olayda Sony Hybrid uçların etkisini de göz ardı etmemek gerek. Yalnız Ck10 yukarıda saydığım kulaklıkların sahip olmadığı ışıltıya, parıldayan tizlere sahip. İşte benim tercih sebeplerimden bir tanesi. Tam da istediğim gibi ve bu anlamda diğerlerinden bir adım önde.

Buraya kadar saydığım sebeplerden ötürü, sahnesinin ve enstrüman ayrımının da muhteşem olduğunu düşünüyorum. Tane tane tüm sesleri duyabiliyorsunuz. Çünkü sahne alabildiğine geniş… Burada sahneden kastım şu; sanki enstrümanlar enlemesine sonsuz bir doğru üzerinde dizilmişler gibi. Derinlik noktasında çok fazla derin olduğunu söyleyemem, en basitinden bir Cks70’te daha derin gibiydi (Sanki?? Yoksa izolasyon, sahne derinliğiyle ters orantılı mı? ). Yine seslere karşı belli bir mesafede olduğunuzu hissettiriyor tabi ki. Ama kabaca tarif etmek gerekirse biraz yayvan bir hilale benzediğini söyleyebilirim. Detaylar ise kesinlikle muhteşem. O “tiz açıklığı”ndan ötürü detayının yukarıda saydığım kulaklıklara göre daha fazla olduğunu düşünüyorum. Earsonics SM3 veya Westone W3 dinlemediğimden ötürü, bunlarla ilgili yorum/kıyas yapamıyorum malesef. Ancak şunu da çok net söyleyebilirim ki, zil seslerini AT firması dışında bu kadar iyi yansıtabilen kulaklıklar üreten bir firma daha görmedim. Zil sesleri ancak bu kadar canlı ve gerçekçi olabilirdi herhalde. Kafaüstü modeli AD900’de bu olay böyleydi, Ck10’da öyle… Adeta zillerin her bir parçasının birbirine çarpışındaki sürtünmeyi hisseder gibi oluyorsunuz. Hayret ve hayranlık verici…

Tamam, tizler iyi hoş da sen sibilance’tan haber ver diyen arkadaşlar olabilir, hemen açıklayayım. (Bilmeyen arkadaşlar için kısacık tanım: Şarkılardaki ş, ç, s gibi harflerin kulağı tırmalarcasına ufak patlamalar yapması); o muhteşem tiz performansı ile sibilance uçurumu arasında incecik bir çizgi var. Yine de bu durum önce müzik çalarınızın, sonra da dinlediğiniz albümün kayıt kalitesine bağlı. Eğer düzgün aletlerle, iyi iş çıkarılmış albüm kayıtları dinliyorsanız bu konuda hiç şüpheniz olmasın: Bu kulaklıkta sibilance YOK. Başlarda bundan dolayı korkularım vardı; çünkü Cowon S9’u flat durumda yalnızca BBE+ ayarları açıkken, Tarkan’ın son albümünü FLAC halinde dinliyordum ve kulaklarımı fena halde tırmalıyordu. Ama şimdi iPod Video 5G + FiiO E1 ile dinleyince sanki sibilance diye bir şey kalmadı, tabi tiz performansından hiçbir şey kaybetmeden… Diğer dinlediğim hiçbir yerli-yabancı albümde bu sorunla karşılaşmadım, o yüzden bu albümü temel alarak örnek verme ihtiyacı hissettim.

Mid Performansı: Tek cümle ile özetleyecek olursak; klasik AT midleri. Alt seviye-üst seviye, kafaüstü-kulakiçi, fark etmez. Eğer ömrünüzün bir kesitinde AT marka kulaklığa sahip olduysanız, ne dediğimi anlarsınız kesinlikle. Bas ağırlıklı Cks serilerinde, basların tizleri törpülediğinden yakınır dururdum, pek çoğunuz bana katılır zannedersem. Ama midler her zaman için orada dururdu, ne geride kalırdı ne de ön plana çıkardı. Sizi bilmem ama bence tam karardı. Hele şimdi güzel bir tiz performansı ile birleşince daha da bir hoş geliyor kulağa. Eğer ki Ck10’un frekans-tepki grafiğine bakarsanız “upper-mid (mid’den tize geçiş)” aralığının bir kambur gibi şişmiş olduğunu görürsünüz. Bu da yine yukarıda belirttiğim gibi sesleri daha detaylı verebileceğinin habercisi, keza öyle de yapıyor. Ve tahminim yine bu sebeple ki kulağıma kadın vokaller, erkek vokallerden daha hoş geliyor. Hatta mid ve tiz karışımı böyle olunca bu performans, Ck10’u dünyadaki “universal IEM”ler içinde rahatlıkla başat oyunculardan biri yapıyor.

Her ne kadar Ck10’un midlerini önde veya geride diye tanımlamasam da Ortofon E-Q7’nin eline bu anlamda su dökecek ne kadar kulaklık vardır, bilemiyorum. Kulağınız alıştığında, hafiften önde olan midleriyle E-Q7 sizi kendinizden geçirebilir. Hele ki enstrümantal parçalar ağırlıklı bir parça listeniz var ise… Yine tür olarak kıyaslamaya devam edersek, örneğin “vocal trance”te kadın bir vokal eşliğinde elektronik müziğin yansıması Ck10’un sahne ve boşluk hissiyatıyla birleştiğinde inanılmaz keyif veriyor.

Ck10’u zil dışında sesini yansıtmakta çok başarılı bulduğum bir başka enstrüman ise gitar. Özellikle klasik gitar seslerini tane tane, penanın yaylar üzerinde gezdiğini hissettirircesine vermesi inanılmaz. Keza elektro gitar için de bundan iyisi herhalde çok az vardır. Pop, rock, metal ve benzeri türlere kısa da olsa bas performansı başlığı altında değineceğim.

Bas Performansı: Bildiğiniz armatür sürücülerin ürettiği bas tipi. Eğer dinamik sürücülü bir kulaklığa sahipseniz (yahut tek armatür sürücü olsa da Ortofon E-Q7’nin ürettiği bas MİKTARINI, size yetebilecek ideal seviye bas miktarı olarak addediyorsanız) Ck10’un bas miktarı size kesinlikle az gelecektir. “Equalizer’ı kurcalar, bu sorunu aşarım” derseniz ayrı tabi. Ama hatırlatırım ki, bu denemeler flat ayarlar ile yapıldı. Eğer sesini duyduğum kulaklıklar arasında miktar olarak kabaca bir sıralama yapmak gerekirse:

RE252 = AT Ckm70 < Ck10 = SA6 < Vsonic R04 Pro < Ortofon E-Q7 < MTPG = AT Cks90 = Senn. IE8

(SM3 ve W3’ü de bu sıralamaya yerleştirebilme noktasında yardımlarınıza açığım.)

Miktar olarak böyle, peki kalite olarak nasıl? Bence oldukça yeterli seviyede. O azıcık miktarın içinde “elinden geldiğince” derine inebiliyor; basların uzadığı yerde sürücüler de sesleri yeterince uzatarak veriyor bence. Derine inmekten kastım, bas kompozisyonu oldukça iyi (derdimi anlatabildim mi, bilmiyorum). Bundan öte alt frekansları kesinlikle DOĞRU yansıtıyor. Ne ise aynen o… Ama dediğim gibi, bana normal ve yeterli gelen bu miktar, size az gelebilir. Cks70’ten beri benim kafam şişmişti, hevesimi de aldım zaten; artık birazcık bas gördüğümde hemen kaçıyorum. :D Bu arada baslar kesinlikle ayrıksı gelmiyor, kulaklığın geneli zaten oldukça müzikal. “Mid-bas şişkinliği”nden ise eser yok.

Rock-metal tarzı için genelleme yapacak olursak… Davulları ayrı bir şekilde seçebiliyorsunuz, bateriden gelen sesler oldukça başarılı. Belki bas gitarlar sizin miktar tercihinize bağlı olarak tatmin etmeyebilir ama elektro gitarın sesini duyduğunuzda bu tatminsizliğin üzerine bir çizgi çekebilirsiniz.

Pop müzik dinleyicisi iseniz arabanızdaki setin subwoofer’ının vurduğu bası unutun bir kere. Basit olarak diyeyim ki, “V-tipi”nde bir kulaklık değil. Bu kulaklıkla ben pop dinlerken de zevk alıyorum, ama burada tercihler öncelikli kesinlikle. Yine de dürüstçe ifade etmek gerekirse, Ck10’un en iyi gittiği türün pop müzik olmadığı aşikar.




Genel olarak toparlamak gerekirse, kulaklık oldukça müzikal, niçin universal IEM listesinin başlarında yer aldığını kanıtlayan bir performansa sahip. Tizleri, klasik AT midleriyle birleşince muhteşem olan, bunların yanında basları ise kaliteli ama miktar olarak az sayılabilecek bir sese sahip. Örneğin Pfe’yi, RE0’yu sevdiyseniz, zannedersem Ck10 bu tarz kulaklıklar için güzel bir “upgrade” sayılabilir. Yine de illa bir niteleme yapmam gerekir ise sesin sıcak tarafında yer aldığını söyleyebilirim. Ama bir bas-kafa iseniz, Ck10 sizin için çöpünüzü bile işgal etmeye değmeyecek bir kulaklık olabilir; hemen bir koşu gidip bir W3 veya IE8 satın alınız.

İncelemeye ne eklenebilir veya bu yazıdan hangi kısımlar çıkartılabilir, bilmiyorum. Ama yaptığım tercihten ötürü memnuniyetimin de bir ifadesi olarak bu kadar uzun uzadıya yazmamı mazur görürseniz, memnun olurum. Her türlü fikir, öneri ve eleştiriye de açık olduğumu belirtmek isterim.
Hakkında
Konum: Ankara,Çankaya
Hakkımda:
Kaynak: Cowon S9 (32Gb)
Kulaklık: Audio Technica Cks70, Denon Ah-P372
Hoparlör: Klipsch Promedia 2.1 THX Taşınabilir: Cowon S9 (32 Gb)
Kulaklıklar: Audio Technica Cks70, Denon Ah-p372
Kaynak: NuForce µDac
Hoparlör: Klipsch Promedia 2.1 THX, (önceki) Altec Lansing FX4021


l iPod Video 5G + FiiO E1 l Cowon S9 l Audio Technica Ck10
Temel Bilgiler ve İstatistikler
Aktiflik: Şu anda DH'de değil
Son Giriş: 2 hafta önce
Son Mesaj Zamanı: 4 ay
Mesaj Sayısı: 1.472
Gerçek Toplam Mesaj Sayısı: 1.704
İkinci El Bölümü Mesajları: 124
Konularının görüntülenme sayısı: 47.636 (Bu ay: 207)
Toplam aldığı artı oy sayısı: 362 (Bu hafta: 0)
En çok mesaj yazdığı forum bölümü: Mobil Cihazlar
Mesajları
İkinci El Referansları
- x
Bildirim
mesajınız kopyalandı (ctrl+v) yapıştırmak istediğiniz yere yapıştırabilirsiniz.