R

Teğmen
18 Ocak 2008
Tarihinde Katıldı
Takip Ettikleri
4 üye
Görüntülenme
Toplam: 48 (Bu ay: 1)
Gönderileri
Selamlar herkese ;

Bir grup futbol aşığı olarak 2006 yılında PES 6 ile başladığımız transferli ligler maceramızı son bir kaç yıldır FIFA ile sürdürüyoruz. 2-3 yıldır kompakt tutmaya çalıştığımız ligimizi yeni kurduğumuz sitemiz ile biraz genişletmeye karar verdik :) Bu bağlamda eğer sizlerden aramıza katılmak isteyen olur ise bekleriz. İlk etapta 1-2 kişi direk lige alınacak. 3-4 kişiyide yedek listemize alacağız.

Kısaca ne yapıyoruz bahsetmek gerekirse size içi boş bir takım veriyoruz. 80-69 ov arası 18 oyuncuyu draft mantığı ile alıyorsunuz.(80-71 arası her ov'dan birer oyuncu şartı ile) Sonra site ve kurulan whatsup grupları üzerinden fikstür ve lig/kupa takipleri yapılıyor. Her sezon sonunda başarınıza göre size bir bütçe veriliyor. Bu bütçe ile isterseniz diğer takımlardan veya oyuncu havuzu denen sistem ile boşta ki oyunculardan yeni oyuncular katabiliyorsunuz. Tabi bu basit anlatımı. Çok ayrıntılı bir bütçe/vergi sistemi , yine çok ayrıntılı bir transfer sistemi, belli kuralları ve bolca heyecan/eğlence vaadi var (özellikle transfer dönemlerini görmeniz lazım :) )

Eğer sizde düşünürseniz benimle özel mesajdan kontak kurabilirsiniz. Sorularınız var ise onlarıda cevaplamaya çalışırım buradan.

Bu arada sitemizi incelemek isterseniz adresi aşağıda. Şu anda devam eden sezonu ve takımları ana sayfada bulabilirsiniz. Forum'un içinden ise kurallara ve diğer detaylara ulaşmanız mümkün. Site üzerinde takımların oyuncu listeleride bulunuyor hatta oyunculara tıkladığınızda sofifa profillerine bile ulaşmanız mümkün. Dünyada bir ilk olarak yaklaşık 30 takımın güncel matchday bilgisinide sitemize ekledik ve elimizden geldiğince güncel tutmaya çalışacağız :)

Site henüz çok yeni bazı eksikler görürseniz kusurumuza bakmayın :)

Teşekkürler :)

Edit ; Metni yazarken tamamen atlamışım ligler Playstation 4 sistemi üzerinden yapılmakta :) Önemli bir detay uyarı için MrAktacir isimli arkadaşımıza teşekkür ediyorum :)

www.fifaturkiyelig.com
Açıklama: Daha çok karakter, daha çok aksiyon...

     Atari salonu denince aklınıza ne geliyor? Okuldan kaçarak gizlice gittiğiniz o tadına doyulmaz saatler mi? Yoksa herhangi bir oyunda zorlandığınız görülünce yanınıza yaklaşan ve “ver burayı geçeyim” diyen kişiler mi? Sürekli jetonları kovalayan ve jetonu yutan makineleri ölümüne savunan atari salonunun sahibi amcalar mı? Benim aklıma gelen en net hatıra ise ciddi anlamda dayak yememle sonuçlanmıştı aslında. Ama merak etmeyin dayak atan yabancı değil annemdi :)

''



     İlkokul zamanlarımdan bir gün Street Fighter 2’nin yeni geldiği dönemler. Ryu ile oyunu bitirmeye çalışıyorum kaç gündür. Kaç jeton harcadım bir ben, bir de Ryu bilir. Son adam olan Mr. Bison’a (o zaman ismi öyleydi) çok yaklaşmışım. Ama bir taraftan saatin çok geç olduğunu biliyorum ve acele oynamaya çalışıyorum. Bir şekilde geliyorum son bölüme. Ellerim titriyor hem son bölüm heyecanından hem de eve gitmeye korkmaktan. Başıma ne geleceğimi biliyorum çünkü. Bu sırada etrafımda toplanan amansız yorumcuları saymıyorum bile. O heyecanla son raund’u kaybediyorum. Ve gidiyor oyunu bitirme şansı. Koşarak eve dönüyorum. Hava kararmış. Başta annem olmak üzere bütün mahalle beni arıyor. Düşük gözlerle annemin karşısına çıkıyorum ve…. Bundan sonrasını anlatmayayım :)

     Böyle garip bir anısı vardı Streer Fighter’ın bende. Bu aslında oyunların benim hayatımda ne kadar yer edeceğinin anlaşıldığı bir andı; çünkü sonunda zavallı annem beni oyundan ayıramayacağını anlamış ve eve bir kara kutu almıştı. Şu an sitemizde bu yazıyı okuyan 80 kuşağı her 10 okurumuzdan 8’i eminim oyunlarla bu ve buna benzer yolla tanışmıştır ve yine eminim ki onların da hayatında Street Fighter’ın yeri bir ayrıdır. Tam bir efsanedir Street Fighter. İlk versiyonu 1987 yılında çıktı, ama zor oynanabilirliğinden dolayı çok fazla ilgi görmedi. Fakat 2. oyun olan Street Fighter 2, 1992’de çıktığında tam bir fenomen oldu. Ciddi anlamda Capcom’a köşeyi döndüren oyundur aynı zamanda. Demin bahsettiğimiz atari salonlarında kuyruklar oluşurdu önünde.

''



     Serinin ilk oyunu çıktığı günden bu yana tam 23 sene geçti. O günden bu yana bir çok şey değişti oyun dünyasında ve tabi ki Street Fighter’da da. Onlarca versiyonu çıktı. Oyun dünyası next-gen’e transfer olduğunda Street Fighter’da 3. boyuta adım attı. Geçtiğimiz yıl Şubat ayında çıkan Street Fighter 4 olumlu yorumlar aldı ve nispeten başarısını tekrarladı. Geçtiğimiz günlerde ise Capcom 4. oyunu için bir super versiyonunu duyurdu. Üstelik biz daha normal’inin tadını yeni yeni çıkarıyorken. Yine de bu versiyonda bizi çok daha fazla ilgilendiren bir şey var. Street Fighter tarihinde ilk kez bu versiyonda bir Türk karakter göreceğiz. Bizde Aral İthalat’ın özel daveti ile yeni oyunumuzun Preview versiyonunu deneme şansı bulduk ve gördüklerimizi sizlere aktarmaya çalışacağız.

Ön İncelemenin devamı için tıklayınız



Açıklama: PES 2010'a derinlemesine bir bakış..

6’ya 6 bir halı saha maçı sona erer. Tüm oyuncular soyunma odalarına doğru yönelirler. Bir takım fena fark yemiştir. Hiç sesleri çıkmaz o takım üyelerinin. Diğer taraf şen şakraktır tabi. Derken yenik takımda maç içinde en çok sinirlenen ve yenilgiyi kabullenemeyen kişi şöyle bir durur “abi olmaz” der. Herkes ona bakar. “vallahi bu kadar olmaz. Her alan çalıma gidiyor bizde. Böyle futbol olmaz. Bizim takımda X tuşu yok resmen. Kimse pas atmıyor ki!!”

Bu ve buna benzer konuşmaları hep onun yüzünden duyuyoruz artık. Artık pas istemeler üçgen ve X şeklinde tanımlanıyorsa hep onun yüzünden. TV de maç izlerken ekranın altında radar arıyorsak onun suçudur. Başkalarının adını bile bilmediği adamları duyunca “aa iyi adamdır hep alırım ben master ligde” dememiz yine onun yaptıklarından. PES sözcüğü hayatımıza girdiğinden beri değişti kültürümüz, bakış açımız ve yaptıklarımız. Şikayetçi miyiz? Tabiî ki hayır.

''



2008 ve 2009 yılı ile düşüşe geçse de her zaman kalbimizin bir yanında olmuştur PES serileri. 2010 yılı ile bekleneni tam olarak veremese de yinede bir ivme kazandı seri. En azından artık rehber hazırlayacak kadar gerçekçiliğe dönüş yaptı diyebiliriz. Eh işte bizde bunu değerlendiriyoruz. Herkes bu oyunu oynar ve herkes elinden geleni yapar. Ama bazen tıkandığınız yerde taktikler ve yorumlar yardıma gelir. İşte biz o konuda yardımcı olmaya çalışacağız. Amacımız size oyunun inceliklerini biraz olsun kazandırabilmek.

Öncelikle belirtelim her ne kadar genel bir strateji rehberi de yazsak sonuçta burada biraz kişisellikte var. Her oyuncu en iyi kendisinin teknik direktörüdür. Bunu unutmamak gerek. Yani burada katılmadığınız bir çok şey olabilir. Bu ne sizin yanıldığınızı gösterir ne de bizim. Sonuçta burada Tomb Raider incelemesi yazmıyoruz. Bir futbol oyunu yazıyoruz. Herkesin kendine ait yöntemleri olacaktır ve olmalıdır da. Biz yardımcı olmaya çalışacağız.Her şeyden önce oyunun yapısını anlatmalıyız. Çünkü bir şeyleri başarmak istiyorsak ne ile uğraştığımızı bilmemiz gerek. PES 2010’un oyun yapısını anlatalım genel olarak.
 
Geçtiğimiz senelerden farklı olarak çok ağır bir oyun olarak karşımızda PES bu sene. Çok yavaş gelişiyor ataklar. Pozisyon bulmak çok zor değil ama pozisyonları sonlandırmak geçen senelere göre daha zor. Bu sadece son vuruş olarak değil son pas olarak ta olan bir olay. Yani gelip gelip bitirici pası verememek çok sık yaşanan bir olay. Zaten bu pas konusunda çıldırtıcı hatalar bulunmakta ve bazen gerçekten çıldırtmakta. Özellikle çok pas’lı oyunda bazen olmayacak işler oluyor. Dibinizdeki adama bazen pasınız gitmiyor. Daha çok gelişine atılan paslarda bu sıkıntı var. Yani tek paslar ile oyun oynamak bir yere kadar. Ve koşu yoluna atılan paslar da (üçgen tuşu ile) eskisine göre daha isabetsiz ve etkisiz. Bu sebep ile duvar paslarının etkisi de çok azalmış durumda geçtiğimiz serilere göre.


''



Bunun aksine uzun pasların etkisi ile inanılmaz artmış durumda. Kanatlardan içeriye doldurulan toplar büyük tehlike yaratıyor. Hatta orta sahada duran toplar bile ceza sahasına doldurulduğunda net gol pozisyonu yaratabiliyor. Bunun sebebi ise hava toplarında hücum oyuncularına verilen anlamsız üstünlük. 1.80 boyundaki bir cf 1.87 boyundaki bir cb den kafa topu alabiliyor ve bunu bir iki kere değil her zaman yapıyor. Kaleciler kucaklarına gelen toplarda sıkıntı yaşıyorlar. Sektirme ve benzeri durumlar hala sıkça yaşanıyor. Yani kaleyi gördüğünüzde iyi vuran bir adam varsa elinizde her zaman vurmalısınız. Ama eğer karşı karşıya pozisyondaysanız vurmak en iyi seçim değil. aksine çalım atmak çok kolay kaleciye ve garanti gol demek. Bunun yanı sıra aşırtma vuruşlarda eğer shoot acc. değeri iyi bir oyuncu varsa çok etkili oluyor.

Kısaca PES 2010 daki en iyi oyun stili şöyle ; az ve öz kısa pas, her boşluğa uzun pas, kanatlara açılan oyun, bombeli kesilen ortalar, bol bol orta mesafe şut ve karşı karşıya çalım.

Dosya Konusunin devamı için tıklayınız



Açıklama: Kara kıtada kupa yolu

Futbol denilince aklınıza gelen en büyük organizasyonlardan biri dünya kupası. Hatta dünyanın olimpiyatlardan sonra ki en büyük spor organizasyonu dünya kupası. Efsane futbol adamı Jules Rivet’in öncülüğü ile ilk düzenlendiği 1930 yılından beri dünyanın göz bebeği olmaya alışmış bir organizasyon zaten. E adı üstünde dünya’nın olduğu bir yerde, dünya futbolunun kozları paylaşması kadar heyecan verici ne olabilir ki?

Sürekli ilginç hikayeler barındırır bu tarz kupalar. Müthiş futbol hikayeleri doğar geçmişinden bugüne. Hatta bir tanesi bizim milli takımımızı bile direk ilgilendirir, hatta en ilginçlerinden biridir bizim hikayemiz. 1954 dünya kupası elemelerinde Türkiye, İspanya milli takımı ile roma kentinde baraj maçı oynar. Normal süre 2-2 biter. O zamanlar uzatma ve penaltı gibi adetler olmadığından italyan seyircilerden franco isimli bir çocuğa kura çektirilmiş ve Türkiye finallerin yolunu tutmuştur. Grupta İspanyanın Madrid de Türkiye’yi 4-1 yendiğini ancak İstanbul da 1-0 yenildiğini ve o zamanlar averaj dikkate alınmadığı için 2 takimin baraj maçı oynadığını eklemek gerekir. İşte böyle ilginçtir dünya kupaları.

''



Bu sene yine bir ilk ile gerçekleşiyor bu kupa. 80 yıllık tarihinde ilk kez kara kıtada yani Afrika kıtasında düzenleniyor. Ve 94 yılından beri alıştığımız üzere Electronic Arts yine bu kupanın oyununu özel olarak bizlerle buluşturuyor. Bakalım bu sene neler sunuluyor bizlere ve neler beklemeliyiz.

Bildiğiniz üzere EA bu tarz ara kupa oyunlarında o seneki normal Fifa oyununu temel alır. Bizimde burada referans noktamız Fifa 2010 olacak. Önce kısaca değinelim. Fifa 2010 tek bir sorun harici mükemmel bir oyundu. Atmosferi olsun, sunumu olsun, lisansları, oynanabilirliği harika şeyler sundu. Ama tek bir kelime oyunun tüm gerçekçiliğini öldüren unsur oldu. Pas! Oyunda o kadar pas yapılıyor ki nerdeyse en güçsüz takım bile 30-40 pas sonrası kolayca pozisyon bulup gol atmanızı sağlıyor. Buda bir süre sonra gol atmanın anlamını ve zevkini ortadan kaldırıyor.

2010 World Cup ilk olarak bu sorun üzerinden oynanabilirliğe eğilecek. Artık oyuncular sahaya daha iyi yayılacak ve pozisyon bulmak biraz daha zor olacak. Bunda geliştirilmiş yapay zekanın çok daha üstün olması ilk etken olacak. Yani artık sizin kontrolünüzde olmayan oyuncular daha mantıklı davranacak. Bunun yanında oyun yapısı biraz daha gerçekçiliğe yaklaştırılarak bir denge tutturulmaya çalışılacak. Artık yapay zeka ev sahibi ve deplansman takımları için farklı taktikler belirleyecek ve sizi daha da çok zorlayacak. Ev sahibi için ofansif, deplansman için defansif stratejiler ve dizilişler yaratarak milli maçların o stresli atmosferleri yaşatılacak bizlere. Bu konuda her ne kadar ayrıntılı bilgi verilmese de oyuncu şikayetlerini her zaman dinleyen ve çözümleyen EA’ye güveniyoruz diyebiliriz.

''



Ama World Cup esas atılımı sunumu ile gerçekleştiriyor. İlk kez olarak online ortamda tam anlamıyla bir dünya kupası heyecanı yaşayabileceğiz. Aslına ile tamamen aynı olarak online ortamda 2010 FIFA Dünya Kupası turnuvasına katılabileceksiniz. Grup aşamalarından eleme turlarına, 2010 FIFA Dünya Kupası için rakip ülkelerdeki oyunculara karşı kendi milli takımımızı temsil etme şansına sahip olacağız. Ayrıca kişisel ve takım puanları sayesinde ülkenizin Ülkeler Savaşında en iyi olduğunu kanıtlama şansımızda olacak.

Ön İncelemenin devamı için tıklayınız



Açıklama: Hızlı geldi, hızlı geçiyor ;

Yarış ve yarışmak. Zamanın başlangıcından beri insanları tetikleyen kelimeler. Her alanda her anda birileriyle, bir şeylerle yarışmak, mücadele etmek doğamızda var. Şu anda dünyanın en ilgi çeken olguları bile (futbol,politika vs) yarışmak ve mücadele üzerine kurulu.

1995 yılında Sony yeni bebeği olan Playstation için yarışmak kavramını yerçekimsiz bir ortama taşıması ile tanıştık Wipeout ile. Bilen bilir efsane oyunlar arasındadır Wipeout tüm serileri ile. Özellikle baş döndüren hızı, bitmek bilmeyen kaos’u ve ilginç pist dizaynları ile her zaman kendini oynatan bir oyun olmuştur. Belli düzeyde hayran kitlesi bulunan serinin kendine özgü yapısı her zaman üst sıralarda yer almasını sağladı şu ana kadar.

''



Next-gen furyasının yavaş yavaş yayılmaya başladığı zamanlarda Wipeout’ta HD versiyonu ile kendisini gösterdi. Ancak genelde yaptıkları gibi bir cd-dvd tarzı medyalarda değil ilk kez indirilebilir bir formatta PSN üzerinden yayınlandı. Kısa sürede en çok indirilenler arasında yer aldı. Geçtiğimiz günlerde içeriğinde yeni pistler, yeni araçlar ve oyun modları olan Fury ek paketi duyuruldu. Bununla beraber PSN üzerinden alışveriş yapamayanları sevindiren bir haberde duyuruldu ve oyunun ek paketi ile beraber bir blu-ray versiyonuda yayınlandı. Bizde bu versiyonu inceleme fırsatını bulduk. Bakalım Wipeout yine adı gibi sınırları zorluyormu?

Öncelikle biraz HD’den bahsetmek gerek. Tüm seriye baktığımızda serinin 8. oyunu oluyor Wipeout HD. Sony tarafından PS3 için özel yapılan oyunda PSP oyunları olan Wipeout pure ve pulse’dan karma pistler,takımlar ve araçlar yer alıyor.Fury ise HD üzerine 8 yeni pist, 13 yeni araç ve 3 yeni oyun moduyla gelen bir ek paket. Bizim incelediğimiz blu-ray versiyonuda bu ek paketli hali oyunun.

Önce grafik olarak değinelim. 1080p çözünürlüğü destekliyor oyun. Ve oldukça ilgi çekici grafikleri var. İlk olarak renk paleti gözümüze çarpıyor. Çok renkli pistler ve çevre efektleri kullanılmış durumda ve defarmasyon yok denecek kadar az. Araç modelleri her oyunda olduğu gibi yine çok iyi. Her detayına kadar düşünülmüş. Grafiklerdeki tek eleştirebileceğimiz nokta gölgelendirme ve ışıklandırmadaki hatalar olacaktır. Bazen çok garip yansımlar göze çarpıyor ve rahatsız edici oluyor. bunun harici efektler olsun, çözünürlük olsun oldukça tatmin edici düzeyde. Tüm bu olumlu havaya seslerde aynı düzeyde eşlik ediyor. Zaten her zaman güzel müzikleri olmuştur serinin, yine aynı kalitede ve güzel.

''



Biraz oyuna değinelim. Oyun yapısı klasik Wipeout serileri ile yine hemen hemen aynı zaten. Yer çekimsiz ortamda takım takım ayrılan aircraft’lardan (havada uçan gemimidir bunun Türkçesi? Hiçbir zaman bilemedim) birini seçiyorsunuz. Karmaşık pistlerde yol üstündeki silah ve hız arttırıcı yardımları alarak amacınız birinci olmak. Yine her zaman olduğu gibi inanılmaz hızlı ve inanılmaz aktif bir yarış var ekranda. Bir dakikanız bile boş geçmemekte. Ama buna rağmen çok rahat bir oynanış ve eğlence var. Analog veya yön tuşları ile gayet rahat kontrol edilebiliyor araçlar. Ama burada en iyi kullanmanız gereken hava frenleri. Onlar olmadan pistte durmanız neredeyse imkansız. Bu şekilde yavaş yavaş alışıyorsunuz oyuna. Bir süre sonra ne olduğunu sizin bile anlamadığınız müthiş anlar çıkıyor ortaya. Bu kadar hızlı bir oyunda bu kadar rahat bir oynanabilirlik her zaman olduğu gibi şaşırtıyor.

İncelemenin devamı için tıklayınız



Açıklama: Ne kadar kalabalık, o kadar iyi ;

İlk gün. Titriyorum. Ama korkudan değil. Heyecan hiç değil. Ne olduğunu bilmediğim bir duygu bu. Bunu ilk kez o sonsuzmuş gibi görünen dikenli tellerle dolu eğitim sahasında yaşadım. O zamanda anlam verememiştim, adını koyamamıştım. Çavuş bunun bir “geribildirim” olduğunu söylüyor. Beynin vücuda yaptığı bir uyarıymış bu. Saçma gibi duruyor ama başka açıklama bulamıyorum. Bu kahrolası silahı aldığımdan beri ne zaman bir kurşun vızıltısı 30 santim yanımdan geçse, ne zaman bir patlamanın yine yeterince uzak olduğunu anlasam, ve ne zaman yanımda düşen arkadaşımın ardından her zaman sıranın bende olduğunu düşünsem bu duyguyu hissediyorum. Durun sanırım yanıldım. Korkunun ta kendisi bu.”

Savaş. Kim ne derse desin dünyanın en ilgi çeken olgusu. Bunu hayatın her anında hissetmemiz mümkün. Dünya gelişen teknolojisini, toplumsal yapısını ve hatta en büyük sanat eserlerini ne kadar acı olursa olsun ona borçlu. Dünyanın en zeki insanları savaş için büyümüş, yetişmiş kişileri olması asla tesadüf değil.

''



İşin bizi ilgilendiren kısmında da yine başrolde savaş oyunları var. Şöyle bir düşündüğünüzde zamana damga vuran oyunların temasında sürekli aynı şey var. Başta Call of Duty olmak üzere, Medal of Honor, Battlefield serileri, Brothers in Arms gibi köküne kadar savaşı yaşatan yapımlar ve hatta Metal Gear, Final Fantasy gibi savaşın arka planını gösteren başyapıtlar her zaman oyun dünyasının önde gelen unsurları olmuşlardır.

E bu kadar ilgi çeken ve başarılı bir konunun elbette yeni yapımlarla karşımıza çıkmaması imkansız gibi bir şey. Yazı konumuz olan M.A.G da bunların bir üyesi olarak karşımızda. Zipper interactive yapımcılığı ile karşımıza çıkan oyunun arkasında ise Sony desteği bulunmakta. Bununda etkisi ile çok iddialı ve ilgi çeken bir yapım olarak geldi önümüze. Uzun zaman bekledik ve şimdi inceleme şansına sonunda eriştik. Bakalım M.A.G gerçekten vaad ettiklerini gerçekten sağlayabiliyor mu? Gelin hep beraber bakalım.

M.A.G’ın isim açılımı Massive Action Game. Bilindiği üzere sadece online oynanabilen bir oyun. Ve an itibariyle sınıfındaki en geniş çoklu oyunculuklardan birine sahip. 256 kişiye kadar online oynanabiliyor ve çok geniş haritalarda savaşma imkanınız oluyor. Haliyle oyunumuz eğer PS3 konsolunuz internete bağlı değilse oyun açılmayacaktır. Açılışta online kullanım koşullarını kabul ettikten sonra sizden bir karakter yaratmanız isteniyor. Burada değinmemiz gereken bir detay var ;

''



M.A.G’da yarattığınız karakter’in yüzü, saçı vs. belirlemenizin yanında birde size sunular 3 ayrı sınıftan birini seçmeniz gerek. Burada birazda oyunun hikayesine değinmek gerek sanırım. Yıl 2026. üçüncü dünya savaşı olmuş bitmiş durumda. Savaş sonrası politik durumlar nedeni ile 3 süper güç kendi ordularını fesh ediyorlar ve özel askeri birlikler kuruyorlar. En büyük üç PMC (Özel Askeri Kuruluş) kürsel paramiliter kontrat piyasasını ele geçirmek adına bir Gölge Savaşı yürütüyor. Sizde bu ordulardan birine başvuran acemi asker konumundasınız. Bu birlikler sırasıyla Doğu Avrupa kökenli S.V.E.R., Batı Avrupa kökenli RAVEN, ve Amerika kökenli VALOR. Her bir birimin karakter görünümleri, silahları farklı olsa da bunların oyuna etkisi sadece görünümden ibaret. Yani işlev konusunda bir farklılık yok. Ama yinede seçiminizi iyi yapmanız gerekiyor çünkü bir daha dönüşü bulunmamakta.

İncelemenin devamı için tıklayınız



Açıklama: Küçük bir köyden, imparatorluğa doğru...

Önce verimli bir toprak bulursun. Sonra onu ekmeye başlarsın. Çıkan buğday ile ekmek yaparsın. Bu arada kestiğin ağaçlar sana kalacak yer sağlar. Su kaynaklarını keşfedersin. Sonra balık avlarsın. Karnın doymuştur kısmen. Ama bir şeyler eksiktir. Madenleri keşfedersin sonra. Önce taş, sonra sonra mercan en son altın. Zenginleşirsin. Sonra yiyeceklerin çeşitlenir. Çevren kalabalıklaşır. Yayılırsın. Yeni şeyler keşfedersin. Ve düşmanlar tabi ki. Savaşırsın. Güçlenirsin. Daha da büyürsün. Sonra bir bakmışsın o küçücük tarla ile başladığın toprak parçası koskoca bir imparatorluk olmuş. Peki kimin sayesinde?

“Köylü milletin efendisidir” demiş büyük atamız. Bir ülkenin can damarlarının yerel ve doğal kaynakları olduğunu açıklayabilecek tek ve net bir cümle. Ekonominin, sosyal yaşamın, devamlılığın bel kemiği onlar. Nasıl bir vücut hücresiz hiçbir şey ise ülkelerde onlar olmadan hiçbir şey.

''



Tüm bunları yazı ile alakasız bulabilirsiniz ama 17 yıllık bir efsanenin’de dayanak noktası aslında yukarıdaki ana fikir dostlar. BlueByte 1993 yılında ilk kez Amiga için sürdü piyasaya Settlers’ı. En iyiler arasında yer alması çok uzun sürmedi. Zamanının bırakın sadece gençlerini her yaştan kişiyi kendisine bağladı. Hatta “Settlers oynayan anneler” efsaneleri bile hala her yerde anlatılır halde. O günden bugüne 5 oyun daha yapıldı. Hepsi sevildi hepsi zamanının hit oyunlarından oldu. En iyisi hangisi tartışmaları yapıldı çoğu zaman. Ve geçtiğimiz eylül ayının sonunda Ubisoft uzun zamandır beklenen serinin yeni oyununu duyurdu. 19 ocak’ta ise kapalı beta’sı yayınlandı ve bizlerde bu efsanenin yeni yüzünü deneme şansını bulduk. Bakalım minik köylülerimiz görmeyeli neler yapmışlar bize neler sunuyorlar.

Settlers oynayan ve hayranı olan kişilere “bu oyunu neden oynuyorsun” diye sorsanız çoğundan ilk anda cevap alamazsınız. Çünkü Settlers’da ne olduğunu bilmediğiniz bir çekicilik vardır. Çoğu strateji oyununda yapmanız gereken şey bellidir. Asker yap, saldır ve yok et. Settlers bu bakış açısını ilk değiştiren oyun olmuştur. Asla asker yaparak kazanamazsınız bu oyunda. Çünkü asker yapmak kolay değildir. Bir asker üretmek için öncelikle; jeolistler aracılığıyla dağların eteklerinde madenler aranır, daha sonra demir ve kömür madenleri bulunur, buraya madenler kurulumu için önce işçiler kereste ve taş taşırlar, ardından usta gelir ve yavaş yavaş binayı inşa eder (maden dışındaki binalar için engebeli araziyi ev yapımına uygun hale getiren düzelticiler vardır). Maden çıkarmak için, madencilerin beslenmesi gerekir, bunun için çiftlikler kurulur et, ekmek.. vs üretilir (aynı işlemlerden geçerek). 

''



Çıkarılan hammaddeler demirciye gider, kömür yakarak demir eritilir ve kalıplara konarak, silah ustasına gider, silah ustası demiri ısıtır ve uygun şekle gelene kadar döver, ardından gerekli silah üretilir. Üretilen silah kışlaya gider, en sonunda da boşta bulunan işçilerden biri kışlaya giderek asker olur. Uzun mu geldi. Daha durun. Bunlar böyle yazıldığı gibi olmuyor haliyle. Tüm bunları yapmak için önce ekonominizi dengelemeli, topraklarınızın verimliliğini arttırmalı, milletinizi zenginleştirmelisiniz. Eğitime önem vermeli ve araştırmalısınız. Ama bunu uzun tutarsanız yine kaybedersiniz. Çünkü bu sefer kaynaklarınız biter kalakalırsınız ortada. Akıllı olmalı ve tam zamanında gereken atılımları yapmalısınız. Bana göre bu oyunu çekici kılan şey kendi toprağına sahip çıkma ve onu geliştirme olgusu. Zaten çoğu oyunu oynarken çevrenizde bulunan oyunlarla pek alakası olmayan kız arkadaşınız, kardeşiniz vs. nin sıkılmasını izlerken, Settlers oynarken aynı kişilerin ilgi ile izlemesinin ve hatta kalkıp oynamaya çalışmasının da sebebi belki de budur.

Ön İncelemenin devamı için tıklayınız





Minimum sistem gereksinimleri:


Önerilen sistem gereksinimleri:
Açıklama: Avın iki yüzü...

Avcı olmak, yada ava giderken avlanmak.

Ridley Scott bundan 20 sene önce Alien filmini yaptığında neyi başlattığının farkında mıydı acaba? O ana kadar uzaylı ırkına hep insan veya benzeri yaratıklar gözüyle bakan dünya ilk kez farklı bir fikirle karşılaşmış ve ciddi anlamda irkilmişti. Tamamen avlanmak üzerine kurulu, hızlı, ölümcül, kısmen zeki ve insandan daha üstün iğrenç bir uzaylı resmetmişti Scott. Üstüne birde filminden tam 20 yıl sonra 1999’da, Rebellion adındaki İngiliz ekip bu yaratıkları avlayabilen, en az onlar kadar güçlü, onlar kadar acımasız Predator’ları işin içine soktu ve bu iki ölümcül ırkı karşı karşıya getirdi. Tabi her ne kadar başlıkta geçmese de insan ırkı da bunların arasında talihsizce salıverildi. Peki ne oldu? Bize oynaması zevkli muhteşem bir oyun çıkmış oldu!

''



Eğlence dünyasına ayrı ayrı yollarda başlayan bu iki doğa üstü yaratığın buluşmaları daha ilk günden beri heyecan verici zaten. İlk oyun listeleri alt üst etti ve çok iyi puanlar aldı o yıllarda. Daha sonra nedendir bilinmez Rebellion kendini PSP’ye adadı ve 2. bir Aliens vs. Predator (AVP) yapmadı. Tabi başkaları bunu dinlemediler ve boşta duran bu seriye atladılar. Önce filmi yapıldı ve gişede bekleneni veremedi. Sonra 2. oyunu geldi ama asla ilki kadar beğenilmedi. Şimdi yıllar sonra Rebellion “yeter artık çekin elinizi seriden” dedi ve arkasına SEGA gibi köklü bir firmayı alarak yeni bir AVP oyununu geçtiğimiz aylarda duyurdu. Peki şimdi ne olacak? AVP eski günlerine dönecek mi? Alien’lar bu sefer yumurtalarını koruyabilecek mi? Yoksa Predator’lar yine ortalığı kasıp kavuracak mı? Marine’ler hala tir tir titreyerek mi dolaşacaklar ortalarda? Predator’lar neden avladıkları adamları baş aşağıya asıyorlar? Marine’ler bu iş için ne kadar para alıyorlar ki kendilerini bu cehenneme atabiliyorlar? Eskinin Predator avcısı, yeni California valisi Arnold Schwarzeneger bu duruma ne diyor? Gelin bu soruların cevaplarına hep beraber bakalım.

Öncelikle temel bilgileri verelim. Yeni oyunumuz PS3, X-box 360 ve PC platformları için geliştirilmekte. Eğer bir gecikme olmaz ise Amerikalılar 12 şubat, bizimde aralarında bulunduğumuz Avrupalılar ise 19 şubat’ta kavuşacağız oyuna. Henüz sistem gereksinimleri açılanmadı PC versiyonu için. Ama yüksek bir sistem istemesi ve ekran kartlarını zorlaması muhtemel bir oyun. Çünkü ekran görüntülerinden de gördüğünüz üzere oldukça ciddi grafiklerle geliyor AVP. Her ne kadar E3’te yayınlanan versiyonu frame rate olarak 6-7 civarında gezmiş ve kendini rezil etmiş olsa bile (zaten neden koyarsınız oraya o halde) Rebellion sağlam grafiklerle sürecektir piyasaya oyunu.
 


''



Hatırlayanlar vardır eminim, en son bıraktığımızda hem Alien’lar, hemde Predator’ler ciddi bir patlama ile yer yüzünden kazınmıştı. Peki nasıl olacakta dönecek bu yaratıklar yine? Tabiî ki muhteşem ırk insanlar sayesinde. İnsan ırkının galaksiler arasında gezindiği dönemler. Kendilerini çok zeki zanneden bir grup madenci kendilerinden daha zeki kişiler tarafından ne olduğu belirsiz bir gezegende bulunan saçma sapan bir kaya parçasına kazı yapmaya gönderilirler. Bu madenciler işlerini doğru yapsınlar ciddiye alsınlar diye de kaya parçasına BG-386 ismi verirler üstelik. Ancak ne tesadüftür ki bu gezegen aslında yüzyıllardır Predator’lerin “evim” dediği yerlerden biridir. Buna rağmen bu arkadaşlarımız önüne gelen her yeri kazarlar da kazarlar. Biraz daha kazınca derinlerde bir pramid ile karşılaşırlar. Ve tahmin edin bu pramid aslında nedir? Evet doğru bildiğiniz bir Alien kraliçesinin donmuş bedenini ve yumurtalarını saklayan bir mezar. E haliyle kraliçemiz “ne oluyor burada” diyerek uyanır. Onun sesi ile çevresindeki yumurtalarda harekete geçer. İçlerinden çıkan meşhur Facehugger’lar (yüze yapışan minik Alien’lar) bizim meşhur madencilerimizin yüzlerine özlemle yapışırlar. Bir süre sonra ise göğüs kafeslerini parçalayarak Alien olup çıkarlar.

Ön İncelemenin devamı için tıklayınız



Açıklama: Savaşın ortasında deli bir irlandalı..

İkinci dünya savaşı ile ilgili kaç oyun yapılmıştır şimdiye kadar? 100? 500? 1.000? Belkide 10.000? (yok artık) Film dünyasını da katarsak işin içine sanırım bu sayı akıl almaz bir hale ulaşacaktır. Altın yumurtlayan tavuk misali tüm yapımcılar ellerinde bir şey kalmadığı zaman bu bitmek bilmeyen savaşa sarılırlar. Öyle ki bırakın sadece savaş anını resmeden hikayeleri, öncesi, sonrası ve ona bağlantılı olan bir çok yapım bile vardır. Sanırım 3.sü çıkana kadarda olmaya devam edecek.

Tabii bunların arasında başarılı olanları ayırmak gerek. Bir Call of Duty, Medal of Honour, Wolfeinstein gibi efsaneleri ayırmak gerek. Hatta bir çok oyuna konu olan Er Ryan’ı Kurtarmak efsanesi, izleyen herkesi sniper olmaya gazlayan Kapımdaki Düşman filmi gibi yapımlarda bunların arasında.

Evet sizinde tahmin ettiğiniz gibi yine ikinci dünya savaşına gidiyoruz. Fark ettiyseniz yukarıda saydığım başarılı oyunlar tek tip çıkan yapımlar. Genelde bu savaşı birinci göz’den izliyoruz ve kısıtlı ortamlarda bulunuyoruz. Amcak Pandemic Games bu sefer farklı bir gözle bakmak istemiş savaşa ve Electronic Arts’da olur demiş. Ünlü savaşımız bu kez karşımıza sand-box olarak çıkıyor. Biraz daha açıklayıcı olmak için bir soru soralım sizlere. Hiç 2. dünya savaşında geçen bir GTA oynamış mıydınız? İşte Saboteur bize bunu vaad ediyor. Hemde çok farklı bir tarz ve klişeden hallice bir hikaye ile. Nasıl mı? Beraber bakalım.

''



2. dünya savaşı Fransa’sı. Hitler’in etkisiyle şaha kalkan Almanların işgalinde bir Fransa. Başkenti Paris’de bir stripiz klübü. Barda oturan yalnız bir adam. Şapkalı, kafası önde. Belli ki bir şeyler onu yıkmış. Yanına yaklaşan bir Fransız beyefendisi. “Hadi ama Sean” diyor. “Ne kadar daha burada böylece oturacaksın?” kafasını kaldırıyor Sean. “Beni rahat bırak Will” diyor. “Yaşadıklarım yeterli” Aksanından anlıyoruz. O bir İrlandalı. Ne işi olabilir ki savaş zamanı Fransada?

Sean Devlin. Fransa’da yaşayan bir İrlandalı göçmen. Henüz savaşın Fransa’yı bulmadığı ama tehdit ettiği zamanlarda, yani normal sayılabilecek günlerde yaptığı iş ise araba tamiri ve Profosyonel araba yarışlarına katılmak. Oldukça güzel bir ortamı var. Birde güzel sevgilisi. En yakın arkadaşının kız kardeşi üstelik. Bir aile olmuşlar bile. Büyük bir yarışa katılacak ve kazanmak istiyor. Mutlu, huzurlu. Ta ki o saldırıya kadar. Hitlerin Paris topraklarını kazanmasını sağlayan saldırıda Sean çok önemli bir şeyini kaybediyor. En yakın arkadaşını ve şu ana kadar sürdürdüğü normal hayatını. Geriye tek bir şey kalıyor. İntikam…

Klişe gibi duruyor evet. Ve evet 2. dünya savaşından da sıkıldık. Ama şu ana kadar hep cephede karşılaşmıştınız bu savaşın sihri ile. Bu kez arka plana geçiyoruz. Bu kez elinde güçlü silahları olan bir asker değil, sürekli saklanmak, bel altından vurmak zorunda olan bir direnişçiyiz. Ve bu kez özgürüz. Gitmek istediğimiz yol bize kalmış. Ve bu kez atletiğiz de.

''



Aslında hikaye her ne kadar klişe gibi görünse de gerçekten alıntı yapılmış durumda. The Saboteur, William Glover-Williams adlı savaş kahramanının hikayesinden esinlenerek tasarlanmış durumda. Ve biraz öncede söylediğim gibi Fransa’nın en önemli şehirlerinden biri olan başkent Paris’de geçen bir oyun. Oyun tarzı tıpkı GTA gibi. Şehirde dolaşmakta ve istediğiniz görevi almakta özgürsünüz. Bunlar Fransa’nın direnişine ve intikamınızı almanıza yarayacak olan ana görevlerde olabilir, sizin tamamen para kazanmak veya iyilik için yapacağınız görevlerde. Paris içindeki bütün araçlar emrinize amade durumda. İstediğiniz aracı çalabilir, istediğiniz yere gidebilirsiniz. Evet tıpkı GTA gibi dedik. Ama bir fark var. Bu sefer kahramanımız binalara da tırmanabiliyor, ve kılık değiştirebiliyor. Evet tıpkı Assasin’s Creed’deki Altair ve Hitman’deki Ajan 47 gibi.

İncelemenin devamı için tıklayınız



Açıklama: Ocak ayında çıkacak olan Dark Void'i sizin için denedik.



''





''






Ön İncelemenin devamı için tıklayınız



Hakkında
Konum: İstanbul,Şişli
Temel Bilgiler ve İstatistikler
Aktiflik: Şu anda DH'de değil
Son Giriş: 11 ay önce
Son Mesaj Zamanı: geçen yıl
Mesaj Sayısı: 107
Gerçek Toplam Mesaj Sayısı: 115
İkinci El Bölümü Mesajları: 8
Konularının görüntülenme sayısı: 150.062 (Bu ay: 328)
Toplam aldığı artı oy sayısı: 36 (Bu hafta: 0)
En çok mesaj yazdığı forum bölümü: Oyun
Mesajları
İkinci El Referansları
- x
Bildirim
mesajınız kopyalandı (ctrl+v) yapıştırmak istediğiniz yere yapıştırabilirsiniz.