Şimdi Ara

'Hocam bu tasarımı hangi program yapıyor?'

Daha Fazla
Bu Konudaki Kullanıcılar: Daha Az
2 Misafir - 2 Masaüstü
5 sn
54
Cevap
8
Favori
6.034
Tıklama
Daha Fazla
İstatistik
  • Konu İstatistikleri
  • Son Yorum 4 yıl
  • Cevaplayan Üyeler 6
  • Konu Sahibinin Yazdıkları 49
  • Ortalama Mesaj Aralığı 15 gün 1 saat 3 dakika
  • Son 1 Saatteki Mesajlar 1
  • Haberdar Edildiklerim (Alıntılar) 12
  • Favoriye Eklediklerim 8
  • Konuya En Çok Yazanlar
  • okuryazarcizer (49 mesaj) Perceptron (1 mesaj) herseyiyak (1 mesaj) fds14 (1 mesaj) ugurcan_baris (1 mesaj)
  • Konuya Yazanların Platform Dağılımı
  • Masaüstü (5 mesaj) Mini (1 mesaj)
  • @
1 oy
Öne Çıkar
Tüm Forumlar >> Web Tasarım - Programlama >> Tasarım ve grafik >> Grafik >> 'Hocam bu tasarımı hangi program yapıyor?'
Sayfaya Git:
Sayfa:
Giriş
Mesaj
  • Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
    "Bırak da; CS4 mi, CS5 mi; en fazla iki tuşa basınca tasarımı yapan hangisi sen onu söyle bir?!"



    “Eli görmeyen kişi, yazıyı kalem yazdı sanır!”

    (Mevlânâ)







    http://www.johnlangdon.net/







    “Planlamanın ne kadar önemli olduğuna son noktayı koyacak bir öykü ile bitireyim yazımı. Shrek 2 için, Dreamworks 16 geleneksel animatörü, CG animasyon teknikerini ve PDI yazılımını öğrenmeleri için 2 aylığına PDI’a yollamıştı. Bazılarımız (ben de dahil) 1 sene öncesinden Maya eğitimi almıştık, bazılarımızın hiç CG deneyimi yoktu. Ben, bana göre hala çalışan en iyi animatör olan James Baxter’ın yanında oturuyordum. James bilgisayar konusunda tam bir acemiydi. E-mail atmayı bile bilmezdi, dalga geçmiyorum. James’e bir kaç geleneksel animasyon filminde asistanlık yapmıştım ve rolleri değişmemiz için can atıyordum.



    İlk CG animasyon testimiz olan klasik bir top zıplaması üzerinde çalışırken, James’in ara sıra bana teknik konular hakkında soru sorması hoşuma gidiyordu. Ve arada göz ucuyla onun klavyedeki tuşları aramasını ve işaret parmağı ile onlara basmasını, her mouse tıklamasından önce düşünmesini izliyordum. Bilgisayar tecrübem onunkine kıyasla yüzlerce kat daha fazla olduğu için hava atıyormuş gibi gözükmek istemiyordum. Biraz daha fazla uğraşarak animasyonumun daha gösterişli olmasına çalışıyordum, ve animasyonumun 3′te 1′ini tamamlamıştım ki James’in ekranına bir göz attım. Şaşkınlıktan gözlerim fal taşı gibi açılmıştı. Topun çok zekice tasarlanmış bir set içinde bir o yöne bir bu yöne harika bir şekilde zıplayarak sonunda tatmin edici bir şekilde durduğu muhteşem bir sahne yapmıştı. Çıldırmış bir şekilde “Bunu nasıl yaptın?! Yani nasıl bu kadar hızlı? Mükemmel.” James her zamanki sakin tavrı ile, “Topun ne yapmasını istediğimi biliyordum, sadece bilgisayara onu nasıl yaptıracağımı çözmem gerekti.” Bu sözleri bugün hala kafamda yankılanır, özellikle 20. kere playblast almama rağman hala ne istediğimi net bir şekilde bilmediğim zamanlarda.”


    http://www.animasyongastesi.com/?p=1943

    http://livlily.blogspot.com.tr/2010/10/james-baxter.html

    http://www.artofthetitle.com/title/kung-fu-panda/



    Yine büyük ustalardan Sergio Pablos’un, sadece kağıt ve kalem kullanarak ortaya çıkardığı şu muhteşem animasyonu, bir takım komutlarla becerebilecek hiçbir yazılım ve operatör yoktur.

    Hiç olmayacaktır:











    https://www.linkedin.com/in/jorge-a-capote-a6121a51/











    (6:08)

    https://youtu.be/RRRTZEIPunE?t=367



    (19:20)

    http://www.youtube.com/watch?feature=player_detailpage&v=PE04g6bDpTY#t=1161



    (16:15)

    https://youtu.be/peTYlLpcrj4?t=975



    < Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi okuryazarcizer -- 26 Mart 2016; 21:36:27 >



    |
    |




  • Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
    PM: Bire bir, kağıt üzerine kalemle mi çiziyorsunuz eskizlerinizi?

    FY: Evet. Bulduğum her türlü malzemeyle, çivi de olabilir!:) Önemli olan logunun formu değil, fikir. Gerisi uygulamaya kalıyor. Anlaşılır bir kopyasını yaptıktan sonra, insanlar üzerinde deniyorum. Soruyorum, “Bu logodan ne hissediyorsun?”. Eğer kişi, ilk baktığında benim düşündüğümle aynı şeyi söylüyorsa, beni yönlendiriyor. Yoksa devam ediyorum. Gene de alternatifli çalışıyorum, çünkü benim de ikna etmem gereken kademeler var.


    http://www.photoshopmagazin.com/dergi/2006/04/fevzi_yazici.html



    Aslında formu da önemli; bazen bir eksik veya fazladan "nokta" bile logoyu berbat edebilir ve bazen şık bir kaligrafi emsalsiz bir logo olabilir pekâlâ:







    http://selimtuncer.blogspot.com.tr/2007/03/gzellik-bizzat-mesajn-kendisi-olur.html



    Bizzat ders aldığım hocalarımdandır:



    Pm: Bilgisayarla aranız nasıl ?

    GDE: Evde iki tane dizüstü var. Bilgisayar bizim hayatımıza girdi. Bilgisayarsız bir insanın olabileceğini zannetmiyorum. Bilgisayarla üretime gelince; logo yapıyorum, afiş yapıyorum. Bunları yapan bir operatörüm var. Ben bilgisayar öğrenmeye kalkarsam çok zaman harcamam lazım ama buna vaktim yok. Çünkü benim çok profesyonel bir alanım var. Tasarımın mantığını çok iyi kavramış durumdayım, zaten hocayım. Kullandığımız alet değil, tasarım çok önemli. Ama bilgisayar kullanamadığım için eksiklik duyduğum da olmuştur. Çok iyi kullanabilseydim her şeyi kendi başıma yapardım ve bunu tercih ederdim.


    http://www.photoshopmagazin.com/dergi/2006/07/dunya_capinda_bir_buyuk_sanatci_gurbuz_dogan.html



    Ben otuz küsur yıldan beri grafik bölümünde hocayım. Grafik tasarım herhangi bir olayı, duyguyu, düşünceyi görsel olarak ifade etme biçimidir. Mutlaka bir mesaj vermesi, bir sey anlatması, bir şeyi açıklaması gerekir; görsel iletişim alanıdır. Karikatür de grafik sanatların içindeki bir daldır. Grafikte formüller vardır; örneğin yaptığınız afişin sen haraket halindeyken bile, o hız içinde hemen algilanması lazımdır. Karikatür günlük gazetelerde, dergilerde yayınlandığı için hızlı üretilmesi, bakıldığında hemen anlaşılması, içinde mizah barındırması, mesaj vermesi ve çarpıcı olması gerekir.

    http://lebriz.com/pages/lsd.aspx?lang=TR%C2%A7ionID=3&articleID=1012&bhcp=1

    http://www.gurbuz-de.com/



    < Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi okuryazarcizer -- 10 Haziran 2016; 1:43:04 >
    |
    |




  • Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
    quote:

    Orijinalden alıntı: okuryazarcizer

    PM: Bire bir, kağıt üzerine kalemle mi çiziyorsunuz eskizlerinizi?

    FY: Evet. Bulduğum her türlü malzemeyle, çivi de olabilir!:) Önemli olan logunun formu değil, fikir. Gerisi uygulamaya kalıyor. Anlaşılır bir kopyasını yaptıktan sonra, insanlar üzerinde deniyorum. Soruyorum, “Bu logodan ne hissediyorsun?”. Eğer kişi, ilk baktığında benim düşündüğümle aynı şeyi söylüyorsa, beni yönlendiriyor. Yoksa devam ediyorum. Gene de alternatifli çalışıyorum, çünkü benim de ikna etmem gereken kademeler var.


    http://www.photoshopmagazin.com/dergi/2006/04/fevzi_yazici.html



    Aslında formu da önemli; bazen bir eksik veya fazladan "nokta" bile logoyu berbat edebilir ve bazen şık bir kaligrafi emsalsiz bir logo olabilir pekâlâ:







    http://selimtuncer.blogspot.com.tr/2007/03/gzellik-bizzat-mesajn-kendisi-olur.html



    Bizzat ders aldığım hocalarımdandır:



    Pm: Bilgisayarla aranız nasıl ?

    GDE: Evde iki tane dizüstü var. Bilgisayar bizim hayatımıza girdi. Bilgisayarsız bir insanın olabileceğini zannetmiyorum. Bilgisayarla üretime gelince; logo yapıyorum, afiş yapıyorum. Bunları yapan bir operatörüm var. Ben bilgisayar öğrenmeye kalkarsam çok zaman harcamam lazım ama buna vaktim yok. Çünkü benim çok profesyonel bir alanım var. Tasarımın mantığını çok iyi kavramış durumdayım, zaten hocayım. Kullandığımız alet değil, tasarım çok önemli. Ama bilgisayar kullanamadığım için eksiklik duyduğum da olmuştur. Çok iyi kullanabilseydim her şeyi kendi başıma yapardım ve bunu tercih ederdim.


    http://www.photoshopmagazin.com/dergi/2006/07/dunya_capinda_bir_buyuk_sanatci_gurbuz_dogan.html



    Ben otuz küsur yıldan beri grafik bölümünde hocayım. Grafik tasarım herhangi bir olayı, duyguyu, düşünceyi görsel olarak ifade etme biçimidir. Mutlaka bir mesaj vermesi, bir sey anlatması, bir şeyi açıklaması gerekir; görsel iletişim alanıdır. Karikatür de grafik sanatların içindeki bir daldır. Grafikte formüller vardır; örneğin yaptığınız afişin sen haraket halindeyken bile, o hız içinde hemen algilanması lazımdır. Karikatür günlük gazetelerde, dergilerde yayınlandığı için hızlı üretilmesi, bakıldığında hemen anlaşılması, içinde mizah barındırması, mesaj vermesi ve çarpıcı olması gerekir.

    http://lebriz.com/pages/lsd.aspx?lang=TR%C2%A7ionID=3&articleID=1012&bhcp=1

    http://www.gurbuz-de.com/
    "Hocam bu reklam fikirlerini hangi program buluyor?"



    http://www.youtube.com/watch?v=PBE98UMYsH0



    http://www.youtube.com/watch?v=JfUTa0eaAAc



    http://www.youtube.com/watch?v=r1MHNIuQ920



    http://www.youtube.com/watch?v=n40hScS3ez8



    http://www.youtube.com/watch?v=eZgD89VYkVc



    http://www.youtube.com/watch?v=0T8wtbd-_GY



    < Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi okuryazarcizer -- 21 Ekim 2014; 5:46:32 >




  • Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
    quote:

    Orijinalden alıntı: okuryazarcizer

    "Hocam bu reklam fikirlerini hangi program buluyor?"



    http://www.youtube.com/watch?v=PBE98UMYsH0



    http://www.youtube.com/watch?v=JfUTa0eaAAc



    http://www.youtube.com/watch?v=r1MHNIuQ920



    http://www.youtube.com/watch?v=n40hScS3ez8



    http://www.youtube.com/watch?v=eZgD89VYkVc



    http://www.youtube.com/watch?v=0T8wtbd-_GY

    Alıntıları Göster
    "Hocam bu animasyonlardaki oyunculukları hangi program yapıyor?"











    http://www.youtube.com/watch?v=XM9Pvfq1KhE

    http://www.youtube.com/watch?v=Km0QV9vGjnA



    “Bana verilen sahnenin filmdeki amacını düşünürüm öncelikle. O sahneden yönetmenin beklediği nedir? Seyirciye verilmek istenen nedir? Karakterin daha önce seslendirilmiş repliğini tekrar tekrar dinlerim ve karakterin nasıl bir şekilde ve ne tempoda hareket edeceğini kafamda canlandırmaya çalışırım. Sonra o sahneyi çeşitli şekillerde canlandırarak, durumun parodisini yaparak kendimi video kamera ile kaydederim. Performansın nasıl olacağına karar verdikten sonra da animasyona başlarım. İlk başta kaba bir animasyon hazırlayıp yönetmene gösteririm. Yönetmenden gelen yoruma göre değişiklikleri yapıp sahneyi tamamlarım.”

    http://www.turkishjournal.com/i.php?newsid=5101



    "I love characters who have this burning desire inside that they believe the impossible is possible."

    http://www.bigshinyrobot.com/25764/the-great-glen-keane-talks-about-tangled/



    http://keaneart.tumblr.com/












    < Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi okuryazarcizer -- 22 Eylül 2014; 16:03:32 >




  • Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
    quote:

    Orijinalden alıntı: okuryazarcizer

    "Hocam bu animasyonlardaki oyunculukları hangi program yapıyor?"











    http://www.youtube.com/watch?v=XM9Pvfq1KhE

    http://www.youtube.com/watch?v=Km0QV9vGjnA



    “Bana verilen sahnenin filmdeki amacını düşünürüm öncelikle. O sahneden yönetmenin beklediği nedir? Seyirciye verilmek istenen nedir? Karakterin daha önce seslendirilmiş repliğini tekrar tekrar dinlerim ve karakterin nasıl bir şekilde ve ne tempoda hareket edeceğini kafamda canlandırmaya çalışırım. Sonra o sahneyi çeşitli şekillerde canlandırarak, durumun parodisini yaparak kendimi video kamera ile kaydederim. Performansın nasıl olacağına karar verdikten sonra da animasyona başlarım. İlk başta kaba bir animasyon hazırlayıp yönetmene gösteririm. Yönetmenden gelen yoruma göre değişiklikleri yapıp sahneyi tamamlarım.”

    http://www.turkishjournal.com/i.php?newsid=5101



    "I love characters who have this burning desire inside that they believe the impossible is possible."

    http://www.bigshinyrobot.com/25764/the-great-glen-keane-talks-about-tangled/



    http://keaneart.tumblr.com/











    Alıntıları Göster
    "Hocam senaryoları hangi programda yazıyorsunuz, Wörd'de mi?"











    Hayret, sormamışlar!



    http://www.kayiprihtim.org/portal/roportajlar/george-r-r-martin-ile-%E2%80%98game-of-thrones%E2%80%99-hakkinda-soylesi/




  • Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
    |
    |




  • Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
    quote:

    Orijinalden alıntı: okuryazarcizer

    "Hocam bu kelime oyunlarını hangi program beş dakkanı almayacak şekilde şey ediyo?"



    http://www.johnlangdon.net/#ambigrams

    http://www.youtube.com/watch?feature=player_detailpage&v=RWmI8HUaCh8#t=58





    http://logopond.com/gallery/detail/109544





    http://logopond.com/gallery/detail/99284





    http://logopond.com/gallery/detail/48624





    http://logopond.com/gallery/detail/41405





    http://designbeep.com/2010/10/04/40-impressive-ambigram-logos-for-inspiration/







    "Hocam UV baskı mı bunlar?"



    http://www.mimarizm.com/haberler/HaberDetay.aspx?id=51317



    http://www.julianbeever.net














    < Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi okuryazarcizer -- 27 Eylül 2014; 17:20:34 >
    |
    |




  • Binbaşı
    1677 Mesaj
    İlk mesajınıza isterseniz tanıtıcı bir yazıda ekleyin



    < Bu ileti mini sürüm kullanılarak atıldı >
    |
    |
  • Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
    quote:

    Orijinalden alıntı: fds14

    İlk mesajınıza isterseniz tanıtıcı bir yazıda ekleyin
    "Hocam bu esprileri bulması için benim PC ye ne kadar "bellek" lâzım?



    http://erdilyasaroglu.com/

    http://www.komikaze.net/










    < Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi okuryazarcizer -- 2 Ekim 2015; 18:09:10 >
    |
    |




  • Çavuş
    70 Mesaj
    quote:

    Orijinalden alıntı: okuryazarcizer

    "Hocam bu esprileri bulması için benim PC ye ne kadar "bellek" lâzım?



    http://erdilyasaroglu.com/

    http://www.komikaze.net/









    Alıntıları Göster
    [size=6]Arkadaşlar bana da böyle bir tasarım yapacak olan var mı ?

    |
    |




  • Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
    quote:

    Orijinalden alıntı: ugurcan_baris

    [size=6]Arkadaşlar bana da böyle bir tasarım yapacak olan var mı ?



    Alıntıları Göster
    (soru yanlış başlık altına yazılmış)



    "Hocam bu logo tasarım fikirlerini korel x5 mi buluyo, yoksa ilistrasyontratör mü neyse işte?"



    http://logopond.com/gallery/detail/18766





    http://logopond.com/gallery/detail/47306





    http://logopond.com/gallery/detail/106524





    http://logopond.com/gallery/detail/217185





    http://logopond.com/gallery/detail/76758





    http://logopond.com/gallery/detail/47547





    http://logopond.com/gallery/detail/23818





    http://logopond.com/gallery/detail/62675





    http://logopond.com/gallery/detail/99284












    < Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi okuryazarcizer -- 11 Ocak 2015; 5:32:13 >
    |
    |




  • Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
    quote:

    Orijinalden alıntı: okuryazarcizer



    (19:20)

    http://www.youtube.com/watch?feature=player_detailpage&v=PE04g6bDpTY#t=1161



    http://www.yigitkoroglu.com/



    En başlarda Photoshop’a ve tablete yeterince hakim olmadığımdan, çalışmalarımı 50x35 veya 50x70 Schöller’de karakalemle çizer ve taramalarını yapar, sonra da ozalitçide bunları scan ettirip bilgisayarda renklendirmesini yapardım. Daha sonra bunun zahmetli ve uzun bir iş olduğunu aynı zamanda pek de pratik olmadığını anladım.Tabii bu yanlıştır demiyorum, aksine zahmetine rağmen daha sağlıklı ve doğal görünümü olan bir yöntemdir. İlk birkaç çalışmamı böyle yaptıktan sonra, sadece eskizleri kalem ve kağıtla çizip, Photoshop’ta bunların üzerinden lineart geçmeye başladım.Bir süre sonra bu yöntemin istediğim tarza uzak olduğunu anladım.Bunu da bir kenara bıraktıktan sonra, hala kullandığım A’dan Z’ye her şeyi Photoshop’ta çizip boyamakta karar kıldım. Bu arada kağıt ve kalemin kokusunu özlemiyor değilim. Bu yüzden elimin altında devamlı bir eskiz defterim ve birkaç yumuşaklıkta kalemlerim durur ve yatmadan önce bir sonraki konu hakkında çizimler yapıp notlar alırım. Birçok insan çizdiğim şeyler için günde 18 saat çalışmıyormuşum da, bunları sanki tabletin "auto-draw, auto-imagine, auto-illustrate" tuşları varmış, onlar yapıyor gibi yorumlarda bulunuyorlar. Evet tablet ve dijital ortam takdir edilecek yardımcılardır ancak asıl cevher beyninizdedir bence. Bu yüzden tableti yeni kullanmaya başlayan arkadaşlara bir öneri olarak, bu donanımın sadece araç olduğunu unutmamalarını ve amaçlarına yönelik daha da çok çalışmaları gerektiğini hatırlatmak isterim çünkü her gün bunu kendime hatırlatıyorum. Eğer kararlıysanız bir gün mutlaka hedefinize ulaşırsınız.

    http://www.photoshopmagazin.com/dergi/2009/04/yigit_koroglu_illustrator.html



    < Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi okuryazarcizer -- 30 Eylül 2014; 16:49:51 >
    |
    |




  • Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
    quote:

    Orijinalden alıntı: okuryazarcizer

    quote:

    Orijinalden alıntı: okuryazarcizer



    (19:20)

    http://www.youtube.com/watch?feature=player_detailpage&v=PE04g6bDpTY#t=1161



    http://www.yigitkoroglu.com/



    En başlarda Photoshop’a ve tablete yeterince hakim olmadığımdan, çalışmalarımı 50x35 veya 50x70 Schöller’de karakalemle çizer ve taramalarını yapar, sonra da ozalitçide bunları scan ettirip bilgisayarda renklendirmesini yapardım. Daha sonra bunun zahmetli ve uzun bir iş olduğunu aynı zamanda pek de pratik olmadığını anladım.Tabii bu yanlıştır demiyorum, aksine zahmetine rağmen daha sağlıklı ve doğal görünümü olan bir yöntemdir. İlk birkaç çalışmamı böyle yaptıktan sonra, sadece eskizleri kalem ve kağıtla çizip, Photoshop’ta bunların üzerinden lineart geçmeye başladım.Bir süre sonra bu yöntemin istediğim tarza uzak olduğunu anladım.Bunu da bir kenara bıraktıktan sonra, hala kullandığım A’dan Z’ye her şeyi Photoshop’ta çizip boyamakta karar kıldım. Bu arada kağıt ve kalemin kokusunu özlemiyor değilim. Bu yüzden elimin altında devamlı bir eskiz defterim ve birkaç yumuşaklıkta kalemlerim durur ve yatmadan önce bir sonraki konu hakkında çizimler yapıp notlar alırım. Birçok insan çizdiğim şeyler için günde 18 saat çalışmıyormuşum da, bunları sanki tabletin "auto-draw, auto-imagine, auto-illustrate" tuşları varmış, onlar yapıyor gibi yorumlarda bulunuyorlar. Evet tablet ve dijital ortam takdir edilecek yardımcılardır ancak asıl cevher beyninizdedir bence. Bu yüzden tableti yeni kullanmaya başlayan arkadaşlara bir öneri olarak, bu donanımın sadece araç olduğunu unutmamalarını ve amaçlarına yönelik daha da çok çalışmaları gerektiğini hatırlatmak isterim çünkü her gün bunu kendime hatırlatıyorum. Eğer kararlıysanız bir gün mutlaka hedefinize ulaşırsınız.

    http://www.photoshopmagazin.com/dergi/2009/04/yigit_koroglu_illustrator.html

    Alıntıları Göster
    http://emrahelmasli.com/







    Bir tasarım yapmaya karar verdiğinizde, Öncelikle ne yaparsınız?

    Öncelikle yaptığım, ön hazırlık ve araştırmadır. Hazırlayacağım tasarım için herhangi bir referans gerekiyorsa, elimin altında olan kitaplardan veya Internet’ten araştırmalar yaparım. Ardından topladığım referanslardan da aldığım destekle kâğıt üzerinde küçük eksizler yaparım. Bunlar genelde 5 – 6 Cm genişliğindeki tamamen lekesel ya da kısmen çizgisel siluet çalışmalarıdır.



    Tasarımın ana hatlarını genellikle kâğıt üzerinde veririm. Sonrasında hoşuma giden eksizlerin üzerine biraz daha gidip detaylandırırım. Finalde de bu eksizleri tarayıcı aracılığıyla tarayıp, bilgisayara aktarırım. Boyamak için de Photoshop ya da Corel Painter kullanırım.



    Kullandığınız araç ve ekipmanlar neler?

    Temel malzemelerim tabii ki de kâğıt ve kalemdir. İşimin gereği çoğunlukla bilgisayar üzerine çalıştığım için PC ya da Mac, bir tarayıcı, dijital olarak çizim ve boyama yapmak için A4 ya da A3 boyutlarında dijital tablet (ben Wacom marka tabletleri tercih ediyorum) ve de Adobe Photoshop ile Corel Painter yazılımları… Bunların dışında genelde başka bir araca ihtiyaç duymuyorum.


    http://www.merlininkazani.com/Fable_III__Emrah_Elmasli_Roportaji-oyun_roportaj-3576p1.html



    Özellikle çizmeyi amaç edinen ve hayatını bu şekilde idame ettirmek isteyenler bilgisayarı, tableti bir köşeye koyup her gün doğru düzgün, kağıt kalemle çizip desen tekniklerini geliştirsinler. Direk dijital ortama dalıp hüsrana uğrayan çok kişi gördüm. Eninde sonunda boyamayı öğrenirsiniz ama çizginizi ve form algınızı yeteri kadar geliştirmediyseniz yanlış çizgileri ve formları boyarsınız. Geçen zaman bir daha geri gelmiyor. Bu bence akıllarının bir köşesinde bulunsun…

    http://frpnet.net/roportajlar/emrah-elmasli-ile-roportaj










    < Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi okuryazarcizer -- 16 Aralık 2014; 17:34:27 >
    |
    |




  • Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
    quote:

    Orijinalden alıntı: okuryazarcizer

    http://emrahelmasli.com/







    Bir tasarım yapmaya karar verdiğinizde, Öncelikle ne yaparsınız?

    Öncelikle yaptığım, ön hazırlık ve araştırmadır. Hazırlayacağım tasarım için herhangi bir referans gerekiyorsa, elimin altında olan kitaplardan veya Internet’ten araştırmalar yaparım. Ardından topladığım referanslardan da aldığım destekle kâğıt üzerinde küçük eksizler yaparım. Bunlar genelde 5 – 6 Cm genişliğindeki tamamen lekesel ya da kısmen çizgisel siluet çalışmalarıdır.



    Tasarımın ana hatlarını genellikle kâğıt üzerinde veririm. Sonrasında hoşuma giden eksizlerin üzerine biraz daha gidip detaylandırırım. Finalde de bu eksizleri tarayıcı aracılığıyla tarayıp, bilgisayara aktarırım. Boyamak için de Photoshop ya da Corel Painter kullanırım.



    Kullandığınız araç ve ekipmanlar neler?

    Temel malzemelerim tabii ki de kâğıt ve kalemdir. İşimin gereği çoğunlukla bilgisayar üzerine çalıştığım için PC ya da Mac, bir tarayıcı, dijital olarak çizim ve boyama yapmak için A4 ya da A3 boyutlarında dijital tablet (ben Wacom marka tabletleri tercih ediyorum) ve de Adobe Photoshop ile Corel Painter yazılımları… Bunların dışında genelde başka bir araca ihtiyaç duymuyorum.


    http://www.merlininkazani.com/Fable_III__Emrah_Elmasli_Roportaji-oyun_roportaj-3576p1.html



    Özellikle çizmeyi amaç edinen ve hayatını bu şekilde idame ettirmek isteyenler bilgisayarı, tableti bir köşeye koyup her gün doğru düzgün, kağıt kalemle çizip desen tekniklerini geliştirsinler. Direk dijital ortama dalıp hüsrana uğrayan çok kişi gördüm. Eninde sonunda boyamayı öğrenirsiniz ama çizginizi ve form algınızı yeteri kadar geliştirmediyseniz yanlış çizgileri ve formları boyarsınız. Geçen zaman bir daha geri gelmiyor. Bu bence akıllarının bir köşesinde bulunsun…

    http://frpnet.net/roportajlar/emrah-elmasli-ile-roportaj









    Alıntıları Göster
    "Bugünlerde öğrencilerime sık sık şunu hatırlatıyorum; birçok kişi çok çok iyi çizim yapıyor ve rekabet daha da artıyor, ancak fark yaratacak olan şey yaratıcılığınızdır."

    http://www.dijimecmua.com/flash/index.php?id=1003&page=96

    http://www.hubert-tassin.com/



    "Çizmeyi öğrenmek gerçekten uzun yıllar alıyor, çizimi düşünmeyi bırakıp tasarımı düşünmek. Ancak o zaman gerçekten fikirler üzerinde yoğunlaşılıyor. 'Nasıl çiziyorsunuz? Ne kullanıyorsunuz?' diye bir sürü e-mail alıyorum. Eğer güzel çizime odaklanırsanız tüm tasarımı unutursunuz. Bu tehlikelidir.”

    http://www.haraldbelker.com/
    |
    |




  • Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
    quote:

    Orijinalden alıntı: okuryazarcizer

    "Bugünlerde öğrencilerime sık sık şunu hatırlatıyorum; birçok kişi çok çok iyi çizim yapıyor ve rekabet daha da artıyor, ancak fark yaratacak olan şey yaratıcılığınızdır."

    http://www.dijimecmua.com/flash/index.php?id=1003&page=96

    http://www.hubert-tassin.com/



    "Çizmeyi öğrenmek gerçekten uzun yıllar alıyor, çizimi düşünmeyi bırakıp tasarımı düşünmek. Ancak o zaman gerçekten fikirler üzerinde yoğunlaşılıyor. 'Nasıl çiziyorsunuz? Ne kullanıyorsunuz?' diye bir sürü e-mail alıyorum. Eğer güzel çizime odaklanırsanız tüm tasarımı unutursunuz. Bu tehlikelidir.”

    http://www.haraldbelker.com/

    Alıntıları Göster
    http://www.ozguraydogdu.com/



    Bu branşla ilgilenen genç arkadaşlara tavsiyelerin olur mu?



    3D programlarını çok iyi öğrenmek, araçlara ve tekniklere hakim olmak, tutorial izlemek tabii ki çok önemli ama yaptığımız iş doğrudan görsel sanatlarla ilgili olduğundan, her animasyon sektörü emekçisi için bence en temel şey artistik gözümüzü sürekli geliştirmek. Bu yüzden hangi branş olursa olsun; renk teorisini, kompozisyonu bilmek, iyi olan bir işin neden iyi olduğunu anlamaya çalışmak, bol bol izlemek, takip etmek ve sürekli beslenmek görsel algımız için çok önemli. Günümüzde bütün sanat dalları birbirinin içine geçmiş durumda. Özellikle fotoğraf, sinema, heykel ve resimle çok şey paylaştığımızı düşünüyorum.


    http://www.animasyongastesi.com/ozgur-aydogdu-ile-karakter-rigleme-uzerine/



    Hareketli Grafik Tasarım alanında çalışmak isteyen ya da yeni başlayanlar için önerilerin neler?



    Tavsiyem biraz genel olacak. Hareketli grafik tasarımı yada genel olarak “görsel efekt tasarımı” tercih edenler için öncelikle Sabırlı olmak gerekli, programları gerçekten öğrenmek, sizi en ufak şekilde sınırlamadıkları anda mümkün olabiliyor. Bu süreç yıllar sürebilir. Işık bilgisi, estetik vb. şeyler sonradan açılan 3.bir göz gibi ve bu göz her geçen gün daha fazla görmeye başlıyor. O gördükçe sizin dünyaya bakışınız değişiyor. Yani özetle bu alanda çalışmak isteyenlere bir tavsiyem yok. Bir şekilde 5-6 ayını program başında geçiren bir kişi zaten iş bulabiliyor ama gerçekten işin sanatına odaklanıp, yaptıklarınızla mutlu olmayı seçerseniz kendinize zaman vermek ve sürekli bir şeyler yapmayı deneyip, gelişmek başarı için en uygun yol.


    http://www.barisatiker.com/9078/roportaj-tiber-ergur/

    https://vimeo.com/tiber



    < Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi okuryazarcizer -- 17 Ağustos 2015; 22:33:28 >




  • Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
    quote:

    Orijinalden alıntı: okuryazarcizer

    http://www.ozguraydogdu.com/



    Bu branşla ilgilenen genç arkadaşlara tavsiyelerin olur mu?



    3D programlarını çok iyi öğrenmek, araçlara ve tekniklere hakim olmak, tutorial izlemek tabii ki çok önemli ama yaptığımız iş doğrudan görsel sanatlarla ilgili olduğundan, her animasyon sektörü emekçisi için bence en temel şey artistik gözümüzü sürekli geliştirmek. Bu yüzden hangi branş olursa olsun; renk teorisini, kompozisyonu bilmek, iyi olan bir işin neden iyi olduğunu anlamaya çalışmak, bol bol izlemek, takip etmek ve sürekli beslenmek görsel algımız için çok önemli. Günümüzde bütün sanat dalları birbirinin içine geçmiş durumda. Özellikle fotoğraf, sinema, heykel ve resimle çok şey paylaştığımızı düşünüyorum.


    http://www.animasyongastesi.com/ozgur-aydogdu-ile-karakter-rigleme-uzerine/



    Hareketli Grafik Tasarım alanında çalışmak isteyen ya da yeni başlayanlar için önerilerin neler?



    Tavsiyem biraz genel olacak. Hareketli grafik tasarımı yada genel olarak “görsel efekt tasarımı” tercih edenler için öncelikle Sabırlı olmak gerekli, programları gerçekten öğrenmek, sizi en ufak şekilde sınırlamadıkları anda mümkün olabiliyor. Bu süreç yıllar sürebilir. Işık bilgisi, estetik vb. şeyler sonradan açılan 3.bir göz gibi ve bu göz her geçen gün daha fazla görmeye başlıyor. O gördükçe sizin dünyaya bakışınız değişiyor. Yani özetle bu alanda çalışmak isteyenlere bir tavsiyem yok. Bir şekilde 5-6 ayını program başında geçiren bir kişi zaten iş bulabiliyor ama gerçekten işin sanatına odaklanıp, yaptıklarınızla mutlu olmayı seçerseniz kendinize zaman vermek ve sürekli bir şeyler yapmayı deneyip, gelişmek başarı için en uygun yol.


    http://www.barisatiker.com/9078/roportaj-tiber-ergur/

    https://vimeo.com/tiber

    Alıntıları Göster
    Hemen herkesin sürekli yazılımlarla ilgili soru sorması; tasarım prensipleri, fikir, çözüm ve buluşla hiçbir derdinin olmaması kimsenin dikkatini çekmiyor mu?



    Çekmiyor çünkü bunun çok derin kültürel nedenlerini ve "kollektif şuur"la yakın alakasını idrak edecek şuuru ara ki bulasın... Şimdi kimse kusura bakmasın:



    1- Genelde zaten düşük olan IQ düzeylerinin düşünmeye düşünmeye iyice dibi bulması; bir nevi gerizekalılıkta irtifa kaybetme.

    2- Okuma, düşünme ve merak gibi insanî özelliklerin "sefil kitle kültürü" içinde yitip gitmesi. Cep, maç, zararlı alışkanlıklar ve karı-kız lakırdılarıyla zavallı hayatlarını telef eden gençlerin bir satırlık olsun bir dünya görüşü ve hayat felsesinin olmaması. Şuursuzluk.

    3- Çökmüş eğitim sistemi. "Hoca ....urursa" veya "kelin ilacı olsa başına sürer" hesabı, sadece KPSS'yi vererek kapağı bir okula atıp üç beş kuruşu cebe atmaktan başka derdi olmayan, yıllarca üç beş cümle ingilizce konuşmayı bile öğretemeyen sözümona "öğretmen sürüsü"ne emanet edilmiş zavallı çocuklar.

    4- Teknolojiye tapınma: Batı ve modernleşme karşısındaki yüz küsür yıllık "yenilgi"nin izlerinin ta genlerimize kadar işlemesi. Dolaysıyla bir mütefekkirin ifadesiyle teknoloji karşısında tıpkı "yamyamsı" şaşkınlık hali: "Adam bi düğmeye basıyo aabi!..."



    Evet, daha yazılacak pek çok şey var ama şimdilik bunlarla iktifa edelim:



    Akif ne diyordu?

    Alınız ilmini Garb'ın alınız san'atını

    Veriniz mesainize hem de son sür'atını.



    Akif, Garb'ın ilim ve sanatını (bilim ve teknolojisini), yine Garb'ın ahlâkının mümkün kıldığını dikkate almamıştı. Alamazdı da. Çünkü devrin bütün aydınları gibi o da hakim paradigmanın etkisinde düşünüyor ve yazıyordu. Devrin fikir cereyanları içerisinde, zannedildiği gibi, Batı'nın bilim ve teknolojisine muhalif kimse yoktu. Modernleşmenin öncüsü, başından itibaren "ulema" sınıfıydı.



    Ulema'nın modernleşme yanlısı tutumu nedense sığ kafalarca görmezden gelinir. Oysa ulema —bir sınıf olarak— hep gücün, yani devletin yanında hareket etmiştir, ve devleti güçlendirecek hususlarda sorun çıkardığı hiç ama hiç görülmemiştir. Sünnî geleneğin bilinen bir özelliğidir. Şimdi olduğu gibi o yıllarda da "zamanın ruhu" az veya çok hepsinin damarlarında akıyordu; ve günü kurtarmak, günü kurtaracak yorumlar üretmekle mümkün olabilirdi. Ulema ve aydınların vazifesi de iktidara bu lojistik (entelektüel) desteği sağlamaktan ibaretti.


    http://www.yenisafak.com.tr/yazarlar/DucaneCundioglu/lavaboda-abdest-almak/9036



    Bir kere Ar-Ge denilen Araştırma-Geliştirme bizde yaygın değil. Şirketler ve tabii devlet tek işi araştırma geliştirme olacak bir alana yeteri kadar bütçe ayırmıyor.

    Milli Eğitim sistemi bir türlü yerli yerine oturtulamadığı için çocuklar ve gençler alttan sağlam yetişmiyor. Bilginin çok önemli bir değer olduğu öğretilemiyor. Hemen herkes çabuk zengin olmanın peşinde olduğu için okumak, araştırmak, merak duymak kimseye cazip gelmiyor.


    http://www.haber7.com/yazarlar/cem-kucuk/808571-turkler-yaratici-degildir-cunku



    BU devirde, bilhassa gençlerde, şu üç konuda büyük yetersizlik görülüyor: (1) Dikkat, (2) Merak, (3) Hafıza.



    Dikkatler dağılmış vaziyette, dikkatin ne olduğunu bilmek için psikoloji okumuş olmak gerekir. Adam bakıyor, sanki görüyor ama aslında görmüyor... Hiçbir şeye dikkat edemiyor. Hafıza derseniz son derece silik ve dağınık.



    Adamcağız bendenize "Şevki Bey, yazılarınızı yirmi yıldan beri takip ediyorum..." diyor. Sen yirmi yıl yazımı oku ve ismimin Şevket olduğunu bilme, olacak şey değil.



    Galata köprüsünden şimdiye kadar binlerce defa geçmiş, geçmiş ama Süleymaniye Camiinin kaç minaresi olduğunu bilmiyor.



    Millette merak diye bir şey kalmamış. Atina'ya turistik bir seyahat yapıyor, orada üç tam gün kalıyor ve Benaki Müzesini ziyaret etmiyor. Ya Rabbi bu ne korkunç meraksızlıktır.



    İstanbul'un kıyı kenar bir semtinde Piyalepaşa Camii vardır. Mimar Sinan'ın bambaşka bir üslupla inşa ettiği harika bir sanat ve mimarlık eseridir. Türkiye Müslümanları yeteri kadar medeni olsalardı, her gün oraya gruplar halinde gider, seyrederlerdi.







    Mimarlık sanatı bakımından değerli ve üstün olan bir camiye, bir binaya, bir köprüye bakmanın onu doya doya, derin derin seyretmenin stres giderici, şifa verici bir tesiri olduğunu duymuş muydunuz? Böyle bir şifa herkese nasip olmaz. Değerini bilerek, anlayarak, idrak ederek seyredeceksiniz; bakışlarınız size zevk ve haz kazandıracak.



    Bundan on beş sene kadar önce Dolmabahçe Sarayında bir tarihî hilyeler sergisi açılmıştı. Serginin tertipçisi Turgay Bey, üzüntülü ve şikâyetçiydi, "Müslüman kesimin kodamanlarından, üst tabakasından, güçlülerinden hiç kimse gelmedi" diyordu.



    Çirkin bir bina insanın içini karartır, biz bunun da farkında değiliz.



    İçindeki bilgiler faydalı, güzel bir kitap düşününüz. Kağıdı sanatlı bir kağıt, hurufat karakteri o da sanatlı, cildi bir harika, yan kağıdı nefis bir ebru, insan bu kitabı okurken hem muhteva (içerik) hem şekil dolayısıyla birkaç çeşit zevk duyar. Avrupa'da kitapseverler için böyle lüks ve orijinal baskılar yapılıyor, numaralanıp meraklılarına satılıyor. Bizde merak yok ki, böyle kitap basılsın, satılsın...



    Hafızasızlık niçin bu kadar yaygın?



    1. Harama çok bakılıyor, harama bakmak hafızasızlığa yol açar.



    2. Çok haram yeniyor.



    3. Toplum "şifahî toplum" oldu. İnsanlar unutmamak için bazı bilgileri defterlere yazmıyor. Medenî toplumlar aynı zamanda yazılı toplumdur. Yazılması gereken şeyi yazarlar, not ederler.



    Dikkat, merak ve hafıza eğitimle güçlendirilir ve geliştirilir. Bizde böyle bir eğitim yok.



    Türkçenin arı, duru, sade suya tirit, öz, yozlaşmış, erozyona uğramış bir dil haline gelmesi, kültürümüze, bu arada dikkatimize, merakımıza, hafızamıza büyük zararlar verdi.



    Ali Emirî Efendi miydi acaba, kudemadan bir zatın Osmanlı edebiyatından 10 bin beyti ezbere bildiğini okumuş veya duymuştum.



    1950'li yıllarda gazetelerde köşe yazısı kaleme alan eski muharrirler, fıkralarını (o tarihlerde köşe yazısına fıkra denirdi) divan edebiyatından seçilmiş beyitler, mısralar, kıt'a veya rubailerle süslerlerdi. Çünkü onların hafızasında böyle yüzlerce beyit, mısra, kıt'a vardı.



    Geçen sene bir İmam-Hatip talebesi gördüm, Ziya Paşa'nın terkib-i bend ve terci-i bendini ezberlemişti. Bu öğrencinin bir ikincisinin çıkacağını hiç sanmam.


    (Mehmet Şevket Eygi)



    Evet yedi üniversitemiz az zamanda 177'ye çıktı.



    Bununla övünelim mi?



    İsteyen övünsün.



    Bir örnek vereyim de ondan sonra övünsün. Tarih hocası olan oğlum öğretmen odasında otururken yanında yeni mezun bir bayan tarihçi bilmece çözüyormuş. Bir ara oğluma dönüp "Hocam affedersiniz" "muhasara" ne demek? diye sormuş.



    Bunu soran yeni mezun bir tarihçi.



    Sekiz zayıf ile sınıf geçenlerden olmalı. Mutlaka dizüstü bilgisayarı da vardır.


    http://www.yenisafak.com.tr/yazarlar/?t=21.09.2011&y=MustafaKutlu



    Eski Türk filmlerinde Cüneyt Arkın’ın “Naayır! Benim oğlum nokuyacak, büyük adam olacak!” nidaları kulaklarınızda çınlayacaktır. “Okuyup adam olmak” düşüncesi Türk kültür kodları arasında sağlam bir yer teşkil eder. Bence burada, “okuma”nın niteliğinden çok sonuçları önemsenmektedir. Nitekim bugün de, okullarımızın niteliği pek tartışılmaz, ama üniversite kapılarında yığılma, yani “okuyamama” daha fazla gündemimizi işgal eder. Aslında “okumak” Türk toplumu için iş sahibi olmak demektir.



    Osmanlı’nın son dönemlerinde modern okulların kurulması çeşitli pratik ihtiyaçlar sayesinde oldu. Osmanlı ordusu savaşlarda eski başarılarını sürdüremez duruma düşünce ordunun modernizasyonu ve güçlendirilmesi amacıyla Mekteb-i Harbiye, Tophâne, Mühendishâne-i Bahrî-i Hümâyûn, Mühendishâne-i Berrî-i Hümâyûn gibi okulllar kuruldu. Ordunun hasta ve yaralı erlerine bakılmak için açılan Tıbhâne-i Âmire ve Cerrahhâne-i Mâmûre’nin adı sonradan Mekteb-i Tıbbiye-i Askeriye oldu. Kurulan Askerî Baytar Mektebi’nin işlevi ise, savaşlarda yaralanan atlara bakacak baytarlar yetiştirmekti. Tıp ve baytarlık okulları çok sonradan sivilleşmişlerdir.



    Tam burada, ünlü tarihçimiz İlber Ortaylı’nın şu tespitlerine göz atmakta yarar var:



    “Türk inkılâbı teknik eğitime daha eskiden başladığı için olsa gerek, mühendislik konusunda nihaî başarıya ulaşmıştır. Türk inkılâbı tababet konusunda da nihaî başarıya ulaşmıştır. Bugün Türkiye mühendislik ülkelerinden birisidir, çok yakında da tababet, hekimlik ülkelerinden birisi haline gelecektir. Fakat Türk inkılâbı; hukukçuluk, hukukşinaslık dalında yeterince parlak, başarılı bir icraat gösterememiştir ve bugüne kadar hukuk inkılâbımız tamamlanmamıştır. Gerçi bunu hukukçulara söylediğiniz zaman reddederler, ama benzer dallarda da böyle bir eksiklik söz konusudur, bunlardan biri de Türk inkılâbının, Türk toplumunun değişmesinin edebiyat sahasında kendini ifade edememesidir. Dahası Türk inkılâbı içtimaî ilimler ve tarih sahasında kendisini tamamlayamamıştır. Türkiye finans sahasında birtakım bürokratlar, birtakım uzmanlar yetiştirmiş olabilir ama, bu demek değildir ki, Türk inkılâbı iktisat ilmi sahasında kendini tamamlamıştır. O sahada da tamamlamamıştır.” (Avrupa ve Biz, İlber Ortaylı, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 3. Baskı, 2007, Sayfa: 85-86)



    “Fransa’da Flaubert Salambo’yu yazmış; Madam Bovarie’yi yazmış, Balzac var. Rusya’da Tolstoy çıkmış... Tolstoy’un Anna Karenina’yı yazdığı yıllarda, düşünün, bizim Şemseddin Sami: ‘Türk milletinin romanı yok.’ diyor ve Taaşşuk-ı Talat ve Fıtnat diye iptidaî bir roman yazıyor. Karşı taraf, artık bütün klasik devri, modern romantik devri vs. bitirmiş, naturalist tiyatro devri başlamış, Çehov’lar, Ibsen’ler ortalığı tutmuş.” (a.g.e. Sayfa: 96)



    Gördüğünüz gibi Ortaylı, mühendislik ve tıp alanları dışındaki yetersizliklerimizi, tarihsel süreci analiz ederek çok anlaşılır biçimde ortaya koyuyor. Hukuk, iktisat, tarih ve içtimaî ilimlerde Türk inkılâbının tamamlanmamış olması, aslında toplum olarak tek kanatla uçmaya çalışmaktan farksızdır. Ortaylı’nın kısaca “içtimaî ilimler” olarak ifade ettiği sosyal bilimlerin altında hangi dallar olduğunu hatırlarsak, kanatsız uçmaya çalıştığımızı bile düşünebiliriz. Bazılarını sayalım: Antropoloji, iletişim bilimleri, ekonomi, eğitim bilimleri, uluslararası ilişkiler, dilbilim, siyasetbilim, psikoloji, sosyoloji, filoloji, işletme ve felsefe...


    http://selimtuncer.blogspot.com.tr/2009/06/beni-ne-doktorlar-ne-muhendisler-ne.html



    < Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi okuryazarcizer -- 14 Mayıs 2015; 13:26:15 >




  • Binbaşı
    1408 Mesaj
    quote:

    Orijinalden alıntı: okuryazarcizer

    Hemen herkesin sürekli yazılımlarla ilgili soru sorması; tasarım prensipleri, fikir, çözüm ve buluşla hiçbir derdinin olmaması kimsenin dikkatini çekmiyor mu?



    Çekmiyor çünkü bunun çok derin kültürel nedenlerini ve "kollektif şuur"la yakın alakasını idrak edecek şuuru ara ki bulasın... Şimdi kimse kusura bakmasın:



    1- Genelde zaten düşük olan IQ düzeylerinin düşünmeye düşünmeye iyice dibi bulması; bir nevi gerizekalılıkta irtifa kaybetme.

    2- Okuma, düşünme ve merak gibi insanî özelliklerin "sefil kitle kültürü" içinde yitip gitmesi. Cep, maç, zararlı alışkanlıklar ve karı-kız lakırdılarıyla zavallı hayatlarını telef eden gençlerin bir satırlık olsun bir dünya görüşü ve hayat felsesinin olmaması. Şuursuzluk.

    3- Çökmüş eğitim sistemi. "Hoca ....urursa" veya "kelin ilacı olsa başına sürer" hesabı, sadece KPSS'yi vererek kapağı bir okula atıp üç beş kuruşu cebe atmaktan başka derdi olmayan, yıllarca üç beş cümle ingilizce konuşmayı bile öğretemeyen sözümona "öğretmen sürüsü"ne emanet edilmiş zavallı çocuklar.

    4- Teknolojiye tapınma: Batı ve modernleşme karşısındaki yüz küsür yıllık "yenilgi"nin izlerinin ta genlerimize kadar işlemesi. Dolaysıyla bir mütefekkirin ifadesiyle teknoloji karşısında tıpkı "yamyamsı" şaşkınlık hali: "Adam bi düğmeye basıyo aabi!..."



    Evet, daha yazılacak pek çok şey var ama şimdilik bunlarla iktifa edelim:



    Akif ne diyordu?

    Alınız ilmini Garb'ın alınız san'atını

    Veriniz mesainize hem de son sür'atını.



    Akif, Garb'ın ilim ve sanatını (bilim ve teknolojisini), yine Garb'ın ahlâkının mümkün kıldığını dikkate almamıştı. Alamazdı da. Çünkü devrin bütün aydınları gibi o da hakim paradigmanın etkisinde düşünüyor ve yazıyordu. Devrin fikir cereyanları içerisinde, zannedildiği gibi, Batı'nın bilim ve teknolojisine muhalif kimse yoktu. Modernleşmenin öncüsü, başından itibaren "ulema" sınıfıydı.



    Ulema'nın modernleşme yanlısı tutumu nedense sığ kafalarca görmezden gelinir. Oysa ulema —bir sınıf olarak— hep gücün, yani devletin yanında hareket etmiştir, ve devleti güçlendirecek hususlarda sorun çıkardığı hiç ama hiç görülmemiştir. Sünnî geleneğin bilinen bir özelliğidir. Şimdi olduğu gibi o yıllarda da "zamanın ruhu" az veya çok hepsinin damarlarında akıyordu; ve günü kurtarmak, günü kurtaracak yorumlar üretmekle mümkün olabilirdi. Ulema ve aydınların vazifesi de iktidara bu lojistik (entelektüel) desteği sağlamaktan ibaretti.


    http://www.yenisafak.com.tr/yazarlar/DucaneCundioglu/lavaboda-abdest-almak/9036



    Bir kere Ar-Ge denilen Araştırma-Geliştirme bizde yaygın değil. Şirketler ve tabii devlet tek işi araştırma geliştirme olacak bir alana yeteri kadar bütçe ayırmıyor.

    Milli Eğitim sistemi bir türlü yerli yerine oturtulamadığı için çocuklar ve gençler alttan sağlam yetişmiyor. Bilginin çok önemli bir değer olduğu öğretilemiyor. Hemen herkes çabuk zengin olmanın peşinde olduğu için okumak, araştırmak, merak duymak kimseye cazip gelmiyor.


    http://www.haber7.com/yazarlar/cem-kucuk/808571-turkler-yaratici-degildir-cunku



    BU devirde, bilhassa gençlerde, şu üç konuda büyük yetersizlik görülüyor: (1) Dikkat, (2) Merak, (3) Hafıza.



    Dikkatler dağılmış vaziyette, dikkatin ne olduğunu bilmek için psikoloji okumuş olmak gerekir. Adam bakıyor, sanki görüyor ama aslında görmüyor... Hiçbir şeye dikkat edemiyor. Hafıza derseniz son derece silik ve dağınık.



    Adamcağız bendenize "Şevki Bey, yazılarınızı yirmi yıldan beri takip ediyorum..." diyor. Sen yirmi yıl yazımı oku ve ismimin Şevket olduğunu bilme, olacak şey değil.



    Galata köprüsünden şimdiye kadar binlerce defa geçmiş, geçmiş ama Süleymaniye Camiinin kaç minaresi olduğunu bilmiyor.



    Millette merak diye bir şey kalmamış. Atina'ya turistik bir seyahat yapıyor, orada üç tam gün kalıyor ve Benaki Müzesini ziyaret etmiyor. Ya Rabbi bu ne korkunç meraksızlıktır.



    İstanbul'un kıyı kenar bir semtinde Piyalepaşa Camii vardır. Mimar Sinan'ın bambaşka bir üslupla inşa ettiği harika bir sanat ve mimarlık eseridir. Türkiye Müslümanları yeteri kadar medeni olsalardı, her gün oraya gruplar halinde gider, seyrederlerdi.







    Mimarlık sanatı bakımından değerli ve üstün olan bir camiye, bir binaya, bir köprüye bakmanın onu doya doya, derin derin seyretmenin stres giderici, şifa verici bir tesiri olduğunu duymuş muydunuz? Böyle bir şifa herkese nasip olmaz. Değerini bilerek, anlayarak, idrak ederek seyredeceksiniz; bakışlarınız size zevk ve haz kazandıracak.



    Bundan on beş sene kadar önce Dolmabahçe Sarayında bir tarihî hilyeler sergisi açılmıştı. Serginin tertipçisi Turgay Bey, üzüntülü ve şikâyetçiydi, "Müslüman kesimin kodamanlarından, üst tabakasından, güçlülerinden hiç kimse gelmedi" diyordu.



    Çirkin bir bina insanın içini karartır, biz bunun da farkında değiliz.



    İçindeki bilgiler faydalı, güzel bir kitap düşününüz. Kağıdı sanatlı bir kağıt, hurufat karakteri o da sanatlı, cildi bir harika, yan kağıdı nefis bir ebru, insan bu kitabı okurken hem muhteva (içerik) hem şekil dolayısıyla birkaç çeşit zevk duyar. Avrupa'da kitapseverler için böyle lüks ve orijinal baskılar yapılıyor, numaralanıp meraklılarına satılıyor. Bizde merak yok ki, böyle kitap basılsın, satılsın...



    Hafızasızlık niçin bu kadar yaygın?



    1. Harama çok bakılıyor, harama bakmak hafızasızlığa yol açar.



    2. Çok haram yeniyor.



    3. Toplum "şifahî toplum" oldu. İnsanlar unutmamak için bazı bilgileri defterlere yazmıyor. Medenî toplumlar aynı zamanda yazılı toplumdur. Yazılması gereken şeyi yazarlar, not ederler.



    Dikkat, merak ve hafıza eğitimle güçlendirilir ve geliştirilir. Bizde böyle bir eğitim yok.



    Türkçenin arı, duru, sade suya tirit, öz, yozlaşmış, erozyona uğramış bir dil haline gelmesi, kültürümüze, bu arada dikkatimize, merakımıza, hafızamıza büyük zararlar verdi.



    Ali Emirî Efendi miydi acaba, kudemadan bir zatın Osmanlı edebiyatından 10 bin beyti ezbere bildiğini okumuş veya duymuştum.



    1950'li yıllarda gazetelerde köşe yazısı kaleme alan eski muharrirler, fıkralarını (o tarihlerde köşe yazısına fıkra denirdi) divan edebiyatından seçilmiş beyitler, mısralar, kıt'a veya rubailerle süslerlerdi. Çünkü onların hafızasında böyle yüzlerce beyit, mısra, kıt'a vardı.



    Geçen sene bir İmam-Hatip talebesi gördüm, Ziya Paşa'nın terkib-i bend ve terci-i bendini ezberlemişti. Bu öğrencinin bir ikincisinin çıkacağını hiç sanmam.


    (Mehmet Şevket Eygi)



    Evet yedi üniversitemiz az zamanda 177'ye çıktı.



    Bununla övünelim mi?



    İsteyen övünsün.



    Bir örnek vereyim de ondan sonra övünsün. Tarih hocası olan oğlum öğretmen odasında otururken yanında yeni mezun bir bayan tarihçi bilmece çözüyormuş. Bir ara oğluma dönüp "Hocam affedersiniz" "muhasara" ne demek? diye sormuş.



    Bunu soran yeni mezun bir tarihçi.



    Sekiz zayıf ile sınıf geçenlerden olmalı. Mutlaka dizüstü bilgisayarı da vardır.


    http://www.yenisafak.com.tr/yazarlar/?t=21.09.2011&y=MustafaKutlu



    Eski Türk filmlerinde Cüneyt Arkın’ın “Naayır! Benim oğlum nokuyacak, büyük adam olacak!” nidaları kulaklarınızda çınlayacaktır. “Okuyup adam olmak” düşüncesi Türk kültür kodları arasında sağlam bir yer teşkil eder. Bence burada, “okuma”nın niteliğinden çok sonuçları önemsenmektedir. Nitekim bugün de, okullarımızın niteliği pek tartışılmaz, ama üniversite kapılarında yığılma, yani “okuyamama” daha fazla gündemimizi işgal eder. Aslında “okumak” Türk toplumu için iş sahibi olmak demektir.



    Osmanlı’nın son dönemlerinde modern okulların kurulması çeşitli pratik ihtiyaçlar sayesinde oldu. Osmanlı ordusu savaşlarda eski başarılarını sürdüremez duruma düşünce ordunun modernizasyonu ve güçlendirilmesi amacıyla Mekteb-i Harbiye, Tophâne, Mühendishâne-i Bahrî-i Hümâyûn, Mühendishâne-i Berrî-i Hümâyûn gibi okulllar kuruldu. Ordunun hasta ve yaralı erlerine bakılmak için açılan Tıbhâne-i Âmire ve Cerrahhâne-i Mâmûre’nin adı sonradan Mekteb-i Tıbbiye-i Askeriye oldu. Kurulan Askerî Baytar Mektebi’nin işlevi ise, savaşlarda yaralanan atlara bakacak baytarlar yetiştirmekti. Tıp ve baytarlık okulları çok sonradan sivilleşmişlerdir.



    Tam burada, ünlü tarihçimiz İlber Ortaylı’nın şu tespitlerine göz atmakta yarar var:



    “Türk inkılâbı teknik eğitime daha eskiden başladığı için olsa gerek, mühendislik konusunda nihaî başarıya ulaşmıştır. Türk inkılâbı tababet konusunda da nihaî başarıya ulaşmıştır. Bugün Türkiye mühendislik ülkelerinden birisidir, çok yakında da tababet, hekimlik ülkelerinden birisi haline gelecektir. Fakat Türk inkılâbı; hukukçuluk, hukukşinaslık dalında yeterince parlak, başarılı bir icraat gösterememiştir ve bugüne kadar hukuk inkılâbımız tamamlanmamıştır. Gerçi bunu hukukçulara söylediğiniz zaman reddederler, ama benzer dallarda da böyle bir eksiklik söz konusudur, bunlardan biri de Türk inkılâbının, Türk toplumunun değişmesinin edebiyat sahasında kendini ifade edememesidir. Dahası Türk inkılâbı içtimaî ilimler ve tarih sahasında kendisini tamamlayamamıştır. Türkiye finans sahasında birtakım bürokratlar, birtakım uzmanlar yetiştirmiş olabilir ama, bu demek değildir ki, Türk inkılâbı iktisat ilmi sahasında kendini tamamlamıştır. O sahada da tamamlamamıştır.” (Avrupa ve Biz, İlber Ortaylı, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 3. Baskı, 2007, Sayfa: 85-86)



    “Fransa’da Flaubert Salambo’yu yazmış; Madam Bovarie’yi yazmış, Balzac var. Rusya’da Tolstoy çıkmış... Tolstoy’un Anna Karenina’yı yazdığı yıllarda, düşünün, bizim Şemseddin Sami: ‘Türk milletinin romanı yok.’ diyor ve Taaşşuk-ı Talat ve Fıtnat diye iptidaî bir roman yazıyor. Karşı taraf, artık bütün klasik devri, modern romantik devri vs. bitirmiş, naturalist tiyatro devri başlamış, Çehov’lar, Ibsen’ler ortalığı tutmuş.” (a.g.e. Sayfa: 96)



    Gördüğünüz gibi Ortaylı, mühendislik ve tıp alanları dışındaki yetersizliklerimizi, tarihsel süreci analiz ederek çok anlaşılır biçimde ortaya koyuyor. Hukuk, iktisat, tarih ve içtimaî ilimlerde Türk inkılâbının tamamlanmamış olması, aslında toplum olarak tek kanatla uçmaya çalışmaktan farksızdır. Ortaylı’nın kısaca “içtimaî ilimler” olarak ifade ettiği sosyal bilimlerin altında hangi dallar olduğunu hatırlarsak, kanatsız uçmaya çalıştığımızı bile düşünebiliriz. Bazılarını sayalım: Antropoloji, iletişim bilimleri, ekonomi, eğitim bilimleri, uluslararası ilişkiler, dilbilim, siyasetbilim, psikoloji, sosyoloji, filoloji, işletme ve felsefe...


    http://selimtuncer.blogspot.com.tr/2009/06/beni-ne-doktorlar-ne-muhendisler-ne.html

    Alıntıları Göster
    sizden beklenildiği gibi yine harika bir konu,

    lütfen güncellemeye devam edin
    |
    |




  • Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
    quote:

    Orijinalden alıntı: Perceptron

    sizden beklenildiği gibi yine harika bir konu,

    lütfen güncellemeye devam edin

    Alıntıları Göster
    Eyvallah, ilginize teşekkür ederim.



    PM: Ülkemizde grafik tasarıma ilgi gün geçtikçe artıyor. Özellikle kurslar insanları bu konuda yönlendiriyor. Sizce bugün grafik tasarımın ülkemizdeki yeri, durumu nedir?

    FY: Ben çok iyi görmüyorum. Bir kere çok net şunu söylüyorum; ben kendime grafiker demiyorum. Benim departmanımda çalışan hiçbir arkadaşım kendine grafiker demiyor. Neden? Çünkü piyasada Photoshop öğrenen herkes gidiyor bir matbaaya, bir yere kapağı atıyor, ne iş yapıyorsun denilince “Ben grafikerlik yapıyorum” diyor. Eğer o grafikerlik yapıyorsa, ben başka bir şey yapıyorum. Gururdan değil, yanlış anlamayın. Ama ben temel sanat eğitimi aldım, dört yıl dirsek çürüttüm, üç bin yıllık sanat tarihinin süzülmüş, bugüne gelmiş şeklini takip ettim, algıladım, kabul ettim, öğrendim. Sonra yıllarca da uyguladım, sen grafiker, ben grafiker olmaz. Nasıl iki yıllık kursta iğne yapmasını öğrenen adam doktor olmuyorsa, bizde de grafiker olmuyor. Ben tasarımcılara, gelen stajyerlere, öğrencilere diyorum ki; “Arkadaşlar, sakın bilgisayar başına oturup dizayn yapmayın. Kağıtta çözün, fikri oluşturun, sonra kalemi, Photoshop’u elinize alırsınız, orada yaparsınız.” Gelen öğrencilere bakıyorum, temel sanat eğitimi aldınız mı diyorum; “O ne abi?” diyorlar. Ben akademide net bir yıl, full time temel sanat eğitimi aldım. Bize kompozisyonu, lekeyi öğrettiler, perspektifi, algıyı, fotoğrafı anlattılar. Biz belli başlı fontları elle yazdık kocaman kocaman. Afişler yazdık elle. Niye? Çünkü yazının anatomisi böyle. Bir kere Türkiye’de tipografi ustası yetişmiyor. Çünkü oturuyor bilgisayar başına, fontlar hazır. Dün konuşuyorduk, niye Türkiye’den font tasarımcısı çıkmıyor? Niye çıksın ki? Adam oturduğu yerde fontu buluyor ekranda, pata küte pata küte gidiyor.


    http://www.photoshopmagazin.com/dergi/2006/04/fevzi_yazici.html



    PM: Sizin kendinize ait tasarladığınız fontlar var mı?

    AT: Evet. Kendi tasarladığım 6-7 adet font var. En beğendiğim TasciSerif. Fakat fontlarımın hiç biri metin fontu değil. Başlık veya az sayfalı özel işlerde kullanılmak üzere tasarlanmış fontlar. Çalışmalarım devam etmekte. Bu konudaki en büyük arzum bir adat serifsiz ve serifi metin fontu tasarlayabilmek.


    http://www.photoshopmagazin.com/dergi/2007/02/kaligrafiye_ve_fontlara_adanmis_bir_omur_abdullah_tasci.html

    https://www.myfonts.com/foundry/Abdullah_Tasci/







    E un var, yağ var, şeker var, tüm "CS"ler elimizin altında; öyleyse neden "metin fontu" tasarlayabilmiş bir tane bile Türk tasarımcı yok neden?



    http://muratdorkip.com/



    https://www.behance.net/gallery/1652202/Selva-Pasta-Logo-Packaging-and-Special-Font-Design







    http://mustafakural.com/







    http://spiekermann.com/






    < Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi okuryazarcizer -- 7 Kasım 2014; 3:47:28 >
    |
    |




  • Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
    quote:

    Orijinalden alıntı: okuryazarcizer

    3- Çökmüş eğitim sistemi. "Hoca ....urursa" veya "kelin ilacı olsa başına sürer" hesabı, sadece KPSS'yi vererek kapağı bir okula atıp üç beş kuruşu cebe atmaktan başka derdi olmayan, yıllarca üç beş cümle ingilizce konuşmayı bile öğretemeyen sözümona "öğretmen sürüsü"ne emanet edilmiş zavallı çocuklar.





    Türkiye okulları ve üniversiteleri, ülkemize yeterli sayıda müteşebbis (girişimci) eleman yetiştirmiyor. Gençliğin yüzde 99’u memur olmak istiyor. Siyasî iktidarlar, oy toplamak için kadroları şişirip duruyor. Bu da israftır, hainliktir.



    Almanyada büyük bir şehre çöpçü alınacak olsa, hiçbir Alman vatandaşı bu süflî işe talip olmaz. Orada böyle işleri yabancılara yaptırırlar. Bizde çöpçülük, lağımcılık için imtihan yapılsa, yüz misli vatandaş müracaat eder. Niçin? Çünkü teşebbüs zihniyeti yoktur, genç nesillere yeterli beceri kazandırılmamıştır.



    ***



    Üniversite bitiren gençlerimizin hemen hepsi devlette veya özel sektörde memur olmak istiyor.



    Bir yerin belediyesi birkaç çöpçü veya lağımcı mı alacak, yapılacak imtihanlara yüz, bazen bin misli adam müracaat ediyor.



    Medenî, akıllı, kalkınmış, işini bilen ülkelerin halkları artık madencilik, çöpçülük, lağımcılık gibi süflî işler yapmıyor. Bunları dışarıdan ithal ettikleri yabancılara yaptırıyorlar.



    Bizde iki bin liralık maaşlık bir memuriyet veya işçilik için yırtınan, parçalanan, kendini yerden yere atan milyonlar var.



    Bunun sorumlusu devlettir. Çünkü devlet yeni nesilleri eğitemiyor, iyi yetiştiremiyor.


    (Mehmet Şevket Eygi)



    'Her şey olacağına varır' dedi meczup, 'vehimler elimizde kalır!'

    (Gökhan Özcan)



    < Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi okuryazarcizer -- 10 Ekim 2014; 16:36:06 >
    |
    |




  • Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
    quote:

    Orijinalden alıntı: okuryazarcizer

    3- Çökmüş eğitim sistemi. "Hoca ....urursa" veya "kelin ilacı olsa başına sürer" hesabı, sadece KPSS'yi vererek kapağı bir okula atıp üç beş kuruşu cebe atmaktan başka derdi olmayan, yıllarca üç beş cümle ingilizce konuşmayı bile öğretemeyen sözümona "öğretmen sürüsü"ne emanet edilmiş zavallı çocuklar.





    Eğitim cart! curt!



    "Kadıköy Şükrü Saraçoğlu Stadı'nda oynanan Fenerbahçe-Galatasaray derbi maçının ardından çıkan olaylara karıştığı iddiasıyla gözaltına alınanlar arasında doktor, mühendis ve öğretmen gibi çeşitli meslek dallarında görevli kişilerin de bulunduğu ifade edildi."

    http://www.aktifhaber.com/holiganlar-doktor-muhendis-cikti-602777h.htm



    “Fakültede görevli Asuman S., ile yaklaşık iki yıldır birlikteliğimiz vardı. Ben ve o evli olduğumuz için Konya’daki bir otelde birçok kez buluştuk. Asuman S. benden ihtiyacı olduğunu söyleyerek birçok kez para aldı. Bazen bana hamile kaldığını ve kürtaj olması gerektiğini söyleyerek bazen de çeşitli bahanelerle para almayı sürdürdü.

    http://www.milliyet.com.tr/cinayet-aninda-asuman-oradaydi-gundem-1894465/



    SEVGİLİ liseli gençler!.. Sizler bu ülkenin, bu milletin, bu devletin geleceğisiniz, ümidisiniz, en kıymetli varlığısınız. Türkiye’nin yaşaması, ayakta durması, yücelmesi, dünyaya örnek ve model olması ancak ve ancak sizlerin iyi, doğru, güzel insanlar olmasıyla mümkündür. Siz bozulursanız, siz vasıflı vatandaşlar olarak yetişemezseniz istikbalimiz (geleceğimiz) karanlıktır. Aşağıda sizlere bazı öğütlerim ve tavsiyelerim olacaktır. Herkesin bunları kabul etmesi ve hayata uygulaması belki mümkün olamaz ama bir kısmınız mutlaka kabul edecektir, beni haklı bulacaktır.



    (1) Önce kılık kıyafet, tavır ve hareketten başlayalım. Dersler bitti, okulu terk edeceksiniz... ediyorsunuz... Sakın ola ki, gömleğinizin yakasını iki üç düğme açarak gevşetmeyiniz. Yine gömleğinizin eteklerini pantolon üzerine çıkartmayınız. Ciddî olmayan, lâubali, külhanbeyi, kenar mahalle kabadayısı pozlarına bürünmeyiniz. Bunlar sizlere yakışmaz. Gömleğinizin yakası ilikli, kravatınız yerli yerinde olsun. Kılık kıyafetinizle, yürüyüşünüzle, konuşmanızla “Efendi bir genç” görünümü içine olunuz.



    (2) Son aylarda liselerimizde cinayetler aldı yürüdü. Okula bıçakla geliyor, tartıştığı veya kin beslediği arkadaşını öldürüyor. Ne korkunç ve dehşetli cinayetlerdir bunlar... Liseli genç vicdanlı, akıllı, mantıklı, terbiyeli, edebli, efendi, vatansever olmalıdır. Ona yakışan sıfatlar budur. Geçenlerde 14 yaşında Ağrılı bir çocuk, 16 yaşındaki bir okul arkadaşını bir hiç yüzünden öldürdü. Arkadaşı mezara, kendisi cezaevine veya ıslah evine girdi. Eskiden bu ülkede böyle şeyler olmuyordu. Acaba birtakım iç ve dış düşmanlarımız lise gençliğini kasıtlı, planlı, programlı bir şekilde bozmak, dejenere etmek mi istiyorlar? Bunların oyunlarına gelmemeliyiz. Liseli genç silâh taşımaz, adam yaralamaz ve öldürmez, küfür etmez, ahlâksızlık ve iffetsizlik yapmaz.



    (3) Lise gençliği büluğ çağı buhranları içindedir. Cinsel konularda kendini frenlemesini bilmelidir. Aksi takdirde mânen ve maddeten çöker, sağlığını yitirir, henüz genç yaşta iken bir insan enkazı haline gelir.



    (4) Uyuşturucu mafyası liselere dadanmış ve gençliğimizin bir kısmını zehre alıştırmıştır. Önce promosyon olarak bedava verirler. Çocuk tiryaki ve bağımlı olunca onu iliklerine kadar soyarlar, sömürürler. Bu tuzağa düşmeyiniz.



    (5) Her akıllı liseli genç, eğitiminin çok zayıf ve yetersiz hale gelmiş olması dolayısıyla, okulda uluslararası standartlarda edebi ve sosyal kültür alamamaktadır. Bu eksikliği, bu yetersizliği alternatif/paralel bir eğitim ile telâfi etmek (gidermek, doldurmak) gerekir. İmkân bulunabildiği takdirde özel hocalardan ders almak, faydalı ve değerli kitaplar okumak suretiyle kültürünüzü artırmaya çalışınız. Bu işin söylemesi kolaydır, yapılması zordur. Daha önce bu konuda tafsilâtlı (ayrıntılı) yazılar yazmıştım.



    (6) Sadece kültürle, bilgiyle iş bitmiyor. Kişinin bunların yanında ahlâk ve karakter terbiyesine sahip olması gerekir. Maalesef bizim millî eğitim sistemimiz (zaten millî değildir...) bunu hiç veremiyor. Vermiş olsaydı liselerde bunca cinayet işlenir miydi? Bu terbiyeyi medya da veremiyor, aksine ahlâksızlık ve karaktersizlik aşılıyor. Maalesef toplum da veremiyor. Bu ülkenin gerçek aydınlarının, sorumlu kişilerin, iyi ve dürüst idarecilerin gençliğe ahlâk ve karakter terbiyesi verilmesi için çareler ve çözümler aramaları, teklifler getirmeleri, bunları hayata geçirmeye çalışmaları gerekir.



    (7) Gençlik enerjisini iyi yerlerde harcamak için her akıllı ve vicdanlı gencin kendisine mahsus özel bir kütüphane kurması lazımdır. Çok fakir olanlara bir şey demiyorum. Orta halli bütün liseliler cep harçlıklarının bir kısmı ile faydalı, değerli, kalıcı kitaplar almalı, bunları okumalı, yararlanmalıdır. Kitapların üzerine basmak ve numara vermek için bir de mesela (Ahmet Dağdeviren, Özel Kütüphanesi, No:............) şeklinde bir damga/kaşe yaptırılıp kitapların üzerine basılmalıdır. Geliri müsait olan bütün ana-babalar çocuklarını bu konuda teşvik etmeli ve desteklemelidir.



    (8) Yapılacak işlerden biri de, her akıllı gencin millî sanatlarımızdan birini öğrenmesidir. İki yüz küsur millî sanatımız vardır. Bunların yanında ressamlık, fotoğrafçılık gibi evrensel sanatlar da bulunmaktadır. Her gencin hangi sanata istidatı (yatkınlığı) varsa kurslara gitmeli, özel hocalar bulmalı ve onu öğrenmelidir. Bunu yaparsa boş zamanlarını değerlendirmiş, huzurlu ve mutlu olmuş, satacağı sanat ürünlerinden para kazanmış (bu ana gaye değildir) olur. Hem de enerjisini faydalı bir sahada harcamış olur.



    (9) Akıllı, vicdanlı, ahlâklı, faziletli, edebli, terbiyeli, temiz aile çocuğu olan gençlerimiz kendilerine mutlaka iyi arkadaşlar seçmelidir. Üzüm üzüme bakarak kararırmış... İyi, temiz, güzel ahlâklı bir gencin kötü arkadaşları olamaz. Gençlerimiz hem okul içinde, hem okul dışında kendilerine iyi bir çevre yapmalıdır. Bu iş de sessiz sedasız gerçekleştirilmelidir. Hiçbir ahlâksız ve terbiyesize “Sen ahlâksızsın!” denilmemelidir.



    (10) Birtakım hizipler, gruplar, cemaatler, klikler, en geniş manasıyla mafyalar gençleri kendilerine çekmek için uğraşıp duruyor. Gençlerimiz bunların tuzaklarına düşmemelidir. Mânevi ve tasavvufî bir topluluk içine girmek, bir nasip meselesidir. Bu konuda genel bir dâvet yapılması doğru değildir. Akıllı gençler bu gibi davetlerden ve propagandalardan uzak durmalıdır. Ancak onların aleyhinde de bulunmamalıdır.



    (11) Ailesinin serveti müsait olan gençlerimiz temiz ve güzel giyinmeli, fakat asla gösterişe, lükse, israfa kaçmamalıdır. Ülkemizde son yıllarda bir marka fetişizmi, bir israf ve pahalılık cinneti veya isterisi yaygınlaşmıştır. Efendi bir liseli genç, babası zengin de olsa, fakir ve yoksul arkadaşlarını düşünerek çok pahalı, çok gösterişli elbiseler ve ayakkabılar giymez, hele onları bir gösteriş ve öğünme vasıtası yapmaz. Orta halli olur, mütevazı olur, alçakgönüllü olur.



    (12) Bu madde dindar gençlerimiz içindir. Beş vakit namazlarınızı kılınız. Mümkün olduğu kadar bu konuda kendinizi göstermeyiniz. Dindar olduğunuz için size gerici diyecek dengesizlere aldırmayınız.



    (13) Kesinlikle kimse ile tartışmayınız, kavga etmeyiniz, fitne ve fesat çıkartabilecek sözlerden ve hareketlerden kaçınınız. Lüzumu olmadıkça konuşmayınız.



    (14) Büyüklerinize saygılı, küçüklerinize merhametli ve şefkatli olunuz.



    (15) Bütün gücünüzle iyi insan, iyi vatandaş, iyi komşu olmaya çalışınız.



    (16) Hayatın amacı para kazanmak, lüks ve konforlu bir hayat sürmek, ün ve alkış kazanmak, nefsani ve şehevî hırslarını tatmin etmek, sorumsuzca yaşamak, azamî (en fazla) zevk ve haz almak değildir. Bunların üzerinde de değerler vardır ve insanı adam eden asıl ve temel değerler bunlardır.



    (17) Çok gençsiniz ama bu memleketin, bu halkın, bu devletin birtakım kötü ve çirkin adamlar ve kadrolar yüzünden ne büyük zararlara uğradığını, ne ağır darbeler yediğini, ne perişan hallere düştüğünü görüyorsunuz. Siz vatansever olun, haram kazanmaktan ve haram yemekten nefret edin, doğru inançlara ve bilgilere sahip olun, en geniş mânasıyla güzel insanlar olun. İyi yetişerek bu zavallı milletin ve ülkenin imdadına yetişin. Sakın harcanmayın. Siz harcanırsanız Türkiye de harcanır.



    Allah yardımcınız olsun!


    (Mehmet Şevket Eygi)






    < Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi okuryazarcizer -- 10 Ekim 2014; 16:45:06 >
    |
    |




Sayfaya Git:
Sayfa:
Reklamlar
Masal Oku
En ucuz kedi maması fiyatları
ankara gülüş tasarımı
Ekonomi
Google Play Kodu, LOL RP, Oyun Satış Sitesi
Bu sayfanın
Mobil sürümü
Mini Sürümü

BR2
0,313
1.2.165

Kripto Paralar
Sembol
Fiyat
Değişim
    Tümünü Gör
    Reklamlar
    - x
    Bildirim
    mesajınız kopyalandı (ctrl+v) yapıştırmak istediğiniz yere yapıştırabilirsiniz.