Şimdi Ara

***BÜYÜK AKP ANSİKLOPEDİSİ***

Daha Fazla
Bu Konudaki Kullanıcılar: Daha Az
1 Misafir - 1 Masaüstü
5 sn
12
Cevap
1
Favori
210
Tıklama
Daha Fazla
İstatistik
  • Konu İstatistikleri
  • Son Yorum geçen yıl
  • Cevaplayan Üyeler 8
  • Konu Sahibinin Yazdıkları 5
  • Ortalama Mesaj Aralığı 165 gün 9 saat 12 dakika
  • Son 1 Saatteki Mesajlar 2
  • Haberdar Edildiklerim (Alıntılar) 4
  • Favoriye Eklediklerim 1
  • Konuya En Çok Yazanlar
  • Guest-E891CF441 (5 mesaj) Lews Therin Telamon (1 mesaj) shail123 (1 mesaj) dersimli62f (1 mesaj) anticor (1 mesaj)
  • Konuya Yazanların Platform Dağılımı
  • Mobil (3 mesaj) Tablet (3 mesaj) Mini (2 mesaj) (2 mesaj)
  • @
2 oy
Öne Çıkar
Giriş
Mesaj
  • Ya ne oluyor o kadar bomba patladı hala akıllanmadınız mı?

    İçinde yaşadığımız bu dönem tarihi bir dönemdir. Baba Bush  1990 da yeni dünya düzenini duyurduğu andan itibaren dünyada, özellikle de ortadoğu da garip hadiseler gerçekleşmektedir. Bizim tanık olduğumuz bu yıllar, hiç kuşkusuz bundan yüz sene sonra eğitim gören çocukların ders kitaplarında yerini alacaktır. Çünkü bu sıralar sessiz bir "3. Dünya Savaşı" gerçekleşmektedir.

    Yaşanan bu sessiz savaşta taraflar; birbirlerinin yüzlerine gülüyor, kameralara gülümseyip el sıkışarak pozlar veriyor, ofislerine çekildiklerinde de birbirlerini nasıl yok edeceklerini hesap etmeye başlıyorlar.
    Dediğim gibi bu sessiz bir savaş.

    Dünya Ticaret Merkezi saldırısıyla Amerika, bu savaşı görkemli bir biçimde ilan etti. El Kaide bahanesiyle ilk işgal yeri Afganistan oldu. Ardından Irak işgali geldi. Ardı ardına yaşanan bu işgaller dünya kamuoyunca Amerika politikalarına karşı bir tepki oluşturdu. Her ne kadar onlar, " bizler demokrasi getiriyoruz" deselerde, demokrasi getirilen yerlerin petrol ülkeleri olması büyük bir tepki yarattı.

      Bugün Batı ile Doğu gittikçe kutuplaşmaktadır. Avrupa ülkeleri, Amerika ve İngiltere yıllardan beri bir bütün. Fakat yeni diyebileceğimiz şey, Rusya, Çin, İran ve Suriye'nin de artık kendi aralarında bir ittifaka yönelmesidir.

    Doğu ve Batı birbirlerine karşı toplana dursun, arada kalansa sadece tek bir ülke var.

     Türkiye.


     İşte her şeyin esas sebebi budur. Bu ülke savaş coğrafyasının tam göbeğindedir. Ülkemizde yaşanan bütün siyasi oyunlarının, adaletsizliklerin, terörün, açlığın, sefaletin, darbelerin, muhtıraların, faili meçhul siyasi cinayetlerin, kanlı 1 mayısların, madımakların , maraş katliamlarının, susurlukların, ergenekonların, balyozların, fethullahların, cemaatlerin, özelleştirmelerin, kısacası ülkemizde yaşanan her şeyin tek sebebi budur.

    Türkiye savaş meydanıdır.


      Şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki; Türkiye'yi yanına alan bu savaşı kazanır. İşte bu sebepten ötürü , tarihin şekilleneceği, tüm güç dengelerinin alt üst olacağı bu oyunda bizlere çok şey düşüyor. Çünkü ister inanın ister inanmayın, 21. yüzyılın tarihini Türk halkı yazacaktır. Batı Bloğu ve Doğu Bloğu. Terazinin iki kolu da şu an eşit durumdadır. Ve Türk halkı hangi tarafı seçerse, o taraf galip olacaktır.


     Bunu size verilebilecek en somut örnekle açıklayayım. Bugün Suriye'de bir savaş söz konusu. Batı Bloğu nun desteklediği "Özgür Suriye Ordusu" ile Doğu Bloğunun desteklediği "Beşar Esad Ordusu" aylardan beri savaşmaktadır.  İki tarafta birbirlerine üstünlük kuramamaktadır. Bugün Türkiye; ordusunu hangi taraftan yana Suriye'ye sokarsa savaşın galibi o taraf olacaktır. İşte genel politikada da durum aynen bundan ibarettir. Bu yüzden atacağımız adımları, en çokta bizi yönetenleri çok ama çok iyi belirlemeliyiz.

    ETAP 1:  NEDEN BİZ?




     Evvela batılın durumunu iyice bir analiz edelim.

     Ne demiştik batılıların dış borçları tavan yapmıştı ve ekonomileri çökmek üzereydi. Bugün gerek Avrupa Birliği gerek ABD ve İngiltere, borç havuzunda kulaç atmaktadırlar. Bugün Yunanistan'ın ardından İspanya'da ekonomik krizin eşiğine gelmiştir. Bu çöküşler durmayacak. Avrupa'da işler her geçen gün daha da kötüye gitmektedir. Keza ABD'de de öyle. İnsanların büyük bi kısmı işsizlik maaşlarıyla geçimini sağlamaktadır. ABD'nin büyük şehirlerinde sokaklar, evsizlerin kurduğu derme çatma barakalarla her geçen gün daha da dolup taşmaktadır. Medyada bu gerçekleri göremezsiniz. Batılı ülkeler büyük bir çöküşün içerisindeler.

      Bütün bunlar dolayısıyla onlar da tüm bu ekonomik sıkıntılara çözüm getirmek için Ortadoğu ve Asya'nın kaynaklarına göz diktiler. Evet hedef sadece Ortadoğu değil, hedef bütün Asya'dır. Fakat planın Asya ayağı çok daha sonra gerçekleştirileceğinden, şimdilik işin Ortadoğu etabı bizi alakadar etmektedir.  ABD nin uzun vadeli planlar yaptığını ve daha sonra bu planları hayata geçirdiğini biliyoruz. Bunlar 50 senelik planlardır. 50 sene önce tüm siyasi hamlelerin ve olasılıkların planları tek tek senaryo gibi yazılır. Daha sonra iş, yazılan senaryoyu uygulamaya kalır.

    Aha bu da bize isabet eden 50 sene önce yazılmış olan senaryodur. Büyük Ortadoğu Projesi. Bu harita batılıların böl parçala yönet stratejilerinin bir başka versiyonudur. 1. Dünya Savaşından beri Asya bölünüyor ama batılılar hala tek parça. 1. Dünya Savaş'ından önce yaklaşık 50 ülke vardı. Savaş sonu bu sayı 2 ye katlanarak 100 civarı oldu. Şimdilerdeyse dünyadaki ülke sayısı 200 lere yaklaştı.  Özetle karşılaştığımız bu tablo yeni bir terane değil. Asırlardır dünyayı yöneten küresel sermaye sahipleri yine aynı oyunu oynuyorlar. İnsanlara milliyetçilik ayağına gaz verip küçük küçük ülkeler kurduruyorlar. Daha sonra bu insanlar; yine aynı kişiler tarafından saldırı altında kaldıklarında onları koruyacak güçlü bir devlet bulamıyorlar.

    Bizler bölünüyoruz batılılarsa bırakın bölünmeyi, NATO, Avrupa Birliği, Birleşmiş Milletler gibi oluşumlarla dahada birleşip güç kazanıyorlar..


     BOP'un haritası aslında herşeyin anahtarı.
      Haritaya bakarak kafamıza takılan bütün siyasi hamleleri çözebiliriz. Mesela ben aylar öncesinden yazdığım bir yazımda Suriye'nin kuzeyinde küçük bir kürt devleti kurulabileceğirnden söz etmiştim. Bu tahmini bu haritaya bakarak yapmıştım. Bakın bugün noldu? Esad'ın ordusu güneye çekilmek durumunda kaldı ve Suriye'nin kuzeyine PKK yerleşmeye başladı. Herşey plana göre işliyor yani.



    Haritaya baktığımda dikkatimi çeken ilk şey ülke isimleri oldu. Özgür Kürdistan, Arap Şii Devleti ve Sünni Irak. Bu isimler insanları nasıl ayrıştıracaklarının adeta birer özeti. Özgür Kürdistan dalgasını biliyorsunuz zaten anlatmama gerek yok. Bölgede yaşayan kürtlere "siz kürtsünüz! özgürsünüz! özgür olmalısınız!" diye milliyetçilik pompalanacak ve bağlı olduğu ülkelerden uzaklaştırılarak 4 ülkeden ( Türkiye, İran, Irak, Suriye)  toprak parçası koparılıp bir kürt devleti oluşturacaklar.

    Arap yarım arasına gelince işler değişiyor. Şöyle bir durum varki orda herkes Arap zaten. Dolayısıyla insanları milliyetçilikle bölemeyeceklerinden dolayı mezhep çatışması yapma kararı aldılar.  Sünni ve Şii çatışmalarını ateşleyip yine ufak devletler kurmak planları arasında..

    Ortadoğuda durum şundan ibaret; insanları iki şekilde bölecekler, milliyet ve mezheplerle.


    Evet. Bölünmenin nedenlerini anladık. Bölünmenin nasıl  yapılacağını da anladık. Şimdi gelelim bölünmenin ne şekilde yapılacağına.


    Haritayı sağ baştan taradığımızda yepyeni bir ülke görüyoruz. Özgür Baluçistan.  Hatırlarsanız size plandaki hedef tüm asya demiştim. Bu plan kapsamında elbette ki doğal gaz sahibi Türki Cumhuriyetler de nasibini alacaktır. Türki Cumhuriyetlerin kaynaklarını ele geçirdikten sonra bir şekilde, bu kaynakların ABD ye ve batıya taşınması gerekmektedir. İşte bu noktada Özgür Baluçistan; ABD nin Türki Cumhuriyetlerden çekeceği boru hatlarını güvenli bir biçimde korunması için tasarlanmış bir ülkedir. Başkent Gwador şehrine borularla gelen doğalgaz ve diğer kaynaklar, gemilerle dünyanın her tarafına dağıtılıp satış için hazır hale getirilecektir.

    İran, aradaki kürt devleti yüzünden tamamen, tek dostu olabilecek Türkiye'den uzaklaştırılmış ve tek başına bırakılmıştır.

    Arap yarımadası ; mezheplerle bölünmüş paramparça bir hal alacak. Devletlerin eşit oranda güçlendirilip, birbirlerine üstünlük kuramayacakları güçteki devletçiklere bölünceklerine  inanıyorum. Birbirlerine üstünlük kuramayan, bölünmüş, küçük devletçikler. Petrol ise gayet tabi ABD nin.


    Ve Türkiye.


    Artvinden Şanlıurfaya kadar bir çizgi çizin. Çizginin doğu kısmı tamamen kürt devleti. Peki Artvin de kürt devletinin ne işi var? Hedef bütün Asya olduğundan dolayı ABD nin hedef listesinde, dünya petrol ve doğal gazının büyük bir kısmını elinde tutan  Rusya'da var. Bundan bahsetmiştik.

     ABD  kontrolünde tuttuğu bu kürt devleti sayesinde hem Artvin ve Ardahan gibi Rusya'ya yakın kısımlardan, Rusya'ya müdahele etmeyi, hemde Türkiye'nin bölgedeki tek dostu olabilecek ülkeler ( İran, Azerbaycan ve Türki Cumhuriyetler)'le arasına engel koymak istemektedir.  Böylece tam ortadaki kürt devleti sayesinde olası bi Türkiye- İran- Türki Cumhuriyetler ittifakının önüne geçilmiş olacak.

    Kırgızistan'ın ABD üstlerini kapatma kararından sonra, ABD; Rusya'ya yakın olan son üssünü de kaybetti. Hiç şüphesiz Kırgızistan'ı bu harekete ABD nin "hedef tüm Asya" politikasının farkına varan Rusya ve Çin sürüklemiştir.

     Barrack Obama ve birçok ABD li siyasi, Trabzon'a yeni bir üss açmak için defalarca görüşmeye geldiler Türkiye'ye. Çeşitli sebeplerden bu plan sekteye uğrasada birkaç seneye yapacaklarından neredeyse hiç tereddütüm yok.


    Herneyse Ardahan ve Artvin'in  ABD tarafından bu kürt devletine dahil edilmesindeki sebep budur. Rusya'ya yakın bir askeri üsse sahip olmak.



    Özetle plan bu. Parçalanmış, kaynakları ele geçirilmiş bir Ortadoğu. Planı hazırlayanlar belli. Başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere İngiltere, Fransa, Almanya gibi ülkeler ve küresel sermaye sahipleri. Kısaca "batılılar" diyeceğim bunlara. Ortak çalışıyorlar. Amaçları belli. Bütün Asya !  Fakat bundan önce Ortadoğu'yu ele geçirmek zorundalar...


      Bu plan kapsamında batılılar bezinde bir takım sorunlar var. Birkere bölgeye çok uzaklar. İkincisi ekonomik olarak zorluk içerisindeler ve savaşacak yeterince para yok. Onlara tek birşey lazım. Bölgeye yakın olan, üzerine askeri üssler kurup böylece bölgeye hakim olabilecekleri, hem araplarla hem de batıyla ilişkisi iyi olan, stratejik bir ülke. Gerektiğinde kendisi adına canına 23 cent paha biçilmiş korkusuz ve yürekli askerleriyle savaşa bile girebilecek güçlü ordusu olan bir ülke. Evet. Tahmin ettiğiniz gibi bu ülke; Türkiye.

    ETAP 2: AKP YE ORTAM SAĞLANIYOR..

    Türkiye; sonsuz doğal kaynak ve madenin sahibi Asya'ya nın kapısı.

    Türkiye; petrol coğrafyasının tam göbeğine oturmuş bir ülke.

    Petrol, altın, gümüş, bakır, temiz su. Batılılar için tüm bunlara giden yol Türkiye'den geçiyor.


    Olayların akışını iyi analiz etmek adına AKP nin kuruluşundan 5 yıl önceye bir göz atalım..

    Yıl: 1996

      Tayyip Erdoğan bildiğiniz üzere o dönemlerde Refah Partisinde Necmettin Erbakan'ın yanındaydı. Ülkemizin kontrolünü ele geçirmek isteyen siyonistlerin ilk işi; Erbakan'ı saf dışı bırakarak yerine yeni bir 'İslam'i Parti' getirmekti. Başa geçirilecek olan partinin İslam'i olmasının sebebi basittir. Ortadoğu'da bilinen tek bir güç vardır. O da İslam'dır. İslam'ı elinde tutan hiç şüphesiz arkasında büyük bir kitleyi ve bununla birlikte büyük bir gücüde hakimiyeti altına almış olur. Hristiyanlar asırlardır bu güce karşı kılıç kaldırdılar ve karşı koymak istediler. Fakat her defasında İslam'ın kılıcı Hristiyan kılıcından üstün gelerek onları def etti. İşte bu sebeplerden ötürü batılılar yıllar önce İslamla savaşmayı bir kenara bıraktılar. Batılılar Ortadoğudaki bu güce karşı duramayacaklarından ötürü, İslamla savaşmak yerine onu kontrol altına almayı kafalarına koydular. Bu sebeplerden dolayı Türkiye'de kurulacak olan parti "İslam'i" bir parti olmalıydı. Bu partinin başındaki isim "davos" gibi düzmece senaryolarla halifelik makamına yükseltilecek ve ortadoğudaki tüm İslam'ı elinin altında tutacaktı. Zaten bunu yapmak için ellerinden geleni de fazlasıyla yaptılar.

    Velhasıl kelam o dönemde sağ görüşlü tek güçlü parti vardı. İktidarda olan Erbakan'ın Refah Partisi. Erbakan'ı seversiniz ya da sevmezsiniz orası ayrı.  Fakat Erbakan hakkında su götürmez tek bir gerçek vardır ki o da Erbakan'ın tamamen ABD ve Siyonizm karşıtı bir insan olduğudur. Bu sebepten ötürü Erbakan'la yola devam edilemezdi. İslamcı görüşü ve yeni halifeliğe olan müthiş uyumu ABD için ümit taşısa da , Erbakan'a Büyük Ortadoğu Projesini uygulatmak deveye hendek atlatmaktan bile daha zordu. Onlara tıpkı Erbakan gibi fakat kendilerine hizmet edecek başka bir eleman lazımdı. Profesyonel bir taşeron. Bu sebeplerden ötürü Tayyip Erdoğan ve etrafındaki birkaç kişi Morton Abramowitz tarafından başa geçirilmek üzere takibe alındı.

    Gelelim gazetede ki Morton Abramowitze. Morton Abramowitz kimdir?

    Morton Abramowitz. Eski Türkiye Ankara büyük elçisi. Aynı zamanla siyonist bir oluşum olan CFR'nin de kıdemli bir üyesi. CFR ismini aklınızda çok iyi tutun. Zira bu siyonist çete dünyadaki hemen hemen bütün savaşların, ekonomik krizlerin ve  darbelerin arkasında yer almaktadır. Yazının ilerleyen kısımlarında bu ismi sık sık duyacaksınız.

       Abramowitz yıllar önce Tayyip Erdoğan'ı Başbakan ve Abdullah Gül'ü Dış İşleri Bakanı yapmakla  mükellef  olmuş bir ajandır. Tayyip Erdoğan'ı bu adam başa geçirmiştir.


    Şimdi de Ergenekon sanığı Doğu Perinçek'in  Cumhuriyet Gazetesi gazetecisi Leyla Tavşanoğlu'yla, 97 yılında yaptığı röportajdan bir kesiti belge olarak sunalım.

    “1997 Ocak ayında CIA’nın yan kuruluşu Rand Corporation’un ABD Hükümeti’ne verdiği raporda, (…) ‘Artık Refah Partisi’ni iktidar seçeneğimiz olarak destekleyelim’ deniyor. (…) Tayip Erdoğan’a veliaht ve geleceğin başbakanı gözüyle bakılıyor. ABD kaynakları Abdullah Gül ’den de geleceğin dışişleri bakanı olarak söz ediyorlar. Geleceğin iktidar formülü de böylece belirmiş oluyor.” (Cumhuriyet, 16 Şubat 1997)


    CIA nin yan kolu olan Rand Corporation un raporu bu şekilde. Daha o dönemde Erdoğan'ın Başbakan, Gül'ün ise Dışişleri bakanı olacağı kalem kalem yazılmıştı bu raporda. 94 yılındaki Aydınlık Gazetesi manşeti, 94 yılında dış basın ile o zamanlar hiç kimsenin doğru dürüst tanımadığı Erdoğan ve Gül'le geçen konuşmalar , 97 yılında Doğu Perinçek'in harfi harfine doğruluk kazanmış tespitleri.

     Şuna dikkatinizi çekerim, o yıllarda Erdoğan, bırakın Başbakan olmayı daha milletvekili bile değildi. Böyle bir insanın 5 yıl içinde başbakan olması hayal bile edilemezdi.

    Ama ne derler bilirsiniz, "hayaldi, gerçek oldu".



    Yıl : 1997

    Gerekli görüşmeler yapıldıktan  sonra Erdoğan için siyasi zemin hazırlanmaya başlandı. Zaten Erbakan'dan ümidi kesen batılılar, Büyük Ortadoğu Projesi için hemen kolları sıvadılar ve Erbakan için düğmeye basıldı. 28 Şubat post-modern darbesinin ardından Erbakan istifa etti.

    28 Şubat'tan sonra Erbakan'ın koltuğuna Anasol-D koalisyon hükümetinin başında yer alan Mesut Yılmaz oturdu. Erbakanın imzalamadığı 28 Şubat dayatmalarını  hayata geçiren Yılmaz dönemi hükümeti, Türkbank ihaleleri , yolsuzluklar, rüşvetler, ekonomik istikrarsızlık sonucu 20 ye aşkın bankanın 70 milyar dolar gibi bir zararla batması gibi olaylarla çalkalanarak ancak 16 ay dayanabildi.


     Ardından DSP-MHP-ANAP' lı koalisyon hükümeti kuruldu. Bu üçlü koalisyon hükümeti döneminde ABD tarafından ard arda yapılacak olan yapay kaoslarla adeta AKP nin temellerini attı diyebiliriz.

    Evvela ülke ekonomisi, hortumlanan bankalarla sarsıldı, aç ve işsiz kalan millet, kepenkleri kapatan esnaf, aylık %600 lere tırnamanan kredi kartı faizleri, hapishanelerdeki ölüm oruçları, IMF sorunları ve bütün bunlar yerine türbanı tartışan bir halk.

    Bu iki koalisyon hükümeti döneminde ortaya çıkan ekonomik sorunlar için  Amerika'dan bir isim getirtilir. Kemal Derviş. Tam bir ABD ajanı.  IMF nin eski başkan yardımcısı. Aynı zamanda yine CFR üyelerinin ve diğer siyonist çevrelerin her yıl düzenli olarak yaptığı Bilderberg toplantılarına katılan bir isim. CFR yine iş başındadır.

     Amerikalıların Kemal Derviş gibi bir ülkenin ekonomisini çökertmek üzere görev almış ajanlara verdiği bir isim var. "Economic Hitman", Türkçesiyle "Ekonomik Tetikçi".

    Bir ekonomik tetikçinin görevi; gönderildiği ülkenin ekonomisini çökertmek ve batıya bağımlı hale getirmektir.  Bunun için yapılacak olan adımlar neredeyse yıllar yılı hiç değişmemiştir.


    Batılıların bir ülkeyi tamamen kaynaklarından arındırmak ve dışa bağlı hale getirmelerinin yolu çok basittir. Bunu yaklaşık 19. yy ın başından beri uygulamaktadırlar. Her ne kadar yaratıcılıktan yoksun bir yöntem olsada asırlardır işe yarayan bir yöntemdir bu.

     Evvela ülkeyi yöneten ve önemli mevkilerde görev alan kişiler ya parayla ya da yüksek vaatlerle batılılarla iş birliği yapmaya ikna edilir. Ülkedeki politikacılara " biz sizin ülkenizi geliştirmeye geldik, sizlere borç vereceğiz sizler de bu borçla yollar, fabrikalar, tarlalar açarak ülkenize yatırım yapacaksınız. Böylece hem ülkeniz kalkınacak, hem de almış olduğunuz borcu bu fabrikalar sayesinde ödeyeceksiniz." denir.

     Bu fikir bizimkilere başta cazip gelir fakat bu politikacıların bilmedikleri şey, devlet işlerinde kimsenin kimseye kara kaşı kara gözü için iyilik yapmayacağı gerçeğidir. Ülkeler elbette kendileri dışında hiç kimsenin güçlenmemesini isterler, elin oğlu sana gelip ekonomin güçlensin diye niye yatırım yapsın?  Bu kadar salak mı bu insanlar?

      Elbette var bunun da altında bir bit yeniği. Neyse, batılılar bu borcu vermeden önce, planlarının tam tıkırında işlemesi için ülkelere bir takım şeyler şart koşarlar. Bu şartlar genellikle, ülkenin dış pazara ve sermayeye açılması yönünde olur. Bu yüzden batılılar tıpkı Adnan Menderes "Marshall Yardımı" döneminde olduğu gibi , anayasayı değiştirerek, yabancı şirketlere devlet tarafından açılacak ihalelere girebilme olanağı sağlarlar. Bu adım, planın kusursuz işlemesi mutlaka gereklidir. Bizim salaklarda " kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez veya bir koyup üç alacağız" diyerek siyonist tezgahın göbeğine otururlar ve gerekli değişiklikleri yaparlar.

     Ardından söz verildiği gibi ülkeye faizli borçlar verilir. Hükümet aldığı bu parayla yollar, fabrikalar, barajlar yapmak için ihaleler açar.  Fakat batılılar, ülkede  açılan tüm ihalelerin hemen hemen hepsini toplarlar.  Böylece vermiş oldukları borç paraları, tekrardan cebe indirirler.

     Politikacılar bir bakarlar ki verdikleri para olduğu gibi suyunu çekmiş. Evet ülkede fabrikalar vardır ama hepsi yabancıların kontrolündedir. Evet yurda çift şeritli yollar yapılmıştır fakat para olduğu gibi yabancılara gitmiştir.  Evet ülkede barajlar vardır fakat bu barajlar da yine yabancı sermayenin kontrolündedir.

     Artık politikacılarımız, ülkesine çöreklenmiş tomarla yabancı şirket ve  yüksek faizli büyük bir borçla baş başa kalmışlardır.

     İşte bu noktadan sonra geri dönüş yoktur. Artık ülke; tüm ekonomisi batılılarca yönetilebilen bir ülke olup çıkmıştır.  Ülke tamamen yabancı sermayeye muhtaçtır, zira hiç birşey üretememektedir.Deterjan alıyorsun para yabancıya, çimento alıyorsun yabancıya, elektrik kullanıyorsun yabancıya. Ülkedeki tüm para bu şekilde yabancı şirketler vasıtasıyla ABD ye Fransa'ya İngiltere gibi ülkelere akmaktadır. Üstelik bu şirketler ülkede tutunabilen birkaç yerli şirketleri de hızla yok etmeye devam etmektedir. Yardım amaçlı borç adı altındaki truva atı açılmış, içinden tüm ülkeye akın eden yabancı bir sermaye fışkırmıştır.

     Büyük bir ekonomik tuzağın içine düşen politikacılarımız; artık batılıların karşısında, kafası araba camına kıstırılmış İffet gibidirler. Artık onlar ne derlerse, yapmaya mecburdurlar. :)


     Ve planın son aşaması başlar. Altında kaldığı büyük borcu ödeyemeyecek olan politikacılarımız, ülkenin neyi var neyi yok satmaya başlar. Bilin bakalım satılan bu şirketleri kimler alır? Gayet tabi o borcu verenlerin ta kendisi. Ülke üzerinde farklı isimlerle bir çok yabancı şirket bulunmasına karşın bu şirketlerin bir kaç adama ait olduğunu söylememe gerek yok sanırım. Küresel çete bu planı asırlardır uyguluyor. Sadece isimler değişti hepsi bu. Osmanlıya'da uygulanan bu sistemin etapları o dönemde farklı isimlerle anılıyordu sadece. IMF nin adı İngiltere'den alınan borç, özelleştirmenin adı ise kapitülasyonlardı hepsi bu. Bu sistem bugün sadece Türkiye'de de değil, dünyanın bir çok ülkesinde uygulanıyor. Dünyanın varını yoğunu ele geçirmek isteyen Küresel Çete, asırlardır aynı oyunu oynuyor. Daha üzücü olan ise insanlar, asırlardır bu oyuna kanıyor... 


    İşte bir ekonomik tetikçinin görevi bunlardır. Bu senaryonun uygulanması için gereken herşeyi yapmak. Kemal Derviş planın ilk aşamasını başarıyla gerçekleştirdi. Ardından DSP yi dağıttı ve işin özelleştirme kısmını ise AKP ye bırakarak görevinden ayrıldı ve öylece uzaklaşıp gitti.


     Birgün o dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in, Ecevit'in kafasına Anayasa kitapçığı fırlatmasıyla işler allak bullak oldu. Bunun üstüne Ecevit'in kameraların karşısına çıkıp çocuklar gibi Sezer'i halkına şikayet etmesiyle, batılılara adeta gün doğdu . Bir gecede bankalardan 7.5 milyar dolar'dan fazla nakit para çekilerek Cumhuriyet tarihinin en büyük krizine imza atmış oldular.

     Aslında bu işin bahanesiydi. Batılılar; Türkiye'yi bir krizle darma duman edip hükümeti düşürmeyi aylar öncesinden kafalarına koymuşlardı. Ecevit'in kameralar karşısında adeta ağlamasından ötürü bu iş çok daha kolay oldu.

     Dükkanlar kapandı, halk işsiz kaldı, aç kaldı, derken 2002 yılında erken seçime gidildi. Sonuç olarak ortaya  kurtarıcı olarak; 2001 yılında kurulan, Refah Partisinden ayrılan yenilikçiler olarak tanıtılan AKP ortaya sürüldü...





     Seçimde;  DYP MHP ve ANAP'ın ve eski Erbakan hükümetini arayan kitlenin oyları AKP  ye akarken DSP ve sol kesimin oyları CHP ye gitti. Böylelikle CHP tekrardan meclise girme şansı yakalarken, Mecliste yalnızca iki parti, CHP ve AKP  kaldı.

    Kurulduktan 15 ay sonra AKP iktidar olmuştu. Yalnız son bir sorun vardı.

    Tayyip Erdoğan "şeriat propagandası yapmaktan dolayı" seçimlere girememişti. Üstelik kesinleşmiş hapis cezasıyla birlikte siyasi yasaklıydı. Başbakanlığa Abdullah Gül getirildi ve hemen bu sorunu çözmek için kollar sıvandı.


    Tayyib'i kurtarmanın tek yolu Anayasayı değiştirmekten geçiyordu. Bunun için Abdullah Gül, o dönemdeki CHP nin lideri Baykal'la masaya oturdu. Çünkü Anayasayı bugünkü gibi tek başına değiştirmeye gücü yetmiyordu AKP'nin.

      Baykall'ı CHP, Tayyib'i kurtaracak olan anayasa değişikliğine evet dedi ve Tayyib'in siyasal cezası böylelikle ortadan kalkmış oldu. Baykal'ın neden Erdoğan'a destek verdiği bugün hala bir sır. Gazeteci Zülfü Livaneli bu olaya ilişkin Erdoğan ve Baykal'ın Beylerbeyi'nde gizlice buluşup anlaştığını gösteren bir yazdı.  kaynak.

     Haberde o dönemin milletvekili Yaşar Nuri Öztürk'ün de bu olaya şahit olduğu belirtiliyor. Ardından Yaşar Nuri Öztürk de bu olayı doğruluyor ve görüşmede Erdoğan'ın Baykal'a

    "Sen beni meclise taşı anayasa değişikliğinde oy ver. Biz de seni günü geldiğinde Cumhurbaşkanlığına taşıyalım" 

    dediğini iddia ediyor. kaynak

    Bu konu hakkında edinebildiğim belgeler bu kadar. Elimde  Baykal'ın neden Erdoğan'ı  meclise taşıdığını izah edebilecek somut bir belge yok. Fakat benim kişisel kanaatim Yaşar Nuri Öztürk'ün doğruyu söylediği yönündedir. 

     Her neyse, anayasa değişikliğini Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer veto eder. Fakat aynı anayasa değişikliğinin meclisten tekrar geçmesi üzerine bu kez Sezer, değişikliği  Anayasa gereği onaylar. Evet, artık Erdoğan'ın milletvekili seçilebilmesi için yasal bir engel kalmamıştır.

    Fakat sorunlar sadece bu kadar değildir. Tayyip Erdoğan  bu seçimlere katılamamıştır ve birdahaki seçimlere daha 5 yıl vardır. Yani o dönem meclise girmesi imkansızdır. Bunun içinde hemen bir tezgah hazırlandı.

     YSK bu karar sonunda Siirt seçimlerini, usulsüzlük sebebiyle iptal eder. Bu sebepten dolayı Siirt deki tüm milletvekillerinin vekillikleri düştü. Seçimler yeniden yapılacaktı.  Yapılacak yeni seçimler için AKP'nin Siirt birinci sıradan milletvekili, YSK ya seçimlere katılmayacağını bildirdi. Yasalara göre bu durumda ikinci sıradaki milletvekili adayının, o da olmazsa üçüncü sıradaki milletvekili adayının seçime girmesi gerekmekteydi. Oysa Tayyip Erdoğan yasaklı olduğundan dolayı aday bile olamamıştı. AKP yapılacak yeni seçimlere tüm yasaları ihlal ederek, doğrudan Tayyip Erdoğan'ı aday göstererdi. Ne Baykal ne CHP buna itiraz etmedi ve Tayyip Erdoğan milletvekili seçilerek meclise girmeyi "nihayet" başardı.



    Ardından 58. hükümet istifası etti veTayyip Erdoğan AKP nin başına geçerek yönetimi Abdullah Gül'den devraldı. Tayyip Erdoğan başbakan, Abdullah Gül ise dışişleri bakanı olarak tıpkı CIA raporundaki gibi yerlerini aldılar.

    Sonuç olarak Tayyip Erdoğan, ABD nin sayısız çalışmaları sonucu tamamen "yasa dışı" bir biçimde başbakanlık koltuğuna oturdu. 


    ETAP 3: ÇIRAKLIK DÖNEMİ

    AKP nin başa getirilmesiyle Büyük Ortadoğu Projesi'ni uygulamak için ortada hiçbir engel kalmamıştır. Bu dönemden sonra zaten uzun yıllardır faliyet içinde olan Fethullah Gülen Cemaati (kısaca FGC) ; faliyetlerini hızla arttıracak, aradan geçen yıllar boyunca ordu, emniyet ve yargı organlarına sızacaktır. Amerika; Ortadoğunun işgali için düğmeye basacak ve Irak'ı işgal edecektir.

    Şimdi , anlamanız gereken şu. ABD Türkiye'yi iki önemli sebepten dolayı önemsiyor.

    1- Güçlü bir ordumuz var.

    2- Petrol bölgesine hakim, önemli bir coğrafyadayız.


    İşte bu sebepten ötürü ABD kendisinin savaştığı her ülkeyle bizi de savaşa sokmak ve ülkemizde bir çok askeri üss açmak istemektedir. 

    Ünlü Amerika'lı spekülatör ve darbe finansçısı, George Soros 2003 yılında kendisinden gelişmekte olan iki ülke, Türkiye ve Arjantin'i karşılaştırılması istendiğinde, bakın ne cevap veriyor.

    “Türkiye’nin Arjantin’den tek farkı stratejik pozisyonudur. Bu stratejik pozisyonuna bağlı olarak, Türkiye nin en iyi ihracat ürünü de ordudur.”  

    Bir de mehmetçiğe Kore savaşında sarfedilen bir söz var, zamanın ABD Dışişleri Bakanı Dulles de aynen şu sözleri sarfediyor.

    "Türk askeri çok ucuz, bize maliyeti günlük 23 cent" 



    İşte bu sebeplerden ötürü batılılar her defasında bize Kore'de savaş! Afganistan'da savaş! Irak'ta savaş! Suriye'de savaş! diye ısrar etmektedirler. Onlara göre sadece kendileri adına savaşacak beleş bir ordudan ibaretiz.


    Velhasıl kelam Irak savaşında Amerika bu 23 centlik askerlerden yararlanmak için, Türkiye'den Irak'ta savaşmasını istiyor ve 1 Mart tezkeresi meclisin önüne geliyor. Tayyip Erdoğan ve zamanın Genel Kurmay Başkanı Hilmi Özkök'te bu tezkereye destek veriyor.


     Gördüğünüz üzere ne kadar amerikancı adam varsa hepsi Irak'a, yangın yerine,  mehmetçiği sokmak için yanıp tutuşmaktadır. Lakin yapılan oylama neticesinde tezkere, başta  Önder Sav olmak üzere CHP'nin baskısıyla meclisten geçemiyor. Tabi bunların içinde mehmetçiği ABD uğruna ölüme yollamak istemeyen 90 küsür AKP milletvekili de var. 


    Bu arada Hilmi Özkök demişken, Hilmi Özkök'ünde adının geçtiği, wikileaks belgelerini sunmakta fayda var.  Emin Çölaşan'ın yazısından... Yazının tamamına burdan ulaşabilirsiniz... kaynak


    ABD'nin Ankara Büyükelçisi Robert Pearson, 22 Mart 2003 tarihli bir gizli kriptoyu Washington'a gönderiyor. Bu sırada AKP, beş aylık iktidar. Aşağıda okuyacağınız satırlar bir ibret belgesidir. Tarafın makasladığı bölüm şöyle:

    "Türk generaller AKP'den seçilen Tayyip Erdoğan'ın davranışlarından büyük rahatsızlık duyuyor. Erdoğan güçlü bir müttefikimizdir. Generallerin bu tutumu Amerikan çıkarlarının korunması açısından engelleyicidir. Orgeneral (o sırada Genelkurmay Başkanı olan) Hilmi Özkök'ün sadakatli duruşuna sahip çıkmalıyız. Muhalif orgeneraller, Hilmi Özkök'ün çizgisine itiraz etmekte.


    Erdoğan kendisine desteğin (Amerikan desteğinin) devamı halinde ABD'nin bir müttefiki olarak Ortadoğu ve Irak dahil olmak üzere Türk hava sahasını, kara ve demiryolları ile Mersin ve İskenderun limanlarını kullanımımıza açacağını taahhüt etmektedir."

    Uzlaşmaya bakın siz!.. İşin ilginç yanı, bu gizli kriptoda daha sonra bazı komutanların isimleri veriliyor... Ve bir süre sonra Türkiye'de patlayacak olan Ergenekon ve Balyoz davalarının ilk işaret fişeğini ABD'nin patlatmış olduğu açıkça ortaya çıkıyor. İşte o isimler:

    "Ancak (ABD olarak) Türk Ordusu'ndaki üst rütbeli subaylar tarafından sürekli engellenmek istenmekteyiz. Amerikan çıkarlarına karşı çıkan orgeneraller Aytaç Yalman, Şener Eruygur, Çetin Doğan. Hurşit Tolon, Fevzi Türkeri, Tuncer Kılıç ve Yaşar Büyükanıt, Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök'ün emir ve talimatlarına uymadıkları gibi, her an muhtıra verebilirler."




    Gördüğümüz gibi Özkök'e karşı ne kadar eleman varsa hepsinin adı ergenekon ve darbe davalarıyla anılır olmuştur.  Bu davaların iç yüzünü daha sonra inceleyeceğiz.

     Tayyip Erdoğan ve Hilmi Özkök'ün tüm çabalarına rağmen 1 Mart meclisten geçmedi. Elbette bu durum ABD camiasını hayal kırıklığına uğrattı.  Bunca uğraştan sonra başa getirdikleri adam, daha dakika bir gol bir işleri eline yüzüne bulaştırmıştı.

     Bu olayın üzerine İstanbul'un göbeğinde bombalar patladı.  Türk askerinin kafasına ABD askerleri tarafından çuval geçirildi ve  TSKnın hem vatandaşın hem de uluslararası camianın gözü önünde prestiji sarsıldı.

     Tayyip Erdoğan'sa bunların üstüne “Kahraman Amerikan askerlerinin anavatana en az kayıpla dönmesini umuyor ve dua ediyoruz..."  dedi. kaynak

     1 Mart tezkeresinin meclisten geçmemesi; Türkiye'nin, AKP dönemindeki ABD ye karşı yürütülen karşılıklı politikalarda kazandığı iki üç hamleden birisidir.


    Bundan sonrası hep zarar ziyan olmuştur...


    Neyse, ne demiştik?  Kemal Derviş'in yarım bıraktığı bir iş vardı. Birazda bu işten bahsedelim..

    Buraya Türkiye'de  son 30 yılda özelleştirilen yerlerin tamamını yazsam, sanırım bu yazıyı okumaya ömür yetmez.  Hatta bırakın son 30 yılı, sadece AKP nin yaptığı özelleştirmeleri bile yazmak, bir roman kalınlığında kitap yazmak gibi olur. O yüzden alın abi, hangi yıllarda nereler kaça satılmış tek tek inceleyin. AKP nin 2002 de göreve geldiğini ve 2002 yılından sonra özelleştirmelerin nasıl arttığına bizzat kendiniz şahit olun. kaynak

    84 - 94 arasında yapılan özelleştirmelere ilgin yasa değişiklikleri ve özelleştirmeleri de buradan ulaşabilirsiniz. kaynak


    Erdoğan ne var ne yok sattı. Devletin önemli kuruluşlarını ( telekom- botaş- tedaş) bile satılığa çıkarınca haliyle bu durum tepki topladı. Tepkilereyse ...

    ''(Efendim kar edeni de satıyorsunuz, zarar edeni de satıyorsunuz) Satacağız tabi. Kar edeni de satacağız, zarar edeni de satacağız. Neden, devlet sanayici olmaz ondan''  

    - Dönemin Ekonomi Bakanı Kemal Unakıtan



     dediler.

     Çok fazla üstlerine gidince de...




    dediler.

     Özetle Atatürk'ün kurduğu bu ülkeyi, yıllardan beri sata sata bitiremediler. Bugün hala özelleştirmeler sürüyor ve yabancı sermaye ülkeye son sürat akın etmeye devam ediyor.



    Batılı camia, Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında  AKP hükümetini güçlendirme kararı aldılar. Bunun sebebi de en başında belirttiğim gibi  gerek özelleştirmeler, gerek siyasi hamlelerle AKP nin batılıların çıkarlarına yönelik hareket ediyor oluşuydu. Böyle bir partiyi Türkiye gibi stratejik bir ülkenin başına getirmeleri zaten uzun uğraşlar sonucu gerçekleşmiş bir hadiseydi. Bu iktidarı kaybetmek demek, BOP un sekteye uğraması, yani büyük bir ekonomik kayıp demekti. İşte bu yüzden güçlenmesi gerekiyordu.

    Türkiyede; hükümetleri yok edebilecek belli başlı şeyler vardır. Bunlar;

    1-  Yargı ve Emniyet'in faliyetleri.

    2-  Medyanın baskısı.

    3- .Ordu'nun karşı duruşu.

    4- Ekonomik sıkıntılar.


    şeklindedir.  Batılılar AKP yi güçlendirme kapsamı içerisinde bu kaidelerin üstünü tek tek çizmeye başladılar...


    ETAP 4: KALFALIK DÖNEMİ




    1-YARGI VE EMNİYETİN ELE GEÇİRİLMESİ
        FETHULLAH GÜLEN CEMAATİ (FGC)

    1.Madde Yargı ve Emniyet

    Bir siyasi parti her an emniyet ve yargı yoluyla dava edilip iktidardan düşürülebilir. Bunu bilen dış güçler, ilk iş olarak ülkenin yargı ve emniyet organlarına sızma girişiminde bulundular.

     Fethullah Gülen Amerika'nın Pensilvanya Eyaletinde ikamet eden bir cemaat lideridir. Kurmuş olduğu cemaat sayesinde yargıya emniyete ve orduya yirmi yıldan beri müritlerini sokmuş, bir CIA görevlisidir.

     Bizzat FBI Fethullah Gülen ile ortak çalıştığını kendi resmi sitesinden duyurmuştur bile. kaynak

    Fethullah Gülen'e verilmiş iki büyük görev vardır.

    Birincisi, Türkiye'de ki yargı,emniyet,ordu üçgenine sızmak.

    İkincisi, Ilımlı İslam'ı orta doğuya yaymak.

    Birinci görevin nasıl işlediğini hemen hemen hepimiz biliriz.

     Evvela insanlar ışık evleri vasıtasıyla cemaate dahil olurlar, bu kişilere eğitim hayatları boyunca "abiler ve ablalar" tarafından bedava olarak verilen özel derslerle öğretim sağlanır. Bu özel dersler vasıtasıyla kişiler üniversite sınavında başarı gösterirler ve böylece cemaat üniversitelere adam sokmuş olur. Hatta içinde bulunduğumuz bu yıllarda cemaat; bizzat sınav sorularını çalıp müritlerine dağıtmaktadır. Son 5 yılda ardı ardına patlayan ÖSYM  KPPS ve Polis Koleji sınavları skandalları, buna delil olarak gösterilebilir. İşte böylece cemaat üniversitelere adamlarını sokmuş olur, bu süre boyunca da müritlerin gerek yurt olsun gerek burs olsun bir çok ihtiyaçları cemaat tarafından karşılanır. Kişiler mezun olduktan sonra da yine cemaat; çaldığı KPSS sorularıyla hemen hemen devletin tüm kurumlarına adamlarını yerleştirir. Daha sonraysa bu kişiler; yine aynı yolla, cemaatte ki adamlarıyla torpil yapılır ve üst kademelere yerleştirilir. İşte cemaatte çark böyle işler. Sonsuz bir torpil ve iltimas üzerine kurulu bir döngü. Din Allah Kuran diyen kişilerin milyonlarca insanın hakkını yiyerek, adamlarını kayırması hangi kitaba, hangi mezhebe, hangi İslam'a sığar? 

    Ah tabi, "Ilımlı İslam'a".


    Ilımlı İslam ve Dinler Arası Diyalog denen kavramların özeti kısaca şu.  Hristiyanlaştırılmış bir İslam alemi.

     Yazının başlarında sizlere batılıların İslam'la mücadele edemediklerini, bu yüzden İslam'ı kontrol altına almak istediklerini söylemiştim . Çünkü adamlar ne zaman bu coğrafyayı işgal etseler, insanlar İslam çatısı altında tekrardan toplanıp, batılıları evlerine postalıyorlar. İşte bununla mücadele etmek için, bunu yok etmek için, İslam'ı komple değiştirmeyi kafalarına koymuş durumdalar.


    Ilımlı İslam , tamamen Amerikalılar tarafından üretilmiş, Amerikan malı bir inanç sistemidir. İsim babası bile CIA ajanı Graham Fuller'dir. Başbakan Erdoğan ve Fetullah Gülen de bu inancı desteklerler. Ilımlı İslam insanlara "daha modern bir İslam", "İslam'ı daha modern yaşamak" adı altında tanıtılsa da, dananın bacağı öyle değildir.

    Bugün İslam coğrafyasında haklı olarak batılılara karşı müthiş bir önyargı mevcuttur. İşte bu ön yargıyı kırmak için batılılar, yeni bir din olarak Ilımlı İslam'ı bölgeye yaymak için kolları sıvadılar.

    Dikkat ederseniz yeni bir mezhep demiyorum. Ilımlı İslam tamamen Amerikan üretimi olan yeni bir dindir. Zira içerisinde İslam'ın şartı olan hz.muhammed'e inanmak kaidesi geçmez. Temelinde Hz.Muhammed'i ortadan kaldırıp, "bakın hepimiz aynı tanrıya inanıyoruz" diyerek , müslümanları hristiyan ve yahudilere karşı ısındırma gayesi taşır.


    Neymiş? Kuran'ın yahudiler ve hristiyanlar hakkında ki sözleri sadece o zamankiler için geçerliymiş.

    Neymiş Hz. Muhammed yokmuş. - 

    Kaynak: F.G.'nin Hoşgörü ve Diyalog İklimi adlı kitabından.

    Neymiş? Kelime-i Şehadette, "Muhammed Allah'ın rasuludur" kısmını söylemeyene merhamet etmeliymişiz.

    Kaynak: “Küresel Barışa Doğru, Kozadan Kelebeğe-3” isimli "şaheserin" 131. sayfası


    "Mühim olan kelime-i tevhid inancıdır. Hz.Muhammed'i kabul ve tasdik etmek ise şart olmayıp bir kemal mertebesidir." Ahmet Şahin ( Fethullah Gülen'in Sağ kolu) - 17 Nisan 2000
                                            Neymiş? Muhammed'i kabul ve tasdik şart değilmiş.

    Bu oyuna gelmeyelim.


    Papa 2. Jean Paul, 1999  “Birinci bin yılda Avrupa Hristiyanlaştırıldı!. İkinci bin yılda Amerika ve Afrika’nın Hristiyanlaştırıldı. “Üçüncü bin yılda Asya’yı Hristiyanlaştıralım!”  


     İşte amaç bu. Asyayı ve tüm Müslüman alemini hristiyanlaştırmak. Evvela Hz. Muhammed'i aradan çıkaracaklar. Sonrasında da " bakın hepimiz aynı tanrıya inanıyoruz, bitsin bu önyargı !" diyecekler ve böylece bizi müslümanlıktan çıkarıp hıristiyanlık yoluna sokacaklar.

    İşte oyun bu. Ilımlı İslam ve dinler arası diyalog denen şey , Hz. Muhammed'i yok etme kampanyasıdır.  %100 Amerikan üretimidir. Bugün İslam ve Hristiyanlık arasında ki tek büyük fark peygamber inançlarıdır. Hristiyanlar Hz. İsa'ya "tanrı" der. Müslümanlarsa "Allah'ın kulu ve elçisi". Müslümanları hristiyanlıktan ayıran tek şey Hz.Muhammed'dir. Onlar da işte bu yüzden Hz. Muhammed'i söküp atma peşindedirler.

     Evvela Hz. Muhammed'i aradan çıkaracaklar, sonra da işi "bakın hepimiz aynı tanrıya inanıyoruz" demeye getirecekler. O yüzden Ilımlı İslam denen şey, hristiyanlığın ta kendisidir, dinler arası diyalog ise büyük bir misyonerlik faliyetinden başka birşey değildir.

    İşte Fethullah Gülen budur. Tamamen ABD ve CIA destekli bir "din ajanı" dır. Desteklediği yozlaşmış inancı, açtığı okullar vasıtasıyla tüm Asya'ya yaymakla görevli bir misyonerdir.



    Bakın CIA eski milli haber alma konseyi yardımcı başkanı, Graham Fuller'in; Fethullah Gülen hakkındaki düşünceleri nelermiş? ;


     Aklıma takılmıyor değil. Bir CIA ajanı, bir müslümanı ve Türk'ü neden destekler?

    Neymiş Dinler Arası Diyalog. İki tarafın barışması.

    Soruyorum sizlere?

     Bu insanlar yıllarca müslümanlıkla savaşmadı mı? Bu insanlar müslümanlara 9. tane haçlı seferi düzenlemediler mi? Haçlıların Kudüste katlettikleri müslümanların kanları dizlere kadar yükselmedi mi? Afganistan'da Irak'ta milyonlarca insanı öldüren bunlar değil mi?  Türkiye'nin işgal döneminde, camideki imamlara kurşunu bunlar sıkmadılar mı? Malta'da ki Papa heykeli, bugün hala Türk bayrağına çiğnemiyor mu?

     Şimdi gelmişler, güya müslümanlarla barışmak, diyalog kurmak istiyorlarmış. Senin amacın diyalog falan değil Papa efendi. Senin amacın misyonerlik. Avrupa'da her geçen gün ateist oranı artıyor. Sen de aklın sıra Asya'yı hristiyanlaştırıp, kiliseye gelir getirmek peşindesin. Evvela o hıristiyan askerleri Afganistan'dan, Irak'tan, Libya'dan bi çıksın. Diyaloğu sonra da kurarız.

    Fethullah Efendi'ye gelince; güya o da diyalog kurup bunlara müslümanlığı tanıtacakmış.
    Müslümanlığı tanıtmak sana mı düştü Fethullah Efendi? Adamına Papa nın elini öptürerek mi tanıtıyorsun müslümanlığı? Yoksa hz. muhammed'i kelime-i şahadetten çıkararak mı?

     Kısacası Ilımlı İslam, hristiyanlarca oluşturulmuş büyük bir misyonerlik faliyetidir. Yardımcısı Papa'nın elini öpen Fethullah Gülen de; hizmetine 25 milyar $ sunulmuş, bu hareketin baş aktörlerindendir.

    2- MEDYANIN BASKISI
    MEDYANIN ELE GEÇİRİLMESİ

     Medya hiç şüphesiz bir iktidarın kalıcılığında ki en önemli güçtür. Dünyada ki bütün faşist hükümetler, halkları üzerindeki baskı ve kontrolü sağlamak için ilk iş medyaya sansür uygulamışlar veya medyayı ele geçirmişlerdir. Bağımsız bir medyaya sahip bir ülke ise; her zaman iktidarın karşısında daha dik durmuş ve zulmlere karşı mücadele edebilmiştir. Çünkü adaletsizliğe karşı mücadele edecek olan insanlar, her şeyin başında "haberdar" insanlardır. İşte bu yüzden medya, AKP nin karşısında ki bir diğer güçtür. Batılılar bu gücü de yok etmek hatta bu gücü ele geçirmek için girişimlere hemen başladılar.

     Türkiye'de ki medya, dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi sadece üç beş büyük patronun kontrolündedir. İşte batılılar da Türkiye'de ki medya baronlarına AKP ye destek vermeleri için çeşitli ikna yöntemlerini kullandılar elbette. Karşı çıkanlarsa çeşitli yollarla dize getirildi. 


     Türk halkının kumandasının ilk 9 butonuna kaydettiği, en çok izlenen kanalları sırasıyla yazalım.

    Kanal D

    Show Tv

    Star Tv

    ATV

    Samanyolu Tv

    TRT 1

    NTV

    Fox Tv

    Kanal 7

    İşte bunlar Türkiye'nin en çok izlenen kanalları. Şimdi bakalım bu kanallar kime bağlı.


    TRT:  TRT1 i ve diğer 15 TRT yi direk es geçiyorum zaten. Bu kanallar tamamen objektiflikten uzak bir biçimde, hangi hükümet baştaysa onun lehine habercilik yapmaktalar. Tamamen hükümetin pençsindeki bir devlet kanalı olmuş durumdalar.


    Kanal 7:  Açıklamama gerek yok. Tayyip'in kanalı. Yıllar önce dış basının Erbakan yerine,  Gül ve  Erdoğan la birlikte Banu Avar'dan görüşmek için istediği üçüncü adam Fehmi Koru bu kanaldadır. Deniz Feneri mevzusuna hiç girmiyorum.

    Samanyolu TV: Fethullah Gülen'e, ordan da Tayyip Erdoğan'a bağlı bir kanal.

    ATV:  Akp döneminde Çalık Grubuna satıldı. Şirket'in CEO su Tayyip Erdoğan'ın damadıdır.

    Fox TV:  Eski adıyla TGRT olan bu kanal AKP döneminde  Rupert Murdoch'a satıldı. 
    Rupert Murdoch kim? CFR nin has adamı.



    NTV:  İktidar yanlısı Doğuş Yayın Grubu'na ait. Başbakanın tüm konuşmalarını eksiksiz yayınlar.

    Show TV: İktidar yanlısı bir kanal.

    Star TV:  Akp döneminde  Cem Uzan'dan alınarak Aydın Doğan'a satıldı. Daha sonra da Aydın Doğan'dan iktidar yanlısı Doğuş Yayın Grubu na satıldı.

    Kanal D: Aydın Doğan'a ait. Aydın Doğan, ilk başlarda AKP ye muhalif bir barondu. Kanallarında ki haber bültenlerinde sürekli hükümet aleyhine haberler yayınlanırdı. Daha sonra  Aydın Doğan'a 4 Milyar TL ye yakın vergi cezası kesildi. Artık her nedense Aydın Doğanın kanalları bu olaydan sonra hükümeti destekler nitelikte haber yapmaya başladılar. Çok geçmeden de Aydın  TL Doğan'ın cezası 1.5 Milyar TL ye düşürüldü.


    Vaziyet bu. Hemen hemen bütün medya baronları ya  hükümeti desteklediler. Ya da desteklemeleri için dize getirildiler.  Sadece 9 kanal diyip geçmemek lazım. Bu adamlara bağlı sayısız dergi, gazete, kanal ve yayın organı olduğu unutulmamalıdır.

    AKP iktidarı bugün ki en çok izlenen kanalların, en çok okunan gazetelerin %90'ı nı yönetmektedir. Hatta vaziyet öyle kötüdür ki hükümet karşıtı gazeteler bile AKP nin ellerindedir.

    AKP ne isterse, ekranlarda o yayınlanır.

    AKP kimi terörist ilan ederse, ekranlar da onu terörist ilan eder.

    AKP kime ambargo koyarsa, o kişi bir daha hiç bir kanala çıkamaz. Vaziyet bu.


    3-ORDUNUN KARŞI DURUŞU


    3. Madde , ordu.

    Türkiye de her an,  bir hükümet kendisine muhalif subaylar tarafından yapılabilecek bir askeri darbeyle alaşağı edilebilir. Bunu bilen CIA. TSK da; emekli veya halen görevde ne kadar ABD karşıtı, AKP karşıtı subay ve asker varsa hepsini hapse atmak için çalışmalara başladı.


    BALYOZ


    "Türk generaller AKP'den seçilen Tayyip Erdoğan'ın davranışlarından büyük rahatsızlık duyuyor. Erdoğan güçlü bir müttefikimizdir. Generallerin bu tutumu Amerikan çıkarlarının korunması açısından engelleyicidir. Orgeneral (o sırada Genelkurmay Başkanı olan) Hilmi Özkök'ün sadakatli duruşuna sahip çıkmalıyız. Muhalif orgeneraller, Hilmi Özkök'ün çizgisine itiraz etmekte. 


     İşte bu sebepten ötürü AKP yi daha sarsılmaz kılmak adına, BALYOZ denilen düzmece operasyon yapıldı.

    Balyoz operasyonunu yapmak için gerekli olan emniyet ve yargı organlarını zaten ellerinde bulunduran batılılar, bu işi de kolayca hallettiler.

      Bu konu hakkında benim bulabildiğim en açıklayıcı ve sade bilgi kaynağı alt kısımdan izleyebileceğiniz video olmuştur. Mutlaka izleyin.

    ERGENEKON

    Ergenekon duruşmaları AKP nin karşısında kim varsa hepsini dize getirme politikasıdır. Yine burda da tıpkı balyoz da olduğu gibi düzmece senaryolar üzerinden, birçok yazar gazeteci aydın ve subay hapislerde çürütülmektedir. Çünkü bu insanlar AKP nin varlığı için bir tehdit oluşturmaktadır.


    Ergenekon operasyonları kapsamında cemaat, yine elinde tuttuğu yargı ve emniyet ile sayısız kimseyi iftiralarla hapse atıp, ellerinin altında ki medyayla da bu iddiaları Türk halkına gerçekmiş gibi göstermişlerdir.

    Ergenekon ve Balyoz operasyonları hakkında sayfalarca yazı yazılabilir. Bunun yerine yine Ergenekon'u da tıpkı balyoz gibi bir videoyla inceleyelim.

    Görüldüğü üzere yine Emniyet; orduya kurduğu bu kumpasta da çeşitli hatalar yapmıştır.

      Sözde aylar öncesinden AKP ye saldırmak için planlar yapılıp da yerin altına gömülen silahlar, nasıl 2 günün öncesi gazetesine sarılmış olabilir?

      Komutanın dediğine göre bu silahlar nasıl iki günlük gıcır gıcır olabilir?

     O tarihten 1 hafta önce Ankara'da okullar kar tatili yüzünden tatil edilmişken, silahlar nasıl yağmur yememiş olabilir?


    İşte bütün bunların cevabı o silahları oraya gömenin de, ordan çıkartıp insanları hapse atanında emniyet olduğu gerçeğidir.


    Bugün halkımızın büyük bir çoğunluğu ergenekon davalarının adil olduğuna inanmaktadır. Oysa tüm plan AKP ve Amerikanın politikalarına karşı olan insanları susturmak üzerinedir. Birçok gazeteci ve aydın bu operasyonlar yüzünden suçları ispatlanmamış bir halde hapis yatmaktadır. Mustafa Balbay ve Mehmet Haberal. üçbuçuk yıldır suçu ispatlanmamış bir biçimde hapiste. Bir de Soner Yalçın var tabi. Üstteki video yayınlandıktan sonra Oda Tv basılıyor. Soner Yalçın bilgisayarında ki bir word dosyası yüzünden içeri alınıyor. O word dosyasının virüslü olduğu, bilkent odtü ve birçok üniversite tarafından ispat ediliyor. Buna rağmen cemaatin savcıları, Soner Yalçın'ı mahkum etmeye devam ediyor. İnsanlarsa AKP medyası sayesinde bu yalanlara inanmaya devam ediyor.




    ETAP 5: USTALIK DÖNEMİ

    AKP, üçüncü kez seçilmiş ve ustalık dönemine girilmiştir. Bu arada çıraklık,kalfalık ve ustalığın masonlukta ki dereceler olduğunu da hatırlatalım.



     Masonluk demişken; biraz da Tayyip Erdoğan'ın İsrail ve yahudilerle olan ilişkilerine göz atalım.


    ONE MINUTE VE MAVİ MARMARA SALDIRISI:

    Biliyorsunuz Tayyip Erdoğan'ın; 30 Ocak 2009 da,  Davos'ta yapılan World Economic Forum'da, İsrail Başbakanına olan çıkışı bütün dünyada şok etkisi yarattı. Çünkü bu alışıldık birşey değildi, ilk defa bir müslüman Başbakan hatta bırakın müslümanını bir Başbakan, dünyanın gözü önünde yaşanan tüm haksızlıkları, bir İsrail Başbakan'ının yüzüne tokat gibi çarpıyordu. Tayyip Erdoğan davosu terk ettikten sonra "tepkim moderatöreydi" desede yine de tüm halkı bir coşku kaplamıştı artık..

    Bu olay bütün müslüman kamuoyunda sevinçle kutlandı desek yeridir. Ne yalan söyleyeyim ben bile o an  gurur duydum Tayyip Erdoğan'la. Tayyip'in adı bu olaydan sonra "Davos Fatihi" olarak anılmaya başlandı. Yabancı ve Türk, tüm medya organları birden bu konuyu konuşur oldu. Dünya bu konuyu konuşur oldu. Arap halkları Tayyip Erdoğan'ın resimleriyle sokaklara dökülüyor, dünya Tayyip Erdoğan'ı konuşuyordu. Türk  haber bültenleri ise ortaya çıkan tüm bu tabloyu, çocuğuna Recep Tayyip Erdoğan ismini koyan arap ebeveynler, tayyibin arap ülkelerinde satılan kupaları ve hediyelik eşyaları haberleriyle daha da süslüyordu. Tayyip! Tayyip! Tayyip! Her yerde Davos Fatihi  Tayyip! Sonuç olarak çok ince gören kesim dışında çoğumuz bu duruma inanmış bulunduk.

    Fakat esas sorun şu ki , hala buna inananlar var.

    Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz diye gerçekten güzel bir atasözümüz var.

    Davos lafı bir kenarda dursun. Bakalım Tayyip'in "işleri" nelermiş?

    Aradan yaklaşık 1 yıl geçer...

    İsrail ambargosunda ki Gazze'ye yardım için Türkiye'den kalkan ihl konvoyu 31 Mayıs 2010 da İsrail askerleri tarafından saldırıya uğradı. Saldırıda diğer yabancı devletlerin gemisinde çatışma çıkmazken, türk gemisi mavi marmara İsrail askerlerince tarandı. 9 Türk hayatını kaybetti.  kaynak


    İsrail savunma olarak; gemidekilerin silahlı bir biçimde karşı koyduklarını beyan etti. İşte bu da o silahlar.

    İsrailin hamleleri bununla da bitmedi. Türkiye Büyük elçisi "alçak koltuk krizi" skandalıyla yüz yüze getirildi.

    İsrail Dışişleri Bakanı yardımcısı Dany Ayalon, İsrail Türk Büyük Elçisi Oğuzhan Çelikkol'u  görüşmeye çağırır. Bununla birlikte basına da haber verir. Daha sonra Büyük Elçiyi kapıda bekletip, alçak koltuğa oturtur.  Çelikkol görüşmenin muhabirler çıktıktan sonra yapılmasını isteyince, Ayalon'un ağzından aynen şu sözler dökülür.  “Bizim yüksek, onun daha alçak bir koltukta oturduğuna, masada yalnızca İsrail bayrağı bulunduğuna ve bizim gülümsemediğimize dikkatinizi çekerim”

    Olay sonunda İsrail Dışişleri  “Türkiye’nin İsrail’e ahlak dersi verecek son ülke olduğu” açıkladı.


    Mavi Marmara katliamı ve tüm bu rezillikler. Tayyip Erdoğan kendisinin bunların üstüne yahudi lobilerden aldığı ödülleri iade edecek mi sorulasına "hayır" diye cevap verdi.



    Bu ödüllerden bahsedelim isterseniz biraz da, bu ödüller şöyle:


                                 Amerikan Yahudi Komitesi AJC den 2004 te "Cesaret Ödülü" alıyor.




    AJC. Bu örgütün amacı ne biliyor musunuz? "Siyoniz mi dünyaya egemen kılmak".


    Siyonist çevreden bir ödül de ADL den. Beyimiz bu sefer de "cesaret madalyasına" layık görülüyor. 2004 yılı.





     Siyonist camia tarafından pek bir cesaretli görülen Erdoğan, acaba bu ödülleri neden iade etmeye "cesaret" edemedi. Burası merak konusu. Her kuruluş gibi Siyonist kuruluşların da kendilerine çıkar sağlayanlara ödül verdiğini hatırlatmama gerek yok sanırım. Her neyse biz işimize bakalım.


     Hiç düşünmeden, iki ödül aldı diye adam karalamam ben. Öyle bir insan değilim. Bu ödülleri şu yüzden önemsiyorum. Bu cesaret madalyası Erdoğan dahil 106 yılda sadece 11 kişiye verildi. Ve içlerinde yahudi olmayan tek bir isim var. Recep Tayyip Erdoğan!  Üstelik gelin görün ki iş bunlarla da bitmiyor. ADL nin başkanı Abraham Foxman - ki üstte gördüğünüz kişidir- Tayyip Erdoğan'ı "musevilerin ebedi dostu" olarak ilan etmiş. Bu da ayrı bir düşündürücü. Yani mevzu nereden tutarsak tutalım elimizde kalıyor. Önce Siyonist CFR nin has adamı Abramowitz'in Tayyib'i başa geçirmesi, ardından siyonist localardan alınan ödüller.  Ve birşey daha..


    SURİYE SINIRININ İSRAİLE VERİLMESİ!

    2009 yılında, kaçakçılığı önlemek adına 1954 de Suriye sınırı boyunca döşenen mayınların temizlenmesi için karar alınmıştı. (Bu kararın altında da büyük bir bit yeniği var, daha sonra bahsedeceğim.) Fakat sorun şuydu ki 3 dolara döşenen bir mayının temizlenmesi yaklaşık 1500 dolar gibi bir gidere sebep oluyordu. İşte bu yüzden AKP hükümeti dahiyane bir çözümle geldi!

    Mayını İsrail temizleyecek, karşılığında da; 350 metre genişliğinde 500 km sınır hattı 50 yıllığına İsrail'e verilcekti. Tayyip Erdoğan bu akıl almaz fikre karşı çıkanları "yahudi karşıtlığı" ile itam etmesine rağmen muhalefet, halk ve medyadan gelen tepkiler sonucu bu karardan vazgeçildi.

    İşte Tayyip Erdoğan'ı en iyi özetleyen mevzular bunlardır.  Ön yargılarından arınmış her birey, artık Erdoğan'ın İsrail'in çıkarlarını koruduğunu kabul etmesi gerekmektedir. Lafa gelince Tayyip Erdoğan İsrail'e esip gürlemektedir. Lakin yaptıkları da ortadadır. Bir kez daha hatırlatalım.

    Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz.



    ARAP BAHARI


     En kısa tanımla Arap Baharı ucuz savaşın ta kendisidir.

     Ortaçağdan sonra savaşlar, özellikle de ateşli silahların icadından sonra çok daha uzun sürmeye başladı. Artık bir günde biten meydan savaşları yerini, haftalarca süren siper savaşlarına bırakmıştı. Bugün silah teknolojisinin gelişmesiyle bu savaşlar artık aylar, hatta yıllar alıyor.

     Savaşın süresi arttıkça haliyle savaş masrafı da artıyor. Bunun yanında yüksek teknolojili silahların kullanılması da  maliyeti oldukça katlanılmaz bir hale sokuyordu. Özetle eskiden bir orduya ayrılan bütçeyle, bugün sadece bir tomehawk füzesi alınabiliyor. O yüzden savaşlar oldukça pahalıdır.

     ABD ve Avrupanın durumu ortada. Dış borç ve ekonomik krizlerle yüz yüzeler. İşte bu sebepten ötürü artık bu ülkelerin bir sıcak savaş daha kaldıracak güçleri yok. Dünyanın en büyük ordularına sahip olsalar bile, aylar boyunca sürecek bir sıcak savaşın bu ülkelerde kalıcı hasarlar bırakacağı kesindir.

     Bu sebepten dolayıdır ki Batılılar artık bu işleri daha sessiz halletmeye karar verdiler. Böylece savaş hem daha ucuza gelecekti, hem de dünya kamuoyunun dikkatini çekmeyeceklerdi. Sonunda bir fikir buldular. Sovyet Rusya'da, Çekoslavakya'da, Yugoslavya'da uyguladıkları yöntemi tekrar piyasaya süreceklerdi. Hükümetleri "halk isyanı" adı altında düşürecekler ve böylece çıkan kargaşa da ülkenin tüm madenlerini ele geçireceklerdi. Bu ülkeleri tekrardan güçlenip batıya kafa tutmasın diye de parçalanacaktı. Planın adı "Arap Baharı'ydı".



    Arap Baharı hakkında Ortadoğu Petrol Kapışması yazımda detaylıca bahsetmiştim. İşlerin iç yüzünü detaylıca öğrenmek isterseniz, kanıtlarıyla beraber o yazıyı da bi ara okursunuz, burda yüzeysel olarak üstünden geçeceğiz.



    Arap Baharı nın en büyük silahı medyadır. Tıpkı ülkemizde ki gibi, dünya çapındaki medya baronları batılılara hizmet için ikna edilir. Dünya çapındaki diyorum, çünkü bu baronlar çay tv gibi kıytırık kanallara değil, dünya çapındaki CNN, FOX, El Cezire gibi dünya devi kanallara sahiptirler.

    İkinci adımda ise ülkede ki sendikalar, öğrenci toplulukları ve çeşitli siyasi toplulukların başındakiler satın alınır.

    Daha sonra bütün medya baronlarına işgal edilecek ülkenin hükümeti aleyhine haber yapmaları için emir gönderilir. Bütün dünya bu haberlerle aldatılırken, ülkede ki satın alınan topluluklar da ayaklanmalar için harekete geçirilir. Ülke halkı bu durumu görür ve içlerinden büyük bir kesimi bu topluluklara katılarak isyanı destekler.

    Artık haberlerde kurşuna dizilmiş eylemciler, katledilen zavallı özgürlükçüler yer almaktadır.

    Hükümet yönetimde kalmayı diretirse, isyan halindeki bu topluluklara silah dağıtılır. Böylece silahlı eylem harekete geçirilmiş olur.


    Hükümet yine direnirse en sonunda Birleşmiş Milletler ve NATO devreye girer. Ülke işgal edilir.


    Tüm olayların adı da barış ve demokrasi hareketi olarak insanlara yutturulur. İşte genel olarak sistem bu şekilde işler.



    Bakın, bu adamlar yalan söylüyor!



    Bizim medyamıza göre Beşar Esad askerleri Suriye'de terör estiriyor.

    Esas terörist kimmiş, bir de Banu AVAR'dan dinleyin.



    Gelelim blokların nasıl oluştuğuna. Dünya uzun bir süre Arap Baharı na sessiz kaldı. Fakat adamlar Suriye'ye kadar gelince Rusya buna tepki gösterdi.


     Rusya , George Bush'un Polonya'ya (yani Rusyanın burnunun ucuna) Füze Kalkanı dikmek istemesi yüzünden ABD ye karşı olan tutumunu tamamen değiştirdi. "Hedef tüm Asya" politikasının şifresini füze kalkanı sorunu sonunda çözen Rusya bu olaydan sonra yüzünü tamamen Doğu'ya döndü diyebiliriz.

     Fakat füze kalkanı projesine AKP nin atlaması sonucu Türkiye tamamen yapayalnız kaldı. Hem Rusya, hem de İran; Türkiye'ye karşı olan tutumlarını değiştirdiler. Hatta İran savunma bakanı, "batılılar bize saldırırsa ilk iş Malatyayı vururuz" diyerek duruşunu açıkça belirtti. kaynak


     Suriyede olaylar patlak verince, Putin gemilerini Suriye kıyılarına yolladı. Böylece Özgür Suriye Ordusuna batıdan deniz yoluyla gelecek yardımların önünü de kesmiş oldu.


     Emperyalist devletlerce desteklenen Ö.S.O. 'su, zor durumdaydı. Zira Esad'ın ordusu Doğu bloku tarafından destek görüyor, Ö.S.O., Suriye de tam hakimiyeti sağlayamıyordu. Üstelik bütün bunlara rağmen batı bloğu Suriye'ye askeri bir müdahale için gerekli ekonomik koşullara sahip değildi. Tabi bir yandan Rusya ve Çin tehlikesi de söz konusuydu. Onlarda bir çözüm buldular. Bugüne kadar besleyip büyüttükleri kişilerin vefa borcunu ödemelerinin vakti gelmişti. Tayyip Erdoğan'ı elinde tuttuklarından ötürü TSK nın Suriye'ye girmesi için düğmeye basıldı.


     Bu plana karşı çıkacak tüm komutanlar içeri tıkılmış, TSK cemaat in müritleri tarafından ele geçirilmiş ve binbir uğraşla ülkenin başbakan ve cumhurbaşkanlık koltuğuna kendi adamları oturtulmuştu. Artık herşey hazırdı. Hillary Clinton ve akabinde bir çok ABD li siyasi ve askerler Türkiye'ye ardı ardına ziyaret gerçekleşitirdiler. Masadaysa tek bir konu vardı. Suriye.




    ABD defalarca Erdoğan'dan Suriye'ye TSK yı sokması için teklif götürdü. Erdoğan teklife sıcak bakmış olacak ki, o güne kadar Esad la gül gibi geçinen Erdoğan bir anda Esad'ı "terörist", "faşist" ve "zorba" ilan etmeye başladı.

     Basın ve medya, tüm siyasiler, tüm (sözde) yazarlar ve medya maymunları Suriye aleyhine laflar edip, kırk yıldır ülkeyi diktayla yöneten Esad a bir anda ateşler püskürmeye başladılar. Beşar Esad diktatör dü diktatör olmasına da AKP nin bunu "Arap Baharı" adı altında gerçekleşen işgal politikasının tam ortasında hatırlaması gerçekten de manidar oldu. Her neyse tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de medya ve basın büyük kandırmaca için ardı ardına sahte haber yapmaya başladılar. Öncelikle halk savaşa ikna edilmeliydi.

    "Esad şöyle zalim!"

    "Esad ın ordusu bir köyü katletti!"


    Artık bu tür yalan haberleri, her kanalda, hemen hemen her gün görmek mükündü. Evet katliamlar yapılıyor, köyler bombalanıyordu. Ama bunu yapan Esad'ın ordusu muydu orası tartışılır. Akp nin hatay sığınma kampında besleyip kolladığı Ö.S.O. Suriye içinde bir çok katliamlara ve zulmlere imza atıyor basın ise bunu Esadın üstüne yıkıyordu. Bu kandırmacalar günümüzde hala sürüyor...



    Ama halkımız bu oyuna gelmedi. Ülkemizde, an itibariyle bu yalan haber furyasına kendini kaptıranlar olsa da, halkın büyük bir çoğunluğu müslüman bir ülkeyle savaşmak istemiyor. Bunun yanı sıra ordunun esaslı komutanlarının bir çoğu silivride hapse mahkum edilmiş durumda. Aynı zaman da Tayyip'in Suriye'ye girmesi demek, onu kollayan üç abisini, yani Rusya, Çin ve İran'ı karşısına alması demek. Türkiyenin enerji ihtiyacının önemli bir kısmını Rusya ve İran'dan sağladığıda düşünülürse, böyle bir hareket hiç şüphesiz felaketle yüz yüze gelmekle aynı şey.


    ---------------------------

    03.10.2012

    Bugün 3 Ekim 2012, tam da yazımda Türkiye-Suriye ilişkilerinden bahsederken, an itibariyle Türkiye Suriye'ye askeri olarak karşılık verdi. Sonuçları ve çıkarımlarımı daha sonra açıklayacağım.




    ---------------------------


     Tam da Türkiye nin Suriye'ye girmesinin ne kadar kötü birşey olduğunu anlatacakken böyle bir olay yaşandı. Gerçekten de politika ve siyaset çok ama çok hızlı işliyor.


     Yavaş yavaş yazımın da sonuna geliyordum. Bu kısıma kadar genel olarak AKP ve batılılar arasında ki ilişkileri, AKP nin nasıl, batılılar ile işbirliği içerisinde ülkemizi büyük bir kumpasa sürüklediğinden bahsettik.
    Şimdi gelelim AKP nin sonuna. Belki de Türkiye'nin sonuna.







    ETAP 6: AKP'NİN SONU


    Net olmak gerekirse, bugün AKP ve Tayyip Erdoğan'ın karşısında durabilecek hiç bir büyük güç kalmamış durumda. Halk içi örgütlenmelerin, sivil toplum kuruluşların ve derneklerin hemen hemen hepsi sindirilmiş durumda. Halk'ı olanlar karşısında bilinçlendirecek ve "n'oluyoruz hükümet?" dedirtecek medya organlarının hemen hemen hepsi, hükümet ve cemaat'in eli altında. Bu gidişata dur diyecek ( ki darbe asla çözüm olamaz, anlam başka taraflara kaymasın) tüm komutanlar silivride hapis hayatı yaşamaktalar. Üniversiteler , cemaatçi rektörler ve hükümetin eli altında ki YÖK vasıtasıyla doğrudan Tayyip'e bağlı.  Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri, tıpkı M.Kemal Atatürk'ün bahsettiği gibi zaptedilmiş durumdadır.



     Batılılar böyle bir gücü Tayyip Erdoğan'ın avuçlarına bizzat kendileri vermiştir. Elbette ortadoğunun göbeğinde yarattıkları Erdoğan gibi güçlü kuvvetli bir makinenin kapama düğmesini de yapmayı unutmuş olamazlar. Peki Erdoğan'ın kapama düğmesi neresi? Cevap basit. Terör.


     Türkiyenin son 10 yılına bakıldığında PKK ve terörün, her geçen yıl güç kazanmış olduğu gerçeği görülmektedir. PKK Tayyip Erdoğan'ın liderliği boyunca sürekli güçlenmiş, meclise adamlarını sokmuş, dağdan inen teröristler halaylarla konvoylarla karşılanır olup, ülkede özerklik bile taleb edebilir hale gelmiştir.


     Bu bilerek yapıldı. Bir yandan Türkiye güçlendirilirken, diğer yandan da PKK güçlendirildi. Çünkü ortadoğunun göbeğinde, petrol coğrafyasının tam ortasında, orduyu, basını, yargıyı, üniversiteleri, meclisi, sivil toplum örgütlerini ve büyük iş adamlarını hakimiyeti altında tutan bir adamı serbest bırakmak, batılılar için büyük bir tehlikeydi. O yüzden AKP ve Erdoğan'a büyük, kocaman, kırmızı bir kapama düğmesi yaptılar. PKK.

    Şimdi bu PKK düğmesini birkaç örnekle açıklayalım isterseniz..


     Hillary Clinton ve birçok ABD li bakan, komutan vs. Türkiye'ye defalarca ziyarette bulundular. Masada sadece tek bir konu vardı. Suriye.

     Ne NATO nun ne de ABD nin Suriye'ye askeri olarak bir müdahale yapacak gücü yoktu. Onlarda Türkiye'yi Suriye'nin üzerine salıp, petrole konmanın derdine düştüler. Halkın savaşa hayır demesi, komutanların hepsinin hapiste olması, sarsıntıda olan ekonomik problemler ve İran-Rusya ikilisi. Bütün bunlar AKP nin Suriye'ye girmesine mani olan etkenler. Bu sebeplerden ötürü AKP Suriye'ye girmek istemedi. Her ne kadar medyayla halk; savaş için ikna edilmek istense de, bu planlar tutmadı. Planlar tutmayınca da Erdoğan Suriye işini askıya aldı.

     Fakat yine de Erdoğan bir takım şeyler için ayak diretme taraftarı değildi. Bir yandan Suriye tezkeresini askıya alarak koltuğunu sağlama alıyor, diğer yandan Ö.S.O ya destek vererek batılı dostlarıyla arasını iyi tutuyordu. Suriye'de olaylar patlak verince, ilk iş hatay da bir mülteci kampı kuruldu. Hatay da kurulan Suriyeli mültecilerin kampına büyük bir fon ayırıldı. Burada esad ın ordusuyla çarpışacak teröristler yetiştiriliyor, türkiye tarafından bu mültecilere silah,para,sağlık gibi ihtiyaçlar karşılanıyordu. Fakat batılıların emri kesindi.
    Tayyip'e ısrarla Suriye'ye gireceksin deniliyordu.


     Tayyip Erdoğan Suriye ye girme işini ağırdan alınca, batılılar; göz dağı vermek için o kapatma düğmesine  hafifçe dokundular. PKK aniden eylemlerine tekrardan başladı. Türkiye; 2012 Ağustos ayı civarlarında 1 haftada 20 30 şehit verir hale geldi. PKK nın geçtiğimiz haftalarda bu kadar saldırılarını arttırması elbette ki tesadüf değildir. Bu olaylarda batılılar tarafından Tayyip'e açıkça bir mesaj verilmiştir.

      Suriye'ye gir yoksa PKK nın düğmesine basarım.

     Çok geçmeden Suriye için tezkere kararı da meclisten çıktı zaten. AKP ve MHP nin ortak desteğiyle.


     Şunu iyi idrak etmemiz gerekiyor. Bugün batılılar, kendilerine daha rahat hizmet etsin diye AKP nin önünde ki bütün engelleri kaldırmış durumdalar. Hem ordu, hem üniversiteler, hem de medya hepsi AKP nin elinde. Fakat batılı amcalar tek bir engeli kaldırmadılar ki o da terördür. Ve bu noktada batılılar eğer AKP den kurtulmak isterlerse bunu sadece ve sadece terör ile yani PKK ile yapabilirler. Özetle AKP nin sonu PKK yüzünden olacaktır.


      Suriye olayında da görüldüğü gibi AKP meclisten Suriye tezkeresini çıkarana kadar batılılar sürekli olarak PKK'yı dürttüler. Artık şehit haberleri haftada 20 30 u bulunca ve AKP nin iktidarı zarar görmeye başladı. Başbakan Erdoğan basına "terör haberlerini yapmayın!" diye baskı yapsada, yinede şehit haberleri ülke çapında büyük tepki topladı. Terör bu ülkenin hassas noktası. Dolayısıyla Erdoğan tezkereyi çıkartmak zorunda kaldı. Ne zaman tezkere çıktı, o zaman terör olayları ve şehit haberleri azalmaya başladı. Yani ne zaman AKP batılı amcaları kızdırsa, o zaman Türkiye'nin evlatları şehit düşmeye başlıyor. İşte içinde bulunduğumuz vaziyet bu yöndedir. AKP, bir zamanlar kendi elleriyle güçlendirdiği PKK ile köşeye kıstırılmış durumdadır. Ve bu durumda, sırf PKK aktif hale getirilmesin diye, AKP batılıların her dediğini yapmak zorundadır. Aksi halde PKK faliyetlerine devam edecek ve Recep Tayyip Erdoğan başbakanlık koltuğuna elveda diyecektir.


    ÖNGÖRÜLERİM:

    Şimdi burada son olayları ve gerçekleşebilecek ön görülerimi sizlerle paylaşacağım.

    + Önümüzde meclisten geçmiş bir Suriye tezkeresi var. Mehmetçiğin Suriye'ye girmesi bir kere PKK sorununa en ufak bir çözüm getirmeyecektir.

    + Tayyip Erdoğan olabildiğince Suriye'ye müdahale den kaçma taraftarıdır. Bunu halkı için değil kendi koltuğunu korumak için yapmaktadır.  Ben sanmıyorum ki ilk etapta TSK, Suriye'ye tam anlamıyla girsin. Ak Parti bir kaç ufak sınır ötesi operasyon ve sınırın gerisinden yapılan top atışlarıyla batının gözünü boyamaya çalışacaktır. Fakat bunlar er yada geç sonuç vermeyecektir. Batılılar TSK nın Suriye ye girmesinde kararlılar. Bu nokta da Erdoğan'ın önünde iki seçenek kalacak. Ya batıya oynayıp Suriye'ye girip Rusya ve İran'ı karşısına alacak, ya da  doğu ya oynayıp bütün batıyı karşısına alacak.  Tayyip Erdoğan şu an için her anlamda köşeye sıkışmış durumdadır. Suriye'ye girerse, biz niye amerika için savaşıyoruz diyen halk  kendisini bizzat koltuktan indirecektir. Girmez ise de pkk nın düğmesine basılacak ve yine halk artan terör olayları sonucu kendisini koltuğundan edecektir. 

     Yıllar boyunca kazdığı kuyuya kendisi düşen Erdoğan için tek çözüm, hiç şüphesiz Rusya ve İran ile bozulan ilişkileri onararak yüzünü doğuya dönmesinde yatmaktadır.  Avrupa ve Amerika'dan Türkiye'ye hiçbir hayır yoktur. Hiçbir zaman da olmamıştır.

     Bütün bunlar bir kenara, batılılar tıpkı Adnan Menderes  ve Turgut Özal'a olduğu gibi,  işleri biter bitmez Tayyip Erdoğan'ın sonunu bizzat kendi elleriyle hazırlayacaktır. Bu yüzden Erdoğan ve Türkiye için tek çözüm, yüzümüzü Rusya ve İran'a dönmektir.




    + Batılılar Rusya ve Çin'i karşılarına almaktan korktukları için Suriye'ye şimdilik giremeyeceklerdir. Ortaya Türkiyeyi sürecekler ve sonra da Rusya'ya " ya işte iki ülke bölge de kapışıyor, bizim olayla alakamız yok, ama Türkiye nato üyesi mecburen ona yardım etmeliyiz" diyerek Suriye'ye "mecburen" müdahale edebilirler.

    +  Suriye düşerse eğer, batı bloğuna göz dağı vermek amacıyla Rusya İran ve Çin kendi aralarında resmi bir pakt oluşturabilirler.

    +  Suriye'den sonra olaylar, Suudi Arabistan'a sıçrayacaktır. Bunun için ciddi belirtiler var. Batılıların özgürlük hareketi adı altında ki yeni işgal yeri Suudi Arabistandır.


    Evet. Öngörülerim bu kadar. Siyaset gerçekten de çabuk ve hızlı gelişen birşey. Ben yazıyı  bitirene kadar adamlar tezkereyi meclisten geçirdiler bile, şaşırdım gerçekten. Ama neyse dediğim gibi ben buraya sadece araştırdıkça öğrendiğim gerçekleri kusuyorum. Sizde kusun! Kahvede çay içerken,  bir kafe de muhabbet ederken, arkadaşınızla bira içerken, kusun onlara tüm bildiklerinizi.. Onlarda kussun diğerlerine.. Gün geldiğinde, bizi bu hale düşürenlerin üstüne hep beraber kusalım  tüm gerçekleri!


     Görüşmek üzere..

    Kaynak:



    < Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi Guest-E891CF441 -- 29 Haziran 2016; 19:22:46 >
    < Bu ileti tablet sürüm kullanılarak atıldı >



    |
    |




  • Okumadım çok mutluyum.

    < Bu ileti mobil sürüm kullanılarak atıldı >
  • quote:

    Orijinalden alıntı: by-ko

    Okumadım çok mutluyum.

    Merak etme akpyi sevmem bile ama oku türkiye hakkında abd bop vs vs

    < Bu ileti tablet sürüm kullanılarak atıldı >
  • Cahil bir toplum okumayı sevmezki. Hazır kısa olcak onlaraki okusunlar



    < Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi dersimli62f -- 29 Haziran 2016; 19:29:45 >
    < Bu ileti mobil sürüm kullanılarak atıldı >
  • up

    < Bu ileti mini sürüm kullanılarak atıldı >
  • Bunu okuyan dhli değildir

    < Bu ileti mobil sürüm kullanılarak atıldı >
  • quote:

    Orijinalden alıntı: Osuraklı Parfüm

    up

    up

    < Bu ileti mini sürüm kullanılarak atıldı >
  • Somut şeyleri ele almış çıkarımlar yapmış.Siyaset plastik gibi nereye eğersen oraya gider ve bana mantıklı geldi güzel yazı.Ama tabiki bundan daha fazlası olduğu kesin
  • Hepsini şimdilik okumamakla birlikte birçok yerini okudum ve yıllardır düşündüğümüz şey ben ve çevremdeki birkaç kişinin.

    Bundan daha fazlasının olduğunu tahmin ediyoruz hatta ama sanırım er değil de geç ortaya çıkacak.

  • < Bu ileti Android uygulamasından atıldı >
  • Kim okuyacak la bunu

    < Bu ileti Android uygulamasından atıldı >
- x
Bildirim
mesajınız kopyalandı (ctrl+v) yapıştırmak istediğiniz yere yapıştırabilirsiniz.