Bu boşluk yazı yazmamı bile engelliyor. Cümle kuramadığımı fark ettim, neredeydi ki o bol sanatlı karmaşık cümlelerim? Hepsi nereye kayboldu? O kadar tek düzeyim ki. Yazacak kelime bile bulamıyorum, ne istediğimin farkında değilim, hayallerim yok, sadece insani arzularım ve bir türlü tatmin olamayan hedonizmim. Hayat, -ımm-, sadece o kadar boş geliyor ki. Ben kendim de bomboş bir insanım, cümlelerim sıradan ve sıkıcı oldu, gerçek kalmadı, üzüntüden başka bir his yok. Uzun zamandır bu içsel çatışmanın kurbanıyım, baş etmeye çalışıyorum. Çalışıyordum belki de. Gücüm kalmadı. Sadece zevk. Bu yazıda hiçbir coşku yok, belki de coşku hissedemediğim için bu haldeyimdir. Evet, bunu da psikoloğuma söylemeliyim, “Coşku hissedemiyorum.” Depresyonmuş. Sordum, “Depresyon mu?” dedim, başını üzgün bir biçimde sallayarak evet dedi. Sığınacak bir limanım yok. Bomboş haldeyim ve bunu fark edemiyorum bile, belki de psikoloğumun sığınacak limanım olmasını istiyorum. Ne kadar kötü hissetsem de, iyi hissedebileceğim bir kavram. Ha evet, yeniden intihar edebilirim. Etmeli miyim? Tabii ki de edemem ama, düşünüyorum sadece işte. Bir kez denemiştim zaten, ölemedim pek ama, ölmeyi de istemedim sanırım. Şimdi ölüm bile anlamsız, evet, her şey anlamsız geliyor, bunu da söylemeliyim. Hiçbir şeyden emin değilim, o kadar kararsızım ki, hayatım en küçük gelişmeden o kadar yoksun ki, ben her şeyden o kadar yoksunum ki. Yoksulum, ruhsal bir yoksulluk benimkisi. Hissiz miyim acaba? Bu kadar belirsizlik belki de budur. Üzülebiliyorum ama, dün ağladım ama bir saat, sevgilimin benden ayrılacağını düşünerek. Ha, evet. O. O beni değiştirdi, evet, iyi, güzel, melek, düzeltiyor, ben kendimi onun için düzeltiyorum. Sevebileceği bir kişi olmak istiyorum, belki de kendim olmakta özgür değilim ve bu yüzden böylesi bir durumdayım. Ah, bilmiyorum işte. Bilmiyorum, emin olduğum tek şey içinde olduğum bu ruhsal halden, bu dünyadan, her şeyden hoşnut olmadığım. Aslında yazabiliyormuşum, eskisi kadar iyi değil ancak.
İlginç, yazdıkça düşünüyorum ve düşündükçe yazıyorum. Kendim olmakta özgür değilim demiştim, kötü hissettiğimde, bir şeyler kötü gittiğinde kendimi hep yeni bir benlik yaratmaya çalışırken buldum. Bu bazen, sert, güçlü birisiydi, bazen de feminen birisi. Evet, “ben” diye bir şeyim yok benim. Kim olduğumu bilmiyorum. Neden acaba? Bundan sonra kendim olmakta özgür olmayı deneyeceğimi düşünmek beni heyecanlandırıyor ama bir yandan, bunun, bir şeyler kötü gittiğinde yeni bir benlik yaratma arzum olup olmadığından emin değilim. Neden emin olmak istiyorum? Ah, gene kaybettim, gene bomboş her şey. Neden emin değilim? Neden emin olmak istiyorum? Sıkıcılaştı bak. Düşünemiyorum ki. Zekam, var mıydı acaba hiç? Yeniden olacak mı? Derinlerde falan mı yoksa? Yeni benlik yaratma maceralarımın hepsi hüsranla bitti. Ne istiyorum biliyor musunuz? O eski zamanları. Zekamdan endişelenip, ağladığım zamanları. Bir şeylere değer verdiğim zamanları istiyorum. Kendim, çok kötü bir durumdayım, ve bunun içinden çıkamıyorum. Anlaşılamıyorum pek, psikoloğum anlıyor, çok kötü bir durumdasın derse daha mutlu olacağım, neden bilmiyorum. Şefkat istiyorum sanırım. Mantık, duygular. Duygular bizi, duyguların mantığına göre mantıklı sayılacak şeyler yapmaya zorluyor, onu anlıyorum. Duyguların kendi mantıkları ve kuralları var. Üreme arzusu mesela, bunu mantıkla aşamıyoruz, duygular o kadar güçlü kalıyor ki. Hala ilkel canlılarız belki de. Ben sadece düşünmek ve kaybolmak istiyorum, bir şeyler hissedebilmek, kendimi hissedebilmek, kim olduğumu bilebilmek istiyorum. Mutluluk, zevk, para, tabii ki de hayır? Mutluluk olmasa da olur, ama mutluluk olacak. Düşünsenize, olumsuz bir bağlaçtan sonra mutluluk kelimesi geliyor, ne kadar ilginç değil mi? Zor olan farklı olmak mı acaba? Başkaları neden böyle değil ki? Başkaları neden bunları düşünmüyor ki? Evet, farklı olmayı hissetmek istiyorum, yeniden buzdan kalemde o insanları izlemek istiyorum, yeniden yüksekte hissetmek istiyorum. Ah, düşünsenize, her insanın baskınlık istediği bu dünyada, herkesin onu kovaladığı dünyada, herkesin birbirlerine gösteriş yaptığı bu dünyada, belki onların yaptığı yolu beceremeyeceğimi anlayıp kendi baskınlığımı bu tarz düşüncelerle arıyorum. Yazabiliyormuşum. Bir şeyleri fark etmek istiyorum. Önemsemek istiyorum, hissetmek. Zeki ve farklı olmak istiyorum, istediğim şey bu. Bunları gerçekleştirmek için bir şey yaptığım da yok, çünkü isteğim ve motivasyonum sıfır. Hiçbir şeye karşı isteğim yok ve çok küçük düşünmeye başladım son zamanlarda. Düşüncesi bile ağlatan deli saçması hayallerim yok. Tutkum yok ki. Ah, belki de çocukluğumu ve hayal gücümü kaybettim. Mantıklı olmak isterken, hislerimi de mi kaybettim acaba? Neden bu yaşımda düşünmüyorum ki zaman makinesi yapıp, eski evimizin kapısını çalmayı? Böyle yaşayamam sanırım, ancak hissettiğim bir şeyler var, bundan eminim, hep hissetmişimdir, bir farklılık yaşayacağım, bir şeyleri fark edip, bir şeyleri öğreneceğim, buna inancım tam. Bu şöyle bir his, şu an başka bir boyutta, gerçeklikte uyanıp, “Dünyamıza katıldığınız için teşekkür ederiz, hafızanızı kaybetmiş olabilirsiniz, bu cihaz her şeyi yeniden katacak size, hayatınız boyunca, hayatın anlamını aradınız, sonunda bulabileceksiniz, kim olduğunuzu da öğreneceksin, bazı deneklerde hafıza kaybetme olgusu sıkça görünüyor, yaşattığımız şey için özürlerimizi belirtiriz” sözlerini duymak gibi. Hep beyaz bir oda, ve bir kadın düşünmüşümdür, bu senaryoda.
Gerçek bir şeyler istiyorum, gerçek bir şeyler yok. Gerçek şeyler ne demek acaba? Kim olduğumu bulmak mı? Bu ne anlama geliyor ki? Hiçbir fikrim yok, düşünemiyorum çünkü, belki de düşünecek halim yok, belki de düşünmek istemiyorum, ah, hiçbir şeyi istemiyorum, bu da büyük bir sorun. Sıkıldım. Uzun zamandır yazmıyordum, seviyemin ne kadar düştüğünü gördüm, içler acısı bir durum. Belirsizlik ve kendini bir şeylere kaptırma hissi, boşluktayım. Gene de, az da olsa, eskiden hissettiğim farklılığı hissedebildim, bir gizli yönüm daha olabildi. Kendin olmakta özgür olmak.