Şimdi Ara

AVRUPAi................

Daha Fazla
Bu Konudaki Kullanıcılar: Daha Az
2 Misafir - 2 Masaüstü
5 sn
3
Cevap
0
Favori
205
Tıklama
Daha Fazla
İstatistik
  • Konu İstatistikleri Yükleniyor
Öne Çıkar
0 oy
Sayfa: 1
Giriş
Mesaj
  • Ya Para Cezası, Ya da Tecavüz !

    Braunau ile Salzburg arasında yer alna Weistumda 1400 yıllarında alınan bir karara göre bir köylü, mahkum olduğu para cezasını ödemediği taktirde, cezayı veren yargıç tarafından, mahkumun karısına tecavüz edilecektir. Bu kanunu koyan kimse kadının, yargıcın hoşuna gitmemesi ihtimalini de düşünmüştü. Cezalandırılacak olan kişi madem ki yargıç değil, köylüdür(!!!), şu halde yargıca, hükmü infaz işini isterse katibe devretmek yetkisi verilmiştir. Ola ki, mahkemenin katibi de kadını beğenmezse, o zaman bu işi becermek, hademeye düşer. Kanunu koyan, hademenin zevkini kaale almamıştır. Ayrıca mahkumun bekar olması durumunda, nasıl hareket edileceği de belirtilmemiştir.
    -------------------------------------------------
    Avrupada Hekimlik

    13.yy başlarında Papa Honorius III. hekimliği hakir saydığı için rahipler sınıfının doktorluk yapmasını yasak etti. Würzburgda 1298 yılında toplanan ruhaniler meclisi, din adamlarına sadece cerrahlık yapmayı değil, cerrahi ameliyatlarda hazır bulunmayı da yasak etti ve cerrahlık uzun zaman ayıp sayıldı. 1416 yılında Viyana Üniversitesi, doktor unvanı almak için müracaat eden bir cerrahı, arzusunu yüzsüzce bularak reddetti. 1577 yılında imparator Rudolf III. cerrahlığın şerefli bir meslek olduğunu ilan etti. Bavyerada 1912 yılına kadar alaydan yetişme itfaiye subayları bile saraya girebilirken, askeri doktorlar, hatta rütbe olarak tümen komutanı düzeyinde olan ordu sıhhiye reisi bile, bu imtiyazdan mahrum kalmışlardır.
    ------------------------------------------------------------
    ANTOiNE LAVOiSiER: FRANSIZ DEVRiMiNCE HARCANAN BİLİM ADAMI

    Oksijenin asıl bulucusu ve çağdaş kimyanın babası Antoine Lavoisier’in sonunu getiren, bir ölçüde Fransız devriminin lideri Jean-Paul Marat’ın kini oldu.

    18. yy’ın sonlarında kimya hala karanlık çağlarını yaşıyordu. İnsanlar, Aristoteles’in yalnızca dört kimyasal element (toprak,hava,ateş,su) olduğu şeklindeki inancını paylaşıyorlardı..Lavoisier yalnız bugün bilinen 110 elementin 20 sini belirlemekle kalmadı,ayrıca ateşin gizini de çözdü. O zamanlar ateş insanları şaşkınlığa düşürüyordu. Nesnelerin yanmasına yol açan “filogiston” dedikleri bir madde olduğunu sanıyorlardı. Lavoisier deneyler yoluyla ateşin ısı ile oksijenin birleşmesiyle meydana geldiğini, filogistondan vazgeçilmesi gerektiğini gösterdi.


    Ama geriye bakıldığında iki ölümcül hata işledi. Zaten zengin biri ve bir toprak sahibinin oğlu olduğu halde, belli bir ücret karşılığı vergi toplamak için görevlendirilmiş özel bir şirket olan Genel Çiftlik’e bir milyon frank yatırdı ve bu şirkete ortak oldu. Doğal olarak şirket vergileri son kurşuna kadar topluyordu; bunun için de 17. yy Fransa sında bu mültezimlerden daha çok nefret edilen hiç kimse yoktu. Lavoisier’in kendisi vergi toplama işine karışmadı; ama yaklaşık 100.000 Fransız lirası tutan yıllık Çiftlik gelirini bilimsel araştırmalar için harcadı.


    Lavoisier, yalnız bilim tarihinin değil, Fransız Devrimi’nin de konusu olan bir büyük adamdır. O, kimyasal değişim sırasında maddenin yoktan var edilemeyeceği ya da varken yok edilemeyeceğini, yani kütlenin korunumu yasasını deneysel olarak kanıtladı. İçinde hava bulunan bir tepkime kabında fosforun yanması sonucu tepkimeye giren fosfor kütlesindeki artışın tüketilen hava miktarına eşit olduğunu göstermişti. Bunun tersi bir işlemde aynı başarıyı yineledi. Kapalı bir kabın içindeki HgO nun yani cıva (II) oksitin ısıtılması sonucu kabın içindeki hava kütlesindeki artışın tepkimeye giren maddenin kütlesindeki azalmaya eşit olduğunu göstermiştir. Deneylerinin sonuçlarını "Tepkimeye giren maddelerin kütleleri, tepkime sonucu oluşan maddelerin kütleleri toplamına eşit olmalıdır" şeklinde özetlemiştir. Bu, kütlenin korunumu yasasıdır. Bu yasa, nicel ölçümlerin ve kimyasal denklemlerin temelini oluşturur.


    Lavoisier, 1790 da insanın nefes alması üzerine yaptığı deneyde, nefes almanın yalnızca karbon ve hidrojenin yavaş yanması olduğu ve bu olayın mum ya da gaz lambasındakinin benzeri olduğu sonucuna varmıştı.


    1 gram kütle enerjiye dönüştüğünde yaklaşık 20.000 ton TNT nin patlamasındaki kadar enerji açığa çıkar.


    Lavoisier ve Fransız Devriminin Ünlü Lideri Marat’nın Çatışması


    "En Yakın Lamba Direginde İpe çekilmesi....". Marat nın Lavoisier için isteği buydu.


    Bir toprak sahibinin oğluydu ve zengindi. O zaman çifçilerden vergi toplayan ( mültezimlik yapan) özel bir şirkete para yatırarak üye olmuştu. Çiflik gelirini bilimsel harcamalar için kullandı. Çiflik sahibi olarak da tüccarların kent vergilerini ödemeden mallarını kent içine getirip satmalarını önlemek için Paris i çevreleyen bir duvar örülmesine onay vermişti. Bu durum, başının yenmesine neden olacaktı. Ancak asıl neden Fransız devriminin ünlü lideri Jean-Paul Marat ile bilim konusundaki çatışmaydı. Marat, devrim öncesi yıllarda bilim konusunda ün yapmak istiyordu.1780 de Ateş Üzerine Fiziksel Araştırmalar başlıklı bir kitap yazdı. Burada, kapalı bir kap içinde mumun alevinin, sıcak hava üzerine baskı yapacağı için söneceğini, ateşin sıcak bir sıvı olduğunu ileri sürüyordu. Ama insanlar kitapçığını hiç de önemsemedi. Marat da Jurnal de Paris de Bilimler Akademisi nin görüşlerine onay verdiği şeklinde bir haber yayınlattı. Akademi başkanı Lavoisier idi. Lavoisier, bunu hemen yalanladı. Marat nın görüşlerinin eski filojiston kuramının kılık değiştirmiş bir biçimi olduğunu, Akademinin de bunu ornaylamadığını; ayrıca kitapçığını benimsetmek için Marat nın ahlak dışı bir yol izlediğini yazdı, Jurnal de Paris e.


    Lavoisier, ateşli bir devlet savunucusuydu. 1789 devrimi başladığında Barut Komisyonu nun sorumlu bir yöneticisiydi ve barutun bir kısmı Bastille düşmeden az önce burada depolanmıştı. Bunu bilerek, yani gelen yutseverleri havaya uçurmak için yaptığı ileri sürüldü. Memuriyetleri arasında Kral 16. Louis nin Maliye bakanı Necker in yardımcılığı da vardı. Marat, bu sıralarda Halkın Dostu adıyla bir gazete çıkarmaya başlamıştı. Aristokratlara ve ılımlılara şiddetle saldırıyordu. Tabii ki Lavoisier de bu saldırıdan payını alıyordu:


    "Peki, bütün gürültülü buluşların gürültücü babası Lavoisier e ne demeli? Onun kendisine ait hiçbir fikri yoktur, bunun için de başkalarınınkinin üstüne oturur. Fakat onları hiç anlayamadığından, onları kolayca kabul ettiği gibi yine kolayca onlardan vazgeçer, ayakkabı değiştirir gibi kuram değiştirir. Altı ay içinde sıra ile ateş, sıcak sıvı ve gizli ısı öğretilerine bağlandı. Onun ilkin filogistona vurulduğunu, sonra da onu insafsızca bir kenara attığını gördüm... Dalkavukları onu göklere çıkarırken o da başarılarından gururlu, şöhretine sırtını dayıyor. Şarlatanların korobaşı, bir toprak yağmacısının oğlu, Cenevreli borsa tellalının (Necker in) öğrencisi, mültezim, Barut Komisyonu ve Bilimler Akademisi üyesi olan bu adamı, Sieur Lavoisier i size ihbar ediyorum. 100.000 Fransız lirası tutarında bir gelirin üzerinde oturan bu aşağılık küçük adamın 30 milyona malolan Bir duvarla Paris i hapisaneye çevirmiş olma, 13 Temmuz gecesi şeytani bir düşünceyle Bastille e barut taşıtmış olma şöhreti dışında bir şöhreti hak etmediğini aklından çıkarma! Şimdi de tutmuş, kendini Paris Dairesinin başkanı seçtirmeye çalışıyor. En yakın lamba direğinde ipe çekilmesi ne büyük mutluluk olurdu! "


    Cumhuriyetin Bilim Adamına Geriksinimi Yoktur!


    Marat, daha fazla infaz isterken 1793 te bir suikast sonucu öldürüldü. Bir yıl sonra Robespierre in uyguladığı terör dalgası doruğa çıkmıştı; Lavoisier, 27 kişiyle birlikte mültezimlik suçlamasıyla tutuklandı.


    Sanıklar, süngü takmış polislerle çevrilmişti. Mahkeme başkanı, iri yapılı, konuşurken gürleyen, Cumhuriyet düşmanlarında dehşet duyguları uyandıran Coffinhal idi. Ayaktakımı, bu aristokrat kümesinin durumuna oh çekmek için orada hazırdı. Çok da eğleniyorlardı. İlk başından başlayarak sanıkların başkanın sorularına verdiği yanıtlar alaycı gülümsemelerle karşılandı. Mahkemede çok aykırı bir hava esmekteydi. Savcı, davasına tutuklulara bir dizi suçlamada bulunarak başladı.... Biraz daha soru sorulduktan sonra savcı, tutukluları devleti düzenli olarak soymakla ve " bir süredir Fransa’yı kasıp kavuran bütün kötülüklerin failleri" olmakla suçlayan konuşmasını yaptı...(Savunmanın eli kolu bağlıydı). Sanıkları güclü bir biçimde savunma cesareti gösteremediler, bunu yapsalardı büyük bir olasılıkla kendilerini hemen müvekkillerinin yanında sanık sandalyesinde bulurlarrdı. Ellerinden gelin ancak Lavoiseier nin bilime katkıları gibi hafifletici nedenler ortaya atabilmek oldu, ama bunlar da ilgisiz bulundu. Coffinhal utanç verici düşüncesini işte bu noktada söyledi: " Cumhuriyet in bilim adamlarına hiç gereksinimi yok !" Ağzı bağlanan beceriksiz savunmanın, yerlerine oturmadan önce kararlarını vermiş yargıç ve jüri üzerinde hiçbir etkisi olmadı. Ama yalnızca adaletin dış görünüşü, her şeyin gerektiği gibi yapıldığını sanan cahiller ile intikam hırsı içinde olanları tatmin edecek tören bölümü, baştan sona yerine getirildi. Ardından sıra mahkeme başkanının dava özetine geldi. Kendisi de bir avukat olan Coffinhal davada iddia makamının zayıf bir noktası olduğunu anladı: Devrim mahkemesinin devrimden önce işlenen suçlara bakma yetkisi yoktu. İleri sürülen suçların beş, on, onbeş yıl önce işlenmiş olması ve savaşın daha o yıl 1794 te çıkmış olması davayı etkilemedi. Coffinhal sorunu sağlam bir yasal zemine oturtmuş, tutukluların mahkum olmasını sağlamıştı. Jüri, kararını oybirliği ile vermişti: Suçlu.


    Seyirciler arasında coşku sahneleri yaşandı. İntikam tatlıdır. Sevinçli kalabalık, mahkumları cellat Sanson a teslim edildikleri Conciergerie hapisanesine kadar izledi. Apar topar canlı tabutu denen arabalara atılıp kalabalığın şarkıları, dansları ve bağırışları eşliğinde sokaklarda sarsıla sarsıla yol almaya başladılar. Yolculuk sırasında arabalar, bir ara, kimi imtiyazlı kent sakinlerinin kurbanlarını öfkeyleaşağılamalarına izin vermek için bir köşede durdu. Bu sahneler yinelene yinelene Devrim şarkısı ve dansı eşliğinde darağacına vardılar. Burada formaliteler bir yana bırakıldı: Adı listenin başında olan darağacına çıkarıldı. Bıçak düştü, başı kesilen beden alınıp götürüldü, sonra listede ikinci olan yerini aldı. Sonra üçüncü ... Lavoisier, dördüncü kişiydi. Onun başıyla gövdesini giyotin ayırıverdi.


    (Bilimin Arka yüzü, J. A. Cochrane)


    Giyotinle başı bedeninden ayrıldığında Lavoisier, 51 yaşındaydı. Gökbilimci Joseph Langrange "Kafasının koparılması için bütün gereken yalnızca bir saniyeydi. Onunki gibi bir kafanın bir daha gelmesi için belki yüzyıl bile yetmeyecek " sözleriyle üzüntüsünü dile getirecekti.


    1789 ‘da Temel Kimya Kitabı (Tratite Elementaire de Chimie) adlı kitabını yayınlamıştı. Oksijen den başka bulduğu yeni elementler sülfür(kükürt), fosfor, karbon, antimon, gümüş, arsenik, kobalt, bakır, kalay, demir, mangan, cıva, molibden, nikel, altın, platin, kurşun, tungsten ve çinko idi. Demir, gümüş ve altın gibi metaller elbette çok eski çağlardan beri biliniyordu. Lavoisier nin başarısı, bu maddelerin daha basit maddelere ayrıştırılamayan birer element olduğunu kanıtlamasıydı. Aristo dan beri süregelen dört element (toprak, hava, ateş, su) kavramının hâlâ sürdüğü 18. yüzyılda bu kavramı tüm bilimselliğiyle diriltmesidir.


    Ya onu giyotine gönderen yargıcın sonu ne oldu diye sorarsanız: Robespier in düşmesinden birkaç gün sonra Coffinhal de idam edildi.

    --------------------------------------------------------
    Albrecht-1 in tedavisi
    Kral bir gün balık ve av eti yerken birden fenalaştı ve zehirlendiğini düşündü. Gelen doktorlar macun, tiryak ve kutsal ruhlarla tedaviye çalışmışlarsa da başarılı olamadılar. Bunun üzerine zehrin göz, kulak, burun ve ağızdan dışarı çıkabilmesi için kralı ayaklarından tavana asıp, uzun süre baş aşağı asılı tuttular. Uzun süre bu şekilde kalan kral aklını oynattı ve bir göz kör oldu. Bu arada yemeklerin gerçekten zehirli olmadığını göstermek isteyen iki iç oğlan tüm yemekleri yemelerine rağmen hasta olmadılar. Kral Albrecht büyük olasılıkla sindirim bozukluğu sonucu aklını oynatan ve gözü kör olan ilk ve tek kişi oldu.

    -----------------------------------------
    Binaltıyüzdoksanyedi (1697) Yılı Parisine Ait Bir Polis Raporu

    Paris halkı bütün kirli sularını, idrarlarını ve her çeşit pisliklerini gece - gündüz pencerelerinden sokağa boşaltırlardı. Böyle hareket etmeyenler sadece hela sahibi olanlardı; hela dedikleri ise içine her tür pisliklerini attıkları çukurlardı. Parisin geniş caddelerinde başınıza bir şey dökülmemesi için yolun ortasından yürümeniz gerekirdi. Her an bir pencere açılıp "gare leau" uyarısı yapılarak bir oturak dolusu dışkı veya bir kova idrar başınıza dökülebilirdi. Sokaklarda hela bulunmadığı için köşe başları, kilise ve saray civarı bu işler için kullanılırdı. 17.yyın sonlarına doğru lazımlık keşfedilmeden önce saraylar dahil olmak üzere tüm merdivenlerde, kapı arkalarında, balkonlarda kısacası ihtiyacın ortaya çıktığı her yerde insan dışkısı görmek mümkündü. Henri III, bu konuda son derece hassastı ve 1578 Ağustosunda çıkardığı bir irade ile kendisi uyanmadan önce bu pisliklerin temizlenmesini emretti. 1780 yılında halkın protestoları sonucu pencerelerden sokaklara oturak, idrar vs dökülmesi yasaklandı, ancak 19.yyın ortalarına kadar insanlar idrarlarını sokak ortalarına yapıyorlardı.
    --------------------------------------------
    CENAZEDE SIYAH GIYMEK

    Batı kültüründe görülen "cenazede siyah giymek" ise hayalet korkusundan kalma bir gelenek. Lüzumsuz Bilgiler Ansiklopedisi’ne göre, binlerce yıl önce cenaze töreninde bulunanlar, gömülecek ölünün hayaletinin orada bulunanlardan birinin bedenine girmek isteyeceğine inanıyorlardı ve hayaletten saklanmak için vücutlarını siyaha boyuyorlardı.
    Zamanla bu adet, siyah giysi olarak devam etti ve günümüze kadar geldi.

    ----------------------------------------------
    Deneysel yaklaşımın karşısında kilise

    Kilise deneysel fiziğin amansız düşmanı idi, çünkü o vakte kadar sadece rahipler mucize ve keramet adını verdikleri değişik durumlar gösteriyorlardı. Bu durumda fizikçiler bir nevi, rahiplerin rakibi gibi algılanacaktı. Kilise işi o kadar abarttı ki, sahibi tarafından bir kaç numara öğretilen bir at, 1601 yılında mahkemeye verildi ve bedenine şeytan girdiği için diri diri yakıldı.
    ---------------------------------------------------
    Galilei
    Galilei, bir hakikat keşfetme küstahlığında bulunduğu için, düşüncelerinden vazgeçtiğini söylemesine rağmen, Roma engizisyon mahkemesi tarafından üç yıl zindan cezasına çarptırıldı, daha sonra kendisine gösterilen yerde ikamete mecbur edildi, öldüğü zaman (1642) Hıristiyan mezarlığına gömdürülmedi.
    ---------------------------------------------
    Genelevler

    Ortaçağın sonlarına doğru, 12 yaşındaki erkek çocuklar bile genelevlere dadanmışlardı. 1527 yılında Ulm belediyesi, 12-14 yaş arasındaki çocukların genelevlere alınmalarını yasakladı ve böyleler inin sopayla kovalanmalarına karar verdi. 1472 yılında Nördlingen belediyesi, papazların genel evlere gitmelerini yasaklamaya cesaret edemeyerek, sadece bütün gece orada kalmalarını menetti.

    --------------------------------
    Giordano Bruno

    diğer iddialarının yanı sıra, uzayda bir çok dünyalar bulunduğunu da öne sürdüğü için Şubat 1600de Romada yakıldı. Kilise büyücülük yapanları yakarken olduğu gibi yine kendisini suçsuz farzetti, çünkü Bruno sivil mahkemeye sevk edilirken değişmez insancıl prensiplerini tekrar hatırlatmışlardı: "Mümkün olduğu kadar merhametli olunacak, kan dökülmeden cezalandırılacaktır".
    --------------------------------------
    Iffet Kemeri

    13.yy.dan itibaren, karılarının sadakatinden şüphelenen kocalar, karılarının bellerine iffet kemeri bağlamaya başladılar. Halen çeşitli Avrupa müzelerinde bir çok modeli sergilenmektedir. Karısının beline böyle bir kemer takan kuşkulu koca, yine de kemeri yapan ustanın, kadına veya aşığına kilidin ikinci bir anahtarını verip vermediğini düşünür dururdu.
    ----------------------------------------------
    Insan hayatından 11 gün çalan akademi

    1752 yılında İngiliz akademisi, kilisenin şiddetli muhalefetine rağmen Gregorian takvimini kabul edince, hayatlarının 11 gününü çaldıkları iddiası ile, akademi üyelerinden bazıları, Londra sokaklarında, kışkırtılmış halkın hücumuna uğradılar.
    ----------------------------------------------
    Islavlar Arasında Tecavüzün Cezası

    Thietmar von Merseburgun yazdıklarına göre: "İslavlar arasında bir erkek başka bir erkeğin karısına tecavüz ederse, şehir meydanına götürülüp testislerinden çivilenir, sonra yanına bir bıçak konulur ve ya kendi kendine kanını akıtarak ölmesi ya da testislerini kesip kurtulması söylenir". "Zina halinde yakalanan kadının, cinsel organı çepçevre kesilerek evinin kapısına asılır, daha eski devirlerde ise kadının kafası kesilirmiş".
    ------------------------------------------------
    John W. Marshall

    Bu marangoz, Ocak 1848 yılında değirmen yapmaya çalışırken sarı taş parçaları buldu, durumu toprak sahibi olan John A. Suttere iletti. Bunların altın olduğunu anlayan Sutter olayı gizlemeye karar verdi. Ancak ertesi gün adamları çalışmayı bırakıp toprağı kazmaya başladılar, bir hafta içerisinde ortalıkta çiftliğe benzer bir şey kalmadı. Olay telgrafla tüm ülkeye yayıldı. Ülkede dükkanlar kapandı, askerler birliklerinden kaçmaya başladılar, herkes günde bir kaç bin dolar kazanabilecekleri altın arayıcılığı için Sutterin çiftliğine akın ediyordu. 1949 sonbaharında Kansasın Independence şehrinden binlerce kişilik bir göçmen kabilesi çiftliğe doğru yola çıktı. Yine aynı zamanlarda San Francisco limanına altın arayıcısı getirmek için demir atan gemilerin sayısı 700ü geçmişti. Bu güruh silah ve sopadan başka hiç bir şeyle kontrol edilemiyordu. Sutterin çiftliği tamamen yağmalandı ve daha da ileri giderek altın arayıcıları burada bir şehir kurdular ve Sutterin toprağını alıp satmaya başladılar. 1850 yılında California ABDne katılınca kanun kendini hissettirmeye başladı ve o vakit TARİHİN EN BÜYÜK DAVALARINDAN BİRİSİ AÇILDI: Sutter San Francisco ve Sacramento şehirlerinin kendi arazisi üzerine kurulduğunu ve şehirlerin boşaltılmasını ve yapılan zararlar için California hükümetinden 25 milyon dolar, ABD hükümetinden de 50 milyon dolar tazminat ile toprağından çıkarılıp götürülen altınlar için uygun bir meblağ istedi. Olayın daha da garip yönü 4 yıl sonunda davayı kazandı: Bunun üzerine halk çılgına döndü, adalet binasını ve mahkeme dosyalarını yaktılar, Sutterin evini dinamitlediler, çocuklarından birini öldürüp, diğerini rehin aldılar, üçüncü oğlu ise kaçarken öldü, Sutter aklını kaçırdı. Sutter 20 yıl sonra Washingtona giderek hakkını aradı ve 1880 yılında kendi toprağını yağmalayanların ve soyguncuların alayları arasında kötü bir pansiyonda öldü. Öldüğünde cebinden 1 dolar çıktı. Batı Amerikada altına hücumu başlatan marangoz Marshall ise 5 yıl sonra öldü, en ucuzundan bir tabut yaptırmaya yetecek parası bile yoktu.
    -------------------------------------------
    Kadına Dayak

    Ortaçağda erkeklerin karılarına dayak atmaları, hatta bu iş için sopa vs kullanmaları olağan şeylerdi. Hatta bu tarihlerde yazılmış bir çok edebiyat eserinde böyle dayak sahneleri esere zenginlik katmak amacı ile uzun uzun anlatılırdı. Ancak 1900 yılında Bavyerada medeni kanunun kabulü ile bu hak (!) kocanın elinden alındı.

    -------------------------------------------
    Kitle Psikozu

    Max Kemmerichin kitabından: Haçlı seferlerini bir kitle psikozu olarak vasıflandırmak hiç de yanlış olmasa gerek.Tarihimizin, iki asır süren, en azından bir milyon yiğit muharibin hayatına mal olan bu devresine marazi bir tezahür denmekten çekinilse bile1212de güney Fransada çocukların teşkil ettikleri Haçlı ordusu, delilik değil de nedir ? O tarihte bir çoban çocuğu olan Etiennesin idaresi altında 30 bin çocuk Kudüse gitmek üzere yola çıktılar. Marsilyada bindikleri 7 geminin ikisi yolda battı, Mısıra ulaşabilenler de burada köle olarak satıldılar.
    ------------------------------------------
    Manastırlar
    13. yy.da rahibe manastırlarında sevicilik iyice yaygınlaşmıştı. 11.yy.da İngilterede diri diri yakılma cezası uygulanmasına rağmen manastırlarda pederasti önlenemiyordu. 1526 yılında Nürnbergde lağvedilen bir kadın manastırındaki rahibelerin bir kısmı, genel evlerde çalışmaya başladılar.
    -------------------------------------------------------
    Manastırlardaki çocuklar

    16.yy.da Strassburgda bir gece kadın manastırına yıldırım düşüp yangın çıkınca halk kapıları kırıp içeri girdi ve bir çok rahibenin genç erkeklerle koyun koyuna oldukları görüldü. Daha sonra bu genç erkeklerin manastırdaki özel pencerelere bırakılan gayri meşru çocuklar oldukları anlaşıldı. Bu çocuklar ergenlik çağlarına gelince yaşlı rahibelerin kapatmaları olmuşlardı. Yine bu manastırlarda suyu hiç boşaltılmayan havuzlar bulunur, rahibeler doğurdukları gayri meşru çocukları bu havuzlarda boğarak öldürürlerdi.
    ------------------------------------------------------
    Matem Kıyafetleri

    15.yy.da dul bir kadın daima matem elbisesi giyer, bu elbisesini ancak tekrar evlenirse çıkarırdı. Başlangıçta bu elbiseler siyah veya kül rengi idi. 16. ve 17.yy.da beyazlar giyindiler, kraliçeler 18.yy.da da beyaz giymeye devam etti. 16.yy.da dullar iki sene boyunca saçlarını gizlerler, sokağa çıkarken ayaklarına kadar inen tüllere bürünürlerdi. Krallar ise mor giysiler siyerek yas tutarlardı.
    ----------------------------------------
    NİSAN BİR

    Nisan bir şakası, 16. asırda Fransa’da 9. Charles zamanında ortaya çıktı. 9. Charles, Gregoryen takvimine göre 25 Mart-1 Nisan haftasındaki yılbaşı kutlamalarını 1 Ocak tarihine aldı.

    Kral 9. Charles in buyruğuyla 1563-1564 te zorunlu kılınan yeni takvim, ancak 1567 de kabul edildi.


    Kimse kendisini ciddiye almayınca yeni yılın başladığını kabul ettirmek için halka davetiyeler gönderdi.


    Bin bir güçlükle davete katılan halk, aslında böyle bir davetin olmadığını öğrenince evlerine döndü. Kral Charles, bu şakasıyla çok eğlendi. Fransız halkı, bu sefer kralı alaya almak için yılbaşı eğlenceleri düzenledi. Zamanla bu şaka benimsendi ve günümüze kadar ulaştı. Yani bir Fransız geleneği denilebilir.


    Nisan Balığı


    Papa Greguar 1562 de takvimi değiştirdikten sonra Fransa da yılbaşı 1 Nisan dan 1 Ocak a alınmış. Bundan haberi olmayıp 1 Nisan ı yılbaşı olarak kutlamayı sürdürenlerin sırtına poisson d avril (Nisan balığı) diye yafta asılıp dalga geçilirmiş. Neden "Nisan balığı", bilinmiyor

    --------------------------------------------------------
    Ortaçağ Almanyasında Aile Namusu

    Ortaçağ Almanyasında yaşanan ahlaki çöküntüye rağmen aile namusu üzerinde hassasiyetle durulması, sinirli kocaları nahoş durumlara sokuyordu. Evli bir kadını ayartan erkek, hayatına kastetmiş oluyor; ya sürülüyor ya da daha kötü bir akıbete uğruyordu. Philipp IIIün gelinleri Margarethe ve Blanche bu yüzden saçları kazınarak ömür boyu hapse mahkum edilirken, aşıkları olan Philipp ile Gautier dAulnai de halka teşhir edildikten sonra hadım edilerek asıldılar.
    -----------------------------------------
    Ortaçağın Savaş Adetleri

    15 ve 16.yy.da askerler karılarını ve çocuklarını da savaşa götürürlerdi. Bekarlar da sıkıntı çekmezler, çünkü hafifmeşrep kadınlar artçı kolları gibi ordunun peşi sıra gelirlerdi. 30 sene savaşları sırasında 3.000 mevcudu olan bir birlik yanında 2.000 kadın götürmüştü. Bu savaşlar sırasında doğan çocuklar anneleriyle birlikte sefalete terk edilirdi. 15.yy.da ücretli İtalyan askerler savaşı bir sanat haline getirmişlerdi. Vaziyeti idare ediyorlar ve sonunda her iki taraf birden mağlup oluyordu. Zagonara harbinde sadece bir kişi ölmüş, o da atından düşüp bataklıkta boğularak ölmüştü. Yarım gün süren Molinella savaşında hiç ölen yoktu. Anghiari savaşında yine bir kişi o da atların altında çiğnenmek suretiyle ölmüştü. Caldanayı muhasara eden Floransa birliklerinden 200 asker, şarap bittiği için düşman birliklerine (Napoli) geçtiler. Şarabın bitmesi gibi önemli bir durum ortaya çıktığı için Floransalılar muhasaradan vazgeçtiler.
    ------------------------------------------------------------
    Papazların odalığı

    De rebus Alsaticis isimli bir fragmanda yazıldığına göre 1200 yıllarında hemen her papazın birer odalığı vardı. Halk papazları bu işe teşvik eder, çünkü papazların nefsaniyetten uzak kalamayacaklarını bilirler; herkesin karısına saldırmalarını engellemek için bu tedbiri ehveni şer bulurlardı. Yine aynı yıllarda tek kadınla yaşayan papazlara evliya gözüyle bakılırdı. Basel şehri piskoposu Heinrich (1213-1238) 25 yaşında öldüğünde ardında tam 20 çocuk bıraktı. 16.yyda İsviçrede masum kadınların namuslu kalmaları için kanunen her papazın odalığı olmak zorunda idi.
    ----------------------------------------------------------
    Paristen Bir Manzara

    1700 lü yılların sonlarına doğru Paristeki Montansier tiyatrosu galerileri 7-15 yaşları arasında olan kızlar ve tüysüz oğlanlarla dolup taşar, bu çocuklar gelip geçenlerin gözleri önünde en rezil ahlaksızların faili ve mefulü olurlardı. .Yine aynı tarihlerde opera binasında çıplak balolar verilir, sadece yüze bir maske takılırdı. Her gün tekrarlanan bu ******ler balosunun sayıları yüzleri bulur, tam 23 tiyatroda halk çırılçıplak eğlenirdi. 1770 yılında Parisin nüfusu 600 bin iken ******lerin sayısı 20 bin civarında idi. İhtilal döneminde bu sayı 30 bini buldu.
    -----------------------------------------------------------
    Savaşlarda Yaşanan Vahşetler
    Tarihte görülen en vahşi imparatorlardan birisi olan Friedrich Barbarossa, ne gariptir ki çağının tarihçileri tarafından çok merhametli olarak anlatılır. Friedrich, Tortona kapıları önünde, esirleri şehre karşı hemen asmak üzere darağaçları kurdurmuştu. Otto Morenanın verdiği bilgilere göre bu adam, 200 Veronalının burunlarını ve dudaklarını kestirdi, geri kalan 200 kişiyi de astırdı. Crema şehrini kuşatınca esirleri ve rehineleri astırdı, esir aldığı Cremalı çocukları kuşatmada kullanılan araçların üzerine bağlayarak şehre bunlarla saldırdı ve Cremalılar kendi çocuklarını öldürmek zorunda kaldılar. Bu olay tarihe Cremalıların vahşeti olarak geçti. İngiliz kralı Eldred, esir ettiği Danimarkalı kadınları soyarak göğüslerine kadar toprağa gömdürdü ve onları bu durumda vahşi köpeklerin ve yırtıcı kuşların saldırısına maruz bıraktı. 1198 yılında İngilizler 15 Fransız şövalyeyi esir aldılar, Aslan yürekli Richard 14ünün her iki gözünü, 1 tanesinin de tek gözünü oydurdu ve diğer 14ünü bu tek gözü sağlam olanın yanına vererek Fransız karargahına yolladı. Philipp August intikam olarak 15 İngiliz şövalyesini kör ettirdi. İmparator Sigismund, 1412 yılında Venediğe karşı açtığı savaşta Motta şatosunu ele geçirince içindeki 180 kişinin sağ ellerini kestirdi. Savaşlardan sonra askerlerden kurtulmak zor oluyordu; hele bir de bunların paraları ödenmemişse durum daha da kötü oluyordu. Macarlar 1492 yılında bu sıkıntıdan kurtulmak için şöyle bir yol izlediler: Ücretleri verilememiş olan 8.000 askerden 6.000ini öldürdüler. Geri kalanları da Avusturyaya kaçmaya mecbur ettiler. Burada çalışmayıp çalıp - çırpmaya başlayan kaçaklara, Friedrich III 1493 yılında savaş açtı ve ele geçirdiği 1.100 kişiyi astırdı.
    --------------------------------------------
    Tecavüze Değişik Cezalar

    Mainz şehri kanunları, Hıristiyan bir kadınla zina yapan Yahudi erkeklerin erkeklik uzuvlarının kesilmesini ve bir gözlerinin çıkarılmasını emrediyordu. Bir başka erkekle suçüstü yakalanan kadınlar genelde kocaları tarafından öldürülürlerdi. 16.yy.da Fransada bu tür ölümler çok sıktı. Almanyada da durum farksızdı. Alman kanunları karısını bir başka erkeğin yatağında çıplak olarak gören şahsa, adamı öldürdüğü taktirde ceza verilmeyeceğini yazıyordu.
    --------------------------------------
    Thomas Gray

    "Edinburg Review", demiryolu projeleri yaptığı için Thomas Graye deli gömleği giydirilmesini istemişti
    --------------------------------------------------------
    Venedikten Bir Manzara

    Keyssler 1730 yılında gittiği Venedik hakkında şunları yazar: Burada bir asilzadenin metres tutması ihmal edilemez bir hak sayılmaktadır. Asilzade fakir olur da müstakil bir metres tutmaya gücü yetmezse 3-4 arkadaş birleşir, masrafları paylaşmak sureti ile ortak bir metres tutarlardı. Bu durumda sıraya girerler, kadın her gün birinin olurdu. Sırası gelen asilzade, müşterek faytonun gönderilmesiyle kendisine geçen saltanat tahtına kurulmak üzere yola çıkardı. Venedikte şehvet öylesine almış yürümüştür ki, ortalığı istila eden cinsel hastalıklar öylesine harcıalem olmuştur ki, Venedikliler bunları tedavi ettirmeye lüzum görmemektedirler.
    -------------------------------------------------------------------
    Yatak odaları

    14.yy.da ve daha önceleri karyolalar muazzam bir yer işgal ediyor, genişlikleri 4 metreyi buluyordu. Ancak yatakta karı - koca iki kişi yatılmaz, asilzadeler dostluk nişanesi olarak yataklarına silah arkadaşlarını da davet ederlerdi. Ev sahibi hanım genelde misafirin yanında yatardı. Yatağa köpeklerin de alındığı olurdu. 17.yy.da bile bayanlar kabul salonu yapmayı akıl edememişlerdi: misafirlerini yatak odalarına alırlar, ziyaretleri yatakta yatarak kabul ederlerdi. Şerefli veya samimi misafirlerin bu şekilde kabulü bazı çapkınlıkların da ister istemez olmasına meydan veriyordu. 17.yy.daki garip adetlerden birisi de yani evli çiftlerin evlendikleri tarihten itibaren 3 gün yatakta kalmaları ve yataktan çıkmadan tebrikleri kabul etmeleri idi, bu arada işlerine devam etmeleri konusunda ziyaretçiler ve yakınları tarafından teşvik edilir ve herkesçe seyredilirlerdi.
    ----------------------------------------------
    Zındık Yıldız

    Fatih Sultan Mehmet cülus ettiği zaman bir kuyruklu yıldız görünmüştü; papa o zaman yıldızı "Türk ve Müslüman dostu zındık yıldız" olarak aforoz etmişti. Bu kuyruklu yıldızın daha sonra Halley kuyruklu yıldızı olduğu öğrenildi. Balkan harbinde Bulgarlar Çatalcaya kadar ilerlerken Halley kuyruklu yıldızı tekrar göründü ve kilise adamları "Türklerin uğur yıldızı göründü, Bulgarlar yine mağlup olacaklar" dediler ve dedikleri oldu.

    -----------------
    -------------------

    hekimce.com dan







  • hortlatıyorum.
    _____________________________
  • bu istediği kadar hortlatılsın okuyana kadar yine zıbarır
    _____________________________
    "When a man lies he murders some part of the world
    These are the pale deaths which men miscall their lives
    All this I cannot bear to witness any longer
    Cannot the kingdom of salvation take me home."
  • Yapay Zeka’dan İlgili Konular
    Daha Fazla Göster
    
Sayfa: 1
- x
Bildirim
mesajınız kopyalandı (ctrl+v) yapıştırmak istediğiniz yere yapıştırabilirsiniz.