Şimdi Ara

A`dan Z`ye Öz Türkçe İsimler Anlamları ile.

Daha Fazla
Bu Konudaki Kullanıcılar: Daha Az
2 Misafir - 2 Masaüstü
5 sn
83
Cevap
1
Favori
66.930
Tıklama
Daha Fazla
İstatistik
  • Konu İstatistikleri Yükleniyor
0 oy
Öne Çıkar
Sayfa: 12345
Sayfaya Git
Git
sonraki
Giriş
Mesaj
  • ABA: Saygıdeğer, saygıya layık kişi. Bazı Türk boylarında “ana’’,’’abla’’ , bazılarında ise baba anlamında da kullanılmaktadır.
    ABADAN: 1- Cömert, verici 2- Bağışlayıcı, gönül yapıcı
    ABAK: Temiz, iffetli, namuslu kişi
    ABAKA: Yakın akraba, amca çocuğu
    ABAKAN: Alicenap
    ABAKAY: 1- Yakın akraba, yeğen, amca çocuğu 2- Sibirya’da saygın ve sözü geçen hanımlara verilen bir unvan
    ABALA: Abla
    ABAR: (Avar): 1- Gösteriş, heybetlilik 2- Baş eğmez, dirençli
    ABAŞ: Hanım yürüyüşü (Küçük narin adım)
    ABAY: 1- Aydınlık, aydınlık verici 2- Hayret uyandıran, hayret verici
    ABAKIYMIŞ: Gönül kırıcı, can yakıcı
    ABÇAR-(Avşar): 1- İşin ehli kişi, iş bitirici 2- Uyumlu, itaatkar
    ABI: 1- Can, ruh 2- Soyluluk
    ABIÇ: Gönüllü
    ABIDAN: İçli, gönül insanı
    ABIK: İçli, gönüllü
    ABIKAN: Mec.Soylu
    ABIL: Gönüllü, İstekli
    ABINAK: Sakinleşmiş gönül rahatlığı içinde olan
    ABINÇ(Avunç): Avunç, teselli
    ABIŞ(Apış): Bacağın diz kapağından yukarısı
    ABIŞKA : İçten, içtenlikle çalışan
    ABIZ: Ruhsal, ruhlarla ilgili
    ABİKE: Alicenap, yüksek gönüllü
    ABİN: Mutlu, memnun, hoşnut
    ACAR: 1-Gayretli,Hareketli 2- Gözü pek, yırtıcı
    ACLAN: Açık,Açılan
    ACU-(Acı,Açığ): 1- Açık 2-Keskin, sert 3- Açı,aralık
    ACUN: Dünya, yeryüzü
    ACUNAL: birl. Acun/Al (Almak’tan)
    ACUNAY: birl. Acun/Ay/Mec.”Dünya güzeli”
    ACUNLUK: Dünya malı,dünyalık
    ACUNSUZ: Dünya malında gözü olmayan
    AÇA: 1- Toplum içinde saygınlığı olan kişi 2-Analık derecesinde saygıya layık hanım
    AÇAN: Açma eylemi içinde olan (Çiçek gibi)
    AÇIĞ: 1-Açık,dürüst 2- Bahşiş bey yada hanların verdiği bahşiş
    AÇIK: (Açığ) Büyük kardeş
    AÇIL: Açık, açılmış
    AÇUK: (Açık) İyi huylu,mülayim
    ADAK: 1-Söz,nişan 2-Bağış,sungu
    ADAL: Sadık, güvenilir
    ADALAN: Ünlü, şöhretli
    ADALDI: Ünlü
    ADALIR: Ünlü
    ADALMIŞ: Ünlü
    ADAN: Uygunluk, liyakat
    ADANIR: Ünlü
    ADANMIŞ: Adaklı,adak olmuş
    ADAR: Adama eyleminde bulunan
    ADAY: Memnunluk,hoşnutluk
    ABDAN: Ünlü
    ADBERİLGEN: Adına layık ve ününü hak etmiş kişi
    ADIKTI: Ünlü
    ADIN: Ünlü,adı anılan
    ADINÇIĞ: 1-Seçkin,mümtaz 2- Olağanüstü, fevkalade, bambaşka
    ADIÖTE: birl. Adı/Öte Mec. Temiz bir üne sahip
    ADIVAR: Ünlü,tanınmış
    ADIYAKŞI: birl. Adı/Yakşı(Adı güzel)
    ADIYAMAN: birl. Adı/Yaman Mec. Ürkütücü bir üne sahip kişi
    ADIYEKE: birl. Adı/Yeke(yeğ) Mec. Saygıyla anılan kişi, adı yeğlenen kişi
    ADKIR: Aygır,erkek at
    ADMIŞ: Ün almış, tanınmış
    ADSAY: birl. Ad/Say Mec. Adına saygı duyulan kişi
    ADSIZ: 1- Fakir,kimsesiz
    AFŞAR (Abçar)
    AFŞIN: Apçın,(Opçın) Zırh,demir örgülü savaş giysisi
    AFTABA: Su ibriği
    AGA (Ağa,Aka): 1-Saygıdeğer, ulu kişi 2- Cömert,koruyucu 3-Büyük erkek kardeş,ağabey
    AGOLA: Yönetici,amir
    AGUN: Tatmin,avuntu
    AGUNMUŞ: Avunmuş,sakin
    AĞAÇA: Akça, beyazca, alımlı
    AĞALAK: Oğlak
    AĞALBAY: Muhterem,saygıdeğer
    AĞAN: 1-Yüksek,yukarıda,yukarılara çıkan 2- Geceleri gökten hızla geçen, ışıklı nokta
    AĞAR: 1- Ağı ağırbaşlı, oturaklı 2- Gönül ferahlığı 3- Göğe yükseliş
    AĞARTMIŞ: 1- Namuslu,dürüst 2- Alçak gönüllü, mütevazı
    AĞAT (Akat): Namuslu, gönüllü, iffetli
    AĞAYA: Makul,geçerli,uygun
    AĞDUK: Kutsal,muhterem
    AĞICI: Ağcı, Akçı, Akıcı, Hazinedar, Hazine sorumlusu
    AĞIÇ: Varlık, hazine,servet
    AĞILGAT: 1-Saygıdeğer 2- Yıldız,gezegen
    AĞIM: Yükseliş
    AĞIR: 1- Ağırbaşlı,olgun 2- Ünlü,saygın
    AĞIRBAŞ: birl. Ağır/baş, olgun, alçak gönüllü
    AĞIŞ: (Ağıç) Hazine, servet
    AĞIT: Mersiye,ölüm Türküsü,göğe yükselen feryat
    AĞLAMIŞ: Çileli,çile çeken
    AĞMIK: 1- Ünlü,tanınmış 2- Yüksek rütbeli
    AĞRAK: Yükselen,ilerleyen
    AĞRITMIŞ: Mec. Acı kuvvete sahip kişi
    AĞUL: 1- Ay’ın halesi 2- Oba, köy
    AĞUTUR: Yükselten,yukarı çıkaran
    AĞZUKARA: birl. Ağzı/Kara. Mec. Sert konuşan, acımasız ve hükmedici konuşan kişi
    AK: 1- Beyaz 2- Doğuş, doğum 3- Yükseliş 4-Parlaklık 5-Devinim,hareketlilik 6-Mec.Namusluluk,iffet ve güvenirliğin sembolü
    AKA: Büyük,ulu kişi,saygıdeğer kişi
    AKABA: Yokuş,meyil
    AKAÇ: Akıcı
    AKALIN: bir. Ak/Alın mec. Dürüst,namuslu
    AKAN: 1- Akıcı 2- Yükselen
    AKARCA: Dere,ırmak
    AKAR: Dere,akarsu
    AKARSU: Dere,ırmak
    AKAŞ: birl. Ak/Aş mec.Helal rızk
    AKAY: birl. Ak/Ay 1- Ayın en güzel anı 2- Yenisey Türklerinde “hanımefendi” anlamında kullanılır.
    AKBAŞ: birl. Ak/Baş mec. Dürüst,namuslu
    AKBEL: Dürüst,sözüne güvenilir kişi
    AKBERGÜ: birl. Ak/Vergi fıtrat,huy mec.iyi huylu
    AKÇA: 1-Beyaza kaçan 2-İpekli dokuma 3-Para,maliye,hazine
    AKÇALAR: birl.Ak/çalar mec.Ak tenli hanım
    AKÇALI: Zengin,mal sahibi
    AKÇALMAZ: birl. Ak/Çalmaz mec.Yanık tenli hanım
    AKÇIL: 1-Ak tenli, akça yüzlü 2- Ağarmış, aklaşmış
    AKÇIN: Sözüne güvenilen,sağlam kişilikli
    AKÇORA: birl. Ak/Çura 1- Şamanist gelenekte iyi ruh ve iyilik perisi
    AKEL: birl. Ak/El mec.Dürüst,namuslu
    AKGÜN: birl. Ak/Gün mec. Gelecek,istikbal
    AKHAN: birl. Ak/Han Şamanist gelenekte “İyilik Tanrısı”
    AKI: Eli açık,cömert,zengin gönüllü
    AKIM: 1-Yönelim,yükseliş 2- Akmaktan, akıcı,yayılıcı
    AKIN: 1-Saldırı,hücum 2-Kazak ve Kırgızlarda, ozan ve müzisyenlere verilen ad
    AKINAY: birl. Akın/Ay Türkistan’da hanım ozanlara verilen ad
    AKINCI: 1- Akın eden,saldıran 2- Osmanlılar dönemindeki, öncü birliklere ve bu birliklere dahil olan kişilere verilen unvan
    AKIŞ: 1-Yükseliş 2-Akmaktan akış 3-Servet,hazine
    AKKARA: birl. Ak/Kara mec.Zıtların bütünlüğü
    AKMAN: birl. 1-Temiz,iffetli 2-Apak,bembeyaz
    AKOBA: birl. Ak/Oba mec.soylu
    AKSAK: 1-Aksayan,seken 2-Yükselen,çıkan
    AKSOY: birl. Ak/Soy mec.Soylu
    AKŞAMAN: birl. Ak/Şaman Şamanist gelenekte,iyi ruhlarla ilgilenen ve ilişkiye giren kam
    AKŞİT: Yürekli,gözükara
    AKTAN: birl. Ak/Tan seher vakti,şafak
    AKUZ: birl. Ak/Uz (Uzman,usta)
    AKÜN: birl. Ak/Ün mec.Temiz,şöhretli
    AKYOL: birl. Ak/Yol mec.Dürüst,namuslu
    AKYÖN: birl. Ak/Yön mec.Dürüst,namuslu
    AKYÜZ: birl. Ak/yüz mec.Dürüst
    AL: 1-Bayrak kumaşı 2-Kızarmış,kızarık 3-El,kolun bilekten aşağı kısmı 4- Ala,alaca 5-Almaktan al
    ALA: Karışık renkli,benekli
    ALABAN (Alban)Timsah
    ALACA: Karışık renkli
    ALAÇUK: Kulübe,baraka,Altay Türklerinde,oda,(Çadırın iç bölmesi)
    ALAGAN: (Algan)Fatih
    ALAGAŞ: Ender rastlanan,nadir
    ALAGÜN: birl. Ala/Gün Gün ortası
    ALAK: Yok edici,öldürücü,alıcı,avlayıcı
    ALAN: 1-Işık,nur 2-Orman içindeki açık ve düzlük bölge 3- algan
    ALANÇA: Bahçelerdeki ağaç aralarında bulunan çimenlik bölge
    ALANGUVA: birl. Ala/Geyik
    Cengiz Kaan’ın onuncu göbekten büyük anası 2- Ergenekon destanında adı geçen Uldız Han’ın kızı
    3-Türk mitolojisinde yer alan ünlü kadın ki, efsaneye göre, bir nevi Türklerin ’’Meryem Ana” sı gibidir.
    ALAR: Yalancı karanlık(Gündüz vaktinde)
    ALAS (Alaz) Şamanist gelenekte “Ateş Tanrısı’’
    ALASAYVAN: Şafak vakti,Güneşin doğuşu
    ALASI: Erek,amaç,sahip olunması istenen nesne
    ALATAŞ: birl. Ala/Taş Köz,ateş parçası
    ALAYUNT: birl. Ala/Yunt Altay Türklerinde “kısrak” anlamında kullanılmaktadır.
    ALBA: Yükümlülük,hizmet yükümlülüğü
    ALBAGA: Hasılat,savaş yada av ganimeti
    ALBAN: Haraç,ganimet
    ALBATU: Bürokrat, hizmetle yükümlü kişi
    ALBENİ: Çekim,cazibe,sempati
    ALCU (Alçu)Alıcı,avcı
    ALÇİÇEK: birl. Al/Çiçek (Gül’ün Türkçe karşılığı)
    ALÇİN: Kızıl renkli bir çalı kuşu
    ALÇU (Alcu)1-Algan,Fatih,2-Alcı,Avcı
    ALDI: 1-Öncü,öndeki,selef 2-Algan,Fatih
    ALDUR: Ok atışı,oklayış
    ALEV (Yalav…Yal kökünden)Ateşten çıkan ışık
    ALGAN: Fatih,Fetheden
    ALGAZIN: Yabani vahşi hayvan
    ALGI: 1-Fetih,Almaktan… alım 2- Fehim,algılama
    ALGIN: 1- Serap 2-Yüksek yer 3- Bitiricilik,bitiriş
    ALGIŞ (Alkış): Dua,yakarış,niyaz
    ALGU: 1-Tüm,hepsi 2-Toplum,topluluk 3-Silah 4-Alıcı,avcı
    ALGUR: Sakin,kendi halinde,kendinden emin
    ALGÜN: birl. Al/Gün”…Kazak ve Kırgızlarda,doğum sırasında yaşanan dikkat çekici,unutulmaz günleri mecz eder.
    ALICI: Alcu,Avcı
    ALIK: Alıngan,Kırgın
    ALIM: 1-Çekim,Cazibe 2-Vergi,Haraç
    ALIMGA: Yazıcı,(Han ve Kaanların buyruk ve fermanlarını yazan görevli kişi)
    ALIMLI: Çekici,Cazibeli
    ALINAK: birl. Alın/Ak mec.dürüst,namuslu
    ALINCAHAN (Alınçak Han) Oğuzname’ye göre,Türk’ün oğullarından
    ALINÇAK: 1-Çekici,cazip 2- Alıngan,nazik
    ALINGAN: Alınan,incinen,gücenen
    ALK: Bitirmek,yok etmek,sona erdirmek,bitiricilik
    ALKA: 1-Bitirici,yok edici 2-İleri,ilerici
    ALKABÖLÜK: birl. Alka/Bölük..Vurucu Tim
    ALKAN: Alkan,Fatih
    ALKAR: Bitirici,yok edici
    ALKAŞ: Bitirici,yok edici
    ALKI: Pervasız,vurdumduymaz
    ALKIM: 1-Gökkuşağı 2-Gerdan
    ALKIR: Tamamlayıcı,bitirici
    ALKIŞ: Algış,dua,övme,yüceltme
    ALMA: Elma
    ALMAKAY: Elma yanaklı
    ALMALUK: 1-Alınması gerekli olan 2-Elma bahçesi
    ALMAS: Almaz,nazlı
    ALMILA: Elma
    ALMIŞ: Algan,Fatih
    ALP: Bu sözcük birçok erdemi içinde barındırır. Bilgelik, yiğitlik, fedakarlık, kahramanlık,
    gözükaralık, toplumculuk, vb. ile birlikte tüm bunlar arasındaki uyumu da içerir.
    ALPAGU: Düşmanına tek başına saldıran kişi
    ALPAGUT: 1-Alplik gösteren kişi 2-Kurt soyundan 3- Seçkin ve saygın kişi
    ALPEREN: birl.Alp/Eren (Gazi, Derviş) Toplumun sayıp sevdiği, örnek aldığı savaşçı kişilerin genel adı
    ALPMAN: Alp gibi Alpçe yaşayan
    ALTAÇU (Altaç): Aldatıcı taktik sahibi
    ALTAMIŞ: Aldatıcı,hileci
    ALTAN: 1-Altın 2-Güneşin doğuş anı,Şafak
    ALTANURUG: (Altın Uruk) Cengiz Kagan ve oğullarının soyuna verilen unvanlardan
    ALTAY: 1-Al/Ala/Tay 2-Altın 3-Ormanlarla kaplı yüksek dağ
    ALTINDAĞ: birl. Altın/Dağ/Altay dağlarının,diğer adı.
    ALTU (Aldu): 1-İlk,Birinci 2-Algan,Fatih
    ALTUN: Altın
    ALTUNSABAK: birl. Altun/Sabak(sopa,değnek)
    ALUÇ: 1-Alıcı(Alçu) 2-Kayın cinsi bir ağaç
    ALUNGAN: Alıngan,nazlı
    ALUNUR: Nazlı
    ALYU: (Algu)
    T..Çağatay Han’ın torunu
    AMAÇ: (Umaç)Gaye, hedef, beklenti
    AMAN: (YAMAN) Sertlik
    AMGAK: Emek/Zahmet
    ANAÇ: 1-Anacık 2-Analık duygusu çok gelişmiş 3-Anaya çeken 4-Doğurgan, üretken
    ANAGAY: Anaya çekmiş, anaya benzer
    ANASIOĞLU: birl. Anası(nın)Oğlu (Babası erken ölmüş ve özellikle anası tarafından bin bir güçlüklerle yetiştirilip büyütülmüş, yetim çocuklar için kullanılmış olduğu anlaşılan Türk adlarından)
    ANAT: 1-Anı,Anılan 2- Yakın,hısım
    ANAZ: Yeğrek, evla, eftal
    AND (ANT) 1-Yemin,söz 2- Yakın akraba
    ANDA: Birlikte ant içmiş(kan kardeşi) (Anda’lık Türklerin en eski geleneklerinden biridir. Andalar birbirlerini kardeşlerinden daha ileride korur, sayar ve kayırmaya çalışırlar.)
    ANDAÇ: Hatıra, anı olsun diye verilip,alınan hediye
    ANDARIMAN: Anılara değer veren ve saygı gösteren kişi
    ANDIR: Anısı ola hatıra
    ANGAY: Anılarına bağlı olan kişi
    ANGI: 1-Anı,hatıra,2-Yetki, yeterlilik
    ANGIM: Mamur, hakim
    ANGIN: Ünlü, anılan, adı duyulan
    ANGIŞ: Ünlü, meşhur
    ANGIT: Yaban ördeği
    ANIK: 1-Anlayış, yetenek, fehim 2- Hafıza, bellek 3- Hazır, mevcutlu
    ANLI: 1-Sakin, ağırbaşlı 2- Bellek, hafıza
    ANIT: Anı olsun diye yapılan yapı
    ANITGAN: Anıt yapan
    ANLI: Ünlü, tanınan
    ANNAK: Yadigar, hatıra
    ANT: And, Yemin
    ANTLIĞ: And içmiş, Yeminli
    ANUÇUR: Övülmüş, övülmeye layık
    ANUK: Yadigar, hatıra
    ANUŞ: Anış, anma eylemi, anı
    APA: Ulu, büyük, saygıyı ve hürmeti hak etmiş kişi (Bazı Türk bölgelerinde “baba” anlamına da kullanılmaktadır.
    APAĞ: Apak, temiz
    APAK: Temiz, namuslu,iffetli
    APATEG: (Apatek)birl. Apa/Tegtek(gibi,benzer)
    ARA: Orta yer, ortalık, boşluk, orta
    ARAL: 1-Ada 2- Aralık,orta, ortalık
    ARAS: 1- At kılı 2- Kalın yün 3- Talih,baht
    ARASLAN: Arslan (Çuvaşlarca söylenişi)
    ARAT: Cesaret, yüreklilik
    ARBIŞ: Büyü,efsun
    ARBUZ: Büyü, sihir
    ARCA: 1-Arıca, saf, temiz 2- Çam ağacı, çamdan yapılmış kutu
    ARDA: 1-Uzun değnek 2- Artçı, halife, ardı sıra giden
    ARDALI: (Ardalu) Yönetici, amir
    ARDIÇ: 1- Halife, artçı 2- Bir ağaç türü
    ARGA: Zeki, akıllı
    ARGAN : (Arkan) Kement, kement bağı
    ARGATU: Yaban koyunu
    ARGIÇ: 1- Kır, mera 2- Gurur
    ARGIN: 1-Yavaş, sakin 2- Gelecek yıl
    ARGUN: Pars cinsinden avcı bir hayvan
    ARGUŞ: (Arkuş)1- Edepli, terbiyeli 2- Haberci, haber veren
    ARGÜDEN: birl. Ar/Güden, Arlı, edepli
    ARI: (Arık) 1- Saf, arı, arınmış 2- Irmak, dere
    ARICA: Soylu, temiz, iyi huylu
    ARIÇ: Barış, sulh
    ARIĞ (Arı, Arık)
    ARIK: 1- Arı, arınmış, temiz 2- Narin, ince yapılı
    ARIL: Arınmış, temiz, pak
    ARIN: Saf, arınmış
    ARINÇ: 1-Barış, kurtuluş 2- Temizlik, saflık, günahsızlık
    ARINIK: Saf, şeffaf, billur
    ARINMIŞ: Temiz, gönüllü
    ARKIN: 1-Argın, yavaş, sakin 2- Halef, ardıç
    ARKIŞ: 1-Ulak, haberci 2- Kervan, kafile
    ARKUN: Halef, geriden gelen, takipçi
    ARKUY: Siper, mevzi
    ARKUZ: (Arguz) Edepli, iyi huylu
    ARLAĞ: Arlı, edepli
    ARLAT: Biricik oğul, anaların en çok üstüne düştükleri oğul
    ARMAGUN: Armağan, hediye
    ARMAĞAN (Yarmagun-Yarmagan)- Hediye
    ARMAN: 1- Onurlu, arlı, edepli 2- Dilek, istek 3- Hayal, fantezi
    ARPA: 1- Büyü, tılsım, Şamanist gelenekte, Kamların okuduğu dua 2- Tahıl
    ARPAD (Arpa)
    ARSİN: (Ersin) Kurtuluş, istiklal
    ARSALAN: Arslan
    ARSLAN: Yırtıcı hayvan Mec. Cesaret, atılganlık ve gözü pekliği sembolize eder.
    ARSLANBALA: birl. Arslan/Bala..Arslan yavrusu
    ARSLANCIK: Küçük arslan..Arslan yavrusu
    ARSLANÇA: Arslan gibi, arslan özelliklerine sahip
    ARSU: birl. Ar/Su mec. Namuslu, dürüst
    ARSUN: 1- Efendi, ağırbaşlı 2- Rahata ermiş, huzurlu
    ARTAGAN: Bereket, artuk, fazlalık, bolluk
    ARTAM (Erdem)
    ARTIM: Bereket, bolluk
    ARTUÇ: Mızrak, mızrak ucu
    ARTUK: Fazlalık, üstünlük, bereket mec. Varlık, zenginlik
    ARTUKDOĞAN: birl. Artuk/Doğan
    Kırgızlarda, olağanüstü vasıflara sahip kişilere verilen bir unvan
    ARTUN: Vakarlı, ölçülü
    ARTUR: Cazibeli, çekici, işveli, fettan
    ARTURU: 1- Ekstrem, uç noktalarda 2- Bereket, bolluk
    ARTUT: Armağan, hediye
    ARVIŞ: Sihir, büyü, tılsım
    ARZIK: Fanatik, bağnaz, sofu
    ASAN: 1- Sağlıklı, zinde 2- Asma eyleminde olan
    ASENA: Efsanevi dişi kurtun adı. Yakın, Yakınlık duyulan
    ASIGLI: Faydalı,Gerekli
    ASIĞ (Ası,Asık) 1- Fayda, Çıkar 2-Kar,temettü
    ASPAR (Asbar) Faydalı, işe yarayan
    ASRAK: Himaye, Koruma
    AŞAN: Aşmak’dan …mec. Azimli, engel tanımaz
    AŞIT: 1- Aşılacak, aşılması gerekli olan 2- İşitmekten…İşit, kulak ver
    AŞKAR: 1- Savaş atı 2- Kuyruk ve yelesi kara, vücudu kula renginde olan at
    AŞKIN: 1- Aşmış, üstün, faik,akranlarından ileride olan 2- Melodi,nağme
    AŞUK: 1-Aşık,aşmış, geçmiş 2- Tolga
    AŞULA: Yılmaz irade sahibi
    AŞUR: Aşırmaktan… mec. Yılmaz, gayretli
    ATA: 1- Ulu, saygıdeğer kişi 2- Baba, dede, ced 3- Adın ve soyun bağlı olduğu kök
    ATABAY: birl. Ata/Bay lala, beybaba. Han, Kağan ve padişah çocuklarını eğitip yetiştiren kişilere verilen bir unvan
    ATAÇ: 1- Atasına bağlı, Atasının yolunda 2- Atadan intikal eden 3- Büyüklük gösteren çocuk
    ATADAN: Miras, manevi miras
    ATAERİ: birl. Ata/Eri mec.Atalarına ve geçmişine saygılı
    ATAGÜÇ: birl. Ata/Güç mec. Gücünü atalarından almış
    ATAĞ: (Atak) 1- Ün, nam, şöhret 2- Atılgan 3- Dağ yolu 4- Çağlayan 5- Bir şahin türü
    ATAHAN: birl. Ata/Han mec. Devletin ilk kurucu büyüğü, devlete ad veren kişi
    ATALA: Tanınmış, ünlü ve zengin
    ATALAN: Ünlü, Meşhur
    ATALAY: Ad almış, ün almış, meşhur kişi (Atila’nın asıl adının bu ve bundan bozulup çevrilmiş hali olduğunu söyleyen bazı tarihçilerimiz de var.)
    ATALIK: Miras
    ATALMIŞ: Ünlü, meşhur
    ATAMAN: Ulu, Saygıdeğer kişi
    Bir kısım tarihçilere göre, Osmanlının, kurucusu olan Osman bey’in asıl adı budur. Bir kısmı
    Atman, bir kısmı Otman der.
    ATASAGUN: birl. Ata/Sagun Hekimlerin en ulusu başhekim Şamanist gelenekte de aynı ad, en iyi kamlar için kullanılmaktadır.
    ATAY: 1- Ünlü, tanınmış 2- Akın, hücum
    ATIGAY: Ünlü, tanınmış
    ATIĞ: Adı sanı belli, ününü arttırmış kişi
    ATIL: Ünlü, meşhur
    ATILGAN: Atak, gözüpek,cesur
    ATILMIŞ: Atılgan, gözüpek
    ATIŞ: Ünlü, meşhur
    ATİLAY: Türk tarihinin en önemli kişilerinden,Batı Hun imparatoru, Bu kişinin adı üzerinde tarihçi ve dilciler pek de anlaşamamışlardır. Benim görüşüm de göç sırasında İtil ırmağı kıyısında doğmuş olmasından dolayı “İtil/Ay”dır. Ancak bununla birlikte bu kişi için bazı adlar söylenmekte (Atila,Atilla,Atılay,Atilay,Atalay,Atlıhan vb.) Anlamlar:1- Atacık,babacık 2- İtil ırmağı kenarında doğduğundan ve Türklerdeki eski bir gelenekten dolayı “İtil” çocuğu anlamında verilen İtilay’ın zamanla Atilay’a dönüşümü 3- Atlı/Ay 4- Atlı/Han 5- Macar dilinde çelik anlamına gelen “Atzel” den
    ATLIĞ: Ünlü,zengin
    ATMACA: Yırtıcı bir avcı kuş
    ATMAN: Ünlü, saygın
    ATMIŞ: Atma eyleminde bulunmuş (ok,kargı vb.)
    ATSAK: Ünlü, adı duyulan
    ATUK: Bolluk, bereket
    AVAR (Abar) 1- Heybet, büyüklük(Abartı) 2- Dirençlilik, dayanıklılık
    AVAZ: Nara, yüksek perdeli ses, çığlık
    AVCI: Av yapan, avlayan
    AVCIL: Avlayıcı, av işinin uzmanı
    AVGAN: Avuntu
    AVINÇ: Avuntu, teselli
    AVINÇA: Avunç
    AVINGU: Avunç,teselli
    AVLAK: Av yeri, av olanı
    AVKAR: Bozkır bıldırcını
    AVUNÇ: Teselli, avuntu
    AVUÇU: Avunç
    AVUNDUK: Avuntu, teselli
    AVUTMUŞ: Teselli eden
    AY: Dünyamızın uydusu olan gezegen. Ancak Türk kültüründe bu ad güzellik, temizlik, ahlaklılık vb. değerleri de içeren birçok öğeyi içinde barındıran bir sembol ve mecaz olarak kullanılmıştır. Çok önceleri erkeklerde kullanılmasına karşın, zamanla kız çocuklarına ad olarak verilmiş, gerek başta, gerekse de son da, birleşik ad olarak değerlendirilmiştir. Bununla birlikte bazen geçmiş örneklerde de görüleceği gibi hem erkeklerde hem de kızlarda kullanılmıştır. Ancak yine de ağırlık kız adlarındadır.Ve kız adlarında önemli bir konumdadır.
    AYAĞ (Ayak) 1-Uğur, şeref, şan 2- Devinim, hareket (ayaklanma sözü) buradan gelir.
    AYANA: birl. Ay/Ana Altay Türklerinin eski tanrıçalarından
    AYAS: Ay ışığı, mehtap, gece aydınlığı
    Altay, Tuva, Çuvaş Türklerinde Tanrı sıfatı olarak kullanılan bir ad
    AYATA: birl. Ay/Ata Şamanist gelenekte, göğün altıncı katına bakan Tanrı
    AYAZ: 1- Ay ışığı 2- saf, berrak hava 3- Kuru soğuk
    AYBAKIM: birl. Ay/Bakım, bakmaktan, bakış
    AYBAN: birl. Ay/Ban mec. Debdebe, şaşa
    AYBANDI: birl. Ay/Bandı (Banmak)
    AYBAR: 1-Ay gibi parlak 2- Heybet,heybetlilik
    AYBI: İmdat, medet
    AYBIN: Onur,şeref
    AYÇIL: Ay ışığı, ay pırıltısı
    AYDA: 1- Ay’a eş değer güzellikte 2- Dere kenarlarında yetişen hoş kokulu bir çiçek
    AYDABOLDI: birl. Ayda/Oldu mec. Ay parçası
    AYDAN: Ay parçası
    AYDAR: (Aydar Han) saç perçemi, kakül
    AYDIN: 1- Aydınlık, ışık yoğunluğu 2- Açık, aşikar 3- Entelektüel , münevver
    AYGAN: İçten, samimi, yaren
    AYGAY: Nara, bağırtı
    AYGIN: Sınırsız, uçsuz, geniş
    AYGIR: Erkek at
    AYGIRAG : 1-Dağ keçisi 2- Bir geyik türü
    AYGUÇI: Yönetici, devlet görevlisi, danışman, yarıcı
    AYIM: Çekicilik, sempati
    AYIMÇA: Ay parçası
    AYINTAP: Mehtap, ay ışığı
    AYIR: Değişik, farklı, başka, fark
    AYIRBAŞ: birl. Ayır/Baş..Değişim, mübadele
    AYIRT: Fark, farklılık, ayırım
    AYITGU: Temyiz
    AYISIG: birl. Ay/Isıg..Ay ısısı, sıcaklığı
    AYIT: Söylemek, anlatmak
    AYITMIŞ: Söyleyen, bildiren, uyaran
    AYKAÇ: Konuşkan, Konuşmacı, Hatip
    AYKIN: Geniş, ferah, aydınlık
    AYKOYUN: birl. Ay/Koyun
    Yakut destanlarında adı geçen, eski dönem güç tanrısı
    AYLA: 1-Ayın çevresindeki ışık halesi 2- Devir, dönüşüm
    AYLU (Aylı): Aydan
    AYMA: Duyarsız, başıboş vurdum duymaz
    AYMAN: Aya eş değerde
    AYMAZ: Vurdumduymaz, başına buyruk
    AYRAL: Kuraldışı, istisna
    AYRI: Başka, değişik, farklı
    AYRIÇ: Bölüşüm, taksimat
    AYRIKÇA (Ayıkşa): Derviş, mecnun
    AYRUK: 1- Farklı, değişik 2- Varlıklı, zengin
    AYSELİG (Aysiliğ) birl. Ay/Silig, dürüst, namuslu
    AYTAK: Konuşmacı, hatip
    AYTAR: Haberci, muhbir
    AYTEK: Konuşmacı, hatip
    AYTIN: Aydın, aydınlık
    AYTIŞ: Nutuk, anlatım, hitabet
    AYTIŞAN: Hatip, konuşmacı
    AYTUK: Hatip, konuşmacı
    AYUK: Söz söylenebilen ve sözün değer gördüğü yer
    AYUR: Konu, bahis, bahse konu olan
    AYÜN: birl. Ay/Ün Karahanlılar ve Uygurlar döneminde, han ve kağanların analarına verilen bir unvan
    AYZIT: Şamanist gelenekte “ Ay Tanrıçası”
    AZBOY: Heyecan
    AZGIN: Zapt edilmesi zor, sınırı aşmış, tahrik olmuş
    AZLAĞ. Nadir, az rastlanır.
    AZRAK: Nadir, az rastlanır.
    AZUK: (Azuka, Azık): Geçimlik, yiyecek.







  • BABAT:Cins, Tür
    BABRAK: Hızlı, çevik, atletik
    BABÜR: Kaplan cinsi, yırtıcı bir hayvan
    BACI: Kız kardeş
    BAÇAK: Bir çeşit zırh (Dize geçirilen bir zırh)
    BAÇMAN: Başlık, Tolga
    BADAN: Batan (Batmaktan…Güneşin batışı)
    BADUR: Batur, bagatur, kahraman
    BADURUK: (Badruk) 1- Sadık, güvenilir 2- Batur, kahraman
    BAGA: 1- Alt, küçük, küçük rütbeli yönetici 2- Boğa
    BAGATUR: Kahraman, Batur, Bahadır
    BAGAY: Afacan, yaramaz, ele avuca sığmaz
    BAGRI: Kararlılık, azim
    BAĞAM: Destek,arka, kuvvet
    BAĞAN: Anıt, abide
    BAĞATUR: Bagatur, batur, bahadır, kahraman
    BAĞDAŞUK: Uyumlu, ahenkli, uzlaşmacı
    BAĞDU: Işık, şua, ışın
    BAĞI: Büyü, efsun, bağlılık
    BAĞIM: Bağlı, bağlılık
    BAĞIMSIZ: Bağlı olmayan, özgür
    BAĞIR: 1- Sine, göğüs, kucak 2- Kalp, gönül
    BAĞIRLAK: İri bir kırlangıç türü
    BAĞIŞ: 1- Veriş, ikram 2- Af, af ediş,3- Nezaret
    BAĞLAN: 1- Demet, deste 2- Bağlılık 3- Kızıl renkli bir su kuşu
    BAĞRI: Kararlı, azimli
    BAĞŞI: (Baksı) Kam, doktor
    BAHADIR: Bagatur, Batur, kahraman
    BAHŞİ: Baksı, doktor, bilgin, büyücü, hoca
    BAKAÇ: Bakıcı, bakan, nazır
    BAKAN (Bağan): 1- Anıt, abide 2- Bağlayıcı, birleştirici 3- Haşarı, afacan
    BAKAY: Haşarı, ele avuca sığmayan
    BAKIM: Bakma eylemi, nazar, bakış
    BAKIR: Bakır madeni
    BAKIRSOKUM:birl. Bakır/Sokum (Kuzey Türklerinde, Merih yıldızı
    anlamına kullanılmaktadır.)
    BAKIŞ:1- Bakış, nazar 2- İkram 3- af
    BAKSI (Bakşı): Bahşı,doktor, bilgin, büyücü
    BAKTI: Bakan, nazır
    BAKUY: Ulu, saygıdeğer kişi, tecrübeli, bilge kişi
    BAL: 1- Yapışkan sıvı 2- Arı balı 3- Çamur, balçık
    BALA: Yavru, çocuk
    BALABAN (Balıban): 1-Bala bandırılmış 2- İri başlı bir doğan türü
    Ayrıca mecaz olarak “ mahzun ve baygın bakış” anlamını içerir.
    BALACA: Yavrucak, ufaklık
    BALAK (Balak): manda yavrusu
    BALAMAN: Cüsseli, iri kıyım
    BALAMİR: (Balabir) Biricik yavru
    BALANDI: İri yarı, gösterişli
    BALASAGUN: birl. Bala/Sagun Özlenen, beklenen yavru (çocuk)
    BALBAL: 1- Heykel, anıt 2- Mezar taşı (Eskiden mezarlara dikilen ve
    üzerlerine öldürülen düşman sayılarının ve kimliklerinin yazıldığı mezar taşı)
    BALÇAK: Kabza, kılıç kabzasındaki siperlik
    BALDU: Balta
    BALDUK: Balta
    BALGAY: Ünlü, meşhur
    BALI: Değerli, yüksek, ulu kişi
    BALKAN: Ormanlarla kaplı, dağlık bölge
    BALKIN: Parlak, gözalıcı
    BALKIR: 1- Yağmur arasında çıkan güneş 2- Yağmurun hemen ardından
    çıkan güneş
    BALTA: Ağaç ve odun kesmek için kullanılan alet
    BALTEG: Çamur, çamurlu
    BALUG (Balık) 1- Balçık çamur 2- Ev, köy 3- Suda yaşayan balık
    BAMSI: 1- Yüksek, ulu, ulaşılmaz 2- Baksı, kam
    BANAR: Demet, tutam, deste
    BANGU: (Mengü, Bengü) Sonsuz, sonsuzluk, ebedi
    BANIÇİÇEK: birl. Banı/Çiçek…çiçeğe bandırılmış
    BANLAK: Çağrı, davet, ezan
    BARADAN: 1- Boradan, bora parçası 2- Nara, yüksek ses, bağırtı
    BARAK: Türk mitolojisinde adı geçen çok tüylü, iri başlı köpek
    BARBOL: Varol
    BARÇA: 1- Parça 2- Tüm, tamam, eksiksiz
    BARÇIN: İpekli kumaş, kadife
    BARÇUK (Barçık) Tahta ve keçeden yapılan küçük heykel
    BARÇUK ART TİGİN: birl. Barçuk/Art/Tigin (Art,ardçı,halef)
    BARDAM: Varlık, ganimet, bolluk
    BARGAN: Varan
    BARDI: Vardı (Varmak…dan)
    BARGAN: Varan, ulaşan
    BARGI: Kadife
    BARGIT: Kadife
    BARGU: Nimet, ganimet
    BARGUŞ: Ganimet
    BARIK(Barı) : Esas, esas olan, mahfuz
    BARIM: Varım, servet, varlık
    BARIN: 1- Güç, kuvvet 2- Barınak
    BARUNDUK: Sığınılacak yer, barınak
    BARIŞ: 1-Varış, gidiş, gidişat 2- Sukunet, sulh 3- Servet, hazine
    BARK: (Barka) baraka, ev çok önceleri saray anlamına kullanılan
    bu sözcük, Uygurların kentleşmeye ağırlık vermesinden sonra,
    “taştan yapılan ev” anlamında kullanılmıştır.
    BARKAN:Oynak toprak, bataklık
    BARKAT: Heykel, büst
    BARKIN: 1- Gezgin, seyyah 2- Kararlı, azimli
    BARKUK: Servet, varlık
    BARLA: Parlak, göz alıcı
    BARLAK: Parlak
    BARLAS: 1- Çekici, cazip 2- Varlık, servet 3- Temiz, temizlik
    BARLI: Varlıklı, zengin
    BARLIK: Varlık
    BARMAK : (Varmak)
    BARMAKLAK: 1- Varıcı, ulaşıcı 2- Eldiven 3- Varlık
    BARMAN: Varlıklılık, mevcudiyet
    BARS: Pars, leopar
    BARSUK: Porsuk
    BARTIK: Heykel, büst
    BARTU:1- Varlık, servet 2- Menzil, varılacak yer
    BARUG: Mesned, dayanak
    BASAGAR: Ağırbaşlı, mütevazi
    BASAK(Basa)1- Cesur, gözükara 2- Baskın 3- Farklılık, ayırım
    BASAN: 1- Baskın yapan 2- Ölünün ardından verilen yemek 3- Yayan, yayıcı
    BASAR: Baskın, baskıncı
    BASAT:1- Mühür, 2- Yardım, muavenet 3- Busat, pusat,silah 4- başat
    BASGAN: Basan, baskıncı
    BASIK: 1- Gece baskını 2- Basınç, tazyik, baskı
    BASILGAN: Baskıncı
    BASIM: Enerji, güç
    BASIR: Basar
    BASKAK: Basak, cesur, farklı, Çengiz Kaan döneminde askeri valiler için
    kullanılan ünvanlardan
    BASKIN:1- Galp, muzaffer 2- Ani yapılan saldırı 3- Basık, yaygın genişlemiş
    BASMIL:1- Baskıncı 2- yardımcı, muavin
    BASRUK: Baskı, tazyik
    BASSIZ: Başsız, başına buyruk
    BASTI: Bastıran, baskın yapan
    BASTIK: Basdı, Baskıncı
    BASU (Basut) Tokmak
    BASUÇ: Baskı, tazyik
    BASUT: 1-Yardım, yardımcı 2- Demir tokmak 3- Baskın yapan
    BAŞ: Oluş, doğuş, ortaya çıkış, uç nokta, doruk, birinci sıra gibi anlamların
    hepsini içeren bir söz
    BAŞACI: Reis, lider, öncü
    BAŞAD(Başat)
    BAŞAGUT:Önde gelen, önde bulunan, sevilen
    BAŞAK:1- Buğday başı 2- Ok ucu…okun ucuna takılan sivri demir 3- Sümbül çiçeği
    BAŞALMIŞ:1- Öncü,önder 2- Düşmanını yenip, yoketmiş
    BAŞAR: Başarı, kazanç
    BAŞARAN: Başarılı, muvaffak
    BAŞARI: Muvaffakıyet
    BAŞAT:1- Emsalleri arasında en üstün ve en önde gelen 2- Hanlık yapan
    bir soya mensup kişi
    BAŞA: (Paşa) Bazı tarihçilerimize göre ..Baş-ağa, bazılarına göre
    ise Baş-şad sözcüklerinin değişime uğramasıyla bu biçime gelmiş ve sözcük,
    bugünkü anlamıyla General ordu komutanı
    BAŞBAĞ:1- Başı bağlı, özgürlüğü kısıtlı 2- Gözde, sevgili, en değerli
    BAŞBUĞ: Ordu komutanı, orgeneral
    BAŞÇIL: Şef, lider, önde gelen
    BAŞDAŞ: Denk, akran
    BAŞDU: Başta olan, önde giden
    BAŞEL: birl. Baş/İl..yol gösterici,mihmandar
    BAŞGAK: 1- Başkan,şef 2- Bir tatlı su balığı
    BAŞGÖZ: birl. Baş/Göz 1-Birleşik, ayrılmaz 2- Mec. Evlilik
    BAŞGU: Alnında beyaz lekesi olan at
    BAŞIL: Önde giden, şef
    BAŞKAL: Emir, ferman
    BAŞKAN: Yönetici, şef, başta giden
    BAŞKARA: birl. Baş/Kara…mec. Sert, acımasız,bir kişiliğe sahip olan kişi
    BAŞKIR: Başarı, muvaffakıyet
    BAŞLADAÇU: Başlatıcı, yönetici, hakem
    BAŞLAG: Başlangıç, ilk
    BAŞLAK:1- Başıboş, salınmış 2- Başlangıç
    BAŞLAMIŞ: 1- Kararlı, çalışkan 2-Lider, lider olmuş
    BAŞLIĞ: Başı dik gururlu
    BAŞLIK: Yönetici, şef
    BAŞNAK: Başlıksız, tulgasız
    BAŞŞAD: (Paşa) Ordu komutanı, general
    BAŞTIN: Selef, önceki
    BAŞTINKİ: Baştaki, öndeki, önder
    BAŞVEREN: Fedai
    BAŞVERMİŞ: Kurban, fedai
    BATAK:1- Çamur, bataklık 2- Gizli, gömülü
    BATIŞAD: birl. Batı/Şad
    T…Göktürk ve Uygur ordularında, batı kanadının komutanlarına verilen unvan
    BATIM:1- Batma boyu, boy, derinlik 2- Sivri bir aletin saplanması
    BATIR: Batur’un şive farkıyla söylenmiş biçimi
    BATMAZ: 1-Diri, mücadeleci 2- Vücuduna sivri ve kesici aletler işlemez
    BATRAK: (Batırak) Mızrak, kargı
    BATSIK: 1- Bastıran, yanaştıran 2- Gün batısı, batı
    BATU: 1-Güçlü, yenilmez, gücüne dayanılmaz 2- Dayanıklı, metin 3- Gün batısı
    BATUGA: 1- Batu, kahraman 2- Gizli, gizlenmiş
    BATUR: Bagatur, Kahraman
    BATURGAN: 1- Saklayan, gizleyen, gizli 2- Batıran,saplayan
    BATUT: Gizli, saklı
    BAVIRGAN: 1- Şefkatli, koruyucu 2- Bağıran, nara atan
    BAY: Varlık, zenginlik, egemenlik, erklik, üstünlük, bolluk sözcüklerinin tümünü
    içeren önemli bir ad. Türk adlarının önemli birleşiklerinden başka sözcüklerle
    kullanılabilen, kullanılan sözcüğü bütünleyip, güçlendiren, hem başa gelerek hem de
    sona gelerek kullanılabilen bir ad.
    BAYA: Bay,baylanmış, zenginleşmiş
    BAYAK: Selef, daha önceki
    BAYAN: (Muyan, buyan) 1- Kalıcılık,sonsuzluk 2- Baht, mutluluk 3- Zenginlik,
    güçlülük,erklik 4- eski dönem Tanrı sıfatlarından 5- Uygur kağanlarının unvanlarından
    BAYAR: Ulu, yüce, kudretli, celil…Tanrı sıfatlarından
    Bulgar hanlığı dönemi,soyluluk ve üstün vasıflı yöneticiler için verilen bir unvan
    BAYAT: Tanrı sıfatlarından ,..1- Devletli, kısmetli 2- Kadim, ezeli
    BAYATLI: Devletli, bahtı açık, muktedir
    BAYATLUĞ: (Bayatlı)
    BAYAVUT (Bayagut) Varlıklı, muktedir
    BAYÇA: Varlıklı, muktedir
    BAYÇU (Baycu): Varlıklı, devletli
    BAYDAK: 1- Bağımsız, hür 2- Bekar
    BAYDAN: 1- Cömert, eli açık 2- Şık, yakışıklı
    BAYDAR: Varlıklı, muktedir, egemen
    BAYGIN: Kendinden geçmiş
    BAYIK: 1- Varlıklı, egemen 2- Usta, eli yatkın 3- Doğru sözlü, saygılı, güvenilir
    BAYIN: Çekici, güzel, yakışıklı
    BAYINDIR: Güçlü,varlıklı, egemen
    BAYIR: Yamaç
    BAYITMIŞ: Zengin, kudret sahibi
    BAYLA: Varlıklı, refah içinde olan
    BAYLAK: Rahat, refah içinde
    BAYLAM: 1- Azim, kararlılık 2- Demet, bağ
    BAYLAMIŞ: Varlıklı, güçlü olmuş
    BAYLAN: Nazlı, şımarık
    BAYLANIŞ: İlişki, münasebet
    BAYLIK: 1- Varlık, Varlıklılık, güçlülük 2- Ganimet
    BAYMAZ: Mala mülke ilgi duymayan kişi
    BAYRAÇ: Varlıklı, zengin
    BAYRAK: Varlık, varoluş, erklik, güç, ve bağımsızlık
    BAYRAM: Güzellik, mutluluk, sevinç, bolluk
    BAYRI: 1- Ezeli, kadim 2- Emektar, tecrübe sahibi 3- Sonradan zapt edilip, yurda dahil edilen toprak
    BAYRIN: Kadim, ezeli, eskiye dayalı
    BAYSA: Madalya
    BAYSAL:1- birl.Bay/Sal 2- Bolluk, rahatlık 3- Asayiş, sükunet
    BAYSAN: Yakışıklı, levent, gösterişli
    BAYSİN: Zengillik, kudret
    BAYTAG: Bolluk, çokluk, kalabalık
    BAYUK: Hazır, amade
    BAYUR: Cesur, gözükara
    BAYUTMUŞ: birl. Bay/Utmuş (yenmiş, muzaffer)
    BAYÜLGEN: birl. Bay/Ülgen
    Şamanist gelenekte insanlar arası ilişkilerle ilgilenen “mükafat tanrısı”
    BAYÜLKEN: (Bayülgen)
    BAZ: 1- Emin, güvenilir 2- Merkeze bağlanmış, sonradan katılmış
    BAZDA: Hoş, latif, çekici
    BAZIR: Basar, baskıncı
    BAZMAN: Tabi, bağlı, muti
    BECERİ: (Beceriklik) Hüner, marifet, yeterlilik
    BECET: Süs, makyaj, tezniyat
    BEÇİRİK: Becerik, beceri, marifet
    BEÇKAN: İpekten yapılmış sancak
    BEDER: Ziynet, mücevher
    BEDİZ: 1- Resim, heykel, nakış, bezek 2- Taşlara yontularak yapılan süsleme
    BEDİZCİ: Ressam , heykeltıraş, nakışçı
    BEDÜK: Büyük, iri, cesim, ulu
    BEGEÇ: Beyliğe uygun olan
    BEGEN: 1- Beğeni, hoşluk 2- Şehzade, prens
    BEGENÇE: Şehzade, prens
    BEGESİN: Doğruluk, sevap, hayr
    BEGİ: 1- Yiğit, güçlü, 2- Eş- koca
    BEGİSİ:1- Doğru, sevap 2- Beğenilen, imrenilen
    BEGÜM: Hanımefendi, bayan, saygı duyulan hanım, eski Türkçe’de “beğ”’in
    tam olarak dişi karşılığı
    BEĞ: Bey, varlık, erklik, güç, yöneticili toparlayıcılık, liderlik, soyluluk vb. anlamları içerir
    BEĞCEĞİZ: Beycik, Küçük bey
    BEĞÇE: Küçük bey
    BEĞÇEK: Küçük bey
    BEĞDAŞ: Akran,eş,denk
    BEĞDE:1- Aziz, saygıdeğer 2- Adil, adaletli
    BEĞDEŞ: Nazir,benzer
    BEĞDİ: Aziz,muterem, saygıdeğer
    BEĞDÜZ EMEN: birl. Beğdüz/Emen (ruh,can)
    BEĞEÇ:1- Beğliğe layık 2- Beğ çocuğu, küçük bey
    BEĞENDİK: Beğenilen
    BEĞENİ: Hoşa giden, beğenilen
    BEĞENMİŞ: Hoşuna gitmiş
    BEĞER: Beyoğlu, prens, şehzade
    BEĞLEN: Bey soyundan olan
    BEĞLİK: Beylik, beyliğe uygun olan
    BEĞREK: Beyrek, bey çocuğu, küçük bey
    BEK: 1- Bey, beğ 2- Pek, sıkı
    BEKEM: Bey, beyim
    BEKEN: Dayanıklı, metin
    BEKET: Kuvvet, dayanıklılık
    BEKİ: 1- Yiğit,güçlü 2- Eş, koca 3- Şaman, baş şaman
    BEKİK: Güvenli, iyi korunan
    BEKİM: Azimli, kararlılık
    BEL: 1- Bilgi, bilim 2- Belirti,iz, damga 3- Tarlanın orta yeri 4- İki dağın arasındaki geçit
    BELÇİN: Belirti, iz, damga
    BELDEK: İz, işaret, emare
    BELEK:1- Kılavuz, rehber 2- hediye, 3-Kundak bezi
    BELEN:1- Bilen, alim 2- Geçit 3- Sırt, tepe, dağ yolu
    BELET: Belge, delil
    BELGE: Belge, doküman, delil
    BELGİ:1- Belge 2- Bilgi 3- Fark, farklılık, ayırt, alamet
    BELGİN: Belirgin, net, açık
    BELGÜ:1- Belge 2- Sınır taşı, sınır toprağı 3- Yüzük taşı, nişane
    BELİK:1- Doruk, zirve, şahika 2- Saç örgüsü
    BELLEK: Hafıza
    BENEK: 1- Armağan, hediye 2- Bakır para 3- İşlemeli kumaş
    BENGİ: Bengü, mengü sonsuz, sonsuzluk, ebediyet, ebedi
    BENGİLİK: Sonsuzluk
    BENGÜ: Bengi, mengü
    BENİCE: Sonsuzluk, sonsuzluğa giden
    BENK: Muhkem, iyi korunan
    BENLİ: Yüzünde ben olan
    BERDİ: Verdi,Kutsal güçler tarafından yollanan
    BEREGEN: Eli açık, cömert, verici
    BERGE: 1- Vergi 2- Berke, kamçı, değnek
    BERGİ: 1- Vergi 2- Eli açık, cömert
    BERGİLİK: Doğal, tabi
    BERİK: 1-Berk, sağlam, gürbüz, dayanıklı 2- Cömert, eli açık
    BERİL: Verici, cömert, eli açık, fedakar
    BERİN: Veren, cömert
    BERİŞ: Veriş, hibe
    BERK: 1- Katı, sıkı, sağlam, dayanıklı 2- Şiddet, şiddetlilik 3- Korunan, muhkem 4- Yıldırım
    BERKANT: birl. Berk/Ant Altay dağları cıvarında bir başka dağın adı
    BERKE:1- Kamçı, değnek 2- Dövme 3- Naz, işve
    BERKEM: Düşmana karşı iyi korunan yer, müstahkem mevki
    BERKİN: Güçlü, güçlendirilmiş
    BERKİT: Güçlü, güçlendirilmiş, muhkem
    BERKLİĞ: Berkli, güçlü, dayanıklı
    BERKUK: Sert,cesur, dayanıklı
    BERMEK: Vermek, veriş
    BERŞE: Odun kömürü, kül
    BESEN: Bezen,süs, makyaj, gösteriş
    BETİK: (Bitiğ, bitik) Yazılı kağıt, mektup
    BEYBUT: Barış, sulh
    BEYGE: Bike, küçük hanım
    BEYGU: Bir şahin türü
    BEYLEM: Buket, demet, çiçek demeti
    BEYLEN: Beyli, beye bağlı
    BEYNEN: Beğenen
    BEYREK: 1- Tim, müfreze 2- Merkez ordu, ordugah
    BEYRU (Bayrı) 1- Ezeli, başlangıçsız 2- Emektar, tecrübeli
    BEZEK: Süs, takı, piraye
    BEZEN: Süs, makyaj
    BEZENMİŞ: Süslü
    BEZGİN: Bez…mekden. Sarsılmış, bıkmış
    BIÇAK: Biçme aracı
    BIÇGIN: Kesen, biçen
    BIÇKAS: Kağan ve Hanlara yapılan bağlılık andı
    BIÇKI: Bıçak bileme aracı
    BİBİ: Kibar, eğitimli, sayıdeğer hanım
    (Anadolu’da birçok bölgemizde “hala” anlamında da kullanılır)
    BİÇEK: Bıçak, biçici
    BİÇİK: Biçilmiş, biçimlenmiş
    BİÇİM: Şekil, format, örnek, biçilmiş gibi
    BİÇİN: 1- Biçilmiş,biçime girmiş 2- Ekin, tahıl 3- Biçen, doğrayan
    BİGE: 1- Bakire, temiz kız 2- Bey kız saygıdeğer kız
    BİGEM: Sevilen, el üstünde tutulan kız
    BİGEN: Beğenilen
    BİGENDİK: Beğenilen, ilgi duyulan
    BİKE: Bige
    BİKET: Beylik, beyliğe uygun
    BİL: Bilgi, bilim
    BİLDİK: Bilinen, tanınan, ünlü
    BİLECEN: Bilgiç,çok bilmiş
    BİLEDA: Balta
    BİLGE: Bilgili, filozof, alim, bilgin, ulu kişi
    BİLGEKAĞAN: Bilge/Kağan (Aslı, Türk Bilge Kağan’dır)
    T…Türk tarihinin, bir çok nedenlerle en önde gelen kişilerinden. Türk Milliyetçiliğini devlet siyasetine sokan, ona sosyal, ve siyasal bir kimlik vererek, devlet-millet bütünleşmesini sağlayan, milliyetçiliğe “zaman boyutu”nu kazandırıp, onu çağlar ötesine götürebilmeyi amaçlayan ve ilk defa “ Birleşik Türk Devletleri” fikrini ortaya çıkarıp bunu milli politika biçimine getiren,yönetimi döneminde sık sık kurultaylar toplayarak milletine “hesap veren” ve tüm bunları kardeşi Kül Tigin’in ölümünden sonra yazdırttığı “mengütaş’larda(Orkun anıtları) da bizzat anlatan ve son olarak da gerek Türk dili, gerek de edebiyatı ve içeriği açısından, dünyada bir eşi daha bulunmayan yazıları yazdırtan ulu kişi…İlteriş Kutluk Kağan’ın büyük oğlu, Kül Tigin’in ağabeyi.
    BİLGE TAMGAÇU: birl. Bilge/Tamgacı
    T…Göktürkler ve Uygurlar döneminde yüksek dereceli memurlara verilen bir unvan
    BİLGE TONYUKUK: birl. Bilge/Tonyukuk
    T…Göktürkler dönemi, ünlü, devlet adamı, siyaset bilimci ve tarihçisi…II Göktürk kağanlığının kuruluşunda önemli rolü olan, hem İlteriş Kutluğ Kağan’ın yakın yoldaşı ve başkanlığını, hem de Bilge Kağan’ın başbakanlığını yapan ve kendi adına da yazıtlara yazı yazdıran ulu kişi
    BİLGEN: Bilen, bilgin, alim
    BİLGİN: Bilim adamı
    BİLGÜ: Bilgi
    BİLİG: Bilgiler, bilim, bilim dalı (orj)
    BİLİK: Bilen, bilgili
    BİLUN: Esir, tutsak, (gönül ve akıl esiri, aşık)
    BİNİT: Binilecek nitelikteki, soylu at
    BİRBEN: birl. Bir/Ben Ben mec. Kendini beğenmiş
    BİRÇE: Biricik, yegane
    BİRÇEK: 1- Biricik 2- Saçın ortadan ayrılıp yana dökülmüş hali
    BİREBİN: Yegane, tek, biricik
    BİRGE: 1- Beraber, birlikte 2- Biricik 3-Berke
    BİRGEN: İçine kapanık, münzevi
    BİRİCİK: Tek, yegane, bir tane
    BİRİÇİM: birl. Bir/İçim mec. İmrenilecek güzellik ve çekicilik
    BİRİDİN: Güneyli, güney bölgesinden
    BİRKİT: Birleşik, birleşmiş
    BİŞÜK: Nesil,soy-sop, kavim, kardeş
    BİTERGE: Gerek, hacet, ihtiyaç
    BİTEV: (Bidev) 1- Soylu, soylu at 2- El değmemiş bakir
    BİTİG: Yazı, yazıt
    BİTİGÇİ: Katip, yazıcı
    BİTİGEN: Anıt, yazıt, yazılı taş
    BİTİM: Gaye, hedef, ülkü
    BİTKİ (Bütkü) yerden biten
    BİYAN: (Bayan) (Buyan) Varlıklı, cömert ,Eski Tanrı sıfatlarından
    BİYUM: Cömert, eli açık
    BOD: Boy,uruk
    BOGA: Boğa
    BOĞ: Hediye, armağan
    BOĞA: Boğa
    BOĞACA: Boğa gibi güçlü
    BOĞACI: Boğa deviren
    BOĞAÇUK: Küçük boğa, genç boğa
    BOĞAR: Boğucu, güçlü, kuvvetli
    BOĞARCIK: Güçlü, boğucu
    BOĞTAG: Şapka, başlık, hanım başlığı
    BOLCAL: Vade, müddet
    BOLÇAK: Gürz, topuz
    BOLDUÇAĞ: Uygun zaman, olan çağ
    BOLGAN: 1- Soylu at 2-Keşşaf, mucit 3- Olgun, olmuş, ermiş
    BOLGU (Bolgi): Orijinal, özgün
    BONCUK: Mücevher, takı
    BOR: Bora, fırtına
    BORA: Fırtına
    BORDAK: Semiz, şişman, balık etli
    BORDU: Üzüm, asma
    BORKA: Baraka,ev
    BORLA: Burla, üzüm, üzüm salkımı
    BOSUM: Endam, zerafet
    BOSUT (Basat) anlayış, izan, hidayet
    BOŞGUR: Eğitmen, öğretmen, talimci
    BOŞGUT: Öğrenci, şakirt
    BOY: 1- Uruk, uyruk, oymaklar birliği 2- Eda, endam
    BOYDA(Ğ): Soyut, mücerred
    BOYDAŞ: Aynı boyun mensubu
    BOYLA: Unvan veren kişi
    BOYLA BAĞA TARKAN: birl. Boyla/Bağa/Tarkan
    Bilge Tonyukuk’un öteki adı
    BOYLAN: Adına ve soyuna layık
    BOYLUĞ: 1- Soylu 2- Yakışıklı
    BOYSAN: Yakışıklı, heybetli
    BOZ:1- Sert, şiddetli2- Alaca renk,füme rengi3- Toprak rengi
    BOZAN: Bozmak…dan düşmanı yenip dağıtan
    BOZCA:1- Cesur, gözükara 2- Boz rengine kaçan
    BOZCAK: Cesur
    BOZÇİN: Dürüst, güvenilir
    BOZDOĞAN: birl. Boz/Doğan Bir doğan türü
    BOZKIR: Step, çöl, vaha
    BOZKURT: birl. Boz/Kurt
    T…Oğuz Kağan destanında, Oğuz’a yol gösteren efsane kurt. Genel olarak Türk boylarının hemen tamamında, Türklerin karakteristik özelliklerini üzerinde taşıdığına inanılan “Milli sembol” pozisyonundaki hayvan (Önceleri “Gökbörü” olarak kullanılan bu ad, Selçuklular döneminden sonra, daha yaygın olarak “Bozkurt” olmuştur.)
    BOZLAK: 1- Boz ve kül renginde olan 2- Otlak, mera
    BÖBÜLÜK: Koca, gül
    BÖÇKE:1- Canavar 2- Böcek
    BÖDGE: Çağ, zaman
    BÖG(Bök): Kısmet, nasip
    BÖGÜ:1- Filozof, hikmet sahibi kişi 2- Büyü, sihir 3- Ejderha, canavar 4- Zehirli bir böcek
    BÖGÜR: 1- Ordunun kanatlarından her biri, cenah 2-Kaburga ile kalça arasındaki bölge
    BÖĞDÜN: Bürokrat, yüksek dereceli memur
    BÖĞREK: Ordugah, merkez ordu, merkez ordunun savaş pozisyonu
    BÖĞÜRMÜŞ: Şamatacı, gürültücü
    BÖĞÜŞ: Zeka
    BÖKEN: Ahu, ceylan
    BÖKEVUL: Aşçı, iyi yemek yapan
    BÖKLİ: Yakışıklı,Şık, iyi giyimli
    BÖKLİCE: Şık giyimli
    BÖLE: Pay, nasip, kısmet
    BÖLEN: Bölüm, pay
    BÖLEK: Hediye, armağan
    BÖLÜK: 1- Kısım, ekip, bölüm 2- Pay, nasip
    BÖLÜN: Yönetici, şef
    BÖNGE: Tekme
    BÖNGER: Tekmeleyici, iyi tekme atan
    BÖRÇE: Zülüf
    BÖRÇEK: Zülüf
    BÖRİ: Kurt
    Göktürkler ve Uygurlar dönemlerinde Kağan muhafızlarına verilen genel bir ad.
    BÖRİTEÇİNE (Börteçine) Benekli bozkurt
    Ergenekon destanlarının çeşitli versiyonlarından birinde, Ergenekon’dan çıkışı gösteren dişi kurt,bir diğerinde ise bu addaki demirci ustası olarak geçer.
    BÖRK: Başlık, tüylü hayvan derilerinden yapılan başlık
    BÖRKLÜ(Ğ) Saygıdeğer
    BÖRKLÜCE: Saygıdeğer, saygı gösterilen
    BÖRTE: Benek
    BÖRÜ: (Böri) Kurt
    BUBİK: Konca,gül
    BUCAK: 1-Gizli bölge 2- Uzak yer
    BUCUGA: (Buğucu, ceylan avcısı)
    BUDAK: Sert dal parçası mec. Güç, sertlik, dayanıklılığı sembolize eder.
    BUDAN: (budun)
    BUDAY: Buğday
    BUDRAÇ: Gözü pek, cesur
    BUDULGAN: Yürekli,cesur
    BUDUN: Bütün, Ulu, millet “ Siyasi ve dini yapıları ne olursa olsun soy,dil, töre, kültür, tarihsel yapıları bir olup, psikolojik olarak birbirine bağlı insan topluluğu.Türkçe’de kullanılan millet ve ulus sözcükleri tam olarak bu anlamı içermektedir. Millet, din ortaklıklarını daha ön planda tutan bir anlam içerirken Ulus ise, daha çok boy ve uruk anlamlarını içerir.Buna rağmen yakın zamana kadar millet, son zamanlarda ise ulus sözcükleri dilimize yer etmiştir. Oysa gerek günlük dilimizde gerek yazı dilimizde bu sözcüğün bir an önce kullanıma girmesi gerekmektedir.”
    BUDUNÇAR (Budunçu-Yir) Sözcüğünün tam anlamıyla” Ulusçu”, “milletçi”
    “Oğuz Töresi”’ni yeniden gündeme getirip, yürürlüğe koyan kişi
    BUDUNÇİ: Buduncu, Ulusçu
    BUDUNÇİYİR: birl. Buduncu/Yir,yer toprak
    BUGA: Boğa
    BUGAN: 1- Boğan 2- Alamet, işaret, iz
    BUGATEG: Boğa gibi güçlü
    BUGAY: 1-Afacan, ele avuca sığmayan 2- Buğu, ceylan
    BUGU: 1- Buğu, ceylan 2- Böcek, örümcek 3- Canavar
    BUGUR: Sürekli,devamlı, devamlılığı olan
    BUGA: Boğa
    BUĞRA: 1- Genç aygır 2- Genç erkek deve
    BUĞU:1- Ceylan, 2- Yavru geyik 3- Buhar
    BUĞUÇAN: Boğucu, boğaç
    BUKA: Boğa
    BUKAĞI: Kelepçe, atların ayağına takılan bir çeşit köstek
    BURAK: Güçlü, yenilmez
    BUKAN: (Mokan, Büken) Güçlü, yenilmez
    BUKUK: Tomurcuk, filiz
    BULAÇ: Bulucu, keşşaf, mucit
    BULAGAN: 1- Olgun, kamil 2- Bulan, bulucu
    BULAK: Göze, kaynak, pınar
    BULAR: Bulur, mucit
    BULASI: Ülkü, bulunması istenen
    BULÇA: 1- Bolluk, ganimet, bereket 2- Bulucu, mucit
    BULÇU: Bulucu, mucit
    BULÇUM: Keşif, buluş
    BULDAN: Bolluk, refah
    BULDU: Önemli, değerli, az rastlanan
    BULDUR: 1-İri su damlası 2- Gözyaşı
    BULDAK: 1- Bulanık, karışık, karma 2- Kıyı, sahil
    BULGAN: 1- Olgun,kamil 2- Bulucu, mucit
    BULGANÇ: Karma, kırma, karışık
    BULGAR: Karışık, bulanık, karışmış, içiçe girmiş
    BULGAŞ: Karışıklık, karmaşa
    BULMAZ: 1- olgunlaşmamış 2- Sakin, tembel
    BULMUŞ: 1- Olgun, erdemli, oturaklı 2- Keşşaf, mucit
    BULU: Anlayış, idrak, izan
    BULUÇ: 1-Bulucu 2- anlayış, fehim
    BULUG: 1- Keşif bölgesi, keşfedilen yer, bölge 2- Fidye, haraç
    BULUGAN: Bulan, bulucu
    BULUM: İrfan
    BULUNG: Bulunulan yer, yön, taraf
    BULUŞ: 1-Feraset, buluculuk 2- Manevi destek
    BULUŞGAN: Maharetli, becerikli
    BUMİN: 1- Merkez ordu, çekirdek ordu 2- Puhu kuşu
    BUN: Üzüntü, keder, bunalım, kendinden geçiş
    BUNAK: Bunlu, üzüntülü, kendinden geçmiş
    BUNALMIŞ: Üzgün, mahzun
    BUNG: Bun, keder
    BUNLUĞ: Bunlu, kederli
    BUNSUZ: Mutlu, huzurlu
    BURAN: Burmaktan…Burucu
    BURCU: 1- Buruk, burucu 2- Güzel ve keskin koku 3- Biber
    BURÇAK: 1- Nohutgillerden bir tahıl 2- İrmiklik buğday
    BURÇİGEN: Böü/Tigin Moğol ağzındaki söylenişi (Türk ağızlarında Kuzey’e çıkıldıkça T ”ler Ç’ ye dönüşür. Çigin, Tigin, Çengiz Tengiz vb.)
    Çengiz Kagan’ın aile adı. Uygur kökenli olup, sonraları kuzeye göç ederek,Moğol oymaklarının
    arasına karışmış bir oymak
    BURÇİN: Dişi geyik
    BURÇUGİN: Özü sözü bir, güvenilir
    BURÇUK: 1- Tahta veya keçeden yapılmış küçük heykel 2- Varlık, servet 3- Çiçek, gül
    BURKA: Yüz örtüsü, fular (Tozdan ve fırtınadan korunmak için yüze takılan örtü)
    BURKAN: 1- Totem, heykelcilik 2- Hüzün, iç burkuntusu
    BURKE: 1-Burka 2- Berke, kamçı
    BURLA(Hatun): Üzüm, üzüm salkımı
    BURTA: 1- Benek, ben 2- Altın tozu
    BURTAG: Burtak çakıllı, taşlı toprak
    BURUK: Kırgın, alıngan, mahzun
    BURUL: İçli, içten, samimi
    BURUNÇUK: Burulmuş, buruşuk
    BURUNDU: Atların terbiyesi için burunlarına takılan kıskaç
    BURUNGU: Geçmiş, mazi, hatıra
    BUŞKU:Telaş, heyecan
    BUYAN: (Bayan, Muyan) 1- Kut, baht, mutluluk 2- Sevap,hayır 3- Dayanıklılık, mukavemet
    BUYANDI: Kutlu, bahtı açık
    BUYRA: Kıvırcık, kıvrılmış, bürülmüş
    BUYRAÇ: Amir, buyuran
    BUYRAT: Engebe, engel
    BUYRUK: 1- Emir, buyruk, buyurma 2- Göktürkler döneminde vezir, (bakan) anlamına da
    kullanılmıştır.
    BUYURUK: Buyruk, emir
    BUZAÇ: Bozucu, bozguna uğratan
    BUZAN: Bozan, düşman birliğini dağıtan
    BÜBÜLÜK: Gül, konca
    BÜDENE: Bir bıldırcın türü
    BÜGÜ : 1- Büyü, sihir 2- Felsefe 3- ejderha
    BÜK: Kıyı, sahil
    BÜKE: 1- Genç kız, küçük hanım (Bike) 2- Bükü, ejderha
    BÜKE BADRAÇ: birl. Büke/Badraç Mitolojideki, yedi başlı ejderha
    BÜKEÇ: Güçlü, bükücü
    BÜKEY: Büken, bükücü, güçlü
    BÜKİN: Hanımcık, küçük hanım
    BÜKLÜM: Kıvrım, büküntü, saçak
    BÜKÜ: Ejderha
    BÜKÜŞ: Bükme eylemi, bükmek
    BÜLEK: Bilek
    T…Kırgızların, Mürti oymağı beylerinden
    BÜLTE: Demet, deste, top
    BÜNGÜ: Tos atmak, kafa vurmak
    BÜR: Gonca; gonca gül
    BÜRÇE: Kurt yavrusu
    BÜRÇEK: 1- Kurt yavrusu 2- Saç kıvrımı
    BÜRGE: 1- Kellik 2- Bahşiş, hediye
    BÜRKEV: Himaye,vesayet
    BÜRKÜT: 1- Bahşiş, hediye 2-Bir kartal türü
    BÜRÜM: Bürülmüş, katlanmış
    BÜRÜNCÜK: İpekten yapılmış, şal, fular
    BÜTE: 1- Fidan 2- Bütünlük
    BÜVET: Baraj, set, su seti
    BÜYÜ: Sihir, gizliyi bilme işi, bilgelik
    BÜYÜK: 1- Olgun, saygıdeğer 2- Bilge 3- Büyü, büyücü




  • azgın nau
  • quote:

    Orijinalden alıntı: Euphorus

    BABAT:Cins, Tür
    BABRAK: Hızlı, çevik, atletik
    BABÜR: Kaplan cinsi, yırtıcı bir hayvan
    BACI: Kız kardeş
    BAÇAK: Bir çeşit zırh (Dize geçirilen bir zırh)
    BAÇMAN: Başlık, Tolga
    BADAN: Batan (Batmaktan…Güneşin batışı)
    BADUR: Batur, bagatur, kahraman
    BADURUK: (Badruk) 1- Sadık, güvenilir 2- Batur, kahraman
    BAGA: 1- Alt, küçük, küçük rütbeli yönetici 2- Boğa
    BAGATUR: Kahraman, Batur, Bahadır
    BAGAY: Afacan, yaramaz, ele avuca sığmaz
    BAGRI: Kararlılık, azim
    BAĞAM: Destek,arka, kuvvet
    BAĞAN: Anıt, abide
    BAĞATUR: Bagatur, batur, bahadır, kahraman
    BAĞDAŞUK: Uyumlu, ahenkli, uzlaşmacı
    BAĞDU: Işık, şua, ışın
    BAĞI: Büyü, efsun, bağlılık
    BAĞIM: Bağlı, bağlılık
    BAĞIMSIZ: Bağlı olmayan, özgür
    BAĞIR: 1- Sine, göğüs, kucak 2- Kalp, gönül
    BAĞIRLAK: İri bir kırlangıç türü
    BAĞIŞ: 1- Veriş, ikram 2- Af, af ediş,3- Nezaret
    BAĞLAN: 1- Demet, deste 2- Bağlılık 3- Kızıl renkli bir su kuşu
    BAĞRI: Kararlı, azimli
    BAĞŞI: (Baksı) Kam, doktor
    BAHADIR: Bagatur, Batur, kahraman
    BAHŞİ: Baksı, doktor, bilgin, büyücü, hoca
    BAKAÇ: Bakıcı, bakan, nazır
    BAKAN (Bağan): 1- Anıt, abide 2- Bağlayıcı, birleştirici 3- Haşarı, afacan
    BAKAY: Haşarı, ele avuca sığmayan
    BAKIM: Bakma eylemi, nazar, bakış
    BAKIR: Bakır madeni
    BAKIRSOKUM:birl. Bakır/Sokum (Kuzey Türklerinde, Merih yıldızı
    anlamına kullanılmaktadır.)
    BAKIŞ:1- Bakış, nazar 2- İkram 3- af
    BAKSI (Bakşı): Bahşı,doktor, bilgin, büyücü
    BAKTI: Bakan, nazır
    BAKUY: Ulu, saygıdeğer kişi, tecrübeli, bilge kişi
    BAL: 1- Yapışkan sıvı 2- Arı balı 3- Çamur, balçık
    BALA: Yavru, çocuk
    BALABAN (Balıban): 1-Bala bandırılmış 2- İri başlı bir doğan türü
    Ayrıca mecaz olarak “ mahzun ve baygın bakış” anlamını içerir.
    BALACA: Yavrucak, ufaklık
    BALAK (Balak): manda yavrusu
    BALAMAN: Cüsseli, iri kıyım
    BALAMİR: (Balabir) Biricik yavru
    BALANDI: İri yarı, gösterişli
    BALASAGUN: birl. Bala/Sagun Özlenen, beklenen yavru (çocuk)
    BALBAL: 1- Heykel, anıt 2- Mezar taşı (Eskiden mezarlara dikilen ve
    üzerlerine öldürülen düşman sayılarının ve kimliklerinin yazıldığı mezar taşı)
    BALÇAK: Kabza, kılıç kabzasındaki siperlik
    BALDU: Balta
    BALDUK: Balta
    BALGAY: Ünlü, meşhur
    BALI: Değerli, yüksek, ulu kişi
    BALKAN: Ormanlarla kaplı, dağlık bölge
    BALKIN: Parlak, gözalıcı
    BALKIR: 1- Yağmur arasında çıkan güneş 2- Yağmurun hemen ardından
    çıkan güneş
    BALTA: Ağaç ve odun kesmek için kullanılan alet
    BALTEG: Çamur, çamurlu
    BALUG (Balık) 1- Balçık çamur 2- Ev, köy 3- Suda yaşayan balık
    BAMSI: 1- Yüksek, ulu, ulaşılmaz 2- Baksı, kam
    BANAR: Demet, tutam, deste
    BANGU: (Mengü, Bengü) Sonsuz, sonsuzluk, ebedi
    BANIÇİÇEK: birl. Banı/Çiçek…çiçeğe bandırılmış
    BANLAK: Çağrı, davet, ezan
    BARADAN: 1- Boradan, bora parçası 2- Nara, yüksek ses, bağırtı
    BARAK: Türk mitolojisinde adı geçen çok tüylü, iri başlı köpek
    BARBOL: Varol
    BARÇA: 1- Parça 2- Tüm, tamam, eksiksiz
    BARÇIN: İpekli kumaş, kadife
    BARÇUK (Barçık) Tahta ve keçeden yapılan küçük heykel
    BARÇUK ART TİGİN: birl. Barçuk/Art/Tigin (Art,ardçı,halef)
    BARDAM: Varlık, ganimet, bolluk
    BARGAN: Varan
    BARDI: Vardı (Varmak…dan)
    BARGAN: Varan, ulaşan
    BARGI: Kadife
    BARGIT: Kadife
    BARGU: Nimet, ganimet
    BARGUŞ: Ganimet
    BARIK(Barı) : Esas, esas olan, mahfuz
    BARIM: Varım, servet, varlık
    BARIN: 1- Güç, kuvvet 2- Barınak
    BARUNDUK: Sığınılacak yer, barınak
    BARIŞ: 1-Varış, gidiş, gidişat 2- Sukunet, sulh 3- Servet, hazine
    BARK: (Barka) baraka, ev çok önceleri saray anlamına kullanılan
    bu sözcük, Uygurların kentleşmeye ağırlık vermesinden sonra,
    “taştan yapılan ev” anlamında kullanılmıştır.
    BARKAN:Oynak toprak, bataklık
    BARKAT: Heykel, büst
    BARKIN: 1- Gezgin, seyyah 2- Kararlı, azimli
    BARKUK: Servet, varlık
    BARLA: Parlak, göz alıcı
    BARLAK: Parlak
    BARLAS: 1- Çekici, cazip 2- Varlık, servet 3- Temiz, temizlik
    BARLI: Varlıklı, zengin
    BARLIK: Varlık
    BARMAK : (Varmak)
    BARMAKLAK: 1- Varıcı, ulaşıcı 2- Eldiven 3- Varlık
    BARMAN: Varlıklılık, mevcudiyet
    BARS: Pars, leopar
    BARSUK: Porsuk
    BARTIK: Heykel, büst
    BARTU:1- Varlık, servet 2- Menzil, varılacak yer
    BARUG: Mesned, dayanak
    BASAGAR: Ağırbaşlı, mütevazi
    BASAK(Basa)1- Cesur, gözükara 2- Baskın 3- Farklılık, ayırım
    BASAN: 1- Baskın yapan 2- Ölünün ardından verilen yemek 3- Yayan, yayıcı
    BASAR: Baskın, baskıncı
    BASAT:1- Mühür, 2- Yardım, muavenet 3- Busat, pusat,silah 4- başat
    BASGAN: Basan, baskıncı
    BASIK: 1- Gece baskını 2- Basınç, tazyik, baskı
    BASILGAN: Baskıncı
    BASIM: Enerji, güç
    BASIR: Basar
    BASKAK: Basak, cesur, farklı, Çengiz Kaan döneminde askeri valiler için
    kullanılan ünvanlardan
    BASKIN:1- Galp, muzaffer 2- Ani yapılan saldırı 3- Basık, yaygın genişlemiş
    BASMIL:1- Baskıncı 2- yardımcı, muavin
    BASRUK: Baskı, tazyik
    BASSIZ: Başsız, başına buyruk
    BASTI: Bastıran, baskın yapan
    BASTIK: Basdı, Baskıncı
    BASU (Basut) Tokmak
    BASUÇ: Baskı, tazyik
    BASUT: 1-Yardım, yardımcı 2- Demir tokmak 3- Baskın yapan
    BAŞ: Oluş, doğuş, ortaya çıkış, uç nokta, doruk, birinci sıra gibi anlamların
    hepsini içeren bir söz
    BAŞACI: Reis, lider, öncü
    BAŞAD(Başat)
    BAŞAGUT:Önde gelen, önde bulunan, sevilen
    BAŞAK:1- Buğday başı 2- Ok ucu…okun ucuna takılan sivri demir 3- Sümbül çiçeği
    BAŞALMIŞ:1- Öncü,önder 2- Düşmanını yenip, yoketmiş
    BAŞAR: Başarı, kazanç
    BAŞARAN: Başarılı, muvaffak
    BAŞARI: Muvaffakıyet
    BAŞAT:1- Emsalleri arasında en üstün ve en önde gelen 2- Hanlık yapan
    bir soya mensup kişi
    BAŞA: (Paşa) Bazı tarihçilerimize göre ..Baş-ağa, bazılarına göre
    ise Baş-şad sözcüklerinin değişime uğramasıyla bu biçime gelmiş ve sözcük,
    bugünkü anlamıyla General ordu komutanı
    BAŞBAĞ:1- Başı bağlı, özgürlüğü kısıtlı 2- Gözde, sevgili, en değerli
    BAŞBUĞ: Ordu komutanı, orgeneral
    BAŞÇIL: Şef, lider, önde gelen
    BAŞDAŞ: Denk, akran
    BAŞDU: Başta olan, önde giden
    BAŞEL: birl. Baş/İl..yol gösterici,mihmandar
    BAŞGAK: 1- Başkan,şef 2- Bir tatlı su balığı
    BAŞGÖZ: birl. Baş/Göz 1-Birleşik, ayrılmaz 2- Mec. Evlilik
    BAŞGU: Alnında beyaz lekesi olan at
    BAŞIL: Önde giden, şef
    BAŞKAL: Emir, ferman
    BAŞKAN: Yönetici, şef, başta giden
    BAŞKARA: birl. Baş/Kara…mec. Sert, acımasız,bir kişiliğe sahip olan kişi
    BAŞKIR: Başarı, muvaffakıyet
    BAŞLADAÇU: Başlatıcı, yönetici, hakem
    BAŞLAG: Başlangıç, ilk
    BAŞLAK:1- Başıboş, salınmış 2- Başlangıç
    BAŞLAMIŞ: 1- Kararlı, çalışkan 2-Lider, lider olmuş
    BAŞLIĞ: Başı dik gururlu
    BAŞLIK: Yönetici, şef
    BAŞNAK: Başlıksız, tulgasız
    BAŞŞAD: (Paşa) Ordu komutanı, general
    BAŞTIN: Selef, önceki
    BAŞTINKİ: Baştaki, öndeki, önder
    BAŞVEREN: Fedai
    BAŞVERMİŞ: Kurban, fedai
    BATAK:1- Çamur, bataklık 2- Gizli, gömülü
    BATIŞAD: birl. Batı/Şad
    T…Göktürk ve Uygur ordularında, batı kanadının komutanlarına verilen unvan
    BATIM:1- Batma boyu, boy, derinlik 2- Sivri bir aletin saplanması
    BATIR: Batur’un şive farkıyla söylenmiş biçimi
    BATMAZ: 1-Diri, mücadeleci 2- Vücuduna sivri ve kesici aletler işlemez
    BATRAK: (Batırak) Mızrak, kargı
    BATSIK: 1- Bastıran, yanaştıran 2- Gün batısı, batı
    BATU: 1-Güçlü, yenilmez, gücüne dayanılmaz 2- Dayanıklı, metin 3- Gün batısı
    BATUGA: 1- Batu, kahraman 2- Gizli, gizlenmiş
    BATUR: Bagatur, Kahraman
    BATURGAN: 1- Saklayan, gizleyen, gizli 2- Batıran,saplayan
    BATUT: Gizli, saklı
    BAVIRGAN: 1- Şefkatli, koruyucu 2- Bağıran, nara atan
    BAY: Varlık, zenginlik, egemenlik, erklik, üstünlük, bolluk sözcüklerinin tümünü
    içeren önemli bir ad. Türk adlarının önemli birleşiklerinden başka sözcüklerle
    kullanılabilen, kullanılan sözcüğü bütünleyip, güçlendiren, hem başa gelerek hem de
    sona gelerek kullanılabilen bir ad.
    BAYA: Bay,baylanmış, zenginleşmiş
    BAYAK: Selef, daha önceki
    BAYAN: (Muyan, buyan) 1- Kalıcılık,sonsuzluk 2- Baht, mutluluk 3- Zenginlik,
    güçlülük,erklik 4- eski dönem Tanrı sıfatlarından 5- Uygur kağanlarının unvanlarından
    BAYAR: Ulu, yüce, kudretli, celil…Tanrı sıfatlarından
    Bulgar hanlığı dönemi,soyluluk ve üstün vasıflı yöneticiler için verilen bir unvan
    BAYAT: Tanrı sıfatlarından ,..1- Devletli, kısmetli 2- Kadim, ezeli
    BAYATLI: Devletli, bahtı açık, muktedir
    BAYATLUĞ: (Bayatlı)
    BAYAVUT (Bayagut) Varlıklı, muktedir
    BAYÇA: Varlıklı, muktedir
    BAYÇU (Baycu): Varlıklı, devletli
    BAYDAK: 1- Bağımsız, hür 2- Bekar
    BAYDAN: 1- Cömert, eli açık 2- Şık, yakışıklı
    BAYDAR: Varlıklı, muktedir, egemen
    BAYGIN: Kendinden geçmiş
    BAYIK: 1- Varlıklı, egemen 2- Usta, eli yatkın 3- Doğru sözlü, saygılı, güvenilir
    BAYIN: Çekici, güzel, yakışıklı
    BAYINDIR: Güçlü,varlıklı, egemen
    BAYIR: Yamaç
    BAYITMIŞ: Zengin, kudret sahibi
    BAYLA: Varlıklı, refah içinde olan
    BAYLAK: Rahat, refah içinde
    BAYLAM: 1- Azim, kararlılık 2- Demet, bağ
    BAYLAMIŞ: Varlıklı, güçlü olmuş
    BAYLAN: Nazlı, şımarık
    BAYLANIŞ: İlişki, münasebet
    BAYLIK: 1- Varlık, Varlıklılık, güçlülük 2- Ganimet
    BAYMAZ: Mala mülke ilgi duymayan kişi
    BAYRAÇ: Varlıklı, zengin
    BAYRAK: Varlık, varoluş, erklik, güç, ve bağımsızlık
    BAYRAM: Güzellik, mutluluk, sevinç, bolluk
    BAYRI: 1- Ezeli, kadim 2- Emektar, tecrübe sahibi 3- Sonradan zapt edilip, yurda dahil edilen toprak
    BAYRIN: Kadim, ezeli, eskiye dayalı
    BAYSA: Madalya
    BAYSAL:1- birl.Bay/Sal 2- Bolluk, rahatlık 3- Asayiş, sükunet
    BAYSAN: Yakışıklı, levent, gösterişli
    BAYSİN: Zengillik, kudret
    BAYTAG: Bolluk, çokluk, kalabalık
    BAYUK: Hazır, amade
    BAYUR: Cesur, gözükara
    BAYUTMUŞ: birl. Bay/Utmuş (yenmiş, muzaffer)
    BAYÜLGEN: birl. Bay/Ülgen
    Şamanist gelenekte insanlar arası ilişkilerle ilgilenen “mükafat tanrısı”
    BAYÜLKEN: (Bayülgen)
    BAZ: 1- Emin, güvenilir 2- Merkeze bağlanmış, sonradan katılmış
    BAZDA: Hoş, latif, çekici
    BAZIR: Basar, baskıncı
    BAZMAN: Tabi, bağlı, muti
    BECERİ: (Beceriklik) Hüner, marifet, yeterlilik
    BECET: Süs, makyaj, tezniyat
    BEÇİRİK: Becerik, beceri, marifet
    BEÇKAN: İpekten yapılmış sancak
    BEDER: Ziynet, mücevher
    BEDİZ: 1- Resim, heykel, nakış, bezek 2- Taşlara yontularak yapılan süsleme
    BEDİZCİ: Ressam , heykeltıraş, nakışçı
    BEDÜK: Büyük, iri, cesim, ulu
    BEGEÇ: Beyliğe uygun olan
    BEGEN: 1- Beğeni, hoşluk 2- Şehzade, prens
    BEGENÇE: Şehzade, prens
    BEGESİN: Doğruluk, sevap, hayr
    BEGİ: 1- Yiğit, güçlü, 2- Eş- koca
    BEGİSİ:1- Doğru, sevap 2- Beğenilen, imrenilen
    BEGÜM: Hanımefendi, bayan, saygı duyulan hanım, eski Türkçe’de “beğ”’in
    tam olarak dişi karşılığı
    BEĞ: Bey, varlık, erklik, güç, yöneticili toparlayıcılık, liderlik, soyluluk vb. anlamları içerir
    BEĞCEĞİZ: Beycik, Küçük bey
    BEĞÇE: Küçük bey
    BEĞÇEK: Küçük bey
    BEĞDAŞ: Akran,eş,denk
    BEĞDE:1- Aziz, saygıdeğer 2- Adil, adaletli
    BEĞDEŞ: Nazir,benzer
    BEĞDİ: Aziz,muterem, saygıdeğer
    BEĞDÜZ EMEN: birl. Beğdüz/Emen (ruh,can)
    BEĞEÇ:1- Beğliğe layık 2- Beğ çocuğu, küçük bey
    BEĞENDİK: Beğenilen
    BEĞENİ: Hoşa giden, beğenilen
    BEĞENMİŞ: Hoşuna gitmiş
    BEĞER: Beyoğlu, prens, şehzade
    BEĞLEN: Bey soyundan olan
    BEĞLİK: Beylik, beyliğe uygun olan
    BEĞREK: Beyrek, bey çocuğu, küçük bey
    BEK: 1- Bey, beğ 2- Pek, sıkı
    BEKEM: Bey, beyim
    BEKEN: Dayanıklı, metin
    BEKET: Kuvvet, dayanıklılık
    BEKİ: 1- Yiğit,güçlü 2- Eş, koca 3- Şaman, baş şaman
    BEKİK: Güvenli, iyi korunan
    BEKİM: Azimli, kararlılık
    BEL: 1- Bilgi, bilim 2- Belirti,iz, damga 3- Tarlanın orta yeri 4- İki dağın arasındaki geçit
    BELÇİN: Belirti, iz, damga
    BELDEK: İz, işaret, emare
    BELEK:1- Kılavuz, rehber 2- hediye, 3-Kundak bezi
    BELEN:1- Bilen, alim 2- Geçit 3- Sırt, tepe, dağ yolu
    BELET: Belge, delil
    BELGE: Belge, doküman, delil
    BELGİ:1- Belge 2- Bilgi 3- Fark, farklılık, ayırt, alamet
    BELGİN: Belirgin, net, açık
    BELGÜ:1- Belge 2- Sınır taşı, sınır toprağı 3- Yüzük taşı, nişane
    BELİK:1- Doruk, zirve, şahika 2- Saç örgüsü
    BELLEK: Hafıza
    BENEK: 1- Armağan, hediye 2- Bakır para 3- İşlemeli kumaş
    BENGİ: Bengü, mengü sonsuz, sonsuzluk, ebediyet, ebedi
    BENGİLİK: Sonsuzluk
    BENGÜ: Bengi, mengü
    BENİCE: Sonsuzluk, sonsuzluğa giden
    BENK: Muhkem, iyi korunan
    BENLİ: Yüzünde ben olan
    BERDİ: Verdi,Kutsal güçler tarafından yollanan
    BEREGEN: Eli açık, cömert, verici
    BERGE: 1- Vergi 2- Berke, kamçı, değnek
    BERGİ: 1- Vergi 2- Eli açık, cömert
    BERGİLİK: Doğal, tabi
    BERİK: 1-Berk, sağlam, gürbüz, dayanıklı 2- Cömert, eli açık
    BERİL: Verici, cömert, eli açık, fedakar
    BERİN: Veren, cömert
    BERİŞ: Veriş, hibe
    BERK: 1- Katı, sıkı, sağlam, dayanıklı 2- Şiddet, şiddetlilik 3- Korunan, muhkem 4- Yıldırım
    BERKANT: birl. Berk/Ant Altay dağları cıvarında bir başka dağın adı
    BERKE:1- Kamçı, değnek 2- Dövme 3- Naz, işve
    BERKEM: Düşmana karşı iyi korunan yer, müstahkem mevki
    BERKİN: Güçlü, güçlendirilmiş
    BERKİT: Güçlü, güçlendirilmiş, muhkem
    BERKLİĞ: Berkli, güçlü, dayanıklı
    BERKUK: Sert,cesur, dayanıklı
    BERMEK: Vermek, veriş
    BERŞE: Odun kömürü, kül
    BESEN: Bezen,süs, makyaj, gösteriş
    BETİK: (Bitiğ, bitik) Yazılı kağıt, mektup
    BEYBUT: Barış, sulh
    BEYGE: Bike, küçük hanım
    BEYGU: Bir şahin türü
    BEYLEM: Buket, demet, çiçek demeti
    BEYLEN: Beyli, beye bağlı
    BEYNEN: Beğenen
    BEYREK: 1- Tim, müfreze 2- Merkez ordu, ordugah
    BEYRU (Bayrı) 1- Ezeli, başlangıçsız 2- Emektar, tecrübeli
    BEZEK: Süs, takı, piraye
    BEZEN: Süs, makyaj
    BEZENMİŞ: Süslü
    BEZGİN: Bez…mekden. Sarsılmış, bıkmış
    BIÇAK: Biçme aracı
    BIÇGIN: Kesen, biçen
    BIÇKAS: Kağan ve Hanlara yapılan bağlılık andı
    BIÇKI: Bıçak bileme aracı
    BİBİ: Kibar, eğitimli, sayıdeğer hanım
    (Anadolu’da birçok bölgemizde “hala” anlamında da kullanılır)
    BİÇEK: Bıçak, biçici
    BİÇİK: Biçilmiş, biçimlenmiş
    BİÇİM: Şekil, format, örnek, biçilmiş gibi
    BİÇİN: 1- Biçilmiş,biçime girmiş 2- Ekin, tahıl 3- Biçen, doğrayan
    BİGE: 1- Bakire, temiz kız 2- Bey kız saygıdeğer kız
    BİGEM: Sevilen, el üstünde tutulan kız
    BİGEN: Beğenilen
    BİGENDİK: Beğenilen, ilgi duyulan
    BİKE: Bige
    BİKET: Beylik, beyliğe uygun
    BİL: Bilgi, bilim
    BİLDİK: Bilinen, tanınan, ünlü
    BİLECEN: Bilgiç,çok bilmiş
    BİLEDA: Balta
    BİLGE: Bilgili, filozof, alim, bilgin, ulu kişi
    BİLGEKAĞAN: Bilge/Kağan (Aslı, Türk Bilge Kağan’dır)
    T…Türk tarihinin, bir çok nedenlerle en önde gelen kişilerinden. Türk Milliyetçiliğini devlet siyasetine sokan, ona sosyal, ve siyasal bir kimlik vererek, devlet-millet bütünleşmesini sağlayan, milliyetçiliğe “zaman boyutu”nu kazandırıp, onu çağlar ötesine götürebilmeyi amaçlayan ve ilk defa “ Birleşik Türk Devletleri” fikrini ortaya çıkarıp bunu milli politika biçimine getiren,yönetimi döneminde sık sık kurultaylar toplayarak milletine “hesap veren” ve tüm bunları kardeşi Kül Tigin’in ölümünden sonra yazdırttığı “mengütaş’larda(Orkun anıtları) da bizzat anlatan ve son olarak da gerek Türk dili, gerek de edebiyatı ve içeriği açısından, dünyada bir eşi daha bulunmayan yazıları yazdırtan ulu kişi…İlteriş Kutluk Kağan’ın büyük oğlu, Kül Tigin’in ağabeyi.
    BİLGE TAMGAÇU: birl. Bilge/Tamgacı
    T…Göktürkler ve Uygurlar döneminde yüksek dereceli memurlara verilen bir unvan
    BİLGE TONYUKUK: birl. Bilge/Tonyukuk
    T…Göktürkler dönemi, ünlü, devlet adamı, siyaset bilimci ve tarihçisi…II Göktürk kağanlığının kuruluşunda önemli rolü olan, hem İlteriş Kutluğ Kağan’ın yakın yoldaşı ve başkanlığını, hem de Bilge Kağan’ın başbakanlığını yapan ve kendi adına da yazıtlara yazı yazdıran ulu kişi
    BİLGEN: Bilen, bilgin, alim
    BİLGİN: Bilim adamı
    BİLGÜ: Bilgi
    BİLİG: Bilgiler, bilim, bilim dalı (orj)
    BİLİK: Bilen, bilgili
    BİLUN: Esir, tutsak, (gönül ve akıl esiri, aşık)
    BİNİT: Binilecek nitelikteki, soylu at
    BİRBEN: birl. Bir/Ben Ben mec. Kendini beğenmiş
    BİRÇE: Biricik, yegane
    BİRÇEK: 1- Biricik 2- Saçın ortadan ayrılıp yana dökülmüş hali
    BİREBİN: Yegane, tek, biricik
    BİRGE: 1- Beraber, birlikte 2- Biricik 3-Berke
    BİRGEN: İçine kapanık, münzevi
    BİRİCİK: Tek, yegane, bir tane
    BİRİÇİM: birl. Bir/İçim mec. İmrenilecek güzellik ve çekicilik
    BİRİDİN: Güneyli, güney bölgesinden
    BİRKİT: Birleşik, birleşmiş
    BİŞÜK: Nesil,soy-sop, kavim, kardeş
    BİTERGE: Gerek, hacet, ihtiyaç
    BİTEV: (Bidev) 1- Soylu, soylu at 2- El değmemiş bakir
    BİTİG: Yazı, yazıt
    BİTİGÇİ: Katip, yazıcı
    BİTİGEN: Anıt, yazıt, yazılı taş
    BİTİM: Gaye, hedef, ülkü
    BİTKİ (Bütkü) yerden biten
    BİYAN: (Bayan) (Buyan) Varlıklı, cömert ,Eski Tanrı sıfatlarından
    BİYUM: Cömert, eli açık
    BOD: Boy,uruk
    BOGA: Boğa
    BOĞ: Hediye, armağan
    BOĞA: Boğa
    BOĞACA: Boğa gibi güçlü
    BOĞACI: Boğa deviren
    BOĞAÇUK: Küçük boğa, genç boğa
    BOĞAR: Boğucu, güçlü, kuvvetli
    BOĞARCIK: Güçlü, boğucu
    BOĞTAG: Şapka, başlık, hanım başlığı
    BOLCAL: Vade, müddet
    BOLÇAK: Gürz, topuz
    BOLDUÇAĞ: Uygun zaman, olan çağ
    BOLGAN: 1- Soylu at 2-Keşşaf, mucit 3- Olgun, olmuş, ermiş
    BOLGU (Bolgi): Orijinal, özgün
    BONCUK: Mücevher, takı
    BOR: Bora, fırtına
    BORA: Fırtına
    BORDAK: Semiz, şişman, balık etli
    BORDU: Üzüm, asma
    BORKA: Baraka,ev
    BORLA: Burla, üzüm, üzüm salkımı
    BOSUM: Endam, zerafet
    BOSUT (Basat) anlayış, izan, hidayet
    BOŞGUR: Eğitmen, öğretmen, talimci
    BOŞGUT: Öğrenci, şakirt
    BOY: 1- Uruk, uyruk, oymaklar birliği 2- Eda, endam
    BOYDA(Ğ): Soyut, mücerred
    BOYDAŞ: Aynı boyun mensubu
    BOYLA: Unvan veren kişi
    BOYLA BAĞA TARKAN: birl. Boyla/Bağa/Tarkan
    Bilge Tonyukuk’un öteki adı
    BOYLAN: Adına ve soyuna layık
    BOYLUĞ: 1- Soylu 2- Yakışıklı
    BOYSAN: Yakışıklı, heybetli
    BOZ:1- Sert, şiddetli2- Alaca renk,füme rengi3- Toprak rengi
    BOZAN: Bozmak…dan düşmanı yenip dağıtan
    BOZCA:1- Cesur, gözükara 2- Boz rengine kaçan
    BOZCAK: Cesur
    BOZÇİN: Dürüst, güvenilir
    BOZDOĞAN: birl. Boz/Doğan Bir doğan türü
    BOZKIR: Step, çöl, vaha
    BOZKURT: birl. Boz/Kurt
    T…Oğuz Kağan destanında, Oğuz’a yol gösteren efsane kurt. Genel olarak Türk boylarının hemen tamamında, Türklerin karakteristik özelliklerini üzerinde taşıdığına inanılan “Milli sembol” pozisyonundaki hayvan (Önceleri “Gökbörü” olarak kullanılan bu ad, Selçuklular döneminden sonra, daha yaygın olarak “Bozkurt” olmuştur.)
    BOZLAK: 1- Boz ve kül renginde olan 2- Otlak, mera
    BÖBÜLÜK: Koca, gül
    BÖÇKE:1- Canavar 2- Böcek
    BÖDGE: Çağ, zaman
    BÖG(Bök): Kısmet, nasip
    BÖGÜ:1- Filozof, hikmet sahibi kişi 2- Büyü, sihir 3- Ejderha, canavar 4- Zehirli bir böcek
    BÖGÜR: 1- Ordunun kanatlarından her biri, cenah 2-Kaburga ile kalça arasındaki bölge
    BÖĞDÜN: Bürokrat, yüksek dereceli memur
    BÖĞREK: Ordugah, merkez ordu, merkez ordunun savaş pozisyonu
    BÖĞÜRMÜŞ: Şamatacı, gürültücü
    BÖĞÜŞ: Zeka
    BÖKEN: Ahu, ceylan
    BÖKEVUL: Aşçı, iyi yemek yapan
    BÖKLİ: Yakışıklı,Şık, iyi giyimli
    BÖKLİCE: Şık giyimli
    BÖLE: Pay, nasip, kısmet
    BÖLEN: Bölüm, pay
    BÖLEK: Hediye, armağan
    BÖLÜK: 1- Kısım, ekip, bölüm 2- Pay, nasip
    BÖLÜN: Yönetici, şef
    BÖNGE: Tekme
    BÖNGER: Tekmeleyici, iyi tekme atan
    BÖRÇE: Zülüf
    BÖRÇEK: Zülüf
    BÖRİ: Kurt
    Göktürkler ve Uygurlar dönemlerinde Kağan muhafızlarına verilen genel bir ad.
    BÖRİTEÇİNE (Börteçine) Benekli bozkurt
    Ergenekon destanlarının çeşitli versiyonlarından birinde, Ergenekon’dan çıkışı gösteren dişi kurt,bir diğerinde ise bu addaki demirci ustası olarak geçer.
    BÖRK: Başlık, tüylü hayvan derilerinden yapılan başlık
    BÖRKLÜ(Ğ) Saygıdeğer
    BÖRKLÜCE: Saygıdeğer, saygı gösterilen
    BÖRTE: Benek
    BÖRÜ: (Böri) Kurt
    BUBİK: Konca,gül
    BUCAK: 1-Gizli bölge 2- Uzak yer
    BUCUGA: (Buğucu, ceylan avcısı)
    BUDAK: Sert dal parçası mec. Güç, sertlik, dayanıklılığı sembolize eder.
    BUDAN: (budun)
    BUDAY: Buğday
    BUDRAÇ: Gözü pek, cesur
    BUDULGAN: Yürekli,cesur
    BUDUN: Bütün, Ulu, millet “ Siyasi ve dini yapıları ne olursa olsun soy,dil, töre, kültür, tarihsel yapıları bir olup, psikolojik olarak birbirine bağlı insan topluluğu.Türkçe’de kullanılan millet ve ulus sözcükleri tam olarak bu anlamı içermektedir. Millet, din ortaklıklarını daha ön planda tutan bir anlam içerirken Ulus ise, daha çok boy ve uruk anlamlarını içerir.Buna rağmen yakın zamana kadar millet, son zamanlarda ise ulus sözcükleri dilimize yer etmiştir. Oysa gerek günlük dilimizde gerek yazı dilimizde bu sözcüğün bir an önce kullanıma girmesi gerekmektedir.”
    BUDUNÇAR (Budunçu-Yir) Sözcüğünün tam anlamıyla” Ulusçu”, “milletçi”
    “Oğuz Töresi”’ni yeniden gündeme getirip, yürürlüğe koyan kişi
    BUDUNÇİ: Buduncu, Ulusçu
    BUDUNÇİYİR: birl. Buduncu/Yir,yer toprak
    BUGA: Boğa
    BUGAN: 1- Boğan 2- Alamet, işaret, iz
    BUGATEG: Boğa gibi güçlü
    BUGAY: 1-Afacan, ele avuca sığmayan 2- Buğu, ceylan
    BUGU: 1- Buğu, ceylan 2- Böcek, örümcek 3- Canavar
    BUGUR: Sürekli,devamlı, devamlılığı olan
    BUGA: Boğa
    BUĞRA: 1- Genç aygır 2- Genç erkek deve
    BUĞU:1- Ceylan, 2- Yavru geyik 3- Buhar
    BUĞUÇAN: Boğucu, boğaç
    BUKA: Boğa
    BUKAĞI: Kelepçe, atların ayağına takılan bir çeşit köstek
    BURAK: Güçlü, yenilmez
    BUKAN: (Mokan, Büken) Güçlü, yenilmez
    BUKUK: Tomurcuk, filiz
    BULAÇ: Bulucu, keşşaf, mucit
    BULAGAN: 1- Olgun, kamil 2- Bulan, bulucu
    BULAK: Göze, kaynak, pınar
    BULAR: Bulur, mucit
    BULASI: Ülkü, bulunması istenen
    BULÇA: 1- Bolluk, ganimet, bereket 2- Bulucu, mucit
    BULÇU: Bulucu, mucit
    BULÇUM: Keşif, buluş
    BULDAN: Bolluk, refah
    BULDU: Önemli, değerli, az rastlanan
    BULDUR: 1-İri su damlası 2- Gözyaşı
    BULDAK: 1- Bulanık, karışık, karma 2- Kıyı, sahil
    BULGAN: 1- Olgun,kamil 2- Bulucu, mucit
    BULGANÇ: Karma, kırma, karışık
    BULGAR: Karışık, bulanık, karışmış, içiçe girmiş
    BULGAŞ: Karışıklık, karmaşa
    BULMAZ: 1- olgunlaşmamış 2- Sakin, tembel
    BULMUŞ: 1- Olgun, erdemli, oturaklı 2- Keşşaf, mucit
    BULU: Anlayış, idrak, izan
    BULUÇ: 1-Bulucu 2- anlayış, fehim
    BULUG: 1- Keşif bölgesi, keşfedilen yer, bölge 2- Fidye, haraç
    BULUGAN: Bulan, bulucu
    BULUM: İrfan
    BULUNG: Bulunulan yer, yön, taraf
    BULUŞ: 1-Feraset, buluculuk 2- Manevi destek
    BULUŞGAN: Maharetli, becerikli
    BUMİN: 1- Merkez ordu, çekirdek ordu 2- Puhu kuşu
    BUN: Üzüntü, keder, bunalım, kendinden geçiş
    BUNAK: Bunlu, üzüntülü, kendinden geçmiş
    BUNALMIŞ: Üzgün, mahzun
    BUNG: Bun, keder
    BUNLUĞ: Bunlu, kederli
    BUNSUZ: Mutlu, huzurlu
    BURAN: Burmaktan…Burucu
    BURCU: 1- Buruk, burucu 2- Güzel ve keskin koku 3- Biber
    BURÇAK: 1- Nohutgillerden bir tahıl 2- İrmiklik buğday
    BURÇİGEN: Böü/Tigin Moğol ağzındaki söylenişi (Türk ağızlarında Kuzey’e çıkıldıkça T ”ler Ç’ ye dönüşür. Çigin, Tigin, Çengiz Tengiz vb.)
    Çengiz Kagan’ın aile adı. Uygur kökenli olup, sonraları kuzeye göç ederek,Moğol oymaklarının
    arasına karışmış bir oymak
    BURÇİN: Dişi geyik
    BURÇUGİN: Özü sözü bir, güvenilir
    BURÇUK: 1- Tahta veya keçeden yapılmış küçük heykel 2- Varlık, servet 3- Çiçek, gül
    BURKA: Yüz örtüsü, fular (Tozdan ve fırtınadan korunmak için yüze takılan örtü)
    BURKAN: 1- Totem, heykelcilik 2- Hüzün, iç burkuntusu
    BURKE: 1-Burka 2- Berke, kamçı
    BURLA(Hatun): Üzüm, üzüm salkımı
    BURTA: 1- Benek, ben 2- Altın tozu
    BURTAG: Burtak çakıllı, taşlı toprak
    BURUK: Kırgın, alıngan, mahzun
    BURUL: İçli, içten, samimi
    BURUNÇUK: Burulmuş, buruşuk
    BURUNDU: Atların terbiyesi için burunlarına takılan kıskaç
    BURUNGU: Geçmiş, mazi, hatıra
    BUŞKU:Telaş, heyecan
    BUYAN: (Bayan, Muyan) 1- Kut, baht, mutluluk 2- Sevap,hayır 3- Dayanıklılık, mukavemet
    BUYANDI: Kutlu, bahtı açık
    BUYRA: Kıvırcık, kıvrılmış, bürülmüş
    BUYRAÇ: Amir, buyuran
    BUYRAT: Engebe, engel
    BUYRUK: 1- Emir, buyruk, buyurma 2- Göktürkler döneminde vezir, (bakan) anlamına da
    kullanılmıştır.
    BUYURUK: Buyruk, emir
    BUZAÇ: Bozucu, bozguna uğratan
    BUZAN: Bozan, düşman birliğini dağıtan
    BÜBÜLÜK: Gül, konca
    BÜDENE: Bir bıldırcın türü
    BÜGÜ : 1- Büyü, sihir 2- Felsefe 3- ejderha
    BÜK: Kıyı, sahil
    BÜKE: 1- Genç kız, küçük hanım (Bike) 2- Bükü, ejderha
    BÜKE BADRAÇ: birl. Büke/Badraç Mitolojideki, yedi başlı ejderha
    BÜKEÇ: Güçlü, bükücü
    BÜKEY: Büken, bükücü, güçlü
    BÜKİN: Hanımcık, küçük hanım
    BÜKLÜM: Kıvrım, büküntü, saçak
    BÜKÜ: Ejderha
    BÜKÜŞ: Bükme eylemi, bükmek
    BÜLEK: Bilek
    T…Kırgızların, Mürti oymağı beylerinden
    BÜLTE: Demet, deste, top
    BÜNGÜ: Tos atmak, kafa vurmak
    BÜR: Gonca; gonca gül
    BÜRÇE: Kurt yavrusu
    BÜRÇEK: 1- Kurt yavrusu 2- Saç kıvrımı
    BÜRGE: 1- Kellik 2- Bahşiş, hediye
    BÜRKEV: Himaye,vesayet
    BÜRKÜT: 1- Bahşiş, hediye 2-Bir kartal türü
    BÜRÜM: Bürülmüş, katlanmış
    BÜRÜNCÜK: İpekten yapılmış, şal, fular
    BÜTE: 1- Fidan 2- Bütünlük
    BÜVET: Baraj, set, su seti
    BÜYÜ: Sihir, gizliyi bilme işi, bilgelik
    BÜYÜK: 1- Olgun, saygıdeğer 2- Bilge 3- Büyü, büyücü
    CABADAK: Hayret, şaşma
    CABALAK: Yabalak, yaygın
    CAĞIMDA: Yaratıcı, üretken
    CAĞIMDI: Lütufkar, iltifat eden
    CAĞLI: Namuslu, dürüst
    CAKŞI: Yakşı, yakışıklı, güzel
    CALMAN: Yalman
    CAMAN: 1- Yaman, 2- Kam, büyücü
    CAMANBAY: birl. Caman/Bay..Şamanist gelenekte, obanın büyücüsü,doktoru, kötü ruhları kovan kişi
    CAMUGA (Camuka) Kızgın, asabi
    CANİK: Tüccar, ticaret erbabı
    CANKU: Meşveret
    CARIP: Yakın, dost, çok yakın arkadaş
    CARLIK: Yarlık, emir, ferman
    CARTI: Şık, alımlı
    CARUZ: Heyecan
    CATUK: Halim, haluk
    CAV: Gösteriş, afi, fiyaka
    CAVANKUL: Uygurlar döneminde ordunun sol cenahını ve oradaki askerlerin tümüne verilen ad
    CAVILDAK: Neşeli, şen şakrak
    CAVLI: Gösterişli, cafcaflı
    CAYMAZ: Cesur, kararlı
    CAYNAK: Pençe, Doğan pençesi
    CEBE: 1- Silah,ok, cephane 2- Zırh
    CEBEN: Gayretli, çalışkan
    CEBENOYAN: Cebe/Noyan
    Çengiz Kagan’ın dünyaca ünlü komutanı ve yakın arkadaşı.(Çengiz’in bütün Türkleri bir bayrak altında toplama fikrinin mimarı bu ulu kişidir.)
    CELASUN: (Çalasun) 1- Delikanlı 2- Cesur, savaşçı 3- Becerikli, eli tez.
    CELAYIR: (Çalayır) 1- Bilgin, gün görmüş, tecrübeli 2- savaşçı
    CELDEN: Yel, yel parçası
    CELME: Çalım, fiyaka, gösteriş
    CENGEL: Hafif, ince
    CENGİZ: Çengiz, Tengiz, Deniz
    CEREN: Ceylan, ahu, gazel
    CERKİN: Hısım, yakın
    CERKUDAY: birl. Yer/Kutay Eski dönem yer tanrısı
    CETİK: Yetkin, uzman, olgun
    CETİZ: Yetkin, becerikli
    CEYRAN: Ceren
    CIDA: Mızrak, kısa saplı mızrak
    CIGI: Şamanist gelenekte ,iyi ruh. Boy ve oymakları kötülüklerden koruduğuna inanılan ruh
    CILDUZ: Yıldız
    CILIMGA: Kağan ve Han’ların mektuplarını yazmakla görevli kişi
    CİBELİK: Sonsuz, sonsuzluk
    CİCİ: (Cicik, cicek) 1- Çiçek, gül 2- Konuk 3- Sevim, sevimlilik
    CİDAGU: Yetkin, yetenekli, becerikli
    CİDE: İri, uzun bir ağaç türü
    CİGA: Taç, gelin başı
    CİĞİL: Hafif, yeğni, kolay
    CİLMAYA: Türk mitolojisindeki efsanevi kanatlı at
    CİNGİL: 1- Galip, utkan 2- Güvenilir,sadık
    CİNGÜ: Zafer, utku
    CİVİL: İyi ruh, temiz , arınmış ruh
    COLAY: (Yolay) birl. Yol/Ay…Kazaklarda “ayağı uğurlu” kişiler için kullanılır.
    COLDA: Yolcu, yola çıkan
    CUCİ: 1- Cici, çiçi, cicik, çiçek, çuçu, çuçi 2- Konuk..Bu ad daha çok, beklenmeyen doğumlar sonrası kullanılır ve bu yüzden “konuk” anlamını içerir
    CULUM: Narin, nazik, hassas
    CUMUK: Yumuk, yumulmuş
    CUPAR: Parfüm, güzel koku
    ÇABA: Gayret, enerji
    ÇABACI: Gayretli, enerjik
    ÇABAK (Çaba)1-Çabuk,çevik 2- Küçük bir göl balığı türü
    ÇABAR: 1- Çapar, davranır 2- Ulak, kurye, elçi
    ÇABUK: (Çapuk) Çapan, çaba gösteren, çabalayan
    ÇAÇA: 1- Savaş baltası 2- Gemici 3- Çiçi, çiçik
    ÇAGAVUN: Bal arısı
    ÇAĞ: 1- Zaman, vakit 2- devir, devran 3- su sesi, şırıltı
    ÇAĞA: Yavru çocuk
    ÇAĞAN: 1- Bayram, eğlence 2- Şimşek 3- gürz, çakan 4- Beyaza kaçan beyazımsı
    ÇAĞANAK: Çalgı, enstrüman
    ÇAĞAŞ: Kırlangıç
    ÇAĞATAY: birl. Çağ/Atay
    1-Çağının en ünlüsü 2- çağdaş, çağının ilerisinde
    ÇAĞDAŞ: Çağın insanı, aynı çağda yaşayan kişiler
    ÇAĞIL: 1- Su sesi 2- Çakıl taşı
    ÇAĞILDAK: Çağlayan, şelale
    ÇAĞILTI: 1- Su sesi, suyun taş ve kayalara çarparken çıkarttığı ses
    ÇAĞIN: 1- Şimşek , çakın 2- Gürz, topuz
    ÇAĞIR: Çağırı, çağrı
    ÇAĞIRGAN: Çağıran, davetkar
    ÇAĞLA: 1- Namuslu, dürüst 2- Erik türlerinden bir yemiş
    ÇAĞLAK: 1- Namuslu, dürüst 2- Çağlayan, şelale
    ÇAĞLAR: Şelale, çağlayan
    ÇAĞLASUN: Dürüst
    ÇAĞLAV: Dürüst
    ÇAĞLAYAN: Şelale
    ÇAĞLAYIK: Şelale
    ÇAĞLI: 1- Dürüst 2- Yakışıklı, güzel
    ÇAĞLIN: Meşhur ve liyakat sahibi
    ÇAĞRI:1- Mesaj, davet 2- Doğan kuşu, doğanın bir çeşidi
    ÇAĞRUK: Katı, sert
    ÇAKA: 1- Savaş baltası 2- Çakı 3- Fiyaka, çalım, gösteriş
    ÇAKALOZ: 1- Fener 2- İlkel bir top silahı (Top mermisi yerine çakıl taşı atan)
    ÇAKAN: 1- Gürz,topuz 2- Şimşek
    ÇAKAR: 1-Deniz feneri 2- gürz
    ÇAKI: Kesici, yontucu küçük bıçak
    ÇAKICI: 1- Çakma eyleminde bulunan 2- Çakı ustası
    ÇAKIL: Çakıl taşı
    ÇAKIN: 1- Şimşek 2- Kıvılcım
    ÇAKIR:1- Doğan türü bir avcı kuş 2- Gürz 3- Şarap, içki
    ÇAKIRCA: Doğan türü bir avcı kuş
    ÇAKIRCI: Eskiden saraylarda, özel olarak doğan terbiyeciliği yapanlara verilen bir sıfat
    ÇAKMAK:..Çak kökünden türeyen, vurmak, kesmek, bölmek eylemi için kullanılan bir sözcük
    ÇAKMUR: Tutumlu, eli sıkı
    ÇAKTU: İri yapılı, gösterişli
    ÇAL: Kılıç darbesi, darbe, vuruş
    ÇALAP: Ulu ruh, Kadiri mutlak (Eski dönem Tanrı sıfatlarından)
    ÇALGAR: Çalıcı, vurucu
    ÇALGIÇAY: Taştan yapılmış el değirmeni
    ÇALIK:1- Silahşör, iyi kılıç kullanan 2- Çelik 3- Mesaj, haber 4- Haşarı, yaramaz
    ÇALIM: 1- Gösteriş, fiyaka, kurum 2- Kılıcın keskin tarafı
    ÇALIMLU: Gösterişli, çekici
    ÇALIN: Çiğ, jale
    ÇALIŞ: Azim, ceht
    ÇALIŞGAN: Çalışkan, işgüzar
    ÇALKARA: Doğan türü bir avcı kuş
    ÇALKIN: Darbeci, hamleci, vurucu
    ÇALMA: Maden üzerine yapılmış oyma, işleme
    ÇALMAN: Çalıcı, vurucu
    ÇALUK: Çalık
    ÇAM: Bir ağaç türü
    ÇAMUR: Sazlık, bataklık
    ÇANAYAZ: Berrak, billur
    ÇANDAR: Karışık, karma
    ÇANDIR: Karışık
    ÇANGA: 1- Soylu 2- Pençe
    ÇANGAL: 1- Çok sık ağaçlı bölge 2- Budaklı ağaç
    ÇAPAN: 1- Ulak, haberci 2- Enerjik,- çalışkan 3- iş elbisesi, eski giysi
    ÇAPAR: 1- Enerjik, çalışkan 2- Giysi 3- Saldırgan 4- ulak, haberci
    ÇAPGIN: Enerjik, koşan, ardından giden
    ÇAPGUR: Tufan, afet, deprem
    ÇAPIN: Atak, hücum, savlet
    ÇAPITGAN: Saldıran, saldırgan
    ÇAPLAN: Bir şahin türü
    ÇAPLI: Şahin türü bir avcı kuş
    ÇAPTI: Koşan, seğirten
    ÇAPTUĞ: Ünlü, çok tanınan
    ÇAPUL: Çap…mak kökünden, vuran, saldıran, alıp götüren vb. eylemlerin tümü
    ÇARDU: Cinli, perili
    ÇARMAGUN: Görevli, görevlendirilmiş , emir almış
    ÇAŞKA: Sabi,bebek, yavru
    ÇAŞUT: Haberci, muhbir, ajan
    ÇAT: Yansıma, yayılma, ün
    ÇATAK: Çatal, çatallı, iki kollu değnek
    ÇATAL: İki kollu, iki kola ayrılmış nesne
    ÇATGAL: 1-Yüksek dağlık bölge 2- Çatal
    ÇATIK: Çatılmış, tersleşmiş
    ÇATLI(ğ): 1-Ünlü, tanınmış 2- Gözü kara, cesur
    ÇATUK: Bıçak sapı yapılan bir ağaç türü
    ÇAV: Ün, şöhret, yansıma, duyuru, bildiri
    ÇAVA: Ünlü, tanınmış
    ÇAVAŞ: Ünlü, tanınmış
    ÇAVLAK: Çağlayan, şelale
    ÇAVLAN: Çağlayan
    ÇAVLI: 1- Ünlü,meşhur 2- Doğan yavrusu
    ÇAVUDUR: İyi üne ve şöhrete sahip olan
    ÇAVUNT: Ün, şöhret
    ÇAVUŞ: Bilgi veren, bilgi götüren, bilgi dağıtan (Çav…kökünden)
    ÇAVUT: Duvar, sütun
    ÇAY: Dere, ırmak
    ÇAYAN: 1- Dövülmemiş, dökme demir 2- İşlenmemiş ham demir
    ÇAYLAK: Kuyruğu uzun ve çatallı bir avcı kuş
    ÇAYLAN: 1-Dere kenarı 2- Çağlayan
    ÇEBER: 1- Usta, mahir 2- Hoş, latif
    ÇEBİ : (Çepi,çepni) 1- Sert bakışlı 2- Usta eli yatkın, yetenekli 3- Cebe, çebe, silah
    ÇEKEN: Cazip, cazibe, çekicilik
    ÇEKİM: Cazibe, çekicilik
    ÇEKİMLÜ: Çekimli, cazibeli
    ÇEKLİ: Armağan, hediye, düğün hediyesi
    ÇEKMERGEN: Nişancı, iyi vuruş yapan, silahşör
    ÇELEK: Bülbül, güzel öten bir kuş
    ÇELEN: 1- Becerikli, çalışkan 2- Fettan, yanıltıcı
    ÇELİK: (Çelük,çuluk) Gücü arttırılmış sert demir
    ÇELİKTEN: Çelik parçası
    ÇELİM: Beden, endam, gösteriş
    ÇELME: 1- Çalma 2- Başa örtülen bez (Bandana)
    ÇENGİN: Gösterişli, dikkat çekici
    ÇENGİZ: Deniz
    ÇENGŞİ: Mucize, olağanüstülük
    ÇEPEN: Hatip, iyi konuşan, güzel söz söyleyen
    ÇERÇİ: Ulak, haber, bildiri ulaştıran kişi
    ÇERİ(Ğ): Asker, savaşçı, toplanarak bir araya gelmiş erat
    ÇEVEN: Çevre, muhit
    ÇEVGEN: Cirit, değnek
    ÇEVRİ: Çeviri,girdap, anafor
    ÇEVRİM: 1- Girdap, anafor 2- Çevre, muhit
    ÇIDAM: Dayanıklılık, metanet
    ÇIDAMLI: Metin, dayanıklı
    ÇIDIK: Güç, dayanıklılık
    ÇIGAY (Çığay): 1- Fakir, varlıksız 2- Kurt yüzlü, kurt bakışlı
    ÇIĞ:1- su damlası, kırağı 2- kar yığını, kar topu
    ÇIĞAL: Omuz, omuz başı
    ÇIĞIN: Çıkın, bohça
    ÇIĞIR: 1- Çağ, devir 2- çığın açtığı yol 3- Dar yol, patika
    ÇIĞLA: Saf, halis
    ÇIĞLAN: Saf, halis
    ÇIĞRI: 1- felek 2- melodi
    ÇIKAN: 1- kaynak, kaynarca 2- yeğen, hala çocuğu
    ÇIKMAK: 1- çıkma eylemi 2- Kaynak 3- çakmak
    ÇILDIM: Seri- hızlı, enerjik
    ÇIMRIN: Aktif, faal
    ÇIN: (çin, çine) sağlam, dayanıklı, güvenilir
    ÇINAK: 1- sevap, hayr 2- güvenilir,sadık
    ÇINDAN: sandal ağacı
    ÇINGAY: Özü, sözü bir, sözüne güvenilir
    ÇINGILIÇ: birl. Çın(sağlam, dayanıklı) Kılıç
    ÇINGIR:1- Kopuza benzeyen bir saz 2- Çıngırak
    ÇINTAY: Soylu, güvenilir
    ÇIRAY: Yüz, eda, çehre
    ÇIRGANIŞ: Zevk, haz, tat
    ÇITIRKI: Işık, nur, ziya
    ÇİBEK: Atmaca türü bir avcı kuş
    ÇİÇEK: 1- Gül, gül çiçeği 2- Cici, cicik
    ÇİÇİKAĞAN: birl. Çiçi/Kağan
    Hun Kaganı (Ulusçuluğu, devlet siyasetine sokan ve bunun savaşını veren kişi)
    ÇİGAN: Yoksul, fakir
    ÇİGEN: Gayretli
    ÇİGENDİK: Gayretli, çalışkan
    ÇİGER: 1- Gayret,azim 2- Çökertiş,çökertme
    ÇİGERMİŞ: Çökertmiş, düşmanı bozguna uğratmış
    ÇİGİL: Olgun,gelişmiş, olmuş
    ÇİGİLVAR: Kısa ve küçük ok, özel ok
    ÇİĞDEM: Yaban çiçeği, (Itır çiçeğinin Türkçesi)
    ÇİL: Dağ tavuğu
    ÇİLDE: Kış mevsiminin en soğuk dönemi
    ÇİLDU: Hızlı, seri, çabuk
    ÇİLEN: 1- Çığ 2- Jale 3- Bir dağ çiçeği
    ÇİLENTİ: Çığ, jale
    ÇİMÇİK: Saf, masum
    ÇİNE: (Çin) 1- Sadık, güvenilir 2- Öz, soy 3- Kurt, kurt yavrusu
    ÇİNKAY: Sözüne güvenilir, özü sözü bir
    ÇİPLİ: Narin, ince yapılı
    ÇİRAY: Yüz, çehre, eda
    ÇİT: Çizgi, sınır, limit
    ÇİTER: birl. Çit/Er (sınır muhafızı)
    ÇİZGEN: Saban izi, karasabanın tarlada açtığı yol
    ÇİZİM: Resim figürü
    ÇOBAN: 1- Elinde cop (değnek, sopa) olan 2- Muhtar, oba beyi
    ÇOBAR: Değnekli, değnek taşıyan
    ÇOBAYIKMIŞ: Gönül kırıcı, haşin
    ÇOGA: Vahşi hayvan
    ÇOGAY: Yoğun, kesif
    ÇOĞAŞ: 1- Debdebe, şaşa 2- Vahşi hayvan yavrusu
    ÇOKAN: 1- Gürz, topuz 2- Hayvan yavrusu
    ÇOKU: 1- Debdebe, şaşa 2- Bolluk, bereket
    ÇOLAK (Çalak) Silahşör, iyi kılıç çalan
    ÇOLBANAK: 1- Uzak görüşlü 2- Törenin dışında kalan 3- Nikahsız ilişkiden doğan çocuk (Hakas Türklerinde)
    ÇOLDU: 1- Bahşiş, mükafat 2- Ganimet
    ÇOLPAN: 1-Kuzey yıldızı 2- Uzak görüşlü 3- Tanıdık, bildik, aşina
    ÇOMAK: 1- İri ve yuvarlak değnek 2- Bir ucunda topuz bulunan sopa, silah 3- İnanmış, inançlı
    ÇONGAR: Gürültü, şamata, nara
    ÇOPUR: Geyik ve karaca yavrusu
    ÇORA: (çura, çur) 1- Yer tanrısı 2- Cin, peri 3- Ruh
    ÇORAMAN: Cinli, perili
    ÇORLU: Cinli kötü ruhların etkisinde kalan kişi. Bu ad Şamanist gelenekten gelen bir ad dır.Eskiden bunalımlı ve toplum tarafından hoş karşılanmayan kişiler için bu ad verilirdi ve bu kişiler Kam ve Baksılar tarafından tedavi edilmeye çalışılırdı)
    ÇOTAK: Kabza, kılıç kabzası
    ÇOTUR: Kabza, kılıç kabzası
    ÇÖKERMİŞ: Çökertmiş, düşmanı bozmuş
    ÇÖKLÜ: Soylu, asil
    ÇÖKÜL: Irmakların taşarak vadilere bıraktığı tortu
    ÇÖMÇE: Ağaçtan oyulmuş su kabı
    ÇÖZELİ: Kıpçak, merkezden uzakta olan
    ÇÖZELTİ: Ayrılış, kopuş, firak
    ÇUBAN: Çoban, muhtar, obabaşı
    ÇUÇU: Şair, şairane konuşan
    ÇUĞA: (çuka) 1- Yürekli, cesur 2- Arınmış, duru 3- narin
    ÇUĞAY: Narin ve alımlı kız
    ÇULÇU: Serçe, Turgay kuşu
    ÇULUK: 1-Çelik 2- çalık, kılıç çalan 3- aceleci, heyecanlı
    ÇURAN: Ruhlarla ilgilenen
    ÇUTUR: Kılıç kabzası
    ÇUVAŞ: 1-Sakin, rahat 2- dindar, dünyaya değer vermez
    ÇÜCEN: Akıllı, aklını kullanan
    ÇÜNÜK: Çınar ağacı.




  • quote:

    Orijinalden alıntı: Kud

    azgın nau
    BAKIRSOKUM:birl. Bakır/Sokum (Kuzey Türklerinde, Merih yıldızı anlamına kullanılmaktadır.) böle isim mi olur


    Bakırsokum gel oğlum
  • quote:

    Orijinalden alıntı: Euphorus

    CABADAK: Hayret, şaşma
    CABALAK: Yabalak, yaygın
    CAĞIMDA: Yaratıcı, üretken
    CAĞIMDI: Lütufkar, iltifat eden
    CAĞLI: Namuslu, dürüst
    CAKŞI: Yakşı, yakışıklı, güzel
    CALMAN: Yalman
    CAMAN: 1- Yaman, 2- Kam, büyücü
    CAMANBAY: birl. Caman/Bay..Şamanist gelenekte, obanın büyücüsü,doktoru, kötü ruhları kovan kişi
    CAMUGA (Camuka) Kızgın, asabi
    CANİK: Tüccar, ticaret erbabı
    CANKU: Meşveret
    CARIP: Yakın, dost, çok yakın arkadaş
    CARLIK: Yarlık, emir, ferman
    CARTI: Şık, alımlı
    CARUZ: Heyecan
    CATUK: Halim, haluk
    CAV: Gösteriş, afi, fiyaka
    CAVANKUL: Uygurlar döneminde ordunun sol cenahını ve oradaki askerlerin tümüne verilen ad
    CAVILDAK: Neşeli, şen şakrak
    CAVLI: Gösterişli, cafcaflı
    CAYMAZ: Cesur, kararlı
    CAYNAK: Pençe, Doğan pençesi
    CEBE: 1- Silah,ok, cephane 2- Zırh
    CEBEN: Gayretli, çalışkan
    CEBENOYAN: Cebe/Noyan
    Çengiz Kagan’ın dünyaca ünlü komutanı ve yakın arkadaşı.(Çengiz’in bütün Türkleri bir bayrak altında toplama fikrinin mimarı bu ulu kişidir.)
    CELASUN: (Çalasun) 1- Delikanlı 2- Cesur, savaşçı 3- Becerikli, eli tez.
    CELAYIR: (Çalayır) 1- Bilgin, gün görmüş, tecrübeli 2- savaşçı
    CELDEN: Yel, yel parçası
    CELME: Çalım, fiyaka, gösteriş
    CENGEL: Hafif, ince
    CENGİZ: Çengiz, Tengiz, Deniz
    CEREN: Ceylan, ahu, gazel
    CERKİN: Hısım, yakın
    CERKUDAY: birl. Yer/Kutay Eski dönem yer tanrısı
    CETİK: Yetkin, uzman, olgun
    CETİZ: Yetkin, becerikli
    CEYRAN: Ceren
    CIDA: Mızrak, kısa saplı mızrak
    CIGI: Şamanist gelenekte ,iyi ruh. Boy ve oymakları kötülüklerden koruduğuna inanılan ruh
    CILDUZ: Yıldız
    CILIMGA: Kağan ve Han’ların mektuplarını yazmakla görevli kişi
    CİBELİK: Sonsuz, sonsuzluk
    CİCİ: (Cicik, cicek) 1- Çiçek, gül 2- Konuk 3- Sevim, sevimlilik
    CİDAGU: Yetkin, yetenekli, becerikli
    CİDE: İri, uzun bir ağaç türü
    CİGA: Taç, gelin başı
    CİĞİL: Hafif, yeğni, kolay
    CİLMAYA: Türk mitolojisindeki efsanevi kanatlı at
    CİNGİL: 1- Galip, utkan 2- Güvenilir,sadık
    CİNGÜ: Zafer, utku
    CİVİL: İyi ruh, temiz , arınmış ruh
    COLAY: (Yolay) birl. Yol/Ay…Kazaklarda “ayağı uğurlu” kişiler için kullanılır.
    COLDA: Yolcu, yola çıkan
    CUCİ: 1- Cici, çiçi, cicik, çiçek, çuçu, çuçi 2- Konuk..Bu ad daha çok, beklenmeyen doğumlar sonrası kullanılır ve bu yüzden “konuk” anlamını içerir
    CULUM: Narin, nazik, hassas
    CUMUK: Yumuk, yumulmuş
    CUPAR: Parfüm, güzel koku
    ÇABA: Gayret, enerji
    ÇABACI: Gayretli, enerjik
    ÇABAK (Çaba)1-Çabuk,çevik 2- Küçük bir göl balığı türü
    ÇABAR: 1- Çapar, davranır 2- Ulak, kurye, elçi
    ÇABUK: (Çapuk) Çapan, çaba gösteren, çabalayan
    ÇAÇA: 1- Savaş baltası 2- Gemici 3- Çiçi, çiçik
    ÇAGAVUN: Bal arısı
    ÇAĞ: 1- Zaman, vakit 2- devir, devran 3- su sesi, şırıltı
    ÇAĞA: Yavru çocuk
    ÇAĞAN: 1- Bayram, eğlence 2- Şimşek 3- gürz, çakan 4- Beyaza kaçan beyazımsı
    ÇAĞANAK: Çalgı, enstrüman
    ÇAĞAŞ: Kırlangıç
    ÇAĞATAY: birl. Çağ/Atay
    1-Çağının en ünlüsü 2- çağdaş, çağının ilerisinde
    ÇAĞDAŞ: Çağın insanı, aynı çağda yaşayan kişiler
    ÇAĞIL: 1- Su sesi 2- Çakıl taşı
    ÇAĞILDAK: Çağlayan, şelale
    ÇAĞILTI: 1- Su sesi, suyun taş ve kayalara çarparken çıkarttığı ses
    ÇAĞIN: 1- Şimşek , çakın 2- Gürz, topuz
    ÇAĞIR: Çağırı, çağrı
    ÇAĞIRGAN: Çağıran, davetkar
    ÇAĞLA: 1- Namuslu, dürüst 2- Erik türlerinden bir yemiş
    ÇAĞLAK: 1- Namuslu, dürüst 2- Çağlayan, şelale
    ÇAĞLAR: Şelale, çağlayan
    ÇAĞLASUN: Dürüst
    ÇAĞLAV: Dürüst
    ÇAĞLAYAN: Şelale
    ÇAĞLAYIK: Şelale
    ÇAĞLI: 1- Dürüst 2- Yakışıklı, güzel
    ÇAĞLIN: Meşhur ve liyakat sahibi
    ÇAĞRI:1- Mesaj, davet 2- Doğan kuşu, doğanın bir çeşidi
    ÇAĞRUK: Katı, sert
    ÇAKA: 1- Savaş baltası 2- Çakı 3- Fiyaka, çalım, gösteriş
    ÇAKALOZ: 1- Fener 2- İlkel bir top silahı (Top mermisi yerine çakıl taşı atan)
    ÇAKAN: 1- Gürz,topuz 2- Şimşek
    ÇAKAR: 1-Deniz feneri 2- gürz
    ÇAKI: Kesici, yontucu küçük bıçak
    ÇAKICI: 1- Çakma eyleminde bulunan 2- Çakı ustası
    ÇAKIL: Çakıl taşı
    ÇAKIN: 1- Şimşek 2- Kıvılcım
    ÇAKIR:1- Doğan türü bir avcı kuş 2- Gürz 3- Şarap, içki
    ÇAKIRCA: Doğan türü bir avcı kuş
    ÇAKIRCI: Eskiden saraylarda, özel olarak doğan terbiyeciliği yapanlara verilen bir sıfat
    ÇAKMAK:..Çak kökünden türeyen, vurmak, kesmek, bölmek eylemi için kullanılan bir sözcük
    ÇAKMUR: Tutumlu, eli sıkı
    ÇAKTU: İri yapılı, gösterişli
    ÇAL: Kılıç darbesi, darbe, vuruş
    ÇALAP: Ulu ruh, Kadiri mutlak (Eski dönem Tanrı sıfatlarından)
    ÇALGAR: Çalıcı, vurucu
    ÇALGIÇAY: Taştan yapılmış el değirmeni
    ÇALIK:1- Silahşör, iyi kılıç kullanan 2- Çelik 3- Mesaj, haber 4- Haşarı, yaramaz
    ÇALIM: 1- Gösteriş, fiyaka, kurum 2- Kılıcın keskin tarafı
    ÇALIMLU: Gösterişli, çekici
    ÇALIN: Çiğ, jale
    ÇALIŞ: Azim, ceht
    ÇALIŞGAN: Çalışkan, işgüzar
    ÇALKARA: Doğan türü bir avcı kuş
    ÇALKIN: Darbeci, hamleci, vurucu
    ÇALMA: Maden üzerine yapılmış oyma, işleme
    ÇALMAN: Çalıcı, vurucu
    ÇALUK: Çalık
    ÇAM: Bir ağaç türü
    ÇAMUR: Sazlık, bataklık
    ÇANAYAZ: Berrak, billur
    ÇANDAR: Karışık, karma
    ÇANDIR: Karışık
    ÇANGA: 1- Soylu 2- Pençe
    ÇANGAL: 1- Çok sık ağaçlı bölge 2- Budaklı ağaç
    ÇAPAN: 1- Ulak, haberci 2- Enerjik,- çalışkan 3- iş elbisesi, eski giysi
    ÇAPAR: 1- Enerjik, çalışkan 2- Giysi 3- Saldırgan 4- ulak, haberci
    ÇAPGIN: Enerjik, koşan, ardından giden
    ÇAPGUR: Tufan, afet, deprem
    ÇAPIN: Atak, hücum, savlet
    ÇAPITGAN: Saldıran, saldırgan
    ÇAPLAN: Bir şahin türü
    ÇAPLI: Şahin türü bir avcı kuş
    ÇAPTI: Koşan, seğirten
    ÇAPTUĞ: Ünlü, çok tanınan
    ÇAPUL: Çap…mak kökünden, vuran, saldıran, alıp götüren vb. eylemlerin tümü
    ÇARDU: Cinli, perili
    ÇARMAGUN: Görevli, görevlendirilmiş , emir almış
    ÇAŞKA: Sabi,bebek, yavru
    ÇAŞUT: Haberci, muhbir, ajan
    ÇAT: Yansıma, yayılma, ün
    ÇATAK: Çatal, çatallı, iki kollu değnek
    ÇATAL: İki kollu, iki kola ayrılmış nesne
    ÇATGAL: 1-Yüksek dağlık bölge 2- Çatal
    ÇATIK: Çatılmış, tersleşmiş
    ÇATLI(ğ): 1-Ünlü, tanınmış 2- Gözü kara, cesur
    ÇATUK: Bıçak sapı yapılan bir ağaç türü
    ÇAV: Ün, şöhret, yansıma, duyuru, bildiri
    ÇAVA: Ünlü, tanınmış
    ÇAVAŞ: Ünlü, tanınmış
    ÇAVLAK: Çağlayan, şelale
    ÇAVLAN: Çağlayan
    ÇAVLI: 1- Ünlü,meşhur 2- Doğan yavrusu
    ÇAVUDUR: İyi üne ve şöhrete sahip olan
    ÇAVUNT: Ün, şöhret
    ÇAVUŞ: Bilgi veren, bilgi götüren, bilgi dağıtan (Çav…kökünden)
    ÇAVUT: Duvar, sütun
    ÇAY: Dere, ırmak
    ÇAYAN: 1- Dövülmemiş, dökme demir 2- İşlenmemiş ham demir
    ÇAYLAK: Kuyruğu uzun ve çatallı bir avcı kuş
    ÇAYLAN: 1-Dere kenarı 2- Çağlayan
    ÇEBER: 1- Usta, mahir 2- Hoş, latif
    ÇEBİ : (Çepi,çepni) 1- Sert bakışlı 2- Usta eli yatkın, yetenekli 3- Cebe, çebe, silah
    ÇEKEN: Cazip, cazibe, çekicilik
    ÇEKİM: Cazibe, çekicilik
    ÇEKİMLÜ: Çekimli, cazibeli
    ÇEKLİ: Armağan, hediye, düğün hediyesi
    ÇEKMERGEN: Nişancı, iyi vuruş yapan, silahşör
    ÇELEK: Bülbül, güzel öten bir kuş
    ÇELEN: 1- Becerikli, çalışkan 2- Fettan, yanıltıcı
    ÇELİK: (Çelük,çuluk) Gücü arttırılmış sert demir
    ÇELİKTEN: Çelik parçası
    ÇELİM: Beden, endam, gösteriş
    ÇELME: 1- Çalma 2- Başa örtülen bez (Bandana)
    ÇENGİN: Gösterişli, dikkat çekici
    ÇENGİZ: Deniz
    ÇENGŞİ: Mucize, olağanüstülük
    ÇEPEN: Hatip, iyi konuşan, güzel söz söyleyen
    ÇERÇİ: Ulak, haber, bildiri ulaştıran kişi
    ÇERİ(Ğ): Asker, savaşçı, toplanarak bir araya gelmiş erat
    ÇEVEN: Çevre, muhit
    ÇEVGEN: Cirit, değnek
    ÇEVRİ: Çeviri,girdap, anafor
    ÇEVRİM: 1- Girdap, anafor 2- Çevre, muhit
    ÇIDAM: Dayanıklılık, metanet
    ÇIDAMLI: Metin, dayanıklı
    ÇIDIK: Güç, dayanıklılık
    ÇIGAY (Çığay): 1- Fakir, varlıksız 2- Kurt yüzlü, kurt bakışlı
    ÇIĞ:1- su damlası, kırağı 2- kar yığını, kar topu
    ÇIĞAL: Omuz, omuz başı
    ÇIĞIN: Çıkın, bohça
    ÇIĞIR: 1- Çağ, devir 2- çığın açtığı yol 3- Dar yol, patika
    ÇIĞLA: Saf, halis
    ÇIĞLAN: Saf, halis
    ÇIĞRI: 1- felek 2- melodi
    ÇIKAN: 1- kaynak, kaynarca 2- yeğen, hala çocuğu
    ÇIKMAK: 1- çıkma eylemi 2- Kaynak 3- çakmak
    ÇILDIM: Seri- hızlı, enerjik
    ÇIMRIN: Aktif, faal
    ÇIN: (çin, çine) sağlam, dayanıklı, güvenilir
    ÇINAK: 1- sevap, hayr 2- güvenilir,sadık
    ÇINDAN: sandal ağacı
    ÇINGAY: Özü, sözü bir, sözüne güvenilir
    ÇINGILIÇ: birl. Çın(sağlam, dayanıklı) Kılıç
    ÇINGIR:1- Kopuza benzeyen bir saz 2- Çıngırak
    ÇINTAY: Soylu, güvenilir
    ÇIRAY: Yüz, eda, çehre
    ÇIRGANIŞ: Zevk, haz, tat
    ÇITIRKI: Işık, nur, ziya
    ÇİBEK: Atmaca türü bir avcı kuş
    ÇİÇEK: 1- Gül, gül çiçeği 2- Cici, cicik
    ÇİÇİKAĞAN: birl. Çiçi/Kağan
    Hun Kaganı (Ulusçuluğu, devlet siyasetine sokan ve bunun savaşını veren kişi)
    ÇİGAN: Yoksul, fakir
    ÇİGEN: Gayretli
    ÇİGENDİK: Gayretli, çalışkan
    ÇİGER: 1- Gayret,azim 2- Çökertiş,çökertme
    ÇİGERMİŞ: Çökertmiş, düşmanı bozguna uğratmış
    ÇİGİL: Olgun,gelişmiş, olmuş
    ÇİGİLVAR: Kısa ve küçük ok, özel ok
    ÇİĞDEM: Yaban çiçeği, (Itır çiçeğinin Türkçesi)
    ÇİL: Dağ tavuğu
    ÇİLDE: Kış mevsiminin en soğuk dönemi
    ÇİLDU: Hızlı, seri, çabuk
    ÇİLEN: 1- Çığ 2- Jale 3- Bir dağ çiçeği
    ÇİLENTİ: Çığ, jale
    ÇİMÇİK: Saf, masum
    ÇİNE: (Çin) 1- Sadık, güvenilir 2- Öz, soy 3- Kurt, kurt yavrusu
    ÇİNKAY: Sözüne güvenilir, özü sözü bir
    ÇİPLİ: Narin, ince yapılı
    ÇİRAY: Yüz, çehre, eda
    ÇİT: Çizgi, sınır, limit
    ÇİTER: birl. Çit/Er (sınır muhafızı)
    ÇİZGEN: Saban izi, karasabanın tarlada açtığı yol
    ÇİZİM: Resim figürü
    ÇOBAN: 1- Elinde cop (değnek, sopa) olan 2- Muhtar, oba beyi
    ÇOBAR: Değnekli, değnek taşıyan
    ÇOBAYIKMIŞ: Gönül kırıcı, haşin
    ÇOGA: Vahşi hayvan
    ÇOGAY: Yoğun, kesif
    ÇOĞAŞ: 1- Debdebe, şaşa 2- Vahşi hayvan yavrusu
    ÇOKAN: 1- Gürz, topuz 2- Hayvan yavrusu
    ÇOKU: 1- Debdebe, şaşa 2- Bolluk, bereket
    ÇOLAK (Çalak) Silahşör, iyi kılıç çalan
    ÇOLBANAK: 1- Uzak görüşlü 2- Törenin dışında kalan 3- Nikahsız ilişkiden doğan çocuk (Hakas Türklerinde)
    ÇOLDU: 1- Bahşiş, mükafat 2- Ganimet
    ÇOLPAN: 1-Kuzey yıldızı 2- Uzak görüşlü 3- Tanıdık, bildik, aşina
    ÇOMAK: 1- İri ve yuvarlak değnek 2- Bir ucunda topuz bulunan sopa, silah 3- İnanmış, inançlı
    ÇONGAR: Gürültü, şamata, nara
    ÇOPUR: Geyik ve karaca yavrusu
    ÇORA: (çura, çur) 1- Yer tanrısı 2- Cin, peri 3- Ruh
    ÇORAMAN: Cinli, perili
    ÇORLU: Cinli kötü ruhların etkisinde kalan kişi. Bu ad Şamanist gelenekten gelen bir ad dır.Eskiden bunalımlı ve toplum tarafından hoş karşılanmayan kişiler için bu ad verilirdi ve bu kişiler Kam ve Baksılar tarafından tedavi edilmeye çalışılırdı)
    ÇOTAK: Kabza, kılıç kabzası
    ÇOTUR: Kabza, kılıç kabzası
    ÇÖKERMİŞ: Çökertmiş, düşmanı bozmuş
    ÇÖKLÜ: Soylu, asil
    ÇÖKÜL: Irmakların taşarak vadilere bıraktığı tortu
    ÇÖMÇE: Ağaçtan oyulmuş su kabı
    ÇÖZELİ: Kıpçak, merkezden uzakta olan
    ÇÖZELTİ: Ayrılış, kopuş, firak
    ÇUBAN: Çoban, muhtar, obabaşı
    ÇUÇU: Şair, şairane konuşan
    ÇUĞA: (çuka) 1- Yürekli, cesur 2- Arınmış, duru 3- narin
    ÇUĞAY: Narin ve alımlı kız
    ÇULÇU: Serçe, Turgay kuşu
    ÇULUK: 1-Çelik 2- çalık, kılıç çalan 3- aceleci, heyecanlı
    ÇURAN: Ruhlarla ilgilenen
    ÇUTUR: Kılıç kabzası
    ÇUVAŞ: 1-Sakin, rahat 2- dindar, dünyaya değer vermez
    ÇÜCEN: Akıllı, aklını kullanan
    ÇÜNÜK: Çınar ağacı.

    Alıntıları Göster
    DADAK:Değme, dokunma, tatma
    DADAL: Tat alan, sezen, farkına varan
    DAĞ: (Tağ,tağ,tak,tav) Dağ…mec. genişlik, büyüklük, ululuk,heybet
    DAĞAÇA: Dağ gibi heybetli
    DAKAK: Ucu ataşli ok
    DAL: 1-Ayrı, bölünmüş 2- saldırı, büyüme, yayılma 3- batma, çıkma 4- yalınlık, çıplaklık
    DALAN: koridor, dehliz
    DALAŞ: Döğüş, karşılıklı saldırı
    DALAY: (Talay) Genişlik, ululuk, sonsuzluk mecaz eden, asıl anlamı , büyük deniz, okyanus
    DALBAY: 1- Vasi, ardına sığınılan kişi 2- Çuhadan yapılmış şapka
    Kırgızlarda- 3- avcı kuşları yakalamak için, tuzaklara bağlanarak bırakılan küçük kuş
    DALBOY: Vasi, ardına sığınılan kişi
    DALKILIÇ: birl. Dal/Kılıç mec. Zırhsız ve korunmasız
    DALKIRAN: Kırıcı, ayırıcı
    DAMLA: Su damlası , tane
    DANA: İnek yavrusu, iki yaşındaki genç inek
    DANİŞMAN: Müşavir, bilgi ve tecrübesine danışılan kişi
    DANSIK: (Tansık) Olağanüstü, fevkalade
    DARGA: Vali, üst düzey, bürokrat
    DARGUN: Alıngan, kırılan, narin
    DARI : 1- Bir tahıl türü 2- sıkı, sıkıntı, zorluk
    DARICA: 1- Darı gibi, darı niteliğinde mec. Bereketli 2- sıkı, sıkıcı, zorlu
    DARSIK: Öfkeli, hiddetli
    DARUKA : (Darga) Vali, yönetici, bürokrat
    DARULGAN: alıngan, nazlı
    DAŞKI: Taşkı, taşmış, dışarı çıkmış, dışarıda olan
    DAYAK: Değnek, baston, dayanılan nesne
    DAYANÇ: 1- Dayanak, destek, güven 2- Dayanma gücü tahammül
    DAYANGAN: Dayanıklı, metin
    DAYANGI: Köşe minderi
    DAYAR: Hazır, hazırlıklı
    DEBRET: Kımıldayış, devinim
    DAĞER: Kıymet, para, nafız
    DEĞERBİLİR: birl. Değer/Bilir Kadirşinas, vefalı
    DEĞERLÜ: Değerli, kıymetli
    DEĞİRMİ: Çevreli, yuvarlak, toparlak
    DEĞNEK: Dayanak, dayanılacak nesne
    DELİ: Usu gitmiş, azmış, dellenen, mec.gözü kara, yiğit
    DEMİR: Demir madeni
    DEMİRAĞ: Zırh, örgülü göğüslük birl. Demir/Ağ
    DEMİRDEN: Demir parçası
    DEMİRDÖĞEN: birl. Demir/Döğen mec. Acı kuvvet sahibi
    DEMİRGEN: 1- Demir, ham demir 2- temren, okun ucundaki demir parçası
    DEMİRHAN: birl. Demir/Han
    Şamanist gelenekte “ Maden Tanrısı”
    DENERİ. Dikkat, itina
    DENGİZİK: Denizcik, küçük deniz, göl
    DENİZ: Deniz, büyük göl
    DENLİ: Edepli, terbiyeli
    DEPEGEN: Tekmeleyen, iyi tekme atan
    DEPREM: Zelzele, sarsılma, kımıldama (Kişisel görüşüme göre bu ad çocuklara deprem sırasında yada deprem felaketi sonrası yaşanan, çileli günler sırasında doğan ve o günlerin anısına verilen bir addır.)
    DERİN: Derinlik…den mec. Olgunluk, bilgelik
    DERMEK: Dirilik, canlılık, bir arada tutmak
    DERNEK: Eğlence, toy, birliktelik
    DEVİN: Hareket, kımıldanış, davranış
    DEVRİM: Devirme, yıkma, devirip yerine geçme,..ihtilal
    DEYİM: Söyleniş, darbımesel
    DEYİŞ: Söyleyiş, şiirsel anlatım, ozan dili
    DIVRAK: Yakışıklı, alımlı, civan
    DİBEK: 1- Ağaçtan oyulmuş büyük havan 2- Yayık ağaç
    DİK: 1-Yükseklik, yükseliş 2- kararlılık, yıkılmazlık, caymazlık 3- inat
    DİKEÇ: Sütun, dikil, dikilmiş
    DİKMEN: İnatçı, kararlı
    DİLEK: Dil ile istenen, dile getirilen istek, arzu, murat, dilek
    DİLER: Dileyen, dileyici
    DİLİM: kesik, bölüm, bölünmüş, biçimlenmiş
    DİNÇ: Zinde, sağlam, dirençli
    DİNLER: Terbiyeli, munis, muti
    DİP. Baht, talih
    DİPÇİN: 1- Bahtı açık 2- Sağlam, dayanıklı
    DİREK: 1- Dirilik, sağlamlık, ayakta kalmak 2- Temel, dayanak 3- Vezir,bakan
    DİREN: Direnç, karşı koyuş, dirilik
    DİRENÇ: Direnme gücü
    DİRENGEÇ: Destek, dayanak
    DİRGEN: 1-Dirilik,2- harmanda kullanılan demir çatal
    DİRİ: (diri, dirik, Tiri, tirik) Can, ruh, canlılık, canlı
    DİRİL: Can, ruh, tin
    DİRİM: Yaşam, sağlık, canlılık
    DİRLİG: Yaşam, hayat
    DİRSE: Derse, söylerse, konuşkan
    DİZİK: (dizi) Kolye, takı
    DİZLEK: Hazır cevap, konuşkan
    DODURGA: 1- Dolgun, doyumlu 2- doyuran, doyurucu 3- açık, net, berrak
    DOĞA: 1- Tabiat,doğallık, ortaya çıkış 2- Huy, yaradılış, fıtrat
    DOĞAN: 1- Soylu bir av kuşu 2- Doğmuş, olmuş, ortaya çıkan
    DOĞRU: Dürüst, yalansız, sözüne güvenilen
    DOĞRUL: 1-Doğruluk, dürüstlük 2- Ayakta duran, dirençli
    DOĞU: Güneşin doğuş yönü
    DOĞUÇ: Doğuş,doğma, ortaya çıkış
    DOĞUDAN: Doğulu, doğu yönünden gelen
    DOĞUŞ: Doğma, ortaya çıkış
    DOKUNAK: Dokunuş, değiş, mec. Ağır, mahsun,yürek sızlatan, yüreğe dokunan
    DOKUNÇ: Dokunak, hüzün
    DOKUZ: Dokuz sayısı, Türklerin en çok eskilerden beri uğurlu sayılarındandır
    DOKUZ ARKA: Dokuz/Arka (…Eski dönemlerde soyluluk gösterme ve belli etmesi açısından, bir kişinin babasından itibaren geriye doğru dokuz atasının sayılıp açıklanması..)
    DOLANDI: Dolanan, gezgin
    DOLU: 1-Bilgin, tecrübeli, öğretmen 2- Bütün, tam, eksiksiz 3, Şamanist gelenekte ve Alevi_Bektaşi gelenekte, içki, şarap 4- kısa süren, iri taneli yağmur
    DOLUN: Tam, bütün, eksiksiz
    Yakut Türklerinin eski bereket Tanrılarından
    DOLUNAY: Ayın on dördü, ayın en güzel hali
    DOMANİÇ: 1-Dumanlı bölge 2- Tümsek, engebeli arazi
    DONAT: Giyim, kuşam, zenginlik, cömertlik
    DOMURCUK: Gül, tomurcuk
    DONATMIŞ: Giydirip, kuşatmış, sevindirmiş, cömertlik göstermiş
    DONATUR: Cömert, eli açık, bağışlayıcı
    DONSUZ: Çıplak, fakir, varlıksız
    DORA: Doruk, zirve, şahika
    DORAN: (Duran) Diri, canlı, yaşayan
    DORU: 1- Doruk, zirve 2- Kara ile kızıl arası renk (At rengi)
    DORUK: Zirve, uç, şahika
    DOYMADUK: Doyumsuz, sevilmeye doymayan, doyulmayan
    DOYUM: 1- Doymak, tatmin 2- Ganimet, bereket
    DOYURAN: mec. Cömert, hayr sahibi, iyilik sever
    DÖĞEN: 1- Dövüşçü,döven 2- Ekin saplarını ezmeye yarayan, altında çakmaktaşı bulunan geniş tahta
    DÖĞER: 1- Döver 2- değer, kıymet 3- Kalın, enli bir ağaç
    DÖĞERLİ: Değerli
    DÖĞÜŞ: Dövüş, savaş, kavga
    DÖĞÜŞGEN: Kavgacı, savaşçı
    DÖKÜMHAN: birl. Böküm/Han 1- Dökmekten döküm 2- Düğüm, bağ
    DÖLEK: 1- Çok döl veren 2- Koyunun kuzuladığı yer 3- İtibarlı, saygıdeğer, maharetli
    DÖLEN: Muti, sevgi gösteren
    DÖNDER: (Döne, döndü gibi “dönmek” fiilinden türetilmiş, çocukları ölen ailelerin, yeni çocukları olduğunda kullandıkları adlardan)
    DÖNDÜ: Dönüş yapan (Reenkarnasyon) çocukları ölen ailelerin verdiği adlardan
    DÖNGEL: Saat
    DÖNGÜ: Dönüşüm, başa dönüş
    DÖNGÜN: Dargın, gönlü kırık
    DÖNMEZ: Kararlı, cesur, azimli
    DULAK: Dolu, olgun, tecrübeli
    DUMAN: 1- Sis, kırağı 2- ateşten çıkan gaz
    DUMLU: 1- dumanlı, sisli bölge 2- Soğuk ve ayaz alan yer
    DUMRUL : 1- Okun sivri ucu 2- Başı dumanlı, efkarlı
    DURA: (Durak) 1- yaşam, hayat 2- Sağlamlık, dayanıklılık, kalıcılık 3- ev, yaşanılan yer, barınak (Bu ad, çocukları ölmüş ailelerin yeni çocukları olduğunda yaşamda kalıp uzun yaşaması ve sağlıklı olması dileğini içeren adlardandır ve çok eskilere dayanan bir gelenekle bu gün de sürdürülmektedir.Durak, Dursun, Durmuş, Durdu, Yaşar, Tokta, Tok, Toka, Toktamış, Turan vb. adlar da hep aynı psikoloji ve geleneğin ürünüdür.
    DURAK: (Dura) Yaşam, hayat
    DURAN: (Turan) Durucu, kalıcı, yaşayan, canlı
    DURCU: Durucu, kalıcı canlı
    DURDU: 1- Duran, kalıcı, canlı, yaşayan 2- Yaşam, hayat
    DURGAÇ: Durak, durulan, yaşanılan yer
    DURGUN: 1- Durulmuş, süzülmüş, arınmış 2- Sakin, sükuna ermiş, kendi halinde
    DURMUŞ: 1- Duran, yaşayan, canlı 2- Yaşam, hayat
    DURSUN: Durması, yaşaması istenen
    DURU: 1- saf, sade, berrak 2- Duran, durgun
    DURUK: Duru, durucu
    DURUL: 1- Sükun bulmak, huzura kavuşmak 2- Günahsızlık, arınmışlık
    DURULCA: Masum, günahsız
    DURULMAZ: Afacan, yaramaz
    DURULMUŞ: Tatminkar, sakin
    DURUM: Yaşam, hayat, süreğenlik, duruş
    DUVA: (Düve)
    DUVAK: Örtül kapanmış, gelin başı
    DUVAN: (Doğan)
    DUYAN: Duyucu, hissedici
    DUYAR: Duyarlı, hisli, duygulu
    DUYARI: Duyarlılık, hislilik
    DUYGU: His, duyum
    DUYUŞ: Duyum, hissediş, duyarlılık
    DUYUŞAN: Duyan, hisseden
    DÜĞÜN: (Töğün, Toygün) Toy günü, yemekli eğlence
    DÜŞ: Rüya, aniden ortaya çıkış
    DÜŞELGE: Pay, hisse
    DÜŞERGE: Miras, pay
    DÜŞÜNGÜ: Düşünerek üzülme, kafaya takma, üzülme, teessür
    DÜVE:1- Genç inek, dananın büyüğü 2- Döven, dövüşçü
    DÜVECİ: Dövücü, dövüşçü
    DÜVEHAN: birl. Düve/Han
    DÜVEN: (Döven)
    DÜYECİ: Dövüşçü, döğüşçü
    DÜZ: (Tüz) 1- Doğru, doğruluk, gerçek 2- Soy, kök, döl 3- Kural,kaide
    DÜZE: Düzen, uslup, tarz
    DÜZEN: Kural, kurallar bütünü
    DÜZGE: Süs, makyaj
    DÜZGÜN: 1- Düzülü, düzenli, muntazam 2- Gidişat, teamül




  • quote:

    Orijinalden alıntı: ArjesT

    BAKIRSOKUM:birl. Bakır/Sokum (Kuzey Türklerinde, Merih yıldızı anlamına kullanılmaktadır.) böle isim mi olur


    Bakırsokum gel oğlum


    Alıntıları Göster
    BURAK: Güçlü, yenilmez




  • quote:

    Orijinalden alıntı: Euphorus

    DADAK:Değme, dokunma, tatma
    DADAL: Tat alan, sezen, farkına varan
    DAĞ: (Tağ,tağ,tak,tav) Dağ…mec. genişlik, büyüklük, ululuk,heybet
    DAĞAÇA: Dağ gibi heybetli
    DAKAK: Ucu ataşli ok
    DAL: 1-Ayrı, bölünmüş 2- saldırı, büyüme, yayılma 3- batma, çıkma 4- yalınlık, çıplaklık
    DALAN: koridor, dehliz
    DALAŞ: Döğüş, karşılıklı saldırı
    DALAY: (Talay) Genişlik, ululuk, sonsuzluk mecaz eden, asıl anlamı , büyük deniz, okyanus
    DALBAY: 1- Vasi, ardına sığınılan kişi 2- Çuhadan yapılmış şapka
    Kırgızlarda- 3- avcı kuşları yakalamak için, tuzaklara bağlanarak bırakılan küçük kuş
    DALBOY: Vasi, ardına sığınılan kişi
    DALKILIÇ: birl. Dal/Kılıç mec. Zırhsız ve korunmasız
    DALKIRAN: Kırıcı, ayırıcı
    DAMLA: Su damlası , tane
    DANA: İnek yavrusu, iki yaşındaki genç inek
    DANİŞMAN: Müşavir, bilgi ve tecrübesine danışılan kişi
    DANSIK: (Tansık) Olağanüstü, fevkalade
    DARGA: Vali, üst düzey, bürokrat
    DARGUN: Alıngan, kırılan, narin
    DARI : 1- Bir tahıl türü 2- sıkı, sıkıntı, zorluk
    DARICA: 1- Darı gibi, darı niteliğinde mec. Bereketli 2- sıkı, sıkıcı, zorlu
    DARSIK: Öfkeli, hiddetli
    DARUKA : (Darga) Vali, yönetici, bürokrat
    DARULGAN: alıngan, nazlı
    DAŞKI: Taşkı, taşmış, dışarı çıkmış, dışarıda olan
    DAYAK: Değnek, baston, dayanılan nesne
    DAYANÇ: 1- Dayanak, destek, güven 2- Dayanma gücü tahammül
    DAYANGAN: Dayanıklı, metin
    DAYANGI: Köşe minderi
    DAYAR: Hazır, hazırlıklı
    DEBRET: Kımıldayış, devinim
    DAĞER: Kıymet, para, nafız
    DEĞERBİLİR: birl. Değer/Bilir Kadirşinas, vefalı
    DEĞERLÜ: Değerli, kıymetli
    DEĞİRMİ: Çevreli, yuvarlak, toparlak
    DEĞNEK: Dayanak, dayanılacak nesne
    DELİ: Usu gitmiş, azmış, dellenen, mec.gözü kara, yiğit
    DEMİR: Demir madeni
    DEMİRAĞ: Zırh, örgülü göğüslük birl. Demir/Ağ
    DEMİRDEN: Demir parçası
    DEMİRDÖĞEN: birl. Demir/Döğen mec. Acı kuvvet sahibi
    DEMİRGEN: 1- Demir, ham demir 2- temren, okun ucundaki demir parçası
    DEMİRHAN: birl. Demir/Han
    Şamanist gelenekte “ Maden Tanrısı”
    DENERİ. Dikkat, itina
    DENGİZİK: Denizcik, küçük deniz, göl
    DENİZ: Deniz, büyük göl
    DENLİ: Edepli, terbiyeli
    DEPEGEN: Tekmeleyen, iyi tekme atan
    DEPREM: Zelzele, sarsılma, kımıldama (Kişisel görüşüme göre bu ad çocuklara deprem sırasında yada deprem felaketi sonrası yaşanan, çileli günler sırasında doğan ve o günlerin anısına verilen bir addır.)
    DERİN: Derinlik…den mec. Olgunluk, bilgelik
    DERMEK: Dirilik, canlılık, bir arada tutmak
    DERNEK: Eğlence, toy, birliktelik
    DEVİN: Hareket, kımıldanış, davranış
    DEVRİM: Devirme, yıkma, devirip yerine geçme,..ihtilal
    DEYİM: Söyleniş, darbımesel
    DEYİŞ: Söyleyiş, şiirsel anlatım, ozan dili
    DIVRAK: Yakışıklı, alımlı, civan
    DİBEK: 1- Ağaçtan oyulmuş büyük havan 2- Yayık ağaç
    DİK: 1-Yükseklik, yükseliş 2- kararlılık, yıkılmazlık, caymazlık 3- inat
    DİKEÇ: Sütun, dikil, dikilmiş
    DİKMEN: İnatçı, kararlı
    DİLEK: Dil ile istenen, dile getirilen istek, arzu, murat, dilek
    DİLER: Dileyen, dileyici
    DİLİM: kesik, bölüm, bölünmüş, biçimlenmiş
    DİNÇ: Zinde, sağlam, dirençli
    DİNLER: Terbiyeli, munis, muti
    DİP. Baht, talih
    DİPÇİN: 1- Bahtı açık 2- Sağlam, dayanıklı
    DİREK: 1- Dirilik, sağlamlık, ayakta kalmak 2- Temel, dayanak 3- Vezir,bakan
    DİREN: Direnç, karşı koyuş, dirilik
    DİRENÇ: Direnme gücü
    DİRENGEÇ: Destek, dayanak
    DİRGEN: 1-Dirilik,2- harmanda kullanılan demir çatal
    DİRİ: (diri, dirik, Tiri, tirik) Can, ruh, canlılık, canlı
    DİRİL: Can, ruh, tin
    DİRİM: Yaşam, sağlık, canlılık
    DİRLİG: Yaşam, hayat
    DİRSE: Derse, söylerse, konuşkan
    DİZİK: (dizi) Kolye, takı
    DİZLEK: Hazır cevap, konuşkan
    DODURGA: 1- Dolgun, doyumlu 2- doyuran, doyurucu 3- açık, net, berrak
    DOĞA: 1- Tabiat,doğallık, ortaya çıkış 2- Huy, yaradılış, fıtrat
    DOĞAN: 1- Soylu bir av kuşu 2- Doğmuş, olmuş, ortaya çıkan
    DOĞRU: Dürüst, yalansız, sözüne güvenilen
    DOĞRUL: 1-Doğruluk, dürüstlük 2- Ayakta duran, dirençli
    DOĞU: Güneşin doğuş yönü
    DOĞUÇ: Doğuş,doğma, ortaya çıkış
    DOĞUDAN: Doğulu, doğu yönünden gelen
    DOĞUŞ: Doğma, ortaya çıkış
    DOKUNAK: Dokunuş, değiş, mec. Ağır, mahsun,yürek sızlatan, yüreğe dokunan
    DOKUNÇ: Dokunak, hüzün
    DOKUZ: Dokuz sayısı, Türklerin en çok eskilerden beri uğurlu sayılarındandır
    DOKUZ ARKA: Dokuz/Arka (…Eski dönemlerde soyluluk gösterme ve belli etmesi açısından, bir kişinin babasından itibaren geriye doğru dokuz atasının sayılıp açıklanması..)
    DOLANDI: Dolanan, gezgin
    DOLU: 1-Bilgin, tecrübeli, öğretmen 2- Bütün, tam, eksiksiz 3, Şamanist gelenekte ve Alevi_Bektaşi gelenekte, içki, şarap 4- kısa süren, iri taneli yağmur
    DOLUN: Tam, bütün, eksiksiz
    Yakut Türklerinin eski bereket Tanrılarından
    DOLUNAY: Ayın on dördü, ayın en güzel hali
    DOMANİÇ: 1-Dumanlı bölge 2- Tümsek, engebeli arazi
    DONAT: Giyim, kuşam, zenginlik, cömertlik
    DOMURCUK: Gül, tomurcuk
    DONATMIŞ: Giydirip, kuşatmış, sevindirmiş, cömertlik göstermiş
    DONATUR: Cömert, eli açık, bağışlayıcı
    DONSUZ: Çıplak, fakir, varlıksız
    DORA: Doruk, zirve, şahika
    DORAN: (Duran) Diri, canlı, yaşayan
    DORU: 1- Doruk, zirve 2- Kara ile kızıl arası renk (At rengi)
    DORUK: Zirve, uç, şahika
    DOYMADUK: Doyumsuz, sevilmeye doymayan, doyulmayan
    DOYUM: 1- Doymak, tatmin 2- Ganimet, bereket
    DOYURAN: mec. Cömert, hayr sahibi, iyilik sever
    DÖĞEN: 1- Dövüşçü,döven 2- Ekin saplarını ezmeye yarayan, altında çakmaktaşı bulunan geniş tahta
    DÖĞER: 1- Döver 2- değer, kıymet 3- Kalın, enli bir ağaç
    DÖĞERLİ: Değerli
    DÖĞÜŞ: Dövüş, savaş, kavga
    DÖĞÜŞGEN: Kavgacı, savaşçı
    DÖKÜMHAN: birl. Böküm/Han 1- Dökmekten döküm 2- Düğüm, bağ
    DÖLEK: 1- Çok döl veren 2- Koyunun kuzuladığı yer 3- İtibarlı, saygıdeğer, maharetli
    DÖLEN: Muti, sevgi gösteren
    DÖNDER: (Döne, döndü gibi “dönmek” fiilinden türetilmiş, çocukları ölen ailelerin, yeni çocukları olduğunda kullandıkları adlardan)
    DÖNDÜ: Dönüş yapan (Reenkarnasyon) çocukları ölen ailelerin verdiği adlardan
    DÖNGEL: Saat
    DÖNGÜ: Dönüşüm, başa dönüş
    DÖNGÜN: Dargın, gönlü kırık
    DÖNMEZ: Kararlı, cesur, azimli
    DULAK: Dolu, olgun, tecrübeli
    DUMAN: 1- Sis, kırağı 2- ateşten çıkan gaz
    DUMLU: 1- dumanlı, sisli bölge 2- Soğuk ve ayaz alan yer
    DUMRUL : 1- Okun sivri ucu 2- Başı dumanlı, efkarlı
    DURA: (Durak) 1- yaşam, hayat 2- Sağlamlık, dayanıklılık, kalıcılık 3- ev, yaşanılan yer, barınak (Bu ad, çocukları ölmüş ailelerin yeni çocukları olduğunda yaşamda kalıp uzun yaşaması ve sağlıklı olması dileğini içeren adlardandır ve çok eskilere dayanan bir gelenekle bu gün de sürdürülmektedir.Durak, Dursun, Durmuş, Durdu, Yaşar, Tokta, Tok, Toka, Toktamış, Turan vb. adlar da hep aynı psikoloji ve geleneğin ürünüdür.
    DURAK: (Dura) Yaşam, hayat
    DURAN: (Turan) Durucu, kalıcı, yaşayan, canlı
    DURCU: Durucu, kalıcı canlı
    DURDU: 1- Duran, kalıcı, canlı, yaşayan 2- Yaşam, hayat
    DURGAÇ: Durak, durulan, yaşanılan yer
    DURGUN: 1- Durulmuş, süzülmüş, arınmış 2- Sakin, sükuna ermiş, kendi halinde
    DURMUŞ: 1- Duran, yaşayan, canlı 2- Yaşam, hayat
    DURSUN: Durması, yaşaması istenen
    DURU: 1- saf, sade, berrak 2- Duran, durgun
    DURUK: Duru, durucu
    DURUL: 1- Sükun bulmak, huzura kavuşmak 2- Günahsızlık, arınmışlık
    DURULCA: Masum, günahsız
    DURULMAZ: Afacan, yaramaz
    DURULMUŞ: Tatminkar, sakin
    DURUM: Yaşam, hayat, süreğenlik, duruş
    DUVA: (Düve)
    DUVAK: Örtül kapanmış, gelin başı
    DUVAN: (Doğan)
    DUYAN: Duyucu, hissedici
    DUYAR: Duyarlı, hisli, duygulu
    DUYARI: Duyarlılık, hislilik
    DUYGU: His, duyum
    DUYUŞ: Duyum, hissediş, duyarlılık
    DUYUŞAN: Duyan, hisseden
    DÜĞÜN: (Töğün, Toygün) Toy günü, yemekli eğlence
    DÜŞ: Rüya, aniden ortaya çıkış
    DÜŞELGE: Pay, hisse
    DÜŞERGE: Miras, pay
    DÜŞÜNGÜ: Düşünerek üzülme, kafaya takma, üzülme, teessür
    DÜVE:1- Genç inek, dananın büyüğü 2- Döven, dövüşçü
    DÜVECİ: Dövücü, dövüşçü
    DÜVEHAN: birl. Düve/Han
    DÜVEN: (Döven)
    DÜYECİ: Dövüşçü, döğüşçü
    DÜZ: (Tüz) 1- Doğru, doğruluk, gerçek 2- Soy, kök, döl 3- Kural,kaide
    DÜZE: Düzen, uslup, tarz
    DÜZEN: Kural, kurallar bütünü
    DÜZGE: Süs, makyaj
    DÜZGÜN: 1- Düzülü, düzenli, muntazam 2- Gidişat, teamül

    Alıntıları Göster
    EBİN:(Evin) Tane, öz
    EBİNÇ: Refah, huzur
    EBİRİ: Erim, erdem, fazilet
    EBREK: Dayanıklı, sebatkar
    EBREN: 1- Evren, kainat 2- Felek, talih
    EBRET: Ayrılım, ihtilaf
    EBRÜK: Dayanıklı, sebatkar
    ECE: (Eçe)
    ECEVİT: 1- Çalışkan ,, aktif 2- haşarı, yaramaz
    EÇE: 1- Dahi, çok akıllı, çok zeki 2- Saygıdeğer, görgülü hanım
    EÇİNE: Doğru sözlü, sözüne güvenilir
    EDE: (Edi, Ata) Atalık, hatırı sayılan, sözü dinlenen kişi
    EDERKON: birl. Ede/Kon (Konmaktan can, ruh)
    EDGÜ: 1- İyi, güzel, hoş 2- Adil, adaletli 3- Eğitmen, öğretmen
    EDGÜDİ: 1- Eğitici, öğretici 2- İyi, ala
    EDİ: Eda, ata, saygıdeğer ulu kişi
    EDİGE: 1- İyi, iyi kalpli 2- öğretmen
    EDİK: Kısa konçlu çizme
    EDİL: (İdil,etil, atil) iyilik, güzellik
    EDİZ: 1- Kıymet, kıymetli 2- Yüksek, Yükselmiş
    EGE: (Eke,Öke)1- Dahi, çok akıllı 2- Egemen, sahip 3- Bakıcı, eğitici
    EGEMEN: 1- Hakim, sahip, kendinden başkasını dinlemeyen, buyrukçu 2- bilge kişi, dahi
    3- ağa, ağabey
    EGİT: Göz değmesi ve nazara karşı göz kenarlarına sürülen bir ot
    EĞBER: Eğri, eğrilmiş
    EĞİLMEZ: Gururlu, mağrur, dik başlı
    EĞİN: Eğirilmiş
    EĞİR: 1- Sarış, çeviriş, kuşatma 2- bükme, kıvırma
    EĞNEZ: Narin, zayıf, ince
    EĞREK: Sık, bol
    EĞRİ: Eğik, bükük mec. Saygılı, alçak gönüllü
    EĞRİM: Pınar, göze, küçük çağlayan
    EKE:1- Dahi, çok akıllı 2- Sahip, egemen 3- bakıcı, eğitici
    EKEÇ: Cana yakın ve çekici kız
    EKELİK: Deha, kıymet
    EKİM: 1- Ekin ekme eylemi 2- Yarım, ziraat
    EKİN: 1- Mahsul, tarla ürünü 2- tarlaya ekilip olması beklenen her türlü bitki
    EKİNCİ: 1-İkinci (erkek, ya da kız) 2- Rençber, çiftçi
    EKSÜK: Azlık, yokluk, yoksulluk
    EKŞİ: Eksi,eksik, azlık, yokluk
    EL: 1- İl, Ülke, Memleket 2- İlgi, bağlantı 3- Barış, Sukunet 4- Kolun, bilekten aşağısı
    ELA: (Ala) Renkli alacalı
    ELBAN: (İlban) Devletçi, devletine bağlı, sadık
    ELBİR: birl. El/Bir mec. Elbirliği, işbirliği, imece
    ELCEK: 1- Ekin biçme aracı 2- Munis, sessiz
    ELÇİK: Eldiven
    ELÇİ: 1- Devletine bağlı, devletçi 2- Devleti adına aracılık eden, haberci, temsilci
    ELÇİM: Demet, tutam
    ELÇİN: 1- Demet, bağ, buket 2- Ekin biçerken kullanılan bir alet 3- Devlet görevlisi, devletine bağlı
    ELDEK: 1- basiret, kabiliyet, eylem gücü 2- Yedek, elde bulunan
    ELDEM: 1-Alışkın, yetişkin 2- Sevimli, cana yakın 3- evcil koyun
    ELDÜZ: birl. El/Düz Yurtsever
    ELEZ: (Eliz)Arı,duru, temiz, munis, uyumlu
    Yakut destanlarında bekaret tanrıçası (Ulu Tuyun’un kızı)
    ELGAY: Yurtsever
    ELGİN: 1- Konuk, öncelik verilen kişi 2- Gurbetçi, yurdundan uzak
    ELGÖRMÜŞ: Gezgin, seyyah
    ELGÜN: Halk, avam, halktan kişi
    ELİBOL: Cömert, eli açık, sahi
    ELİK: Usta, eli yatkın
    ELİŞ: Usta, maharetli
    ELİTAŞ: Cimri, eli sıkı
    ELİTEZ: Becerikli
    ELKATMIŞ: birl. El/Katmış Ülke fethetmiş, algan
    ELKİN: 1- konuk 2- Yolcu
    ELÖVER: Yurtsever
    ELTUTAR: birl. 1- El/Tutar mec. Yardımsever, hayırşinas 2- Fatih, Algan
    ELVEREN: Olgunlaşan, yeterlilik kazanan
    EMÇİ: Doktor,eczacı
    EMEÇ: Amaç, gaye
    EMEK: 1- Gayret, cehd, zahmet 2- Güç, enerji
    EMEN: 1-Can, ruh, hayat 2- Ağaç dikmek için açılan çukur 3- meşe ağacı
    EMET: Sınır, mesafe
    EMGEK: Emek, zahmet, güçlük
    EMLEK: Duygulu, merhametli
    EMRE: (İmre) Düşkün, aşık, hayallerle yaşayan
    EN: (Yen)1- Derinlik, genişlik 2- Av 3-Kıyı 4- Arka
    ENÇU: Sükun,huzur,ruh derinliği
    ENDEŞ: Eşit, müsavi
    ENEÇ: Meyil, meyilli
    ENİK: (enük, enek)Genişçe, yayık
    ENGİN: 1- Genişlik, derinlik, yayıklık 2- ufuk, ufuk çizgisi
    ENİCUK: Hısım, kavim- kardeş
    ENİŞ: (Enuş) 1- İniş, yokuşun karşılığı mec. Rahata ve huzura erme 2- Uçlarda, ekstrem
    ENKİŞ: Tecrübeli, deneyimli, olgun
    ER: 1- Olgun,olmuş, ergin, yetişkin erkek 2- Asker, çeri
    ERÇE: birl. Er/Çe…Erkeğe yakışır biçimde
    ERÇİN: Ülkenin idari bölümlerinden her biri (İl, ilçe, kasaba vb.)
    ERDEM: ( Ertem) Fazilet, bilgelik, yücelik, hünerlilik
    ERDEMÇİ: Erdem sahibi
    ERDEMLÜ: Erdem sahibi
    ERDEN: Er parçası, erden olma
    ERDİN: Ermiş, olgun
    EREK: Erişilmek istenen, ülkü, hedef
    EREKLİ: (Ereğli) Ereği olan
    EREM: Müjde, iyi haber
    EREN: 1- Olgun, 2- Hür, bağımsız 3- Din ile bütünleşmiş
    ERENTÜZ: birl. Eren/Düz
    T…Tuva ve Çuvaş Türklerinde, “Terazi Yıldızı”
    EREZ: 1- Erişilen, mutlu olunan 2- Cesur, gözü kara, dayanıklı
    ERGEN: Olgun, deneyimli
    ERGENE: 1- Güçlülük, egemenlik 2- Maden dağı 3- Dağlar arasındaki geçit
    ERGENEKON: 1- Maden dağı 2- Dağlar arasındaki yurt
    ERGİ: Eriş, olgunluk, deneyim
    ERGİL: 1- Bilgili, deneyimli, yetişkin 2- Savaşçı, cengaver
    ERGİN: 1- Ermiş, olgun, irfan sahibi 2- Savaşçı, cengaver
    ERGUN: 1- Yumuşak huylu kişi 2- Hızlı koşan at 3- Argun
    ERİK: Ermiş, olgun, bilge, filozof, becerikli
    ERİKEN: Ermiş, olgun, bilge
    ERİM: 1- Müjde, iyi haber 2- Felsefe, derin bilgi 3- Vade, zaman
    ERİNCİK: Mahçup, utangaç
    ERİNÇ: 1- Olacak, olması gereken, kaçınılmaz sonuç 2- Nimet, bolluk
    ERİŞ: Gaye, erişilmesi istenen
    ERİŞEK: Ülkü, gaye
    ERİŞEN: Ulaşan, vasıl olan
    ERİŞKİN: Olgun, kamil, ermiş
    ERK: 1- Güç, kudret 2- İktidar, erklik, hükümranlık 3- Bağımsızlık,egemenlik
    ERKE: 1- Egemen, güç 2- İşve, naz, cilve 3- Çekicilik, çekiciliği kullanma istek ve yeteneği
    Türk mitolojisinde, Ülgen’in dokuz kızından biri ve namus tanrıçası
    ERKELİ: Egemen
    ERKEM: Nazlım, işvelim, edalım
    ERKİ: 1- Güçlü, egemen, erke 2- Atik, çevik
    ERKİN: 1- Bağımsız, otorite tanımaz 2- Başına bıuruk, kendi bildiğini okuyan 3- Sürekli, süreklilik
    ERKİNDİK: Erkinlik, bağımsızlık, hürriyet
    ERKLİG: Egemen, kuvvetli, şevkatli
    ERKMEN: 1- Bağımsız, başına buyruk 2- Bekar, evlenmemiş
    ERLİK HAN: birl. Erlik/Han
    Şamanist gelenekte “Cezalandırma Tanrısı”
    ERMAN: 1- Erdemli, güç, mert 2- Kutsal, mukaddes
    ERMİŞ: Olgun, müdrik
    ERNEK: Küçük parmak, serçe parmağı
    ERSE: Ermesi, olgunlaşması istenen
    ERSİN: 1- Uzun ömürlülük dileği 2- Olgunluk, bilgelik dileği
    ERSÜ: Fazla, çok fazlalık
    ERTE: 1- Seher, şafak 2- Yarın, gelecek, sonraki, halef
    ERTEGİ: Destan, lejant
    ERTEN: Tan, şafak
    ERTİK: Meslek, sanat
    ERTİM: Olgun, erişkin, bilge
    ERTİN: 1- Mahsun, hüzünlü 2- Kendine yeten
    ERTİNGÜ: 1- Olağanüstü, fevkalade 2- Efsane, mit
    ERZENE: Doruk, zirve, en üst
    ERZİ: Veli, vasi, yönetici
    ERZİK: 1- Asıl, ana, temel 2- Soylu ve yiğit
    ESBOL: birl. Es/Bol …Çok zeki, çok akıllı (Usu-bol)
    ESE: 1- Mutluluk, sağlık 2- Yel, esinti
    ESELİK: Selam, selamet
    ESEN: 1- Sağlık, selamet 2- Yel, yumuşak yel
    ESENLÜ: Esenli, sağlıklı
    ESER: Esinti, yel
    ESİ: Yel, esinti
    ESİM: Esinti
    ESİN: 1- Esinti, yel 2- soluk, sağlık, nefes 3- İlham
    ESİNTİ: Yel, hafif yel
    ESİRGEN: 1- Arkadaş, dost, yaren 2- korunan, yakınlık duyulan
    ESİRGENÇ: Nazlı, nazenin
    ESİRKİŞ: Merhamet, acıma duygusu
    ESKİN: Yel, yel alan
    ESLEK: 1- Yumuşak başlı, uysal 2- Selam, selamet
    ESNEK: Uzayan, genişleyen, esen
    ESRİGÜN: birl. Esri/Gün…fırtına
    ESRİK: Mecnun, kendinden geçmiş
    ESRİMİŞ: Kendinden geçmiş
    ESTELİK: Yadigar, hatıra
    ESTİ: Yel, esinti
    EŞİM: Çalışkan, becerikli
    EŞİNGEN: 1- Çalışkan 2- Eşit, müsavi
    EŞİTGEN: İşitken, işiten, dikkatli
    EŞKİN: 1- Hızlı, atik 2- Dayanıklı, metin 3- Rüzgarlı bölge, rüzgar alan bölge
    EŞLİK: Dost, yaren, refik
    ETGÜ: 1- İyi, iyilik 2- Etki, şiddet
    ETİGE: Öğretmen, mürebbiye
    ETİL: İtil- idil
    ETİNGÜ: Olağanüstü, fevkalade
    ETİZ: Yüksek, ulu
    EVCİL: Evine bağlı, evcimen
    EVCİM: 1- Evcimen, evcil 2- İşgüzar, hamarat
    EVCİMEN: Evine bağlı
    EVCİMİK: Ekonomist, muktesit
    EVDEŞ: Hanım, erkeğin eşi
    EVGİ: İvedi, acele
    EVGİN: 1- Aceleci, telaşlı 2- Evcil, evine bağlı
    EVİN: Cevher, öz, nüve
    EVİRGEN: 1- Tedbir, tedbirli 2- Dönüşüm, çevirim
    EVREN: 1- Kainat 2- Ejderha, canavar 3- Baht, talih
    EVRENSEL: Evreni kaplayan, evreni içine alan
    EYGİ: İyi, salih, temiz
    EYGİŞ: İyi kişi, iyi insan
    EYGÜ: İyi, iyice
    EYİN: Vücut
    EYİNÇ: Refah, mutluluk
    EYLEM: 1- İş, iş görme, çalışma 2- Etkileyici davranış 3- Durdurma, önünü kesme
    EYLETMEZ: Amansız, aman vermez
    EYLETÜR: İyilik sahibi, cömert
    EYLİK: İyilik, yardım, iane
    EYMEN : 1- Alçak gönüllü, mütevazı 2- Yardımsever, hayırşinas
    EYMÜR: (Eymir) İyilik sahibi, hayırşinas
    EYTEMİŞ: Güzel konuşan, tatlı dilli, hatip
    EYÜGE: İyi,iyice
    EZDİ: Ezen, ezici, baskıcı
    EZGİ: 1- İyi, iyilik, 2- Uyum, ahenk 3- Acı, üzüntü 4- Name, hoş sada
    EZGİN: Ezik, ezilmiş, acı çekmiş, mahzun
    EZİLGEN: Mazlum, zulüm görmüş
    EZİM: 1- Belirti, iz 2- Zorunluluk, mecburiyet
    EZİNÇ: 1- Belirti, iz 2- Ezginlik, mahzunluk




  • quote:

    Orijinalden alıntı: Panzerkampfwaagen VI

    BURAK: Güçlü, yenilmez

    Alıntıları Göster
    quote:

    Orjinalden alıntı: 1717

    BURAK: Güçlü, yenilmez

    +1




  • quote:

    Orijinalden alıntı: ArjesT

    BAKIRSOKUM:birl. Bakır/Sokum (Kuzey Türklerinde, Merih yıldızı anlamına kullanılmaktadır.) böle isim mi olur


    Bakırsokum gel oğlum


    Alıntıları Göster
    quote:

    Orjinalden alıntı: AmmuT

    BAKIRSOKUM:birl. Bakır/Sokum (Kuzey Türklerinde, Merih yıldızı anlamına kullanılmaktadır.) böle isim mi olur


    Bakırsokum gel oğlum


    Bakırsokum gel oğlum bide bn sokum




  • quote:

    Orijinalden alıntı: Euphorus

    EBİN:(Evin) Tane, öz
    EBİNÇ: Refah, huzur
    EBİRİ: Erim, erdem, fazilet
    EBREK: Dayanıklı, sebatkar
    EBREN: 1- Evren, kainat 2- Felek, talih
    EBRET: Ayrılım, ihtilaf
    EBRÜK: Dayanıklı, sebatkar
    ECE: (Eçe)
    ECEVİT: 1- Çalışkan ,, aktif 2- haşarı, yaramaz
    EÇE: 1- Dahi, çok akıllı, çok zeki 2- Saygıdeğer, görgülü hanım
    EÇİNE: Doğru sözlü, sözüne güvenilir
    EDE: (Edi, Ata) Atalık, hatırı sayılan, sözü dinlenen kişi
    EDERKON: birl. Ede/Kon (Konmaktan can, ruh)
    EDGÜ: 1- İyi, güzel, hoş 2- Adil, adaletli 3- Eğitmen, öğretmen
    EDGÜDİ: 1- Eğitici, öğretici 2- İyi, ala
    EDİ: Eda, ata, saygıdeğer ulu kişi
    EDİGE: 1- İyi, iyi kalpli 2- öğretmen
    EDİK: Kısa konçlu çizme
    EDİL: (İdil,etil, atil) iyilik, güzellik
    EDİZ: 1- Kıymet, kıymetli 2- Yüksek, Yükselmiş
    EGE: (Eke,Öke)1- Dahi, çok akıllı 2- Egemen, sahip 3- Bakıcı, eğitici
    EGEMEN: 1- Hakim, sahip, kendinden başkasını dinlemeyen, buyrukçu 2- bilge kişi, dahi
    3- ağa, ağabey
    EGİT: Göz değmesi ve nazara karşı göz kenarlarına sürülen bir ot
    EĞBER: Eğri, eğrilmiş
    EĞİLMEZ: Gururlu, mağrur, dik başlı
    EĞİN: Eğirilmiş
    EĞİR: 1- Sarış, çeviriş, kuşatma 2- bükme, kıvırma
    EĞNEZ: Narin, zayıf, ince
    EĞREK: Sık, bol
    EĞRİ: Eğik, bükük mec. Saygılı, alçak gönüllü
    EĞRİM: Pınar, göze, küçük çağlayan
    EKE:1- Dahi, çok akıllı 2- Sahip, egemen 3- bakıcı, eğitici
    EKEÇ: Cana yakın ve çekici kız
    EKELİK: Deha, kıymet
    EKİM: 1- Ekin ekme eylemi 2- Yarım, ziraat
    EKİN: 1- Mahsul, tarla ürünü 2- tarlaya ekilip olması beklenen her türlü bitki
    EKİNCİ: 1-İkinci (erkek, ya da kız) 2- Rençber, çiftçi
    EKSÜK: Azlık, yokluk, yoksulluk
    EKŞİ: Eksi,eksik, azlık, yokluk
    EL: 1- İl, Ülke, Memleket 2- İlgi, bağlantı 3- Barış, Sukunet 4- Kolun, bilekten aşağısı
    ELA: (Ala) Renkli alacalı
    ELBAN: (İlban) Devletçi, devletine bağlı, sadık
    ELBİR: birl. El/Bir mec. Elbirliği, işbirliği, imece
    ELCEK: 1- Ekin biçme aracı 2- Munis, sessiz
    ELÇİK: Eldiven
    ELÇİ: 1- Devletine bağlı, devletçi 2- Devleti adına aracılık eden, haberci, temsilci
    ELÇİM: Demet, tutam
    ELÇİN: 1- Demet, bağ, buket 2- Ekin biçerken kullanılan bir alet 3- Devlet görevlisi, devletine bağlı
    ELDEK: 1- basiret, kabiliyet, eylem gücü 2- Yedek, elde bulunan
    ELDEM: 1-Alışkın, yetişkin 2- Sevimli, cana yakın 3- evcil koyun
    ELDÜZ: birl. El/Düz Yurtsever
    ELEZ: (Eliz)Arı,duru, temiz, munis, uyumlu
    Yakut destanlarında bekaret tanrıçası (Ulu Tuyun’un kızı)
    ELGAY: Yurtsever
    ELGİN: 1- Konuk, öncelik verilen kişi 2- Gurbetçi, yurdundan uzak
    ELGÖRMÜŞ: Gezgin, seyyah
    ELGÜN: Halk, avam, halktan kişi
    ELİBOL: Cömert, eli açık, sahi
    ELİK: Usta, eli yatkın
    ELİŞ: Usta, maharetli
    ELİTAŞ: Cimri, eli sıkı
    ELİTEZ: Becerikli
    ELKATMIŞ: birl. El/Katmış Ülke fethetmiş, algan
    ELKİN: 1- konuk 2- Yolcu
    ELÖVER: Yurtsever
    ELTUTAR: birl. 1- El/Tutar mec. Yardımsever, hayırşinas 2- Fatih, Algan
    ELVEREN: Olgunlaşan, yeterlilik kazanan
    EMÇİ: Doktor,eczacı
    EMEÇ: Amaç, gaye
    EMEK: 1- Gayret, cehd, zahmet 2- Güç, enerji
    EMEN: 1-Can, ruh, hayat 2- Ağaç dikmek için açılan çukur 3- meşe ağacı
    EMET: Sınır, mesafe
    EMGEK: Emek, zahmet, güçlük
    EMLEK: Duygulu, merhametli
    EMRE: (İmre) Düşkün, aşık, hayallerle yaşayan
    EN: (Yen)1- Derinlik, genişlik 2- Av 3-Kıyı 4- Arka
    ENÇU: Sükun,huzur,ruh derinliği
    ENDEŞ: Eşit, müsavi
    ENEÇ: Meyil, meyilli
    ENİK: (enük, enek)Genişçe, yayık
    ENGİN: 1- Genişlik, derinlik, yayıklık 2- ufuk, ufuk çizgisi
    ENİCUK: Hısım, kavim- kardeş
    ENİŞ: (Enuş) 1- İniş, yokuşun karşılığı mec. Rahata ve huzura erme 2- Uçlarda, ekstrem
    ENKİŞ: Tecrübeli, deneyimli, olgun
    ER: 1- Olgun,olmuş, ergin, yetişkin erkek 2- Asker, çeri
    ERÇE: birl. Er/Çe…Erkeğe yakışır biçimde
    ERÇİN: Ülkenin idari bölümlerinden her biri (İl, ilçe, kasaba vb.)
    ERDEM: ( Ertem) Fazilet, bilgelik, yücelik, hünerlilik
    ERDEMÇİ: Erdem sahibi
    ERDEMLÜ: Erdem sahibi
    ERDEN: Er parçası, erden olma
    ERDİN: Ermiş, olgun
    EREK: Erişilmek istenen, ülkü, hedef
    EREKLİ: (Ereğli) Ereği olan
    EREM: Müjde, iyi haber
    EREN: 1- Olgun, 2- Hür, bağımsız 3- Din ile bütünleşmiş
    ERENTÜZ: birl. Eren/Düz
    T…Tuva ve Çuvaş Türklerinde, “Terazi Yıldızı”
    EREZ: 1- Erişilen, mutlu olunan 2- Cesur, gözü kara, dayanıklı
    ERGEN: Olgun, deneyimli
    ERGENE: 1- Güçlülük, egemenlik 2- Maden dağı 3- Dağlar arasındaki geçit
    ERGENEKON: 1- Maden dağı 2- Dağlar arasındaki yurt
    ERGİ: Eriş, olgunluk, deneyim
    ERGİL: 1- Bilgili, deneyimli, yetişkin 2- Savaşçı, cengaver
    ERGİN: 1- Ermiş, olgun, irfan sahibi 2- Savaşçı, cengaver
    ERGUN: 1- Yumuşak huylu kişi 2- Hızlı koşan at 3- Argun
    ERİK: Ermiş, olgun, bilge, filozof, becerikli
    ERİKEN: Ermiş, olgun, bilge
    ERİM: 1- Müjde, iyi haber 2- Felsefe, derin bilgi 3- Vade, zaman
    ERİNCİK: Mahçup, utangaç
    ERİNÇ: 1- Olacak, olması gereken, kaçınılmaz sonuç 2- Nimet, bolluk
    ERİŞ: Gaye, erişilmesi istenen
    ERİŞEK: Ülkü, gaye
    ERİŞEN: Ulaşan, vasıl olan
    ERİŞKİN: Olgun, kamil, ermiş
    ERK: 1- Güç, kudret 2- İktidar, erklik, hükümranlık 3- Bağımsızlık,egemenlik
    ERKE: 1- Egemen, güç 2- İşve, naz, cilve 3- Çekicilik, çekiciliği kullanma istek ve yeteneği
    Türk mitolojisinde, Ülgen’in dokuz kızından biri ve namus tanrıçası
    ERKELİ: Egemen
    ERKEM: Nazlım, işvelim, edalım
    ERKİ: 1- Güçlü, egemen, erke 2- Atik, çevik
    ERKİN: 1- Bağımsız, otorite tanımaz 2- Başına bıuruk, kendi bildiğini okuyan 3- Sürekli, süreklilik
    ERKİNDİK: Erkinlik, bağımsızlık, hürriyet
    ERKLİG: Egemen, kuvvetli, şevkatli
    ERKMEN: 1- Bağımsız, başına buyruk 2- Bekar, evlenmemiş
    ERLİK HAN: birl. Erlik/Han
    Şamanist gelenekte “Cezalandırma Tanrısı”
    ERMAN: 1- Erdemli, güç, mert 2- Kutsal, mukaddes
    ERMİŞ: Olgun, müdrik
    ERNEK: Küçük parmak, serçe parmağı
    ERSE: Ermesi, olgunlaşması istenen
    ERSİN: 1- Uzun ömürlülük dileği 2- Olgunluk, bilgelik dileği
    ERSÜ: Fazla, çok fazlalık
    ERTE: 1- Seher, şafak 2- Yarın, gelecek, sonraki, halef
    ERTEGİ: Destan, lejant
    ERTEN: Tan, şafak
    ERTİK: Meslek, sanat
    ERTİM: Olgun, erişkin, bilge
    ERTİN: 1- Mahsun, hüzünlü 2- Kendine yeten
    ERTİNGÜ: 1- Olağanüstü, fevkalade 2- Efsane, mit
    ERZENE: Doruk, zirve, en üst
    ERZİ: Veli, vasi, yönetici
    ERZİK: 1- Asıl, ana, temel 2- Soylu ve yiğit
    ESBOL: birl. Es/Bol …Çok zeki, çok akıllı (Usu-bol)
    ESE: 1- Mutluluk, sağlık 2- Yel, esinti
    ESELİK: Selam, selamet
    ESEN: 1- Sağlık, selamet 2- Yel, yumuşak yel
    ESENLÜ: Esenli, sağlıklı
    ESER: Esinti, yel
    ESİ: Yel, esinti
    ESİM: Esinti
    ESİN: 1- Esinti, yel 2- soluk, sağlık, nefes 3- İlham
    ESİNTİ: Yel, hafif yel
    ESİRGEN: 1- Arkadaş, dost, yaren 2- korunan, yakınlık duyulan
    ESİRGENÇ: Nazlı, nazenin
    ESİRKİŞ: Merhamet, acıma duygusu
    ESKİN: Yel, yel alan
    ESLEK: 1- Yumuşak başlı, uysal 2- Selam, selamet
    ESNEK: Uzayan, genişleyen, esen
    ESRİGÜN: birl. Esri/Gün…fırtına
    ESRİK: Mecnun, kendinden geçmiş
    ESRİMİŞ: Kendinden geçmiş
    ESTELİK: Yadigar, hatıra
    ESTİ: Yel, esinti
    EŞİM: Çalışkan, becerikli
    EŞİNGEN: 1- Çalışkan 2- Eşit, müsavi
    EŞİTGEN: İşitken, işiten, dikkatli
    EŞKİN: 1- Hızlı, atik 2- Dayanıklı, metin 3- Rüzgarlı bölge, rüzgar alan bölge
    EŞLİK: Dost, yaren, refik
    ETGÜ: 1- İyi, iyilik 2- Etki, şiddet
    ETİGE: Öğretmen, mürebbiye
    ETİL: İtil- idil
    ETİNGÜ: Olağanüstü, fevkalade
    ETİZ: Yüksek, ulu
    EVCİL: Evine bağlı, evcimen
    EVCİM: 1- Evcimen, evcil 2- İşgüzar, hamarat
    EVCİMEN: Evine bağlı
    EVCİMİK: Ekonomist, muktesit
    EVDEŞ: Hanım, erkeğin eşi
    EVGİ: İvedi, acele
    EVGİN: 1- Aceleci, telaşlı 2- Evcil, evine bağlı
    EVİN: Cevher, öz, nüve
    EVİRGEN: 1- Tedbir, tedbirli 2- Dönüşüm, çevirim
    EVREN: 1- Kainat 2- Ejderha, canavar 3- Baht, talih
    EVRENSEL: Evreni kaplayan, evreni içine alan
    EYGİ: İyi, salih, temiz
    EYGİŞ: İyi kişi, iyi insan
    EYGÜ: İyi, iyice
    EYİN: Vücut
    EYİNÇ: Refah, mutluluk
    EYLEM: 1- İş, iş görme, çalışma 2- Etkileyici davranış 3- Durdurma, önünü kesme
    EYLETMEZ: Amansız, aman vermez
    EYLETÜR: İyilik sahibi, cömert
    EYLİK: İyilik, yardım, iane
    EYMEN : 1- Alçak gönüllü, mütevazı 2- Yardımsever, hayırşinas
    EYMÜR: (Eymir) İyilik sahibi, hayırşinas
    EYTEMİŞ: Güzel konuşan, tatlı dilli, hatip
    EYÜGE: İyi,iyice
    EZDİ: Ezen, ezici, baskıcı
    EZGİ: 1- İyi, iyilik, 2- Uyum, ahenk 3- Acı, üzüntü 4- Name, hoş sada
    EZGİN: Ezik, ezilmiş, acı çekmiş, mahzun
    EZİLGEN: Mazlum, zulüm görmüş
    EZİM: 1- Belirti, iz 2- Zorunluluk, mecburiyet
    EZİNÇ: 1- Belirti, iz 2- Ezginlik, mahzunluk

    Alıntıları Göster
    GALI:Kalın, Hediye, bağış, çehiz
    GALIN: Hediye, çehiz
    GAMAĞ: Bütünlük, bütün, tüm
    GARA: Kara
    GARACU: Sivil, resmi olmayan
    GARGILI: Kargılı, mızraklı
    GASPAK: Süslü, müzeyyen
    GAYIR: (Kayır) 1- Taraf, destek, kayırma 2- Lütuf, ihsan, hediye
    GAYURMUŞ: Kayırmış
    GAZAN: (Kazan) 1- Kazanma, kazanç, üstünlük 2- Kızgın, kızgınlı celallenmek
    GEÇE: Geçmiş, mazi, geçen
    GEÇEK: Geçit, köprü
    GEÇER: Geçeli, caiz
    GEÇGEL: Makbul, nafız
    GEÇGİL: Geçerli, makbul
    GEÇGİN: Geçmiş, kendinden geçmiş, feda etmiş
    GEÇİM: 1- Yaşam, dirlik 2- Anlaşma, uyuşma 3- rısk, yiyecek, nafaka
    GEÇİMLÜ: Munis, yumuşak huylu
    GEÇİMLÜK: Geçinmek için gerekli olan
    GEDEK: 1- Görev, vazife 2- Oyuk, kırılıp, yıkılarak açılan yol
    GEDİZ: Su birikintisi, gölet
    GEGEZ: Mümkün, uyumlu
    GEĞİN: Set, şiddetli
    GELBERİ: Ocaklardan,ateş çekmek için kullanılan ucu eğri demir çubuk
    GELDEÇ: Gelecek, ati, istikbal
    GELEK: (Gelik) halef, sonraki
    GELGEÇ: Geçici, kalıcı olmayan
    GELGEL: Çekim, cazibe
    GELDİ: Gelecek, istikbal
    GELİN: Gelen, dışarıdan içeriye gelen
    GELİNCİK: Kır çiçeği
    GELİK: Halef, sonraki
    GELİKLİ: Halef
    GENCE: (Gençek, genç) Taze, yavru, genişleyen, gelişen
    GENEŞ: Müşavere, meşveret
    GENGŞİ: Cengşi, mucize
    GENİŞ: Yaygın, enli, engin
    GENSU: birl. Gen/Su Deniz, büyük göl
    GER: 1- Söz verme, ant içme, bağlama, anlaşma, birleşme 2- Vahşi hayvan yavrusu
    3- Dev, devasa
    GERAY: birl. Ger/Ay Uygun, münasip, layık
    GERAYHAN: birl. Geray/Han
    Kırım hanlığının kurucusu ve ilk hanı. Daha sonra gelen hanlar bu adı, birer
    unvan olarak kullanmışlardır.
    GEREZ: Dilber
    GERGÖZ: 1- Zabit, zabıta 2- Geyik gözü
    GERİM: 1- Yön, cihet 2- Hicap, utangaçlık
    GEYİK: (Geyük) Yabani, vahşi, yabancıl
    GEZ: 1- Nişan, işaret 2- Giz, sır
    GEZGİN: Seyyah
    GEZGİNSU: birl. Gezgin/Su …Irmak
    GEZLER: Nişancı, iyi atıcı
    GIYIN: Gamze, çukur
    GİCİK: Taze, hoş, sevimli
    GİDİK: Uç, kenar, sınır, limit
    GİRAY: Uygun, layık
    GİRGİN: Girişken, müteşebbis, cana yakın
    GİRİK: Girişken, müteşebbis
    GİRİŞKEN: Girgin
    GILAV: Teşvik, destek
    GILIG: (Kılık) Huy, yaradılış, tabiat
    GIRGIÇ: Çalışkan, aktif, faal
    GİRÇEK: 1- Gerçek, hakikat 2- Bağlı, sadakatli
    GİRTİNE: İman, inanç
    GİZ: Sır, Gizlilik
    GİZEM: Sır, esrar
    GİZLENÇ: Hazine, define
    GONÇA: Bahşiş, hediye
    GORAL: Kısmet, nasip
    GİCİK: Minyon, sevimli
    GÖCEK: Taze, hoş, güzel
    GÖÇELGE: Konup göçülen yer
    GÖÇER: Göçmen
    GÖÇMEN: Muhacır
    GÖÇÜNCÜ: (Göçküncü) Geçici, fani
    GÖĞEN: Gök rengi, maviye çalan, mavileşmiş
    GÖĞKUTLUĞ: birl. Gök/Kutlu
    GÖĞNÜK: 1- Yanmış, kavrulmuş 2- Mavi, maviye kaçan
    GÖK: 1- Tanrı, Tanrıdan..Tanrısal, kutsal 2- Mavi ,Gök rengi 3- Yer üstü, gökyüzü
    4- Ezel-ebet, başsızlık ve sonsuzluk 5- Güzellik, göz alıcılık, üstünlük
    GÖKBEN: 1- Tanrıdan gelen, gök parçası 2- Masmavi
    GÖKBÖRİ: birl. Gök/Böri Tanrısal kurt..(Bozkurt)
    GÖKBÖRİ: birl. Gök/Böri (..Bazı kaynaklarda “Bozkurt” olarak da geçer.)
    GÖKÇE: Güzel, zarif, çekici, gözalıcı
    GÖKÇEK: Gökçe, çekici, güzel
    GÖKÇEL: Mavimsi, maviye çalan
    GÖKÇELİ: Güzel, Yakışıklı
    GÖKÇEN: Gökçe, güzel, alımlı, dilber
    GÖKÇİL: 1- Gökten gelen, göksel 2- Mavi, maviye çalan
    GÖKÇİN: Mavi
    GÖKLEN: Ulu, mübarek
    GÖKMEN: Tanrısal, Tanrıdan gelen
    GÖKTÜRK: birl. Gök/Türk Tanrıdan kut almış. Kutsanmış Türk…(Tanrısal Türk,
    Tanrı tarafından gökte yaratılıp, yeryüzüne yollanan Türk)
    GÖL: Göl, deniz mec. Ululuk, geniş gönüllülük
    GÖLEĞEZ: birl. Göl kenarında yetişen bir su çiçeği
    GÖLET: Küçük göl, gölcük, yapay göl
    GÖMEÇ: Kuyuda (Toprak fırında pişirilen ekmek)
    GÖMEK: Kömek, yardım, inayet
    GÖMÜÇ: Hazine, define, mücevher
    GÖNDEM: İtaatkar, muti, sadık
    GÖNDER: Mızrak, direk
    GÖNE: Onur, iftihar
    GÖNEN: 1- Feyz 2- Onur, iftihar 3- Bolluk, bereket
    GÖNENÇ: Açık, talih, mutluluk, iftihar
    GÖNÜL: 1- Can, ruh, duygu merkezi 2- Kalb, vücudun kan pompası
    GÖNÜLDAŞ: Gönül birlikteliği, aynı inanç, duygu ve düşünceleri paylaşıp
    savunan bireylerin her biri
    GÖRCEĞİZ: Ufuk çizgisi
    GÖRÇEK: Ufuk, ufuk çizgisi
    GÖRÇÜM: Geçici, fani
    GÖREGEN: Görgülü, görüp geçirmiş, deneyimli
    GÖREK: Görüntü, peyzaj, manzara
    GÖREZ: Meltem, hafif yel
    GÖRGÜ: Terbiye, muaşeret
    GÖRGÜÇ: Dürbün
    GÖRGÜLÜ: Terbiyeli
    GÖRGÜN: Görgülü, deneyimli
    GÖRK: İhtişam, olağanüstü güzellik ve çekicilik, ihtişam, debdebe
    GÖRKEM: İhtişam, debdebe, heybet, olağanüstülük
    GÖRKEN: Hürmetli, Hürmete layık
    GÖRKLÜCE: İhtişamlı, heybetli, yakışıklı, güzel
    GÖRKLÜĞ: Çok güzel, çekici, ihtişamlı
    GÖRÜMCÜK: Görülmesi, ilgilenilmesi gerekli olan
    GÖRÜK: Gözetleyici, casus
    GÖRÜN: Görüntü, Açıklık, netlik
    GÖRÜNDÜK: Aşikar, gizlisiz, saklısız
    GÖVEL: Gök rengini almış, göğe ermiş
    GÖVERİ: Yeşermiş, gururlu
    GÖVEZ: Mağrur, gururlu
    GÖY: Taze, genç
    GÖYMEN: Yanık, yanık tenli
    GÖYNÜK: Yanık, kavrulmuş
    GÖZ KAMAN: birl. Göz/Kaman Gözde, seçkin, göz kamaştırıcı
    GÖZAL: Göz alıcı, farklı, seçkin, el üstünde
    GÖZBAY: birl. Göz/Bay Sihirbaz
    GÖZBAYCI: Sihirbaz, illüzyonist
    GÖZDE: Beğenilen, göze girmiş, el üstünde tutulan, emsallerinden daha üstte bulunan
    GÖZE: (Gözek, Köze) Kaynak suyu, menbaa
    GÖZEBE: Tahmin, beklenti
    GÖZEGER: Çekici, cazibeli
    GÖZEGÜ: Gözde, çekici
    GÖZEĞEN: Ufuk, ufuk çizgisi
    GÖZEĞİR: birl. Göz/Eğir Çekici, cazip, göze hoş gelen
    GÖZEK: Göze
    GÖZEN: Cazibeli, çekici, göze hoş gelen
    GÖZERİ: Dürbün
    GÖZGEÇ: Ayna
    GÖZGÖR: Ayna
    GÖZGÜ: Ayna
    GUNA: Kına
    GONCUK: (Göncük) Kısa gün, kış günü
    GUR: (Gür,Kür) 1- Şiddet, kızgınlık, öfke 2- Ateş, ateşlilik
    GURSAÇTI: birl. Gur/Saçtı (Kızgın, celalli, hiddet ve öfke saçan)
    GUVA: Geyik
    GUYUK: Canavar, ejderha, vahşi ve yırtıcı hayvan
    GUYULDAR: Uyumlu, ahenkli, geçimli
    GUZ: 1- Güzel, çekici, yakışıklı 2- Oğuz
    GÜCENİR: Alıngan, mahçup
    GÜCENMİŞ: Alıngan
    GÜÇ: (Güçü, küç, küçlük) Enerji, kuvvet
    GÜÇEYÜ: Çok güçlü, yenilmez
    GÜÇLÜK: Güç, zorluk, meşakkat
    GÜDEK: Güdülenme, motivasyon
    GÜDER: Murat, emel, beklenti
    GÜDÜL: 1- Saç üzerinde pişirilmiş mısır ekmeği 2- Kısa, kalın 3- Gözü pek
    GÜDÜR: Hayal, kurgu
    GÜLEÇ: Güler yüzlü, mütebessim
    GÜLEGEN: Güler yüzlü, mütebessim
    GÜLEK: 1- Handan, mütebessim 2- Gölcük, küçük göl
    GÜLEN: Mutlu, mütebessim
    GÜLER: Mütebessim, güler yüzlü mec. Talihi açık
    GÜLESİN: Mutlu, sıkıntısız, tasasız olma dileği
    GÜLGÜN: Gülen, mütebessim
    GÜLSÜN: Mutlu, sıkıntısız olma dileği
    GÜLÜK: Gülen, mütebessim
    GÜLÜMSER: Mütebessim, sevimli
    GÜMÜL: Demet, buket, deste
    GÜMÜŞ: Gümüş madeni
    GÜN: Güneş, gündüz, afitap
    GÜNANA: birl. Gün/Ana
    Sogay Türklerinde eski dönem, güneş tanrıçası
    GÜNÇE: Güneşlik, şemsiye
    GÜNÇEK: Güneşlik
    GÜNÇÜ: 1- Güneşe benzeyen, güneş gibi 2- Güneşi seven
    GÜNDAŞ: Gün/Daş ..Aynı güneşi paylaşan, gün ortağı
    GÜNDEM: Ağır başlı, mülayim
    GÜNDEN: El üstünde tutulan, revaçta..
    GÜNDER: birl. Gün/Der (..Derlemekten..)
    GÜNDÖNDÜ: birl. Gün/Döndü bir çiçek türü
    GÜNDÜ: Gündüz, gün ortası
    GÜNDÜZ: Gün içi, gün ortası, güneşli gün
    GÜNEŞ: Güneş
    GÜNEY: (Küney) Güneşe bakan, güneş gören
    GÜNGEN: Takvim, vakit
    GÜNGÖR: birl. Gün/Gör “mec. Bahtı açık olsun, mutlu olsun”
    GÜNGÖRMÜŞ: birl. Gün/Görmüş “mec. Deneyimli, dolu yaşamış
    GÜNLÜK: Güneşlik, şemsiye
    GÜNTÜLÜ: birl. Gün/Tülü (…Gündüz düşü)
    GÜNÜÇ: Nafaka, günlük
    GÜNYELİ: birl. Gün/Yeli ..doğudan gelen yel, doğu rüzgarı
    GÜR: (Kür) 1- Sağlam, sıkı 2- Sık, yoğun 3- Yiğit, korkusuz
    GÜRBOĞA: (Kürboğa) birl. Gür/Boğa
    Türkistan’ın Araplarca işgal edildiği dönemlerde, özellikle o sıralarda
    Genel vali olan, “ İbni-kuteybe” adlı çapulcuya karşı, kahramanca direnen ve her defasında
    Yeni direnişler örgütleyerek, Türkleri işgallere karşı uyanık ve diri tutmaya çalışan bir Türk beyi
    GÜRBÜZ: Sağlıklı, kuvvetli, dayanıklı
    GÜRE: Güç, enerji
    GÜRELİ: 1- Enerjik, çalışkan 2- Haz, doyum
    GÜRGEN: Bir ağaç türü
    GÜRÜZ: (Gürz) Topuz
    GÜVEN: İtimat
    GÜVENÇ: Güvence, garanti
    GÜYÜK: Canavar, vahşi hayvan
    GÜZ: Sonbahar
    GÜZEL: (Gözel) Yakşı, alımlı, çekici, göze hoş gelen
    GÜZEY: 1- Taze, körpe, yeni 2-Destek, fırsat 3- Sonbahar 4- Kuzey yönü
    GÜZİN: (Güzün) Güz vakti, güz vaktinde doğan
    GÜZLEK: Güz döneminde kalınan yer.




  • quote:

    Orijinalden alıntı: Euphorus

    GALI:Kalın, Hediye, bağış, çehiz
    GALIN: Hediye, çehiz
    GAMAĞ: Bütünlük, bütün, tüm
    GARA: Kara
    GARACU: Sivil, resmi olmayan
    GARGILI: Kargılı, mızraklı
    GASPAK: Süslü, müzeyyen
    GAYIR: (Kayır) 1- Taraf, destek, kayırma 2- Lütuf, ihsan, hediye
    GAYURMUŞ: Kayırmış
    GAZAN: (Kazan) 1- Kazanma, kazanç, üstünlük 2- Kızgın, kızgınlı celallenmek
    GEÇE: Geçmiş, mazi, geçen
    GEÇEK: Geçit, köprü
    GEÇER: Geçeli, caiz
    GEÇGEL: Makbul, nafız
    GEÇGİL: Geçerli, makbul
    GEÇGİN: Geçmiş, kendinden geçmiş, feda etmiş
    GEÇİM: 1- Yaşam, dirlik 2- Anlaşma, uyuşma 3- rısk, yiyecek, nafaka
    GEÇİMLÜ: Munis, yumuşak huylu
    GEÇİMLÜK: Geçinmek için gerekli olan
    GEDEK: 1- Görev, vazife 2- Oyuk, kırılıp, yıkılarak açılan yol
    GEDİZ: Su birikintisi, gölet
    GEGEZ: Mümkün, uyumlu
    GEĞİN: Set, şiddetli
    GELBERİ: Ocaklardan,ateş çekmek için kullanılan ucu eğri demir çubuk
    GELDEÇ: Gelecek, ati, istikbal
    GELEK: (Gelik) halef, sonraki
    GELGEÇ: Geçici, kalıcı olmayan
    GELGEL: Çekim, cazibe
    GELDİ: Gelecek, istikbal
    GELİN: Gelen, dışarıdan içeriye gelen
    GELİNCİK: Kır çiçeği
    GELİK: Halef, sonraki
    GELİKLİ: Halef
    GENCE: (Gençek, genç) Taze, yavru, genişleyen, gelişen
    GENEŞ: Müşavere, meşveret
    GENGŞİ: Cengşi, mucize
    GENİŞ: Yaygın, enli, engin
    GENSU: birl. Gen/Su Deniz, büyük göl
    GER: 1- Söz verme, ant içme, bağlama, anlaşma, birleşme 2- Vahşi hayvan yavrusu
    3- Dev, devasa
    GERAY: birl. Ger/Ay Uygun, münasip, layık
    GERAYHAN: birl. Geray/Han
    Kırım hanlığının kurucusu ve ilk hanı. Daha sonra gelen hanlar bu adı, birer
    unvan olarak kullanmışlardır.
    GEREZ: Dilber
    GERGÖZ: 1- Zabit, zabıta 2- Geyik gözü
    GERİM: 1- Yön, cihet 2- Hicap, utangaçlık
    GEYİK: (Geyük) Yabani, vahşi, yabancıl
    GEZ: 1- Nişan, işaret 2- Giz, sır
    GEZGİN: Seyyah
    GEZGİNSU: birl. Gezgin/Su …Irmak
    GEZLER: Nişancı, iyi atıcı
    GIYIN: Gamze, çukur
    GİCİK: Taze, hoş, sevimli
    GİDİK: Uç, kenar, sınır, limit
    GİRAY: Uygun, layık
    GİRGİN: Girişken, müteşebbis, cana yakın
    GİRİK: Girişken, müteşebbis
    GİRİŞKEN: Girgin
    GILAV: Teşvik, destek
    GILIG: (Kılık) Huy, yaradılış, tabiat
    GIRGIÇ: Çalışkan, aktif, faal
    GİRÇEK: 1- Gerçek, hakikat 2- Bağlı, sadakatli
    GİRTİNE: İman, inanç
    GİZ: Sır, Gizlilik
    GİZEM: Sır, esrar
    GİZLENÇ: Hazine, define
    GONÇA: Bahşiş, hediye
    GORAL: Kısmet, nasip
    GİCİK: Minyon, sevimli
    GÖCEK: Taze, hoş, güzel
    GÖÇELGE: Konup göçülen yer
    GÖÇER: Göçmen
    GÖÇMEN: Muhacır
    GÖÇÜNCÜ: (Göçküncü) Geçici, fani
    GÖĞEN: Gök rengi, maviye çalan, mavileşmiş
    GÖĞKUTLUĞ: birl. Gök/Kutlu
    GÖĞNÜK: 1- Yanmış, kavrulmuş 2- Mavi, maviye kaçan
    GÖK: 1- Tanrı, Tanrıdan..Tanrısal, kutsal 2- Mavi ,Gök rengi 3- Yer üstü, gökyüzü
    4- Ezel-ebet, başsızlık ve sonsuzluk 5- Güzellik, göz alıcılık, üstünlük
    GÖKBEN: 1- Tanrıdan gelen, gök parçası 2- Masmavi
    GÖKBÖRİ: birl. Gök/Böri Tanrısal kurt..(Bozkurt)
    GÖKBÖRİ: birl. Gök/Böri (..Bazı kaynaklarda “Bozkurt” olarak da geçer.)
    GÖKÇE: Güzel, zarif, çekici, gözalıcı
    GÖKÇEK: Gökçe, çekici, güzel
    GÖKÇEL: Mavimsi, maviye çalan
    GÖKÇELİ: Güzel, Yakışıklı
    GÖKÇEN: Gökçe, güzel, alımlı, dilber
    GÖKÇİL: 1- Gökten gelen, göksel 2- Mavi, maviye çalan
    GÖKÇİN: Mavi
    GÖKLEN: Ulu, mübarek
    GÖKMEN: Tanrısal, Tanrıdan gelen
    GÖKTÜRK: birl. Gök/Türk Tanrıdan kut almış. Kutsanmış Türk…(Tanrısal Türk,
    Tanrı tarafından gökte yaratılıp, yeryüzüne yollanan Türk)
    GÖL: Göl, deniz mec. Ululuk, geniş gönüllülük
    GÖLEĞEZ: birl. Göl kenarında yetişen bir su çiçeği
    GÖLET: Küçük göl, gölcük, yapay göl
    GÖMEÇ: Kuyuda (Toprak fırında pişirilen ekmek)
    GÖMEK: Kömek, yardım, inayet
    GÖMÜÇ: Hazine, define, mücevher
    GÖNDEM: İtaatkar, muti, sadık
    GÖNDER: Mızrak, direk
    GÖNE: Onur, iftihar
    GÖNEN: 1- Feyz 2- Onur, iftihar 3- Bolluk, bereket
    GÖNENÇ: Açık, talih, mutluluk, iftihar
    GÖNÜL: 1- Can, ruh, duygu merkezi 2- Kalb, vücudun kan pompası
    GÖNÜLDAŞ: Gönül birlikteliği, aynı inanç, duygu ve düşünceleri paylaşıp
    savunan bireylerin her biri
    GÖRCEĞİZ: Ufuk çizgisi
    GÖRÇEK: Ufuk, ufuk çizgisi
    GÖRÇÜM: Geçici, fani
    GÖREGEN: Görgülü, görüp geçirmiş, deneyimli
    GÖREK: Görüntü, peyzaj, manzara
    GÖREZ: Meltem, hafif yel
    GÖRGÜ: Terbiye, muaşeret
    GÖRGÜÇ: Dürbün
    GÖRGÜLÜ: Terbiyeli
    GÖRGÜN: Görgülü, deneyimli
    GÖRK: İhtişam, olağanüstü güzellik ve çekicilik, ihtişam, debdebe
    GÖRKEM: İhtişam, debdebe, heybet, olağanüstülük
    GÖRKEN: Hürmetli, Hürmete layık
    GÖRKLÜCE: İhtişamlı, heybetli, yakışıklı, güzel
    GÖRKLÜĞ: Çok güzel, çekici, ihtişamlı
    GÖRÜMCÜK: Görülmesi, ilgilenilmesi gerekli olan
    GÖRÜK: Gözetleyici, casus
    GÖRÜN: Görüntü, Açıklık, netlik
    GÖRÜNDÜK: Aşikar, gizlisiz, saklısız
    GÖVEL: Gök rengini almış, göğe ermiş
    GÖVERİ: Yeşermiş, gururlu
    GÖVEZ: Mağrur, gururlu
    GÖY: Taze, genç
    GÖYMEN: Yanık, yanık tenli
    GÖYNÜK: Yanık, kavrulmuş
    GÖZ KAMAN: birl. Göz/Kaman Gözde, seçkin, göz kamaştırıcı
    GÖZAL: Göz alıcı, farklı, seçkin, el üstünde
    GÖZBAY: birl. Göz/Bay Sihirbaz
    GÖZBAYCI: Sihirbaz, illüzyonist
    GÖZDE: Beğenilen, göze girmiş, el üstünde tutulan, emsallerinden daha üstte bulunan
    GÖZE: (Gözek, Köze) Kaynak suyu, menbaa
    GÖZEBE: Tahmin, beklenti
    GÖZEGER: Çekici, cazibeli
    GÖZEGÜ: Gözde, çekici
    GÖZEĞEN: Ufuk, ufuk çizgisi
    GÖZEĞİR: birl. Göz/Eğir Çekici, cazip, göze hoş gelen
    GÖZEK: Göze
    GÖZEN: Cazibeli, çekici, göze hoş gelen
    GÖZERİ: Dürbün
    GÖZGEÇ: Ayna
    GÖZGÖR: Ayna
    GÖZGÜ: Ayna
    GUNA: Kına
    GONCUK: (Göncük) Kısa gün, kış günü
    GUR: (Gür,Kür) 1- Şiddet, kızgınlık, öfke 2- Ateş, ateşlilik
    GURSAÇTI: birl. Gur/Saçtı (Kızgın, celalli, hiddet ve öfke saçan)
    GUVA: Geyik
    GUYUK: Canavar, ejderha, vahşi ve yırtıcı hayvan
    GUYULDAR: Uyumlu, ahenkli, geçimli
    GUZ: 1- Güzel, çekici, yakışıklı 2- Oğuz
    GÜCENİR: Alıngan, mahçup
    GÜCENMİŞ: Alıngan
    GÜÇ: (Güçü, küç, küçlük) Enerji, kuvvet
    GÜÇEYÜ: Çok güçlü, yenilmez
    GÜÇLÜK: Güç, zorluk, meşakkat
    GÜDEK: Güdülenme, motivasyon
    GÜDER: Murat, emel, beklenti
    GÜDÜL: 1- Saç üzerinde pişirilmiş mısır ekmeği 2- Kısa, kalın 3- Gözü pek
    GÜDÜR: Hayal, kurgu
    GÜLEÇ: Güler yüzlü, mütebessim
    GÜLEGEN: Güler yüzlü, mütebessim
    GÜLEK: 1- Handan, mütebessim 2- Gölcük, küçük göl
    GÜLEN: Mutlu, mütebessim
    GÜLER: Mütebessim, güler yüzlü mec. Talihi açık
    GÜLESİN: Mutlu, sıkıntısız, tasasız olma dileği
    GÜLGÜN: Gülen, mütebessim
    GÜLSÜN: Mutlu, sıkıntısız olma dileği
    GÜLÜK: Gülen, mütebessim
    GÜLÜMSER: Mütebessim, sevimli
    GÜMÜL: Demet, buket, deste
    GÜMÜŞ: Gümüş madeni
    GÜN: Güneş, gündüz, afitap
    GÜNANA: birl. Gün/Ana
    Sogay Türklerinde eski dönem, güneş tanrıçası
    GÜNÇE: Güneşlik, şemsiye
    GÜNÇEK: Güneşlik
    GÜNÇÜ: 1- Güneşe benzeyen, güneş gibi 2- Güneşi seven
    GÜNDAŞ: Gün/Daş ..Aynı güneşi paylaşan, gün ortağı
    GÜNDEM: Ağır başlı, mülayim
    GÜNDEN: El üstünde tutulan, revaçta..
    GÜNDER: birl. Gün/Der (..Derlemekten..)
    GÜNDÖNDÜ: birl. Gün/Döndü bir çiçek türü
    GÜNDÜ: Gündüz, gün ortası
    GÜNDÜZ: Gün içi, gün ortası, güneşli gün
    GÜNEŞ: Güneş
    GÜNEY: (Küney) Güneşe bakan, güneş gören
    GÜNGEN: Takvim, vakit
    GÜNGÖR: birl. Gün/Gör “mec. Bahtı açık olsun, mutlu olsun”
    GÜNGÖRMÜŞ: birl. Gün/Görmüş “mec. Deneyimli, dolu yaşamış
    GÜNLÜK: Güneşlik, şemsiye
    GÜNTÜLÜ: birl. Gün/Tülü (…Gündüz düşü)
    GÜNÜÇ: Nafaka, günlük
    GÜNYELİ: birl. Gün/Yeli ..doğudan gelen yel, doğu rüzgarı
    GÜR: (Kür) 1- Sağlam, sıkı 2- Sık, yoğun 3- Yiğit, korkusuz
    GÜRBOĞA: (Kürboğa) birl. Gür/Boğa
    Türkistan’ın Araplarca işgal edildiği dönemlerde, özellikle o sıralarda
    Genel vali olan, “ İbni-kuteybe” adlı çapulcuya karşı, kahramanca direnen ve her defasında
    Yeni direnişler örgütleyerek, Türkleri işgallere karşı uyanık ve diri tutmaya çalışan bir Türk beyi
    GÜRBÜZ: Sağlıklı, kuvvetli, dayanıklı
    GÜRE: Güç, enerji
    GÜRELİ: 1- Enerjik, çalışkan 2- Haz, doyum
    GÜRGEN: Bir ağaç türü
    GÜRÜZ: (Gürz) Topuz
    GÜVEN: İtimat
    GÜVENÇ: Güvence, garanti
    GÜYÜK: Canavar, vahşi hayvan
    GÜZ: Sonbahar
    GÜZEL: (Gözel) Yakşı, alımlı, çekici, göze hoş gelen
    GÜZEY: 1- Taze, körpe, yeni 2-Destek, fırsat 3- Sonbahar 4- Kuzey yönü
    GÜZİN: (Güzün) Güz vakti, güz vaktinde doğan
    GÜZLEK: Güz döneminde kalınan yer.

    Alıntıları Göster
    HAN:1- Devlet başkanı 2- Kağana bağlı, özerk devlet başkanı 3- beylik başkanı, yönetici
    HANIM: 1- Han’ın dişisi 2- Soylu kadın 3- Han’ın evdeşi (Hatun) 4- Türk töresinde, kadınlara olan saygıyı ifade eden genel bir sıfat
    HANLI: Yurttaş, Bir Han’a bağlı kişi, Bağımsız bir devletin mensubu
    HATUN: (Katun) 1- Kağan’ın evdeşi, kraliçe 2- Saygı duyulan, görgülü hanım Türkçe’deki, kadın sözcüğü buradan gelir.
    HOMAR: (Humar) Yakışıklı, çekici, güzel, süslü, fiyakalı
    HUN: (Kul) Koyun, koyunlu
    HUŞ: Bir çam ağacı türü.




  • quote:

    Orijinalden alıntı: Euphorus

    HAN:1- Devlet başkanı 2- Kağana bağlı, özerk devlet başkanı 3- beylik başkanı, yönetici
    HANIM: 1- Han’ın dişisi 2- Soylu kadın 3- Han’ın evdeşi (Hatun) 4- Türk töresinde, kadınlara olan saygıyı ifade eden genel bir sıfat
    HANLI: Yurttaş, Bir Han’a bağlı kişi, Bağımsız bir devletin mensubu
    HATUN: (Katun) 1- Kağan’ın evdeşi, kraliçe 2- Saygı duyulan, görgülü hanım Türkçe’deki, kadın sözcüğü buradan gelir.
    HOMAR: (Humar) Yakışıklı, çekici, güzel, süslü, fiyakalı
    HUN: (Kul) Koyun, koyunlu
    HUŞ: Bir çam ağacı türü.

    Alıntıları Göster
    IDAÇU: Muhafız, koruma
    IDUĞ: (Iduk) Kutsal, tanrısal
    IĞAÇ: 1- Ağaç, ağaçlıklı bölge 2- Fersah
    IĞAR: Kıymetli, ağır
    IĞDIR: 1- İyi, hoş, hoşluk 2- Yetkin, ehil
    IĞIRCIK: Fecir
    ILAÇIN: Laçin, şahin kuşu
    ILANKU: 1- Kıvrak, atletik 2- Ulu, Ululanmış, yüce
    ILDIR: 1- Ürküt, ürkütücü 2- Berk, sert
    ILDIRIM: Yıldırım, berk
    ILDUZ: Yıldız, necm
    ILGAR: 1- Gayret, cehd 2- Atın, dört nala gitmesi hali
    ILGAT: Kapalı, müphem, belirsiz
    ILGIM: Serap
    ILGIN: Hoş kokulu bir bitki
    ILGIT: Ilık, tatlı, sakince, yumuşakça
    ILICA: 1- Ilımlı, ılık, ılıkça 2- Yunak, hamam
    ILIK: Soğukla sıcak arası
    ILIMAN: 1- Ilık, ılık hava 2- Uyumlu, sakin, mutedil
    ILKI: 1- At yavrusu 2- At sürüsü
    ILKICI: At çobanı
    IMIRGI: Taze, körpe
    IMRAĞ: (Imrak, İmre, Emre) Aşık, şayeste, geçkin
    INAÇ: Yar, canan
    INAK: 1- Han ve Kağanlara yakın olan kişi “Hasbey” 2- Gamsız 3- Canan, yar
    IRAZ: (Irıs, uraz) 1- Baht, talih, mutluluk 2- Cesaret, gözü pek olma
    IRGA: Talihli, şans, şanslı
    IRIM: 1- Büyü, efsun 2- İçinden su akan toprak, arazi
    IRLAYU: Irlayan, yırlayan, akarak uzaklaşan, ırmak
    IRMAK: Akarsu
    ISIK: (Issıg-Issık) Isı, sıcaklık, hararet
    ISIYEL: birl. Isı/Yel…meltem
    ISRIK: Okşayıcı, sarıcı, ısıtıcı
    ISSIK: Isık, ısı
    ISSIZ: Soğuk, tenha, cansız, kimsesiz
    ISTIK: Sıcak, ılıman
    IŞBARA: 1- Çalışkan, hamarat 2- birl. Isı/Bora
    IŞIK: Aydınlık, nur
    IŞIL: Yarul, nur, ziya, ışık parıltısı
    IŞILTI: Işık parçası
    IŞIN: Güneş parıltısı, ışık parıltısı, yansısı
    IYIŞ: Armağan, hediye, ihsan
    İBAR: Parfüm, koku, misk
    İÇ: 1- Öz, görünmeyen yan, bir nesnenin öz yapısı 2- İçerde kalan kısım, iç kısım
    İÇBUYRUK: birl. İç/Buyruk
    Saraylardaki iç hizmetle görevli kişi
    İÇEN: (İçin) İçli, duygusal
    İÇER: İçeride, kapalı, mahfuz
    İÇERGE: (İçergu) İçten, samimi
    İÇGE: İçeri, içerde, dahili
    İÇGELİK: birl. İç/Gelik ..İçten gelen, doğal davranış, samimiyet
    İÇGER: İçe alan, içe bağlayan, tabi kılan
    İÇGİN: İçli, içten, samimi
    İÇİGEN: 1- İç geçiren, içli 2- Sabırsız, aceleci
    İÇİK: 1- İçli, duygulu 2- İçerde, dahilde, devlete tabi
    İÇİM: 1- Duygu, hassasiyet 2- Yudum, yudumluk
    İÇİNGİR: İçli, hassas
    İÇİT: İçilecek nitelikte, içimi güzel
    İÇKUR: Savaş meydanı
    İÇLEK: İçli, narin, hassas
    İÇLİ(K): Duygulu, hassas
    İÇTEN: Samimi,açık, dürüst
    İÇTENLÜK: Samimiyet
    İDE: (Ede, İdi) Ululuk, nüfuz, kudret
    İDEGE: Ulu, nüfuz sahibi, edici, yapıcı
    İDEGER: Eder, yapar
    İDEKLİ: Yapıcı, edici, güçlü
    İDER: 1- İzci, takipçi 2- Yapan, yapıcı, edici
    İDGÜ: 1- İyi, güzel 2- Tanrısal, mübarek
    İDİ: (İdik) 1- Tanrı, rab, sahip, efendi 2- Tanrısal, Tanrıdan gelen, mübarek, kutlu
    İDİKUT: birl. İdi/Kut…Kut sahibi, Tanrıdan gelen, Tanrıya yakın, Tanrıya benzer, Tanrı tarafından görevlendirilmiş vb. anlamları içeren ve Uygur kağanlarının büyük çoğunluğunun kullandığı bir unvan
    İDUK: İdi, Tanrısal, mübarek
    İGAN: Yıkan, yıkıcı, deviren
    İGİT: 1- Yiğit 2- Bakıcı, eğitici
    İĞDİ: (İğdir) Yetkin, ehil, iyice
    İĞREK: Saf, temiz, duru, arı
    İĞSEN: Kayıtsız, ilgisiz
    İĞSİZ: Salim, selametli
    İKİNÇ: İkinci
    İKİZER: İkizlerden her biri, benzer
    İKŞİT: Yürekli, bagatur
    İL: 1- Doğuş, oluş, oluşum 2- Bitişme, bütünleşme, doku 3- Devlet 4- Yurt, yer, konak, memleket,diyar 5- Halk, ahali, insan topluluğu 6- Barış, sulh
    İLAÇAN: birl. İl/Açan ..İl almış, fatih, algan
    İLAÇİN: Laçin, şahin
    İLBAY: birl. İl/Bay .. Vali, bakan, beylerbeyi
    İLBEY: birl. İl/Bey
    Otmanlılar döneminde asker toplayıp, onların eğitim ve lojistiğini sağlayan kişilere
    verilen bir unvan
    İLBİ: Büyü, sihir
    İLBİLGE: birl. İl/Bilge ( Devlet yönetiminde bulunmuş ve devlet tecrübesi olan)
    İLBİLİG: 1- Devlet bilgisi ve deneyimi 2- Devlet arşivi
    İLBİLMİŞ: birl. İl/Bilmiş Yurtsever, yurduna bağlı
    İLÇİ: Devlete hizmet eden, devletin hizmetinde olan
    İLÇİN: Devlet görevlisi, devlete iş gören
    İLDAŞ: Yurttaş, hemşehri
    İLDEM: Pişman, nadim
    İLER: Oluşum, bitişim
    İLEY: Civar, etraf
    İLGEN: Kanıt, delil, ispat
    İLGERÜ: 1- İleri, ileride 2- Doğu, doğudan 3- Bolluk, refah
    İLGEZDİ: birl. İl/Gezdi, Gezgin, seyyah
    İLGEZER: birl. İl/Gezer, Gezgin
    İLGİ: Bağlantı, bitişim, alaka, özen
    İLGİK: Barışsever, barışçı
    İLGİNÇ: İlgi çeken, ilgi duyulan,enteresan, sıra dışı
    İLGİR: Barışçı, barışsever
    İLGÖRMÜŞ: birl. İl/Görmüş, Gezgin
    İLGÜ: Amaç, hedef
    İLGÜY: Nazlı, nazenin
    İLHAN: birl. İl/Han…Bölge Hanı, Kağanlığa bağlı özerk han
    İLİDİ: Yarar, fayda
    İLİG(ğ): 1- Ünlü, tanınmış, meşhur 2- İlk, birinci, başlangıç, ortaya çıkış
    İLİK: İlk, birinci, önce
    İLİNGİ: Devletine bağlı, devletinin hizmetçisi
    İLİŞ: Bitişik, yakın
    İLK: Başlangıç, doğuş, çıkış, öncelik
    İLKE: (Ülke) Kurucu, yapıştırıcı, oluşturucu..(Günümüz Türkçe’sinde,”prensip, düstur” anlamında)
    İLKİ: ilk, ilkin, birinci
    İLKİN: Birinci, öncelikli
    İLKUŞ: birl. İl/Kuş Kartal türü bir avcı kuş
    İLLİ: Bağımsız, özgür, devleti olan
    İLMEN: Devletç devletine sadık
    İLSİRET: birl. İl/Siret ..Düşmanın devletini yıkıp, esir eden, devletsiz bırakan
    İLTEMİŞ: birl. İl/Demiş ..Yurtsever
    İLTER: Yurt koruyucusu, yurduna sahip çıkan, yurtsever, yurdunu toparlayan
    İLTERİM: birl. İl/Terim
    İLTERİŞ: birl. İl/Teriş, Yurdunu ve budunu derleyip, toparlayan, bir aya getiren ve yücelten
    İLTÖRE: birl. İl/Töre, ..Devlet geleneği
    İLTUTMUŞ: birl. İl/Tutmuş, Algan, fatih
    İLUN: 1- Ulu,yüce 2- Soylu 3- Genç, cıvan
    İLYIĞDI: birl. İl/Yığdı, Algan, fatih
    İME: Em, çare, derman
    İMEÇE: Birliktelik, emek ortaklığı
    İMEN: 1- Emen, can, ruh 2- Kayın ağacı
    İMER: Hayırsever, iyilik sahibi
    İMGE: 1- İyi, yararlı 2- İz, belirti 3- Tasavvur, zihinsel sembol
    İMİŞÇİ TUNGATAR: birl. İmişçi/Tunga/Tar..Kaplanlarla dövüşen cesur kişi
    İMRAG (imrağ-İmrak): Aşık, derviş, dost
    İMRE (Emre-İmrağ): 1- Ağabey,ağa 2- Beylerbeyi 3- Aşık, derviş, dost
    İMREN: İmrenmekten…imrenilen, iç geçirten
    İNAK: 1- Kardeş, kardeş çocuğu 2- Han ve beylerin en güvenilir adamı ve yardımcısı
    İNAL: 1- Soylu, Kağan yada Hanların ana tarafından akraba 2- Anası Kağan yada Han soyundan olup babası kara budundan, halktan olan kişi 3- Avrupa’daki, kont, baron vb. unvanların Türkçe’deki karşılığı 4- Emin ve güvenilir kişi
    İNALÇIK: Küçük İnal
    T…1- Uygur kağanlığı dönemi bey ve komutanlarından 2- Haverezmler devleti bey ve
    İNAN: İman, inanç 2- Kural, akide 3- Emniyet, güvenlik
    İNANGU: İnanılan, güvenilen, mutemet
    İNANIR: İmanlı, inançlı
    İNCE: Hafif, yeğni, nazik
    İNCESEN: Huzur ve güvenlik, sükunet
    İNCİ: (Yinçi, yinçgü) 1- işve, naz,eda 2- Sessizlik, ıssızlık 3- İstiridye türü deniz
    kabuklusundan çıkan tane, takı
    İNÇGÜ: İnce, narin
    İNER: İnmek…den mec. Alçak gönüllü, mütevazı
    İNERBAŞ: birl. İner/Baş mec. Alçak gönüllü
    İNİ: Kardeş, karındaş,kayın birader
    İNİSİ: Küçük erkek kardeşi
    İPAR: Parfüm, misk
    İPEK: (Yipek) İpek böceğinin ipeği (İp…kökünden)
    İRÇİ: 1- Yırcı, halk ozanı 2- İr.ik, iricik 3- Yirçi, yerci, toprak sahibi
    İRÇİK: 1- İricik 2- Er, küçük er
    İREN: 1- Sert, katı2- Araç, vasıta 3- Ürek, yürek
    İRENÇİN: 1- Bağımsız, başına buyruk 2- Güçlü, dayanıklı
    İRGE: 1- Yırlama, söyleme, okuma 2- Ergin, olgun
    İRGİN: (İrge) Uygurlar ve Karluklar dönemi memuriyet unvanlarından
    İRİK: Sert, katı, iri
    İRİM: Müjde, iyi haber
    İRİS: 1- Kurtuluş, hürriyet 2- Iras, ıraz
    Türk mitolojisindeki tanrıça adlarından “kötü ruhları kovup, tamuya gönderen tanrıça”
    İRKİL: 1- Ululuk, heybet, cesaret 2- Aksakal,kam, baksı
    İRKİN: Olgun, bilge, ulu
    İRKİT: Ürküt, ürkütücü, heybetli
    İRKLİ: 1- Güçlü, muktedir 2- Yüksek dereceli memur
    İRNEK: (Emek) Serçe parmak
    İRŞİ: Peri, peri kızı
    İRTEGÜN: birl. Erte/Gün Sabah
    İRTEM: 1- Erdem, fazilet 2- Marifet, hüner
    İRTİŞ: Hüner, hünerlilik
    İRTÜK: Değer, kıymet
    İSEN: 1- Esen, yel, rüzgar 2- Doğa, tabiat 3- Açık, net, sahih
    İSTEK: İsteyiş, arzu
    İSTEM: İrade, dileme erki
    İSTEMİ: İstem, irade, dileme ve buyurma erki
    İŞBARA: (iş, devinme, davranma) Bara /Var, varlık) birl. İş/Bara
    İŞÇEN: İşgüzar, hamarat
    İŞGÜN: (İçgün) Kızıl yapraklı bir yayla çiçeği
    İŞİM: (İçim) İçtenlik, samimiyet
    İŞİTGEN: İşitici, dinleyici,öğüt dinleyen
    İŞLEK: 1- İdmanlı, eğitimli 2- İşgüzar, çalışkan
    İTBARAK: birl. İt/Barak (Barık, baraka)
    Türk mitolojisinde adı geçen köpek
    İTGÜÇİ: İteleyen, itici, yapıcı, destekçi
    İTİK: Yetik, yetkin, uzman
    İTİMGEN: İteleyen, itici, destekçi
    İTMAÇ: Alet, edevat, takım
    İTMİŞ: (Etmiş) Yapıcı, uzman, uzmanlaşmış
    İVECEN: Aceleci, telaşlı
    İVGİN: (Evgin) Ateşli, sabırsız, telaşlı
    İYBA: Utangaç
    İYE: Güç, kudret, erklik, sahip olma
    İYEUZA: birl. İye/Uza, Güçlü, egemen ve uzman
    İYİ: İyi, yararlı ve uğurlu
    İYİK: 1- İyi, uğurlu 2- Heves
    İYİM: 1- Güzellik,hüsn-i niyet 2- Dost, canan, yaren
    İYİMSER: Olayları iyi gözle gören ve yorumlayan
    İYNEM: Dost, ahbap, yaren, canan
    İZ: Basma, ezme, sıkıştırma, kesmek, yarmak…bildiren kökten; yarık, yara, kalıntı, belirti
    İZGİ: (İZGÜ) 1- İyi,kutlu 2- Akıllı, zeki 3- Adil, adaletli.




  • quote:

    Orijinalden alıntı: Euphorus

    IDAÇU: Muhafız, koruma
    IDUĞ: (Iduk) Kutsal, tanrısal
    IĞAÇ: 1- Ağaç, ağaçlıklı bölge 2- Fersah
    IĞAR: Kıymetli, ağır
    IĞDIR: 1- İyi, hoş, hoşluk 2- Yetkin, ehil
    IĞIRCIK: Fecir
    ILAÇIN: Laçin, şahin kuşu
    ILANKU: 1- Kıvrak, atletik 2- Ulu, Ululanmış, yüce
    ILDIR: 1- Ürküt, ürkütücü 2- Berk, sert
    ILDIRIM: Yıldırım, berk
    ILDUZ: Yıldız, necm
    ILGAR: 1- Gayret, cehd 2- Atın, dört nala gitmesi hali
    ILGAT: Kapalı, müphem, belirsiz
    ILGIM: Serap
    ILGIN: Hoş kokulu bir bitki
    ILGIT: Ilık, tatlı, sakince, yumuşakça
    ILICA: 1- Ilımlı, ılık, ılıkça 2- Yunak, hamam
    ILIK: Soğukla sıcak arası
    ILIMAN: 1- Ilık, ılık hava 2- Uyumlu, sakin, mutedil
    ILKI: 1- At yavrusu 2- At sürüsü
    ILKICI: At çobanı
    IMIRGI: Taze, körpe
    IMRAĞ: (Imrak, İmre, Emre) Aşık, şayeste, geçkin
    INAÇ: Yar, canan
    INAK: 1- Han ve Kağanlara yakın olan kişi “Hasbey” 2- Gamsız 3- Canan, yar
    IRAZ: (Irıs, uraz) 1- Baht, talih, mutluluk 2- Cesaret, gözü pek olma
    IRGA: Talihli, şans, şanslı
    IRIM: 1- Büyü, efsun 2- İçinden su akan toprak, arazi
    IRLAYU: Irlayan, yırlayan, akarak uzaklaşan, ırmak
    IRMAK: Akarsu
    ISIK: (Issıg-Issık) Isı, sıcaklık, hararet
    ISIYEL: birl. Isı/Yel…meltem
    ISRIK: Okşayıcı, sarıcı, ısıtıcı
    ISSIK: Isık, ısı
    ISSIZ: Soğuk, tenha, cansız, kimsesiz
    ISTIK: Sıcak, ılıman
    IŞBARA: 1- Çalışkan, hamarat 2- birl. Isı/Bora
    IŞIK: Aydınlık, nur
    IŞIL: Yarul, nur, ziya, ışık parıltısı
    IŞILTI: Işık parçası
    IŞIN: Güneş parıltısı, ışık parıltısı, yansısı
    IYIŞ: Armağan, hediye, ihsan
    İBAR: Parfüm, koku, misk
    İÇ: 1- Öz, görünmeyen yan, bir nesnenin öz yapısı 2- İçerde kalan kısım, iç kısım
    İÇBUYRUK: birl. İç/Buyruk
    Saraylardaki iç hizmetle görevli kişi
    İÇEN: (İçin) İçli, duygusal
    İÇER: İçeride, kapalı, mahfuz
    İÇERGE: (İçergu) İçten, samimi
    İÇGE: İçeri, içerde, dahili
    İÇGELİK: birl. İç/Gelik ..İçten gelen, doğal davranış, samimiyet
    İÇGER: İçe alan, içe bağlayan, tabi kılan
    İÇGİN: İçli, içten, samimi
    İÇİGEN: 1- İç geçiren, içli 2- Sabırsız, aceleci
    İÇİK: 1- İçli, duygulu 2- İçerde, dahilde, devlete tabi
    İÇİM: 1- Duygu, hassasiyet 2- Yudum, yudumluk
    İÇİNGİR: İçli, hassas
    İÇİT: İçilecek nitelikte, içimi güzel
    İÇKUR: Savaş meydanı
    İÇLEK: İçli, narin, hassas
    İÇLİ(K): Duygulu, hassas
    İÇTEN: Samimi,açık, dürüst
    İÇTENLÜK: Samimiyet
    İDE: (Ede, İdi) Ululuk, nüfuz, kudret
    İDEGE: Ulu, nüfuz sahibi, edici, yapıcı
    İDEGER: Eder, yapar
    İDEKLİ: Yapıcı, edici, güçlü
    İDER: 1- İzci, takipçi 2- Yapan, yapıcı, edici
    İDGÜ: 1- İyi, güzel 2- Tanrısal, mübarek
    İDİ: (İdik) 1- Tanrı, rab, sahip, efendi 2- Tanrısal, Tanrıdan gelen, mübarek, kutlu
    İDİKUT: birl. İdi/Kut…Kut sahibi, Tanrıdan gelen, Tanrıya yakın, Tanrıya benzer, Tanrı tarafından görevlendirilmiş vb. anlamları içeren ve Uygur kağanlarının büyük çoğunluğunun kullandığı bir unvan
    İDUK: İdi, Tanrısal, mübarek
    İGAN: Yıkan, yıkıcı, deviren
    İGİT: 1- Yiğit 2- Bakıcı, eğitici
    İĞDİ: (İğdir) Yetkin, ehil, iyice
    İĞREK: Saf, temiz, duru, arı
    İĞSEN: Kayıtsız, ilgisiz
    İĞSİZ: Salim, selametli
    İKİNÇ: İkinci
    İKİZER: İkizlerden her biri, benzer
    İKŞİT: Yürekli, bagatur
    İL: 1- Doğuş, oluş, oluşum 2- Bitişme, bütünleşme, doku 3- Devlet 4- Yurt, yer, konak, memleket,diyar 5- Halk, ahali, insan topluluğu 6- Barış, sulh
    İLAÇAN: birl. İl/Açan ..İl almış, fatih, algan
    İLAÇİN: Laçin, şahin
    İLBAY: birl. İl/Bay .. Vali, bakan, beylerbeyi
    İLBEY: birl. İl/Bey
    Otmanlılar döneminde asker toplayıp, onların eğitim ve lojistiğini sağlayan kişilere
    verilen bir unvan
    İLBİ: Büyü, sihir
    İLBİLGE: birl. İl/Bilge ( Devlet yönetiminde bulunmuş ve devlet tecrübesi olan)
    İLBİLİG: 1- Devlet bilgisi ve deneyimi 2- Devlet arşivi
    İLBİLMİŞ: birl. İl/Bilmiş Yurtsever, yurduna bağlı
    İLÇİ: Devlete hizmet eden, devletin hizmetinde olan
    İLÇİN: Devlet görevlisi, devlete iş gören
    İLDAŞ: Yurttaş, hemşehri
    İLDEM: Pişman, nadim
    İLER: Oluşum, bitişim
    İLEY: Civar, etraf
    İLGEN: Kanıt, delil, ispat
    İLGERÜ: 1- İleri, ileride 2- Doğu, doğudan 3- Bolluk, refah
    İLGEZDİ: birl. İl/Gezdi, Gezgin, seyyah
    İLGEZER: birl. İl/Gezer, Gezgin
    İLGİ: Bağlantı, bitişim, alaka, özen
    İLGİK: Barışsever, barışçı
    İLGİNÇ: İlgi çeken, ilgi duyulan,enteresan, sıra dışı
    İLGİR: Barışçı, barışsever
    İLGÖRMÜŞ: birl. İl/Görmüş, Gezgin
    İLGÜ: Amaç, hedef
    İLGÜY: Nazlı, nazenin
    İLHAN: birl. İl/Han…Bölge Hanı, Kağanlığa bağlı özerk han
    İLİDİ: Yarar, fayda
    İLİG(ğ): 1- Ünlü, tanınmış, meşhur 2- İlk, birinci, başlangıç, ortaya çıkış
    İLİK: İlk, birinci, önce
    İLİNGİ: Devletine bağlı, devletinin hizmetçisi
    İLİŞ: Bitişik, yakın
    İLK: Başlangıç, doğuş, çıkış, öncelik
    İLKE: (Ülke) Kurucu, yapıştırıcı, oluşturucu..(Günümüz Türkçe’sinde,”prensip, düstur” anlamında)
    İLKİ: ilk, ilkin, birinci
    İLKİN: Birinci, öncelikli
    İLKUŞ: birl. İl/Kuş Kartal türü bir avcı kuş
    İLLİ: Bağımsız, özgür, devleti olan
    İLMEN: Devletç devletine sadık
    İLSİRET: birl. İl/Siret ..Düşmanın devletini yıkıp, esir eden, devletsiz bırakan
    İLTEMİŞ: birl. İl/Demiş ..Yurtsever
    İLTER: Yurt koruyucusu, yurduna sahip çıkan, yurtsever, yurdunu toparlayan
    İLTERİM: birl. İl/Terim
    İLTERİŞ: birl. İl/Teriş, Yurdunu ve budunu derleyip, toparlayan, bir aya getiren ve yücelten
    İLTÖRE: birl. İl/Töre, ..Devlet geleneği
    İLTUTMUŞ: birl. İl/Tutmuş, Algan, fatih
    İLUN: 1- Ulu,yüce 2- Soylu 3- Genç, cıvan
    İLYIĞDI: birl. İl/Yığdı, Algan, fatih
    İME: Em, çare, derman
    İMEÇE: Birliktelik, emek ortaklığı
    İMEN: 1- Emen, can, ruh 2- Kayın ağacı
    İMER: Hayırsever, iyilik sahibi
    İMGE: 1- İyi, yararlı 2- İz, belirti 3- Tasavvur, zihinsel sembol
    İMİŞÇİ TUNGATAR: birl. İmişçi/Tunga/Tar..Kaplanlarla dövüşen cesur kişi
    İMRAG (imrağ-İmrak): Aşık, derviş, dost
    İMRE (Emre-İmrağ): 1- Ağabey,ağa 2- Beylerbeyi 3- Aşık, derviş, dost
    İMREN: İmrenmekten…imrenilen, iç geçirten
    İNAK: 1- Kardeş, kardeş çocuğu 2- Han ve beylerin en güvenilir adamı ve yardımcısı
    İNAL: 1- Soylu, Kağan yada Hanların ana tarafından akraba 2- Anası Kağan yada Han soyundan olup babası kara budundan, halktan olan kişi 3- Avrupa’daki, kont, baron vb. unvanların Türkçe’deki karşılığı 4- Emin ve güvenilir kişi
    İNALÇIK: Küçük İnal
    T…1- Uygur kağanlığı dönemi bey ve komutanlarından 2- Haverezmler devleti bey ve
    İNAN: İman, inanç 2- Kural, akide 3- Emniyet, güvenlik
    İNANGU: İnanılan, güvenilen, mutemet
    İNANIR: İmanlı, inançlı
    İNCE: Hafif, yeğni, nazik
    İNCESEN: Huzur ve güvenlik, sükunet
    İNCİ: (Yinçi, yinçgü) 1- işve, naz,eda 2- Sessizlik, ıssızlık 3- İstiridye türü deniz
    kabuklusundan çıkan tane, takı
    İNÇGÜ: İnce, narin
    İNER: İnmek…den mec. Alçak gönüllü, mütevazı
    İNERBAŞ: birl. İner/Baş mec. Alçak gönüllü
    İNİ: Kardeş, karındaş,kayın birader
    İNİSİ: Küçük erkek kardeşi
    İPAR: Parfüm, misk
    İPEK: (Yipek) İpek böceğinin ipeği (İp…kökünden)
    İRÇİ: 1- Yırcı, halk ozanı 2- İr.ik, iricik 3- Yirçi, yerci, toprak sahibi
    İRÇİK: 1- İricik 2- Er, küçük er
    İREN: 1- Sert, katı2- Araç, vasıta 3- Ürek, yürek
    İRENÇİN: 1- Bağımsız, başına buyruk 2- Güçlü, dayanıklı
    İRGE: 1- Yırlama, söyleme, okuma 2- Ergin, olgun
    İRGİN: (İrge) Uygurlar ve Karluklar dönemi memuriyet unvanlarından
    İRİK: Sert, katı, iri
    İRİM: Müjde, iyi haber
    İRİS: 1- Kurtuluş, hürriyet 2- Iras, ıraz
    Türk mitolojisindeki tanrıça adlarından “kötü ruhları kovup, tamuya gönderen tanrıça”
    İRKİL: 1- Ululuk, heybet, cesaret 2- Aksakal,kam, baksı
    İRKİN: Olgun, bilge, ulu
    İRKİT: Ürküt, ürkütücü, heybetli
    İRKLİ: 1- Güçlü, muktedir 2- Yüksek dereceli memur
    İRNEK: (Emek) Serçe parmak
    İRŞİ: Peri, peri kızı
    İRTEGÜN: birl. Erte/Gün Sabah
    İRTEM: 1- Erdem, fazilet 2- Marifet, hüner
    İRTİŞ: Hüner, hünerlilik
    İRTÜK: Değer, kıymet
    İSEN: 1- Esen, yel, rüzgar 2- Doğa, tabiat 3- Açık, net, sahih
    İSTEK: İsteyiş, arzu
    İSTEM: İrade, dileme erki
    İSTEMİ: İstem, irade, dileme ve buyurma erki
    İŞBARA: (iş, devinme, davranma) Bara /Var, varlık) birl. İş/Bara
    İŞÇEN: İşgüzar, hamarat
    İŞGÜN: (İçgün) Kızıl yapraklı bir yayla çiçeği
    İŞİM: (İçim) İçtenlik, samimiyet
    İŞİTGEN: İşitici, dinleyici,öğüt dinleyen
    İŞLEK: 1- İdmanlı, eğitimli 2- İşgüzar, çalışkan
    İTBARAK: birl. İt/Barak (Barık, baraka)
    Türk mitolojisinde adı geçen köpek
    İTGÜÇİ: İteleyen, itici, yapıcı, destekçi
    İTİK: Yetik, yetkin, uzman
    İTİMGEN: İteleyen, itici, destekçi
    İTMAÇ: Alet, edevat, takım
    İTMİŞ: (Etmiş) Yapıcı, uzman, uzmanlaşmış
    İVECEN: Aceleci, telaşlı
    İVGİN: (Evgin) Ateşli, sabırsız, telaşlı
    İYBA: Utangaç
    İYE: Güç, kudret, erklik, sahip olma
    İYEUZA: birl. İye/Uza, Güçlü, egemen ve uzman
    İYİ: İyi, yararlı ve uğurlu
    İYİK: 1- İyi, uğurlu 2- Heves
    İYİM: 1- Güzellik,hüsn-i niyet 2- Dost, canan, yaren
    İYİMSER: Olayları iyi gözle gören ve yorumlayan
    İYNEM: Dost, ahbap, yaren, canan
    İZ: Basma, ezme, sıkıştırma, kesmek, yarmak…bildiren kökten; yarık, yara, kalıntı, belirti
    İZGİ: (İZGÜ) 1- İyi,kutlu 2- Akıllı, zeki 3- Adil, adaletli.

    Alıntıları Göster
    MAMAK:Sakin, kendi halinde
    MAMAY: Sakin, munis
    MAMIŞ: 1- Saygılı, söz dinler 2- Saygı
    MANAS: 1- Huy, mizaç 2- Heybet, heybetli
    MANAY: Saha, bölge, mıntıka
    MANÇO: Mengü, sonsuz
    MANÇU: Mengü, sonsuz
    MANGALAY: 1- Alın, yüz, cephe 2-Süvari, iyi ata binen
    MANGU: Mengü, bengü, sonsuz
    MANGUR: Mangır, bakır para
    MANGUT: Ölümsüz, sonsuz
    MARAL: Ceylan, ahu türü bir hayvan
    MAYDA: Narin, ince, ince yapılı
    MENÇİK: Mülkiyet, mal varlığı
    MENDEŞ: (Menteş, mintaş) Acele, aceleci
    MENGİ: Mengü, bengi, bengü
    MENGİLİK: Sonsuzluk
    MENGÜ: Ebedi, sonsuz, sonsuza kalan, sonsuzluk, ölümsüzlük
    MENGÜÇ: Sonsuzluk, sonsuzluğa ulaşmış, ermiş, ulu, saygıdeğer
    MENGÜÇ ATA: birl. Mengüç/Ata
    Bilgi ve tecrübesine başvurulan ulu ve bilge kişi
    MENGEN: 1- Nişancı, iyi ok atan, okçu 2- Becerikli, mahir
    METE: 1- Soylu, saygıdeğer 2- Bütün, bütünlük, bütünlükçü
    METEHAN: birl. Mete/Han
    Hun kağanlarının en ünlüsü. Aynı soy ve kökten gelen boylar arasında, kan dökülmesini
    yasaklamış hepsinin tek bir devlet çatısı altında toplanması gerektiğini,bunun aynı zamanda Türk Tanrısı’nın bir emri olduğuna inanarak bu yolda mücadele etmenin ve bunun getireceği sonuçların,en büyük ve paha biçilmez bir mutluluk olduğuna inanmış, bunu da ayrıca,devlet politikası biçimine getirmişti.Türk töresine devlet idaresine sokan,ilk düzenli ve sınıflı kara ordusunu kuran,”Birleşik Türk Devletleri ülküsünü devlet siyaseti olarak ve bunu gerçekleştiren ilk Türk büyüğü.
    MİN: 1-Bin,bin sayısı. 2-ben,gamze
    MİNG:1-Ben,gamze 2-Huzur,refah 3-Bin sayısı
    MİNGAN: Benli,gamzeli
    MİNGİLİK: Rahat,huzur,refah
    MİNGİR: Çok külliyetli.
    MOĞOL:Kaygı,endişe,hüzün
    Oğuz’un amcası ve ilk kayın atası
    MOKAN: Büken, güçlü
    MONGUÇ: Atik, çevik, hamleci
    MOTUN: Bütün, bütünlük ( Mete Han’ın asıl adının bu olduğunu söyleyen tarihçiler de var.)
    MUGLU: Üzgün, hüzünlü
    MUNAR: Serap, algın
    MUNCUK: Boncuk, takı, mücevher
    MUNÇUĞ: (Boncuk)
    MUNG: 1- Hüzün, elem, üzüntü 2- Ming, ben, gamze
    MUNGLUĞ: (Mungluk) Üzgün, bunalmış, hüzzam
    MUNGUL: Hüzünlü, elemli
    MUTLU: Mutlu, mesut, bahtiyar
    MÜÇEK: öpücük, buse
    MÜGE: İnci çiçeği
    MÜLDÜZ: Berrak, saf
    MÜREN: Irmak, akarsu.




  • quote:

    Orijinalden alıntı: Euphorus

    IDAÇU: Muhafız, koruma
    IDUĞ: (Iduk) Kutsal, tanrısal
    IĞAÇ: 1- Ağaç, ağaçlıklı bölge 2- Fersah
    IĞAR: Kıymetli, ağır
    IĞDIR: 1- İyi, hoş, hoşluk 2- Yetkin, ehil
    IĞIRCIK: Fecir
    ILAÇIN: Laçin, şahin kuşu
    ILANKU: 1- Kıvrak, atletik 2- Ulu, Ululanmış, yüce
    ILDIR: 1- Ürküt, ürkütücü 2- Berk, sert
    ILDIRIM: Yıldırım, berk
    ILDUZ: Yıldız, necm
    ILGAR: 1- Gayret, cehd 2- Atın, dört nala gitmesi hali
    ILGAT: Kapalı, müphem, belirsiz
    ILGIM: Serap
    ILGIN: Hoş kokulu bir bitki
    ILGIT: Ilık, tatlı, sakince, yumuşakça
    ILICA: 1- Ilımlı, ılık, ılıkça 2- Yunak, hamam
    ILIK: Soğukla sıcak arası
    ILIMAN: 1- Ilık, ılık hava 2- Uyumlu, sakin, mutedil
    ILKI: 1- At yavrusu 2- At sürüsü
    ILKICI: At çobanı
    IMIRGI: Taze, körpe
    IMRAĞ: (Imrak, İmre, Emre) Aşık, şayeste, geçkin
    INAÇ: Yar, canan
    INAK: 1- Han ve Kağanlara yakın olan kişi “Hasbey” 2- Gamsız 3- Canan, yar
    IRAZ: (Irıs, uraz) 1- Baht, talih, mutluluk 2- Cesaret, gözü pek olma
    IRGA: Talihli, şans, şanslı
    IRIM: 1- Büyü, efsun 2- İçinden su akan toprak, arazi
    IRLAYU: Irlayan, yırlayan, akarak uzaklaşan, ırmak
    IRMAK: Akarsu
    ISIK: (Issıg-Issık) Isı, sıcaklık, hararet
    ISIYEL: birl. Isı/Yel…meltem
    ISRIK: Okşayıcı, sarıcı, ısıtıcı
    ISSIK: Isık, ısı
    ISSIZ: Soğuk, tenha, cansız, kimsesiz
    ISTIK: Sıcak, ılıman
    IŞBARA: 1- Çalışkan, hamarat 2- birl. Isı/Bora
    IŞIK: Aydınlık, nur
    IŞIL: Yarul, nur, ziya, ışık parıltısı
    IŞILTI: Işık parçası
    IŞIN: Güneş parıltısı, ışık parıltısı, yansısı
    IYIŞ: Armağan, hediye, ihsan
    İBAR: Parfüm, koku, misk
    İÇ: 1- Öz, görünmeyen yan, bir nesnenin öz yapısı 2- İçerde kalan kısım, iç kısım
    İÇBUYRUK: birl. İç/Buyruk
    Saraylardaki iç hizmetle görevli kişi
    İÇEN: (İçin) İçli, duygusal
    İÇER: İçeride, kapalı, mahfuz
    İÇERGE: (İçergu) İçten, samimi
    İÇGE: İçeri, içerde, dahili
    İÇGELİK: birl. İç/Gelik ..İçten gelen, doğal davranış, samimiyet
    İÇGER: İçe alan, içe bağlayan, tabi kılan
    İÇGİN: İçli, içten, samimi
    İÇİGEN: 1- İç geçiren, içli 2- Sabırsız, aceleci
    İÇİK: 1- İçli, duygulu 2- İçerde, dahilde, devlete tabi
    İÇİM: 1- Duygu, hassasiyet 2- Yudum, yudumluk
    İÇİNGİR: İçli, hassas
    İÇİT: İçilecek nitelikte, içimi güzel
    İÇKUR: Savaş meydanı
    İÇLEK: İçli, narin, hassas
    İÇLİ(K): Duygulu, hassas
    İÇTEN: Samimi,açık, dürüst
    İÇTENLÜK: Samimiyet
    İDE: (Ede, İdi) Ululuk, nüfuz, kudret
    İDEGE: Ulu, nüfuz sahibi, edici, yapıcı
    İDEGER: Eder, yapar
    İDEKLİ: Yapıcı, edici, güçlü
    İDER: 1- İzci, takipçi 2- Yapan, yapıcı, edici
    İDGÜ: 1- İyi, güzel 2- Tanrısal, mübarek
    İDİ: (İdik) 1- Tanrı, rab, sahip, efendi 2- Tanrısal, Tanrıdan gelen, mübarek, kutlu
    İDİKUT: birl. İdi/Kut…Kut sahibi, Tanrıdan gelen, Tanrıya yakın, Tanrıya benzer, Tanrı tarafından görevlendirilmiş vb. anlamları içeren ve Uygur kağanlarının büyük çoğunluğunun kullandığı bir unvan
    İDUK: İdi, Tanrısal, mübarek
    İGAN: Yıkan, yıkıcı, deviren
    İGİT: 1- Yiğit 2- Bakıcı, eğitici
    İĞDİ: (İğdir) Yetkin, ehil, iyice
    İĞREK: Saf, temiz, duru, arı
    İĞSEN: Kayıtsız, ilgisiz
    İĞSİZ: Salim, selametli
    İKİNÇ: İkinci
    İKİZER: İkizlerden her biri, benzer
    İKŞİT: Yürekli, bagatur
    İL: 1- Doğuş, oluş, oluşum 2- Bitişme, bütünleşme, doku 3- Devlet 4- Yurt, yer, konak, memleket,diyar 5- Halk, ahali, insan topluluğu 6- Barış, sulh
    İLAÇAN: birl. İl/Açan ..İl almış, fatih, algan
    İLAÇİN: Laçin, şahin
    İLBAY: birl. İl/Bay .. Vali, bakan, beylerbeyi
    İLBEY: birl. İl/Bey
    Otmanlılar döneminde asker toplayıp, onların eğitim ve lojistiğini sağlayan kişilere
    verilen bir unvan
    İLBİ: Büyü, sihir
    İLBİLGE: birl. İl/Bilge ( Devlet yönetiminde bulunmuş ve devlet tecrübesi olan)
    İLBİLİG: 1- Devlet bilgisi ve deneyimi 2- Devlet arşivi
    İLBİLMİŞ: birl. İl/Bilmiş Yurtsever, yurduna bağlı
    İLÇİ: Devlete hizmet eden, devletin hizmetinde olan
    İLÇİN: Devlet görevlisi, devlete iş gören
    İLDAŞ: Yurttaş, hemşehri
    İLDEM: Pişman, nadim
    İLER: Oluşum, bitişim
    İLEY: Civar, etraf
    İLGEN: Kanıt, delil, ispat
    İLGERÜ: 1- İleri, ileride 2- Doğu, doğudan 3- Bolluk, refah
    İLGEZDİ: birl. İl/Gezdi, Gezgin, seyyah
    İLGEZER: birl. İl/Gezer, Gezgin
    İLGİ: Bağlantı, bitişim, alaka, özen
    İLGİK: Barışsever, barışçı
    İLGİNÇ: İlgi çeken, ilgi duyulan,enteresan, sıra dışı
    İLGİR: Barışçı, barışsever
    İLGÖRMÜŞ: birl. İl/Görmüş, Gezgin
    İLGÜ: Amaç, hedef
    İLGÜY: Nazlı, nazenin
    İLHAN: birl. İl/Han…Bölge Hanı, Kağanlığa bağlı özerk han
    İLİDİ: Yarar, fayda
    İLİG(ğ): 1- Ünlü, tanınmış, meşhur 2- İlk, birinci, başlangıç, ortaya çıkış
    İLİK: İlk, birinci, önce
    İLİNGİ: Devletine bağlı, devletinin hizmetçisi
    İLİŞ: Bitişik, yakın
    İLK: Başlangıç, doğuş, çıkış, öncelik
    İLKE: (Ülke) Kurucu, yapıştırıcı, oluşturucu..(Günümüz Türkçe’sinde,”prensip, düstur” anlamında)
    İLKİ: ilk, ilkin, birinci
    İLKİN: Birinci, öncelikli
    İLKUŞ: birl. İl/Kuş Kartal türü bir avcı kuş
    İLLİ: Bağımsız, özgür, devleti olan
    İLMEN: Devletç devletine sadık
    İLSİRET: birl. İl/Siret ..Düşmanın devletini yıkıp, esir eden, devletsiz bırakan
    İLTEMİŞ: birl. İl/Demiş ..Yurtsever
    İLTER: Yurt koruyucusu, yurduna sahip çıkan, yurtsever, yurdunu toparlayan
    İLTERİM: birl. İl/Terim
    İLTERİŞ: birl. İl/Teriş, Yurdunu ve budunu derleyip, toparlayan, bir aya getiren ve yücelten
    İLTÖRE: birl. İl/Töre, ..Devlet geleneği
    İLTUTMUŞ: birl. İl/Tutmuş, Algan, fatih
    İLUN: 1- Ulu,yüce 2- Soylu 3- Genç, cıvan
    İLYIĞDI: birl. İl/Yığdı, Algan, fatih
    İME: Em, çare, derman
    İMEÇE: Birliktelik, emek ortaklığı
    İMEN: 1- Emen, can, ruh 2- Kayın ağacı
    İMER: Hayırsever, iyilik sahibi
    İMGE: 1- İyi, yararlı 2- İz, belirti 3- Tasavvur, zihinsel sembol
    İMİŞÇİ TUNGATAR: birl. İmişçi/Tunga/Tar..Kaplanlarla dövüşen cesur kişi
    İMRAG (imrağ-İmrak): Aşık, derviş, dost
    İMRE (Emre-İmrağ): 1- Ağabey,ağa 2- Beylerbeyi 3- Aşık, derviş, dost
    İMREN: İmrenmekten…imrenilen, iç geçirten
    İNAK: 1- Kardeş, kardeş çocuğu 2- Han ve beylerin en güvenilir adamı ve yardımcısı
    İNAL: 1- Soylu, Kağan yada Hanların ana tarafından akraba 2- Anası Kağan yada Han soyundan olup babası kara budundan, halktan olan kişi 3- Avrupa’daki, kont, baron vb. unvanların Türkçe’deki karşılığı 4- Emin ve güvenilir kişi
    İNALÇIK: Küçük İnal
    T…1- Uygur kağanlığı dönemi bey ve komutanlarından 2- Haverezmler devleti bey ve
    İNAN: İman, inanç 2- Kural, akide 3- Emniyet, güvenlik
    İNANGU: İnanılan, güvenilen, mutemet
    İNANIR: İmanlı, inançlı
    İNCE: Hafif, yeğni, nazik
    İNCESEN: Huzur ve güvenlik, sükunet
    İNCİ: (Yinçi, yinçgü) 1- işve, naz,eda 2- Sessizlik, ıssızlık 3- İstiridye türü deniz
    kabuklusundan çıkan tane, takı
    İNÇGÜ: İnce, narin
    İNER: İnmek…den mec. Alçak gönüllü, mütevazı
    İNERBAŞ: birl. İner/Baş mec. Alçak gönüllü
    İNİ: Kardeş, karındaş,kayın birader
    İNİSİ: Küçük erkek kardeşi
    İPAR: Parfüm, misk
    İPEK: (Yipek) İpek böceğinin ipeği (İp…kökünden)
    İRÇİ: 1- Yırcı, halk ozanı 2- İr.ik, iricik 3- Yirçi, yerci, toprak sahibi
    İRÇİK: 1- İricik 2- Er, küçük er
    İREN: 1- Sert, katı2- Araç, vasıta 3- Ürek, yürek
    İRENÇİN: 1- Bağımsız, başına buyruk 2- Güçlü, dayanıklı
    İRGE: 1- Yırlama, söyleme, okuma 2- Ergin, olgun
    İRGİN: (İrge) Uygurlar ve Karluklar dönemi memuriyet unvanlarından
    İRİK: Sert, katı, iri
    İRİM: Müjde, iyi haber
    İRİS: 1- Kurtuluş, hürriyet 2- Iras, ıraz
    Türk mitolojisindeki tanrıça adlarından “kötü ruhları kovup, tamuya gönderen tanrıça”
    İRKİL: 1- Ululuk, heybet, cesaret 2- Aksakal,kam, baksı
    İRKİN: Olgun, bilge, ulu
    İRKİT: Ürküt, ürkütücü, heybetli
    İRKLİ: 1- Güçlü, muktedir 2- Yüksek dereceli memur
    İRNEK: (Emek) Serçe parmak
    İRŞİ: Peri, peri kızı
    İRTEGÜN: birl. Erte/Gün Sabah
    İRTEM: 1- Erdem, fazilet 2- Marifet, hüner
    İRTİŞ: Hüner, hünerlilik
    İRTÜK: Değer, kıymet
    İSEN: 1- Esen, yel, rüzgar 2- Doğa, tabiat 3- Açık, net, sahih
    İSTEK: İsteyiş, arzu
    İSTEM: İrade, dileme erki
    İSTEMİ: İstem, irade, dileme ve buyurma erki
    İŞBARA: (iş, devinme, davranma) Bara /Var, varlık) birl. İş/Bara
    İŞÇEN: İşgüzar, hamarat
    İŞGÜN: (İçgün) Kızıl yapraklı bir yayla çiçeği
    İŞİM: (İçim) İçtenlik, samimiyet
    İŞİTGEN: İşitici, dinleyici,öğüt dinleyen
    İŞLEK: 1- İdmanlı, eğitimli 2- İşgüzar, çalışkan
    İTBARAK: birl. İt/Barak (Barık, baraka)
    Türk mitolojisinde adı geçen köpek
    İTGÜÇİ: İteleyen, itici, yapıcı, destekçi
    İTİK: Yetik, yetkin, uzman
    İTİMGEN: İteleyen, itici, destekçi
    İTMAÇ: Alet, edevat, takım
    İTMİŞ: (Etmiş) Yapıcı, uzman, uzmanlaşmış
    İVECEN: Aceleci, telaşlı
    İVGİN: (Evgin) Ateşli, sabırsız, telaşlı
    İYBA: Utangaç
    İYE: Güç, kudret, erklik, sahip olma
    İYEUZA: birl. İye/Uza, Güçlü, egemen ve uzman
    İYİ: İyi, yararlı ve uğurlu
    İYİK: 1- İyi, uğurlu 2- Heves
    İYİM: 1- Güzellik,hüsn-i niyet 2- Dost, canan, yaren
    İYİMSER: Olayları iyi gözle gören ve yorumlayan
    İYNEM: Dost, ahbap, yaren, canan
    İZ: Basma, ezme, sıkıştırma, kesmek, yarmak…bildiren kökten; yarık, yara, kalıntı, belirti
    İZGİ: (İZGÜ) 1- İyi,kutlu 2- Akıllı, zeki 3- Adil, adaletli.

    Alıntıları Göster
    Eeee gerisi nerde




  • quote:

    Orijinalden alıntı: Euphorus

    HAN:1- Devlet başkanı 2- Kağana bağlı, özerk devlet başkanı 3- beylik başkanı, yönetici
    HANIM: 1- Han’ın dişisi 2- Soylu kadın 3- Han’ın evdeşi (Hatun) 4- Türk töresinde, kadınlara olan saygıyı ifade eden genel bir sıfat
    HANLI: Yurttaş, Bir Han’a bağlı kişi, Bağımsız bir devletin mensubu
    HATUN: (Katun) 1- Kağan’ın evdeşi, kraliçe 2- Saygı duyulan, görgülü hanım Türkçe’deki, kadın sözcüğü buradan gelir.
    HOMAR: (Humar) Yakışıklı, çekici, güzel, süslü, fiyakalı
    HUN: (Kul) Koyun, koyunlu
    HUŞ: Bir çam ağacı türü.

    Alıntıları Göster
    İsmimin Öz Türkçe'de geçtiğine sevdindim...




  • quote:

    Orijinalden alıntı: Euphorus

    MAMAK:Sakin, kendi halinde
    MAMAY: Sakin, munis
    MAMIŞ: 1- Saygılı, söz dinler 2- Saygı
    MANAS: 1- Huy, mizaç 2- Heybet, heybetli
    MANAY: Saha, bölge, mıntıka
    MANÇO: Mengü, sonsuz
    MANÇU: Mengü, sonsuz
    MANGALAY: 1- Alın, yüz, cephe 2-Süvari, iyi ata binen
    MANGU: Mengü, bengü, sonsuz
    MANGUR: Mangır, bakır para
    MANGUT: Ölümsüz, sonsuz
    MARAL: Ceylan, ahu türü bir hayvan
    MAYDA: Narin, ince, ince yapılı
    MENÇİK: Mülkiyet, mal varlığı
    MENDEŞ: (Menteş, mintaş) Acele, aceleci
    MENGİ: Mengü, bengi, bengü
    MENGİLİK: Sonsuzluk
    MENGÜ: Ebedi, sonsuz, sonsuza kalan, sonsuzluk, ölümsüzlük
    MENGÜÇ: Sonsuzluk, sonsuzluğa ulaşmış, ermiş, ulu, saygıdeğer
    MENGÜÇ ATA: birl. Mengüç/Ata
    Bilgi ve tecrübesine başvurulan ulu ve bilge kişi
    MENGEN: 1- Nişancı, iyi ok atan, okçu 2- Becerikli, mahir
    METE: 1- Soylu, saygıdeğer 2- Bütün, bütünlük, bütünlükçü
    METEHAN: birl. Mete/Han
    Hun kağanlarının en ünlüsü. Aynı soy ve kökten gelen boylar arasında, kan dökülmesini
    yasaklamış hepsinin tek bir devlet çatısı altında toplanması gerektiğini,bunun aynı zamanda Türk Tanrısı’nın bir emri olduğuna inanarak bu yolda mücadele etmenin ve bunun getireceği sonuçların,en büyük ve paha biçilmez bir mutluluk olduğuna inanmış, bunu da ayrıca,devlet politikası biçimine getirmişti.Türk töresine devlet idaresine sokan,ilk düzenli ve sınıflı kara ordusunu kuran,”Birleşik Türk Devletleri ülküsünü devlet siyaseti olarak ve bunu gerçekleştiren ilk Türk büyüğü.
    MİN: 1-Bin,bin sayısı. 2-ben,gamze
    MİNG:1-Ben,gamze 2-Huzur,refah 3-Bin sayısı
    MİNGAN: Benli,gamzeli
    MİNGİLİK: Rahat,huzur,refah
    MİNGİR: Çok külliyetli.
    MOĞOL:Kaygı,endişe,hüzün
    Oğuz’un amcası ve ilk kayın atası
    MOKAN: Büken, güçlü
    MONGUÇ: Atik, çevik, hamleci
    MOTUN: Bütün, bütünlük ( Mete Han’ın asıl adının bu olduğunu söyleyen tarihçiler de var.)
    MUGLU: Üzgün, hüzünlü
    MUNAR: Serap, algın
    MUNCUK: Boncuk, takı, mücevher
    MUNÇUĞ: (Boncuk)
    MUNG: 1- Hüzün, elem, üzüntü 2- Ming, ben, gamze
    MUNGLUĞ: (Mungluk) Üzgün, bunalmış, hüzzam
    MUNGUL: Hüzünlü, elemli
    MUTLU: Mutlu, mesut, bahtiyar
    MÜÇEK: öpücük, buse
    MÜGE: İnci çiçeği
    MÜLDÜZ: Berrak, saf
    MÜREN: Irmak, akarsu.

    Alıntıları Göster
    OBA:1- Yurt, mekan, mesken,diyar, çadır, mahalle 2- kabile, aşiret
    OBAR: Ev, baraka
    OBEN: 1- Genç aygır 2- Erkek deve yavrusu
    OBULAZ: (Oblas, oflas) 1- Gözü pek, atılgan 2- Alicenap, yüce gönüllü.
    OBUT: Şeref, haysiyet
    OBUZ: Kaynak, menba
    OCAK: (Otak, odak) Ateşlik, ateş olan yer, ateş tüten yer. Mec. Ev, yuva, insan eğitiminin, başladığı, insanın pişmeye ve biçimlenmeye başladığı yer.
    OCAKLI: Ocak sahibi.
    OD: Ot, ateş
    ODAK: Ocak, yanma, yansıma merkezi
    ODAKAN: Hanım ozan
    ODANA: birl. Od/Ana
    Şamanist gelenekte, “Dişi Melek”
    ODATA: birl. Od/Ata
    Şamanist gelenekte “erkek melek”
    ODÇU: Ateşçi
    ODGURMUŞ: 1- Oturmuş, oturaklı, sakin, kendinden emin 2- Yuva kuran, birlik kuran
    ODHAN: birl. Od/Han
    Şamanist gelenekte, “Ateş Tanrısı”
    OG: Ok (Doğma, doğum, yaratılış)
    OGAN: (Okan, Ugan) 1- Tanrı, Tanrılık vasıfları, yaratma, yaratış, doğuş, halik 2- Anlayış, zeka,bilgelik 3- Eski Türklerde, kan davalarına karşı çıkan, oba ve oymaklar arasındaki geçimsizliklerde,arabuluculuk yapan, “Barış Tanrısı” 4- Altay ve Tuna Türklerinde “ Ateş Tanrısı”
    OGLAĞU: Körpe, genç kız
    OGRAK: 1- Azim, kararlılık 2- Niyet
    OGRAŞ: Uğraş, mücadele, meşgale
    OGSAT: Benzer, benzerlik, benzeyiş
    OGTADURMUŞ: birl. Okda/Durmuş ( Bu ad, iki anlamda da yorumlanabilir. Akıllı, zeki Durmuş. Zor durumda kalan, zor koşullarda olan)
    OGUR: 1- Gizlilik, gizem 2- Uğur, baht, talih, mutluluk
    OGURLU: Uğurlu
    OGURMUŞ: Gizemli, ağzı sıkı
    OGUTUR: Gizli, gizemli
    OGÜN: birl. O/Gün (..Eski bir Türk geleneği olan, tarihin önemli ve özel günlerinin anısına verilen, o gün ya da o günlerin yıldönümüne denk düşen günlerde doğanlar için kullanılan bir ad.
    OĞÇU: Okçu, haberci, ulak
    OĞIRCIK: Uğurcuk
    OĞLAGU: Körpe kız
    OĞLAK: Keçi yavrusu
    OĞLAMAN: Bir yaşında doğum yapan, koyun ve keçi
    OĞLAN: Oğul, erkek çocuk, genç erkek
    OĞRAMIŞ: Uğurlu
    OĞRUN: 1- Gizli, gizemli 2- Yavaş, ağır
    OĞUL: 1- Oğlan, erkek çocuğu 2- Evlat, genel olarak, kız yada erkek çocuğu
    OĞULÇA: 1- Oğulcuk, biricik oğul, biricik evlat 2- En küçük oğul
    OĞULGANMIŞ: Oğlu olmayan
    OĞUR: 1- Uğur, talih, bahtiyarlık 2- Vakit, zaman, devir
    OĞUŞ: 1- Bolluk, bereket 2- Hısım, akraba, nesil
    OĞUZ: 1- Ok-Uz 2- Ağuz, ağız 3- Olağanüstülük 4- Çağrı, davet, toparlama
    birleştirme, yaratış
    OK: 1- Doğum, doğuş, yaradılış 2- Akıl, us 3- Dokunma, el sürme 4- Söyleyiş, çağırış, haber verme 5- Silah, yay ile kullanılan ok 6- Örgüt, teşkilat
    OKAN: 1- Ogan 2- Anlayış, fehim
    OKATMIŞ: (Okutmuş) Haberci, ulak
    OKÇI: 1- Okuyucu, haberci 2- Ok atan, okçu 3- Örgütçü
    OKIÇI: Davetçi, davetkar, çağırıcı
    OKİ: Çağrı, davetiye
    OKLAMIŞ: Ok atmış, savaşçı
    OKLU: 1- Akıllı, zeki 2- Örgütlü
    OKŞAK: Benzeyen, andıran, tanıdık, bildik
    OKŞAN: Benzeyen, okşayan
    OKTA: Akıllı, zeki, dahi
    OKTAR: 1- Okçu, iyi ok atan 2- Bilgili, akıllı, yaratıcı 3- Davetçi, davetkar
    OKUKLU: Alim, bilgin
    OKUMAGAN: Arif, eğitimsiz ama kendini yetiştirmiş, olgunlaşmış
    OKUNÇ: Toy ve düğün davetiyesi
    OKUŞ: 1- Bilgi, bilgelik 2- Bereket
    OKUŞLUĞ: 1- Alim, bilgin 2- Bolluk, bereket, bereketli
    OKUTGAN: Okutan, eğitmen
    OKUTAN: Eğitmen, öğretmen
    OKUV: Okuyuş, kıraat, çağırış
    OLAGAN: Olan, doğal, olumlu
    OLAM: Debdebe, gösteriş, tantana
    OLBAK: Oluş, oluşum
    OLCA: Ganimet, bolluk
    OLCAŞ: Tören, seremoni, tazim
    OLCAY: Tanrı sıfatlarından. Baht, talih, açık talih, ululuk
    OLCAYTU: Açık talih, bahtı açık, bereketli
    OLÇA: Ganimet, bereket
    OLÇAM: Ganimet, nimet, bolluk
    OLÇAR: 1- Saldırı komutu, saldırı 2- haber, havadis 3- Uygun, muvafık
    OLÇUM: 1- Olgunluk, olgun, yetişkin 2- Hüner, marifet
    OLGAÇ: Olgun, olmuş
    OLGUN: Yetişkin, olmuş, kamil
    OLUM: Oluş, doğuş, olmaya elverişli.
    OLUN: 1- Oluş, olgunluk, ağırbaşlılık 2- Genç, taze 3- Soyluluk
    OLUŞ: Oluşum, düzen
    OMAÇ: Amaç, gaye
    OMAK: 1- Soy, kan, soyluluk 2- Aile, akraba
    OMAY: (Umay) Seçkin, güzide
    OMRAK: Sevilen, maşuka
    OMUR: (Umur) 1- İlgi, heves 2- Güç, dayanıklılık, dayanıklı
    OMURCA: Sağlam, dayanıklı
    OMURTAG: Kartal yavrusu
    ONAK: 1- Onanmış, kabul görmüş 2- Sevgili, el üstünde tutulan
    ONAL: 1- Doğuş, ortaya çıkış 2- Sağlam, dayanıklı
    ONANLI: Sağlam, meyin, mütehammil
    ONANMIŞ: Sağlam, bayındır, destekli
    ONAT: 1- Sağlam, dayanıklı 2- Yakışıklı 3- Terbiyeli, iyi davranışlı
    ONATÇA: Makbul, hatırşinas
    ONAY: 1- Sağlam, dayanıklı, uygun 2- Makul, kabul,tasdik
    ONG. 1- Sağlamlılık, kalıcılık, dayanıklılık 2- İyilik, rahmet, bereket, bolluk 3- Sevinç, neşe, mutluluk
    ONGAN: 1- Uğurlu, mutlu, bahtiyar 2- Verimli, gelişkin 3- Bayrak, simge, totem
    ONGU: 1- Kar, kazanç 2- Set, sütre
    ONGUÇ: Karlı, kazançlı, verimli, uğurlu
    ONGUDAY: Karlı, kazançlı
    ONGUN: 1-Bolluk ve bereket tanrısı. 2- Uğurluluk, verimlilik, kalıcılık 3- Av totemi, kutsanmış av hayvanı 4- Totem, sembol, bayrak, flama
    ONGUR: Kurtuluş, salah
    ONGUT: Koruyucu, muhafız, kale muhafızı
    ONUK: 1- Sağlıklı, dayanıklı 2- Uğurlu, aziz, saygıdeğer 3- Usul, yol, teamül 4- Yararlı, faydalı
    ONUŞ: 1- Bereket, bolluk, verim 2- Uğur, talih
    OPAK: (Apak) Temiz, bakımlı
    OPAN: Mağara, delhiz
    OPÇIN: (Apçın,afşın) Zırh, demirağ
    OPUR: Obur, iştahlı
    OPUZ: Katı,sert
    OR: 1- Yer, durak, bölge 2- Doğramak, biçmek 3- Mevki, mertebe 4- Düzen, kuruluş
    ORAK: Doğramak, kesmek, doğrayıcı, biçici
    ORAN: 1- Taht, şeref makamı 2- Yüksek mevki, yüksek derece
    ORAY: birl. Or/Ay 1- Aynı, eşit, eş değerde (Kırgızlarda) 2- Fırsat, hamle
    (Kazaklarda)
    ORAZ: (Uraz, uras, ıraz) Şeref, onur, talih
    ORÇUN: 1- Kesici, keskin, doğrayıcı 2- Bölge, vilayet 3- Onurlu, ahlaklı, iyi huylu
    ORDA: Orta, merkez (Kağan veya Han otağının bulunduğu yer)
    ORDU: (Orda) 1- Orta, çekirdek, merkez 2- Silahlı ve düzenli topluluk
    ORDUCA: 1- Ordu ile ilgilenen 2- Ortaca, ortanca
    ORGA: Bayrak, flama
    ORGARUN: 1- İstihkam 2- Bayraklı, bayrak sahibi
    ORGİR: Kesici, biçici
    ORGUN: Sırdaş, sır saklayan, ketum
    ORHUN: Sır saklayan, sırdaş, gizli, gizemli
    ORMAG: Doğramak, biçmek
    ORMAN: Ağaçlık, bölge
    ORMUŞ: Doğrayan, biçen
    ORNAK: 1- Taht, tahtırevan 2- yer, yöre
    ORPAG: Menşe, kök, nesep
    ORTAÇ: 1- Ortadaki, ortanca 2- Ilımlı, dengeli
    ORTAÇI: Ilımlı
    ORTAĞ: Ortak, ortalama, ortada buluşma
    ORTUG: Ortak, pay sahibi
    ORUK: 1- Yol, eylem, gidişat 2- Çare, çözüm, imkan, uygunluk
    ORUM: Mera, otlak
    ORUN: 1- Makam, mevki, özel yer, şerefli yer, taht 2- Karargah, görev yeri
    ORUNÇ: Hediye, bahşiş
    ORUNÇAK: 1- Oya, işleme 2- Rehin, emanet
    ORUNDUK: Koltuk, iskemle
    ORUNGULUK: Bayrak, flama
    ORUNLUG: Taht, makam
    ORUNTAG: Yüksek mevki, makam
    ORUS: 1- Talih, uğur, baht, mutluluk 2- Amaç, hedef
    OSKAY: 1- Hamarat, işgüzar 2- Neşeli, şen
    OT: 1- Ateş, ocak, ev 2- Nebat, bitki
    OTACI: (Utacı) 1- Doktor 2- Eczacı, ot ve bitkilerden ilaç yapan kişi 3- kam, baksı
    OTAĞ: 1- Oda, içinde ateş yakılarak oturulabilen büyük ve geniş çadır 2- Yeni evlenenlere armağan edilen ev, çadır
    OTAĞA: birl. Ot/Ağa ..evin reisi, aile reisi, evde sözü geçen kişi
    OTAK: Yeni evlenenlere armağan edilen ev, çadır, oda
    OTAMIŞ: Doktor, hekim
    OTANCAK: İlaç, merhem, deva
    OTAR: Geçici, fani
    OTÇİGEN: birl. Ot/Çigen (“Ot/Tigin” adının , Moğol ağzındaki söylenişi.)
    OTGUN: Kabadayı.
    OTKUN: Kabadayı.
    OTLUĞ(K): Ateşli
    OTMAN: Ailenin en küçük oğlu .Ocağın ateşini yakıp ısıtacak ve devamlılığı sağlayacak olan, Çok eskilerden beri süregelen,Türk töresince çocuklar arasındaki paylaşımlarda ev , en küçük çocuğa kalır. Bu yüzden ilerde evin yada mülkün idaresi küçük oğlandadır. Yani, ocak,onunla yanmaya devam edecek,aile oba yada oymağın yaşamı onun sayesinde sürecektir. Bu çocuklara içeren ”Otman,Ot Tigin,Othan” vb. adlar verilir.
    Otmanlı devletinin kurucusu ve ilk hanı. Ertuğrul Beğ’in en küçük oğlu. Daha Ertuğrul Bey
    ölmeden,Töreye göre,birçok mal mülk, büyük çocuklara, beylik, en küçük olan Otman’a geçmişti.
    OTMAR: Ateşli, ateş saçan
    OVAT: Düzgün, muntazam
    OVLAZ: Gözü pek, atılgan
    OVMAÇ: El ile yoğrularak yapılan yiyecek
    OY: 1- Düşünmek, düşünce, fikir 2- Çukur
    OYA: 1- Oyularak yapılan elişi, işleme 2- Emanet, rehin 3- Sempatik, minyon
    OYAN: 1- İman, inanç 2- Düşünce, efkar
    OYAZ: Çukur, kuyu
    OYBAK: Çukurlu vadi
    OYBAT: Oyuk ve çukurlu yer
    OYGAK: 1-Oya, rehin 2- Uyanık, müteyakkız
    OYGUR: Dere yatağı, dere oyuğu
    OYINLI: Düşünceli, efkarlı
    OYLUM: 1- Çukur, kuyu, boşluk 2- Kurucu, kuruntu, yormak
    OYMAK: Yığın, kitle. Türklerin sosyal birimleri içindeki sıralamada, Obadan büyü Boy’dan küçük olan akrabalar topluluğu
    OYMUR: Dere, dere yatağı
    OYNAK: Maral, ceylan, vb. Hayvanların bir arada olup su içtikleri kuyu, su birikintisi
    OYRAM: Girdap, anafor
    OYRAT: Derin, oyuk, derinleşmiş
    OYTUN: Kutsanmış, mübarek
    OYUR: Vücut, endam
    OZ: İleri, ön, önde
    OZA: Kadim, eski, ezeli, hep var olan
    OZAĞI: Tecrübeli, bilgili, uzman
    OZAMIŞ: Uzamış, uzman, usta işinin ehli
    OZAN: (Uzan) Öncü, herkesin önünde olup hitap eden, şiir yazan ve okuyan, kopuz çalarak şiir okuyan ve yazan. Usta, işinin ehli
    OZAR: Uzman, usta, bilir kişi
    OZGAN: Kademeli, dereceli, öncelikli
    OZMAN: Uzman
    OZMUŞ: Uzmanlaşmış, yetik
    OZUL: Esas, kaide
    OZUT: İkamet, ikametgah
    OZUTGAN: İleride, ilerici
    ÖBEK:Küçük grup, tim, takım, parça
    ÖBGE: Ced, Ata, Soy
    ÖCAL: birl. Öc/Al intikamcı
    ÖCEK: 1- Esinti, hafif yel 2- Burç
    ÖCÜT: İntikam, öç
    ÖDEM: 1- Borç, bakiye 2- Ödül, mükafat
    ÖDEMİŞ: 1- Eczacı, doktor 2- Ricacı, yakaran 3- Borçsuz, bakiyesiz 4- Ödül veren
    ÖDEN: 1- Ricacı, duacı 2- Ödül
    ÖDGÜLMÜŞ: 1- Övülmüş, övülen, başarılı, ödül almış 2- Ricacı, duacı
    ÖDGÜR: Uygun, yerinde, vaktinde
    ÖDRÜM: Seçkin, mümtaz
    ÖDÜGET: Ricacı, yakarıcı, duacı
    Yakutlarda, “ Akarsular Tanrısı”
    ÖDÜK: Rica, yakarı, dua, niyaz, arzu
    ÖDÜL: 1- Usluluk, akıllılık 2- Yüceltme, ululama, mükafat
    ÖDÜN: 1- Ödeme, ödeyiş 2- Yakarış, niyaz
    ÖDÜŞ: Vakit, devir
    ÖG: (Ok) Ana, anne, yaratan, doğuran
    ÖDGÜL: Övülme, övünç kaynağı, övülme nedeni
    ÖGE: (Öke) Dahi, çok zeki, çok akıllı
    ÖGEÇ: İki yaşına gelmiş koç
    ÖGEL: 1- Zeki, akıllı, aklı başında 2- Burç
    ÖGET: 1- Akıl, zeka, akıllılık, 2- Sevgi, muhabbet
    ÖGİR: Sevinç, neşe, eğlence
    ÖGLÜ: Dahi, çok akıllı
    ÖGREDİK: 1- Mürebbiye, eğitmen, yetiştirici, öğretmen 2- İdman, talim, antrenman
    ÖGRÜ: 1- Öğrenilecek olan 2- Arkadaş, refik
    ÖGÜŞLÜ: Övülen, methedilen, övülmeye layık
    ÖGDÜ: Övme, methiye
    ÖGDÜM: 1- Övülen, methedilen 2- Önce, öncelikli
    ÖĞER: Övücü, methedici
    ÖĞLEŞ: Akıl birliği, fikir birliği
    ÖĞREK: Toplantı yeri, cemiyet , dernek
    ÖĞREN: Öğrenmekten
    ÖĞRET: Gelenek, terbiye
    ÖĞREYÜK: Gelenek, görenek, terbiye
    ÖĞRÜK: Munis, cana yakın, el üstünde tutulan
    ÖĞRÜNÇ: 1- Deneyimli, bilgili, öğrenmiş, ders almış, yetişmiş 2- Hoşnutluk, memnuniyet
    ÖĞTÜ: Metih, övme, ululama
    ÖĞTÜR: Övme, methedici
    ÖĞÜÇÜ: Övücü, methedici
    ÖĞÜLMÜŞ: Başarılı, destekli, övülmeye layık
    ÖĞÜN: 1- Öğünmek..ten öğün 2- İtina, dikkat 3- Sıra
    ÖĞÜNÇ: Övünç, iftihar, övünme gerekçesi, iftihar vesilesi
    ÖĞÜNÇEK: Öğünmeye değer, öğünme nedeni
    ÖĞÜNMÜŞ: Övünmüş, övünmeyi hak etmiş, gururlu
    ÖĞÜNÜR: Gururlu, mağrur
    ÖĞÜR: Över
    ÖĞÜT: 1- Anlayış, kavrayış 2- Nasihat, tavsiye, deneyim aktarımı
    ÖK: (ög) 1- Öz, doğuş, oluş, gelişme 2- Zeka, bilme, us, yetenek, ana, doğuran
    ÖKÇİ: Okeci, çağırıcı, davet edici, davetiye veren kişi
    ÖKÇÜR: Zeki, anlayışlı
    ÖKE: Dahi, yanılmaz, bilge, çok akıllı
    ÖKER: Dahi, süper zeka
    ÖKERMAN: Dahi, bilge, yanılmaz
    ÖKLÜ: 1- Dahi, akıllı 2- Egemen, denetimci
    ÖKSÜM: Arzu, murat
    ÖKSÜZ: Desteksiz, arkasız, oluşumsuz, gelişmeye engel durumu olan, (Halk arasında, anası
    olmayan, ölen ya da ayrı olan çocuklar için de bu adın kullanılmasındaki neden, ananın, çocuğun yetişme ve gelişimindeki önemine atfendir.)
    ÖKTE: 1- Ökeli, akıllı, dahi, yanılmaz, deneyimli, bilgili 2- Azametli, gösterişli
    ÖKTEM: 1- Akıllı, bilge 2- Asi, başına buyruk, pervasız 3- Meşhur, gösterişli 4- Bahar, ilk yaz
    ÖKTEN: 1- Akıllı, bilinçli 2- Kahraman, cesur, korkusuz, başına buyruk
    ÖKÜÇ: 1- Çok, çokluk, bolluk 2- Akıl, us, bilinç
    ÖKÜN: Kendine dönüş, öze dönüş
    ÖKÜNMÜŞ: Özüne bağlı, özüne dönen
    ÖKÜŞ: 1- Çok, çokluk, bolluk, bereket 2- Akıl, bilinç, bilinçli
    ÖKÜŞ KARA AÇKI: birl. Öküş/Kara/Açkı mec. Keskin zekalı
    ÖKÜZ: 1- Irmak, nehir, büyük akarsu 2- Uzman, bilge, ehil, dahi
    ÖLÇER: 1- Mühendis 2- ağırbaşlı, ölçülü 3- Savaş buyruğu, saldırı buyruğu
    ÖLÇÜM: 1- Adap, usul, erkan, yol 2- Ağırbaşlılık
    ÖLMEZ: 1- Dirayetli, dayanıklı 2- Çok sevilen, unutulmaz, iz bırakmış
    ÖN: 1- Doğu, güneşin doğduğu yön 2- İlk, başlangıç, doğuş, meydana geliş 4- İlke, öncelik, prensip,temel
    ÖNAL: birl. Ön/Al Öncü, lider, önde olan
    ÖNALAN: birl. Ön/Alan, lider, öncü
    ÖNALDI: birl. Ön/Aldı, lider, öncü
    ÖNCEK: Önce, önceki, selef
    ÖNCEL: 1- Selef, daha önceki 2- Önde olan, öncü, rehber 3- Öncelikli, imtiyazlı
    ÖNCELİK: İmtiyaz, torpil
    ÖNCÜ: 1- İlk, orijinal 2- Lider, yol açan, önde olan
    ÖNCÜL: 1- Öncü, önde, rehber 2- Birinci, ilk
    ÖNÇEK: Önceki, önceki, selef
    ÖNDAŞ: Aynı öncelikte, aynı imtiyazı paylaşan
    ÖNDE: Öncü, önceki
    ÖNDEGÜN: birl. Önde/Gün 1- Önemli gün 2- Önceki gün
    ÖNDER: Önde olan öncü, lider
    ÖNDEŞ: Yol açan, rehber, mihmandar
    ÖNDÜÇ: Öncü, mihmandar
    ÖNDÜL: 1- En önde, en öndeki, öncü 2- Öncelik, imtiyaz
    ÖNDÜN: 1- Peşin, peşinat 2- Önde, önde gelen
    ÖNE: İleri, ileride, ötede
    ÖNEK: Dayanak, direk, destek
    ÖNEL: 1- Usta, uzman, pir 2- Vade, mühlet
    ÖNEM: Öncelik, imtiyaz, değer, kıymet, hassasiyet
    ÖNEN: 1- Önde olan, öne geçen 2- Bağlılık, sadakat
    ÖNER: birl. Ön/Er Öncü, rehber, kılavuz
    ÖNEY: 1- Öne geçen, önde gelen 2- Yükseklik
    ÖNG: İlk, birinci, başta gelen
    ÖNGEL: 1- Ağırbaşlı, olgun 2- Öncü, öncülük eden
    ÖNGEN: 1- Zafer, utku 2- Uzun boylu, levent
    ÖNGER: Hiddetli, asabi
    ÖNGİ: (Öngü) 1- Değişik, farklı, sıra dışı 2- Önce, öncelikli
    ÖNGÜÇ: 1- Öncü, kılavuz 2- Atak, atik, hareketli 3- Delil, kanıt, ispat
    ÖNGÜK: Yastıkların ucuna yapıla işleme
    ÖNGÜL: Yol gösteren, ön ayak olan
    ÖNKUZU: birl. Ön/Kuzu mec. Kurban, kurbanlık
    ÖNÜÇ: Önce, önceki, selef
    ÖNÜM: 1- Birinci, ilk 2- Hasılat, ganimet, kar
    ÖNÜR: Başlangıç, siftah
    ÖNÜRT: Önce, öncelik
    ÖNÜT: Önce, öncelik
    ÖPGİNE: Öpücük, buse
    ÖPKE: İç geçirme, öfke, hırs
    ÖPÖZ: Can, ruh, nefs
    ÖRÇÜM: Üreyiş, gelişim, büyüme
    ÖRÇÜN: İpten örülmüş merdiven
    ÖREN: 1- Örme yapan, örücü 2- Eskiden kalma kalıntı, kalıntı kent ya da mezar
    ÖRGE: 1- Örnek, motif, örgü örneği 2- Şahika, yükseklik
    ÖRGEN: 1- Örülü ip, urgan 2- Keçi kılından yapılan ip
    ÖRGÜÇ: 1- Dokuma aleti, dokuma tezgahı 2- Mevki, mertebe 3- Tümsek, tepe
    ÖRİKLİ: Şeciyeli
    ÖRKEN: 1- Urgan, örülü ip 2- Fidan
    ÖRKİN: 1- Fidan 2- Taht, tahtırevan
    ÖRNEK: Numune, standart, ölçü
    ÖRPEN: 1- Örtülü, kapalı, gizli 2- Alev, alev ışığı
    ÖRS: Üzerinde metal maden dövülen demir kütle mec. Dayanıklılık
    ÖRTE: Örtü, örtülü
    ÖRTGÜN: Samanı ayrılmış, harmanlanmış tahıl
    ÖRTÜN: Omuz üstüne alınan örgülü giyecek, pelerin
    ÖRÜÇ: Örgü malzemesi, dokuma tezgahı
    ÖRÜM: Çit, ağıl
    ÖRÜN: 1- Saç örgüsü, belik 2- Beyazlık, temizlik 3- Gökyüzünün bulutsuz hali 4- Ürün, hasılat
    ÖRÜNDÜ: Arı, temiz, saf, pakize
    ÖRÜNDÜL: 1- Seçkin, güzide 2- Saf, temiz, pak
    ÖS: Gerçek, hakiki
    ÖSRÜK: 1- Mert, özü sözü bir 2- Esrik, kendinden geçmiş
    ÖSTERİŞ: Fantezi, hayal, fantastik
    ÖTER: 1- Ricacı, yakaran 2- İleri, ileri geçmiş 3- Çığırıcı, ötücü, okuyucu
    ÖTGEN: Geçmiş, aşmış, ötede olan
    ÖTGÜR: Delici, delip geçen
    ÖTİLİG: İtibarlı, saygıdeğer, muhterem
    ÖTKER: 1- Ricacı, duacı 2- Geçici, fani
    ÖTNÜ: Rica, yakarı, istirham
    ÖTÜG: (Ötük) Arz, niyaz, rica, dua, dilek
    ÖTÜGEN: (Ötüken)
    ÖTÜKEN: 1- Ricacı, duacı, niyazcı, Tanrıya yakaran 2- Geçmiş, mazi, onurlu ve övünçlü mazi
    ÖTÜN: 1- Ödün, verme, bağış, mağfiret 2- Yakarı, yalvarış, niyaz
    ÖTÜNÇ: 1- Rica, dilek, maruzat, istirham 2- İltimas, tarafgirlik
    ÖVET: Övüş, övgü
    ÖVGÜ: Övme, methetme
    ÖVGÜN: Övülen, övülmeye layık
    ÖVÜÇ: Övünç, iftihar
    ÖVÜL: Övülen, övülmeye layık
    ÖVÜNÇ: Övülmeye yol açan davranış, gurur ve onur kaynağı
    ÖVÜT: Öğüt, nasihat
    ÖYKE: Öfke, hiddet, hınç
    ÖYKÜ: 1- Taklit, benzeme, benzetme, 2- Hikaye
    ÖYKÜNÇ: Eğilim, benzeme, taklit etme eğilimi
    ÖYLEK: Zaman, devir
    ÖYÜK: Coşku, coşkunluk, tezahürat
    ÖZ: Kişinin “ben” derken, anlatmak istediği, tinsel varlık. 1- Ben, tin, can, ruh, gönül 2- Asıl, esas,temel, unsur 3- Şahsi, kişisel, kendi, kendine aitlik 4- Uz, uzluk, ustalık 5- Dere, ırmak
    ÖZAK: birl. Öz/Ak mec. Soylu
    ÖZBEK: birl. Öz/Bek mec. Cesur, kendine güveni tam
    ÖZBİR: birl. Öz/Bir mec. Soylu
    ÖZDEK: 1- Madde, temel, asıl, yapı, kuruluş, oluş, oluşum 2- Beden, vücut 3- Ağacın, köküne yakın olan kısım
    ÖZDEL: 1- Soylu 2- Armağan, hediye
    ÖZDEN: 1- İçten, samimi 2- Ender rastlanan, olağanüstü 3- Akraba, hısım 4- Armağan, hediye
    ÖZEK: 1- Temel, asıl, üs, merkez 2- Can, ruh, gönül
    ÖZEL: 1- Ayırt, fark, farklılık 2- Uzman, usta, kalifiye 3- Kişiye özgü, kişisel
    ÖZEN: 1- İçten, samimi 2- Dikkat, itina, emek, heves 3- Irmak, küçük akarsu
    ÖZENÇ: 1- Gıpta, heves 2- Direnç, gayret, dik başlılık
    ÖZERK: birl. Öz/Erk Kendine egemen, kendine sözü geçen
    ÖZGE: Ben’in karşıtı. Başka, öteki, yabancı, ,gayrı
    ÖZGEL: Öze ait, özden gelen, samimiyet
    ÖZGERİŞ: 1- Hayal, kurgu, fantezi 2- Devrim, başkaldırı
    ÖZGÜ: Öze ait, özle ilgili, ait, has, mahsus
    ÖZGÜN: Öze ait, özüne ait, orijinal, kendine has
    ÖZGÜR: Hür, bağımsız, kendinden başkasını dinlemez
    ÖZGÜVEN: birl. Öz/Güven Cesaret, kendine güvenme, kendinden emin olma, kendinden bilgi, beceri ve konumundan kuşku duymama
    ÖZİ: Fert, Şahıs
    ÖZİÇ: Varlık, şahsiyet
    ÖZİL: birl. Öz/İl mec. Anayurt
    ÖZKER: 1- Ulu ruhlu kişi 2- İyilik sever, hayırsever
    ÖZKONUK: Can, ruh
    ÖZLEK: 1- Üretken, münbit 2- Felek, talih 3- Özel, şahsi, kişisel
    ÖZLEM: 1- Öz’ün ilgisi, ilgi duyarak yönelişi, hasret 2- Özel, hususi, kişisel
    ÖZLEN: 1- Özlenen, aranan 2- Dürüst, özü sözü bir 3- özel, hususi, kişisel
    ÖZLEŞ: Kendine dönüş, kendinden veriş
    ÖZLÜ: Orijinal, sağlam
    ÖZLÜK: Şahsi, özel, kişisel
    ÖZMEN: Dürüst, özü sözü bir
    ÖZRÜM: Seçkin, seçilmiş
    ÖZÜÇ: Vücut, gövde, endam
    ÖZÜM: Kendine katma, kendine çekme, kendinden yapma
    ÖZVEREN: birl. Öz/Veren mec….Fedakar, fedai
    ÖZVERİ: birl. Öz/Veri …Fedakarlık.




  • quote:

    Orijinalden alıntı: Euphorus

    OBA:1- Yurt, mekan, mesken,diyar, çadır, mahalle 2- kabile, aşiret
    OBAR: Ev, baraka
    OBEN: 1- Genç aygır 2- Erkek deve yavrusu
    OBULAZ: (Oblas, oflas) 1- Gözü pek, atılgan 2- Alicenap, yüce gönüllü.
    OBUT: Şeref, haysiyet
    OBUZ: Kaynak, menba
    OCAK: (Otak, odak) Ateşlik, ateş olan yer, ateş tüten yer. Mec. Ev, yuva, insan eğitiminin, başladığı, insanın pişmeye ve biçimlenmeye başladığı yer.
    OCAKLI: Ocak sahibi.
    OD: Ot, ateş
    ODAK: Ocak, yanma, yansıma merkezi
    ODAKAN: Hanım ozan
    ODANA: birl. Od/Ana
    Şamanist gelenekte, “Dişi Melek”
    ODATA: birl. Od/Ata
    Şamanist gelenekte “erkek melek”
    ODÇU: Ateşçi
    ODGURMUŞ: 1- Oturmuş, oturaklı, sakin, kendinden emin 2- Yuva kuran, birlik kuran
    ODHAN: birl. Od/Han
    Şamanist gelenekte, “Ateş Tanrısı”
    OG: Ok (Doğma, doğum, yaratılış)
    OGAN: (Okan, Ugan) 1- Tanrı, Tanrılık vasıfları, yaratma, yaratış, doğuş, halik 2- Anlayış, zeka,bilgelik 3- Eski Türklerde, kan davalarına karşı çıkan, oba ve oymaklar arasındaki geçimsizliklerde,arabuluculuk yapan, “Barış Tanrısı” 4- Altay ve Tuna Türklerinde “ Ateş Tanrısı”
    OGLAĞU: Körpe, genç kız
    OGRAK: 1- Azim, kararlılık 2- Niyet
    OGRAŞ: Uğraş, mücadele, meşgale
    OGSAT: Benzer, benzerlik, benzeyiş
    OGTADURMUŞ: birl. Okda/Durmuş ( Bu ad, iki anlamda da yorumlanabilir. Akıllı, zeki Durmuş. Zor durumda kalan, zor koşullarda olan)
    OGUR: 1- Gizlilik, gizem 2- Uğur, baht, talih, mutluluk
    OGURLU: Uğurlu
    OGURMUŞ: Gizemli, ağzı sıkı
    OGUTUR: Gizli, gizemli
    OGÜN: birl. O/Gün (..Eski bir Türk geleneği olan, tarihin önemli ve özel günlerinin anısına verilen, o gün ya da o günlerin yıldönümüne denk düşen günlerde doğanlar için kullanılan bir ad.
    OĞÇU: Okçu, haberci, ulak
    OĞIRCIK: Uğurcuk
    OĞLAGU: Körpe kız
    OĞLAK: Keçi yavrusu
    OĞLAMAN: Bir yaşında doğum yapan, koyun ve keçi
    OĞLAN: Oğul, erkek çocuk, genç erkek
    OĞRAMIŞ: Uğurlu
    OĞRUN: 1- Gizli, gizemli 2- Yavaş, ağır
    OĞUL: 1- Oğlan, erkek çocuğu 2- Evlat, genel olarak, kız yada erkek çocuğu
    OĞULÇA: 1- Oğulcuk, biricik oğul, biricik evlat 2- En küçük oğul
    OĞULGANMIŞ: Oğlu olmayan
    OĞUR: 1- Uğur, talih, bahtiyarlık 2- Vakit, zaman, devir
    OĞUŞ: 1- Bolluk, bereket 2- Hısım, akraba, nesil
    OĞUZ: 1- Ok-Uz 2- Ağuz, ağız 3- Olağanüstülük 4- Çağrı, davet, toparlama
    birleştirme, yaratış
    OK: 1- Doğum, doğuş, yaradılış 2- Akıl, us 3- Dokunma, el sürme 4- Söyleyiş, çağırış, haber verme 5- Silah, yay ile kullanılan ok 6- Örgüt, teşkilat
    OKAN: 1- Ogan 2- Anlayış, fehim
    OKATMIŞ: (Okutmuş) Haberci, ulak
    OKÇI: 1- Okuyucu, haberci 2- Ok atan, okçu 3- Örgütçü
    OKIÇI: Davetçi, davetkar, çağırıcı
    OKİ: Çağrı, davetiye
    OKLAMIŞ: Ok atmış, savaşçı
    OKLU: 1- Akıllı, zeki 2- Örgütlü
    OKŞAK: Benzeyen, andıran, tanıdık, bildik
    OKŞAN: Benzeyen, okşayan
    OKTA: Akıllı, zeki, dahi
    OKTAR: 1- Okçu, iyi ok atan 2- Bilgili, akıllı, yaratıcı 3- Davetçi, davetkar
    OKUKLU: Alim, bilgin
    OKUMAGAN: Arif, eğitimsiz ama kendini yetiştirmiş, olgunlaşmış
    OKUNÇ: Toy ve düğün davetiyesi
    OKUŞ: 1- Bilgi, bilgelik 2- Bereket
    OKUŞLUĞ: 1- Alim, bilgin 2- Bolluk, bereket, bereketli
    OKUTGAN: Okutan, eğitmen
    OKUTAN: Eğitmen, öğretmen
    OKUV: Okuyuş, kıraat, çağırış
    OLAGAN: Olan, doğal, olumlu
    OLAM: Debdebe, gösteriş, tantana
    OLBAK: Oluş, oluşum
    OLCA: Ganimet, bolluk
    OLCAŞ: Tören, seremoni, tazim
    OLCAY: Tanrı sıfatlarından. Baht, talih, açık talih, ululuk
    OLCAYTU: Açık talih, bahtı açık, bereketli
    OLÇA: Ganimet, bereket
    OLÇAM: Ganimet, nimet, bolluk
    OLÇAR: 1- Saldırı komutu, saldırı 2- haber, havadis 3- Uygun, muvafık
    OLÇUM: 1- Olgunluk, olgun, yetişkin 2- Hüner, marifet
    OLGAÇ: Olgun, olmuş
    OLGUN: Yetişkin, olmuş, kamil
    OLUM: Oluş, doğuş, olmaya elverişli.
    OLUN: 1- Oluş, olgunluk, ağırbaşlılık 2- Genç, taze 3- Soyluluk
    OLUŞ: Oluşum, düzen
    OMAÇ: Amaç, gaye
    OMAK: 1- Soy, kan, soyluluk 2- Aile, akraba
    OMAY: (Umay) Seçkin, güzide
    OMRAK: Sevilen, maşuka
    OMUR: (Umur) 1- İlgi, heves 2- Güç, dayanıklılık, dayanıklı
    OMURCA: Sağlam, dayanıklı
    OMURTAG: Kartal yavrusu
    ONAK: 1- Onanmış, kabul görmüş 2- Sevgili, el üstünde tutulan
    ONAL: 1- Doğuş, ortaya çıkış 2- Sağlam, dayanıklı
    ONANLI: Sağlam, meyin, mütehammil
    ONANMIŞ: Sağlam, bayındır, destekli
    ONAT: 1- Sağlam, dayanıklı 2- Yakışıklı 3- Terbiyeli, iyi davranışlı
    ONATÇA: Makbul, hatırşinas
    ONAY: 1- Sağlam, dayanıklı, uygun 2- Makul, kabul,tasdik
    ONG. 1- Sağlamlılık, kalıcılık, dayanıklılık 2- İyilik, rahmet, bereket, bolluk 3- Sevinç, neşe, mutluluk
    ONGAN: 1- Uğurlu, mutlu, bahtiyar 2- Verimli, gelişkin 3- Bayrak, simge, totem
    ONGU: 1- Kar, kazanç 2- Set, sütre
    ONGUÇ: Karlı, kazançlı, verimli, uğurlu
    ONGUDAY: Karlı, kazançlı
    ONGUN: 1-Bolluk ve bereket tanrısı. 2- Uğurluluk, verimlilik, kalıcılık 3- Av totemi, kutsanmış av hayvanı 4- Totem, sembol, bayrak, flama
    ONGUR: Kurtuluş, salah
    ONGUT: Koruyucu, muhafız, kale muhafızı
    ONUK: 1- Sağlıklı, dayanıklı 2- Uğurlu, aziz, saygıdeğer 3- Usul, yol, teamül 4- Yararlı, faydalı
    ONUŞ: 1- Bereket, bolluk, verim 2- Uğur, talih
    OPAK: (Apak) Temiz, bakımlı
    OPAN: Mağara, delhiz
    OPÇIN: (Apçın,afşın) Zırh, demirağ
    OPUR: Obur, iştahlı
    OPUZ: Katı,sert
    OR: 1- Yer, durak, bölge 2- Doğramak, biçmek 3- Mevki, mertebe 4- Düzen, kuruluş
    ORAK: Doğramak, kesmek, doğrayıcı, biçici
    ORAN: 1- Taht, şeref makamı 2- Yüksek mevki, yüksek derece
    ORAY: birl. Or/Ay 1- Aynı, eşit, eş değerde (Kırgızlarda) 2- Fırsat, hamle
    (Kazaklarda)
    ORAZ: (Uraz, uras, ıraz) Şeref, onur, talih
    ORÇUN: 1- Kesici, keskin, doğrayıcı 2- Bölge, vilayet 3- Onurlu, ahlaklı, iyi huylu
    ORDA: Orta, merkez (Kağan veya Han otağının bulunduğu yer)
    ORDU: (Orda) 1- Orta, çekirdek, merkez 2- Silahlı ve düzenli topluluk
    ORDUCA: 1- Ordu ile ilgilenen 2- Ortaca, ortanca
    ORGA: Bayrak, flama
    ORGARUN: 1- İstihkam 2- Bayraklı, bayrak sahibi
    ORGİR: Kesici, biçici
    ORGUN: Sırdaş, sır saklayan, ketum
    ORHUN: Sır saklayan, sırdaş, gizli, gizemli
    ORMAG: Doğramak, biçmek
    ORMAN: Ağaçlık, bölge
    ORMUŞ: Doğrayan, biçen
    ORNAK: 1- Taht, tahtırevan 2- yer, yöre
    ORPAG: Menşe, kök, nesep
    ORTAÇ: 1- Ortadaki, ortanca 2- Ilımlı, dengeli
    ORTAÇI: Ilımlı
    ORTAĞ: Ortak, ortalama, ortada buluşma
    ORTUG: Ortak, pay sahibi
    ORUK: 1- Yol, eylem, gidişat 2- Çare, çözüm, imkan, uygunluk
    ORUM: Mera, otlak
    ORUN: 1- Makam, mevki, özel yer, şerefli yer, taht 2- Karargah, görev yeri
    ORUNÇ: Hediye, bahşiş
    ORUNÇAK: 1- Oya, işleme 2- Rehin, emanet
    ORUNDUK: Koltuk, iskemle
    ORUNGULUK: Bayrak, flama
    ORUNLUG: Taht, makam
    ORUNTAG: Yüksek mevki, makam
    ORUS: 1- Talih, uğur, baht, mutluluk 2- Amaç, hedef
    OSKAY: 1- Hamarat, işgüzar 2- Neşeli, şen
    OT: 1- Ateş, ocak, ev 2- Nebat, bitki
    OTACI: (Utacı) 1- Doktor 2- Eczacı, ot ve bitkilerden ilaç yapan kişi 3- kam, baksı
    OTAĞ: 1- Oda, içinde ateş yakılarak oturulabilen büyük ve geniş çadır 2- Yeni evlenenlere armağan edilen ev, çadır
    OTAĞA: birl. Ot/Ağa ..evin reisi, aile reisi, evde sözü geçen kişi
    OTAK: Yeni evlenenlere armağan edilen ev, çadır, oda
    OTAMIŞ: Doktor, hekim
    OTANCAK: İlaç, merhem, deva
    OTAR: Geçici, fani
    OTÇİGEN: birl. Ot/Çigen (“Ot/Tigin” adının , Moğol ağzındaki söylenişi.)
    OTGUN: Kabadayı.
    OTKUN: Kabadayı.
    OTLUĞ(K): Ateşli
    OTMAN: Ailenin en küçük oğlu .Ocağın ateşini yakıp ısıtacak ve devamlılığı sağlayacak olan, Çok eskilerden beri süregelen,Türk töresince çocuklar arasındaki paylaşımlarda ev , en küçük çocuğa kalır. Bu yüzden ilerde evin yada mülkün idaresi küçük oğlandadır. Yani, ocak,onunla yanmaya devam edecek,aile oba yada oymağın yaşamı onun sayesinde sürecektir. Bu çocuklara içeren ”Otman,Ot Tigin,Othan” vb. adlar verilir.
    Otmanlı devletinin kurucusu ve ilk hanı. Ertuğrul Beğ’in en küçük oğlu. Daha Ertuğrul Bey
    ölmeden,Töreye göre,birçok mal mülk, büyük çocuklara, beylik, en küçük olan Otman’a geçmişti.
    OTMAR: Ateşli, ateş saçan
    OVAT: Düzgün, muntazam
    OVLAZ: Gözü pek, atılgan
    OVMAÇ: El ile yoğrularak yapılan yiyecek
    OY: 1- Düşünmek, düşünce, fikir 2- Çukur
    OYA: 1- Oyularak yapılan elişi, işleme 2- Emanet, rehin 3- Sempatik, minyon
    OYAN: 1- İman, inanç 2- Düşünce, efkar
    OYAZ: Çukur, kuyu
    OYBAK: Çukurlu vadi
    OYBAT: Oyuk ve çukurlu yer
    OYGAK: 1-Oya, rehin 2- Uyanık, müteyakkız
    OYGUR: Dere yatağı, dere oyuğu
    OYINLI: Düşünceli, efkarlı
    OYLUM: 1- Çukur, kuyu, boşluk 2- Kurucu, kuruntu, yormak
    OYMAK: Yığın, kitle. Türklerin sosyal birimleri içindeki sıralamada, Obadan büyü Boy’dan küçük olan akrabalar topluluğu
    OYMUR: Dere, dere yatağı
    OYNAK: Maral, ceylan, vb. Hayvanların bir arada olup su içtikleri kuyu, su birikintisi
    OYRAM: Girdap, anafor
    OYRAT: Derin, oyuk, derinleşmiş
    OYTUN: Kutsanmış, mübarek
    OYUR: Vücut, endam
    OZ: İleri, ön, önde
    OZA: Kadim, eski, ezeli, hep var olan
    OZAĞI: Tecrübeli, bilgili, uzman
    OZAMIŞ: Uzamış, uzman, usta işinin ehli
    OZAN: (Uzan) Öncü, herkesin önünde olup hitap eden, şiir yazan ve okuyan, kopuz çalarak şiir okuyan ve yazan. Usta, işinin ehli
    OZAR: Uzman, usta, bilir kişi
    OZGAN: Kademeli, dereceli, öncelikli
    OZMAN: Uzman
    OZMUŞ: Uzmanlaşmış, yetik
    OZUL: Esas, kaide
    OZUT: İkamet, ikametgah
    OZUTGAN: İleride, ilerici
    ÖBEK:Küçük grup, tim, takım, parça
    ÖBGE: Ced, Ata, Soy
    ÖCAL: birl. Öc/Al intikamcı
    ÖCEK: 1- Esinti, hafif yel 2- Burç
    ÖCÜT: İntikam, öç
    ÖDEM: 1- Borç, bakiye 2- Ödül, mükafat
    ÖDEMİŞ: 1- Eczacı, doktor 2- Ricacı, yakaran 3- Borçsuz, bakiyesiz 4- Ödül veren
    ÖDEN: 1- Ricacı, duacı 2- Ödül
    ÖDGÜLMÜŞ: 1- Övülmüş, övülen, başarılı, ödül almış 2- Ricacı, duacı
    ÖDGÜR: Uygun, yerinde, vaktinde
    ÖDRÜM: Seçkin, mümtaz
    ÖDÜGET: Ricacı, yakarıcı, duacı
    Yakutlarda, “ Akarsular Tanrısı”
    ÖDÜK: Rica, yakarı, dua, niyaz, arzu
    ÖDÜL: 1- Usluluk, akıllılık 2- Yüceltme, ululama, mükafat
    ÖDÜN: 1- Ödeme, ödeyiş 2- Yakarış, niyaz
    ÖDÜŞ: Vakit, devir
    ÖG: (Ok) Ana, anne, yaratan, doğuran
    ÖDGÜL: Övülme, övünç kaynağı, övülme nedeni
    ÖGE: (Öke) Dahi, çok zeki, çok akıllı
    ÖGEÇ: İki yaşına gelmiş koç
    ÖGEL: 1- Zeki, akıllı, aklı başında 2- Burç
    ÖGET: 1- Akıl, zeka, akıllılık, 2- Sevgi, muhabbet
    ÖGİR: Sevinç, neşe, eğlence
    ÖGLÜ: Dahi, çok akıllı
    ÖGREDİK: 1- Mürebbiye, eğitmen, yetiştirici, öğretmen 2- İdman, talim, antrenman
    ÖGRÜ: 1- Öğrenilecek olan 2- Arkadaş, refik
    ÖGÜŞLÜ: Övülen, methedilen, övülmeye layık
    ÖGDÜ: Övme, methiye
    ÖGDÜM: 1- Övülen, methedilen 2- Önce, öncelikli
    ÖĞER: Övücü, methedici
    ÖĞLEŞ: Akıl birliği, fikir birliği
    ÖĞREK: Toplantı yeri, cemiyet , dernek
    ÖĞREN: Öğrenmekten
    ÖĞRET: Gelenek, terbiye
    ÖĞREYÜK: Gelenek, görenek, terbiye
    ÖĞRÜK: Munis, cana yakın, el üstünde tutulan
    ÖĞRÜNÇ: 1- Deneyimli, bilgili, öğrenmiş, ders almış, yetişmiş 2- Hoşnutluk, memnuniyet
    ÖĞTÜ: Metih, övme, ululama
    ÖĞTÜR: Övme, methedici
    ÖĞÜÇÜ: Övücü, methedici
    ÖĞÜLMÜŞ: Başarılı, destekli, övülmeye layık
    ÖĞÜN: 1- Öğünmek..ten öğün 2- İtina, dikkat 3- Sıra
    ÖĞÜNÇ: Övünç, iftihar, övünme gerekçesi, iftihar vesilesi
    ÖĞÜNÇEK: Öğünmeye değer, öğünme nedeni
    ÖĞÜNMÜŞ: Övünmüş, övünmeyi hak etmiş, gururlu
    ÖĞÜNÜR: Gururlu, mağrur
    ÖĞÜR: Över
    ÖĞÜT: 1- Anlayış, kavrayış 2- Nasihat, tavsiye, deneyim aktarımı
    ÖK: (ög) 1- Öz, doğuş, oluş, gelişme 2- Zeka, bilme, us, yetenek, ana, doğuran
    ÖKÇİ: Okeci, çağırıcı, davet edici, davetiye veren kişi
    ÖKÇÜR: Zeki, anlayışlı
    ÖKE: Dahi, yanılmaz, bilge, çok akıllı
    ÖKER: Dahi, süper zeka
    ÖKERMAN: Dahi, bilge, yanılmaz
    ÖKLÜ: 1- Dahi, akıllı 2- Egemen, denetimci
    ÖKSÜM: Arzu, murat
    ÖKSÜZ: Desteksiz, arkasız, oluşumsuz, gelişmeye engel durumu olan, (Halk arasında, anası
    olmayan, ölen ya da ayrı olan çocuklar için de bu adın kullanılmasındaki neden, ananın, çocuğun yetişme ve gelişimindeki önemine atfendir.)
    ÖKTE: 1- Ökeli, akıllı, dahi, yanılmaz, deneyimli, bilgili 2- Azametli, gösterişli
    ÖKTEM: 1- Akıllı, bilge 2- Asi, başına buyruk, pervasız 3- Meşhur, gösterişli 4- Bahar, ilk yaz
    ÖKTEN: 1- Akıllı, bilinçli 2- Kahraman, cesur, korkusuz, başına buyruk
    ÖKÜÇ: 1- Çok, çokluk, bolluk 2- Akıl, us, bilinç
    ÖKÜN: Kendine dönüş, öze dönüş
    ÖKÜNMÜŞ: Özüne bağlı, özüne dönen
    ÖKÜŞ: 1- Çok, çokluk, bolluk, bereket 2- Akıl, bilinç, bilinçli
    ÖKÜŞ KARA AÇKI: birl. Öküş/Kara/Açkı mec. Keskin zekalı
    ÖKÜZ: 1- Irmak, nehir, büyük akarsu 2- Uzman, bilge, ehil, dahi
    ÖLÇER: 1- Mühendis 2- ağırbaşlı, ölçülü 3- Savaş buyruğu, saldırı buyruğu
    ÖLÇÜM: 1- Adap, usul, erkan, yol 2- Ağırbaşlılık
    ÖLMEZ: 1- Dirayetli, dayanıklı 2- Çok sevilen, unutulmaz, iz bırakmış
    ÖN: 1- Doğu, güneşin doğduğu yön 2- İlk, başlangıç, doğuş, meydana geliş 4- İlke, öncelik, prensip,temel
    ÖNAL: birl. Ön/Al Öncü, lider, önde olan
    ÖNALAN: birl. Ön/Alan, lider, öncü
    ÖNALDI: birl. Ön/Aldı, lider, öncü
    ÖNCEK: Önce, önceki, selef
    ÖNCEL: 1- Selef, daha önceki 2- Önde olan, öncü, rehber 3- Öncelikli, imtiyazlı
    ÖNCELİK: İmtiyaz, torpil
    ÖNCÜ: 1- İlk, orijinal 2- Lider, yol açan, önde olan
    ÖNCÜL: 1- Öncü, önde, rehber 2- Birinci, ilk
    ÖNÇEK: Önceki, önceki, selef
    ÖNDAŞ: Aynı öncelikte, aynı imtiyazı paylaşan
    ÖNDE: Öncü, önceki
    ÖNDEGÜN: birl. Önde/Gün 1- Önemli gün 2- Önceki gün
    ÖNDER: Önde olan öncü, lider
    ÖNDEŞ: Yol açan, rehber, mihmandar
    ÖNDÜÇ: Öncü, mihmandar
    ÖNDÜL: 1- En önde, en öndeki, öncü 2- Öncelik, imtiyaz
    ÖNDÜN: 1- Peşin, peşinat 2- Önde, önde gelen
    ÖNE: İleri, ileride, ötede
    ÖNEK: Dayanak, direk, destek
    ÖNEL: 1- Usta, uzman, pir 2- Vade, mühlet
    ÖNEM: Öncelik, imtiyaz, değer, kıymet, hassasiyet
    ÖNEN: 1- Önde olan, öne geçen 2- Bağlılık, sadakat
    ÖNER: birl. Ön/Er Öncü, rehber, kılavuz
    ÖNEY: 1- Öne geçen, önde gelen 2- Yükseklik
    ÖNG: İlk, birinci, başta gelen
    ÖNGEL: 1- Ağırbaşlı, olgun 2- Öncü, öncülük eden
    ÖNGEN: 1- Zafer, utku 2- Uzun boylu, levent
    ÖNGER: Hiddetli, asabi
    ÖNGİ: (Öngü) 1- Değişik, farklı, sıra dışı 2- Önce, öncelikli
    ÖNGÜÇ: 1- Öncü, kılavuz 2- Atak, atik, hareketli 3- Delil, kanıt, ispat
    ÖNGÜK: Yastıkların ucuna yapıla işleme
    ÖNGÜL: Yol gösteren, ön ayak olan
    ÖNKUZU: birl. Ön/Kuzu mec. Kurban, kurbanlık
    ÖNÜÇ: Önce, önceki, selef
    ÖNÜM: 1- Birinci, ilk 2- Hasılat, ganimet, kar
    ÖNÜR: Başlangıç, siftah
    ÖNÜRT: Önce, öncelik
    ÖNÜT: Önce, öncelik
    ÖPGİNE: Öpücük, buse
    ÖPKE: İç geçirme, öfke, hırs
    ÖPÖZ: Can, ruh, nefs
    ÖRÇÜM: Üreyiş, gelişim, büyüme
    ÖRÇÜN: İpten örülmüş merdiven
    ÖREN: 1- Örme yapan, örücü 2- Eskiden kalma kalıntı, kalıntı kent ya da mezar
    ÖRGE: 1- Örnek, motif, örgü örneği 2- Şahika, yükseklik
    ÖRGEN: 1- Örülü ip, urgan 2- Keçi kılından yapılan ip
    ÖRGÜÇ: 1- Dokuma aleti, dokuma tezgahı 2- Mevki, mertebe 3- Tümsek, tepe
    ÖRİKLİ: Şeciyeli
    ÖRKEN: 1- Urgan, örülü ip 2- Fidan
    ÖRKİN: 1- Fidan 2- Taht, tahtırevan
    ÖRNEK: Numune, standart, ölçü
    ÖRPEN: 1- Örtülü, kapalı, gizli 2- Alev, alev ışığı
    ÖRS: Üzerinde metal maden dövülen demir kütle mec. Dayanıklılık
    ÖRTE: Örtü, örtülü
    ÖRTGÜN: Samanı ayrılmış, harmanlanmış tahıl
    ÖRTÜN: Omuz üstüne alınan örgülü giyecek, pelerin
    ÖRÜÇ: Örgü malzemesi, dokuma tezgahı
    ÖRÜM: Çit, ağıl
    ÖRÜN: 1- Saç örgüsü, belik 2- Beyazlık, temizlik 3- Gökyüzünün bulutsuz hali 4- Ürün, hasılat
    ÖRÜNDÜ: Arı, temiz, saf, pakize
    ÖRÜNDÜL: 1- Seçkin, güzide 2- Saf, temiz, pak
    ÖS: Gerçek, hakiki
    ÖSRÜK: 1- Mert, özü sözü bir 2- Esrik, kendinden geçmiş
    ÖSTERİŞ: Fantezi, hayal, fantastik
    ÖTER: 1- Ricacı, yakaran 2- İleri, ileri geçmiş 3- Çığırıcı, ötücü, okuyucu
    ÖTGEN: Geçmiş, aşmış, ötede olan
    ÖTGÜR: Delici, delip geçen
    ÖTİLİG: İtibarlı, saygıdeğer, muhterem
    ÖTKER: 1- Ricacı, duacı 2- Geçici, fani
    ÖTNÜ: Rica, yakarı, istirham
    ÖTÜG: (Ötük) Arz, niyaz, rica, dua, dilek
    ÖTÜGEN: (Ötüken)
    ÖTÜKEN: 1- Ricacı, duacı, niyazcı, Tanrıya yakaran 2- Geçmiş, mazi, onurlu ve övünçlü mazi
    ÖTÜN: 1- Ödün, verme, bağış, mağfiret 2- Yakarı, yalvarış, niyaz
    ÖTÜNÇ: 1- Rica, dilek, maruzat, istirham 2- İltimas, tarafgirlik
    ÖVET: Övüş, övgü
    ÖVGÜ: Övme, methetme
    ÖVGÜN: Övülen, övülmeye layık
    ÖVÜÇ: Övünç, iftihar
    ÖVÜL: Övülen, övülmeye layık
    ÖVÜNÇ: Övülmeye yol açan davranış, gurur ve onur kaynağı
    ÖVÜT: Öğüt, nasihat
    ÖYKE: Öfke, hiddet, hınç
    ÖYKÜ: 1- Taklit, benzeme, benzetme, 2- Hikaye
    ÖYKÜNÇ: Eğilim, benzeme, taklit etme eğilimi
    ÖYLEK: Zaman, devir
    ÖYÜK: Coşku, coşkunluk, tezahürat
    ÖZ: Kişinin “ben” derken, anlatmak istediği, tinsel varlık. 1- Ben, tin, can, ruh, gönül 2- Asıl, esas,temel, unsur 3- Şahsi, kişisel, kendi, kendine aitlik 4- Uz, uzluk, ustalık 5- Dere, ırmak
    ÖZAK: birl. Öz/Ak mec. Soylu
    ÖZBEK: birl. Öz/Bek mec. Cesur, kendine güveni tam
    ÖZBİR: birl. Öz/Bir mec. Soylu
    ÖZDEK: 1- Madde, temel, asıl, yapı, kuruluş, oluş, oluşum 2- Beden, vücut 3- Ağacın, köküne yakın olan kısım
    ÖZDEL: 1- Soylu 2- Armağan, hediye
    ÖZDEN: 1- İçten, samimi 2- Ender rastlanan, olağanüstü 3- Akraba, hısım 4- Armağan, hediye
    ÖZEK: 1- Temel, asıl, üs, merkez 2- Can, ruh, gönül
    ÖZEL: 1- Ayırt, fark, farklılık 2- Uzman, usta, kalifiye 3- Kişiye özgü, kişisel
    ÖZEN: 1- İçten, samimi 2- Dikkat, itina, emek, heves 3- Irmak, küçük akarsu
    ÖZENÇ: 1- Gıpta, heves 2- Direnç, gayret, dik başlılık
    ÖZERK: birl. Öz/Erk Kendine egemen, kendine sözü geçen
    ÖZGE: Ben’in karşıtı. Başka, öteki, yabancı, ,gayrı
    ÖZGEL: Öze ait, özden gelen, samimiyet
    ÖZGERİŞ: 1- Hayal, kurgu, fantezi 2- Devrim, başkaldırı
    ÖZGÜ: Öze ait, özle ilgili, ait, has, mahsus
    ÖZGÜN: Öze ait, özüne ait, orijinal, kendine has
    ÖZGÜR: Hür, bağımsız, kendinden başkasını dinlemez
    ÖZGÜVEN: birl. Öz/Güven Cesaret, kendine güvenme, kendinden emin olma, kendinden bilgi, beceri ve konumundan kuşku duymama
    ÖZİ: Fert, Şahıs
    ÖZİÇ: Varlık, şahsiyet
    ÖZİL: birl. Öz/İl mec. Anayurt
    ÖZKER: 1- Ulu ruhlu kişi 2- İyilik sever, hayırsever
    ÖZKONUK: Can, ruh
    ÖZLEK: 1- Üretken, münbit 2- Felek, talih 3- Özel, şahsi, kişisel
    ÖZLEM: 1- Öz’ün ilgisi, ilgi duyarak yönelişi, hasret 2- Özel, hususi, kişisel
    ÖZLEN: 1- Özlenen, aranan 2- Dürüst, özü sözü bir 3- özel, hususi, kişisel
    ÖZLEŞ: Kendine dönüş, kendinden veriş
    ÖZLÜ: Orijinal, sağlam
    ÖZLÜK: Şahsi, özel, kişisel
    ÖZMEN: Dürüst, özü sözü bir
    ÖZRÜM: Seçkin, seçilmiş
    ÖZÜÇ: Vücut, gövde, endam
    ÖZÜM: Kendine katma, kendine çekme, kendinden yapma
    ÖZVEREN: birl. Öz/Veren mec….Fedakar, fedai
    ÖZVERİ: birl. Öz/Veri …Fedakarlık.

    Alıntıları Göster
    ÖZGÜN: Öze ait, özüne ait, orijinal, kendine has




  • quote:

    Orijinalden alıntı: Euphorus

    OBA:1- Yurt, mekan, mesken,diyar, çadır, mahalle 2- kabile, aşiret
    OBAR: Ev, baraka
    OBEN: 1- Genç aygır 2- Erkek deve yavrusu
    OBULAZ: (Oblas, oflas) 1- Gözü pek, atılgan 2- Alicenap, yüce gönüllü.
    OBUT: Şeref, haysiyet
    OBUZ: Kaynak, menba
    OCAK: (Otak, odak) Ateşlik, ateş olan yer, ateş tüten yer. Mec. Ev, yuva, insan eğitiminin, başladığı, insanın pişmeye ve biçimlenmeye başladığı yer.
    OCAKLI: Ocak sahibi.
    OD: Ot, ateş
    ODAK: Ocak, yanma, yansıma merkezi
    ODAKAN: Hanım ozan
    ODANA: birl. Od/Ana
    Şamanist gelenekte, “Dişi Melek”
    ODATA: birl. Od/Ata
    Şamanist gelenekte “erkek melek”
    ODÇU: Ateşçi
    ODGURMUŞ: 1- Oturmuş, oturaklı, sakin, kendinden emin 2- Yuva kuran, birlik kuran
    ODHAN: birl. Od/Han
    Şamanist gelenekte, “Ateş Tanrısı”
    OG: Ok (Doğma, doğum, yaratılış)
    OGAN: (Okan, Ugan) 1- Tanrı, Tanrılık vasıfları, yaratma, yaratış, doğuş, halik 2- Anlayış, zeka,bilgelik 3- Eski Türklerde, kan davalarına karşı çıkan, oba ve oymaklar arasındaki geçimsizliklerde,arabuluculuk yapan, “Barış Tanrısı” 4- Altay ve Tuna Türklerinde “ Ateş Tanrısı”
    OGLAĞU: Körpe, genç kız
    OGRAK: 1- Azim, kararlılık 2- Niyet
    OGRAŞ: Uğraş, mücadele, meşgale
    OGSAT: Benzer, benzerlik, benzeyiş
    OGTADURMUŞ: birl. Okda/Durmuş ( Bu ad, iki anlamda da yorumlanabilir. Akıllı, zeki Durmuş. Zor durumda kalan, zor koşullarda olan)
    OGUR: 1- Gizlilik, gizem 2- Uğur, baht, talih, mutluluk
    OGURLU: Uğurlu
    OGURMUŞ: Gizemli, ağzı sıkı
    OGUTUR: Gizli, gizemli
    OGÜN: birl. O/Gün (..Eski bir Türk geleneği olan, tarihin önemli ve özel günlerinin anısına verilen, o gün ya da o günlerin yıldönümüne denk düşen günlerde doğanlar için kullanılan bir ad.
    OĞÇU: Okçu, haberci, ulak
    OĞIRCIK: Uğurcuk
    OĞLAGU: Körpe kız
    OĞLAK: Keçi yavrusu
    OĞLAMAN: Bir yaşında doğum yapan, koyun ve keçi
    OĞLAN: Oğul, erkek çocuk, genç erkek
    OĞRAMIŞ: Uğurlu
    OĞRUN: 1- Gizli, gizemli 2- Yavaş, ağır
    OĞUL: 1- Oğlan, erkek çocuğu 2- Evlat, genel olarak, kız yada erkek çocuğu
    OĞULÇA: 1- Oğulcuk, biricik oğul, biricik evlat 2- En küçük oğul
    OĞULGANMIŞ: Oğlu olmayan
    OĞUR: 1- Uğur, talih, bahtiyarlık 2- Vakit, zaman, devir
    OĞUŞ: 1- Bolluk, bereket 2- Hısım, akraba, nesil
    OĞUZ: 1- Ok-Uz 2- Ağuz, ağız 3- Olağanüstülük 4- Çağrı, davet, toparlama
    birleştirme, yaratış
    OK: 1- Doğum, doğuş, yaradılış 2- Akıl, us 3- Dokunma, el sürme 4- Söyleyiş, çağırış, haber verme 5- Silah, yay ile kullanılan ok 6- Örgüt, teşkilat
    OKAN: 1- Ogan 2- Anlayış, fehim
    OKATMIŞ: (Okutmuş) Haberci, ulak
    OKÇI: 1- Okuyucu, haberci 2- Ok atan, okçu 3- Örgütçü
    OKIÇI: Davetçi, davetkar, çağırıcı
    OKİ: Çağrı, davetiye
    OKLAMIŞ: Ok atmış, savaşçı
    OKLU: 1- Akıllı, zeki 2- Örgütlü
    OKŞAK: Benzeyen, andıran, tanıdık, bildik
    OKŞAN: Benzeyen, okşayan
    OKTA: Akıllı, zeki, dahi
    OKTAR: 1- Okçu, iyi ok atan 2- Bilgili, akıllı, yaratıcı 3- Davetçi, davetkar
    OKUKLU: Alim, bilgin
    OKUMAGAN: Arif, eğitimsiz ama kendini yetiştirmiş, olgunlaşmış
    OKUNÇ: Toy ve düğün davetiyesi
    OKUŞ: 1- Bilgi, bilgelik 2- Bereket
    OKUŞLUĞ: 1- Alim, bilgin 2- Bolluk, bereket, bereketli
    OKUTGAN: Okutan, eğitmen
    OKUTAN: Eğitmen, öğretmen
    OKUV: Okuyuş, kıraat, çağırış
    OLAGAN: Olan, doğal, olumlu
    OLAM: Debdebe, gösteriş, tantana
    OLBAK: Oluş, oluşum
    OLCA: Ganimet, bolluk
    OLCAŞ: Tören, seremoni, tazim
    OLCAY: Tanrı sıfatlarından. Baht, talih, açık talih, ululuk
    OLCAYTU: Açık talih, bahtı açık, bereketli
    OLÇA: Ganimet, bereket
    OLÇAM: Ganimet, nimet, bolluk
    OLÇAR: 1- Saldırı komutu, saldırı 2- haber, havadis 3- Uygun, muvafık
    OLÇUM: 1- Olgunluk, olgun, yetişkin 2- Hüner, marifet
    OLGAÇ: Olgun, olmuş
    OLGUN: Yetişkin, olmuş, kamil
    OLUM: Oluş, doğuş, olmaya elverişli.
    OLUN: 1- Oluş, olgunluk, ağırbaşlılık 2- Genç, taze 3- Soyluluk
    OLUŞ: Oluşum, düzen
    OMAÇ: Amaç, gaye
    OMAK: 1- Soy, kan, soyluluk 2- Aile, akraba
    OMAY: (Umay) Seçkin, güzide
    OMRAK: Sevilen, maşuka
    OMUR: (Umur) 1- İlgi, heves 2- Güç, dayanıklılık, dayanıklı
    OMURCA: Sağlam, dayanıklı
    OMURTAG: Kartal yavrusu
    ONAK: 1- Onanmış, kabul görmüş 2- Sevgili, el üstünde tutulan
    ONAL: 1- Doğuş, ortaya çıkış 2- Sağlam, dayanıklı
    ONANLI: Sağlam, meyin, mütehammil
    ONANMIŞ: Sağlam, bayındır, destekli
    ONAT: 1- Sağlam, dayanıklı 2- Yakışıklı 3- Terbiyeli, iyi davranışlı
    ONATÇA: Makbul, hatırşinas
    ONAY: 1- Sağlam, dayanıklı, uygun 2- Makul, kabul,tasdik
    ONG. 1- Sağlamlılık, kalıcılık, dayanıklılık 2- İyilik, rahmet, bereket, bolluk 3- Sevinç, neşe, mutluluk
    ONGAN: 1- Uğurlu, mutlu, bahtiyar 2- Verimli, gelişkin 3- Bayrak, simge, totem
    ONGU: 1- Kar, kazanç 2- Set, sütre
    ONGUÇ: Karlı, kazançlı, verimli, uğurlu
    ONGUDAY: Karlı, kazançlı
    ONGUN: 1-Bolluk ve bereket tanrısı. 2- Uğurluluk, verimlilik, kalıcılık 3- Av totemi, kutsanmış av hayvanı 4- Totem, sembol, bayrak, flama
    ONGUR: Kurtuluş, salah
    ONGUT: Koruyucu, muhafız, kale muhafızı
    ONUK: 1- Sağlıklı, dayanıklı 2- Uğurlu, aziz, saygıdeğer 3- Usul, yol, teamül 4- Yararlı, faydalı
    ONUŞ: 1- Bereket, bolluk, verim 2- Uğur, talih
    OPAK: (Apak) Temiz, bakımlı
    OPAN: Mağara, delhiz
    OPÇIN: (Apçın,afşın) Zırh, demirağ
    OPUR: Obur, iştahlı
    OPUZ: Katı,sert
    OR: 1- Yer, durak, bölge 2- Doğramak, biçmek 3- Mevki, mertebe 4- Düzen, kuruluş
    ORAK: Doğramak, kesmek, doğrayıcı, biçici
    ORAN: 1- Taht, şeref makamı 2- Yüksek mevki, yüksek derece
    ORAY: birl. Or/Ay 1- Aynı, eşit, eş değerde (Kırgızlarda) 2- Fırsat, hamle
    (Kazaklarda)
    ORAZ: (Uraz, uras, ıraz) Şeref, onur, talih
    ORÇUN: 1- Kesici, keskin, doğrayıcı 2- Bölge, vilayet 3- Onurlu, ahlaklı, iyi huylu
    ORDA: Orta, merkez (Kağan veya Han otağının bulunduğu yer)
    ORDU: (Orda) 1- Orta, çekirdek, merkez 2- Silahlı ve düzenli topluluk
    ORDUCA: 1- Ordu ile ilgilenen 2- Ortaca, ortanca
    ORGA: Bayrak, flama
    ORGARUN: 1- İstihkam 2- Bayraklı, bayrak sahibi
    ORGİR: Kesici, biçici
    ORGUN: Sırdaş, sır saklayan, ketum
    ORHUN: Sır saklayan, sırdaş, gizli, gizemli
    ORMAG: Doğramak, biçmek
    ORMAN: Ağaçlık, bölge
    ORMUŞ: Doğrayan, biçen
    ORNAK: 1- Taht, tahtırevan 2- yer, yöre
    ORPAG: Menşe, kök, nesep
    ORTAÇ: 1- Ortadaki, ortanca 2- Ilımlı, dengeli
    ORTAÇI: Ilımlı
    ORTAĞ: Ortak, ortalama, ortada buluşma
    ORTUG: Ortak, pay sahibi
    ORUK: 1- Yol, eylem, gidişat 2- Çare, çözüm, imkan, uygunluk
    ORUM: Mera, otlak
    ORUN: 1- Makam, mevki, özel yer, şerefli yer, taht 2- Karargah, görev yeri
    ORUNÇ: Hediye, bahşiş
    ORUNÇAK: 1- Oya, işleme 2- Rehin, emanet
    ORUNDUK: Koltuk, iskemle
    ORUNGULUK: Bayrak, flama
    ORUNLUG: Taht, makam
    ORUNTAG: Yüksek mevki, makam
    ORUS: 1- Talih, uğur, baht, mutluluk 2- Amaç, hedef
    OSKAY: 1- Hamarat, işgüzar 2- Neşeli, şen
    OT: 1- Ateş, ocak, ev 2- Nebat, bitki
    OTACI: (Utacı) 1- Doktor 2- Eczacı, ot ve bitkilerden ilaç yapan kişi 3- kam, baksı
    OTAĞ: 1- Oda, içinde ateş yakılarak oturulabilen büyük ve geniş çadır 2- Yeni evlenenlere armağan edilen ev, çadır
    OTAĞA: birl. Ot/Ağa ..evin reisi, aile reisi, evde sözü geçen kişi
    OTAK: Yeni evlenenlere armağan edilen ev, çadır, oda
    OTAMIŞ: Doktor, hekim
    OTANCAK: İlaç, merhem, deva
    OTAR: Geçici, fani
    OTÇİGEN: birl. Ot/Çigen (“Ot/Tigin” adının , Moğol ağzındaki söylenişi.)
    OTGUN: Kabadayı.
    OTKUN: Kabadayı.
    OTLUĞ(K): Ateşli
    OTMAN: Ailenin en küçük oğlu .Ocağın ateşini yakıp ısıtacak ve devamlılığı sağlayacak olan, Çok eskilerden beri süregelen,Türk töresince çocuklar arasındaki paylaşımlarda ev , en küçük çocuğa kalır. Bu yüzden ilerde evin yada mülkün idaresi küçük oğlandadır. Yani, ocak,onunla yanmaya devam edecek,aile oba yada oymağın yaşamı onun sayesinde sürecektir. Bu çocuklara içeren ”Otman,Ot Tigin,Othan” vb. adlar verilir.
    Otmanlı devletinin kurucusu ve ilk hanı. Ertuğrul Beğ’in en küçük oğlu. Daha Ertuğrul Bey
    ölmeden,Töreye göre,birçok mal mülk, büyük çocuklara, beylik, en küçük olan Otman’a geçmişti.
    OTMAR: Ateşli, ateş saçan
    OVAT: Düzgün, muntazam
    OVLAZ: Gözü pek, atılgan
    OVMAÇ: El ile yoğrularak yapılan yiyecek
    OY: 1- Düşünmek, düşünce, fikir 2- Çukur
    OYA: 1- Oyularak yapılan elişi, işleme 2- Emanet, rehin 3- Sempatik, minyon
    OYAN: 1- İman, inanç 2- Düşünce, efkar
    OYAZ: Çukur, kuyu
    OYBAK: Çukurlu vadi
    OYBAT: Oyuk ve çukurlu yer
    OYGAK: 1-Oya, rehin 2- Uyanık, müteyakkız
    OYGUR: Dere yatağı, dere oyuğu
    OYINLI: Düşünceli, efkarlı
    OYLUM: 1- Çukur, kuyu, boşluk 2- Kurucu, kuruntu, yormak
    OYMAK: Yığın, kitle. Türklerin sosyal birimleri içindeki sıralamada, Obadan büyü Boy’dan küçük olan akrabalar topluluğu
    OYMUR: Dere, dere yatağı
    OYNAK: Maral, ceylan, vb. Hayvanların bir arada olup su içtikleri kuyu, su birikintisi
    OYRAM: Girdap, anafor
    OYRAT: Derin, oyuk, derinleşmiş
    OYTUN: Kutsanmış, mübarek
    OYUR: Vücut, endam
    OZ: İleri, ön, önde
    OZA: Kadim, eski, ezeli, hep var olan
    OZAĞI: Tecrübeli, bilgili, uzman
    OZAMIŞ: Uzamış, uzman, usta işinin ehli
    OZAN: (Uzan) Öncü, herkesin önünde olup hitap eden, şiir yazan ve okuyan, kopuz çalarak şiir okuyan ve yazan. Usta, işinin ehli
    OZAR: Uzman, usta, bilir kişi
    OZGAN: Kademeli, dereceli, öncelikli
    OZMAN: Uzman
    OZMUŞ: Uzmanlaşmış, yetik
    OZUL: Esas, kaide
    OZUT: İkamet, ikametgah
    OZUTGAN: İleride, ilerici
    ÖBEK:Küçük grup, tim, takım, parça
    ÖBGE: Ced, Ata, Soy
    ÖCAL: birl. Öc/Al intikamcı
    ÖCEK: 1- Esinti, hafif yel 2- Burç
    ÖCÜT: İntikam, öç
    ÖDEM: 1- Borç, bakiye 2- Ödül, mükafat
    ÖDEMİŞ: 1- Eczacı, doktor 2- Ricacı, yakaran 3- Borçsuz, bakiyesiz 4- Ödül veren
    ÖDEN: 1- Ricacı, duacı 2- Ödül
    ÖDGÜLMÜŞ: 1- Övülmüş, övülen, başarılı, ödül almış 2- Ricacı, duacı
    ÖDGÜR: Uygun, yerinde, vaktinde
    ÖDRÜM: Seçkin, mümtaz
    ÖDÜGET: Ricacı, yakarıcı, duacı
    Yakutlarda, “ Akarsular Tanrısı”
    ÖDÜK: Rica, yakarı, dua, niyaz, arzu
    ÖDÜL: 1- Usluluk, akıllılık 2- Yüceltme, ululama, mükafat
    ÖDÜN: 1- Ödeme, ödeyiş 2- Yakarış, niyaz
    ÖDÜŞ: Vakit, devir
    ÖG: (Ok) Ana, anne, yaratan, doğuran
    ÖDGÜL: Övülme, övünç kaynağı, övülme nedeni
    ÖGE: (Öke) Dahi, çok zeki, çok akıllı
    ÖGEÇ: İki yaşına gelmiş koç
    ÖGEL: 1- Zeki, akıllı, aklı başında 2- Burç
    ÖGET: 1- Akıl, zeka, akıllılık, 2- Sevgi, muhabbet
    ÖGİR: Sevinç, neşe, eğlence
    ÖGLÜ: Dahi, çok akıllı
    ÖGREDİK: 1- Mürebbiye, eğitmen, yetiştirici, öğretmen 2- İdman, talim, antrenman
    ÖGRÜ: 1- Öğrenilecek olan 2- Arkadaş, refik
    ÖGÜŞLÜ: Övülen, methedilen, övülmeye layık
    ÖGDÜ: Övme, methiye
    ÖGDÜM: 1- Övülen, methedilen 2- Önce, öncelikli
    ÖĞER: Övücü, methedici
    ÖĞLEŞ: Akıl birliği, fikir birliği
    ÖĞREK: Toplantı yeri, cemiyet , dernek
    ÖĞREN: Öğrenmekten
    ÖĞRET: Gelenek, terbiye
    ÖĞREYÜK: Gelenek, görenek, terbiye
    ÖĞRÜK: Munis, cana yakın, el üstünde tutulan
    ÖĞRÜNÇ: 1- Deneyimli, bilgili, öğrenmiş, ders almış, yetişmiş 2- Hoşnutluk, memnuniyet
    ÖĞTÜ: Metih, övme, ululama
    ÖĞTÜR: Övme, methedici
    ÖĞÜÇÜ: Övücü, methedici
    ÖĞÜLMÜŞ: Başarılı, destekli, övülmeye layık
    ÖĞÜN: 1- Öğünmek..ten öğün 2- İtina, dikkat 3- Sıra
    ÖĞÜNÇ: Övünç, iftihar, övünme gerekçesi, iftihar vesilesi
    ÖĞÜNÇEK: Öğünmeye değer, öğünme nedeni
    ÖĞÜNMÜŞ: Övünmüş, övünmeyi hak etmiş, gururlu
    ÖĞÜNÜR: Gururlu, mağrur
    ÖĞÜR: Över
    ÖĞÜT: 1- Anlayış, kavrayış 2- Nasihat, tavsiye, deneyim aktarımı
    ÖK: (ög) 1- Öz, doğuş, oluş, gelişme 2- Zeka, bilme, us, yetenek, ana, doğuran
    ÖKÇİ: Okeci, çağırıcı, davet edici, davetiye veren kişi
    ÖKÇÜR: Zeki, anlayışlı
    ÖKE: Dahi, yanılmaz, bilge, çok akıllı
    ÖKER: Dahi, süper zeka
    ÖKERMAN: Dahi, bilge, yanılmaz
    ÖKLÜ: 1- Dahi, akıllı 2- Egemen, denetimci
    ÖKSÜM: Arzu, murat
    ÖKSÜZ: Desteksiz, arkasız, oluşumsuz, gelişmeye engel durumu olan, (Halk arasında, anası
    olmayan, ölen ya da ayrı olan çocuklar için de bu adın kullanılmasındaki neden, ananın, çocuğun yetişme ve gelişimindeki önemine atfendir.)
    ÖKTE: 1- Ökeli, akıllı, dahi, yanılmaz, deneyimli, bilgili 2- Azametli, gösterişli
    ÖKTEM: 1- Akıllı, bilge 2- Asi, başına buyruk, pervasız 3- Meşhur, gösterişli 4- Bahar, ilk yaz
    ÖKTEN: 1- Akıllı, bilinçli 2- Kahraman, cesur, korkusuz, başına buyruk
    ÖKÜÇ: 1- Çok, çokluk, bolluk 2- Akıl, us, bilinç
    ÖKÜN: Kendine dönüş, öze dönüş
    ÖKÜNMÜŞ: Özüne bağlı, özüne dönen
    ÖKÜŞ: 1- Çok, çokluk, bolluk, bereket 2- Akıl, bilinç, bilinçli
    ÖKÜŞ KARA AÇKI: birl. Öküş/Kara/Açkı mec. Keskin zekalı
    ÖKÜZ: 1- Irmak, nehir, büyük akarsu 2- Uzman, bilge, ehil, dahi
    ÖLÇER: 1- Mühendis 2- ağırbaşlı, ölçülü 3- Savaş buyruğu, saldırı buyruğu
    ÖLÇÜM: 1- Adap, usul, erkan, yol 2- Ağırbaşlılık
    ÖLMEZ: 1- Dirayetli, dayanıklı 2- Çok sevilen, unutulmaz, iz bırakmış
    ÖN: 1- Doğu, güneşin doğduğu yön 2- İlk, başlangıç, doğuş, meydana geliş 4- İlke, öncelik, prensip,temel
    ÖNAL: birl. Ön/Al Öncü, lider, önde olan
    ÖNALAN: birl. Ön/Alan, lider, öncü
    ÖNALDI: birl. Ön/Aldı, lider, öncü
    ÖNCEK: Önce, önceki, selef
    ÖNCEL: 1- Selef, daha önceki 2- Önde olan, öncü, rehber 3- Öncelikli, imtiyazlı
    ÖNCELİK: İmtiyaz, torpil
    ÖNCÜ: 1- İlk, orijinal 2- Lider, yol açan, önde olan
    ÖNCÜL: 1- Öncü, önde, rehber 2- Birinci, ilk
    ÖNÇEK: Önceki, önceki, selef
    ÖNDAŞ: Aynı öncelikte, aynı imtiyazı paylaşan
    ÖNDE: Öncü, önceki
    ÖNDEGÜN: birl. Önde/Gün 1- Önemli gün 2- Önceki gün
    ÖNDER: Önde olan öncü, lider
    ÖNDEŞ: Yol açan, rehber, mihmandar
    ÖNDÜÇ: Öncü, mihmandar
    ÖNDÜL: 1- En önde, en öndeki, öncü 2- Öncelik, imtiyaz
    ÖNDÜN: 1- Peşin, peşinat 2- Önde, önde gelen
    ÖNE: İleri, ileride, ötede
    ÖNEK: Dayanak, direk, destek
    ÖNEL: 1- Usta, uzman, pir 2- Vade, mühlet
    ÖNEM: Öncelik, imtiyaz, değer, kıymet, hassasiyet
    ÖNEN: 1- Önde olan, öne geçen 2- Bağlılık, sadakat
    ÖNER: birl. Ön/Er Öncü, rehber, kılavuz
    ÖNEY: 1- Öne geçen, önde gelen 2- Yükseklik
    ÖNG: İlk, birinci, başta gelen
    ÖNGEL: 1- Ağırbaşlı, olgun 2- Öncü, öncülük eden
    ÖNGEN: 1- Zafer, utku 2- Uzun boylu, levent
    ÖNGER: Hiddetli, asabi
    ÖNGİ: (Öngü) 1- Değişik, farklı, sıra dışı 2- Önce, öncelikli
    ÖNGÜÇ: 1- Öncü, kılavuz 2- Atak, atik, hareketli 3- Delil, kanıt, ispat
    ÖNGÜK: Yastıkların ucuna yapıla işleme
    ÖNGÜL: Yol gösteren, ön ayak olan
    ÖNKUZU: birl. Ön/Kuzu mec. Kurban, kurbanlık
    ÖNÜÇ: Önce, önceki, selef
    ÖNÜM: 1- Birinci, ilk 2- Hasılat, ganimet, kar
    ÖNÜR: Başlangıç, siftah
    ÖNÜRT: Önce, öncelik
    ÖNÜT: Önce, öncelik
    ÖPGİNE: Öpücük, buse
    ÖPKE: İç geçirme, öfke, hırs
    ÖPÖZ: Can, ruh, nefs
    ÖRÇÜM: Üreyiş, gelişim, büyüme
    ÖRÇÜN: İpten örülmüş merdiven
    ÖREN: 1- Örme yapan, örücü 2- Eskiden kalma kalıntı, kalıntı kent ya da mezar
    ÖRGE: 1- Örnek, motif, örgü örneği 2- Şahika, yükseklik
    ÖRGEN: 1- Örülü ip, urgan 2- Keçi kılından yapılan ip
    ÖRGÜÇ: 1- Dokuma aleti, dokuma tezgahı 2- Mevki, mertebe 3- Tümsek, tepe
    ÖRİKLİ: Şeciyeli
    ÖRKEN: 1- Urgan, örülü ip 2- Fidan
    ÖRKİN: 1- Fidan 2- Taht, tahtırevan
    ÖRNEK: Numune, standart, ölçü
    ÖRPEN: 1- Örtülü, kapalı, gizli 2- Alev, alev ışığı
    ÖRS: Üzerinde metal maden dövülen demir kütle mec. Dayanıklılık
    ÖRTE: Örtü, örtülü
    ÖRTGÜN: Samanı ayrılmış, harmanlanmış tahıl
    ÖRTÜN: Omuz üstüne alınan örgülü giyecek, pelerin
    ÖRÜÇ: Örgü malzemesi, dokuma tezgahı
    ÖRÜM: Çit, ağıl
    ÖRÜN: 1- Saç örgüsü, belik 2- Beyazlık, temizlik 3- Gökyüzünün bulutsuz hali 4- Ürün, hasılat
    ÖRÜNDÜ: Arı, temiz, saf, pakize
    ÖRÜNDÜL: 1- Seçkin, güzide 2- Saf, temiz, pak
    ÖS: Gerçek, hakiki
    ÖSRÜK: 1- Mert, özü sözü bir 2- Esrik, kendinden geçmiş
    ÖSTERİŞ: Fantezi, hayal, fantastik
    ÖTER: 1- Ricacı, yakaran 2- İleri, ileri geçmiş 3- Çığırıcı, ötücü, okuyucu
    ÖTGEN: Geçmiş, aşmış, ötede olan
    ÖTGÜR: Delici, delip geçen
    ÖTİLİG: İtibarlı, saygıdeğer, muhterem
    ÖTKER: 1- Ricacı, duacı 2- Geçici, fani
    ÖTNÜ: Rica, yakarı, istirham
    ÖTÜG: (Ötük) Arz, niyaz, rica, dua, dilek
    ÖTÜGEN: (Ötüken)
    ÖTÜKEN: 1- Ricacı, duacı, niyazcı, Tanrıya yakaran 2- Geçmiş, mazi, onurlu ve övünçlü mazi
    ÖTÜN: 1- Ödün, verme, bağış, mağfiret 2- Yakarı, yalvarış, niyaz
    ÖTÜNÇ: 1- Rica, dilek, maruzat, istirham 2- İltimas, tarafgirlik
    ÖVET: Övüş, övgü
    ÖVGÜ: Övme, methetme
    ÖVGÜN: Övülen, övülmeye layık
    ÖVÜÇ: Övünç, iftihar
    ÖVÜL: Övülen, övülmeye layık
    ÖVÜNÇ: Övülmeye yol açan davranış, gurur ve onur kaynağı
    ÖVÜT: Öğüt, nasihat
    ÖYKE: Öfke, hiddet, hınç
    ÖYKÜ: 1- Taklit, benzeme, benzetme, 2- Hikaye
    ÖYKÜNÇ: Eğilim, benzeme, taklit etme eğilimi
    ÖYLEK: Zaman, devir
    ÖYÜK: Coşku, coşkunluk, tezahürat
    ÖZ: Kişinin “ben” derken, anlatmak istediği, tinsel varlık. 1- Ben, tin, can, ruh, gönül 2- Asıl, esas,temel, unsur 3- Şahsi, kişisel, kendi, kendine aitlik 4- Uz, uzluk, ustalık 5- Dere, ırmak
    ÖZAK: birl. Öz/Ak mec. Soylu
    ÖZBEK: birl. Öz/Bek mec. Cesur, kendine güveni tam
    ÖZBİR: birl. Öz/Bir mec. Soylu
    ÖZDEK: 1- Madde, temel, asıl, yapı, kuruluş, oluş, oluşum 2- Beden, vücut 3- Ağacın, köküne yakın olan kısım
    ÖZDEL: 1- Soylu 2- Armağan, hediye
    ÖZDEN: 1- İçten, samimi 2- Ender rastlanan, olağanüstü 3- Akraba, hısım 4- Armağan, hediye
    ÖZEK: 1- Temel, asıl, üs, merkez 2- Can, ruh, gönül
    ÖZEL: 1- Ayırt, fark, farklılık 2- Uzman, usta, kalifiye 3- Kişiye özgü, kişisel
    ÖZEN: 1- İçten, samimi 2- Dikkat, itina, emek, heves 3- Irmak, küçük akarsu
    ÖZENÇ: 1- Gıpta, heves 2- Direnç, gayret, dik başlılık
    ÖZERK: birl. Öz/Erk Kendine egemen, kendine sözü geçen
    ÖZGE: Ben’in karşıtı. Başka, öteki, yabancı, ,gayrı
    ÖZGEL: Öze ait, özden gelen, samimiyet
    ÖZGERİŞ: 1- Hayal, kurgu, fantezi 2- Devrim, başkaldırı
    ÖZGÜ: Öze ait, özle ilgili, ait, has, mahsus
    ÖZGÜN: Öze ait, özüne ait, orijinal, kendine has
    ÖZGÜR: Hür, bağımsız, kendinden başkasını dinlemez
    ÖZGÜVEN: birl. Öz/Güven Cesaret, kendine güvenme, kendinden emin olma, kendinden bilgi, beceri ve konumundan kuşku duymama
    ÖZİ: Fert, Şahıs
    ÖZİÇ: Varlık, şahsiyet
    ÖZİL: birl. Öz/İl mec. Anayurt
    ÖZKER: 1- Ulu ruhlu kişi 2- İyilik sever, hayırsever
    ÖZKONUK: Can, ruh
    ÖZLEK: 1- Üretken, münbit 2- Felek, talih 3- Özel, şahsi, kişisel
    ÖZLEM: 1- Öz’ün ilgisi, ilgi duyarak yönelişi, hasret 2- Özel, hususi, kişisel
    ÖZLEN: 1- Özlenen, aranan 2- Dürüst, özü sözü bir 3- özel, hususi, kişisel
    ÖZLEŞ: Kendine dönüş, kendinden veriş
    ÖZLÜ: Orijinal, sağlam
    ÖZLÜK: Şahsi, özel, kişisel
    ÖZMEN: Dürüst, özü sözü bir
    ÖZRÜM: Seçkin, seçilmiş
    ÖZÜÇ: Vücut, gövde, endam
    ÖZÜM: Kendine katma, kendine çekme, kendinden yapma
    ÖZVEREN: birl. Öz/Veren mec….Fedakar, fedai
    ÖZVERİ: birl. Öz/Veri …Fedakarlık.

    Alıntıları Göster
    PARS:Leopar
    PARSAK: 1- Acıma duygusu, merhamet 2- Porsuk
    PAŞA: Baş komutan, general. ( Bu sözcük, bazı dilbilimcilerimize göre, Baş-Şad, bazılarına göre de Baş- Ağa birleşimi ve zamanla ağız değişimiyle bu biçime gelmiştir.
    PEÇEN: Çayır, çimen, çayırlık, otlak
    PEÇENEK: 1- Otlak, çayırlık 2- Bacanak
    PEK: 1- Berk, katı, sıkı, sert, kuvvetli, dayanıklı 2- Bey sözcüğünün, değişik ağız ayrılığı Bek, beg,beğ, bey vb.
    PEKİŞ: Sıklık, sertlik, pekişmişlik
    PELEN: İyi, ehven
    PELİN: Acı ve keskin kokulu bir yayla çiçeği
    PELİT: Meşe ağacının çiçeği
    PERİNÇEK: (Berincek) 1- Sadık, içten bağlı 2- Fedakar
    PINAR: Kaynak, kaynarca, göze
    PIŞGAN: Olgun, pişkin
    PİŞKİN: Olgun, pişmiş
    PUSAT: (Busat, basat) 1- Silah 2- Zırh, koruyucu
    PUSUG: Pusu
    PUSUN: Pusu, pusma, sinme
    PUSUNÇ: İltica, sığınma, sinme, pusma, sığınmış, mülteci
    PÜSKÜL: Sarkık, asılı duran süs, aksesuar .




  • quote:

    Orijinalden alıntı: Euphorus

    PARS:Leopar
    PARSAK: 1- Acıma duygusu, merhamet 2- Porsuk
    PAŞA: Baş komutan, general. ( Bu sözcük, bazı dilbilimcilerimize göre, Baş-Şad, bazılarına göre de Baş- Ağa birleşimi ve zamanla ağız değişimiyle bu biçime gelmiştir.
    PEÇEN: Çayır, çimen, çayırlık, otlak
    PEÇENEK: 1- Otlak, çayırlık 2- Bacanak
    PEK: 1- Berk, katı, sıkı, sert, kuvvetli, dayanıklı 2- Bey sözcüğünün, değişik ağız ayrılığı Bek, beg,beğ, bey vb.
    PEKİŞ: Sıklık, sertlik, pekişmişlik
    PELEN: İyi, ehven
    PELİN: Acı ve keskin kokulu bir yayla çiçeği
    PELİT: Meşe ağacının çiçeği
    PERİNÇEK: (Berincek) 1- Sadık, içten bağlı 2- Fedakar
    PINAR: Kaynak, kaynarca, göze
    PIŞGAN: Olgun, pişkin
    PİŞKİN: Olgun, pişmiş
    PUSAT: (Busat, basat) 1- Silah 2- Zırh, koruyucu
    PUSUG: Pusu
    PUSUN: Pusu, pusma, sinme
    PUSUNÇ: İltica, sığınma, sinme, pusma, sığınmış, mülteci
    PÜSKÜL: Sarkık, asılı duran süs, aksesuar .

    Alıntıları Göster
    TABAN:1- Tapan, tapınan 2- Temas, dokunma, vurma 3- Dizi, sıra, kafile
    TABAR: 1- Tapan, tapınan 2- Vuran, döven, dövüşçü
    TABGAÇ: 1, Dövüşçü, kavgacı 2- Ulu, saygıdeğer, muhterem 3- Tapıcı,tapınıcı
    TABIN: (Tapın) İbadet
    TABKI: Vicdan
    TABU: (Tapı, tapu) Kutsanmış, kutlu yapılmış, tapılacak duruma getirilmiş
    TABUK: 1- Tabu 2- İnayet, yardım, hizmet
    TABUN: Tapın, ibadet
    TAÇA: Tasarı, kurgu, plan
    TAÇAM: Tasarı, plan, kurgu, senaryo
    TADIK: Tat, lezzet, damak
    TAG: (Tak, tağ, dağ)
    TAGA: 1- Silah 2- Kural, kaide 3- Saygıdeğer, hürmet edilen
    TAGAY: 1- Saygı duyulan kişi 2- Dayı, ana tarafından gelen akraba
    TAGI: 1- Dindar, inançlı 2- Takı, aksesuar
    TAGUK: Tavuk
    TAĞ: Dağ
    TAĞAN: Üç ayak, saç ayağı
    TAĞAŞAR: birl. Dağ/Aşar mec. Azimli, kararlı
    TAĞLUK: Dağlık, dağlık bölge
    TAĞMA: 1- Dağ eteği 2- Elçi, devlet temsilcisi, devlet görevlisi
    TAĞUDAR: 1- Heybetli, dağ gibi 2- Dağıtıcı, yok edici, yıkıcı, şiddetli 3- Kısmet, nasip
    TAKAK: Ucu, ateşli ok
    TAKAY: 1- Dayı, ana tarafından akraba 2- Dolunay
    TAKIĞ: Takı, ziynet, aksesuar, mücevher
    TAKIR: Takı, ziynet
    TAKIŞ: Takı, süs, aksesuar
    TAKİ: Dindar
    TAKSUK: Harika, olağanüstü, anormal
    TALA: 1- İri cüsseli, heybetli 2- Seçkin, güzide
    TALAKAN: Yağmacı, yağmalayan
    TALAN: Yağma, yağmalama, üşüşme, saldırı
    TALAS: 1- At yarışlarındaki, başlangıç ve bitiş çizgisi 2- Fırtına, kum fırtınası 3- Dalga
    4- Tartışma, münakaşa
    TALAY: (Taluy, Tulay, Toluy,Tolu) 1- Okyanus, derya, büyük deniz, büyük göl
    mec. Ululuk, büyüklük, sonsuzluk 2- Gelecek, ikbal 3- Seçkin,güzide
    Şamanist gelenekte Deniz ve göllere bakan Tanrı
    TALAZ: Dalga
    TALI: Güzide, seçkin
    TALIKU: Seçkin, güzide, beğenilen
    TALIMAN: Seçkin, güzide
    TALKILIÇ: (Dalkılıç) Zırhsız, korumasız
    TALKAN: Kızartılmış tahıl
    TALPIN: Faal, aktif, çalışkan, himmetli
    TALŞIK: İtimat, teminat, güvence
    TAMAN: Duman, sis
    TAMAR: 1- Damla, damlayan 2- Demir, demir cevheri
    TAMGAÇ: Memur, devlet memuru, damgacı, devlet görevlisi
    TAMIŞ: 1- Demiş, söylemiş, bilgili, deneyimli, sözüne değer verilen, sözüne güvenilen 2-Damla
    TAMİR: Temir, demir
    TAMİZ: Damla
    TAMTUK: Büyük ve kuvvetli ateş
    TAMU: (Tamuğ) Yerin dibi, yer altı, cehennem
    Şamanist gelenekte, kötü kişi ve ruhların, öldükten sonra gittikleri yer
    TAN: (Tang) 1- Gün açımı, gün doğumu, şafak 2- İlginç, acayip, şaşkınlık yaratan 3- Tatlı, tat veren,huzur veren
    TANA: (Dana) dana, iki yaşındaki inek yavrusu
    TANDU: 1- Tan vakti, tan vaktinde doğmuş 2- Alev, alevli büyük ateş
    TANG: 1- Mucize, olağanüstülük 2- Tan vakti 3- Giriş, antre
    TANGAK: Kaygı, endişe
    TANGSUK: Mucize, şaşırtıcı olay, olağanüstülük
    TANGUT: (Tankut) Savaşlarda, mızrak ve tuğların yanına ya da ucuna takılan ipek kumaş, flama
    TANIK: 1- Tanuk, şahit, gözlemci 2- Tanıdık, dost, yaren
    TANIL: Ünlü, meşhur, tanınan
    TANIP: Tanınmış, ünlü
    TANIR: Ünlü, tanınmış
    TANIŞ: 1- Tanınan, bilinen, aşina, tanıdık 2- Danışılan, bilgi ve deneyimine başvurulan, danışman
    TANIŞIK: Yakından tanınan, tanıdık, bildik, dost, yaren
    TANIŞMAN: (Danışman) Tanış, danışılan, bilgili kişi
    TANIT: Tanınacak nitelikte, belirgin, tanınabilen
    TANJU: (Tanyu) Sonsuz genişlik, ululuk,olağanüstülük, mucize gibi
    Hun imparatorlarının unvanlarından
    TANLA: 1- Şaşılası, ürkütücü, olağanüstü, mucize 2- Suçlayan, yargılayıcı 3- Doğuş, tan vakti
    TANLAĞI: Mucize
    TANMAN: Tan vakti doğan
    TANRIDAĞ: birl. Tanrı/Dağ “ Tanrı Dağı”
    Çok eski dönemlerden beri, kutsanarak, Tanrı tarafından yalnızca Türklere tahsis edildiğine
    inanılan ve halen kutlu kabul edilen sıradağların genel adı
    TANRIKUT: birl. Tanrı/Kut
    Tanrısal, Tanrıdan gelen, Tanrının Kutunu üzerinde bulunduran, haşmetli, Hun
    imparatoru Mete Han’ın unvanı
    TANSIĞ: (Tansık,Tansu) hayret verici, şaşırtıcı, olağanüstü
    TANSU: 1- Tansık, mucize 2- Yadigar, armağan 3- Birleşik
    TANTIK: 1- Çok konuşan, konuşkan 2- Tanıdık, hısım, ahbap
    TANUĞ: Tanı, teşhis, kanıt, tanınan, tanınmaya yol açan
    TANYU: (Tanju) Ulu, ulaşılmaz, hükümran
    TAP: Dilek, istek, umut, yardım ve bunları içine alan beklentilerle dolu inanç
    TAPAĞ: 1- Tapma, tapınma, saygı 2- Görev, iş
    TAPAR: Tapan, seven, uman
    TAPARLU: 1- Mutlu, umutlu 2- Sofu, dindar
    TAPDUK: 1- Çocuğu uzun süre olmayanların, çocuğu olduğunda verdiği adlardan 2- Saygı ve sevgiye layık, saygıdeğer 3- İbadet, tapınma
    TAPI: Tapınma, ibadet
    TAPIK: Önde, önde olan, önde gelen
    TAPIN: Tapınma, umma, beklenti
    TAPINGU: Tapınılacak nitelikte sevilen
    TAPIR: Buluş, yenilik, icat
    TAPKI: Vicdan
    TAPKIR: Ayak altında kalıp, katılaşan toprak
    TAPKUR: Tabur, dizi, topluluk, kafile
    TAPLAK: Rıza, kabul, teyit
    TAPUK: Tapu, Tabu 1- Tapınma, dilek, istek 2- Tabu, kör inanç 3- Hizmet, hizmetli
    TAPUKÇI: (Tapıcı) Saray muhafızı, muhafız askeri
    TAPUKSAK: Saygılı, hürmetli
    TAPUN: Kutsama, kutsal bir varlığa yönelme, beklenti, ibadet
    TAPUNMUŞ: Sofu
    TAR: Dar, darlık, zahmet, sıkıntı
    TARA: Ağaç dallarını budamak için kullanılan bıçak
    TARAGAY: Turgay, tarla kuşu, çayır kuşu
    TARAKA: 1- Tarak, eşme, ayırma aleti 2- Saygı gösteren
    TARAMAN: Tarayıcı,rençber, çiftçi
    TARAN: 1- Geniş arazi, ekinlik, ekin yeri 2- Sınır, hudut
    TARANÇI: 1- Sınır muhafızı 2- Ekinci, rençber
    TARANG: Mevki sahibi, imtiyazlı, saygıdeğer
    TARBAN: Gururlu, mağrur
    TARDU: 1- Öncelikli, imtiyazlı 2- Durdu, duran yaşam
    Göktürkler dönemi, üst düzey yöneticilere verilen bir unvan
    TARDUŞ: İmtiyazlı
    TARGAN: Savaşlarda, düşmanın geçeceği yollara, onların gidişini ağırlaştırmak ve güçleştirmek için bırakılan, kaya ve kütük parçaları
    TARGUN: Mahçup, sıkılgan
    TARHAN: (Tarkan) İmtiyaz sahibi soylu kişi. Bu kişiler, vergi vermez, suçları dokuz kereye kadar bağışlanır, kağan ve hanların huzuruna izinsiz girebilirlerdi.
    TARHUN: Güzel kokulu bir yayla çiçeği
    TARIK: Darı, tahıl, ekin
    TARIM: 1- Emek, enerji, zahmet, sıkıntı 2- Ziraat, rençberlik 3- Irmakların küçük kolları
    TARINÇ: Sınır, hudut, uç
    TARING: 1- Derin, derinlik 2- Ziraat
    TARKAN: İmtiyazlı ve soylu kişi (Tarhan)
    TARKANÇ: 1- Öfke, gücenme, rahatsızlık, kızgınlık 2- Darılma, sıkılma
    TARKAT: Bakan, nazır, yönetici, bürokrat
    TARKINÇ: 1- Darılma, darlanma, küsme, küskünlük 2- İsyan, başkaldırma
    TARLIG: 1- Güçlük, darlanma, sıkılma 2- Bahşiş, hediye
    TARTA: Terazi
    TARTAGAN: 1- Tartan, terazi 2- Dağınık, derbeder
    TARTIŞ: Armağan, bağış
    TARUG: 1- Darı, ekin 2- Hediye, bağış
    TASAR: Plan, tasarı, tasarım
    TASIM: Gösteriş, afi
    TAŞ: 1- Dış, dışta olan, görünürde olan 2- Kaya parçası mec. Sertlik, dayanıklılık
    TAŞAN: Taşmış, dışa vurmuş, coşkun
    TAŞAR: Taşmış, coşkun, ateşli
    TAŞGAN: Taşan, coşan, ateşli
    TAŞGARU: Dışarı, dışarıdan, taşra
    TAŞGIN: Taşmış, dışa vurmuş, coşkulu, ateşli, asabi
    TAŞKI: Dışarıdan, taşralı
    TAŞKIN: Coşkun, ateşli
    TAŞRALU: Dışarıdan, yabancı
    TAŞRIK: Dışarıda, gurbet, gurbetçi, sefere giden.
    TAŞUG: Taşınabilir mal, menkul değer
    TAŞÜREK: birl. Taş/Yürek ( Cesur, gözü kara)
    TAT: 1- Yemek, damak 2- Uzak, uzakta, uzaktan, yabancılaşmış 3- Kılıç pası, paslı kılıç
    TATAR: 1- Uzakta kalmış, yabancılaşmış 2- Çayırlık, mera 3- Kent dışında yaşayan
    TATAŞ: (Dadaş) 1- Yakın dost, yaren, arkadaş 2- Uzakta kalmış, aynı uzaklığı paylaşan
    TATIG: Tatlı, hoş
    TATIR: Çayırlık, otlak, mera
    TATLI: Tatlı veren, hoşa giden mec. Güler yüzlü, sevimli, cana yakın
    TATU: 1- Barış, sulh 2-Uzağı gören, uzak görüşlü 3- Bakıcı, eğitici 4- Tatlı, tat veren
    5- Yaratılış, fıtrat
    TAV: 1- Hız, devinim, çeviklik, koşu, davranmak, harekete geçmek. 2- Dağ
    TAVAR: Hızlı hareket eden, hızlı davranan.
    TAVGAÇ: 1- Hızlı koşan, hızlı davranan, atik 2- Çekici, cezbedici
    TAVIŞGAN: Tavşan
    TAVLI: 1- Hızlı, atik 2- Dağlı
    TAY: 1- Dayak, dayanak, dayanılacak nesne 2- Soy, asalet, soyluluk unvanı 3- Ululuk, büyüklük,çokluk 4- Mevki, yer, bölge 5- Ananın erkek kardeşi, dayı 6- Süt emen at yavrusu
    TAYAK: Baston, değnek, dayanılacak nesne.
    TAYANÇ: 1- Dayanç, dayanak 2- Hami, koruyucu, sırdaş, güvenilen kişi
    TAYANÇI: Danışman, memur.
    Uygurlar döneminde, küçük dereceli memur unvanlarından
    TAYANG: Dayak, dayanak, destek, dayanak
    TAYANGU: Danışman, aracı, sıra dışı. Han ve kağanların danışmanlarına verilen bir unvan
    TAYCU: 1- Hami, destekçi, koruyucu 2- Soylu, seçkin 3- Tay sahibi,tay eğiticisi
    TAYEÇE: birl. Tay/Eçe..Soylu, saygıdeğer hanım. (Teyze, sözcüğünün buradan
    geldiğini söyleyen dilciler var.)
    TAYGA: 1- Kavak, çam, söğüt karışımı ormanlık bölge 2- yoğurtlu sebze çorbası
    TAYGAN: 1- Karışık ağaçlı orman 2- Dayanak, destek
    TAYGANA: Kaygan, kayıcı
    TAYGUN: Yavru, çocuk, torun
    TAYGUR: Kayan, kızakla kayan
    TAYIK: Kibar ve nazik genç
    TAYLAN: 1- Beyefendi, centilmen 2- Yakışıklı, heybetli 3- Düzgün ve etkileyici konuşan
    TAYŞI: 1- Mürşit, yol gösteren 2- Hami, koruyucu
    TEBER: Balta, baltalı mızrak
    TECİMEN: İdareli, ekonomist
    TECİMER: Ekonomist, hesaplı
    TEDAN: Tutan, zapt eden, zabit
    TEDİK: (Tetik) 1- Usta, becerikli, bilgili 2- Öğüt, nasihat
    TEGEN: (Değen) Değerli, karşılığı olan
    TEGİN: Tigin, prens, şehzade, bey oğlu. Göktürkler döneminde, vali unvanı olarak da kullanılmıştır.
    TEGİNEK: Değnek, baston
    TEGİR: 1- Değer, kıymet, paha 2- Hücum, taarruz 3- Ulaşım, ulaşma
    TEGİŞ: 1- Değişim, değişme 2- Dövüş, temas, çarpışma, hücum
    TEGRE: Daire, çevre, civar, etraf
    TEGREK: 1- Değer, kıymet 2- Tekerlek, değirmi, yuvarlak
    TEĞME: Değme, seçkin, farklı
    TEKER: 1- Değer, kıymet 2- Çevre, yöre, daire 3- Saldırgan, mütecaviz
    TEKEŞ: Döğüş, değiş, temas, savaş, savaşçı
    TEKİN: 1- İyi, güzel, biricik, emsalsiz, uğurlu, uygun 2- Rahat, güvenli,güvenilir,
    3- Tigin, prens, bey oğlu 4- Tabi, bağlı, kul, köle 5- Boş, ıssız, toplumdan uzak kişi 6- Saldırgan
    TEKİNİK: Güvenilir, iyi, münasip, uygun
    TEKİR: 1- Değer, kıymet, paha 2- kara benli, kara çizgili 3- Hücum, saldırı, saldırganlık
    TELA: 1- Delici, delen 2- Tolu, olgun, bilge 3- Armağan, adak, sungu
    TELEK: Armağan, sungu
    TEMİR: Demir
    TEMİR YALUP: birl. Demir/Yalup …demirci ustası, silah yapımcısı
    TEMİRÇAL: birl. Temir/Çal ( kılıç darbesi, kılıç vuruşu)
    TEMİREN: Ok başlığı, okun ucundaki sivri ve delici demir parçası
    TEMİRHAN: birl. Temir/Han
    Eski dönem, “ Maden Tanrısı”
    TEMİRKIRAN: birl. Temir/Kıran mec. Acı kuvvet, acı kuvvete sahip kişi
    TEMİŞ: Demiş, söylemiş, bilgin, deneyimli
    TEMÜGE: (Temürge) demir, nüvesi
    TEMÜRKAZUK: birl. Temir/Kazık Kutup yıldızı
    TENBE: At koşumu, koşum takımı
    TENEKUR: Boraks madeni
    TENGİZ: Deniz
    TENİK: Azim, kararlılık
    TENŞİ: Eşit, adil, adaletli
    TEOMAN: Sis, duman, tuman
    TEPE: 1- Uç, sınır, doruk, yükseklik, yüksek yer 2- Yığın, kütle 3- Bir nesnenin sivri ucu
    TEREÇE: İnce, narin, zarif
    TEREK: Siper, koruyucu
    TEREKEME: Siper, siperlik, sütre
    TERİLGEN: Diri, canlı, hazır, tetik, tetikte
    TERİLGENBUDUN: birl. Terilgen/Budun
    Devletin çekirdeğini oluşturan boy merkez halk Devletin, temel, ulusal askeri gücü
    TERİM: 1- Bilim, sanat, bilim ve sanat erbabı 2- Emek, alın teri, zahmet 3- soyluluk, şeref, onur,nurlu 4- toplantı, dernek 5- Han soyundan gelen kızlara verilen bir soyluluk unvanı
    TERİŞ: Derleme, toparlama, birleştirme, birleştirici, derleyip toparlayıcı
    TERKEN: 1- Süs oku, süslü ok 2- Savaş arabası 3- Soylu, soyluluk unvanı
    TERNEK: Dernek, toplantı
    TESİYEMİ TANYU: (Ululuğun sınırı olmayan, en ulu )
    TETİK: 1- Uyanık, hazır 2- Becerikli, mahir
    TEYENG: Sincap
    TEYMUR: Demir
    TEZ: 1- Hızlı, ivedi, hızlılık 2- Kaçma, ürkme, ürküntü 3- Şiddet, şiddetli
    TEZME. Çabuk kızan, canı ağzında, kızıp çekip giden
    TEZÜREK: birl. Tez/Yürek Heyecanlı, ateşli
    TIBIK: Sakin, asude
    TILSIM: Büyü, efsun, sihir
    TIN: (Tin) Ruh, can, nefes
    TINGI: 1- Tin, can, yaşam 2- Kulağa gelen ses, ses dinleme (Tınlama)
    TINGLAK: Efendi, söz dinleyen
    TINGLAR: Dinler, hürmetkar
    TINGLATUR: Sözü dinlenen, sözü geçer
    TINGLAYU: Munis, söz dinleyen
    TINGLIĞ: Canlı, diri
    TINI: 1- Ruhsal, ruhla ilgili 2- İnanç, iman 3- Tıngırtı, kulağa gelen ses
    TİGİN: Prens, şehzade, han oğlu, bey oğlu
    TİGREK: Çevre, daire
    TİKE: Parça, bölüm, lokma, tıkım
    TİKEN: Dikili, dik, dikmiş
    TİKİM: Parça, lokma
    TİLBE: Dilek, dilenen şey, murat
    TİLBİ: Dilek
    TİLEK: Murat, istek, dilek
    TİLKİ: Tilki, kürkü için avlanan hayvan
    TİLMAÇ: Çevirmen, tercüman
    TİLMEN: (Dilmen) Konuşkan, hatip, çenebaz
    TİLTAY: Etken, amil, neden
    TİLUN: Dolun, tolun, dolu, tam, eksiksiz, kusursuz
    TİMAGUR: Merhametli, vicdanlı
    TİMUÇİN: (Temuçin, temurçin, timurçine)
    Çengiz Kaan’ın ilk adı. Ancak doğrusu, Timurçin’dir. Demir ucu, sivri demir anlamındadır.
    TİMUR: Demir
    TİMUR KÜRKAN: birl. Timur/Kürkan
    Türk dünyasının en ünlü simalarından. Yalnızca Türk tarihi değil, dünya tarihinin de başta gelen liderlerinden. Çengiz Kaan’dan sonra, dünyanın ikinci büyük fatihi. Yaşamı hep çetin mücadelelerle geçmiş, koca bir imparatorluğu adeta yoktan var etmiştir. Kürkan (Damat) lakabını, evliliğinin ilk yıllarında, kayın eçesi olan Buhara Emir’ in himayesinde oluşu nedeniyle almış, daha sonraları,İranlılar ona “ Timurleng”, Otmanlılar “ Aksak Timur” lakabını takmışlardır. Bu ulu kişi zamanında,Türk dünyası üçüncü ve son kez olarak, tek devlet çatısı altında toplanmış, “ Birleşik Türk devletleri” ideali, bu ulu kişinin döneminde son kez gerçek olmuştur.
    TİN: 1- Can, ruh, öz 2- Soluk, nefes, yel 3- Dinmiş, dingin, sakin, bitik 4- Gök, göksel, Tanrısal
    TİRGEÇ: Diri, canlı, dirilik veren
    TİRİG: Diri, canlı, güçlü
    TİRİGLİĞ: Dirlik, yaşam, geçim
    TİRİL: 1- Can, ruh, yaşam 2- Dirilik, canlılık, derlenip toparlanma 3- Derlenme, derleniş
    TİRİM: Yaşam, geçim, hayat yolu
    TİRKİŞ: Kervan, kafile
    TOGA: 1- Doğa, tabiat, hilkat, yaratılış, huy 2- Kalın, katı, yoğun, doymuş 3- Usul, yordam, teamül
    TOGAY: 1- Toga 2- Dolunay 3- Koruluk, küçük orman
    TOGU: 1- Doğu, doğuş 2- Vuruş, darbe
    TOĞAÇ: (tokaç) Topuz, çamaşır yıkarken kullanılan tahta topuz
    TOĞAN: 1- Doğan, doğan kuşu 2- Canlı, doğmuş olan, yaşayan
    TOĞMA: 1- Dokuma, dokumadan yapılan giysi 2- Yerli, yerli halktan olan kişi
    TOĞMAK: (Tokmak)
    TOĞMUŞ: Doğmuş, ortaya çıkmış, canlı, yaşayan
    TOĞRUL: 1- Tuğrul 2- Doğrulmak, ayağa kalkmak
    TOĞRULÇA: Doğan kuşu, doğan yavrusu
    TOĞSIK: Doğuş, doğum, ortaya çıkış
    TOĞUL: 1- Doğulu, doğudan 2- Doğum, doğuş, ortaya çıkış
    TOĞULGA: Tolga, tulga, savaş başlığı, miğfer
    TOK: 1- İrilik, katılık, dayanıklılık, yoğunluk 2- Vuruş, darbe, dövüş, savaş 3- Yol, yöntem, yordam
    TOKA: 1- Tok, sert, katı 2- Usul, yol, yordam, teamül 3- Dövüş, vuruş, vuruşma, 4- Huy, hilkat,yaratılış
    TOKAÇ: (Togaç) Topuz, çamaşır topuzu
    TOKALIG: Tokluk, katılık, sertlik
    TOKAY: 1- dolunay 2- Dere kenarlarında yetişen bir çiçek, çalı
    TOKLU: 1- Yol, yordam, bilen, bilge 2- Bir yaşını geçmiş kuzu 3- İri, dolgun, besili
    TOKMAK: Vurma, ezme, dövme aracı
    Kalın, geniş, ağaçtan yapılmış çekiç
    TOKOL: Kuma, ikinci hanım
    TOKTA: 1- Durma, yaşama, direnç, dayanıklılık 2- Tedbir, tedbirlilik
    TOKTAK: Tedbir, tedbirli, temkinli
    TOKTAMIŞ: Durucu, kalıcı, dirençli, dayanıklı, uzun ömürlü, dirayetli
    TOKTAR: Dayanıklı, dirayetli, uzun ömürlü
    TOKU: 1- Doğu 2- Dövüş, temas, savaş
    TOKUM: 1- Doğum, doğuş 2- Yaşam, direnç, dayanıklılık
    TOKUMAK: Tokmak
    TOKUR: 1- Gözü pek, cesur 2- Dokur, dokumacı
    TOKURGAK: Dokuma aleti, dokuma tezgahı
    TOKUŞ: 1- Dövüş, savaş, vuruşma 2- Doğuş, direnç, yaşam, dirayet
    TOKUZ: 1- Dokuz sayısı (..Türklerin uğurlu ve kutlu saydıkları sayılardan) 2- sıkça ve kalınca
    dokunmuş bir kumaş
    TOLAN: Eşsiz, emsalsiz
    TOLAY: Bir tavşan türü
    TOLDI: Doldu, dolu, doluluk, bütünlük, olgunluk, irilik, bilgelik, erginlik
    TOLDIKORGAN: Anıt, lahit, abide
    TOLGA: Miğfer, çelik başlık
    TOLGAN: 1- Dolgun, iri, dolu 2- Acı, üzüntü, inleme
    TOLKAN: Dolgun
    TOLMIŞ: Dolmuş, dolu, olgun, bilge
    TOLU: 1- Dolu, olgun, kamil, yetkin, usta 2- İçki, içki kadehi, içki ile dolu kadeh 3- Seçkin, güzide
    TOLUHAN: birl. Tolu/Han
    Arap işgalleri sırasında, onlara karşı direniş örgütleyen ve çeşitli savaşlara giren bir bey
    TOLUK: 1- Dolu, olgun, yetkin, bilge 2- Tuluk, tulum
    TOLUM: 1- Silah, savaş aleti 2- Olgun, dolgun
    TOLUN: Dolu, tam, bütün, eksiksiz, kusursuz, olgunlaşmış
    TOMAN: Duman,sis
    TOMBAY: Manda, camış
    TOMRİS: (Tomris Hatun) 1-Demir ucu 2- Demir sesi. 3- Demirin özü, nüvesi.4- Bereket, bolluk,uğur.
    T… Türk tarihinin ünlü simalarından. Sakalar devletinin katun’u (kraliçesi) (İran – Turan savaşları sırasında, zalimliğiyle ünlü, Pers kralı Hüsrev’in, Türk topraklarını işgal etmesine karşın yapılan savaşta büyük kahramanlıklar göstererek, onu yenmiş, başını kesip kan dolu bir fıçıya atarak, “Hayatın boyunca kana doymadın, kan döküp kan içtin. Ben de sana yakışanı yapıp, seni bundan mahrum etmeyeceğim.” diyen ulu kişi.)
    TON: Don, giyim, giysi, elbise
    TONA: Giyimli, varlıklı, yakışıklı
    TONAT: Donat, cömert, eli açık, aç doyuran – çıplak giydiren.
    TONATMIŞ: Giydirmiş, hayır hasenatta bulunmuş, cömert ve eli açık.
    TONGA: Kaplan, Asya kaplanı.
    TONGUZ: Domuz
    TONKA: 1- Tunga , kaplan 2- iri,büyük,gösterişli
    TONLU: Giyimli,şık,zengin,varlıklı
    TONSUZ: Yoksul
    TONYUKUK: (Tanyu/Kök,gök) Sonsuzluk ve genişlik,bilgelik ve deneyimlilik.
    TOP: Yığın, topluluk, bütünlük, erk
    TOPAÇ: 1- Top gibi, toparlak, dolgun 2-İbrik 3- Sepet, sele
    TOPAK: Topluca, toplanmış, yığın
    TOPRAK:.. Yer, yurt, arazi
    TOPURGAN: Ayak basıldığında toz çıkaran, yumuşak toprak
    TOPUZ: Toplanıp, kurutulmuş, katılaşmış, topluca ve katıca. Silah, dövme ve ezme aracı
    TOR: 1- Mevki, mertebe, şeref, şereflilik 2- Türeme, doğma, soy, gelişme, yayılma 3- Ağ, tuzak 4-Giysi 5- Evlat, çocuk, nesil 6- Zayıflık, incelik, hamlık
    TORAMAN: 1- Fahri, onursal, şerefli 2- Kaba, yetişmemiş, acemi 3- İri, dolgun, heybetli
    Toran: Turan, duran, yaşayan, dirençli
    TORÇUK: Kozalak
    TORKU: İpekli kumaş
    TORLAK: 1- Eğitilmemiş at 2- Çırak, acemi, ham
    TORMIŞ: Durmuş, yaşayan, yaşar, yaşam
    TORMU: Yaşam süresi, yaşam
    TORU: 1- Duruş, yaşam 2- Bolluk, bereket, fazlalık 3- Doru, doru renk
    TORUG: Doruk, Doru renk
    TORUK: 1- Doruk, zirve 2-İnce, zayıf, ham, olmamış
    TORUM: 1- Aygır, aygır yavrusu 2- Kul, köle, muti, bağlı 3- Deve yavrusu
    TORUN: 1- Evladın, evladı 2- Sevgili, biricik, çok sevilen 3- Acemi, ham, yetişmek üzere olan 4-Genç boğa
    TOSUN: 1- Genç boğa, 2- Tos atan, tos vuran, azgın, azmış, saldırgan
    TOY: 1- Şölen, yemekli eğlence, düğün dernek 2- Em, ilaç, doyum, doyumluluk 3- Ordu, ordu birliği 4- Çamur bataklık 5- Doğan türü bir avcı kuş 6- Genç, gençlik, acemilik, çıraklık
    TOYAK: 1- Atlara giydirilen savaş zırhı 2- Tırnak, at tırnağı
    TOYAN: Toy sahibi, toy veren kişi
    TOYGA: 1- Toy sahibi, toy veren kişi, 2- Toylarda yapılan çorba, ayranlı çorba
    TOYGAN: 1- Kurultay üyesi 2- Bir kuş türü 3- Genç, taze
    TOYGAR: Tarla kuşu, çayır kuşu
    TOYGUN: 1- Genç, taze, deneyimsiz 2- Doymuş
    TOYGUR: Doymuş, gözü tok, olmuş, olgun
    TOYLAK: 1- Toy yeri, toy yapılan yer 2- Karargah, ordunun toplandığı yer.
    TOYLUK: Toy yeri, Toy yapılan yer
    TOYMADUK: 1- Özlenen, özlemi duyulan 2- Hırslı, doyumsuz
    TOYMAGUR: İştahlı, obur
    TOYTİMUR: Ermiş, keramet sahibi, Şaman büyüğü, kam, rahip
    TOZUN: 1- Tosun 2- Düzen, uyumluluk
    TÖGİ: Cömert , eli açık
    TÖGÜN: Çekici, yakışıklı
    TÖKMEN: Çekici, yakışıklı
    TÖKÜ: Eli açık, cömert, müsrif
    TÖKÜŞ: Düğüş, savaş, vuruşma
    TÖLEÇ: Ücret, yevmiye
    TÖLEGEN: Olgun, kamil, yetişkin
    TÖLEK: 1-Ücret, yevmiye 2- Sükunet, sakinlik
    TÖLİS: Bölük, bölünmüş
    TÖLÜK: Tuluk, tulum
    TÖR: 1- Türemek, çoğalmak, yaratılış 2- Makam, mevki, onur yeri, şerefli yer 3- Usul, kural, teamül
    TÖRE: 1- Düzen, gelenek, usul, teamül, geleneksel hukuk 2- Türeyiş,yaşayış, çoğalma, yaratılış
    TÖRELİ: Töresi olan, töreye bağlı, geleneklerine bağlı
    TÖREMEN: Görgülü, töreye bağlı
    TÖREN: 1- Töreye uygun yapılan, töre gereği yapılan, merasim 2- Soylu, necip, seçkin
    TÖRKİN: Kök, menşe, dip, soy
    TÖRÜ: 1- Yasa, devlet düzeni 2- Türeyiş, yaratılış
    TÖRÜCE: Töreye ve yasaya uygun
    TÖRÜİÇİ: Töreye uygun
    TÖRÜLÜG: Töreye bağlılık, Töre bilgisi, Töre uygulaması
    TÖRÜM: 1- Türeyiş, yaratılış 2- Töreye bağlılık
    TÖRÜMÇÜ: Töreye bağlı, soyuna bağlı
    TÖRÜN: 1- Soylu, soyluluk 2- Tören, merasim, ihtiram
    TÖRÜTGEN: Yaratıcı, yaratan, halik
    TÖŞTÜK: Düş, rüya
    TÖZ: Kök, dip, temel, cevher, öz
    TÖZLÜK: Öz, esas, asıl, kök, köklü, özlü
    TÖZÜN: Soylu, temeli sağlam, köklü
    TUNAY: Evlatlık kız çocuğu
    TUDUN: (Tutun) 1- Tutunma, bağlılık, sadakat 2- Destek, güvence, tutunulacak nesne
    Hazar kağanlığı döneminde kullanılan “ vali “ unvanlarından
    TUGAN: Doğan
    TUGANA: Özel ok (İçi oyulmuş, içinde evrak gizlenen ok)
    TUGAN: 1- Küçük ırmak, çay, akarsu 2- Togay
    TUĞ: Sancağın tepesine takılan at kuyruğu, kıldan yapılan flama, Uğur ve Kut işareti olarak kullanılır olmasına karşın, bundan daha çok savaş isteği, başkaldırı ve isyan sembolü olarak kullanılmıştır. 2- Tıkaç,kapak, bent, set
    TUĞANÇI: Doğancı, doğan terbiyecisi, doğan eğitmeni, doğan yetiştiricisi
    TUĞCU: 1- Tuğ taşıyan kişi, alemdar 2- İsyancı, isyankar
    TUĞÇE: Küçük tuğ, tuğcuk
    TUĞLU: Tuğ sahibi, kutlu, uğurlu
    TUĞLUK: Tuğlu, tuğu olan, tuğ taşıyan
    TUĞMA: 1- Doğmuş, ortaya çıkan, boy gösteren 2- Tuğ kaldıran, isyankar
    TUĞRUL: 1- Doğan kuşu, bir doğan türü 2- doğru, doğrulmuş, dik- ayakta 3- Türk mitolojisinde, adı geçen, yarı insan, yarı kuş.
    TUĞSAVUL: birl. Tu/Savul
    Eski dönemlerde, ordu içinde tuğ taşıyan ve onu koruyup, önde tutmakla görevi olan kişilere
    verilen ad.
    TULA: 1- Tolu, dolu, olgun 2- Ayna
    TULAN: Dolu, olgun, kamil
    TULAY: 1- Talay, taluy, okyanus, deniz 2- Ayna 3- Dolu, dolgun, olgun
    TULGA: Tolga, miğfer
    TULGAR: 1- Azim, kararlılık, inanç, güvenç 2- Gösteriş, heybet, heybetlilik
    TULGAY: Tuga, Tolga, miğfer
    TULİ: 1- Dolu, olgun, kamil 2- Ayna
    TULKİ: Tilki
    TULTAG: Sakin, kendinden emin
    TULU: 1- Dolu, ergin, olgun 2- Ayna
    TULUK: 1- Dolu, olgun, bilge 2- yayık, çömlek
    TULUN: 1- Tolun, dolu 2- Çene kemiği
    TUMA: Yeğen, kuzen
    TUMAÇI: Erkek kuzen, (Amca, hala, dayı, teyze çocuğu)
    TUMAÇIM: Kız kuzen
    TUMAĞAN: 1- Nilüfer çiçeği 2- Duman, sis
    TUMAN: Duman, sis
    TUMAY: Sessiz, sakin, kendi halinde
    TUMGAN: Tuman, sis
    TUMRUL: Dumrul, Demir ucu
    TUNA: (Tona) Varlıklı, zengin, gösterişli, ihtişamlı
    TUNÇ: Bronz, Bakır, kalay karışımı
    TUNG: Nüfus sahibi, kudretli, muktedir
    TUNGA: 1- Kaplan, Asya kaplanı 2- Kudret, ihtişam, fevkaladelik
    TUNGUÇ: Çocuk, evlat, evlatlık
    TUNGUT: Evlatlık
    TUNUÇ: Tunç
    TUR: 1- Durmak, yaşam, canlılık 2- İrade, istek, yargı
    TURA: 1- Dura, durak, ev, mekan 2- Deriden örülen kamçı 3- Sibirya bölgesinin eski adı
    TURAK: 1- Durulan yer, yaşanılan yer, mekan 2- Yaşam, ömür
    TURAL: Durma, yaşama, ömür
    TURAM: Olgunluk, kemal
    TURAMUN: 1- Evcil, evcimen 2- Onurlu, onuruna düşkün
    TURAN: Duran, yaşayan, ömür, ömürlü, yaşama direnci (Çocukları sık ölen ailelerin, uzun ömür ve kalıcılık dileklerini içeren adlardan.
    TURÇAK: Filiz, fidan
    TURÇİK: 1- Durucu, kalıcı, uzun ömürlü 2- Fidan
    TURDU: Durdu, sağ, salim, yaşar, yaşayan, kalıcı, ömürlü
    TURGAK: Bekçi, muhafız, koruyucu
    TURGAN: Duran, ömürlü
    TURGAY: 1- Tarla kuşu, serçe 2- Türk/Ay
    TURGUT: (Turagut) 1- Ömürlü, durucu, uzun yaşamlı 2- Belde, mekan mesken, yaşanılan yer
    TURKAK: Nöbetçi, bekçi
    TURKU: Ateşli, heyecanlı
    TURKUAZ:Rengi mavi ile (Türk mavisi) özdeş olmuş bir süs taşı
    TURMUŞ: Ömür, yaşam, uzun ömürlülük (çocukları sık ölen ailelerin kullandıkları adlardan)
    TURNA: Leylek türü, iri ve geniş kanatlı bir kuş
    TURSUN: Dursun, Durdu, duran, durmuş vb. yaşam, ömür, uzun ömür
    TURŞAK : Filiz, sürgün
    TURU: 1- Duru, saf, arık 2- Duran, yaşayan, ömürlü 3- Durgun,sakin
    TURUM: 1- Yaşam, ömür 2- Sükunet, durgunluk
    TURUMTAY: 1- Turum/Tay 2- Doğan türü, avcı bir kuş
    TURUŞKAN: Dayanıklı, metanetli, dirençli, uzun ömürlü
    TURUT: 1- Yer, yurt, durulan, yaşanılan yer 2- Ömür, yaşam
    TUSİT: Göğün ötesi
    Şamanist gelenekte, ulu ruhların gittiği yer. Göğün katlarından
    TUSKAN: Akraba, yakın, hısım
    TUŞGÜL: İşaret, iz, nişan
    TUT: 1- Yakalayış, kavrayış, saklayış 2- Vuruşma, vuruş, yenme, ezme, koparma 3- Ordu, ordugah 4- Kılıç ve benzeri silahların üzerindeki kir, pas
    TUTA: Bahşiş, armağan
    TUTAÇ: Komşu, yakın, dost
    TUTAÇI: Komşu, yakın
    TUTAK: 1- Silah kabzası 2- Saldırı, hücum, taarruz 3- Evlatlık
    TUTAM: Demet, buket, deste
    TUTAN: Elinde bulunduran, yönetimi altında bulunduran
    TUTAR: Tutucu, hükmedici
    TUTAŞ: 1- Küçük hanım, evin en küçük kızı 2- Bekar, bakire kız 3- Komşu
    TUTGAK: 1- İnilti, inleyiş, hüzün 2- Geceleri keşfe çıkan savaş birliği
    TUTGAN: Tutucu, fanatik
    TUTGUÇ: kahvaltı, kuşluk vakti yenen yemek
    TUTGUN: Tutsak, esir, hapis,tutulu, tutulmuş, bağlanmış
    TUTKU: Kapama, ele geçirme, bağlama, bağlanma
    TUTGUK: Esir, hapis, tutsak
    TUTNAK: Destek, arka
    TUTNUK: Tutunulacak nesne, dayak, arka,destek
    TUTSU: 1- Vasiyet, öğüt, nasihat 2- Bağımlılık
    TUTSUK: Öğüt, nasihat, vasiyet
    TUTU: Esir, tutsak, rehine 2- Çekici, cazip, güzel 3- Tutuş, savaş, dövüş
    4- Ağırbaşlı,utangaç 5- Yiğit, batur, dövüşçü 6- Bakan, nazır, vali
    TUTUG: Vali, askeri vali
    Göktürkler döneminde kullanılan askeri unvanlardan
    TUTUK: 1- Dövüş, savaş, savaşçı 2- Devlet görevlisi, devlete bağlı 3- Evlatlık 4- Büyü, sihir
    5-Tutsak, esir, tutulmuş, rehin
    TUTUN: Tutunulacak nesne, destek, arka, güvence
    TUTUNÇ: 1- Evlat, oğul, uşak 2- Tutunulacak nesne, güvence
    TUTUNGU: Öğüt, nasihat, vasiyet
    TUTURGAN: Öğüt, nasihat, vasiyet
    TUTURGU: Öğüt, nasihat, akılda tutulan
    TUTUŞ: 1- Dövüş, savaş 2- Zapt etmek, egemenlik kurmak 3- bağlılık, sadakat 4- Orduyu ve devleti düzene sokmak
    TUTUŞUK: Demet, çiçek demeti,buket
    Çengiz Kaan’ın Uygur kökenli danışmanı, oğullarının eğitmen ve atabeyi bu ulu kişi,
    imparatorluğun resmi dilinin “Türkçe” oluşunda ve Türk kültürünün egemen kılınmasında, önemli etken olmuştur.
    TUYAK: 1- Dayak, destek, değnek 2- Duyan, işiten, işitici, dikkatli, uyanık
    TUYAN: Duyan, işiten
    TUYGU: Duygu, his duyumu
    TUYGUN: Doğan türü bir avcı kuş
    TUYUK: Dayak, destek, arka
    TUYUN: Saygın, muteber
    TUZGU: Yemek, yoldan geçenlere verilen yemek
    TUZAK: Sevgili,sevgili için söylenen söz
    TUZAĞI: Sevgili, aşık, maşuka
    TUZGUN: Armağan, sunu, bahşiş
    TÜBE: 1- Tepe, yüksek yer 2- Siper, sütre
    TÜBEK: Tübe, tepe
    TÜGÜN: 1- Düğün, bağlılık 2- bahşiş, hediye
    TÜGÜZ: Düz, tam, eksiksiz, mükemmel
    TÜKEL: 1- Tüy, saç, kıl 2- Dik, dikili
    Türk mitolojisinde, ağaçtan doğduğuna inanılan kişi
    TÜKÜN: 1- Düğün, dernek, toplantı 2- Bahşiş, armağan
    TÜLEK: 1- Zeki, kurnaz, fettan 2- Tüylü, kıllı
    TÜLGÜ: Alaca, renkli bir karga türü
    TÜLİN: 1- Ayna 2- Ayın çevresindeki ışık halesi
    TÜLÜ: 1- Rica, yakarış 2- Düş, rüya
    TÜLÜŞ: Ücret, değer, emeğin karşılığı alınan karşılık
    TÜMEN: 1- Duman, duman, sis 2- On bin sayısının askeri terminolojideki kullanılışı
    TÜN: Gece
    TÜNBAY: birl. Tün/Bay ( Kazak ve Kırgızlarda, yatak, şilte)
    TÜNEK: Gece kalınan yer
    TÜNG: 1- Gece, gece karanlığı 2- Olağanüstülük, fevkaladelik
    TÜNKÜR: Peri, melek
    TÜR: Soy, kök, orjin, çeşit, kan, damar, doğuş, yaratılış, oluş
    TÜRE: 1- Töre 2- Tigin, prens, şehzade
    TÜREL: Türeli, töreye bağlı, töresel, hukuk, hukuki, hukuka uygun
    TÜRELİ: Türe sahibi, töreye bağlı, hukuka bağlı
    TÜREMEN: Töreye bağlı, töreye göre yaşayan
    TÜRENER: Töreye bağlı, töre sahibi
    TÜRETGEN: Yaratıcı, mucit, üretken
    TÜRK: Bu kutlu ad, birçok anlamları içinde barındırır. Türeyiş, doğuş, güç, erk, soy, döl, çoğalma, düzen vb. ( Birçok dilbilimci, değişik anlatımlar yapıyormuş gibi görünseler de aslında tek bir şey vardır ortada. O da Töreli, Töreye bağlı, Töreye göre olmuş, Töre ile özdeş, iyilik, güzellik, doğruluk ve düzenlilik içinde yaşayan, bunun için gerektiğinde, mayasından gelen güç ve erkini kullanan kişi ya da kişiler topluluğu, anlamlarını net bir biçimde içinde barındırıyor olması.)
    TÜRK BİLGE KAĞAN: (Orhun anıtlarında, Bilge kağan kendini böyle tanıtır.)
    TÜRKÜ: Türk dilinde söylenen, melodi
    TÜRÜ: Dürülmüş, derli, toplu, düzenli
    TÜRÜNG: Aktif, faal, çalışkan
    TÜŞ: Düş, rüya
    TÜŞTEMİZ: birl. Tüş/Temiz
    TÜTSÜ: Güzel kokulu ot yakarak ortaya çıkarılan koku
    TÜTSÜK: 1- Tütsü, tüten koku 2- Öfkeli, kinci, öç alıcı
    TÜTÜK: 1- Güzel ve etkileyici koku, duman, tütme kokusu 2- Düdük, savaşlarda ve savaş talimlerinde komut vermek için kullanılan düdük
    TÜZ: Düz, düzen, kök, esas, kural, bütünlük, doğruluk, uyum, uyumluluk
    TÜZE: 1- Düz, doğru, düzen, kural, uyum, ahenk 2- İdare, yönetim 3- Ulus, topluluk, halk 4- Uyum, uyumluluk, barış, uzlaşı 5- Kusursuzluk
    TÜZBAYKÜÇ: birl. Tüz/Bay/Güç Bütün, hepsi, hepsini içine alan
    TÜZEN: Düzen, uyum, kurallar bütünü
    TÜZLİ: Uyumlu, uygun, düzenli, idareci
    TÜZLÜG: uyum, ahenk, geçim
    TÜZÜK: (Düzük) 1- Düzen, düzülü, sıralı, düzenleme, düzenlenmiş, düzenli, 2- Özel durumlara göre biçimlenmiş kurallar bütünü
    TÜZÜL: 1- Düzülü, sıralı, muntazam, disiplinli, hiyerarşik 2- Anlaşmış,anlaşmalı
    TÜZÜM: Düzgünlük, sıra, dizgi
    TÜZÜN: 1- Düzen, kural, teamül, gidişat 2- Öz, kök, soy, soylu, seçkin, egemen 3- Uysal, yumuşak huylu ve davranışlı




  • 
Sayfa: 12345
Sayfaya Git
Git
sonraki
- x
Bildirim
mesajınız kopyalandı (ctrl+v) yapıştırmak istediğiniz yere yapıştırabilirsiniz.