DonanımHaber'de AraYENİ GELİŞMİŞ ARAMA
ForumBu Bölümde Ara
Yeni DH Portal arayüzümüz herkese açık ALFA sürümüne girmiştir, siz de bu deneyime davetlisiniz. Gizle Detaylar ve Geri Bildirim
A`dan Z`ye Öz Türkçe İsimler Anlamları ile.
81
Cevap
1
Favori
19.770
Tıklama
Tüm Forumlar >> Konu Dışı / Off Topic >> Konu Dışı >> A`dan Z`ye Öz Türkçe İsimler Anlamları ile.
Sayfaya Git:
Sayfa:
Giriş
Mesaj
    • Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
      11 Mayıs 2009 13:21:38 Konu Sahibi
      ABA: Saygıdeğer, saygıya layık kişi. Bazı Türk boylarında “ana’’,’’abla’’ , bazılarında ise baba anlamında da kullanılmaktadır.
      ABADAN: 1- Cömert, verici 2- Bağışlayıcı, gönül yapıcı
      ABAK: Temiz, iffetli, namuslu kişi
      ABAKA: Yakın akraba, amca çocuğu
      ABAKAN: Alicenap
      ABAKAY: 1- Yakın akraba, yeğen, amca çocuğu 2- Sibirya’da saygın ve sözü geçen hanımlara verilen bir unvan
      ABALA: Abla
      ABAR: (Avar): 1- Gösteriş, heybetlilik 2- Baş eğmez, dirençli
      ABAŞ: Hanım yürüyüşü (Küçük narin adım)
      ABAY: 1- Aydınlık, aydınlık verici 2- Hayret uyandıran, hayret verici
      ABAKIYMIŞ: Gönül kırıcı, can yakıcı
      ABÇAR-(Avşar): 1- İşin ehli kişi, iş bitirici 2- Uyumlu, itaatkar
      ABI: 1- Can, ruh 2- Soyluluk
      ABIÇ: Gönüllü
      ABIDAN: İçli, gönül insanı
      ABIK: İçli, gönüllü
      ABIKAN: Mec.Soylu
      ABIL: Gönüllü, İstekli
      ABINAK: Sakinleşmiş gönül rahatlığı içinde olan
      ABINÇ(Avunç): Avunç, teselli
      ABIŞ(Apış): Bacağın diz kapağından yukarısı
      ABIŞKA : İçten, içtenlikle çalışan
      ABIZ: Ruhsal, ruhlarla ilgili
      ABİKE: Alicenap, yüksek gönüllü
      ABİN: Mutlu, memnun, hoşnut
      ACAR: 1-Gayretli,Hareketli 2- Gözü pek, yırtıcı
      ACLAN: Açık,Açılan
      ACU-(Acı,Açığ): 1- Açık 2-Keskin, sert 3- Açı,aralık
      ACUN: Dünya, yeryüzü
      ACUNAL: birl. Acun/Al (Almak’tan)
      ACUNAY: birl. Acun/Ay/Mec.”Dünya güzeli”
      ACUNLUK: Dünya malı,dünyalık
      ACUNSUZ: Dünya malında gözü olmayan
      AÇA: 1- Toplum içinde saygınlığı olan kişi 2-Analık derecesinde saygıya layık hanım
      AÇAN: Açma eylemi içinde olan (Çiçek gibi)
      AÇIĞ: 1-Açık,dürüst 2- Bahşiş bey yada hanların verdiği bahşiş
      AÇIK: (Açığ) Büyük kardeş
      AÇIL: Açık, açılmış
      AÇUK: (Açık) İyi huylu,mülayim
      ADAK: 1-Söz,nişan 2-Bağış,sungu
      ADAL: Sadık, güvenilir
      ADALAN: Ünlü, şöhretli
      ADALDI: Ünlü
      ADALIR: Ünlü
      ADALMIŞ: Ünlü
      ADAN: Uygunluk, liyakat
      ADANIR: Ünlü
      ADANMIŞ: Adaklı,adak olmuş
      ADAR: Adama eyleminde bulunan
      ADAY: Memnunluk,hoşnutluk
      ABDAN: Ünlü
      ADBERİLGEN: Adına layık ve ününü hak etmiş kişi
      ADIKTI: Ünlü
      ADIN: Ünlü,adı anılan
      ADINÇIĞ: 1-Seçkin,mümtaz 2- Olağanüstü, fevkalade, bambaşka
      ADIÖTE: birl. Adı/Öte Mec. Temiz bir üne sahip
      ADIVAR: Ünlü,tanınmış
      ADIYAKŞI: birl. Adı/Yakşı(Adı güzel)
      ADIYAMAN: birl. Adı/Yaman Mec. Ürkütücü bir üne sahip kişi
      ADIYEKE: birl. Adı/Yeke(yeğ) Mec. Saygıyla anılan kişi, adı yeğlenen kişi
      ADKIR: Aygır,erkek at
      ADMIŞ: Ün almış, tanınmış
      ADSAY: birl. Ad/Say Mec. Adına saygı duyulan kişi
      ADSIZ: 1- Fakir,kimsesiz
      AFŞAR (Abçar)
      AFŞIN: Apçın,(Opçın) Zırh,demir örgülü savaş giysisi
      AFTABA: Su ibriği
      AGA (Ağa,Aka): 1-Saygıdeğer, ulu kişi 2- Cömert,koruyucu 3-Büyük erkek kardeş,ağabey
      AGOLA: Yönetici,amir
      AGUN: Tatmin,avuntu
      AGUNMUŞ: Avunmuş,sakin
      AĞAÇA: Akça, beyazca, alımlı
      AĞALAK: Oğlak
      AĞALBAY: Muhterem,saygıdeğer
      AĞAN: 1-Yüksek,yukarıda,yukarılara çıkan 2- Geceleri gökten hızla geçen, ışıklı nokta
      AĞAR: 1- Ağı ağırbaşlı, oturaklı 2- Gönül ferahlığı 3- Göğe yükseliş
      AĞARTMIŞ: 1- Namuslu,dürüst 2- Alçak gönüllü, mütevazı
      AĞAT (Akat): Namuslu, gönüllü, iffetli
      AĞAYA: Makul,geçerli,uygun
      AĞDUK: Kutsal,muhterem
      AĞICI: Ağcı, Akçı, Akıcı, Hazinedar, Hazine sorumlusu
      AĞIÇ: Varlık, hazine,servet
      AĞILGAT: 1-Saygıdeğer 2- Yıldız,gezegen
      AĞIM: Yükseliş
      AĞIR: 1- Ağırbaşlı,olgun 2- Ünlü,saygın
      AĞIRBAŞ: birl. Ağır/baş, olgun, alçak gönüllü
      AĞIŞ: (Ağıç) Hazine, servet
      AĞIT: Mersiye,ölüm Türküsü,göğe yükselen feryat
      AĞLAMIŞ: Çileli,çile çeken
      AĞMIK: 1- Ünlü,tanınmış 2- Yüksek rütbeli
      AĞRAK: Yükselen,ilerleyen
      AĞRITMIŞ: Mec. Acı kuvvete sahip kişi
      AĞUL: 1- Ay’ın halesi 2- Oba, köy
      AĞUTUR: Yükselten,yukarı çıkaran
      AĞZUKARA: birl. Ağzı/Kara. Mec. Sert konuşan, acımasız ve hükmedici konuşan kişi
      AK: 1- Beyaz 2- Doğuş, doğum 3- Yükseliş 4-Parlaklık 5-Devinim,hareketlilik 6-Mec.Namusluluk,iffet ve güvenirliğin sembolü
      AKA: Büyük,ulu kişi,saygıdeğer kişi
      AKABA: Yokuş,meyil
      AKAÇ: Akıcı
      AKALIN: bir. Ak/Alın mec. Dürüst,namuslu
      AKAN: 1- Akıcı 2- Yükselen
      AKARCA: Dere,ırmak
      AKAR: Dere,akarsu
      AKARSU: Dere,ırmak
      AKAŞ: birl. Ak/Aş mec.Helal rızk
      AKAY: birl. Ak/Ay 1- Ayın en güzel anı 2- Yenisey Türklerinde “hanımefendi” anlamında kullanılır.
      AKBAŞ: birl. Ak/Baş mec. Dürüst,namuslu
      AKBEL: Dürüst,sözüne güvenilir kişi
      AKBERGÜ: birl. Ak/Vergi fıtrat,huy mec.iyi huylu
      AKÇA: 1-Beyaza kaçan 2-İpekli dokuma 3-Para,maliye,hazine
      AKÇALAR: birl.Ak/çalar mec.Ak tenli hanım
      AKÇALI: Zengin,mal sahibi
      AKÇALMAZ: birl. Ak/Çalmaz mec.Yanık tenli hanım
      AKÇIL: 1-Ak tenli, akça yüzlü 2- Ağarmış, aklaşmış
      AKÇIN: Sözüne güvenilen,sağlam kişilikli
      AKÇORA: birl. Ak/Çura 1- Şamanist gelenekte iyi ruh ve iyilik perisi
      AKEL: birl. Ak/El mec.Dürüst,namuslu
      AKGÜN: birl. Ak/Gün mec. Gelecek,istikbal
      AKHAN: birl. Ak/Han Şamanist gelenekte “İyilik Tanrısı”
      AKI: Eli açık,cömert,zengin gönüllü
      AKIM: 1-Yönelim,yükseliş 2- Akmaktan, akıcı,yayılıcı
      AKIN: 1-Saldırı,hücum 2-Kazak ve Kırgızlarda, ozan ve müzisyenlere verilen ad
      AKINAY: birl. Akın/Ay Türkistan’da hanım ozanlara verilen ad
      AKINCI: 1- Akın eden,saldıran 2- Osmanlılar dönemindeki, öncü birliklere ve bu birliklere dahil olan kişilere verilen unvan
      AKIŞ: 1-Yükseliş 2-Akmaktan akış 3-Servet,hazine
      AKKARA: birl. Ak/Kara mec.Zıtların bütünlüğü
      AKMAN: birl. 1-Temiz,iffetli 2-Apak,bembeyaz
      AKOBA: birl. Ak/Oba mec.soylu
      AKSAK: 1-Aksayan,seken 2-Yükselen,çıkan
      AKSOY: birl. Ak/Soy mec.Soylu
      AKŞAMAN: birl. Ak/Şaman Şamanist gelenekte,iyi ruhlarla ilgilenen ve ilişkiye giren kam
      AKŞİT: Yürekli,gözükara
      AKTAN: birl. Ak/Tan seher vakti,şafak
      AKUZ: birl. Ak/Uz (Uzman,usta)
      AKÜN: birl. Ak/Ün mec.Temiz,şöhretli
      AKYOL: birl. Ak/Yol mec.Dürüst,namuslu
      AKYÖN: birl. Ak/Yön mec.Dürüst,namuslu
      AKYÜZ: birl. Ak/yüz mec.Dürüst
      AL: 1-Bayrak kumaşı 2-Kızarmış,kızarık 3-El,kolun bilekten aşağı kısmı 4- Ala,alaca 5-Almaktan al
      ALA: Karışık renkli,benekli
      ALABAN (Alban)Timsah
      ALACA: Karışık renkli
      ALAÇUK: Kulübe,baraka,Altay Türklerinde,oda,(Çadırın iç bölmesi)
      ALAGAN: (Algan)Fatih
      ALAGAŞ: Ender rastlanan,nadir
      ALAGÜN: birl. Ala/Gün Gün ortası
      ALAK: Yok edici,öldürücü,alıcı,avlayıcı
      ALAN: 1-Işık,nur 2-Orman içindeki açık ve düzlük bölge 3- algan
      ALANÇA: Bahçelerdeki ağaç aralarında bulunan çimenlik bölge
      ALANGUVA: birl. Ala/Geyik
      Cengiz Kaan’ın onuncu göbekten büyük anası 2- Ergenekon destanında adı geçen Uldız Han’ın kızı
      3-Türk mitolojisinde yer alan ünlü kadın ki, efsaneye göre, bir nevi Türklerin ’’Meryem Ana” sı gibidir.
      ALAR: Yalancı karanlık(Gündüz vaktinde)
      ALAS (Alaz) Şamanist gelenekte “Ateş Tanrısı’’
      ALASAYVAN: Şafak vakti,Güneşin doğuşu
      ALASI: Erek,amaç,sahip olunması istenen nesne
      ALATAŞ: birl. Ala/Taş Köz,ateş parçası
      ALAYUNT: birl. Ala/Yunt Altay Türklerinde “kısrak” anlamında kullanılmaktadır.
      ALBA: Yükümlülük,hizmet yükümlülüğü
      ALBAGA: Hasılat,savaş yada av ganimeti
      ALBAN: Haraç,ganimet
      ALBATU: Bürokrat, hizmetle yükümlü kişi
      ALBENİ: Çekim,cazibe,sempati
      ALCU (Alçu)Alıcı,avcı
      ALÇİÇEK: birl. Al/Çiçek (Gül’ün Türkçe karşılığı)
      ALÇİN: Kızıl renkli bir çalı kuşu
      ALÇU (Alcu)1-Algan,Fatih,2-Alcı,Avcı
      ALDI: 1-Öncü,öndeki,selef 2-Algan,Fatih
      ALDUR: Ok atışı,oklayış
      ALEV (Yalav…Yal kökünden)Ateşten çıkan ışık
      ALGAN: Fatih,Fetheden
      ALGAZIN: Yabani vahşi hayvan
      ALGI: 1-Fetih,Almaktan… alım 2- Fehim,algılama
      ALGIN: 1- Serap 2-Yüksek yer 3- Bitiricilik,bitiriş
      ALGIŞ (Alkış): Dua,yakarış,niyaz
      ALGU: 1-Tüm,hepsi 2-Toplum,topluluk 3-Silah 4-Alıcı,avcı
      ALGUR: Sakin,kendi halinde,kendinden emin
      ALGÜN: birl. Al/Gün”…Kazak ve Kırgızlarda,doğum sırasında yaşanan dikkat çekici,unutulmaz günleri mecz eder.
      ALICI: Alcu,Avcı
      ALIK: Alıngan,Kırgın
      ALIM: 1-Çekim,Cazibe 2-Vergi,Haraç
      ALIMGA: Yazıcı,(Han ve Kaanların buyruk ve fermanlarını yazan görevli kişi)
      ALIMLI: Çekici,Cazibeli
      ALINAK: birl. Alın/Ak mec.dürüst,namuslu
      ALINCAHAN (Alınçak Han) Oğuzname’ye göre,Türk’ün oğullarından
      ALINÇAK: 1-Çekici,cazip 2- Alıngan,nazik
      ALINGAN: Alınan,incinen,gücenen
      ALK: Bitirmek,yok etmek,sona erdirmek,bitiricilik
      ALKA: 1-Bitirici,yok edici 2-İleri,ilerici
      ALKABÖLÜK: birl. Alka/Bölük..Vurucu Tim
      ALKAN: Alkan,Fatih
      ALKAR: Bitirici,yok edici
      ALKAŞ: Bitirici,yok edici
      ALKI: Pervasız,vurdumduymaz
      ALKIM: 1-Gökkuşağı 2-Gerdan
      ALKIR: Tamamlayıcı,bitirici
      ALKIŞ: Algış,dua,övme,yüceltme
      ALMA: Elma
      ALMAKAY: Elma yanaklı
      ALMALUK: 1-Alınması gerekli olan 2-Elma bahçesi
      ALMAS: Almaz,nazlı
      ALMILA: Elma
      ALMIŞ: Algan,Fatih
      ALP: Bu sözcük birçok erdemi içinde barındırır. Bilgelik, yiğitlik, fedakarlık, kahramanlık,
      gözükaralık, toplumculuk, vb. ile birlikte tüm bunlar arasındaki uyumu da içerir.
      ALPAGU: Düşmanına tek başına saldıran kişi
      ALPAGUT: 1-Alplik gösteren kişi 2-Kurt soyundan 3- Seçkin ve saygın kişi
      ALPEREN: birl.Alp/Eren (Gazi, Derviş) Toplumun sayıp sevdiği, örnek aldığı savaşçı kişilerin genel adı
      ALPMAN: Alp gibi Alpçe yaşayan
      ALTAÇU (Altaç): Aldatıcı taktik sahibi
      ALTAMIŞ: Aldatıcı,hileci
      ALTAN: 1-Altın 2-Güneşin doğuş anı,Şafak
      ALTANURUG: (Altın Uruk) Cengiz Kagan ve oğullarının soyuna verilen unvanlardan
      ALTAY: 1-Al/Ala/Tay 2-Altın 3-Ormanlarla kaplı yüksek dağ
      ALTINDAĞ: birl. Altın/Dağ/Altay dağlarının,diğer adı.
      ALTU (Aldu): 1-İlk,Birinci 2-Algan,Fatih
      ALTUN: Altın
      ALTUNSABAK: birl. Altun/Sabak(sopa,değnek)
      ALUÇ: 1-Alıcı(Alçu) 2-Kayın cinsi bir ağaç
      ALUNGAN: Alıngan,nazlı
      ALUNUR: Nazlı
      ALYU: (Algu)
      T..Çağatay Han’ın torunu
      AMAÇ: (Umaç)Gaye, hedef, beklenti
      AMAN: (YAMAN) Sertlik
      AMGAK: Emek/Zahmet
      ANAÇ: 1-Anacık 2-Analık duygusu çok gelişmiş 3-Anaya çeken 4-Doğurgan, üretken
      ANAGAY: Anaya çekmiş, anaya benzer
      ANASIOĞLU: birl. Anası(nın)Oğlu (Babası erken ölmüş ve özellikle anası tarafından bin bir güçlüklerle yetiştirilip büyütülmüş, yetim çocuklar için kullanılmış olduğu anlaşılan Türk adlarından)
      ANAT: 1-Anı,Anılan 2- Yakın,hısım
      ANAZ: Yeğrek, evla, eftal
      AND (ANT) 1-Yemin,söz 2- Yakın akraba
      ANDA: Birlikte ant içmiş(kan kardeşi) (Anda’lık Türklerin en eski geleneklerinden biridir. Andalar birbirlerini kardeşlerinden daha ileride korur, sayar ve kayırmaya çalışırlar.)
      ANDAÇ: Hatıra, anı olsun diye verilip,alınan hediye
      ANDARIMAN: Anılara değer veren ve saygı gösteren kişi
      ANDIR: Anısı ola hatıra
      ANGAY: Anılarına bağlı olan kişi
      ANGI: 1-Anı,hatıra,2-Yetki, yeterlilik
      ANGIM: Mamur, hakim
      ANGIN: Ünlü, anılan, adı duyulan
      ANGIŞ: Ünlü, meşhur
      ANGIT: Yaban ördeği
      ANIK: 1-Anlayış, yetenek, fehim 2- Hafıza, bellek 3- Hazır, mevcutlu
      ANLI: 1-Sakin, ağırbaşlı 2- Bellek, hafıza
      ANIT: Anı olsun diye yapılan yapı
      ANITGAN: Anıt yapan
      ANLI: Ünlü, tanınan
      ANNAK: Yadigar, hatıra
      ANT: And, Yemin
      ANTLIĞ: And içmiş, Yeminli
      ANUÇUR: Övülmüş, övülmeye layık
      ANUK: Yadigar, hatıra
      ANUŞ: Anış, anma eylemi, anı
      APA: Ulu, büyük, saygıyı ve hürmeti hak etmiş kişi (Bazı Türk bölgelerinde “baba” anlamına da kullanılmaktadır.
      APAĞ: Apak, temiz
      APAK: Temiz, namuslu,iffetli
      APATEG: (Apatek)birl. Apa/Tegtek(gibi,benzer)
      ARA: Orta yer, ortalık, boşluk, orta
      ARAL: 1-Ada 2- Aralık,orta, ortalık
      ARAS: 1- At kılı 2- Kalın yün 3- Talih,baht
      ARASLAN: Arslan (Çuvaşlarca söylenişi)
      ARAT: Cesaret, yüreklilik
      ARBIŞ: Büyü,efsun
      ARBUZ: Büyü, sihir
      ARCA: 1-Arıca, saf, temiz 2- Çam ağacı, çamdan yapılmış kutu
      ARDA: 1-Uzun değnek 2- Artçı, halife, ardı sıra giden
      ARDALI: (Ardalu) Yönetici, amir
      ARDIÇ: 1- Halife, artçı 2- Bir ağaç türü
      ARGA: Zeki, akıllı
      ARGAN : (Arkan) Kement, kement bağı
      ARGATU: Yaban koyunu
      ARGIÇ: 1- Kır, mera 2- Gurur
      ARGIN: 1-Yavaş, sakin 2- Gelecek yıl
      ARGUN: Pars cinsinden avcı bir hayvan
      ARGUŞ: (Arkuş)1- Edepli, terbiyeli 2- Haberci, haber veren
      ARGÜDEN: birl. Ar/Güden, Arlı, edepli
      ARI: (Arık) 1- Saf, arı, arınmış 2- Irmak, dere
      ARICA: Soylu, temiz, iyi huylu
      ARIÇ: Barış, sulh
      ARIĞ (Arı, Arık)
      ARIK: 1- Arı, arınmış, temiz 2- Narin, ince yapılı
      ARIL: Arınmış, temiz, pak
      ARIN: Saf, arınmış
      ARINÇ: 1-Barış, kurtuluş 2- Temizlik, saflık, günahsızlık
      ARINIK: Saf, şeffaf, billur
      ARINMIŞ: Temiz, gönüllü
      ARKIN: 1-Argın, yavaş, sakin 2- Halef, ardıç
      ARKIŞ: 1-Ulak, haberci 2- Kervan, kafile
      ARKUN: Halef, geriden gelen, takipçi
      ARKUY: Siper, mevzi
      ARKUZ: (Arguz) Edepli, iyi huylu
      ARLAĞ: Arlı, edepli
      ARLAT: Biricik oğul, anaların en çok üstüne düştükleri oğul
      ARMAGUN: Armağan, hediye
      ARMAĞAN (Yarmagun-Yarmagan)- Hediye
      ARMAN: 1- Onurlu, arlı, edepli 2- Dilek, istek 3- Hayal, fantezi
      ARPA: 1- Büyü, tılsım, Şamanist gelenekte, Kamların okuduğu dua 2- Tahıl
      ARPAD (Arpa)
      ARSİN: (Ersin) Kurtuluş, istiklal
      ARSALAN: Arslan
      ARSLAN: Yırtıcı hayvan Mec. Cesaret, atılganlık ve gözü pekliği sembolize eder.
      ARSLANBALA: birl. Arslan/Bala..Arslan yavrusu
      ARSLANCIK: Küçük arslan..Arslan yavrusu
      ARSLANÇA: Arslan gibi, arslan özelliklerine sahip
      ARSU: birl. Ar/Su mec. Namuslu, dürüst
      ARSUN: 1- Efendi, ağırbaşlı 2- Rahata ermiş, huzurlu
      ARTAGAN: Bereket, artuk, fazlalık, bolluk
      ARTAM (Erdem)
      ARTIM: Bereket, bolluk
      ARTUÇ: Mızrak, mızrak ucu
      ARTUK: Fazlalık, üstünlük, bereket mec. Varlık, zenginlik
      ARTUKDOĞAN: birl. Artuk/Doğan
      Kırgızlarda, olağanüstü vasıflara sahip kişilere verilen bir unvan
      ARTUN: Vakarlı, ölçülü
      ARTUR: Cazibeli, çekici, işveli, fettan
      ARTURU: 1- Ekstrem, uç noktalarda 2- Bereket, bolluk
      ARTUT: Armağan, hediye
      ARVIŞ: Sihir, büyü, tılsım
      ARZIK: Fanatik, bağnaz, sofu
      ASAN: 1- Sağlıklı, zinde 2- Asma eyleminde olan
      ASENA: Efsanevi dişi kurtun adı. Yakın, Yakınlık duyulan
      ASIGLI: Faydalı,Gerekli
      ASIĞ (Ası,Asık) 1- Fayda, Çıkar 2-Kar,temettü
      ASPAR (Asbar) Faydalı, işe yarayan
      ASRAK: Himaye, Koruma
      AŞAN: Aşmak’dan …mec. Azimli, engel tanımaz
      AŞIT: 1- Aşılacak, aşılması gerekli olan 2- İşitmekten…İşit, kulak ver
      AŞKAR: 1- Savaş atı 2- Kuyruk ve yelesi kara, vücudu kula renginde olan at
      AŞKIN: 1- Aşmış, üstün, faik,akranlarından ileride olan 2- Melodi,nağme
      AŞUK: 1-Aşık,aşmış, geçmiş 2- Tolga
      AŞULA: Yılmaz irade sahibi
      AŞUR: Aşırmaktan… mec. Yılmaz, gayretli
      ATA: 1- Ulu, saygıdeğer kişi 2- Baba, dede, ced 3- Adın ve soyun bağlı olduğu kök
      ATABAY: birl. Ata/Bay lala, beybaba. Han, Kağan ve padişah çocuklarını eğitip yetiştiren kişilere verilen bir unvan
      ATAÇ: 1- Atasına bağlı, Atasının yolunda 2- Atadan intikal eden 3- Büyüklük gösteren çocuk
      ATADAN: Miras, manevi miras
      ATAERİ: birl. Ata/Eri mec.Atalarına ve geçmişine saygılı
      ATAGÜÇ: birl. Ata/Güç mec. Gücünü atalarından almış
      ATAĞ: (Atak) 1- Ün, nam, şöhret 2- Atılgan 3- Dağ yolu 4- Çağlayan 5- Bir şahin türü
      ATAHAN: birl. Ata/Han mec. Devletin ilk kurucu büyüğü, devlete ad veren kişi
      ATALA: Tanınmış, ünlü ve zengin
      ATALAN: Ünlü, Meşhur
      ATALAY: Ad almış, ün almış, meşhur kişi (Atila’nın asıl adının bu ve bundan bozulup çevrilmiş hali olduğunu söyleyen bazı tarihçilerimiz de var.)
      ATALIK: Miras
      ATALMIŞ: Ünlü, meşhur
      ATAMAN: Ulu, Saygıdeğer kişi
      Bir kısım tarihçilere göre, Osmanlının, kurucusu olan Osman bey’in asıl adı budur. Bir kısmı
      Atman, bir kısmı Otman der.
      ATASAGUN: birl. Ata/Sagun Hekimlerin en ulusu başhekim Şamanist gelenekte de aynı ad, en iyi kamlar için kullanılmaktadır.
      ATAY: 1- Ünlü, tanınmış 2- Akın, hücum
      ATIGAY: Ünlü, tanınmış
      ATIĞ: Adı sanı belli, ününü arttırmış kişi
      ATIL: Ünlü, meşhur
      ATILGAN: Atak, gözüpek,cesur
      ATILMIŞ: Atılgan, gözüpek
      ATIŞ: Ünlü, meşhur
      ATİLAY: Türk tarihinin en önemli kişilerinden,Batı Hun imparatoru, Bu kişinin adı üzerinde tarihçi ve dilciler pek de anlaşamamışlardır. Benim görüşüm de göç sırasında İtil ırmağı kıyısında doğmuş olmasından dolayı “İtil/Ay”dır. Ancak bununla birlikte bu kişi için bazı adlar söylenmekte (Atila,Atilla,Atılay,Atilay,Atalay,Atlıhan vb.) Anlamlar:1- Atacık,babacık 2- İtil ırmağı kenarında doğduğundan ve Türklerdeki eski bir gelenekten dolayı “İtil” çocuğu anlamında verilen İtilay’ın zamanla Atilay’a dönüşümü 3- Atlı/Ay 4- Atlı/Han 5- Macar dilinde çelik anlamına gelen “Atzel” den
      ATLIĞ: Ünlü,zengin
      ATMACA: Yırtıcı bir avcı kuş
      ATMAN: Ünlü, saygın
      ATMIŞ: Atma eyleminde bulunmuş (ok,kargı vb.)
      ATSAK: Ünlü, adı duyulan
      ATUK: Bolluk, bereket
      AVAR (Abar) 1- Heybet, büyüklük(Abartı) 2- Dirençlilik, dayanıklılık
      AVAZ: Nara, yüksek perdeli ses, çığlık
      AVCI: Av yapan, avlayan
      AVCIL: Avlayıcı, av işinin uzmanı
      AVGAN: Avuntu
      AVINÇ: Avuntu, teselli
      AVINÇA: Avunç
      AVINGU: Avunç,teselli
      AVLAK: Av yeri, av olanı
      AVKAR: Bozkır bıldırcını
      AVUNÇ: Teselli, avuntu
      AVUÇU: Avunç
      AVUNDUK: Avuntu, teselli
      AVUTMUŞ: Teselli eden
      AY: Dünyamızın uydusu olan gezegen. Ancak Türk kültüründe bu ad güzellik, temizlik, ahlaklılık vb. değerleri de içeren birçok öğeyi içinde barındıran bir sembol ve mecaz olarak kullanılmıştır. Çok önceleri erkeklerde kullanılmasına karşın, zamanla kız çocuklarına ad olarak verilmiş, gerek başta, gerekse de son da, birleşik ad olarak değerlendirilmiştir. Bununla birlikte bazen geçmiş örneklerde de görüleceği gibi hem erkeklerde hem de kızlarda kullanılmıştır. Ancak yine de ağırlık kız adlarındadır.Ve kız adlarında önemli bir konumdadır.
      AYAĞ (Ayak) 1-Uğur, şeref, şan 2- Devinim, hareket (ayaklanma sözü) buradan gelir.
      AYANA: birl. Ay/Ana Altay Türklerinin eski tanrıçalarından
      AYAS: Ay ışığı, mehtap, gece aydınlığı
      Altay, Tuva, Çuvaş Türklerinde Tanrı sıfatı olarak kullanılan bir ad
      AYATA: birl. Ay/Ata Şamanist gelenekte, göğün altıncı katına bakan Tanrı
      AYAZ: 1- Ay ışığı 2- saf, berrak hava 3- Kuru soğuk
      AYBAKIM: birl. Ay/Bakım, bakmaktan, bakış
      AYBAN: birl. Ay/Ban mec. Debdebe, şaşa
      AYBANDI: birl. Ay/Bandı (Banmak)
      AYBAR: 1-Ay gibi parlak 2- Heybet,heybetlilik
      AYBI: İmdat, medet
      AYBIN: Onur,şeref
      AYÇIL: Ay ışığı, ay pırıltısı
      AYDA: 1- Ay’a eş değer güzellikte 2- Dere kenarlarında yetişen hoş kokulu bir çiçek
      AYDABOLDI: birl. Ayda/Oldu mec. Ay parçası
      AYDAN: Ay parçası
      AYDAR: (Aydar Han) saç perçemi, kakül
      AYDIN: 1- Aydınlık, ışık yoğunluğu 2- Açık, aşikar 3- Entelektüel , münevver
      AYGAN: İçten, samimi, yaren
      AYGAY: Nara, bağırtı
      AYGIN: Sınırsız, uçsuz, geniş
      AYGIR: Erkek at
      AYGIRAG : 1-Dağ keçisi 2- Bir geyik türü
      AYGUÇI: Yönetici, devlet görevlisi, danışman, yarıcı
      AYIM: Çekicilik, sempati
      AYIMÇA: Ay parçası
      AYINTAP: Mehtap, ay ışığı
      AYIR: Değişik, farklı, başka, fark
      AYIRBAŞ: birl. Ayır/Baş..Değişim, mübadele
      AYIRT: Fark, farklılık, ayırım
      AYITGU: Temyiz
      AYISIG: birl. Ay/Isıg..Ay ısısı, sıcaklığı
      AYIT: Söylemek, anlatmak
      AYITMIŞ: Söyleyen, bildiren, uyaran
      AYKAÇ: Konuşkan, Konuşmacı, Hatip
      AYKIN: Geniş, ferah, aydınlık
      AYKOYUN: birl. Ay/Koyun
      Yakut destanlarında adı geçen, eski dönem güç tanrısı
      AYLA: 1-Ayın çevresindeki ışık halesi 2- Devir, dönüşüm
      AYLU (Aylı): Aydan
      AYMA: Duyarsız, başıboş vurdum duymaz
      AYMAN: Aya eş değerde
      AYMAZ: Vurdumduymaz, başına buyruk
      AYRAL: Kuraldışı, istisna
      AYRI: Başka, değişik, farklı
      AYRIÇ: Bölüşüm, taksimat
      AYRIKÇA (Ayıkşa): Derviş, mecnun
      AYRUK: 1- Farklı, değişik 2- Varlıklı, zengin
      AYSELİG (Aysiliğ) birl. Ay/Silig, dürüst, namuslu
      AYTAK: Konuşmacı, hatip
      AYTAR: Haberci, muhbir
      AYTEK: Konuşmacı, hatip
      AYTIN: Aydın, aydınlık
      AYTIŞ: Nutuk, anlatım, hitabet
      AYTIŞAN: Hatip, konuşmacı
      AYTUK: Hatip, konuşmacı
      AYUK: Söz söylenebilen ve sözün değer gördüğü yer
      AYUR: Konu, bahis, bahse konu olan
      AYÜN: birl. Ay/Ün Karahanlılar ve Uygurlar döneminde, han ve kağanların analarına verilen bir unvan
      AYZIT: Şamanist gelenekte “ Ay Tanrıçası”
      AZBOY: Heyecan
      AZGIN: Zapt edilmesi zor, sınırı aşmış, tahrik olmuş
      AZLAĞ. Nadir, az rastlanır.
      AZRAK: Nadir, az rastlanır.
      AZUK: (Azuka, Azık): Geçimlik, yiyecek.



      < Bu mesaj bir yönetici tarafından değiştirilmiştir >
      |
      |
      _____________________________

    • Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
      11 Mayıs 2009 13:23:41 Konu Sahibi
      BABAT:Cins, Tür
      BABRAK: Hızlı, çevik, atletik
      BABÜR: Kaplan cinsi, yırtıcı bir hayvan
      BACI: Kız kardeş
      BAÇAK: Bir çeşit zırh (Dize geçirilen bir zırh)
      BAÇMAN: Başlık, Tolga
      BADAN: Batan (Batmaktan…Güneşin batışı)
      BADUR: Batur, bagatur, kahraman
      BADURUK: (Badruk) 1- Sadık, güvenilir 2- Batur, kahraman
      BAGA: 1- Alt, küçük, küçük rütbeli yönetici 2- Boğa
      BAGATUR: Kahraman, Batur, Bahadır
      BAGAY: Afacan, yaramaz, ele avuca sığmaz
      BAGRI: Kararlılık, azim
      BAĞAM: Destek,arka, kuvvet
      BAĞAN: Anıt, abide
      BAĞATUR: Bagatur, batur, bahadır, kahraman
      BAĞDAŞUK: Uyumlu, ahenkli, uzlaşmacı
      BAĞDU: Işık, şua, ışın
      BAĞI: Büyü, efsun, bağlılık
      BAĞIM: Bağlı, bağlılık
      BAĞIMSIZ: Bağlı olmayan, özgür
      BAĞIR: 1- Sine, göğüs, kucak 2- Kalp, gönül
      BAĞIRLAK: İri bir kırlangıç türü
      BAĞIŞ: 1- Veriş, ikram 2- Af, af ediş,3- Nezaret
      BAĞLAN: 1- Demet, deste 2- Bağlılık 3- Kızıl renkli bir su kuşu
      BAĞRI: Kararlı, azimli
      BAĞŞI: (Baksı) Kam, doktor
      BAHADIR: Bagatur, Batur, kahraman
      BAHŞİ: Baksı, doktor, bilgin, büyücü, hoca
      BAKAÇ: Bakıcı, bakan, nazır
      BAKAN (Bağan): 1- Anıt, abide 2- Bağlayıcı, birleştirici 3- Haşarı, afacan
      BAKAY: Haşarı, ele avuca sığmayan
      BAKIM: Bakma eylemi, nazar, bakış
      BAKIR: Bakır madeni
      BAKIRSOKUM:birl. Bakır/Sokum (Kuzey Türklerinde, Merih yıldızı
      anlamına kullanılmaktadır.)
      BAKIŞ:1- Bakış, nazar 2- İkram 3- af
      BAKSI (Bakşı): Bahşı,doktor, bilgin, büyücü
      BAKTI: Bakan, nazır
      BAKUY: Ulu, saygıdeğer kişi, tecrübeli, bilge kişi
      BAL: 1- Yapışkan sıvı 2- Arı balı 3- Çamur, balçık
      BALA: Yavru, çocuk
      BALABAN (Balıban): 1-Bala bandırılmış 2- İri başlı bir doğan türü
      Ayrıca mecaz olarak “ mahzun ve baygın bakış” anlamını içerir.
      BALACA: Yavrucak, ufaklık
      BALAK (Balak): manda yavrusu
      BALAMAN: Cüsseli, iri kıyım
      BALAMİR: (Balabir) Biricik yavru
      BALANDI: İri yarı, gösterişli
      BALASAGUN: birl. Bala/Sagun Özlenen, beklenen yavru (çocuk)
      BALBAL: 1- Heykel, anıt 2- Mezar taşı (Eskiden mezarlara dikilen ve
      üzerlerine öldürülen düşman sayılarının ve kimliklerinin yazıldığı mezar taşı)
      BALÇAK: Kabza, kılıç kabzasındaki siperlik
      BALDU: Balta
      BALDUK: Balta
      BALGAY: Ünlü, meşhur
      BALI: Değerli, yüksek, ulu kişi
      BALKAN: Ormanlarla kaplı, dağlık bölge
      BALKIN: Parlak, gözalıcı
      BALKIR: 1- Yağmur arasında çıkan güneş 2- Yağmurun hemen ardından
      çıkan güneş
      BALTA: Ağaç ve odun kesmek için kullanılan alet
      BALTEG: Çamur, çamurlu
      BALUG (Balık) 1- Balçık çamur 2- Ev, köy 3- Suda yaşayan balık
      BAMSI: 1- Yüksek, ulu, ulaşılmaz 2- Baksı, kam
      BANAR: Demet, tutam, deste
      BANGU: (Mengü, Bengü) Sonsuz, sonsuzluk, ebedi
      BANIÇİÇEK: birl. Banı/Çiçek…çiçeğe bandırılmış
      BANLAK: Çağrı, davet, ezan
      BARADAN: 1- Boradan, bora parçası 2- Nara, yüksek ses, bağırtı
      BARAK: Türk mitolojisinde adı geçen çok tüylü, iri başlı köpek
      BARBOL: Varol
      BARÇA: 1- Parça 2- Tüm, tamam, eksiksiz
      BARÇIN: İpekli kumaş, kadife
      BARÇUK (Barçık) Tahta ve keçeden yapılan küçük heykel
      BARÇUK ART TİGİN: birl. Barçuk/Art/Tigin (Art,ardçı,halef)
      BARDAM: Varlık, ganimet, bolluk
      BARGAN: Varan
      BARDI: Vardı (Varmak…dan)
      BARGAN: Varan, ulaşan
      BARGI: Kadife
      BARGIT: Kadife
      BARGU: Nimet, ganimet
      BARGUŞ: Ganimet
      BARIK(Barı) : Esas, esas olan, mahfuz
      BARIM: Varım, servet, varlık
      BARIN: 1- Güç, kuvvet 2- Barınak
      BARUNDUK: Sığınılacak yer, barınak
      BARIŞ: 1-Varış, gidiş, gidişat 2- Sukunet, sulh 3- Servet, hazine
      BARK: (Barka) baraka, ev çok önceleri saray anlamına kullanılan
      bu sözcük, Uygurların kentleşmeye ağırlık vermesinden sonra,
      “taştan yapılan ev” anlamında kullanılmıştır.
      BARKAN:Oynak toprak, bataklık
      BARKAT: Heykel, büst
      BARKIN: 1- Gezgin, seyyah 2- Kararlı, azimli
      BARKUK: Servet, varlık
      BARLA: Parlak, göz alıcı
      BARLAK: Parlak
      BARLAS: 1- Çekici, cazip 2- Varlık, servet 3- Temiz, temizlik
      BARLI: Varlıklı, zengin
      BARLIK: Varlık
      BARMAK : (Varmak)
      BARMAKLAK: 1- Varıcı, ulaşıcı 2- Eldiven 3- Varlık
      BARMAN: Varlıklılık, mevcudiyet
      BARS: Pars, leopar
      BARSUK: Porsuk
      BARTIK: Heykel, büst
      BARTU:1- Varlık, servet 2- Menzil, varılacak yer
      BARUG: Mesned, dayanak
      BASAGAR: Ağırbaşlı, mütevazi
      BASAK(Basa)1- Cesur, gözükara 2- Baskın 3- Farklılık, ayırım
      BASAN: 1- Baskın yapan 2- Ölünün ardından verilen yemek 3- Yayan, yayıcı
      BASAR: Baskın, baskıncı
      BASAT:1- Mühür, 2- Yardım, muavenet 3- Busat, pusat,silah 4- başat
      BASGAN: Basan, baskıncı
      BASIK: 1- Gece baskını 2- Basınç, tazyik, baskı
      BASILGAN: Baskıncı
      BASIM: Enerji, güç
      BASIR: Basar
      BASKAK: Basak, cesur, farklı, Çengiz Kaan döneminde askeri valiler için
      kullanılan ünvanlardan
      BASKIN:1- Galp, muzaffer 2- Ani yapılan saldırı 3- Basık, yaygın genişlemiş
      BASMIL:1- Baskıncı 2- yardımcı, muavin
      BASRUK: Baskı, tazyik
      BASSIZ: Başsız, başına buyruk
      BASTI: Bastıran, baskın yapan
      BASTIK: Basdı, Baskıncı
      BASU (Basut) Tokmak
      BASUÇ: Baskı, tazyik
      BASUT: 1-Yardım, yardımcı 2- Demir tokmak 3- Baskın yapan
      BAŞ: Oluş, doğuş, ortaya çıkış, uç nokta, doruk, birinci sıra gibi anlamların
      hepsini içeren bir söz
      BAŞACI: Reis, lider, öncü
      BAŞAD(Başat)
      BAŞAGUT:Önde gelen, önde bulunan, sevilen
      BAŞAK:1- Buğday başı 2- Ok ucu…okun ucuna takılan sivri demir 3- Sümbül çiçeği
      BAŞALMIŞ:1- Öncü,önder 2- Düşmanını yenip, yoketmiş
      BAŞAR: Başarı, kazanç
      BAŞARAN: Başarılı, muvaffak
      BAŞARI: Muvaffakıyet
      BAŞAT:1- Emsalleri arasında en üstün ve en önde gelen 2- Hanlık yapan
      bir soya mensup kişi
      BAŞA: (Paşa) Bazı tarihçilerimize göre ..Baş-ağa, bazılarına göre
      ise Baş-şad sözcüklerinin değişime uğramasıyla bu biçime gelmiş ve sözcük,
      bugünkü anlamıyla General ordu komutanı
      BAŞBAĞ:1- Başı bağlı, özgürlüğü kısıtlı 2- Gözde, sevgili, en değerli
      BAŞBUĞ: Ordu komutanı, orgeneral
      BAŞÇIL: Şef, lider, önde gelen
      BAŞDAŞ: Denk, akran
      BAŞDU: Başta olan, önde giden
      BAŞEL: birl. Baş/İl..yol gösterici,mihmandar
      BAŞGAK: 1- Başkan,şef 2- Bir tatlı su balığı
      BAŞGÖZ: birl. Baş/Göz 1-Birleşik, ayrılmaz 2- Mec. Evlilik
      BAŞGU: Alnında beyaz lekesi olan at
      BAŞIL: Önde giden, şef
      BAŞKAL: Emir, ferman
      BAŞKAN: Yönetici, şef, başta giden
      BAŞKARA: birl. Baş/Kara…mec. Sert, acımasız,bir kişiliğe sahip olan kişi
      BAŞKIR: Başarı, muvaffakıyet
      BAŞLADAÇU: Başlatıcı, yönetici, hakem
      BAŞLAG: Başlangıç, ilk
      BAŞLAK:1- Başıboş, salınmış 2- Başlangıç
      BAŞLAMIŞ: 1- Kararlı, çalışkan 2-Lider, lider olmuş
      BAŞLIĞ: Başı dik gururlu
      BAŞLIK: Yönetici, şef
      BAŞNAK: Başlıksız, tulgasız
      BAŞŞAD: (Paşa) Ordu komutanı, general
      BAŞTIN: Selef, önceki
      BAŞTINKİ: Baştaki, öndeki, önder
      BAŞVEREN: Fedai
      BAŞVERMİŞ: Kurban, fedai
      BATAK:1- Çamur, bataklık 2- Gizli, gömülü
      BATIŞAD: birl. Batı/Şad
      T…Göktürk ve Uygur ordularında, batı kanadının komutanlarına verilen unvan
      BATIM:1- Batma boyu, boy, derinlik 2- Sivri bir aletin saplanması
      BATIR: Batur’un şive farkıyla söylenmiş biçimi
      BATMAZ: 1-Diri, mücadeleci 2- Vücuduna sivri ve kesici aletler işlemez
      BATRAK: (Batırak) Mızrak, kargı
      BATSIK: 1- Bastıran, yanaştıran 2- Gün batısı, batı
      BATU: 1-Güçlü, yenilmez, gücüne dayanılmaz 2- Dayanıklı, metin 3- Gün batısı
      BATUGA: 1- Batu, kahraman 2- Gizli, gizlenmiş
      BATUR: Bagatur, Kahraman
      BATURGAN: 1- Saklayan, gizleyen, gizli 2- Batıran,saplayan
      BATUT: Gizli, saklı
      BAVIRGAN: 1- Şefkatli, koruyucu 2- Bağıran, nara atan
      BAY: Varlık, zenginlik, egemenlik, erklik, üstünlük, bolluk sözcüklerinin tümünü
      içeren önemli bir ad. Türk adlarının önemli birleşiklerinden başka sözcüklerle
      kullanılabilen, kullanılan sözcüğü bütünleyip, güçlendiren, hem başa gelerek hem de
      sona gelerek kullanılabilen bir ad.
      BAYA: Bay,baylanmış, zenginleşmiş
      BAYAK: Selef, daha önceki
      BAYAN: (Muyan, buyan) 1- Kalıcılık,sonsuzluk 2- Baht, mutluluk 3- Zenginlik,
      güçlülük,erklik 4- eski dönem Tanrı sıfatlarından 5- Uygur kağanlarının unvanlarından
      BAYAR: Ulu, yüce, kudretli, celil…Tanrı sıfatlarından
      Bulgar hanlığı dönemi,soyluluk ve üstün vasıflı yöneticiler için verilen bir unvan
      BAYAT: Tanrı sıfatlarından ,..1- Devletli, kısmetli 2- Kadim, ezeli
      BAYATLI: Devletli, bahtı açık, muktedir
      BAYATLUĞ: (Bayatlı)
      BAYAVUT (Bayagut) Varlıklı, muktedir
      BAYÇA: Varlıklı, muktedir
      BAYÇU (Baycu): Varlıklı, devletli
      BAYDAK: 1- Bağımsız, hür 2- Bekar
      BAYDAN: 1- Cömert, eli açık 2- Şık, yakışıklı
      BAYDAR: Varlıklı, muktedir, egemen
      BAYGIN: Kendinden geçmiş
      BAYIK: 1- Varlıklı, egemen 2- Usta, eli yatkın 3- Doğru sözlü, saygılı, güvenilir
      BAYIN: Çekici, güzel, yakışıklı
      BAYINDIR: Güçlü,varlıklı, egemen
      BAYIR: Yamaç
      BAYITMIŞ: Zengin, kudret sahibi
      BAYLA: Varlıklı, refah içinde olan
      BAYLAK: Rahat, refah içinde
      BAYLAM: 1- Azim, kararlılık 2- Demet, bağ
      BAYLAMIŞ: Varlıklı, güçlü olmuş
      BAYLAN: Nazlı, şımarık
      BAYLANIŞ: İlişki, münasebet
      BAYLIK: 1- Varlık, Varlıklılık, güçlülük 2- Ganimet
      BAYMAZ: Mala mülke ilgi duymayan kişi
      BAYRAÇ: Varlıklı, zengin
      BAYRAK: Varlık, varoluş, erklik, güç, ve bağımsızlık
      BAYRAM: Güzellik, mutluluk, sevinç, bolluk
      BAYRI: 1- Ezeli, kadim 2- Emektar, tecrübe sahibi 3- Sonradan zapt edilip, yurda dahil edilen toprak
      BAYRIN: Kadim, ezeli, eskiye dayalı
      BAYSA: Madalya
      BAYSAL:1- birl.Bay/Sal 2- Bolluk, rahatlık 3- Asayiş, sükunet
      BAYSAN: Yakışıklı, levent, gösterişli
      BAYSİN: Zengillik, kudret
      BAYTAG: Bolluk, çokluk, kalabalık
      BAYUK: Hazır, amade
      BAYUR: Cesur, gözükara
      BAYUTMUŞ: birl. Bay/Utmuş (yenmiş, muzaffer)
      BAYÜLGEN: birl. Bay/Ülgen
      Şamanist gelenekte insanlar arası ilişkilerle ilgilenen “mükafat tanrısı”
      BAYÜLKEN: (Bayülgen)
      BAZ: 1- Emin, güvenilir 2- Merkeze bağlanmış, sonradan katılmış
      BAZDA: Hoş, latif, çekici
      BAZIR: Basar, baskıncı
      BAZMAN: Tabi, bağlı, muti
      BECERİ: (Beceriklik) Hüner, marifet, yeterlilik
      BECET: Süs, makyaj, tezniyat
      BEÇİRİK: Becerik, beceri, marifet
      BEÇKAN: İpekten yapılmış sancak
      BEDER: Ziynet, mücevher
      BEDİZ: 1- Resim, heykel, nakış, bezek 2- Taşlara yontularak yapılan süsleme
      BEDİZCİ: Ressam , heykeltıraş, nakışçı
      BEDÜK: Büyük, iri, cesim, ulu
      BEGEÇ: Beyliğe uygun olan
      BEGEN: 1- Beğeni, hoşluk 2- Şehzade, prens
      BEGENÇE: Şehzade, prens
      BEGESİN: Doğruluk, sevap, hayr
      BEGİ: 1- Yiğit, güçlü, 2- Eş- koca
      BEGİSİ:1- Doğru, sevap 2- Beğenilen, imrenilen
      BEGÜM: Hanımefendi, bayan, saygı duyulan hanım, eski Türkçe’de “beğ”’in
      tam olarak dişi karşılığı
      BEĞ: Bey, varlık, erklik, güç, yöneticili toparlayıcılık, liderlik, soyluluk vb. anlamları içerir
      BEĞCEĞİZ: Beycik, Küçük bey
      BEĞÇE: Küçük bey
      BEĞÇEK: Küçük bey
      BEĞDAŞ: Akran,eş,denk
      BEĞDE:1- Aziz, saygıdeğer 2- Adil, adaletli
      BEĞDEŞ: Nazir,benzer
      BEĞDİ: Aziz,muterem, saygıdeğer
      BEĞDÜZ EMEN: birl. Beğdüz/Emen (ruh,can)
      BEĞEÇ:1- Beğliğe layık 2- Beğ çocuğu, küçük bey
      BEĞENDİK: Beğenilen
      BEĞENİ: Hoşa giden, beğenilen
      BEĞENMİŞ: Hoşuna gitmiş
      BEĞER: Beyoğlu, prens, şehzade
      BEĞLEN: Bey soyundan olan
      BEĞLİK: Beylik, beyliğe uygun olan
      BEĞREK: Beyrek, bey çocuğu, küçük bey
      BEK: 1- Bey, beğ 2- Pek, sıkı
      BEKEM: Bey, beyim
      BEKEN: Dayanıklı, metin
      BEKET: Kuvvet, dayanıklılık
      BEKİ: 1- Yiğit,güçlü 2- Eş, koca 3- Şaman, baş şaman
      BEKİK: Güvenli, iyi korunan
      BEKİM: Azimli, kararlılık
      BEL: 1- Bilgi, bilim 2- Belirti,iz, damga 3- Tarlanın orta yeri 4- İki dağın arasındaki geçit
      BELÇİN: Belirti, iz, damga
      BELDEK: İz, işaret, emare
      BELEK:1- Kılavuz, rehber 2- hediye, 3-Kundak bezi
      BELEN:1- Bilen, alim 2- Geçit 3- Sırt, tepe, dağ yolu
      BELET: Belge, delil
      BELGE: Belge, doküman, delil
      BELGİ:1- Belge 2- Bilgi 3- Fark, farklılık, ayırt, alamet
      BELGİN: Belirgin, net, açık
      BELGÜ:1- Belge 2- Sınır taşı, sınır toprağı 3- Yüzük taşı, nişane
      BELİK:1- Doruk, zirve, şahika 2- Saç örgüsü
      BELLEK: Hafıza
      BENEK: 1- Armağan, hediye 2- Bakır para 3- İşlemeli kumaş
      BENGİ: Bengü, mengü sonsuz, sonsuzluk, ebediyet, ebedi
      BENGİLİK: Sonsuzluk
      BENGÜ: Bengi, mengü
      BENİCE: Sonsuzluk, sonsuzluğa giden
      BENK: Muhkem, iyi korunan
      BENLİ: Yüzünde ben olan
      BERDİ: Verdi,Kutsal güçler tarafından yollanan
      BEREGEN: Eli açık, cömert, verici
      BERGE: 1- Vergi 2- Berke, kamçı, değnek
      BERGİ: 1- Vergi 2- Eli açık, cömert
      BERGİLİK: Doğal, tabi
      BERİK: 1-Berk, sağlam, gürbüz, dayanıklı 2- Cömert, eli açık
      BERİL: Verici, cömert, eli açık, fedakar
      BERİN: Veren, cömert
      BERİŞ: Veriş, hibe
      BERK: 1- Katı, sıkı, sağlam, dayanıklı 2- Şiddet, şiddetlilik 3- Korunan, muhkem 4- Yıldırım
      BERKANT: birl. Berk/Ant Altay dağları cıvarında bir başka dağın adı
      BERKE:1- Kamçı, değnek 2- Dövme 3- Naz, işve
      BERKEM: Düşmana karşı iyi korunan yer, müstahkem mevki
      BERKİN: Güçlü, güçlendirilmiş
      BERKİT: Güçlü, güçlendirilmiş, muhkem
      BERKLİĞ: Berkli, güçlü, dayanıklı
      BERKUK: Sert,cesur, dayanıklı
      BERMEK: Vermek, veriş
      BERŞE: Odun kömürü, kül
      BESEN: Bezen,süs, makyaj, gösteriş
      BETİK: (Bitiğ, bitik) Yazılı kağıt, mektup
      BEYBUT: Barış, sulh
      BEYGE: Bike, küçük hanım
      BEYGU: Bir şahin türü
      BEYLEM: Buket, demet, çiçek demeti
      BEYLEN: Beyli, beye bağlı
      BEYNEN: Beğenen
      BEYREK: 1- Tim, müfreze 2- Merkez ordu, ordugah
      BEYRU (Bayrı) 1- Ezeli, başlangıçsız 2- Emektar, tecrübeli
      BEZEK: Süs, takı, piraye
      BEZEN: Süs, makyaj
      BEZENMİŞ: Süslü
      BEZGİN: Bez…mekden. Sarsılmış, bıkmış
      BIÇAK: Biçme aracı
      BIÇGIN: Kesen, biçen
      BIÇKAS: Kağan ve Hanlara yapılan bağlılık andı
      BIÇKI: Bıçak bileme aracı
      BİBİ: Kibar, eğitimli, sayıdeğer hanım
      (Anadolu’da birçok bölgemizde “hala” anlamında da kullanılır)
      BİÇEK: Bıçak, biçici
      BİÇİK: Biçilmiş, biçimlenmiş
      BİÇİM: Şekil, format, örnek, biçilmiş gibi
      BİÇİN: 1- Biçilmiş,biçime girmiş 2- Ekin, tahıl 3- Biçen, doğrayan
      BİGE: 1- Bakire, temiz kız 2- Bey kız saygıdeğer kız
      BİGEM: Sevilen, el üstünde tutulan kız
      BİGEN: Beğenilen
      BİGENDİK: Beğenilen, ilgi duyulan
      BİKE: Bige
      BİKET: Beylik, beyliğe uygun
      BİL: Bilgi, bilim
      BİLDİK: Bilinen, tanınan, ünlü
      BİLECEN: Bilgiç,çok bilmiş
      BİLEDA: Balta
      BİLGE: Bilgili, filozof, alim, bilgin, ulu kişi
      BİLGEKAĞAN: Bilge/Kağan (Aslı, Türk Bilge Kağan’dır)
      T…Türk tarihinin, bir çok nedenlerle en önde gelen kişilerinden. Türk Milliyetçiliğini devlet siyasetine sokan, ona sosyal, ve siyasal bir kimlik vererek, devlet-millet bütünleşmesini sağlayan, milliyetçiliğe “zaman boyutu”nu kazandırıp, onu çağlar ötesine götürebilmeyi amaçlayan ve ilk defa “ Birleşik Türk Devletleri” fikrini ortaya çıkarıp bunu milli politika biçimine getiren,yönetimi döneminde sık sık kurultaylar toplayarak milletine “hesap veren” ve tüm bunları kardeşi Kül Tigin’in ölümünden sonra yazdırttığı “mengütaş’larda(Orkun anıtları) da bizzat anlatan ve son olarak da gerek Türk dili, gerek de edebiyatı ve içeriği açısından, dünyada bir eşi daha bulunmayan yazıları yazdırtan ulu kişi…İlteriş Kutluk Kağan’ın büyük oğlu, Kül Tigin’in ağabeyi.
      BİLGE TAMGAÇU: birl. Bilge/Tamgacı
      T…Göktürkler ve Uygurlar döneminde yüksek dereceli memurlara verilen bir unvan
      BİLGE TONYUKUK: birl. Bilge/Tonyukuk
      T…Göktürkler dönemi, ünlü, devlet adamı, siyaset bilimci ve tarihçisi…II Göktürk kağanlığının kuruluşunda önemli rolü olan, hem İlteriş Kutluğ Kağan’ın yakın yoldaşı ve başkanlığını, hem de Bilge Kağan’ın başbakanlığını yapan ve kendi adına da yazıtlara yazı yazdıran ulu kişi
      BİLGEN: Bilen, bilgin, alim
      BİLGİN: Bilim adamı
      BİLGÜ: Bilgi
      BİLİG: Bilgiler, bilim, bilim dalı (orj)
      BİLİK: Bilen, bilgili
      BİLUN: Esir, tutsak, (gönül ve akıl esiri, aşık)
      BİNİT: Binilecek nitelikteki, soylu at
      BİRBEN: birl. Bir/Ben Ben mec. Kendini beğenmiş
      BİRÇE: Biricik, yegane
      BİRÇEK: 1- Biricik 2- Saçın ortadan ayrılıp yana dökülmüş hali
      BİREBİN: Yegane, tek, biricik
      BİRGE: 1- Beraber, birlikte 2- Biricik 3-Berke
      BİRGEN: İçine kapanık, münzevi
      BİRİCİK: Tek, yegane, bir tane
      BİRİÇİM: birl. Bir/İçim mec. İmrenilecek güzellik ve çekicilik
      BİRİDİN: Güneyli, güney bölgesinden
      BİRKİT: Birleşik, birleşmiş
      BİŞÜK: Nesil,soy-sop, kavim, kardeş
      BİTERGE: Gerek, hacet, ihtiyaç
      BİTEV: (Bidev) 1- Soylu, soylu at 2- El değmemiş bakir
      BİTİG: Yazı, yazıt
      BİTİGÇİ: Katip, yazıcı
      BİTİGEN: Anıt, yazıt, yazılı taş
      BİTİM: Gaye, hedef, ülkü
      BİTKİ (Bütkü) yerden biten
      BİYAN: (Bayan) (Buyan) Varlıklı, cömert ,Eski Tanrı sıfatlarından
      BİYUM: Cömert, eli açık
      BOD: Boy,uruk
      BOGA: Boğa
      BOĞ: Hediye, armağan
      BOĞA: Boğa
      BOĞACA: Boğa gibi güçlü
      BOĞACI: Boğa deviren
      BOĞAÇUK: Küçük boğa, genç boğa
      BOĞAR: Boğucu, güçlü, kuvvetli
      BOĞARCIK: Güçlü, boğucu
      BOĞTAG: Şapka, başlık, hanım başlığı
      BOLCAL: Vade, müddet
      BOLÇAK: Gürz, topuz
      BOLDUÇAĞ: Uygun zaman, olan çağ
      BOLGAN: 1- Soylu at 2-Keşşaf, mucit 3- Olgun, olmuş, ermiş
      BOLGU (Bolgi): Orijinal, özgün
      BONCUK: Mücevher, takı
      BOR: Bora, fırtına
      BORA: Fırtına
      BORDAK: Semiz, şişman, balık etli
      BORDU: Üzüm, asma
      BORKA: Baraka,ev
      BORLA: Burla, üzüm, üzüm salkımı
      BOSUM: Endam, zerafet
      BOSUT (Basat) anlayış, izan, hidayet
      BOŞGUR: Eğitmen, öğretmen, talimci
      BOŞGUT: Öğrenci, şakirt
      BOY: 1- Uruk, uyruk, oymaklar birliği 2- Eda, endam
      BOYDA(Ğ): Soyut, mücerred
      BOYDAŞ: Aynı boyun mensubu
      BOYLA: Unvan veren kişi
      BOYLA BAĞA TARKAN: birl. Boyla/Bağa/Tarkan
      Bilge Tonyukuk’un öteki adı
      BOYLAN: Adına ve soyuna layık
      BOYLUĞ: 1- Soylu 2- Yakışıklı
      BOYSAN: Yakışıklı, heybetli
      BOZ:1- Sert, şiddetli2- Alaca renk,füme rengi3- Toprak rengi
      BOZAN: Bozmak…dan düşmanı yenip dağıtan
      BOZCA:1- Cesur, gözükara 2- Boz rengine kaçan
      BOZCAK: Cesur
      BOZÇİN: Dürüst, güvenilir
      BOZDOĞAN: birl. Boz/Doğan Bir doğan türü
      BOZKIR: Step, çöl, vaha
      BOZKURT: birl. Boz/Kurt
      T…Oğuz Kağan destanında, Oğuz’a yol gösteren efsane kurt. Genel olarak Türk boylarının hemen tamamında, Türklerin karakteristik özelliklerini üzerinde taşıdığına inanılan “Milli sembol” pozisyonundaki hayvan (Önceleri “Gökbörü” olarak kullanılan bu ad, Selçuklular döneminden sonra, daha yaygın olarak “Bozkurt” olmuştur.)
      BOZLAK: 1- Boz ve kül renginde olan 2- Otlak, mera
      BÖBÜLÜK: Koca, gül
      BÖÇKE:1- Canavar 2- Böcek
      BÖDGE: Çağ, zaman
      BÖG(Bök): Kısmet, nasip
      BÖGÜ:1- Filozof, hikmet sahibi kişi 2- Büyü, sihir 3- Ejderha, canavar 4- Zehirli bir böcek
      BÖGÜR: 1- Ordunun kanatlarından her biri, cenah 2-Kaburga ile kalça arasındaki bölge
      BÖĞDÜN: Bürokrat, yüksek dereceli memur
      BÖĞREK: Ordugah, merkez ordu, merkez ordunun savaş pozisyonu
      BÖĞÜRMÜŞ: Şamatacı, gürültücü
      BÖĞÜŞ: Zeka
      BÖKEN: Ahu, ceylan
      BÖKEVUL: Aşçı, iyi yemek yapan
      BÖKLİ: Yakışıklı,Şık, iyi giyimli
      BÖKLİCE: Şık giyimli
      BÖLE: Pay, nasip, kısmet
      BÖLEN: Bölüm, pay
      BÖLEK: Hediye, armağan
      BÖLÜK: 1- Kısım, ekip, bölüm 2- Pay, nasip
      BÖLÜN: Yönetici, şef
      BÖNGE: Tekme
      BÖNGER: Tekmeleyici, iyi tekme atan
      BÖRÇE: Zülüf
      BÖRÇEK: Zülüf
      BÖRİ: Kurt
      Göktürkler ve Uygurlar dönemlerinde Kağan muhafızlarına verilen genel bir ad.
      BÖRİTEÇİNE (Börteçine) Benekli bozkurt
      Ergenekon destanlarının çeşitli versiyonlarından birinde, Ergenekon’dan çıkışı gösteren dişi kurt,bir diğerinde ise bu addaki demirci ustası olarak geçer.
      BÖRK: Başlık, tüylü hayvan derilerinden yapılan başlık
      BÖRKLÜ(Ğ) Saygıdeğer
      BÖRKLÜCE: Saygıdeğer, saygı gösterilen
      BÖRTE: Benek
      BÖRÜ: (Böri) Kurt
      BUBİK: Konca,gül
      BUCAK: 1-Gizli bölge 2- Uzak yer
      BUCUGA: (Buğucu, ceylan avcısı)
      BUDAK: Sert dal parçası mec. Güç, sertlik, dayanıklılığı sembolize eder.
      BUDAN: (budun)
      BUDAY: Buğday
      BUDRAÇ: Gözü pek, cesur
      BUDULGAN: Yürekli,cesur
      BUDUN: Bütün, Ulu, millet “ Siyasi ve dini yapıları ne olursa olsun soy,dil, töre, kültür, tarihsel yapıları bir olup, psikolojik olarak birbirine bağlı insan topluluğu.Türkçe’de kullanılan millet ve ulus sözcükleri tam olarak bu anlamı içermektedir. Millet, din ortaklıklarını daha ön planda tutan bir anlam içerirken Ulus ise, daha çok boy ve uruk anlamlarını içerir.Buna rağmen yakın zamana kadar millet, son zamanlarda ise ulus sözcükleri dilimize yer etmiştir. Oysa gerek günlük dilimizde gerek yazı dilimizde bu sözcüğün bir an önce kullanıma girmesi gerekmektedir.”
      BUDUNÇAR (Budunçu-Yir) Sözcüğünün tam anlamıyla” Ulusçu”, “milletçi”
      “Oğuz Töresi”’ni yeniden gündeme getirip, yürürlüğe koyan kişi
      BUDUNÇİ: Buduncu, Ulusçu
      BUDUNÇİYİR: birl. Buduncu/Yir,yer toprak
      BUGA: Boğa
      BUGAN: 1- Boğan 2- Alamet, işaret, iz
      BUGATEG: Boğa gibi güçlü
      BUGAY: 1-Afacan, ele avuca sığmayan 2- Buğu, ceylan
      BUGU: 1- Buğu, ceylan 2- Böcek, örümcek 3- Canavar
      BUGUR: Sürekli,devamlı, devamlılığı olan
      BUGA: Boğa
      BUĞRA: 1- Genç aygır 2- Genç erkek deve
      BUĞU:1- Ceylan, 2- Yavru geyik 3- Buhar
      BUĞUÇAN: Boğucu, boğaç
      BUKA: Boğa
      BUKAĞI: Kelepçe, atların ayağına takılan bir çeşit köstek
      BURAK: Güçlü, yenilmez
      BUKAN: (Mokan, Büken) Güçlü, yenilmez
      BUKUK: Tomurcuk, filiz
      BULAÇ: Bulucu, keşşaf, mucit
      BULAGAN: 1- Olgun, kamil 2- Bulan, bulucu
      BULAK: Göze, kaynak, pınar
      BULAR: Bulur, mucit
      BULASI: Ülkü, bulunması istenen
      BULÇA: 1- Bolluk, ganimet, bereket 2- Bulucu, mucit
      BULÇU: Bulucu, mucit
      BULÇUM: Keşif, buluş
      BULDAN: Bolluk, refah
      BULDU: Önemli, değerli, az rastlanan
      BULDUR: 1-İri su damlası 2- Gözyaşı
      BULDAK: 1- Bulanık, karışık, karma 2- Kıyı, sahil
      BULGAN: 1- Olgun,kamil 2- Bulucu, mucit
      BULGANÇ: Karma, kırma, karışık
      BULGAR: Karışık, bulanık, karışmış, içiçe girmiş
      BULGAŞ: Karışıklık, karmaşa
      BULMAZ: 1- olgunlaşmamış 2- Sakin, tembel
      BULMUŞ: 1- Olgun, erdemli, oturaklı 2- Keşşaf, mucit
      BULU: Anlayış, idrak, izan
      BULUÇ: 1-Bulucu 2- anlayış, fehim
      BULUG: 1- Keşif bölgesi, keşfedilen yer, bölge 2- Fidye, haraç
      BULUGAN: Bulan, bulucu
      BULUM: İrfan
      BULUNG: Bulunulan yer, yön, taraf
      BULUŞ: 1-Feraset, buluculuk 2- Manevi destek
      BULUŞGAN: Maharetli, becerikli
      BUMİN: 1- Merkez ordu, çekirdek ordu 2- Puhu kuşu
      BUN: Üzüntü, keder, bunalım, kendinden geçiş
      BUNAK: Bunlu, üzüntülü, kendinden geçmiş
      BUNALMIŞ: Üzgün, mahzun
      BUNG: Bun, keder
      BUNLUĞ: Bunlu, kederli
      BUNSUZ: Mutlu, huzurlu
      BURAN: Burmaktan…Burucu
      BURCU: 1- Buruk, burucu 2- Güzel ve keskin koku 3- Biber
      BURÇAK: 1- Nohutgillerden bir tahıl 2- İrmiklik buğday
      BURÇİGEN: Böü/Tigin Moğol ağzındaki söylenişi (Türk ağızlarında Kuzey’e çıkıldıkça T ”ler Ç’ ye dönüşür. Çigin, Tigin, Çengiz Tengiz vb.)
      Çengiz Kagan’ın aile adı. Uygur kökenli olup, sonraları kuzeye göç ederek,Moğol oymaklarının
      arasına karışmış bir oymak
      BURÇİN: Dişi geyik
      BURÇUGİN: Özü sözü bir, güvenilir
      BURÇUK: 1- Tahta veya keçeden yapılmış küçük heykel 2- Varlık, servet 3- Çiçek, gül
      BURKA: Yüz örtüsü, fular (Tozdan ve fırtınadan korunmak için yüze takılan örtü)
      BURKAN: 1- Totem, heykelcilik 2- Hüzün, iç burkuntusu
      BURKE: 1-Burka 2- Berke, kamçı
      BURLA(Hatun): Üzüm, üzüm salkımı
      BURTA: 1- Benek, ben 2- Altın tozu
      BURTAG: Burtak çakıllı, taşlı toprak
      BURUK: Kırgın, alıngan, mahzun
      BURUL: İçli, içten, samimi
      BURUNÇUK: Burulmuş, buruşuk
      BURUNDU: Atların terbiyesi için burunlarına takılan kıskaç
      BURUNGU: Geçmiş, mazi, hatıra
      BUŞKU:Telaş, heyecan
      BUYAN: (Bayan, Muyan) 1- Kut, baht, mutluluk 2- Sevap,hayır 3- Dayanıklılık, mukavemet
      BUYANDI: Kutlu, bahtı açık
      BUYRA: Kıvırcık, kıvrılmış, bürülmüş
      BUYRAÇ: Amir, buyuran
      BUYRAT: Engebe, engel
      BUYRUK: 1- Emir, buyruk, buyurma 2- Göktürkler döneminde vezir, (bakan) anlamına da
      kullanılmıştır.
      BUYURUK: Buyruk, emir
      BUZAÇ: Bozucu, bozguna uğratan
      BUZAN: Bozan, düşman birliğini dağıtan
      BÜBÜLÜK: Gül, konca
      BÜDENE: Bir bıldırcın türü
      BÜGÜ : 1- Büyü, sihir 2- Felsefe 3- ejderha
      BÜK: Kıyı, sahil
      BÜKE: 1- Genç kız, küçük hanım (Bike) 2- Bükü, ejderha
      BÜKE BADRAÇ: birl. Büke/Badraç Mitolojideki, yedi başlı ejderha
      BÜKEÇ: Güçlü, bükücü
      BÜKEY: Büken, bükücü, güçlü
      BÜKİN: Hanımcık, küçük hanım
      BÜKLÜM: Kıvrım, büküntü, saçak
      BÜKÜ: Ejderha
      BÜKÜŞ: Bükme eylemi, bükmek
      BÜLEK: Bilek
      T…Kırgızların, Mürti oymağı beylerinden
      BÜLTE: Demet, deste, top
      BÜNGÜ: Tos atmak, kafa vurmak
      BÜR: Gonca; gonca gül
      BÜRÇE: Kurt yavrusu
      BÜRÇEK: 1- Kurt yavrusu 2- Saç kıvrımı
      BÜRGE: 1- Kellik 2- Bahşiş, hediye
      BÜRKEV: Himaye,vesayet
      BÜRKÜT: 1- Bahşiş, hediye 2-Bir kartal türü
      BÜRÜM: Bürülmüş, katlanmış
      BÜRÜNCÜK: İpekten yapılmış, şal, fular
      BÜTE: 1- Fidan 2- Bütünlük
      BÜVET: Baraj, set, su seti
      BÜYÜ: Sihir, gizliyi bilme işi, bilgelik
      BÜYÜK: 1- Olgun, saygıdeğer 2- Bilge 3- Büyü, büyücü



      < Bu mesaj bir yönetici tarafından değiştirilmiştir >
      |
      |
      _____________________________

    • Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
      11 Mayıs 2009 13:24:16
      azgın nau


      < Bu mesaj bir yönetici tarafından değiştirilmiştir >
      |
      |
      _____________________________

    • Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
      11 Mayıs 2009 13:26:01 Konu Sahibi
      CABADAK: Hayret, şaşma
      CABALAK: Yabalak, yaygın
      CAĞIMDA: Yaratıcı, üretken
      CAĞIMDI: Lütufkar, iltifat eden
      CAĞLI: Namuslu, dürüst
      CAKŞI: Yakşı, yakışıklı, güzel
      CALMAN: Yalman
      CAMAN: 1- Yaman, 2- Kam, büyücü
      CAMANBAY: birl. Caman/Bay..Şamanist gelenekte, obanın büyücüsü,doktoru, kötü ruhları kovan kişi
      CAMUGA (Camuka) Kızgın, asabi
      CANİK: Tüccar, ticaret erbabı
      CANKU: Meşveret
      CARIP: Yakın, dost, çok yakın arkadaş
      CARLIK: Yarlık, emir, ferman
      CARTI: Şık, alımlı
      CARUZ: Heyecan
      CATUK: Halim, haluk
      CAV: Gösteriş, afi, fiyaka
      CAVANKUL: Uygurlar döneminde ordunun sol cenahını ve oradaki askerlerin tümüne verilen ad
      CAVILDAK: Neşeli, şen şakrak
      CAVLI: Gösterişli, cafcaflı
      CAYMAZ: Cesur, kararlı
      CAYNAK: Pençe, Doğan pençesi
      CEBE: 1- Silah,ok, cephane 2- Zırh
      CEBEN: Gayretli, çalışkan
      CEBENOYAN: Cebe/Noyan
      Çengiz Kagan’ın dünyaca ünlü komutanı ve yakın arkadaşı.(Çengiz’in bütün Türkleri bir bayrak altında toplama fikrinin mimarı bu ulu kişidir.)
      CELASUN: (Çalasun) 1- Delikanlı 2- Cesur, savaşçı 3- Becerikli, eli tez.
      CELAYIR: (Çalayır) 1- Bilgin, gün görmüş, tecrübeli 2- savaşçı
      CELDEN: Yel, yel parçası
      CELME: Çalım, fiyaka, gösteriş
      CENGEL: Hafif, ince
      CENGİZ: Çengiz, Tengiz, Deniz
      CEREN: Ceylan, ahu, gazel
      CERKİN: Hısım, yakın
      CERKUDAY: birl. Yer/Kutay Eski dönem yer tanrısı
      CETİK: Yetkin, uzman, olgun
      CETİZ: Yetkin, becerikli
      CEYRAN: Ceren
      CIDA: Mızrak, kısa saplı mızrak
      CIGI: Şamanist gelenekte ,iyi ruh. Boy ve oymakları kötülüklerden koruduğuna inanılan ruh
      CILDUZ: Yıldız
      CILIMGA: Kağan ve Han’ların mektuplarını yazmakla görevli kişi
      CİBELİK: Sonsuz, sonsuzluk
      CİCİ: (Cicik, cicek) 1- Çiçek, gül 2- Konuk 3- Sevim, sevimlilik
      CİDAGU: Yetkin, yetenekli, becerikli
      CİDE: İri, uzun bir ağaç türü
      CİGA: Taç, gelin başı
      CİĞİL: Hafif, yeğni, kolay
      CİLMAYA: Türk mitolojisindeki efsanevi kanatlı at
      CİNGİL: 1- Galip, utkan 2- Güvenilir,sadık
      CİNGÜ: Zafer, utku
      CİVİL: İyi ruh, temiz , arınmış ruh
      COLAY: (Yolay) birl. Yol/Ay…Kazaklarda “ayağı uğurlu” kişiler için kullanılır.
      COLDA: Yolcu, yola çıkan
      CUCİ: 1- Cici, çiçi, cicik, çiçek, çuçu, çuçi 2- Konuk..Bu ad daha çok, beklenmeyen doğumlar sonrası kullanılır ve bu yüzden “konuk” anlamını içerir
      CULUM: Narin, nazik, hassas
      CUMUK: Yumuk, yumulmuş
      CUPAR: Parfüm, güzel koku
      ÇABA: Gayret, enerji
      ÇABACI: Gayretli, enerjik
      ÇABAK (Çaba)1-Çabuk,çevik 2- Küçük bir göl balığı türü
      ÇABAR: 1- Çapar, davranır 2- Ulak, kurye, elçi
      ÇABUK: (Çapuk) Çapan, çaba gösteren, çabalayan
      ÇAÇA: 1- Savaş baltası 2- Gemici 3- Çiçi, çiçik
      ÇAGAVUN: Bal arısı
      ÇAĞ: 1- Zaman, vakit 2- devir, devran 3- su sesi, şırıltı
      ÇAĞA: Yavru çocuk
      ÇAĞAN: 1- Bayram, eğlence 2- Şimşek 3- gürz, çakan 4- Beyaza kaçan beyazımsı
      ÇAĞANAK: Çalgı, enstrüman
      ÇAĞAŞ: Kırlangıç
      ÇAĞATAY: birl. Çağ/Atay
      1-Çağının en ünlüsü 2- çağdaş, çağının ilerisinde
      ÇAĞDAŞ: Çağın insanı, aynı çağda yaşayan kişiler
      ÇAĞIL: 1- Su sesi 2- Çakıl taşı
      ÇAĞILDAK: Çağlayan, şelale
      ÇAĞILTI: 1- Su sesi, suyun taş ve kayalara çarparken çıkarttığı ses
      ÇAĞIN: 1- Şimşek , çakın 2- Gürz, topuz
      ÇAĞIR: Çağırı, çağrı
      ÇAĞIRGAN: Çağıran, davetkar
      ÇAĞLA: 1- Namuslu, dürüst 2- Erik türlerinden bir yemiş
      ÇAĞLAK: 1- Namuslu, dürüst 2- Çağlayan, şelale
      ÇAĞLAR: Şelale, çağlayan
      ÇAĞLASUN: Dürüst
      ÇAĞLAV: Dürüst
      ÇAĞLAYAN: Şelale
      ÇAĞLAYIK: Şelale
      ÇAĞLI: 1- Dürüst 2- Yakışıklı, güzel
      ÇAĞLIN: Meşhur ve liyakat sahibi
      ÇAĞRI:1- Mesaj, davet 2- Doğan kuşu, doğanın bir çeşidi
      ÇAĞRUK: Katı, sert
      ÇAKA: 1- Savaş baltası 2- Çakı 3- Fiyaka, çalım, gösteriş
      ÇAKALOZ: 1- Fener 2- İlkel bir top silahı (Top mermisi yerine çakıl taşı atan)
      ÇAKAN: 1- Gürz,topuz 2- Şimşek
      ÇAKAR: 1-Deniz feneri 2- gürz
      ÇAKI: Kesici, yontucu küçük bıçak
      ÇAKICI: 1- Çakma eyleminde bulunan 2- Çakı ustası
      ÇAKIL: Çakıl taşı
      ÇAKIN: 1- Şimşek 2- Kıvılcım
      ÇAKIR:1- Doğan türü bir avcı kuş 2- Gürz 3- Şarap, içki
      ÇAKIRCA: Doğan türü bir avcı kuş
      ÇAKIRCI: Eskiden saraylarda, özel olarak doğan terbiyeciliği yapanlara verilen bir sıfat
      ÇAKMAK:..Çak kökünden türeyen, vurmak, kesmek, bölmek eylemi için kullanılan bir sözcük
      ÇAKMUR: Tutumlu, eli sıkı
      ÇAKTU: İri yapılı, gösterişli
      ÇAL: Kılıç darbesi, darbe, vuruş
      ÇALAP: Ulu ruh, Kadiri mutlak (Eski dönem Tanrı sıfatlarından)
      ÇALGAR: Çalıcı, vurucu
      ÇALGIÇAY: Taştan yapılmış el değirmeni
      ÇALIK:1- Silahşör, iyi kılıç kullanan 2- Çelik 3- Mesaj, haber 4- Haşarı, yaramaz
      ÇALIM: 1- Gösteriş, fiyaka, kurum 2- Kılıcın keskin tarafı
      ÇALIMLU: Gösterişli, çekici
      ÇALIN: Çiğ, jale
      ÇALIŞ: Azim, ceht
      ÇALIŞGAN: Çalışkan, işgüzar
      ÇALKARA: Doğan türü bir avcı kuş
      ÇALKIN: Darbeci, hamleci, vurucu
      ÇALMA: Maden üzerine yapılmış oyma, işleme
      ÇALMAN: Çalıcı, vurucu
      ÇALUK: Çalık
      ÇAM: Bir ağaç türü
      ÇAMUR: Sazlık, bataklık
      ÇANAYAZ: Berrak, billur
      ÇANDAR: Karışık, karma
      ÇANDIR: Karışık
      ÇANGA: 1- Soylu 2- Pençe
      ÇANGAL: 1- Çok sık ağaçlı bölge 2- Budaklı ağaç
      ÇAPAN: 1- Ulak, haberci 2- Enerjik,- çalışkan 3- iş elbisesi, eski giysi
      ÇAPAR: 1- Enerjik, çalışkan 2- Giysi 3- Saldırgan 4- ulak, haberci
      ÇAPGIN: Enerjik, koşan, ardından giden
      ÇAPGUR: Tufan, afet, deprem
      ÇAPIN: Atak, hücum, savlet
      ÇAPITGAN: Saldıran, saldırgan
      ÇAPLAN: Bir şahin türü
      ÇAPLI: Şahin türü bir avcı kuş
      ÇAPTI: Koşan, seğirten
      ÇAPTUĞ: Ünlü, çok tanınan
      ÇAPUL: Çap…mak kökünden, vuran, saldıran, alıp götüren vb. eylemlerin tümü
      ÇARDU: Cinli, perili
      ÇARMAGUN: Görevli, görevlendirilmiş , emir almış
      ÇAŞKA: Sabi,bebek, yavru
      ÇAŞUT: Haberci, muhbir, ajan
      ÇAT: Yansıma, yayılma, ün
      ÇATAK: Çatal, çatallı, iki kollu değnek
      ÇATAL: İki kollu, iki kola ayrılmış nesne
      ÇATGAL: 1-Yüksek dağlık bölge 2- Çatal
      ÇATIK: Çatılmış, tersleşmiş
      ÇATLI(ğ): 1-Ünlü, tanınmış 2- Gözü kara, cesur
      ÇATUK: Bıçak sapı yapılan bir ağaç türü
      ÇAV: Ün, şöhret, yansıma, duyuru, bildiri
      ÇAVA: Ünlü, tanınmış
      ÇAVAŞ: Ünlü, tanınmış
      ÇAVLAK: Çağlayan, şelale
      ÇAVLAN: Çağlayan
      ÇAVLI: 1- Ünlü,meşhur 2- Doğan yavrusu
      ÇAVUDUR: İyi üne ve şöhrete sahip olan
      ÇAVUNT: Ün, şöhret
      ÇAVUŞ: Bilgi veren, bilgi götüren, bilgi dağıtan (Çav…kökünden)
      ÇAVUT: Duvar, sütun
      ÇAY: Dere, ırmak
      ÇAYAN: 1- Dövülmemiş, dökme demir 2- İşlenmemiş ham demir
      ÇAYLAK: Kuyruğu uzun ve çatallı bir avcı kuş
      ÇAYLAN: 1-Dere kenarı 2- Çağlayan
      ÇEBER: 1- Usta, mahir 2- Hoş, latif
      ÇEBİ : (Çepi,çepni) 1- Sert bakışlı 2- Usta eli yatkın, yetenekli 3- Cebe, çebe, silah
      ÇEKEN: Cazip, cazibe, çekicilik
      ÇEKİM: Cazibe, çekicilik
      ÇEKİMLÜ: Çekimli, cazibeli
      ÇEKLİ: Armağan, hediye, düğün hediyesi
      ÇEKMERGEN: Nişancı, iyi vuruş yapan, silahşör
      ÇELEK: Bülbül, güzel öten bir kuş
      ÇELEN: 1- Becerikli, çalışkan 2- Fettan, yanıltıcı
      ÇELİK: (Çelük,çuluk) Gücü arttırılmış sert demir
      ÇELİKTEN: Çelik parçası
      ÇELİM: Beden, endam, gösteriş
      ÇELME: 1- Çalma 2- Başa örtülen bez (Bandana)
      ÇENGİN: Gösterişli, dikkat çekici
      ÇENGİZ: Deniz
      ÇENGŞİ: Mucize, olağanüstülük
      ÇEPEN: Hatip, iyi konuşan, güzel söz söyleyen
      ÇERÇİ: Ulak, haber, bildiri ulaştıran kişi
      ÇERİ(Ğ): Asker, savaşçı, toplanarak bir araya gelmiş erat
      ÇEVEN: Çevre, muhit
      ÇEVGEN: Cirit, değnek
      ÇEVRİ: Çeviri,girdap, anafor
      ÇEVRİM: 1- Girdap, anafor 2- Çevre, muhit
      ÇIDAM: Dayanıklılık, metanet
      ÇIDAMLI: Metin, dayanıklı
      ÇIDIK: Güç, dayanıklılık
      ÇIGAY (Çığay): 1- Fakir, varlıksız 2- Kurt yüzlü, kurt bakışlı
      ÇIĞ:1- su damlası, kırağı 2- kar yığını, kar topu
      ÇIĞAL: Omuz, omuz başı
      ÇIĞIN: Çıkın, bohça
      ÇIĞIR: 1- Çağ, devir 2- çığın açtığı yol 3- Dar yol, patika
      ÇIĞLA: Saf, halis
      ÇIĞLAN: Saf, halis
      ÇIĞRI: 1- felek 2- melodi
      ÇIKAN: 1- kaynak, kaynarca 2- yeğen, hala çocuğu
      ÇIKMAK: 1- çıkma eylemi 2- Kaynak 3- çakmak
      ÇILDIM: Seri- hızlı, enerjik
      ÇIMRIN: Aktif, faal
      ÇIN: (çin, çine) sağlam, dayanıklı, güvenilir
      ÇINAK: 1- sevap, hayr 2- güvenilir,sadık
      ÇINDAN: sandal ağacı
      ÇINGAY: Özü, sözü bir, sözüne güvenilir
      ÇINGILIÇ: birl. Çın(sağlam, dayanıklı) Kılıç
      ÇINGIR:1- Kopuza benzeyen bir saz 2- Çıngırak
      ÇINTAY: Soylu, güvenilir
      ÇIRAY: Yüz, eda, çehre
      ÇIRGANIŞ: Zevk, haz, tat
      ÇITIRKI: Işık, nur, ziya
      ÇİBEK: Atmaca türü bir avcı kuş
      ÇİÇEK: 1- Gül, gül çiçeği 2- Cici, cicik
      ÇİÇİKAĞAN: birl. Çiçi/Kağan
      Hun Kaganı (Ulusçuluğu, devlet siyasetine sokan ve bunun savaşını veren kişi)
      ÇİGAN: Yoksul, fakir
      ÇİGEN: Gayretli
      ÇİGENDİK: Gayretli, çalışkan
      ÇİGER: 1- Gayret,azim 2- Çökertiş,çökertme
      ÇİGERMİŞ: Çökertmiş, düşmanı bozguna uğratmış
      ÇİGİL: Olgun,gelişmiş, olmuş
      ÇİGİLVAR: Kısa ve küçük ok, özel ok
      ÇİĞDEM: Yaban çiçeği, (Itır çiçeğinin Türkçesi)
      ÇİL: Dağ tavuğu
      ÇİLDE: Kış mevsiminin en soğuk dönemi
      ÇİLDU: Hızlı, seri, çabuk
      ÇİLEN: 1- Çığ 2- Jale 3- Bir dağ çiçeği
      ÇİLENTİ: Çığ, jale
      ÇİMÇİK: Saf, masum
      ÇİNE: (Çin) 1- Sadık, güvenilir 2- Öz, soy 3- Kurt, kurt yavrusu
      ÇİNKAY: Sözüne güvenilir, özü sözü bir
      ÇİPLİ: Narin, ince yapılı
      ÇİRAY: Yüz, çehre, eda
      ÇİT: Çizgi, sınır, limit
      ÇİTER: birl. Çit/Er (sınır muhafızı)
      ÇİZGEN: Saban izi, karasabanın tarlada açtığı yol
      ÇİZİM: Resim figürü
      ÇOBAN: 1- Elinde cop (değnek, sopa) olan 2- Muhtar, oba beyi
      ÇOBAR: Değnekli, değnek taşıyan
      ÇOBAYIKMIŞ: Gönül kırıcı, haşin
      ÇOGA: Vahşi hayvan
      ÇOGAY: Yoğun, kesif
      ÇOĞAŞ: 1- Debdebe, şaşa 2- Vahşi hayvan yavrusu
      ÇOKAN: 1- Gürz, topuz 2- Hayvan yavrusu
      ÇOKU: 1- Debdebe, şaşa 2- Bolluk, bereket
      ÇOLAK (Çalak) Silahşör, iyi kılıç çalan
      ÇOLBANAK: 1- Uzak görüşlü 2- Törenin dışında kalan 3- Nikahsız ilişkiden doğan çocuk (Hakas Türklerinde)
      ÇOLDU: 1- Bahşiş, mükafat 2- Ganimet
      ÇOLPAN: 1-Kuzey yıldızı 2- Uzak görüşlü 3- Tanıdık, bildik, aşina
      ÇOMAK: 1- İri ve yuvarlak değnek 2- Bir ucunda topuz bulunan sopa, silah 3- İnanmış, inançlı
      ÇONGAR: Gürültü, şamata, nara
      ÇOPUR: Geyik ve karaca yavrusu
      ÇORA: (çura, çur) 1- Yer tanrısı 2- Cin, peri 3- Ruh
      ÇORAMAN: Cinli, perili
      ÇORLU: Cinli kötü ruhların etkisinde kalan kişi. Bu ad Şamanist gelenekten gelen bir ad dır.Eskiden bunalımlı ve toplum tarafından hoş karşılanmayan kişiler için bu ad verilirdi ve bu kişiler Kam ve Baksılar tarafından tedavi edilmeye çalışılırdı)
      ÇOTAK: Kabza, kılıç kabzası
      ÇOTUR: Kabza, kılıç kabzası
      ÇÖKERMİŞ: Çökertmiş, düşmanı bozmuş
      ÇÖKLÜ: Soylu, asil
      ÇÖKÜL: Irmakların taşarak vadilere bıraktığı tortu
      ÇÖMÇE: Ağaçtan oyulmuş su kabı
      ÇÖZELİ: Kıpçak, merkezden uzakta olan
      ÇÖZELTİ: Ayrılış, kopuş, firak
      ÇUBAN: Çoban, muhtar, obabaşı
      ÇUÇU: Şair, şairane konuşan
      ÇUĞA: (çuka) 1- Yürekli, cesur 2- Arınmış, duru 3- narin
      ÇUĞAY: Narin ve alımlı kız
      ÇULÇU: Serçe, Turgay kuşu
      ÇULUK: 1-Çelik 2- çalık, kılıç çalan 3- aceleci, heyecanlı
      ÇURAN: Ruhlarla ilgilenen
      ÇUTUR: Kılıç kabzası
      ÇUVAŞ: 1-Sakin, rahat 2- dindar, dünyaya değer vermez
      ÇÜCEN: Akıllı, aklını kullanan
      ÇÜNÜK: Çınar ağacı.



      < Bu mesaj bir yönetici tarafından değiştirilmiştir >
      |
      |
      _____________________________

    • Yüzbaşı
      491 Mesaj
      11 Mayıs 2009 13:27:17
      BAKIRSOKUM:birl. Bakır/Sokum (Kuzey Türklerinde, Merih yıldızı anlamına kullanılmaktadır.) böle isim mi olur


      Bakırsokum gel oğlum



      < Bu mesaj bir yönetici tarafından değiştirilmiştir >
      |
      |
      _____________________________


      ben ne şuralıyım, ne buralı,
      adalıyım adalı,ada'm ormanlıktır.
      dostluk, yoldaşlık, mertlik ormanı,bütün ada'mı kaplar.
    • Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
      11 Mayıs 2009 13:28:26 Konu Sahibi
      DADAK:Değme, dokunma, tatma
      DADAL: Tat alan, sezen, farkına varan
      DAĞ: (Tağ,tağ,tak,tav) Dağ…mec. genişlik, büyüklük, ululuk,heybet
      DAĞAÇA: Dağ gibi heybetli
      DAKAK: Ucu ataşli ok
      DAL: 1-Ayrı, bölünmüş 2- saldırı, büyüme, yayılma 3- batma, çıkma 4- yalınlık, çıplaklık
      DALAN: koridor, dehliz
      DALAŞ: Döğüş, karşılıklı saldırı
      DALAY: (Talay) Genişlik, ululuk, sonsuzluk mecaz eden, asıl anlamı , büyük deniz, okyanus
      DALBAY: 1- Vasi, ardına sığınılan kişi 2- Çuhadan yapılmış şapka
      Kırgızlarda- 3- avcı kuşları yakalamak için, tuzaklara bağlanarak bırakılan küçük kuş
      DALBOY: Vasi, ardına sığınılan kişi
      DALKILIÇ: birl. Dal/Kılıç mec. Zırhsız ve korunmasız
      DALKIRAN: Kırıcı, ayırıcı
      DAMLA: Su damlası , tane
      DANA: İnek yavrusu, iki yaşındaki genç inek
      DANİŞMAN: Müşavir, bilgi ve tecrübesine danışılan kişi
      DANSIK: (Tansık) Olağanüstü, fevkalade
      DARGA: Vali, üst düzey, bürokrat
      DARGUN: Alıngan, kırılan, narin
      DARI : 1- Bir tahıl türü 2- sıkı, sıkıntı, zorluk
      DARICA: 1- Darı gibi, darı niteliğinde mec. Bereketli 2- sıkı, sıkıcı, zorlu
      DARSIK: Öfkeli, hiddetli
      DARUKA : (Darga) Vali, yönetici, bürokrat
      DARULGAN: alıngan, nazlı
      DAŞKI: Taşkı, taşmış, dışarı çıkmış, dışarıda olan
      DAYAK: Değnek, baston, dayanılan nesne
      DAYANÇ: 1- Dayanak, destek, güven 2- Dayanma gücü tahammül
      DAYANGAN: Dayanıklı, metin
      DAYANGI: Köşe minderi
      DAYAR: Hazır, hazırlıklı
      DEBRET: Kımıldayış, devinim
      DAĞER: Kıymet, para, nafız
      DEĞERBİLİR: birl. Değer/Bilir Kadirşinas, vefalı
      DEĞERLÜ: Değerli, kıymetli
      DEĞİRMİ: Çevreli, yuvarlak, toparlak
      DEĞNEK: Dayanak, dayanılacak nesne
      DELİ: Usu gitmiş, azmış, dellenen, mec.gözü kara, yiğit
      DEMİR: Demir madeni
      DEMİRAĞ: Zırh, örgülü göğüslük birl. Demir/Ağ
      DEMİRDEN: Demir parçası
      DEMİRDÖĞEN: birl. Demir/Döğen mec. Acı kuvvet sahibi
      DEMİRGEN: 1- Demir, ham demir 2- temren, okun ucundaki demir parçası
      DEMİRHAN: birl. Demir/Han
      Şamanist gelenekte “ Maden Tanrısı”
      DENERİ. Dikkat, itina
      DENGİZİK: Denizcik, küçük deniz, göl
      DENİZ: Deniz, büyük göl
      DENLİ: Edepli, terbiyeli
      DEPEGEN: Tekmeleyen, iyi tekme atan
      DEPREM: Zelzele, sarsılma, kımıldama (Kişisel görüşüme göre bu ad çocuklara deprem sırasında yada deprem felaketi sonrası yaşanan, çileli günler sırasında doğan ve o günlerin anısına verilen bir addır.)
      DERİN: Derinlik…den mec. Olgunluk, bilgelik
      DERMEK: Dirilik, canlılık, bir arada tutmak
      DERNEK: Eğlence, toy, birliktelik
      DEVİN: Hareket, kımıldanış, davranış
      DEVRİM: Devirme, yıkma, devirip yerine geçme,..ihtilal
      DEYİM: Söyleniş, darbımesel
      DEYİŞ: Söyleyiş, şiirsel anlatım, ozan dili
      DIVRAK: Yakışıklı, alımlı, civan
      DİBEK: 1- Ağaçtan oyulmuş büyük havan 2- Yayık ağaç
      DİK: 1-Yükseklik, yükseliş 2- kararlılık, yıkılmazlık, caymazlık 3- inat
      DİKEÇ: Sütun, dikil, dikilmiş
      DİKMEN: İnatçı, kararlı
      DİLEK: Dil ile istenen, dile getirilen istek, arzu, murat, dilek
      DİLER: Dileyen, dileyici
      DİLİM: kesik, bölüm, bölünmüş, biçimlenmiş
      DİNÇ: Zinde, sağlam, dirençli
      DİNLER: Terbiyeli, munis, muti
      DİP. Baht, talih
      DİPÇİN: 1- Bahtı açık 2- Sağlam, dayanıklı
      DİREK: 1- Dirilik, sağlamlık, ayakta kalmak 2- Temel, dayanak 3- Vezir,bakan
      DİREN: Direnç, karşı koyuş, dirilik
      DİRENÇ: Direnme gücü
      DİRENGEÇ: Destek, dayanak
      DİRGEN: 1-Dirilik,2- harmanda kullanılan demir çatal
      DİRİ: (diri, dirik, Tiri, tirik) Can, ruh, canlılık, canlı
      DİRİL: Can, ruh, tin
      DİRİM: Yaşam, sağlık, canlılık
      DİRLİG: Yaşam, hayat
      DİRSE: Derse, söylerse, konuşkan
      DİZİK: (dizi) Kolye, takı
      DİZLEK: Hazır cevap, konuşkan
      DODURGA: 1- Dolgun, doyumlu 2- doyuran, doyurucu 3- açık, net, berrak
      DOĞA: 1- Tabiat,doğallık, ortaya çıkış 2- Huy, yaradılış, fıtrat
      DOĞAN: 1- Soylu bir av kuşu 2- Doğmuş, olmuş, ortaya çıkan
      DOĞRU: Dürüst, yalansız, sözüne güvenilen
      DOĞRUL: 1-Doğruluk, dürüstlük 2- Ayakta duran, dirençli
      DOĞU: Güneşin doğuş yönü
      DOĞUÇ: Doğuş,doğma, ortaya çıkış
      DOĞUDAN: Doğulu, doğu yönünden gelen
      DOĞUŞ: Doğma, ortaya çıkış
      DOKUNAK: Dokunuş, değiş, mec. Ağır, mahsun,yürek sızlatan, yüreğe dokunan
      DOKUNÇ: Dokunak, hüzün
      DOKUZ: Dokuz sayısı, Türklerin en çok eskilerden beri uğurlu sayılarındandır
      DOKUZ ARKA: Dokuz/Arka (…Eski dönemlerde soyluluk gösterme ve belli etmesi açısından, bir kişinin babasından itibaren geriye doğru dokuz atasının sayılıp açıklanması..)
      DOLANDI: Dolanan, gezgin
      DOLU: 1-Bilgin, tecrübeli, öğretmen 2- Bütün, tam, eksiksiz 3, Şamanist gelenekte ve Alevi_Bektaşi gelenekte, içki, şarap 4- kısa süren, iri taneli yağmur
      DOLUN: Tam, bütün, eksiksiz
      Yakut Türklerinin eski bereket Tanrılarından
      DOLUNAY: Ayın on dördü, ayın en güzel hali
      DOMANİÇ: 1-Dumanlı bölge 2- Tümsek, engebeli arazi
      DONAT: Giyim, kuşam, zenginlik, cömertlik
      DOMURCUK: Gül, tomurcuk
      DONATMIŞ: Giydirip, kuşatmış, sevindirmiş, cömertlik göstermiş
      DONATUR: Cömert, eli açık, bağışlayıcı
      DONSUZ: Çıplak, fakir, varlıksız
      DORA: Doruk, zirve, şahika
      DORAN: (Duran) Diri, canlı, yaşayan
      DORU: 1- Doruk, zirve 2- Kara ile kızıl arası renk (At rengi)
      DORUK: Zirve, uç, şahika
      DOYMADUK: Doyumsuz, sevilmeye doymayan, doyulmayan
      DOYUM: 1- Doymak, tatmin 2- Ganimet, bereket
      DOYURAN: mec. Cömert, hayr sahibi, iyilik sever
      DÖĞEN: 1- Dövüşçü,döven 2- Ekin saplarını ezmeye yarayan, altında çakmaktaşı bulunan geniş tahta
      DÖĞER: 1- Döver 2- değer, kıymet 3- Kalın, enli bir ağaç
      DÖĞERLİ: Değerli
      DÖĞÜŞ: Dövüş, savaş, kavga
      DÖĞÜŞGEN: Kavgacı, savaşçı
      DÖKÜMHAN: birl. Böküm/Han 1- Dökmekten döküm 2- Düğüm, bağ
      DÖLEK: 1- Çok döl veren 2- Koyunun kuzuladığı yer 3- İtibarlı, saygıdeğer, maharetli
      DÖLEN: Muti, sevgi gösteren
      DÖNDER: (Döne, döndü gibi “dönmek” fiilinden türetilmiş, çocukları ölen ailelerin, yeni çocukları olduğunda kullandıkları adlardan)
      DÖNDÜ: Dönüş yapan (Reenkarnasyon) çocukları ölen ailelerin verdiği adlardan
      DÖNGEL: Saat
      DÖNGÜ: Dönüşüm, başa dönüş
      DÖNGÜN: Dargın, gönlü kırık
      DÖNMEZ: Kararlı, cesur, azimli
      DULAK: Dolu, olgun, tecrübeli
      DUMAN: 1- Sis, kırağı 2- ateşten çıkan gaz
      DUMLU: 1- dumanlı, sisli bölge 2- Soğuk ve ayaz alan yer
      DUMRUL : 1- Okun sivri ucu 2- Başı dumanlı, efkarlı
      DURA: (Durak) 1- yaşam, hayat 2- Sağlamlık, dayanıklılık, kalıcılık 3- ev, yaşanılan yer, barınak (Bu ad, çocukları ölmüş ailelerin yeni çocukları olduğunda yaşamda kalıp uzun yaşaması ve sağlıklı olması dileğini içeren adlardandır ve çok eskilere dayanan bir gelenekle bu gün de sürdürülmektedir.Durak, Dursun, Durmuş, Durdu, Yaşar, Tokta, Tok, Toka, Toktamış, Turan vb. adlar da hep aynı psikoloji ve geleneğin ürünüdür.
      DURAK: (Dura) Yaşam, hayat
      DURAN: (Turan) Durucu, kalıcı, yaşayan, canlı
      DURCU: Durucu, kalıcı canlı
      DURDU: 1- Duran, kalıcı, canlı, yaşayan 2- Yaşam, hayat
      DURGAÇ: Durak, durulan, yaşanılan yer
      DURGUN: 1- Durulmuş, süzülmüş, arınmış 2- Sakin, sükuna ermiş, kendi halinde
      DURMUŞ: 1- Duran, yaşayan, canlı 2- Yaşam, hayat
      DURSUN: Durması, yaşaması istenen
      DURU: 1- saf, sade, berrak 2- Duran, durgun
      DURUK: Duru, durucu
      DURUL: 1- Sükun bulmak, huzura kavuşmak 2- Günahsızlık, arınmışlık
      DURULCA: Masum, günahsız
      DURULMAZ: Afacan, yaramaz
      DURULMUŞ: Tatminkar, sakin
      DURUM: Yaşam, hayat, süreğenlik, duruş
      DUVA: (Düve)
      DUVAK: Örtül kapanmış, gelin başı
      DUVAN: (Doğan)
      DUYAN: Duyucu, hissedici
      DUYAR: Duyarlı, hisli, duygulu
      DUYARI: Duyarlılık, hislilik
      DUYGU: His, duyum
      DUYUŞ: Duyum, hissediş, duyarlılık
      DUYUŞAN: Duyan, hisseden
      DÜĞÜN: (Töğün, Toygün) Toy günü, yemekli eğlence
      DÜŞ: Rüya, aniden ortaya çıkış
      DÜŞELGE: Pay, hisse
      DÜŞERGE: Miras, pay
      DÜŞÜNGÜ: Düşünerek üzülme, kafaya takma, üzülme, teessür
      DÜVE:1- Genç inek, dananın büyüğü 2- Döven, dövüşçü
      DÜVECİ: Dövücü, dövüşçü
      DÜVEHAN: birl. Düve/Han
      DÜVEN: (Döven)
      DÜYECİ: Dövüşçü, döğüşçü
      DÜZ: (Tüz) 1- Doğru, doğruluk, gerçek 2- Soy, kök, döl 3- Kural,kaide
      DÜZE: Düzen, uslup, tarz
      DÜZEN: Kural, kurallar bütünü
      DÜZGE: Süs, makyaj
      DÜZGÜN: 1- Düzülü, düzenli, muntazam 2- Gidişat, teamül



      < Bu mesaj bir yönetici tarafından değiştirilmiştir >
      |
      |
      _____________________________

    • Binbaşı
      1501 Mesaj
      11 Mayıs 2009 13:28:38
      BURAK: Güçlü, yenilmez


      < Bu mesaj bir yönetici tarafından değiştirilmiştir >
      |
      |
      _____________________________

    • Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
      11 Mayıs 2009 13:30:33 Konu Sahibi
      EBİN:(Evin) Tane, öz
      EBİNÇ: Refah, huzur
      EBİRİ: Erim, erdem, fazilet
      EBREK: Dayanıklı, sebatkar
      EBREN: 1- Evren, kainat 2- Felek, talih
      EBRET: Ayrılım, ihtilaf
      EBRÜK: Dayanıklı, sebatkar
      ECE: (Eçe)
      ECEVİT: 1- Çalışkan ,, aktif 2- haşarı, yaramaz
      EÇE: 1- Dahi, çok akıllı, çok zeki 2- Saygıdeğer, görgülü hanım
      EÇİNE: Doğru sözlü, sözüne güvenilir
      EDE: (Edi, Ata) Atalık, hatırı sayılan, sözü dinlenen kişi
      EDERKON: birl. Ede/Kon (Konmaktan can, ruh)
      EDGÜ: 1- İyi, güzel, hoş 2- Adil, adaletli 3- Eğitmen, öğretmen
      EDGÜDİ: 1- Eğitici, öğretici 2- İyi, ala
      EDİ: Eda, ata, saygıdeğer ulu kişi
      EDİGE: 1- İyi, iyi kalpli 2- öğretmen
      EDİK: Kısa konçlu çizme
      EDİL: (İdil,etil, atil) iyilik, güzellik
      EDİZ: 1- Kıymet, kıymetli 2- Yüksek, Yükselmiş
      EGE: (Eke,Öke)1- Dahi, çok akıllı 2- Egemen, sahip 3- Bakıcı, eğitici
      EGEMEN: 1- Hakim, sahip, kendinden başkasını dinlemeyen, buyrukçu 2- bilge kişi, dahi
      3- ağa, ağabey
      EGİT: Göz değmesi ve nazara karşı göz kenarlarına sürülen bir ot
      EĞBER: Eğri, eğrilmiş
      EĞİLMEZ: Gururlu, mağrur, dik başlı
      EĞİN: Eğirilmiş
      EĞİR: 1- Sarış, çeviriş, kuşatma 2- bükme, kıvırma
      EĞNEZ: Narin, zayıf, ince
      EĞREK: Sık, bol
      EĞRİ: Eğik, bükük mec. Saygılı, alçak gönüllü
      EĞRİM: Pınar, göze, küçük çağlayan
      EKE:1- Dahi, çok akıllı 2- Sahip, egemen 3- bakıcı, eğitici
      EKEÇ: Cana yakın ve çekici kız
      EKELİK: Deha, kıymet
      EKİM: 1- Ekin ekme eylemi 2- Yarım, ziraat
      EKİN: 1- Mahsul, tarla ürünü 2- tarlaya ekilip olması beklenen her türlü bitki
      EKİNCİ: 1-İkinci (erkek, ya da kız) 2- Rençber, çiftçi
      EKSÜK: Azlık, yokluk, yoksulluk
      EKŞİ: Eksi,eksik, azlık, yokluk
      EL: 1- İl, Ülke, Memleket 2- İlgi, bağlantı 3- Barış, Sukunet 4- Kolun, bilekten aşağısı
      ELA: (Ala) Renkli alacalı
      ELBAN: (İlban) Devletçi, devletine bağlı, sadık
      ELBİR: birl. El/Bir mec. Elbirliği, işbirliği, imece
      ELCEK: 1- Ekin biçme aracı 2- Munis, sessiz
      ELÇİK: Eldiven
      ELÇİ: 1- Devletine bağlı, devletçi 2- Devleti adına aracılık eden, haberci, temsilci
      ELÇİM: Demet, tutam
      ELÇİN: 1- Demet, bağ, buket 2- Ekin biçerken kullanılan bir alet 3- Devlet görevlisi, devletine bağlı
      ELDEK: 1- basiret, kabiliyet, eylem gücü 2- Yedek, elde bulunan
      ELDEM: 1-Alışkın, yetişkin 2- Sevimli, cana yakın 3- evcil koyun
      ELDÜZ: birl. El/Düz Yurtsever
      ELEZ: (Eliz)Arı,duru, temiz, munis, uyumlu
      Yakut destanlarında bekaret tanrıçası (Ulu Tuyun’un kızı)
      ELGAY: Yurtsever
      ELGİN: 1- Konuk, öncelik verilen kişi 2- Gurbetçi, yurdundan uzak
      ELGÖRMÜŞ: Gezgin, seyyah
      ELGÜN: Halk, avam, halktan kişi
      ELİBOL: Cömert, eli açık, sahi
      ELİK: Usta, eli yatkın
      ELİŞ: Usta, maharetli
      ELİTAŞ: Cimri, eli sıkı
      ELİTEZ: Becerikli
      ELKATMIŞ: birl. El/Katmış Ülke fethetmiş, algan
      ELKİN: 1- konuk 2- Yolcu
      ELÖVER: Yurtsever
      ELTUTAR: birl. 1- El/Tutar mec. Yardımsever, hayırşinas 2- Fatih, Algan
      ELVEREN: Olgunlaşan, yeterlilik kazanan
      EMÇİ: Doktor,eczacı
      EMEÇ: Amaç, gaye
      EMEK: 1- Gayret, cehd, zahmet 2- Güç, enerji
      EMEN: 1-Can, ruh, hayat 2- Ağaç dikmek için açılan çukur 3- meşe ağacı
      EMET: Sınır, mesafe
      EMGEK: Emek, zahmet, güçlük
      EMLEK: Duygulu, merhametli
      EMRE: (İmre) Düşkün, aşık, hayallerle yaşayan
      EN: (Yen)1- Derinlik, genişlik 2- Av 3-Kıyı 4- Arka
      ENÇU: Sükun,huzur,ruh derinliği
      ENDEŞ: Eşit, müsavi
      ENEÇ: Meyil, meyilli
      ENİK: (enük, enek)Genişçe, yayık
      ENGİN: 1- Genişlik, derinlik, yayıklık 2- ufuk, ufuk çizgisi
      ENİCUK: Hısım, kavim- kardeş
      ENİŞ: (Enuş) 1- İniş, yokuşun karşılığı mec. Rahata ve huzura erme 2- Uçlarda, ekstrem
      ENKİŞ: Tecrübeli, deneyimli, olgun
      ER: 1- Olgun,olmuş, ergin, yetişkin erkek 2- Asker, çeri
      ERÇE: birl. Er/Çe…Erkeğe yakışır biçimde
      ERÇİN: Ülkenin idari bölümlerinden her biri (İl, ilçe, kasaba vb.)
      ERDEM: ( Ertem) Fazilet, bilgelik, yücelik, hünerlilik
      ERDEMÇİ: Erdem sahibi
      ERDEMLÜ: Erdem sahibi
      ERDEN: Er parçası, erden olma
      ERDİN: Ermiş, olgun
      EREK: Erişilmek istenen, ülkü, hedef
      EREKLİ: (Ereğli) Ereği olan
      EREM: Müjde, iyi haber
      EREN: 1- Olgun, 2- Hür, bağımsız 3- Din ile bütünleşmiş
      ERENTÜZ: birl. Eren/Düz
      T…Tuva ve Çuvaş Türklerinde, “Terazi Yıldızı”
      EREZ: 1- Erişilen, mutlu olunan 2- Cesur, gözü kara, dayanıklı
      ERGEN: Olgun, deneyimli
      ERGENE: 1- Güçlülük, egemenlik 2- Maden dağı 3- Dağlar arasındaki geçit
      ERGENEKON: 1- Maden dağı 2- Dağlar arasındaki yurt
      ERGİ: Eriş, olgunluk, deneyim
      ERGİL: 1- Bilgili, deneyimli, yetişkin 2- Savaşçı, cengaver
      ERGİN: 1- Ermiş, olgun, irfan sahibi 2- Savaşçı, cengaver
      ERGUN: 1- Yumuşak huylu kişi 2- Hızlı koşan at 3- Argun
      ERİK: Ermiş, olgun, bilge, filozof, becerikli
      ERİKEN: Ermiş, olgun, bilge
      ERİM: 1- Müjde, iyi haber 2- Felsefe, derin bilgi 3- Vade, zaman
      ERİNCİK: Mahçup, utangaç
      ERİNÇ: 1- Olacak, olması gereken, kaçınılmaz sonuç 2- Nimet, bolluk
      ERİŞ: Gaye, erişilmesi istenen
      ERİŞEK: Ülkü, gaye
      ERİŞEN: Ulaşan, vasıl olan
      ERİŞKİN: Olgun, kamil, ermiş
      ERK: 1- Güç, kudret 2- İktidar, erklik, hükümranlık 3- Bağımsızlık,egemenlik
      ERKE: 1- Egemen, güç 2- İşve, naz, cilve 3- Çekicilik, çekiciliği kullanma istek ve yeteneği
      Türk mitolojisinde, Ülgen’in dokuz kızından biri ve namus tanrıçası
      ERKELİ: Egemen
      ERKEM: Nazlım, işvelim, edalım
      ERKİ: 1- Güçlü, egemen, erke 2- Atik, çevik
      ERKİN: 1- Bağımsız, otorite tanımaz 2- Başına bıuruk, kendi bildiğini okuyan 3- Sürekli, süreklilik
      ERKİNDİK: Erkinlik, bağımsızlık, hürriyet
      ERKLİG: Egemen, kuvvetli, şevkatli
      ERKMEN: 1- Bağımsız, başına buyruk 2- Bekar, evlenmemiş
      ERLİK HAN: birl. Erlik/Han
      Şamanist gelenekte “Cezalandırma Tanrısı”
      ERMAN: 1- Erdemli, güç, mert 2- Kutsal, mukaddes
      ERMİŞ: Olgun, müdrik
      ERNEK: Küçük parmak, serçe parmağı
      ERSE: Ermesi, olgunlaşması istenen
      ERSİN: 1- Uzun ömürlülük dileği 2- Olgunluk, bilgelik dileği
      ERSÜ: Fazla, çok fazlalık
      ERTE: 1- Seher, şafak 2- Yarın, gelecek, sonraki, halef
      ERTEGİ: Destan, lejant
      ERTEN: Tan, şafak
      ERTİK: Meslek, sanat
      ERTİM: Olgun, erişkin, bilge
      ERTİN: 1- Mahsun, hüzünlü 2- Kendine yeten
      ERTİNGÜ: 1- Olağanüstü, fevkalade 2- Efsane, mit
      ERZENE: Doruk, zirve, en üst
      ERZİ: Veli, vasi, yönetici
      ERZİK: 1- Asıl, ana, temel 2- Soylu ve yiğit
      ESBOL: birl. Es/Bol …Çok zeki, çok akıllı (Usu-bol)
      ESE: 1- Mutluluk, sağlık 2- Yel, esinti
      ESELİK: Selam, selamet
      ESEN: 1- Sağlık, selamet 2- Yel, yumuşak yel
      ESENLÜ: Esenli, sağlıklı
      ESER: Esinti, yel
      ESİ: Yel, esinti
      ESİM: Esinti
      ESİN: 1- Esinti, yel 2- soluk, sağlık, nefes 3- İlham
      ESİNTİ: Yel, hafif yel
      ESİRGEN: 1- Arkadaş, dost, yaren 2- korunan, yakınlık duyulan
      ESİRGENÇ: Nazlı, nazenin
      ESİRKİŞ: Merhamet, acıma duygusu
      ESKİN: Yel, yel alan
      ESLEK: 1- Yumuşak başlı, uysal 2- Selam, selamet
      ESNEK: Uzayan, genişleyen, esen
      ESRİGÜN: birl. Esri/Gün…fırtına
      ESRİK: Mecnun, kendinden geçmiş
      ESRİMİŞ: Kendinden geçmiş
      ESTELİK: Yadigar, hatıra
      ESTİ: Yel, esinti
      EŞİM: Çalışkan, becerikli
      EŞİNGEN: 1- Çalışkan 2- Eşit, müsavi
      EŞİTGEN: İşitken, işiten, dikkatli
      EŞKİN: 1- Hızlı, atik 2- Dayanıklı, metin 3- Rüzgarlı bölge, rüzgar alan bölge
      EŞLİK: Dost, yaren, refik
      ETGÜ: 1- İyi, iyilik 2- Etki, şiddet
      ETİGE: Öğretmen, mürebbiye
      ETİL: İtil- idil
      ETİNGÜ: Olağanüstü, fevkalade
      ETİZ: Yüksek, ulu
      EVCİL: Evine bağlı, evcimen
      EVCİM: 1- Evcimen, evcil 2- İşgüzar, hamarat
      EVCİMEN: Evine bağlı
      EVCİMİK: Ekonomist, muktesit
      EVDEŞ: Hanım, erkeğin eşi
      EVGİ: İvedi, acele
      EVGİN: 1- Aceleci, telaşlı 2- Evcil, evine bağlı
      EVİN: Cevher, öz, nüve
      EVİRGEN: 1- Tedbir, tedbirli 2- Dönüşüm, çevirim
      EVREN: 1- Kainat 2- Ejderha, canavar 3- Baht, talih
      EVRENSEL: Evreni kaplayan, evreni içine alan
      EYGİ: İyi, salih, temiz
      EYGİŞ: İyi kişi, iyi insan
      EYGÜ: İyi, iyice
      EYİN: Vücut
      EYİNÇ: Refah, mutluluk
      EYLEM: 1- İş, iş görme, çalışma 2- Etkileyici davranış 3- Durdurma, önünü kesme
      EYLETMEZ: Amansız, aman vermez
      EYLETÜR: İyilik sahibi, cömert
      EYLİK: İyilik, yardım, iane
      EYMEN : 1- Alçak gönüllü, mütevazı 2- Yardımsever, hayırşinas
      EYMÜR: (Eymir) İyilik sahibi, hayırşinas
      EYTEMİŞ: Güzel konuşan, tatlı dilli, hatip
      EYÜGE: İyi,iyice
      EZDİ: Ezen, ezici, baskıcı
      EZGİ: 1- İyi, iyilik, 2- Uyum, ahenk 3- Acı, üzüntü 4- Name, hoş sada
      EZGİN: Ezik, ezilmiş, acı çekmiş, mahzun
      EZİLGEN: Mazlum, zulüm görmüş
      EZİM: 1- Belirti, iz 2- Zorunluluk, mecburiyet
      EZİNÇ: 1- Belirti, iz 2- Ezginlik, mahzunluk



      < Bu mesaj bir yönetici tarafından değiştirilmiştir >
      |
      |
      _____________________________

    • Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
      11 Mayıs 2009 13:33:17
      quote:

      Orjinalden alıntı: 1717

      BURAK: Güçlü, yenilmez

      +1



      < Bu mesaj bir yönetici tarafından değiştirilmiştir >
      |
      |
      _____________________________

      Okullarında bulunan tüm potaların altına otopark yapılmış bir ülke için basketbol şampiyonasında final oynamak büyük bir başarı.
    • Yüzbaşı
      930 Mesaj
      11 Mayıs 2009 13:33:19
      quote:

      Orjinalden alıntı: AmmuT

      BAKIRSOKUM:birl. Bakır/Sokum (Kuzey Türklerinde, Merih yıldızı anlamına kullanılmaktadır.) böle isim mi olur


      Bakırsokum gel oğlum


      Bakırsokum gel oğlum bide bn sokum



      < Bu mesaj bir yönetici tarafından değiştirilmiştir >
      |
      |
      _____________________________

      Death Note ● Bleach ●Code Geass ● Naruto ● Fullmetal Alchemist ● Soul Eater ● Fairy Tail ● Ao no Exorcist ● Hellsing ● Dragon Ball ● Claymore ● Devil May Cry ● Beelzebub ● Sekirei



    • Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
      11 Mayıs 2009 13:33:29 Konu Sahibi
      GALI:Kalın, Hediye, bağış, çehiz
      GALIN: Hediye, çehiz
      GAMAĞ: Bütünlük, bütün, tüm
      GARA: Kara
      GARACU: Sivil, resmi olmayan
      GARGILI: Kargılı, mızraklı
      GASPAK: Süslü, müzeyyen
      GAYIR: (Kayır) 1- Taraf, destek, kayırma 2- Lütuf, ihsan, hediye
      GAYURMUŞ: Kayırmış
      GAZAN: (Kazan) 1- Kazanma, kazanç, üstünlük 2- Kızgın, kızgınlı celallenmek
      GEÇE: Geçmiş, mazi, geçen
      GEÇEK: Geçit, köprü
      GEÇER: Geçeli, caiz
      GEÇGEL: Makbul, nafız
      GEÇGİL: Geçerli, makbul
      GEÇGİN: Geçmiş, kendinden geçmiş, feda etmiş
      GEÇİM: 1- Yaşam, dirlik 2- Anlaşma, uyuşma 3- rısk, yiyecek, nafaka
      GEÇİMLÜ: Munis, yumuşak huylu
      GEÇİMLÜK: Geçinmek için gerekli olan
      GEDEK: 1- Görev, vazife 2- Oyuk, kırılıp, yıkılarak açılan yol
      GEDİZ: Su birikintisi, gölet
      GEGEZ: Mümkün, uyumlu
      GEĞİN: Set, şiddetli
      GELBERİ: Ocaklardan,ateş çekmek için kullanılan ucu eğri demir çubuk
      GELDEÇ: Gelecek, ati, istikbal
      GELEK: (Gelik) halef, sonraki
      GELGEÇ: Geçici, kalıcı olmayan
      GELGEL: Çekim, cazibe
      GELDİ: Gelecek, istikbal
      GELİN: Gelen, dışarıdan içeriye gelen
      GELİNCİK: Kır çiçeği
      GELİK: Halef, sonraki
      GELİKLİ: Halef
      GENCE: (Gençek, genç) Taze, yavru, genişleyen, gelişen
      GENEŞ: Müşavere, meşveret
      GENGŞİ: Cengşi, mucize
      GENİŞ: Yaygın, enli, engin
      GENSU: birl. Gen/Su Deniz, büyük göl
      GER: 1- Söz verme, ant içme, bağlama, anlaşma, birleşme 2- Vahşi hayvan yavrusu
      3- Dev, devasa
      GERAY: birl. Ger/Ay Uygun, münasip, layık
      GERAYHAN: birl. Geray/Han
      Kırım hanlığının kurucusu ve ilk hanı. Daha sonra gelen hanlar bu adı, birer
      unvan olarak kullanmışlardır.
      GEREZ: Dilber
      GERGÖZ: 1- Zabit, zabıta 2- Geyik gözü
      GERİM: 1- Yön, cihet 2- Hicap, utangaçlık
      GEYİK: (Geyük) Yabani, vahşi, yabancıl
      GEZ: 1- Nişan, işaret 2- Giz, sır
      GEZGİN: Seyyah
      GEZGİNSU: birl. Gezgin/Su …Irmak
      GEZLER: Nişancı, iyi atıcı
      GIYIN: Gamze, çukur
      GİCİK: Taze, hoş, sevimli
      GİDİK: Uç, kenar, sınır, limit
      GİRAY: Uygun, layık
      GİRGİN: Girişken, müteşebbis, cana yakın
      GİRİK: Girişken, müteşebbis
      GİRİŞKEN: Girgin
      GILAV: Teşvik, destek
      GILIG: (Kılık) Huy, yaradılış, tabiat
      GIRGIÇ: Çalışkan, aktif, faal
      GİRÇEK: 1- Gerçek, hakikat 2- Bağlı, sadakatli
      GİRTİNE: İman, inanç
      GİZ: Sır, Gizlilik
      GİZEM: Sır, esrar
      GİZLENÇ: Hazine, define
      GONÇA: Bahşiş, hediye
      GORAL: Kısmet, nasip
      GİCİK: Minyon, sevimli
      GÖCEK: Taze, hoş, güzel
      GÖÇELGE: Konup göçülen yer
      GÖÇER: Göçmen
      GÖÇMEN: Muhacır
      GÖÇÜNCÜ: (Göçküncü) Geçici, fani
      GÖĞEN: Gök rengi, maviye çalan, mavileşmiş
      GÖĞKUTLUĞ: birl. Gök/Kutlu
      GÖĞNÜK: 1- Yanmış, kavrulmuş 2- Mavi, maviye kaçan
      GÖK: 1- Tanrı, Tanrıdan..Tanrısal, kutsal 2- Mavi ,Gök rengi 3- Yer üstü, gökyüzü
      4- Ezel-ebet, başsızlık ve sonsuzluk 5- Güzellik, göz alıcılık, üstünlük
      GÖKBEN: 1- Tanrıdan gelen, gök parçası 2- Masmavi
      GÖKBÖRİ: birl. Gök/Böri Tanrısal kurt..(Bozkurt)
      GÖKBÖRİ: birl. Gök/Böri (..Bazı kaynaklarda “Bozkurt” olarak da geçer.)
      GÖKÇE: Güzel, zarif, çekici, gözalıcı
      GÖKÇEK: Gökçe, çekici, güzel
      GÖKÇEL: Mavimsi, maviye çalan
      GÖKÇELİ: Güzel, Yakışıklı
      GÖKÇEN: Gökçe, güzel, alımlı, dilber
      GÖKÇİL: 1- Gökten gelen, göksel 2- Mavi, maviye çalan
      GÖKÇİN: Mavi
      GÖKLEN: Ulu, mübarek
      GÖKMEN: Tanrısal, Tanrıdan gelen
      GÖKTÜRK: birl. Gök/Türk Tanrıdan kut almış. Kutsanmış Türk…(Tanrısal Türk,
      Tanrı tarafından gökte yaratılıp, yeryüzüne yollanan Türk)
      GÖL: Göl, deniz mec. Ululuk, geniş gönüllülük
      GÖLEĞEZ: birl. Göl kenarında yetişen bir su çiçeği
      GÖLET: Küçük göl, gölcük, yapay göl
      GÖMEÇ: Kuyuda (Toprak fırında pişirilen ekmek)
      GÖMEK: Kömek, yardım, inayet
      GÖMÜÇ: Hazine, define, mücevher
      GÖNDEM: İtaatkar, muti, sadık
      GÖNDER: Mızrak, direk
      GÖNE: Onur, iftihar
      GÖNEN: 1- Feyz 2- Onur, iftihar 3- Bolluk, bereket
      GÖNENÇ: Açık, talih, mutluluk, iftihar
      GÖNÜL: 1- Can, ruh, duygu merkezi 2- Kalb, vücudun kan pompası
      GÖNÜLDAŞ: Gönül birlikteliği, aynı inanç, duygu ve düşünceleri paylaşıp
      savunan bireylerin her biri
      GÖRCEĞİZ: Ufuk çizgisi
      GÖRÇEK: Ufuk, ufuk çizgisi
      GÖRÇÜM: Geçici, fani
      GÖREGEN: Görgülü, görüp geçirmiş, deneyimli
      GÖREK: Görüntü, peyzaj, manzara
      GÖREZ: Meltem, hafif yel
      GÖRGÜ: Terbiye, muaşeret
      GÖRGÜÇ: Dürbün
      GÖRGÜLÜ: Terbiyeli
      GÖRGÜN: Görgülü, deneyimli
      GÖRK: İhtişam, olağanüstü güzellik ve çekicilik, ihtişam, debdebe
      GÖRKEM: İhtişam, debdebe, heybet, olağanüstülük
      GÖRKEN: Hürmetli, Hürmete layık
      GÖRKLÜCE: İhtişamlı, heybetli, yakışıklı, güzel
      GÖRKLÜĞ: Çok güzel, çekici, ihtişamlı
      GÖRÜMCÜK: Görülmesi, ilgilenilmesi gerekli olan
      GÖRÜK: Gözetleyici, casus
      GÖRÜN: Görüntü, Açıklık, netlik
      GÖRÜNDÜK: Aşikar, gizlisiz, saklısız
      GÖVEL: Gök rengini almış, göğe ermiş
      GÖVERİ: Yeşermiş, gururlu
      GÖVEZ: Mağrur, gururlu
      GÖY: Taze, genç
      GÖYMEN: Yanık, yanık tenli
      GÖYNÜK: Yanık, kavrulmuş
      GÖZ KAMAN: birl. Göz/Kaman Gözde, seçkin, göz kamaştırıcı
      GÖZAL: Göz alıcı, farklı, seçkin, el üstünde
      GÖZBAY: birl. Göz/Bay Sihirbaz
      GÖZBAYCI: Sihirbaz, illüzyonist
      GÖZDE: Beğenilen, göze girmiş, el üstünde tutulan, emsallerinden daha üstte bulunan
      GÖZE: (Gözek, Köze) Kaynak suyu, menbaa
      GÖZEBE: Tahmin, beklenti
      GÖZEGER: Çekici, cazibeli
      GÖZEGÜ: Gözde, çekici
      GÖZEĞEN: Ufuk, ufuk çizgisi
      GÖZEĞİR: birl. Göz/Eğir Çekici, cazip, göze hoş gelen
      GÖZEK: Göze
      GÖZEN: Cazibeli, çekici, göze hoş gelen
      GÖZERİ: Dürbün
      GÖZGEÇ: Ayna
      GÖZGÖR: Ayna
      GÖZGÜ: Ayna
      GUNA: Kına
      GONCUK: (Göncük) Kısa gün, kış günü
      GUR: (Gür,Kür) 1- Şiddet, kızgınlık, öfke 2- Ateş, ateşlilik
      GURSAÇTI: birl. Gur/Saçtı (Kızgın, celalli, hiddet ve öfke saçan)
      GUVA: Geyik
      GUYUK: Canavar, ejderha, vahşi ve yırtıcı hayvan
      GUYULDAR: Uyumlu, ahenkli, geçimli
      GUZ: 1- Güzel, çekici, yakışıklı 2- Oğuz
      GÜCENİR: Alıngan, mahçup
      GÜCENMİŞ: Alıngan
      GÜÇ: (Güçü, küç, küçlük) Enerji, kuvvet
      GÜÇEYÜ: Çok güçlü, yenilmez
      GÜÇLÜK: Güç, zorluk, meşakkat
      GÜDEK: Güdülenme, motivasyon
      GÜDER: Murat, emel, beklenti
      GÜDÜL: 1- Saç üzerinde pişirilmiş mısır ekmeği 2- Kısa, kalın 3- Gözü pek
      GÜDÜR: Hayal, kurgu
      GÜLEÇ: Güler yüzlü, mütebessim
      GÜLEGEN: Güler yüzlü, mütebessim
      GÜLEK: 1- Handan, mütebessim 2- Gölcük, küçük göl
      GÜLEN: Mutlu, mütebessim
      GÜLER: Mütebessim, güler yüzlü mec. Talihi açık
      GÜLESİN: Mutlu, sıkıntısız, tasasız olma dileği
      GÜLGÜN: Gülen, mütebessim
      GÜLSÜN: Mutlu, sıkıntısız olma dileği
      GÜLÜK: Gülen, mütebessim
      GÜLÜMSER: Mütebessim, sevimli
      GÜMÜL: Demet, buket, deste
      GÜMÜŞ: Gümüş madeni
      GÜN: Güneş, gündüz, afitap
      GÜNANA: birl. Gün/Ana
      Sogay Türklerinde eski dönem, güneş tanrıçası
      GÜNÇE: Güneşlik, şemsiye
      GÜNÇEK: Güneşlik
      GÜNÇÜ: 1- Güneşe benzeyen, güneş gibi 2- Güneşi seven
      GÜNDAŞ: Gün/Daş ..Aynı güneşi paylaşan, gün ortağı
      GÜNDEM: Ağır başlı, mülayim
      GÜNDEN: El üstünde tutulan, revaçta..
      GÜNDER: birl. Gün/Der (..Derlemekten..)
      GÜNDÖNDÜ: birl. Gün/Döndü bir çiçek türü
      GÜNDÜ: Gündüz, gün ortası
      GÜNDÜZ: Gün içi, gün ortası, güneşli gün
      GÜNEŞ: Güneş
      GÜNEY: (Küney) Güneşe bakan, güneş gören
      GÜNGEN: Takvim, vakit
      GÜNGÖR: birl. Gün/Gör “mec. Bahtı açık olsun, mutlu olsun”
      GÜNGÖRMÜŞ: birl. Gün/Görmüş “mec. Deneyimli, dolu yaşamış
      GÜNLÜK: Güneşlik, şemsiye
      GÜNTÜLÜ: birl. Gün/Tülü (…Gündüz düşü)
      GÜNÜÇ: Nafaka, günlük
      GÜNYELİ: birl. Gün/Yeli ..doğudan gelen yel, doğu rüzgarı
      GÜR: (Kür) 1- Sağlam, sıkı 2- Sık, yoğun 3- Yiğit, korkusuz
      GÜRBOĞA: (Kürboğa) birl. Gür/Boğa
      Türkistan’ın Araplarca işgal edildiği dönemlerde, özellikle o sıralarda
      Genel vali olan, “ İbni-kuteybe” adlı çapulcuya karşı, kahramanca direnen ve her defasında
      Yeni direnişler örgütleyerek, Türkleri işgallere karşı uyanık ve diri tutmaya çalışan bir Türk beyi
      GÜRBÜZ: Sağlıklı, kuvvetli, dayanıklı
      GÜRE: Güç, enerji
      GÜRELİ: 1- Enerjik, çalışkan 2- Haz, doyum
      GÜRGEN: Bir ağaç türü
      GÜRÜZ: (Gürz) Topuz
      GÜVEN: İtimat
      GÜVENÇ: Güvence, garanti
      GÜYÜK: Canavar, vahşi hayvan
      GÜZ: Sonbahar
      GÜZEL: (Gözel) Yakşı, alımlı, çekici, göze hoş gelen
      GÜZEY: 1- Taze, körpe, yeni 2-Destek, fırsat 3- Sonbahar 4- Kuzey yönü
      GÜZİN: (Güzün) Güz vakti, güz vaktinde doğan
      GÜZLEK: Güz döneminde kalınan yer.



      < Bu mesaj bir yönetici tarafından değiştirilmiştir >
      |
      |
      _____________________________

    • Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
      11 Mayıs 2009 13:36:28 Konu Sahibi
      HAN:1- Devlet başkanı 2- Kağana bağlı, özerk devlet başkanı 3- beylik başkanı, yönetici
      HANIM: 1- Han’ın dişisi 2- Soylu kadın 3- Han’ın evdeşi (Hatun) 4- Türk töresinde, kadınlara olan saygıyı ifade eden genel bir sıfat
      HANLI: Yurttaş, Bir Han’a bağlı kişi, Bağımsız bir devletin mensubu
      HATUN: (Katun) 1- Kağan’ın evdeşi, kraliçe 2- Saygı duyulan, görgülü hanım Türkçe’deki, kadın sözcüğü buradan gelir.
      HOMAR: (Humar) Yakışıklı, çekici, güzel, süslü, fiyakalı
      HUN: (Kul) Koyun, koyunlu
      HUŞ: Bir çam ağacı türü.



      < Bu mesaj bir yönetici tarafından değiştirilmiştir >
      |
      |
      _____________________________

    • Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
      11 Mayıs 2009 13:39:27 Konu Sahibi
      IDAÇU: Muhafız, koruma
      IDUĞ: (Iduk) Kutsal, tanrısal
      IĞAÇ: 1- Ağaç, ağaçlıklı bölge 2- Fersah
      IĞAR: Kıymetli, ağır
      IĞDIR: 1- İyi, hoş, hoşluk 2- Yetkin, ehil
      IĞIRCIK: Fecir
      ILAÇIN: Laçin, şahin kuşu
      ILANKU: 1- Kıvrak, atletik 2- Ulu, Ululanmış, yüce
      ILDIR: 1- Ürküt, ürkütücü 2- Berk, sert
      ILDIRIM: Yıldırım, berk
      ILDUZ: Yıldız, necm
      ILGAR: 1- Gayret, cehd 2- Atın, dört nala gitmesi hali
      ILGAT: Kapalı, müphem, belirsiz
      ILGIM: Serap
      ILGIN: Hoş kokulu bir bitki
      ILGIT: Ilık, tatlı, sakince, yumuşakça
      ILICA: 1- Ilımlı, ılık, ılıkça 2- Yunak, hamam
      ILIK: Soğukla sıcak arası
      ILIMAN: 1- Ilık, ılık hava 2- Uyumlu, sakin, mutedil
      ILKI: 1- At yavrusu 2- At sürüsü
      ILKICI: At çobanı
      IMIRGI: Taze, körpe
      IMRAĞ: (Imrak, İmre, Emre) Aşık, şayeste, geçkin
      INAÇ: Yar, canan
      INAK: 1- Han ve Kağanlara yakın olan kişi “Hasbey” 2- Gamsız 3- Canan, yar
      IRAZ: (Irıs, uraz) 1- Baht, talih, mutluluk 2- Cesaret, gözü pek olma
      IRGA: Talihli, şans, şanslı
      IRIM: 1- Büyü, efsun 2- İçinden su akan toprak, arazi
      IRLAYU: Irlayan, yırlayan, akarak uzaklaşan, ırmak
      IRMAK: Akarsu
      ISIK: (Issıg-Issık) Isı, sıcaklık, hararet
      ISIYEL: birl. Isı/Yel…meltem
      ISRIK: Okşayıcı, sarıcı, ısıtıcı
      ISSIK: Isık, ısı
      ISSIZ: Soğuk, tenha, cansız, kimsesiz
      ISTIK: Sıcak, ılıman
      IŞBARA: 1- Çalışkan, hamarat 2- birl. Isı/Bora
      IŞIK: Aydınlık, nur
      IŞIL: Yarul, nur, ziya, ışık parıltısı
      IŞILTI: Işık parçası
      IŞIN: Güneş parıltısı, ışık parıltısı, yansısı
      IYIŞ: Armağan, hediye, ihsan
      İBAR: Parfüm, koku, misk
      İÇ: 1- Öz, görünmeyen yan, bir nesnenin öz yapısı 2- İçerde kalan kısım, iç kısım
      İÇBUYRUK: birl. İç/Buyruk
      Saraylardaki iç hizmetle görevli kişi
      İÇEN: (İçin) İçli, duygusal
      İÇER: İçeride, kapalı, mahfuz
      İÇERGE: (İçergu) İçten, samimi
      İÇGE: İçeri, içerde, dahili
      İÇGELİK: birl. İç/Gelik ..İçten gelen, doğal davranış, samimiyet
      İÇGER: İçe alan, içe bağlayan, tabi kılan
      İÇGİN: İçli, içten, samimi
      İÇİGEN: 1- İç geçiren, içli 2- Sabırsız, aceleci
      İÇİK: 1- İçli, duygulu 2- İçerde, dahilde, devlete tabi
      İÇİM: 1- Duygu, hassasiyet 2- Yudum, yudumluk
      İÇİNGİR: İçli, hassas
      İÇİT: İçilecek nitelikte, içimi güzel
      İÇKUR: Savaş meydanı
      İÇLEK: İçli, narin, hassas
      İÇLİ(K): Duygulu, hassas
      İÇTEN: Samimi,açık, dürüst
      İÇTENLÜK: Samimiyet
      İDE: (Ede, İdi) Ululuk, nüfuz, kudret
      İDEGE: Ulu, nüfuz sahibi, edici, yapıcı
      İDEGER: Eder, yapar
      İDEKLİ: Yapıcı, edici, güçlü
      İDER: 1- İzci, takipçi 2- Yapan, yapıcı, edici
      İDGÜ: 1- İyi, güzel 2- Tanrısal, mübarek
      İDİ: (İdik) 1- Tanrı, rab, sahip, efendi 2- Tanrısal, Tanrıdan gelen, mübarek, kutlu
      İDİKUT: birl. İdi/Kut…Kut sahibi, Tanrıdan gelen, Tanrıya yakın, Tanrıya benzer, Tanrı tarafından görevlendirilmiş vb. anlamları içeren ve Uygur kağanlarının büyük çoğunluğunun kullandığı bir unvan
      İDUK: İdi, Tanrısal, mübarek
      İGAN: Yıkan, yıkıcı, deviren
      İGİT: 1- Yiğit 2- Bakıcı, eğitici
      İĞDİ: (İğdir) Yetkin, ehil, iyice
      İĞREK: Saf, temiz, duru, arı
      İĞSEN: Kayıtsız, ilgisiz
      İĞSİZ: Salim, selametli
      İKİNÇ: İkinci
      İKİZER: İkizlerden her biri, benzer
      İKŞİT: Yürekli, bagatur
      İL: 1- Doğuş, oluş, oluşum 2- Bitişme, bütünleşme, doku 3- Devlet 4- Yurt, yer, konak, memleket,diyar 5- Halk, ahali, insan topluluğu 6- Barış, sulh
      İLAÇAN: birl. İl/Açan ..İl almış, fatih, algan
      İLAÇİN: Laçin, şahin
      İLBAY: birl. İl/Bay .. Vali, bakan, beylerbeyi
      İLBEY: birl. İl/Bey
      Otmanlılar döneminde asker toplayıp, onların eğitim ve lojistiğini sağlayan kişilere
      verilen bir unvan
      İLBİ: Büyü, sihir
      İLBİLGE: birl. İl/Bilge ( Devlet yönetiminde bulunmuş ve devlet tecrübesi olan)
      İLBİLİG: 1- Devlet bilgisi ve deneyimi 2- Devlet arşivi
      İLBİLMİŞ: birl. İl/Bilmiş Yurtsever, yurduna bağlı
      İLÇİ: Devlete hizmet eden, devletin hizmetinde olan
      İLÇİN: Devlet görevlisi, devlete iş gören
      İLDAŞ: Yurttaş, hemşehri
      İLDEM: Pişman, nadim
      İLER: Oluşum, bitişim
      İLEY: Civar, etraf
      İLGEN: Kanıt, delil, ispat
      İLGERÜ: 1- İleri, ileride 2- Doğu, doğudan 3- Bolluk, refah
      İLGEZDİ: birl. İl/Gezdi, Gezgin, seyyah
      İLGEZER: birl. İl/Gezer, Gezgin
      İLGİ: Bağlantı, bitişim, alaka, özen
      İLGİK: Barışsever, barışçı
      İLGİNÇ: İlgi çeken, ilgi duyulan,enteresan, sıra dışı
      İLGİR: Barışçı, barışsever
      İLGÖRMÜŞ: birl. İl/Görmüş, Gezgin
      İLGÜ: Amaç, hedef
      İLGÜY: Nazlı, nazenin
      İLHAN: birl. İl/Han…Bölge Hanı, Kağanlığa bağlı özerk han
      İLİDİ: Yarar, fayda
      İLİG(ğ): 1- Ünlü, tanınmış, meşhur 2- İlk, birinci, başlangıç, ortaya çıkış
      İLİK: İlk, birinci, önce
      İLİNGİ: Devletine bağlı, devletinin hizmetçisi
      İLİŞ: Bitişik, yakın
      İLK: Başlangıç, doğuş, çıkış, öncelik
      İLKE: (Ülke) Kurucu, yapıştırıcı, oluşturucu..(Günümüz Türkçe’sinde,”prensip, düstur” anlamında)
      İLKİ: ilk, ilkin, birinci
      İLKİN: Birinci, öncelikli
      İLKUŞ: birl. İl/Kuş Kartal türü bir avcı kuş
      İLLİ: Bağımsız, özgür, devleti olan
      İLMEN: Devletç devletine sadık
      İLSİRET: birl. İl/Siret ..Düşmanın devletini yıkıp, esir eden, devletsiz bırakan
      İLTEMİŞ: birl. İl/Demiş ..Yurtsever
      İLTER: Yurt koruyucusu, yurduna sahip çıkan, yurtsever, yurdunu toparlayan
      İLTERİM: birl. İl/Terim
      İLTERİŞ: birl. İl/Teriş, Yurdunu ve budunu derleyip, toparlayan, bir aya getiren ve yücelten
      İLTÖRE: birl. İl/Töre, ..Devlet geleneği
      İLTUTMUŞ: birl. İl/Tutmuş, Algan, fatih
      İLUN: 1- Ulu,yüce 2- Soylu 3- Genç, cıvan
      İLYIĞDI: birl. İl/Yığdı, Algan, fatih
      İME: Em, çare, derman
      İMEÇE: Birliktelik, emek ortaklığı
      İMEN: 1- Emen, can, ruh 2- Kayın ağacı
      İMER: Hayırsever, iyilik sahibi
      İMGE: 1- İyi, yararlı 2- İz, belirti 3- Tasavvur, zihinsel sembol
      İMİŞÇİ TUNGATAR: birl. İmişçi/Tunga/Tar..Kaplanlarla dövüşen cesur kişi
      İMRAG (imrağ-İmrak): Aşık, derviş, dost
      İMRE (Emre-İmrağ): 1- Ağabey,ağa 2- Beylerbeyi 3- Aşık, derviş, dost
      İMREN: İmrenmekten…imrenilen, iç geçirten
      İNAK: 1- Kardeş, kardeş çocuğu 2- Han ve beylerin en güvenilir adamı ve yardımcısı
      İNAL: 1- Soylu, Kağan yada Hanların ana tarafından akraba 2- Anası Kağan yada Han soyundan olup babası kara budundan, halktan olan kişi 3- Avrupa’daki, kont, baron vb. unvanların Türkçe’deki karşılığı 4- Emin ve güvenilir kişi
      İNALÇIK: Küçük İnal
      T…1- Uygur kağanlığı dönemi bey ve komutanlarından 2- Haverezmler devleti bey ve
      İNAN: İman, inanç 2- Kural, akide 3- Emniyet, güvenlik
      İNANGU: İnanılan, güvenilen, mutemet
      İNANIR: İmanlı, inançlı
      İNCE: Hafif, yeğni, nazik
      İNCESEN: Huzur ve güvenlik, sükunet
      İNCİ: (Yinçi, yinçgü) 1- işve, naz,eda 2- Sessizlik, ıssızlık 3- İstiridye türü deniz
      kabuklusundan çıkan tane, takı
      İNÇGÜ: İnce, narin
      İNER: İnmek…den mec. Alçak gönüllü, mütevazı
      İNERBAŞ: birl. İner/Baş mec. Alçak gönüllü
      İNİ: Kardeş, karındaş,kayın birader
      İNİSİ: Küçük erkek kardeşi
      İPAR: Parfüm, misk
      İPEK: (Yipek) İpek böceğinin ipeği (İp…kökünden)
      İRÇİ: 1- Yırcı, halk ozanı 2- İr.ik, iricik 3- Yirçi, yerci, toprak sahibi
      İRÇİK: 1- İricik 2- Er, küçük er
      İREN: 1- Sert, katı2- Araç, vasıta 3- Ürek, yürek
      İRENÇİN: 1- Bağımsız, başına buyruk 2- Güçlü, dayanıklı
      İRGE: 1- Yırlama, söyleme, okuma 2- Ergin, olgun
      İRGİN: (İrge) Uygurlar ve Karluklar dönemi memuriyet unvanlarından
      İRİK: Sert, katı, iri
      İRİM: Müjde, iyi haber
      İRİS: 1- Kurtuluş, hürriyet 2- Iras, ıraz
      Türk mitolojisindeki tanrıça adlarından “kötü ruhları kovup, tamuya gönderen tanrıça”
      İRKİL: 1- Ululuk, heybet, cesaret 2- Aksakal,kam, baksı
      İRKİN: Olgun, bilge, ulu
      İRKİT: Ürküt, ürkütücü, heybetli
      İRKLİ: 1- Güçlü, muktedir 2- Yüksek dereceli memur
      İRNEK: (Emek) Serçe parmak
      İRŞİ: Peri, peri kızı
      İRTEGÜN: birl. Erte/Gün Sabah
      İRTEM: 1- Erdem, fazilet 2- Marifet, hüner
      İRTİŞ: Hüner, hünerlilik
      İRTÜK: Değer, kıymet
      İSEN: 1- Esen, yel, rüzgar 2- Doğa, tabiat 3- Açık, net, sahih
      İSTEK: İsteyiş, arzu
      İSTEM: İrade, dileme erki
      İSTEMİ: İstem, irade, dileme ve buyurma erki
      İŞBARA: (iş, devinme, davranma) Bara /Var, varlık) birl. İş/Bara
      İŞÇEN: İşgüzar, hamarat
      İŞGÜN: (İçgün) Kızıl yapraklı bir yayla çiçeği
      İŞİM: (İçim) İçtenlik, samimiyet
      İŞİTGEN: İşitici, dinleyici,öğüt dinleyen
      İŞLEK: 1- İdmanlı, eğitimli 2- İşgüzar, çalışkan
      İTBARAK: birl. İt/Barak (Barık, baraka)
      Türk mitolojisinde adı geçen köpek
      İTGÜÇİ: İteleyen, itici, yapıcı, destekçi
      İTİK: Yetik, yetkin, uzman
      İTİMGEN: İteleyen, itici, destekçi
      İTMAÇ: Alet, edevat, takım
      İTMİŞ: (Etmiş) Yapıcı, uzman, uzmanlaşmış
      İVECEN: Aceleci, telaşlı
      İVGİN: (Evgin) Ateşli, sabırsız, telaşlı
      İYBA: Utangaç
      İYE: Güç, kudret, erklik, sahip olma
      İYEUZA: birl. İye/Uza, Güçlü, egemen ve uzman
      İYİ: İyi, yararlı ve uğurlu
      İYİK: 1- İyi, uğurlu 2- Heves
      İYİM: 1- Güzellik,hüsn-i niyet 2- Dost, canan, yaren
      İYİMSER: Olayları iyi gözle gören ve yorumlayan
      İYNEM: Dost, ahbap, yaren, canan
      İZ: Basma, ezme, sıkıştırma, kesmek, yarmak…bildiren kökten; yarık, yara, kalıntı, belirti
      İZGİ: (İZGÜ) 1- İyi,kutlu 2- Akıllı, zeki 3- Adil, adaletli.



      < Bu mesaj bir yönetici tarafından değiştirilmiştir >
      |
      |
      _____________________________

    • Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
      11 Mayıs 2009 13:42:14 Konu Sahibi
      MAMAK:Sakin, kendi halinde
      MAMAY: Sakin, munis
      MAMIŞ: 1- Saygılı, söz dinler 2- Saygı
      MANAS: 1- Huy, mizaç 2- Heybet, heybetli
      MANAY: Saha, bölge, mıntıka
      MANÇO: Mengü, sonsuz
      MANÇU: Mengü, sonsuz
      MANGALAY: 1- Alın, yüz, cephe 2-Süvari, iyi ata binen
      MANGU: Mengü, bengü, sonsuz
      MANGUR: Mangır, bakır para
      MANGUT: Ölümsüz, sonsuz
      MARAL: Ceylan, ahu türü bir hayvan
      MAYDA: Narin, ince, ince yapılı
      MENÇİK: Mülkiyet, mal varlığı
      MENDEŞ: (Menteş, mintaş) Acele, aceleci
      MENGİ: Mengü, bengi, bengü
      MENGİLİK: Sonsuzluk
      MENGÜ: Ebedi, sonsuz, sonsuza kalan, sonsuzluk, ölümsüzlük
      MENGÜÇ: Sonsuzluk, sonsuzluğa ulaşmış, ermiş, ulu, saygıdeğer
      MENGÜÇ ATA: birl. Mengüç/Ata
      Bilgi ve tecrübesine başvurulan ulu ve bilge kişi
      MENGEN: 1- Nişancı, iyi ok atan, okçu 2- Becerikli, mahir
      METE: 1- Soylu, saygıdeğer 2- Bütün, bütünlük, bütünlükçü
      METEHAN: birl. Mete/Han
      Hun kağanlarının en ünlüsü. Aynı soy ve kökten gelen boylar arasında, kan dökülmesini
      yasaklamış hepsinin tek bir devlet çatısı altında toplanması gerektiğini,bunun aynı zamanda Türk Tanrısı’nın bir emri olduğuna inanarak bu yolda mücadele etmenin ve bunun getireceği sonuçların,en büyük ve paha biçilmez bir mutluluk olduğuna inanmış, bunu da ayrıca,devlet politikası biçimine getirmişti.Türk töresine devlet idaresine sokan,ilk düzenli ve sınıflı kara ordusunu kuran,”Birleşik Türk Devletleri ülküsünü devlet siyaseti olarak ve bunu gerçekleştiren ilk Türk büyüğü.
      MİN: 1-Bin,bin sayısı. 2-ben,gamze
      MİNG:1-Ben,gamze 2-Huzur,refah 3-Bin sayısı
      MİNGAN: Benli,gamzeli
      MİNGİLİK: Rahat,huzur,refah
      MİNGİR: Çok külliyetli.
      MOĞOL:Kaygı,endişe,hüzün
      Oğuz’un amcası ve ilk kayın atası
      MOKAN: Büken, güçlü
      MONGUÇ: Atik, çevik, hamleci
      MOTUN: Bütün, bütünlük ( Mete Han’ın asıl adının bu olduğunu söyleyen tarihçiler de var.)
      MUGLU: Üzgün, hüzünlü
      MUNAR: Serap, algın
      MUNCUK: Boncuk, takı, mücevher
      MUNÇUĞ: (Boncuk)
      MUNG: 1- Hüzün, elem, üzüntü 2- Ming, ben, gamze
      MUNGLUĞ: (Mungluk) Üzgün, bunalmış, hüzzam
      MUNGUL: Hüzünlü, elemli
      MUTLU: Mutlu, mesut, bahtiyar
      MÜÇEK: öpücük, buse
      MÜGE: İnci çiçeği
      MÜLDÜZ: Berrak, saf
      MÜREN: Irmak, akarsu.



      < Bu mesaj bir yönetici tarafından değiştirilmiştir >
      |
      |
      _____________________________

    • Yüzbaşı
      279 Mesaj
      11 Mayıs 2009 13:42:45
      Eeee gerisi nerde


      < Bu mesaj bir yönetici tarafından değiştirilmiştir >
      |
      |
      _____________________________

    • Binbaşı
      1461 Mesaj
      11 Mayıs 2009 13:43:52
      İsmimin Öz Türkçe'de geçtiğine sevdindim...


      < Bu mesaj bir yönetici tarafından değiştirilmiştir >
      |
      |
      _____________________________

    • Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
      11 Mayıs 2009 13:45:24 Konu Sahibi
      OBA:1- Yurt, mekan, mesken,diyar, çadır, mahalle 2- kabile, aşiret
      OBAR: Ev, baraka
      OBEN: 1- Genç aygır 2- Erkek deve yavrusu
      OBULAZ: (Oblas, oflas) 1- Gözü pek, atılgan 2- Alicenap, yüce gönüllü.
      OBUT: Şeref, haysiyet
      OBUZ: Kaynak, menba
      OCAK: (Otak, odak) Ateşlik, ateş olan yer, ateş tüten yer. Mec. Ev, yuva, insan eğitiminin, başladığı, insanın pişmeye ve biçimlenmeye başladığı yer.
      OCAKLI: Ocak sahibi.
      OD: Ot, ateş
      ODAK: Ocak, yanma, yansıma merkezi
      ODAKAN: Hanım ozan
      ODANA: birl. Od/Ana
      Şamanist gelenekte, “Dişi Melek”
      ODATA: birl. Od/Ata
      Şamanist gelenekte “erkek melek”
      ODÇU: Ateşçi
      ODGURMUŞ: 1- Oturmuş, oturaklı, sakin, kendinden emin 2- Yuva kuran, birlik kuran
      ODHAN: birl. Od/Han
      Şamanist gelenekte, “Ateş Tanrısı”
      OG: Ok (Doğma, doğum, yaratılış)
      OGAN: (Okan, Ugan) 1- Tanrı, Tanrılık vasıfları, yaratma, yaratış, doğuş, halik 2- Anlayış, zeka,bilgelik 3- Eski Türklerde, kan davalarına karşı çıkan, oba ve oymaklar arasındaki geçimsizliklerde,arabuluculuk yapan, “Barış Tanrısı” 4- Altay ve Tuna Türklerinde “ Ateş Tanrısı”
      OGLAĞU: Körpe, genç kız
      OGRAK: 1- Azim, kararlılık 2- Niyet
      OGRAŞ: Uğraş, mücadele, meşgale
      OGSAT: Benzer, benzerlik, benzeyiş
      OGTADURMUŞ: birl. Okda/Durmuş ( Bu ad, iki anlamda da yorumlanabilir. Akıllı, zeki Durmuş. Zor durumda kalan, zor koşullarda olan)
      OGUR: 1- Gizlilik, gizem 2- Uğur, baht, talih, mutluluk
      OGURLU: Uğurlu
      OGURMUŞ: Gizemli, ağzı sıkı
      OGUTUR: Gizli, gizemli
      OGÜN: birl. O/Gün (..Eski bir Türk geleneği olan, tarihin önemli ve özel günlerinin anısına verilen, o gün ya da o günlerin yıldönümüne denk düşen günlerde doğanlar için kullanılan bir ad.
      OĞÇU: Okçu, haberci, ulak
      OĞIRCIK: Uğurcuk
      OĞLAGU: Körpe kız
      OĞLAK: Keçi yavrusu
      OĞLAMAN: Bir yaşında doğum yapan, koyun ve keçi
      OĞLAN: Oğul, erkek çocuk, genç erkek
      OĞRAMIŞ: Uğurlu
      OĞRUN: 1- Gizli, gizemli 2- Yavaş, ağır
      OĞUL: 1- Oğlan, erkek çocuğu 2- Evlat, genel olarak, kız yada erkek çocuğu
      OĞULÇA: 1- Oğulcuk, biricik oğul, biricik evlat 2- En küçük oğul
      OĞULGANMIŞ: Oğlu olmayan
      OĞUR: 1- Uğur, talih, bahtiyarlık 2- Vakit, zaman, devir
      OĞUŞ: 1- Bolluk, bereket 2- Hısım, akraba, nesil
      OĞUZ: 1- Ok-Uz 2- Ağuz, ağız 3- Olağanüstülük 4- Çağrı, davet, toparlama
      birleştirme, yaratış
      OK: 1- Doğum, doğuş, yaradılış 2- Akıl, us 3- Dokunma, el sürme 4- Söyleyiş, çağırış, haber verme 5- Silah, yay ile kullanılan ok 6- Örgüt, teşkilat
      OKAN: 1- Ogan 2- Anlayış, fehim
      OKATMIŞ: (Okutmuş) Haberci, ulak
      OKÇI: 1- Okuyucu, haberci 2- Ok atan, okçu 3- Örgütçü
      OKIÇI: Davetçi, davetkar, çağırıcı
      OKİ: Çağrı, davetiye
      OKLAMIŞ: Ok atmış, savaşçı
      OKLU: 1- Akıllı, zeki 2- Örgütlü
      OKŞAK: Benzeyen, andıran, tanıdık, bildik
      OKŞAN: Benzeyen, okşayan
      OKTA: Akıllı, zeki, dahi
      OKTAR: 1- Okçu, iyi ok atan 2- Bilgili, akıllı, yaratıcı 3- Davetçi, davetkar
      OKUKLU: Alim, bilgin
      OKUMAGAN: Arif, eğitimsiz ama kendini yetiştirmiş, olgunlaşmış
      OKUNÇ: Toy ve düğün davetiyesi
      OKUŞ: 1- Bilgi, bilgelik 2- Bereket
      OKUŞLUĞ: 1- Alim, bilgin 2- Bolluk, bereket, bereketli
      OKUTGAN: Okutan, eğitmen
      OKUTAN: Eğitmen, öğretmen
      OKUV: Okuyuş, kıraat, çağırış
      OLAGAN: Olan, doğal, olumlu
      OLAM: Debdebe, gösteriş, tantana
      OLBAK: Oluş, oluşum
      OLCA: Ganimet, bolluk
      OLCAŞ: Tören, seremoni, tazim
      OLCAY: Tanrı sıfatlarından. Baht, talih, açık talih, ululuk
      OLCAYTU: Açık talih, bahtı açık, bereketli
      OLÇA: Ganimet, bereket
      OLÇAM: Ganimet, nimet, bolluk
      OLÇAR: 1- Saldırı komutu, saldırı 2- haber, havadis 3- Uygun, muvafık
      OLÇUM: 1- Olgunluk, olgun, yetişkin 2- Hüner, marifet
      OLGAÇ: Olgun, olmuş
      OLGUN: Yetişkin, olmuş, kamil
      OLUM: Oluş, doğuş, olmaya elverişli.
      OLUN: 1- Oluş, olgunluk, ağırbaşlılık 2- Genç, taze 3- Soyluluk
      OLUŞ: Oluşum, düzen
      OMAÇ: Amaç, gaye
      OMAK: 1- Soy, kan, soyluluk 2- Aile, akraba
      OMAY: (Umay) Seçkin, güzide
      OMRAK: Sevilen, maşuka
      OMUR: (Umur) 1- İlgi, heves 2- Güç, dayanıklılık, dayanıklı
      OMURCA: Sağlam, dayanıklı
      OMURTAG: Kartal yavrusu
      ONAK: 1- Onanmış, kabul görmüş 2- Sevgili, el üstünde tutulan
      ONAL: 1- Doğuş, ortaya çıkış 2- Sağlam, dayanıklı
      ONANLI: Sağlam, meyin, mütehammil
      ONANMIŞ: Sağlam, bayındır, destekli
      ONAT: 1- Sağlam, dayanıklı 2- Yakışıklı 3- Terbiyeli, iyi davranışlı
      ONATÇA: Makbul, hatırşinas
      ONAY: 1- Sağlam, dayanıklı, uygun 2- Makul, kabul,tasdik
      ONG. 1- Sağlamlılık, kalıcılık, dayanıklılık 2- İyilik, rahmet, bereket, bolluk 3- Sevinç, neşe, mutluluk
      ONGAN: 1- Uğurlu, mutlu, bahtiyar 2- Verimli, gelişkin 3- Bayrak, simge, totem
      ONGU: 1- Kar, kazanç 2- Set, sütre
      ONGUÇ: Karlı, kazançlı, verimli, uğurlu
      ONGUDAY: Karlı, kazançlı
      ONGUN: 1-Bolluk ve bereket tanrısı. 2- Uğurluluk, verimlilik, kalıcılık 3- Av totemi, kutsanmış av hayvanı 4- Totem, sembol, bayrak, flama
      ONGUR: Kurtuluş, salah
      ONGUT: Koruyucu, muhafız, kale muhafızı
      ONUK: 1- Sağlıklı, dayanıklı 2- Uğurlu, aziz, saygıdeğer 3- Usul, yol, teamül 4- Yararlı, faydalı
      ONUŞ: 1- Bereket, bolluk, verim 2- Uğur, talih
      OPAK: (Apak) Temiz, bakımlı
      OPAN: Mağara, delhiz
      OPÇIN: (Apçın,afşın) Zırh, demirağ
      OPUR: Obur, iştahlı
      OPUZ: Katı,sert
      OR: 1- Yer, durak, bölge 2- Doğramak, biçmek 3- Mevki, mertebe 4- Düzen, kuruluş
      ORAK: Doğramak, kesmek, doğrayıcı, biçici
      ORAN: 1- Taht, şeref makamı 2- Yüksek mevki, yüksek derece
      ORAY: birl. Or/Ay 1- Aynı, eşit, eş değerde (Kırgızlarda) 2- Fırsat, hamle
      (Kazaklarda)
      ORAZ: (Uraz, uras, ıraz) Şeref, onur, talih
      ORÇUN: 1- Kesici, keskin, doğrayıcı 2- Bölge, vilayet 3- Onurlu, ahlaklı, iyi huylu
      ORDA: Orta, merkez (Kağan veya Han otağının bulunduğu yer)
      ORDU: (Orda) 1- Orta, çekirdek, merkez 2- Silahlı ve düzenli topluluk
      ORDUCA: 1- Ordu ile ilgilenen 2- Ortaca, ortanca
      ORGA: Bayrak, flama
      ORGARUN: 1- İstihkam 2- Bayraklı, bayrak sahibi
      ORGİR: Kesici, biçici
      ORGUN: Sırdaş, sır saklayan, ketum
      ORHUN: Sır saklayan, sırdaş, gizli, gizemli
      ORMAG: Doğramak, biçmek
      ORMAN: Ağaçlık, bölge
      ORMUŞ: Doğrayan, biçen
      ORNAK: 1- Taht, tahtırevan 2- yer, yöre
      ORPAG: Menşe, kök, nesep
      ORTAÇ: 1- Ortadaki, ortanca 2- Ilımlı, dengeli
      ORTAÇI: Ilımlı
      ORTAĞ: Ortak, ortalama, ortada buluşma
      ORTUG: Ortak, pay sahibi
      ORUK: 1- Yol, eylem, gidişat 2- Çare, çözüm, imkan, uygunluk
      ORUM: Mera, otlak
      ORUN: 1- Makam, mevki, özel yer, şerefli yer, taht 2- Karargah, görev yeri
      ORUNÇ: Hediye, bahşiş
      ORUNÇAK: 1- Oya, işleme 2- Rehin, emanet
      ORUNDUK: Koltuk, iskemle
      ORUNGULUK: Bayrak, flama
      ORUNLUG: Taht, makam
      ORUNTAG: Yüksek mevki, makam
      ORUS: 1- Talih, uğur, baht, mutluluk 2- Amaç, hedef
      OSKAY: 1- Hamarat, işgüzar 2- Neşeli, şen
      OT: 1- Ateş, ocak, ev 2- Nebat, bitki
      OTACI: (Utacı) 1- Doktor 2- Eczacı, ot ve bitkilerden ilaç yapan kişi 3- kam, baksı
      OTAĞ: 1- Oda, içinde ateş yakılarak oturulabilen büyük ve geniş çadır 2- Yeni evlenenlere armağan edilen ev, çadır
      OTAĞA: birl. Ot/Ağa ..evin reisi, aile reisi, evde sözü geçen kişi
      OTAK: Yeni evlenenlere armağan edilen ev, çadır, oda
      OTAMIŞ: Doktor, hekim
      OTANCAK: İlaç, merhem, deva
      OTAR: Geçici, fani
      OTÇİGEN: birl. Ot/Çigen (“Ot/Tigin” adının , Moğol ağzındaki söylenişi.)
      OTGUN: Kabadayı.
      OTKUN: Kabadayı.
      OTLUĞ(K): Ateşli
      OTMAN: Ailenin en küçük oğlu .Ocağın ateşini yakıp ısıtacak ve devamlılığı sağlayacak olan, Çok eskilerden beri süregelen,Türk töresince çocuklar arasındaki paylaşımlarda ev , en küçük çocuğa kalır. Bu yüzden ilerde evin yada mülkün idaresi küçük oğlandadır. Yani, ocak,onunla yanmaya devam edecek,aile oba yada oymağın yaşamı onun sayesinde sürecektir. Bu çocuklara içeren ”Otman,Ot Tigin,Othan” vb. adlar verilir.
      Otmanlı devletinin kurucusu ve ilk hanı. Ertuğrul Beğ’in en küçük oğlu. Daha Ertuğrul Bey
      ölmeden,Töreye göre,birçok mal mülk, büyük çocuklara, beylik, en küçük olan Otman’a geçmişti.
      OTMAR: Ateşli, ateş saçan
      OVAT: Düzgün, muntazam
      OVLAZ: Gözü pek, atılgan
      OVMAÇ: El ile yoğrularak yapılan yiyecek
      OY: 1- Düşünmek, düşünce, fikir 2- Çukur
      OYA: 1- Oyularak yapılan elişi, işleme 2- Emanet, rehin 3- Sempatik, minyon
      OYAN: 1- İman, inanç 2- Düşünce, efkar
      OYAZ: Çukur, kuyu
      OYBAK: Çukurlu vadi
      OYBAT: Oyuk ve çukurlu yer
      OYGAK: 1-Oya, rehin 2- Uyanık, müteyakkız
      OYGUR: Dere yatağı, dere oyuğu
      OYINLI: Düşünceli, efkarlı
      OYLUM: 1- Çukur, kuyu, boşluk 2- Kurucu, kuruntu, yormak
      OYMAK: Yığın, kitle. Türklerin sosyal birimleri içindeki sıralamada, Obadan büyü Boy’dan küçük olan akrabalar topluluğu
      OYMUR: Dere, dere yatağı
      OYNAK: Maral, ceylan, vb. Hayvanların bir arada olup su içtikleri kuyu, su birikintisi
      OYRAM: Girdap, anafor
      OYRAT: Derin, oyuk, derinleşmiş
      OYTUN: Kutsanmış, mübarek
      OYUR: Vücut, endam
      OZ: İleri, ön, önde
      OZA: Kadim, eski, ezeli, hep var olan
      OZAĞI: Tecrübeli, bilgili, uzman
      OZAMIŞ: Uzamış, uzman, usta işinin ehli
      OZAN: (Uzan) Öncü, herkesin önünde olup hitap eden, şiir yazan ve okuyan, kopuz çalarak şiir okuyan ve yazan. Usta, işinin ehli
      OZAR: Uzman, usta, bilir kişi
      OZGAN: Kademeli, dereceli, öncelikli
      OZMAN: Uzman
      OZMUŞ: Uzmanlaşmış, yetik
      OZUL: Esas, kaide
      OZUT: İkamet, ikametgah
      OZUTGAN: İleride, ilerici
      ÖBEK:Küçük grup, tim, takım, parça
      ÖBGE: Ced, Ata, Soy
      ÖCAL: birl. Öc/Al intikamcı
      ÖCEK: 1- Esinti, hafif yel 2- Burç
      ÖCÜT: İntikam, öç
      ÖDEM: 1- Borç, bakiye 2- Ödül, mükafat
      ÖDEMİŞ: 1- Eczacı, doktor 2- Ricacı, yakaran 3- Borçsuz, bakiyesiz 4- Ödül veren
      ÖDEN: 1- Ricacı, duacı 2- Ödül
      ÖDGÜLMÜŞ: 1- Övülmüş, övülen, başarılı, ödül almış 2- Ricacı, duacı
      ÖDGÜR: Uygun, yerinde, vaktinde
      ÖDRÜM: Seçkin, mümtaz
      ÖDÜGET: Ricacı, yakarıcı, duacı
      Yakutlarda, “ Akarsular Tanrısı”
      ÖDÜK: Rica, yakarı, dua, niyaz, arzu
      ÖDÜL: 1- Usluluk, akıllılık 2- Yüceltme, ululama, mükafat
      ÖDÜN: 1- Ödeme, ödeyiş 2- Yakarış, niyaz
      ÖDÜŞ: Vakit, devir
      ÖG: (Ok) Ana, anne, yaratan, doğuran
      ÖDGÜL: Övülme, övünç kaynağı, övülme nedeni
      ÖGE: (Öke) Dahi, çok zeki, çok akıllı
      ÖGEÇ: İki yaşına gelmiş koç
      ÖGEL: 1- Zeki, akıllı, aklı başında 2- Burç
      ÖGET: 1- Akıl, zeka, akıllılık, 2- Sevgi, muhabbet
      ÖGİR: Sevinç, neşe, eğlence
      ÖGLÜ: Dahi, çok akıllı
      ÖGREDİK: 1- Mürebbiye, eğitmen, yetiştirici, öğretmen 2- İdman, talim, antrenman
      ÖGRÜ: 1- Öğrenilecek olan 2- Arkadaş, refik
      ÖGÜŞLÜ: Övülen, methedilen, övülmeye layık
      ÖGDÜ: Övme, methiye
      ÖGDÜM: 1- Övülen, methedilen 2- Önce, öncelikli
      ÖĞER: Övücü, methedici
      ÖĞLEŞ: Akıl birliği, fikir birliği
      ÖĞREK: Toplantı yeri, cemiyet , dernek
      ÖĞREN: Öğrenmekten
      ÖĞRET: Gelenek, terbiye
      ÖĞREYÜK: Gelenek, görenek, terbiye
      ÖĞRÜK: Munis, cana yakın, el üstünde tutulan
      ÖĞRÜNÇ: 1- Deneyimli, bilgili, öğrenmiş, ders almış, yetişmiş 2- Hoşnutluk, memnuniyet
      ÖĞTÜ: Metih, övme, ululama
      ÖĞTÜR: Övme, methedici
      ÖĞÜÇÜ: Övücü, methedici
      ÖĞÜLMÜŞ: Başarılı, destekli, övülmeye layık
      ÖĞÜN: 1- Öğünmek..ten öğün 2- İtina, dikkat 3- Sıra
      ÖĞÜNÇ: Övünç, iftihar, övünme gerekçesi, iftihar vesilesi
      ÖĞÜNÇEK: Öğünmeye değer, öğünme nedeni
      ÖĞÜNMÜŞ: Övünmüş, övünmeyi hak etmiş, gururlu
      ÖĞÜNÜR: Gururlu, mağrur
      ÖĞÜR: Över
      ÖĞÜT: 1- Anlayış, kavrayış 2- Nasihat, tavsiye, deneyim aktarımı
      ÖK: (ög) 1- Öz, doğuş, oluş, gelişme 2- Zeka, bilme, us, yetenek, ana, doğuran
      ÖKÇİ: Okeci, çağırıcı, davet edici, davetiye veren kişi
      ÖKÇÜR: Zeki, anlayışlı
      ÖKE: Dahi, yanılmaz, bilge, çok akıllı
      ÖKER: Dahi, süper zeka
      ÖKERMAN: Dahi, bilge, yanılmaz
      ÖKLÜ: 1- Dahi, akıllı 2- Egemen, denetimci
      ÖKSÜM: Arzu, murat
      ÖKSÜZ: Desteksiz, arkasız, oluşumsuz, gelişmeye engel durumu olan, (Halk arasında, anası
      olmayan, ölen ya da ayrı olan çocuklar için de bu adın kullanılmasındaki neden, ananın, çocuğun yetişme ve gelişimindeki önemine atfendir.)
      ÖKTE: 1- Ökeli, akıllı, dahi, yanılmaz, deneyimli, bilgili 2- Azametli, gösterişli
      ÖKTEM: 1- Akıllı, bilge 2- Asi, başına buyruk, pervasız 3- Meşhur, gösterişli 4- Bahar, ilk yaz
      ÖKTEN: 1- Akıllı, bilinçli 2- Kahraman, cesur, korkusuz, başına buyruk
      ÖKÜÇ: 1- Çok, çokluk, bolluk 2- Akıl, us, bilinç
      ÖKÜN: Kendine dönüş, öze dönüş
      ÖKÜNMÜŞ: Özüne bağlı, özüne dönen
      ÖKÜŞ: 1- Çok, çokluk, bolluk, bereket 2- Akıl, bilinç, bilinçli
      ÖKÜŞ KARA AÇKI: birl. Öküş/Kara/Açkı mec. Keskin zekalı
      ÖKÜZ: 1- Irmak, nehir, büyük akarsu 2- Uzman, bilge, ehil, dahi
      ÖLÇER: 1- Mühendis 2- ağırbaşlı, ölçülü 3- Savaş buyruğu, saldırı buyruğu
      ÖLÇÜM: 1- Adap, usul, erkan, yol 2- Ağırbaşlılık
      ÖLMEZ: 1- Dirayetli, dayanıklı 2- Çok sevilen, unutulmaz, iz bırakmış
      ÖN: 1- Doğu, güneşin doğduğu yön 2- İlk, başlangıç, doğuş, meydana geliş 4- İlke, öncelik, prensip,temel
      ÖNAL: birl. Ön/Al Öncü, lider, önde olan
      ÖNALAN: birl. Ön/Alan, lider, öncü
      ÖNALDI: birl. Ön/Aldı, lider, öncü
      ÖNCEK: Önce, önceki, selef
      ÖNCEL: 1- Selef, daha önceki 2- Önde olan, öncü, rehber 3- Öncelikli, imtiyazlı
      ÖNCELİK: İmtiyaz, torpil
      ÖNCÜ: 1- İlk, orijinal 2- Lider, yol açan, önde olan
      ÖNCÜL: 1- Öncü, önde, rehber 2- Birinci, ilk
      ÖNÇEK: Önceki, önceki, selef
      ÖNDAŞ: Aynı öncelikte, aynı imtiyazı paylaşan
      ÖNDE: Öncü, önceki
      ÖNDEGÜN: birl. Önde/Gün 1- Önemli gün 2- Önceki gün
      ÖNDER: Önde olan öncü, lider
      ÖNDEŞ: Yol açan, rehber, mihmandar
      ÖNDÜÇ: Öncü, mihmandar
      ÖNDÜL: 1- En önde, en öndeki, öncü 2- Öncelik, imtiyaz
      ÖNDÜN: 1- Peşin, peşinat 2- Önde, önde gelen
      ÖNE: İleri, ileride, ötede
      ÖNEK: Dayanak, direk, destek
      ÖNEL: 1- Usta, uzman, pir 2- Vade, mühlet
      ÖNEM: Öncelik, imtiyaz, değer, kıymet, hassasiyet
      ÖNEN: 1- Önde olan, öne geçen 2- Bağlılık, sadakat
      ÖNER: birl. Ön/Er Öncü, rehber, kılavuz
      ÖNEY: 1- Öne geçen, önde gelen 2- Yükseklik
      ÖNG: İlk, birinci, başta gelen
      ÖNGEL: 1- Ağırbaşlı, olgun 2- Öncü, öncülük eden
      ÖNGEN: 1- Zafer, utku 2- Uzun boylu, levent
      ÖNGER: Hiddetli, asabi
      ÖNGİ: (Öngü) 1- Değişik, farklı, sıra dışı 2- Önce, öncelikli
      ÖNGÜÇ: 1- Öncü, kılavuz 2- Atak, atik, hareketli 3- Delil, kanıt, ispat
      ÖNGÜK: Yastıkların ucuna yapıla işleme
      ÖNGÜL: Yol gösteren, ön ayak olan
      ÖNKUZU: birl. Ön/Kuzu mec. Kurban, kurbanlık
      ÖNÜÇ: Önce, önceki, selef
      ÖNÜM: 1- Birinci, ilk 2- Hasılat, ganimet, kar
      ÖNÜR: Başlangıç, siftah
      ÖNÜRT: Önce, öncelik
      ÖNÜT: Önce, öncelik
      ÖPGİNE: Öpücük, buse
      ÖPKE: İç geçirme, öfke, hırs
      ÖPÖZ: Can, ruh, nefs
      ÖRÇÜM: Üreyiş, gelişim, büyüme
      ÖRÇÜN: İpten örülmüş merdiven
      ÖREN: 1- Örme yapan, örücü 2- Eskiden kalma kalıntı, kalıntı kent ya da mezar
      ÖRGE: 1- Örnek, motif, örgü örneği 2- Şahika, yükseklik
      ÖRGEN: 1- Örülü ip, urgan 2- Keçi kılından yapılan ip
      ÖRGÜÇ: 1- Dokuma aleti, dokuma tezgahı 2- Mevki, mertebe 3- Tümsek, tepe
      ÖRİKLİ: Şeciyeli
      ÖRKEN: 1- Urgan, örülü ip 2- Fidan
      ÖRKİN: 1- Fidan 2- Taht, tahtırevan
      ÖRNEK: Numune, standart, ölçü
      ÖRPEN: 1- Örtülü, kapalı, gizli 2- Alev, alev ışığı
      ÖRS: Üzerinde metal maden dövülen demir kütle mec. Dayanıklılık
      ÖRTE: Örtü, örtülü
      ÖRTGÜN: Samanı ayrılmış, harmanlanmış tahıl
      ÖRTÜN: Omuz üstüne alınan örgülü giyecek, pelerin
      ÖRÜÇ: Örgü malzemesi, dokuma tezgahı
      ÖRÜM: Çit, ağıl
      ÖRÜN: 1- Saç örgüsü, belik 2- Beyazlık, temizlik 3- Gökyüzünün bulutsuz hali 4- Ürün, hasılat
      ÖRÜNDÜ: Arı, temiz, saf, pakize
      ÖRÜNDÜL: 1- Seçkin, güzide 2- Saf, temiz, pak
      ÖS: Gerçek, hakiki
      ÖSRÜK: 1- Mert, özü sözü bir 2- Esrik, kendinden geçmiş
      ÖSTERİŞ: Fantezi, hayal, fantastik
      ÖTER: 1- Ricacı, yakaran 2- İleri, ileri geçmiş 3- Çığırıcı, ötücü, okuyucu
      ÖTGEN: Geçmiş, aşmış, ötede olan
      ÖTGÜR: Delici, delip geçen
      ÖTİLİG: İtibarlı, saygıdeğer, muhterem
      ÖTKER: 1- Ricacı, duacı 2- Geçici, fani
      ÖTNÜ: Rica, yakarı, istirham
      ÖTÜG: (Ötük) Arz, niyaz, rica, dua, dilek
      ÖTÜGEN: (Ötüken)
      ÖTÜKEN: 1- Ricacı, duacı, niyazcı, Tanrıya yakaran 2- Geçmiş, mazi, onurlu ve övünçlü mazi
      ÖTÜN: 1- Ödün, verme, bağış, mağfiret 2- Yakarı, yalvarış, niyaz
      ÖTÜNÇ: 1- Rica, dilek, maruzat, istirham 2- İltimas, tarafgirlik
      ÖVET: Övüş, övgü
      ÖVGÜ: Övme, methetme
      ÖVGÜN: Övülen, övülmeye layık
      ÖVÜÇ: Övünç, iftihar
      ÖVÜL: Övülen, övülmeye layık
      ÖVÜNÇ: Övülmeye yol açan davranış, gurur ve onur kaynağı
      ÖVÜT: Öğüt, nasihat
      ÖYKE: Öfke, hiddet, hınç
      ÖYKÜ: 1- Taklit, benzeme, benzetme, 2- Hikaye
      ÖYKÜNÇ: Eğilim, benzeme, taklit etme eğilimi
      ÖYLEK: Zaman, devir
      ÖYÜK: Coşku, coşkunluk, tezahürat
      ÖZ: Kişinin “ben” derken, anlatmak istediği, tinsel varlık. 1- Ben, tin, can, ruh, gönül 2- Asıl, esas,temel, unsur 3- Şahsi, kişisel, kendi, kendine aitlik 4- Uz, uzluk, ustalık 5- Dere, ırmak
      ÖZAK: birl. Öz/Ak mec. Soylu
      ÖZBEK: birl. Öz/Bek mec. Cesur, kendine güveni tam
      ÖZBİR: birl. Öz/Bir mec. Soylu
      ÖZDEK: 1- Madde, temel, asıl, yapı, kuruluş, oluş, oluşum 2- Beden, vücut 3- Ağacın, köküne yakın olan kısım
      ÖZDEL: 1- Soylu 2- Armağan, hediye
      ÖZDEN: 1- İçten, samimi 2- Ender rastlanan, olağanüstü 3- Akraba, hısım 4- Armağan, hediye
      ÖZEK: 1- Temel, asıl, üs, merkez 2- Can, ruh, gönül
      ÖZEL: 1- Ayırt, fark, farklılık 2- Uzman, usta, kalifiye 3- Kişiye özgü, kişisel
      ÖZEN: 1- İçten, samimi 2- Dikkat, itina, emek, heves 3- Irmak, küçük akarsu
      ÖZENÇ: 1- Gıpta, heves 2- Direnç, gayret, dik başlılık
      ÖZERK: birl. Öz/Erk Kendine egemen, kendine sözü geçen
      ÖZGE: Ben’in karşıtı. Başka, öteki, yabancı, ,gayrı
      ÖZGEL: Öze ait, özden gelen, samimiyet
      ÖZGERİŞ: 1- Hayal, kurgu, fantezi 2- Devrim, başkaldırı
      ÖZGÜ: Öze ait, özle ilgili, ait, has, mahsus
      ÖZGÜN: Öze ait, özüne ait, orijinal, kendine has
      ÖZGÜR: Hür, bağımsız, kendinden başkasını dinlemez
      ÖZGÜVEN: birl. Öz/Güven Cesaret, kendine güvenme, kendinden emin olma, kendinden bilgi, beceri ve konumundan kuşku duymama
      ÖZİ: Fert, Şahıs
      ÖZİÇ: Varlık, şahsiyet
      ÖZİL: birl. Öz/İl mec. Anayurt
      ÖZKER: 1- Ulu ruhlu kişi 2- İyilik sever, hayırsever
      ÖZKONUK: Can, ruh
      ÖZLEK: 1- Üretken, münbit 2- Felek, talih 3- Özel, şahsi, kişisel
      ÖZLEM: 1- Öz’ün ilgisi, ilgi duyarak yönelişi, hasret 2- Özel, hususi, kişisel
      ÖZLEN: 1- Özlenen, aranan 2- Dürüst, özü sözü bir 3- özel, hususi, kişisel
      ÖZLEŞ: Kendine dönüş, kendinden veriş
      ÖZLÜ: Orijinal, sağlam
      ÖZLÜK: Şahsi, özel, kişisel
      ÖZMEN: Dürüst, özü sözü bir
      ÖZRÜM: Seçkin, seçilmiş
      ÖZÜÇ: Vücut, gövde, endam
      ÖZÜM: Kendine katma, kendine çekme, kendinden yapma
      ÖZVEREN: birl. Öz/Veren mec….Fedakar, fedai
      ÖZVERİ: birl. Öz/Veri …Fedakarlık.



      < Bu mesaj bir yönetici tarafından değiştirilmiştir >
      |
      |
      _____________________________

    • Yarbay
      2433 Mesaj
      11 Mayıs 2009 13:46:54
      ÖZGÜN: Öze ait, özüne ait, orijinal, kendine has


      < Bu mesaj bir yönetici tarafından değiştirilmiştir >
      |
      |
      _____________________________

    • Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
      11 Mayıs 2009 13:49:30 Konu Sahibi
      PARS:Leopar
      PARSAK: 1- Acıma duygusu, merhamet 2- Porsuk
      PAŞA: Baş komutan, general. ( Bu sözcük, bazı dilbilimcilerimize göre, Baş-Şad, bazılarına göre de Baş- Ağa birleşimi ve zamanla ağız değişimiyle bu biçime gelmiştir.
      PEÇEN: Çayır, çimen, çayırlık, otlak
      PEÇENEK: 1- Otlak, çayırlık 2- Bacanak
      PEK: 1- Berk, katı, sıkı, sert, kuvvetli, dayanıklı 2- Bey sözcüğünün, değişik ağız ayrılığı Bek, beg,beğ, bey vb.
      PEKİŞ: Sıklık, sertlik, pekişmişlik
      PELEN: İyi, ehven
      PELİN: Acı ve keskin kokulu bir yayla çiçeği
      PELİT: Meşe ağacının çiçeği
      PERİNÇEK: (Berincek) 1- Sadık, içten bağlı 2- Fedakar
      PINAR: Kaynak, kaynarca, göze
      PIŞGAN: Olgun, pişkin
      PİŞKİN: Olgun, pişmiş
      PUSAT: (Busat, basat) 1- Silah 2- Zırh, koruyucu
      PUSUG: Pusu
      PUSUN: Pusu, pusma, sinme
      PUSUNÇ: İltica, sığınma, sinme, pusma, sığınmış, mülteci
      PÜSKÜL: Sarkık, asılı duran süs, aksesuar .



      < Bu mesaj bir yönetici tarafından değiştirilmiştir >
      |
      |
      _____________________________

    • Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
      11 Mayıs 2009 13:51:33 Konu Sahibi
      TABAN:1- Tapan, tapınan 2- Temas, dokunma, vurma 3- Dizi, sıra, kafile
      TABAR: 1- Tapan, tapınan 2- Vuran, döven, dövüşçü
      TABGAÇ: 1, Dövüşçü, kavgacı 2- Ulu, saygıdeğer, muhterem 3- Tapıcı,tapınıcı
      TABIN: (Tapın) İbadet
      TABKI: Vicdan
      TABU: (Tapı, tapu) Kutsanmış, kutlu yapılmış, tapılacak duruma getirilmiş
      TABUK: 1- Tabu 2- İnayet, yardım, hizmet
      TABUN: Tapın, ibadet
      TAÇA: Tasarı, kurgu, plan
      TAÇAM: Tasarı, plan, kurgu, senaryo
      TADIK: Tat, lezzet, damak
      TAG: (Tak, tağ, dağ)
      TAGA: 1- Silah 2- Kural, kaide 3- Saygıdeğer, hürmet edilen
      TAGAY: 1- Saygı duyulan kişi 2- Dayı, ana tarafından gelen akraba
      TAGI: 1- Dindar, inançlı 2- Takı, aksesuar
      TAGUK: Tavuk
      TAĞ: Dağ
      TAĞAN: Üç ayak, saç ayağı
      TAĞAŞAR: birl. Dağ/Aşar mec. Azimli, kararlı
      TAĞLUK: Dağlık, dağlık bölge
      TAĞMA: 1- Dağ eteği 2- Elçi, devlet temsilcisi, devlet görevlisi
      TAĞUDAR: 1- Heybetli, dağ gibi 2- Dağıtıcı, yok edici, yıkıcı, şiddetli 3- Kısmet, nasip
      TAKAK: Ucu, ateşli ok
      TAKAY: 1- Dayı, ana tarafından akraba 2- Dolunay
      TAKIĞ: Takı, ziynet, aksesuar, mücevher
      TAKIR: Takı, ziynet
      TAKIŞ: Takı, süs, aksesuar
      TAKİ: Dindar
      TAKSUK: Harika, olağanüstü, anormal
      TALA: 1- İri cüsseli, heybetli 2- Seçkin, güzide
      TALAKAN: Yağmacı, yağmalayan
      TALAN: Yağma, yağmalama, üşüşme, saldırı
      TALAS: 1- At yarışlarındaki, başlangıç ve bitiş çizgisi 2- Fırtına, kum fırtınası 3- Dalga
      4- Tartışma, münakaşa
      TALAY: (Taluy, Tulay, Toluy,Tolu) 1- Okyanus, derya, büyük deniz, büyük göl
      mec. Ululuk, büyüklük, sonsuzluk 2- Gelecek, ikbal 3- Seçkin,güzide
      Şamanist gelenekte Deniz ve göllere bakan Tanrı
      TALAZ: Dalga
      TALI: Güzide, seçkin
      TALIKU: Seçkin, güzide, beğenilen
      TALIMAN: Seçkin, güzide
      TALKILIÇ: (Dalkılıç) Zırhsız, korumasız
      TALKAN: Kızartılmış tahıl
      TALPIN: Faal, aktif, çalışkan, himmetli
      TALŞIK: İtimat, teminat, güvence
      TAMAN: Duman, sis
      TAMAR: 1- Damla, damlayan 2- Demir, demir cevheri
      TAMGAÇ: Memur, devlet memuru, damgacı, devlet görevlisi
      TAMIŞ: 1- Demiş, söylemiş, bilgili, deneyimli, sözüne değer verilen, sözüne güvenilen 2-Damla
      TAMİR: Temir, demir
      TAMİZ: Damla
      TAMTUK: Büyük ve kuvvetli ateş
      TAMU: (Tamuğ) Yerin dibi, yer altı, cehennem
      Şamanist gelenekte, kötü kişi ve ruhların, öldükten sonra gittikleri yer
      TAN: (Tang) 1- Gün açımı, gün doğumu, şafak 2- İlginç, acayip, şaşkınlık yaratan 3- Tatlı, tat veren,huzur veren
      TANA: (Dana) dana, iki yaşındaki inek yavrusu
      TANDU: 1- Tan vakti, tan vaktinde doğmuş 2- Alev, alevli büyük ateş
      TANG: 1- Mucize, olağanüstülük 2- Tan vakti 3- Giriş, antre
      TANGAK: Kaygı, endişe
      TANGSUK: Mucize, şaşırtıcı olay, olağanüstülük
      TANGUT: (Tankut) Savaşlarda, mızrak ve tuğların yanına ya da ucuna takılan ipek kumaş, flama
      TANIK: 1- Tanuk, şahit, gözlemci 2- Tanıdık, dost, yaren
      TANIL: Ünlü, meşhur, tanınan
      TANIP: Tanınmış, ünlü
      TANIR: Ünlü, tanınmış
      TANIŞ: 1- Tanınan, bilinen, aşina, tanıdık 2- Danışılan, bilgi ve deneyimine başvurulan, danışman
      TANIŞIK: Yakından tanınan, tanıdık, bildik, dost, yaren
      TANIŞMAN: (Danışman) Tanış, danışılan, bilgili kişi
      TANIT: Tanınacak nitelikte, belirgin, tanınabilen
      TANJU: (Tanyu) Sonsuz genişlik, ululuk,olağanüstülük, mucize gibi
      Hun imparatorlarının unvanlarından
      TANLA: 1- Şaşılası, ürkütücü, olağanüstü, mucize 2- Suçlayan, yargılayıcı 3- Doğuş, tan vakti
      TANLAĞI: Mucize
      TANMAN: Tan vakti doğan
      TANRIDAĞ: birl. Tanrı/Dağ “ Tanrı Dağı”
      Çok eski dönemlerden beri, kutsanarak, Tanrı tarafından yalnızca Türklere tahsis edildiğine
      inanılan ve halen kutlu kabul edilen sıradağların genel adı
      TANRIKUT: birl. Tanrı/Kut
      Tanrısal, Tanrıdan gelen, Tanrının Kutunu üzerinde bulunduran, haşmetli, Hun
      imparatoru Mete Han’ın unvanı
      TANSIĞ: (Tansık,Tansu) hayret verici, şaşırtıcı, olağanüstü
      TANSU: 1- Tansık, mucize 2- Yadigar, armağan 3- Birleşik
      TANTIK: 1- Çok konuşan, konuşkan 2- Tanıdık, hısım, ahbap
      TANUĞ: Tanı, teşhis, kanıt, tanınan, tanınmaya yol açan
      TANYU: (Tanju) Ulu, ulaşılmaz, hükümran
      TAP: Dilek, istek, umut, yardım ve bunları içine alan beklentilerle dolu inanç
      TAPAĞ: 1- Tapma, tapınma, saygı 2- Görev, iş
      TAPAR: Tapan, seven, uman
      TAPARLU: 1- Mutlu, umutlu 2- Sofu, dindar
      TAPDUK: 1- Çocuğu uzun süre olmayanların, çocuğu olduğunda verdiği adlardan 2- Saygı ve sevgiye layık, saygıdeğer 3- İbadet, tapınma
      TAPI: Tapınma, ibadet
      TAPIK: Önde, önde olan, önde gelen
      TAPIN: Tapınma, umma, beklenti
      TAPINGU: Tapınılacak nitelikte sevilen
      TAPIR: Buluş, yenilik, icat
      TAPKI: Vicdan
      TAPKIR: Ayak altında kalıp, katılaşan toprak
      TAPKUR: Tabur, dizi, topluluk, kafile
      TAPLAK: Rıza, kabul, teyit
      TAPUK: Tapu, Tabu 1- Tapınma, dilek, istek 2- Tabu, kör inanç 3- Hizmet, hizmetli
      TAPUKÇI: (Tapıcı) Saray muhafızı, muhafız askeri
      TAPUKSAK: Saygılı, hürmetli
      TAPUN: Kutsama, kutsal bir varlığa yönelme, beklenti, ibadet
      TAPUNMUŞ: Sofu
      TAR: Dar, darlık, zahmet, sıkıntı
      TARA: Ağaç dallarını budamak için kullanılan bıçak
      TARAGAY: Turgay, tarla kuşu, çayır kuşu
      TARAKA: 1- Tarak, eşme, ayırma aleti 2- Saygı gösteren
      TARAMAN: Tarayıcı,rençber, çiftçi
      TARAN: 1- Geniş arazi, ekinlik, ekin yeri 2- Sınır, hudut
      TARANÇI: 1- Sınır muhafızı 2- Ekinci, rençber
      TARANG: Mevki sahibi, imtiyazlı, saygıdeğer
      TARBAN: Gururlu, mağrur
      TARDU: 1- Öncelikli, imtiyazlı 2- Durdu, duran yaşam
      Göktürkler dönemi, üst düzey yöneticilere verilen bir unvan
      TARDUŞ: İmtiyazlı
      TARGAN: Savaşlarda, düşmanın geçeceği yollara, onların gidişini ağırlaştırmak ve güçleştirmek için bırakılan, kaya ve kütük parçaları
      TARGUN: Mahçup, sıkılgan
      TARHAN: (Tarkan) İmtiyaz sahibi soylu kişi. Bu kişiler, vergi vermez, suçları dokuz kereye kadar bağışlanır, kağan ve hanların huzuruna izinsiz girebilirlerdi.
      TARHUN: Güzel kokulu bir yayla çiçeği
      TARIK: Darı, tahıl, ekin
      TARIM: 1- Emek, enerji, zahmet, sıkıntı 2- Ziraat, rençberlik 3- Irmakların küçük kolları
      TARINÇ: Sınır, hudut, uç
      TARING: 1- Derin, derinlik 2- Ziraat
      TARKAN: İmtiyazlı ve soylu kişi (Tarhan)
      TARKANÇ: 1- Öfke, gücenme, rahatsızlık, kızgınlık 2- Darılma, sıkılma
      TARKAT: Bakan, nazır, yönetici, bürokrat
      TARKINÇ: 1- Darılma, darlanma, küsme, küskünlük 2- İsyan, başkaldırma
      TARLIG: 1- Güçlük, darlanma, sıkılma 2- Bahşiş, hediye
      TARTA: Terazi
      TARTAGAN: 1- Tartan, terazi 2- Dağınık, derbeder
      TARTIŞ: Armağan, bağış
      TARUG: 1- Darı, ekin 2- Hediye, bağış
      TASAR: Plan, tasarı, tasarım
      TASIM: Gösteriş, afi
      TAŞ: 1- Dış, dışta olan, görünürde olan 2- Kaya parçası mec. Sertlik, dayanıklılık
      TAŞAN: Taşmış, dışa vurmuş, coşkun
      TAŞAR: Taşmış, coşkun, ateşli
      TAŞGAN: Taşan, coşan, ateşli
      TAŞGARU: Dışarı, dışarıdan, taşra
      TAŞGIN: Taşmış, dışa vurmuş, coşkulu, ateşli, asabi
      TAŞKI: Dışarıdan, taşralı
      TAŞKIN: Coşkun, ateşli
      TAŞRALU: Dışarıdan, yabancı
      TAŞRIK: Dışarıda, gurbet, gurbetçi, sefere giden.
      TAŞUG: Taşınabilir mal, menkul değer
      TAŞÜREK: birl. Taş/Yürek ( Cesur, gözü kara)
      TAT: 1- Yemek, damak 2- Uzak, uzakta, uzaktan, yabancılaşmış 3- Kılıç pası, paslı kılıç
      TATAR: 1- Uzakta kalmış, yabancılaşmış 2- Çayırlık, mera 3- Kent dışında yaşayan
      TATAŞ: (Dadaş) 1- Yakın dost, yaren, arkadaş 2- Uzakta kalmış, aynı uzaklığı paylaşan
      TATIG: Tatlı, hoş
      TATIR: Çayırlık, otlak, mera
      TATLI: Tatlı veren, hoşa giden mec. Güler yüzlü, sevimli, cana yakın
      TATU: 1- Barış, sulh 2-Uzağı gören, uzak görüşlü 3- Bakıcı, eğitici 4- Tatlı, tat veren
      5- Yaratılış, fıtrat
      TAV: 1- Hız, devinim, çeviklik, koşu, davranmak, harekete geçmek. 2- Dağ
      TAVAR: Hızlı hareket eden, hızlı davranan.
      TAVGAÇ: 1- Hızlı koşan, hızlı davranan, atik 2- Çekici, cezbedici
      TAVIŞGAN: Tavşan
      TAVLI: 1- Hızlı, atik 2- Dağlı
      TAY: 1- Dayak, dayanak, dayanılacak nesne 2- Soy, asalet, soyluluk unvanı 3- Ululuk, büyüklük,çokluk 4- Mevki, yer, bölge 5- Ananın erkek kardeşi, dayı 6- Süt emen at yavrusu
      TAYAK: Baston, değnek, dayanılacak nesne.
      TAYANÇ: 1- Dayanç, dayanak 2- Hami, koruyucu, sırdaş, güvenilen kişi
      TAYANÇI: Danışman, memur.
      Uygurlar döneminde, küçük dereceli memur unvanlarından
      TAYANG: Dayak, dayanak, destek, dayanak
      TAYANGU: Danışman, aracı, sıra dışı. Han ve kağanların danışmanlarına verilen bir unvan
      TAYCU: 1- Hami, destekçi, koruyucu 2- Soylu, seçkin 3- Tay sahibi,tay eğiticisi
      TAYEÇE: birl. Tay/Eçe..Soylu, saygıdeğer hanım. (Teyze, sözcüğünün buradan
      geldiğini söyleyen dilciler var.)
      TAYGA: 1- Kavak, çam, söğüt karışımı ormanlık bölge 2- yoğurtlu sebze çorbası
      TAYGAN: 1- Karışık ağaçlı orman 2- Dayanak, destek
      TAYGANA: Kaygan, kayıcı
      TAYGUN: Yavru, çocuk, torun
      TAYGUR: Kayan, kızakla kayan
      TAYIK: Kibar ve nazik genç
      TAYLAN: 1- Beyefendi, centilmen 2- Yakışıklı, heybetli 3- Düzgün ve etkileyici konuşan
      TAYŞI: 1- Mürşit, yol gösteren 2- Hami, koruyucu
      TEBER: Balta, baltalı mızrak
      TECİMEN: İdareli, ekonomist
      TECİMER: Ekonomist, hesaplı
      TEDAN: Tutan, zapt eden, zabit
      TEDİK: (Tetik) 1- Usta, becerikli, bilgili 2- Öğüt, nasihat
      TEGEN: (Değen) Değerli, karşılığı olan
      TEGİN: Tigin, prens, şehzade, bey oğlu. Göktürkler döneminde, vali unvanı olarak da kullanılmıştır.
      TEGİNEK: Değnek, baston
      TEGİR: 1- Değer, kıymet, paha 2- Hücum, taarruz 3- Ulaşım, ulaşma
      TEGİŞ: 1- Değişim, değişme 2- Dövüş, temas, çarpışma, hücum
      TEGRE: Daire, çevre, civar, etraf
      TEGREK: 1- Değer, kıymet 2- Tekerlek, değirmi, yuvarlak
      TEĞME: Değme, seçkin, farklı
      TEKER: 1- Değer, kıymet 2- Çevre, yöre, daire 3- Saldırgan, mütecaviz
      TEKEŞ: Döğüş, değiş, temas, savaş, savaşçı
      TEKİN: 1- İyi, güzel, biricik, emsalsiz, uğurlu, uygun 2- Rahat, güvenli,güvenilir,
      3- Tigin, prens, bey oğlu 4- Tabi, bağlı, kul, köle 5- Boş, ıssız, toplumdan uzak kişi 6- Saldırgan
      TEKİNİK: Güvenilir, iyi, münasip, uygun
      TEKİR: 1- Değer, kıymet, paha 2- kara benli, kara çizgili 3- Hücum, saldırı, saldırganlık
      TELA: 1- Delici, delen 2- Tolu, olgun, bilge 3- Armağan, adak, sungu
      TELEK: Armağan, sungu
      TEMİR: Demir
      TEMİR YALUP: birl. Demir/Yalup …demirci ustası, silah yapımcısı
      TEMİRÇAL: birl. Temir/Çal ( kılıç darbesi, kılıç vuruşu)
      TEMİREN: Ok başlığı, okun ucundaki sivri ve delici demir parçası
      TEMİRHAN: birl. Temir/Han
      Eski dönem, “ Maden Tanrısı”
      TEMİRKIRAN: birl. Temir/Kıran mec. Acı kuvvet, acı kuvvete sahip kişi
      TEMİŞ: Demiş, söylemiş, bilgin, deneyimli
      TEMÜGE: (Temürge) demir, nüvesi
      TEMÜRKAZUK: birl. Temir/Kazık Kutup yıldızı
      TENBE: At koşumu, koşum takımı
      TENEKUR: Boraks madeni
      TENGİZ: Deniz
      TENİK: Azim, kararlılık
      TENŞİ: Eşit, adil, adaletli
      TEOMAN: Sis, duman, tuman
      TEPE: 1- Uç, sınır, doruk, yükseklik, yüksek yer 2- Yığın, kütle 3- Bir nesnenin sivri ucu
      TEREÇE: İnce, narin, zarif
      TEREK: Siper, koruyucu
      TEREKEME: Siper, siperlik, sütre
      TERİLGEN: Diri, canlı, hazır, tetik, tetikte
      TERİLGENBUDUN: birl. Terilgen/Budun
      Devletin çekirdeğini oluşturan boy merkez halk Devletin, temel, ulusal askeri gücü
      TERİM: 1- Bilim, sanat, bilim ve sanat erbabı 2- Emek, alın teri, zahmet 3- soyluluk, şeref, onur,nurlu 4- toplantı, dernek 5- Han soyundan gelen kızlara verilen bir soyluluk unvanı
      TERİŞ: Derleme, toparlama, birleştirme, birleştirici, derleyip toparlayıcı
      TERKEN: 1- Süs oku, süslü ok 2- Savaş arabası 3- Soylu, soyluluk unvanı
      TERNEK: Dernek, toplantı
      TESİYEMİ TANYU: (Ululuğun sınırı olmayan, en ulu )
      TETİK: 1- Uyanık, hazır 2- Becerikli, mahir
      TEYENG: Sincap
      TEYMUR: Demir
      TEZ: 1- Hızlı, ivedi, hızlılık 2- Kaçma, ürkme, ürküntü 3- Şiddet, şiddetli
      TEZME. Çabuk kızan, canı ağzında, kızıp çekip giden
      TEZÜREK: birl. Tez/Yürek Heyecanlı, ateşli
      TIBIK: Sakin, asude
      TILSIM: Büyü, efsun, sihir
      TIN: (Tin) Ruh, can, nefes
      TINGI: 1- Tin, can, yaşam 2- Kulağa gelen ses, ses dinleme (Tınlama)
      TINGLAK: Efendi, söz dinleyen
      TINGLAR: Dinler, hürmetkar
      TINGLATUR: Sözü dinlenen, sözü geçer
      TINGLAYU: Munis, söz dinleyen
      TINGLIĞ: Canlı, diri
      TINI: 1- Ruhsal, ruhla ilgili 2- İnanç, iman 3- Tıngırtı, kulağa gelen ses
      TİGİN: Prens, şehzade, han oğlu, bey oğlu
      TİGREK: Çevre, daire
      TİKE: Parça, bölüm, lokma, tıkım
      TİKEN: Dikili, dik, dikmiş
      TİKİM: Parça, lokma
      TİLBE: Dilek, dilenen şey, murat
      TİLBİ: Dilek
      TİLEK: Murat, istek, dilek
      TİLKİ: Tilki, kürkü için avlanan hayvan
      TİLMAÇ: Çevirmen, tercüman
      TİLMEN: (Dilmen) Konuşkan, hatip, çenebaz
      TİLTAY: Etken, amil, neden
      TİLUN: Dolun, tolun, dolu, tam, eksiksiz, kusursuz
      TİMAGUR: Merhametli, vicdanlı
      TİMUÇİN: (Temuçin, temurçin, timurçine)
      Çengiz Kaan’ın ilk adı. Ancak doğrusu, Timurçin’dir. Demir ucu, sivri demir anlamındadır.
      TİMUR: Demir
      TİMUR KÜRKAN: birl. Timur/Kürkan
      Türk dünyasının en ünlü simalarından. Yalnızca Türk tarihi değil, dünya tarihinin de başta gelen liderlerinden. Çengiz Kaan’dan sonra, dünyanın ikinci büyük fatihi. Yaşamı hep çetin mücadelelerle geçmiş, koca bir imparatorluğu adeta yoktan var etmiştir. Kürkan (Damat) lakabını, evliliğinin ilk yıllarında, kayın eçesi olan Buhara Emir’ in himayesinde oluşu nedeniyle almış, daha sonraları,İranlılar ona “ Timurleng”, Otmanlılar “ Aksak Timur” lakabını takmışlardır. Bu ulu kişi zamanında,Türk dünyası üçüncü ve son kez olarak, tek devlet çatısı altında toplanmış, “ Birleşik Türk devletleri” ideali, bu ulu kişinin döneminde son kez gerçek olmuştur.
      TİN: 1- Can, ruh, öz 2- Soluk, nefes, yel 3- Dinmiş, dingin, sakin, bitik 4- Gök, göksel, Tanrısal
      TİRGEÇ: Diri, canlı, dirilik veren
      TİRİG: Diri, canlı, güçlü
      TİRİGLİĞ: Dirlik, yaşam, geçim
      TİRİL: 1- Can, ruh, yaşam 2- Dirilik, canlılık, derlenip toparlanma 3- Derlenme, derleniş
      TİRİM: Yaşam, geçim, hayat yolu
      TİRKİŞ: Kervan, kafile
      TOGA: 1- Doğa, tabiat, hilkat, yaratılış, huy 2- Kalın, katı, yoğun, doymuş 3- Usul, yordam, teamül
      TOGAY: 1- Toga 2- Dolunay 3- Koruluk, küçük orman
      TOGU: 1- Doğu, doğuş 2- Vuruş, darbe
      TOĞAÇ: (tokaç) Topuz, çamaşır yıkarken kullanılan tahta topuz
      TOĞAN: 1- Doğan, doğan kuşu 2- Canlı, doğmuş olan, yaşayan
      TOĞMA: 1- Dokuma, dokumadan yapılan giysi 2- Yerli, yerli halktan olan kişi
      TOĞMAK: (Tokmak)
      TOĞMUŞ: Doğmuş, ortaya çıkmış, canlı, yaşayan
      TOĞRUL: 1- Tuğrul 2- Doğrulmak, ayağa kalkmak
      TOĞRULÇA: Doğan kuşu, doğan yavrusu
      TOĞSIK: Doğuş, doğum, ortaya çıkış
      TOĞUL: 1- Doğulu, doğudan 2- Doğum, doğuş, ortaya çıkış
      TOĞULGA: Tolga, tulga, savaş başlığı, miğfer
      TOK: 1- İrilik, katılık, dayanıklılık, yoğunluk 2- Vuruş, darbe, dövüş, savaş 3- Yol, yöntem, yordam
      TOKA: 1- Tok, sert, katı 2- Usul, yol, yordam, teamül 3- Dövüş, vuruş, vuruşma, 4- Huy, hilkat,yaratılış
      TOKAÇ: (Togaç) Topuz, çamaşır topuzu
      TOKALIG: Tokluk, katılık, sertlik
      TOKAY: 1- dolunay 2- Dere kenarlarında yetişen bir çiçek, çalı
      TOKLU: 1- Yol, yordam, bilen, bilge 2- Bir yaşını geçmiş kuzu 3- İri, dolgun, besili
      TOKMAK: Vurma, ezme, dövme aracı
      Kalın, geniş, ağaçtan yapılmış çekiç
      TOKOL: Kuma, ikinci hanım
      TOKTA: 1- Durma, yaşama, direnç, dayanıklılık 2- Tedbir, tedbirlilik
      TOKTAK: Tedbir, tedbirli, temkinli
      TOKTAMIŞ: Durucu, kalıcı, dirençli, dayanıklı, uzun ömürlü, dirayetli
      TOKTAR: Dayanıklı, dirayetli, uzun ömürlü
      TOKU: 1- Doğu 2- Dövüş, temas, savaş
      TOKUM: 1- Doğum, doğuş 2- Yaşam, direnç, dayanıklılık
      TOKUMAK: Tokmak
      TOKUR: 1- Gözü pek, cesur 2- Dokur, dokumacı
      TOKURGAK: Dokuma aleti, dokuma tezgahı
      TOKUŞ: 1- Dövüş, savaş, vuruşma 2- Doğuş, direnç, yaşam, dirayet
      TOKUZ: 1- Dokuz sayısı (..Türklerin uğurlu ve kutlu saydıkları sayılardan) 2- sıkça ve kalınca
      dokunmuş bir kumaş
      TOLAN: Eşsiz, emsalsiz
      TOLAY: Bir tavşan türü
      TOLDI: Doldu, dolu, doluluk, bütünlük, olgunluk, irilik, bilgelik, erginlik
      TOLDIKORGAN: Anıt, lahit, abide
      TOLGA: Miğfer, çelik başlık
      TOLGAN: 1- Dolgun, iri, dolu 2- Acı, üzüntü, inleme
      TOLKAN: Dolgun
      TOLMIŞ: Dolmuş, dolu, olgun, bilge
      TOLU: 1- Dolu, olgun, kamil, yetkin, usta 2- İçki, içki kadehi, içki ile dolu kadeh 3- Seçkin, güzide
      TOLUHAN: birl. Tolu/Han
      Arap işgalleri sırasında, onlara karşı direniş örgütleyen ve çeşitli savaşlara giren bir bey
      TOLUK: 1- Dolu, olgun, yetkin, bilge 2- Tuluk, tulum
      TOLUM: 1- Silah, savaş aleti 2- Olgun, dolgun
      TOLUN: Dolu, tam, bütün, eksiksiz, kusursuz, olgunlaşmış
      TOMAN: Duman,sis
      TOMBAY: Manda, camış
      TOMRİS: (Tomris Hatun) 1-Demir ucu 2- Demir sesi. 3- Demirin özü, nüvesi.4- Bereket, bolluk,uğur.
      T… Türk tarihinin ünlü simalarından. Sakalar devletinin katun’u (kraliçesi) (İran – Turan savaşları sırasında, zalimliğiyle ünlü, Pers kralı Hüsrev’in, Türk topraklarını işgal etmesine karşın yapılan savaşta büyük kahramanlıklar göstererek, onu yenmiş, başını kesip kan dolu bir fıçıya atarak, “Hayatın boyunca kana doymadın, kan döküp kan içtin. Ben de sana yakışanı yapıp, seni bundan mahrum etmeyeceğim.” diyen ulu kişi.)
      TON: Don, giyim, giysi, elbise
      TONA: Giyimli, varlıklı, yakışıklı
      TONAT: Donat, cömert, eli açık, aç doyuran – çıplak giydiren.
      TONATMIŞ: Giydirmiş, hayır hasenatta bulunmuş, cömert ve eli açık.
      TONGA: Kaplan, Asya kaplanı.
      TONGUZ: Domuz
      TONKA: 1- Tunga , kaplan 2- iri,büyük,gösterişli
      TONLU: Giyimli,şık,zengin,varlıklı
      TONSUZ: Yoksul
      TONYUKUK: (Tanyu/Kök,gök) Sonsuzluk ve genişlik,bilgelik ve deneyimlilik.
      TOP: Yığın, topluluk, bütünlük, erk
      TOPAÇ: 1- Top gibi, toparlak, dolgun 2-İbrik 3- Sepet, sele
      TOPAK: Topluca, toplanmış, yığın
      TOPRAK:.. Yer, yurt, arazi
      TOPURGAN: Ayak basıldığında toz çıkaran, yumuşak toprak
      TOPUZ: Toplanıp, kurutulmuş, katılaşmış, topluca ve katıca. Silah, dövme ve ezme aracı
      TOR: 1- Mevki, mertebe, şeref, şereflilik 2- Türeme, doğma, soy, gelişme, yayılma 3- Ağ, tuzak 4-Giysi 5- Evlat, çocuk, nesil 6- Zayıflık, incelik, hamlık
      TORAMAN: 1- Fahri, onursal, şerefli 2- Kaba, yetişmemiş, acemi 3- İri, dolgun, heybetli
      Toran: Turan, duran, yaşayan, dirençli
      TORÇUK: Kozalak
      TORKU: İpekli kumaş
      TORLAK: 1- Eğitilmemiş at 2- Çırak, acemi, ham
      TORMIŞ: Durmuş, yaşayan, yaşar, yaşam
      TORMU: Yaşam süresi, yaşam
      TORU: 1- Duruş, yaşam 2- Bolluk, bereket, fazlalık 3- Doru, doru renk
      TORUG: Doruk, Doru renk
      TORUK: 1- Doruk, zirve 2-İnce, zayıf, ham, olmamış
      TORUM: 1- Aygır, aygır yavrusu 2- Kul, köle, muti, bağlı 3- Deve yavrusu
      TORUN: 1- Evladın, evladı 2- Sevgili, biricik, çok sevilen 3- Acemi, ham, yetişmek üzere olan 4-Genç boğa
      TOSUN: 1- Genç boğa, 2- Tos atan, tos vuran, azgın, azmış, saldırgan
      TOY: 1- Şölen, yemekli eğlence, düğün dernek 2- Em, ilaç, doyum, doyumluluk 3- Ordu, ordu birliği 4- Çamur bataklık 5- Doğan türü bir avcı kuş 6- Genç, gençlik, acemilik, çıraklık
      TOYAK: 1- Atlara giydirilen savaş zırhı 2- Tırnak, at tırnağı
      TOYAN: Toy sahibi, toy veren kişi
      TOYGA: 1- Toy sahibi, toy veren kişi, 2- Toylarda yapılan çorba, ayranlı çorba
      TOYGAN: 1- Kurultay üyesi 2- Bir kuş türü 3- Genç, taze
      TOYGAR: Tarla kuşu, çayır kuşu
      TOYGUN: 1- Genç, taze, deneyimsiz 2- Doymuş
      TOYGUR: Doymuş, gözü tok, olmuş, olgun
      TOYLAK: 1- Toy yeri, toy yapılan yer 2- Karargah, ordunun toplandığı yer.
      TOYLUK: Toy yeri, Toy yapılan yer
      TOYMADUK: 1- Özlenen, özlemi duyulan 2- Hırslı, doyumsuz
      TOYMAGUR: İştahlı, obur
      TOYTİMUR: Ermiş, keramet sahibi, Şaman büyüğü, kam, rahip
      TOZUN: 1- Tosun 2- Düzen, uyumluluk
      TÖGİ: Cömert , eli açık
      TÖGÜN: Çekici, yakışıklı
      TÖKMEN: Çekici, yakışıklı
      TÖKÜ: Eli açık, cömert, müsrif
      TÖKÜŞ: Düğüş, savaş, vuruşma
      TÖLEÇ: Ücret, yevmiye
      TÖLEGEN: Olgun, kamil, yetişkin
      TÖLEK: 1-Ücret, yevmiye 2- Sükunet, sakinlik
      TÖLİS: Bölük, bölünmüş
      TÖLÜK: Tuluk, tulum
      TÖR: 1- Türemek, çoğalmak, yaratılış 2- Makam, mevki, onur yeri, şerefli yer 3- Usul, kural, teamül
      TÖRE: 1- Düzen, gelenek, usul, teamül, geleneksel hukuk 2- Türeyiş,yaşayış, çoğalma, yaratılış
      TÖRELİ: Töresi olan, töreye bağlı, geleneklerine bağlı
      TÖREMEN: Görgülü, töreye bağlı
      TÖREN: 1- Töreye uygun yapılan, töre gereği yapılan, merasim 2- Soylu, necip, seçkin
      TÖRKİN: Kök, menşe, dip, soy
      TÖRÜ: 1- Yasa, devlet düzeni 2- Türeyiş, yaratılış
      TÖRÜCE: Töreye ve yasaya uygun
      TÖRÜİÇİ: Töreye uygun
      TÖRÜLÜG: Töreye bağlılık, Töre bilgisi, Töre uygulaması
      TÖRÜM: 1- Türeyiş, yaratılış 2- Töreye bağlılık
      TÖRÜMÇÜ: Töreye bağlı, soyuna bağlı
      TÖRÜN: 1- Soylu, soyluluk 2- Tören, merasim, ihtiram
      TÖRÜTGEN: Yaratıcı, yaratan, halik
      TÖŞTÜK: Düş, rüya
      TÖZ: Kök, dip, temel, cevher, öz
      TÖZLÜK: Öz, esas, asıl, kök, köklü, özlü
      TÖZÜN: Soylu, temeli sağlam, köklü
      TUNAY: Evlatlık kız çocuğu
      TUDUN: (Tutun) 1- Tutunma, bağlılık, sadakat 2- Destek, güvence, tutunulacak nesne
      Hazar kağanlığı döneminde kullanılan “ vali “ unvanlarından
      TUGAN: Doğan
      TUGANA: Özel ok (İçi oyulmuş, içinde evrak gizlenen ok)
      TUGAN: 1- Küçük ırmak, çay, akarsu 2- Togay
      TUĞ: Sancağın tepesine takılan at kuyruğu, kıldan yapılan flama, Uğur ve Kut işareti olarak kullanılır olmasına karşın, bundan daha çok savaş isteği, başkaldırı ve isyan sembolü olarak kullanılmıştır. 2- Tıkaç,kapak, bent, set
      TUĞANÇI: Doğancı, doğan terbiyecisi, doğan eğitmeni, doğan yetiştiricisi
      TUĞCU: 1- Tuğ taşıyan kişi, alemdar 2- İsyancı, isyankar
      TUĞÇE: Küçük tuğ, tuğcuk
      TUĞLU: Tuğ sahibi, kutlu, uğurlu
      TUĞLUK: Tuğlu, tuğu olan, tuğ taşıyan
      TUĞMA: 1- Doğmuş, ortaya çıkan, boy gösteren 2- Tuğ kaldıran, isyankar
      TUĞRUL: 1- Doğan kuşu, bir doğan türü 2- doğru, doğrulmuş, dik- ayakta 3- Türk mitolojisinde, adı geçen, yarı insan, yarı kuş.
      TUĞSAVUL: birl. Tu/Savul
      Eski dönemlerde, ordu içinde tuğ taşıyan ve onu koruyup, önde tutmakla görevi olan kişilere
      verilen ad.
      TULA: 1- Tolu, dolu, olgun 2- Ayna
      TULAN: Dolu, olgun, kamil
      TULAY: 1- Talay, taluy, okyanus, deniz 2- Ayna 3- Dolu, dolgun, olgun
      TULGA: Tolga, miğfer
      TULGAR: 1- Azim, kararlılık, inanç, güvenç 2- Gösteriş, heybet, heybetlilik
      TULGAY: Tuga, Tolga, miğfer
      TULİ: 1- Dolu, olgun, kamil 2- Ayna
      TULKİ: Tilki
      TULTAG: Sakin, kendinden emin
      TULU: 1- Dolu, ergin, olgun 2- Ayna
      TULUK: 1- Dolu, olgun, bilge 2- yayık, çömlek
      TULUN: 1- Tolun, dolu 2- Çene kemiği
      TUMA: Yeğen, kuzen
      TUMAÇI: Erkek kuzen, (Amca, hala, dayı, teyze çocuğu)
      TUMAÇIM: Kız kuzen
      TUMAĞAN: 1- Nilüfer çiçeği 2- Duman, sis
      TUMAN: Duman, sis
      TUMAY: Sessiz, sakin, kendi halinde
      TUMGAN: Tuman, sis
      TUMRUL: Dumrul, Demir ucu
      TUNA: (Tona) Varlıklı, zengin, gösterişli, ihtişamlı
      TUNÇ: Bronz, Bakır, kalay karışımı
      TUNG: Nüfus sahibi, kudretli, muktedir
      TUNGA: 1- Kaplan, Asya kaplanı 2- Kudret, ihtişam, fevkaladelik
      TUNGUÇ: Çocuk, evlat, evlatlık
      TUNGUT: Evlatlık
      TUNUÇ: Tunç
      TUR: 1- Durmak, yaşam, canlılık 2- İrade, istek, yargı
      TURA: 1- Dura, durak, ev, mekan 2- Deriden örülen kamçı 3- Sibirya bölgesinin eski adı
      TURAK: 1- Durulan yer, yaşanılan yer, mekan 2- Yaşam, ömür
      TURAL: Durma, yaşama, ömür
      TURAM: Olgunluk, kemal
      TURAMUN: 1- Evcil, evcimen 2- Onurlu, onuruna düşkün
      TURAN: Duran, yaşayan, ömür, ömürlü, yaşama direnci (Çocukları sık ölen ailelerin, uzun ömür ve kalıcılık dileklerini içeren adlardan.
      TURÇAK: Filiz, fidan
      TURÇİK: 1- Durucu, kalıcı, uzun ömürlü 2- Fidan
      TURDU: Durdu, sağ, salim, yaşar, yaşayan, kalıcı, ömürlü
      TURGAK: Bekçi, muhafız, koruyucu
      TURGAN: Duran, ömürlü
      TURGAY: 1- Tarla kuşu, serçe 2- Türk/Ay
      TURGUT: (Turagut) 1- Ömürlü, durucu, uzun yaşamlı 2- Belde, mekan mesken, yaşanılan yer
      TURKAK: Nöbetçi, bekçi
      TURKU: Ateşli, heyecanlı
      TURKUAZ:Rengi mavi ile (Türk mavisi) özdeş olmuş bir süs taşı
      TURMUŞ: Ömür, yaşam, uzun ömürlülük (çocukları sık ölen ailelerin kullandıkları adlardan)
      TURNA: Leylek türü, iri ve geniş kanatlı bir kuş
      TURSUN: Dursun, Durdu, duran, durmuş vb. yaşam, ömür, uzun ömür
      TURŞAK : Filiz, sürgün
      TURU: 1- Duru, saf, arık 2- Duran, yaşayan, ömürlü 3- Durgun,sakin
      TURUM: 1- Yaşam, ömür 2- Sükunet, durgunluk
      TURUMTAY: 1- Turum/Tay 2- Doğan türü, avcı bir kuş
      TURUŞKAN: Dayanıklı, metanetli, dirençli, uzun ömürlü
      TURUT: 1- Yer, yurt, durulan, yaşanılan yer 2- Ömür, yaşam
      TUSİT: Göğün ötesi
      Şamanist gelenekte, ulu ruhların gittiği yer. Göğün katlarından
      TUSKAN: Akraba, yakın, hısım
      TUŞGÜL: İşaret, iz, nişan
      TUT: 1- Yakalayış, kavrayış, saklayış 2- Vuruşma, vuruş, yenme, ezme, koparma 3- Ordu, ordugah 4- Kılıç ve benzeri silahların üzerindeki kir, pas
      TUTA: Bahşiş, armağan
      TUTAÇ: Komşu, yakın, dost
      TUTAÇI: Komşu, yakın
      TUTAK: 1- Silah kabzası 2- Saldırı, hücum, taarruz 3- Evlatlık
      TUTAM: Demet, buket, deste
      TUTAN: Elinde bulunduran, yönetimi altında bulunduran
      TUTAR: Tutucu, hükmedici
      TUTAŞ: 1- Küçük hanım, evin en küçük kızı 2- Bekar, bakire kız 3- Komşu
      TUTGAK: 1- İnilti, inleyiş, hüzün 2- Geceleri keşfe çıkan savaş birliği
      TUTGAN: Tutucu, fanatik
      TUTGUÇ: kahvaltı, kuşluk vakti yenen yemek
      TUTGUN: Tutsak, esir, hapis,tutulu, tutulmuş, bağlanmış
      TUTKU: Kapama, ele geçirme, bağlama, bağlanma
      TUTGUK: Esir, hapis, tutsak
      TUTNAK: Destek, arka
      TUTNUK: Tutunulacak nesne, dayak, arka,destek
      TUTSU: 1- Vasiyet, öğüt, nasihat 2- Bağımlılık
      TUTSUK: Öğüt, nasihat, vasiyet
      TUTU: Esir, tutsak, rehine 2- Çekici, cazip, güzel 3- Tutuş, savaş, dövüş
      4- Ağırbaşlı,utangaç 5- Yiğit, batur, dövüşçü 6- Bakan, nazır, vali
      TUTUG: Vali, askeri vali
      Göktürkler döneminde kullanılan askeri unvanlardan
      TUTUK: 1- Dövüş, savaş, savaşçı 2- Devlet görevlisi, devlete bağlı 3- Evlatlık 4- Büyü, sihir
      5-Tutsak, esir, tutulmuş, rehin
      TUTUN: Tutunulacak nesne, destek, arka, güvence
      TUTUNÇ: 1- Evlat, oğul, uşak 2- Tutunulacak nesne, güvence
      TUTUNGU: Öğüt, nasihat, vasiyet
      TUTURGAN: Öğüt, nasihat, vasiyet
      TUTURGU: Öğüt, nasihat, akılda tutulan
      TUTUŞ: 1- Dövüş, savaş 2- Zapt etmek, egemenlik kurmak 3- bağlılık, sadakat 4- Orduyu ve devleti düzene sokmak
      TUTUŞUK: Demet, çiçek demeti,buket
      Çengiz Kaan’ın Uygur kökenli danışmanı, oğullarının eğitmen ve atabeyi bu ulu kişi,
      imparatorluğun resmi dilinin “Türkçe” oluşunda ve Türk kültürünün egemen kılınmasında, önemli etken olmuştur.
      TUYAK: 1- Dayak, destek, değnek 2- Duyan, işiten, işitici, dikkatli, uyanık
      TUYAN: Duyan, işiten
      TUYGU: Duygu, his duyumu
      TUYGUN: Doğan türü bir avcı kuş
      TUYUK: Dayak, destek, arka
      TUYUN: Saygın, muteber
      TUZGU: Yemek, yoldan geçenlere verilen yemek
      TUZAK: Sevgili,sevgili için söylenen söz
      TUZAĞI: Sevgili, aşık, maşuka
      TUZGUN: Armağan, sunu, bahşiş
      TÜBE: 1- Tepe, yüksek yer 2- Siper, sütre
      TÜBEK: Tübe, tepe
      TÜGÜN: 1- Düğün, bağlılık 2- bahşiş, hediye
      TÜGÜZ: Düz, tam, eksiksiz, mükemmel
      TÜKEL: 1- Tüy, saç, kıl 2- Dik, dikili
      Türk mitolojisinde, ağaçtan doğduğuna inanılan kişi
      TÜKÜN: 1- Düğün, dernek, toplantı 2- Bahşiş, armağan
      TÜLEK: 1- Zeki, kurnaz, fettan 2- Tüylü, kıllı
      TÜLGÜ: Alaca, renkli bir karga türü
      TÜLİN: 1- Ayna 2- Ayın çevresindeki ışık halesi
      TÜLÜ: 1- Rica, yakarış 2- Düş, rüya
      TÜLÜŞ: Ücret, değer, emeğin karşılığı alınan karşılık
      TÜMEN: 1- Duman, duman, sis 2- On bin sayısının askeri terminolojideki kullanılışı
      TÜN: Gece
      TÜNBAY: birl. Tün/Bay ( Kazak ve Kırgızlarda, yatak, şilte)
      TÜNEK: Gece kalınan yer
      TÜNG: 1- Gece, gece karanlığı 2- Olağanüstülük, fevkaladelik
      TÜNKÜR: Peri, melek
      TÜR: Soy, kök, orjin, çeşit, kan, damar, doğuş, yaratılış, oluş
      TÜRE: 1- Töre 2- Tigin, prens, şehzade
      TÜREL: Türeli, töreye bağlı, töresel, hukuk, hukuki, hukuka uygun
      TÜRELİ: Türe sahibi, töreye bağlı, hukuka bağlı
      TÜREMEN: Töreye bağlı, töreye göre yaşayan
      TÜRENER: Töreye bağlı, töre sahibi
      TÜRETGEN: Yaratıcı, mucit, üretken
      TÜRK: Bu kutlu ad, birçok anlamları içinde barındırır. Türeyiş, doğuş, güç, erk, soy, döl, çoğalma, düzen vb. ( Birçok dilbilimci, değişik anlatımlar yapıyormuş gibi görünseler de aslında tek bir şey vardır ortada. O da Töreli, Töreye bağlı, Töreye göre olmuş, Töre ile özdeş, iyilik, güzellik, doğruluk ve düzenlilik içinde yaşayan, bunun için gerektiğinde, mayasından gelen güç ve erkini kullanan kişi ya da kişiler topluluğu, anlamlarını net bir biçimde içinde barındırıyor olması.)
      TÜRK BİLGE KAĞAN: (Orhun anıtlarında, Bilge kağan kendini böyle tanıtır.)
      TÜRKÜ: Türk dilinde söylenen, melodi
      TÜRÜ: Dürülmüş, derli, toplu, düzenli
      TÜRÜNG: Aktif, faal, çalışkan
      TÜŞ: Düş, rüya
      TÜŞTEMİZ: birl. Tüş/Temiz
      TÜTSÜ: Güzel kokulu ot yakarak ortaya çıkarılan koku
      TÜTSÜK: 1- Tütsü, tüten koku 2- Öfkeli, kinci, öç alıcı
      TÜTÜK: 1- Güzel ve etkileyici koku, duman, tütme kokusu 2- Düdük, savaşlarda ve savaş talimlerinde komut vermek için kullanılan düdük
      TÜZ: Düz, düzen, kök, esas, kural, bütünlük, doğruluk, uyum, uyumluluk
      TÜZE: 1- Düz, doğru, düzen, kural, uyum, ahenk 2- İdare, yönetim 3- Ulus, topluluk, halk 4- Uyum, uyumluluk, barış, uzlaşı 5- Kusursuzluk
      TÜZBAYKÜÇ: birl. Tüz/Bay/Güç Bütün, hepsi, hepsini içine alan
      TÜZEN: Düzen, uyum, kurallar bütünü
      TÜZLİ: Uyumlu, uygun, düzenli, idareci
      TÜZLÜG: uyum, ahenk, geçim
      TÜZÜK: (Düzük) 1- Düzen, düzülü, sıralı, düzenleme, düzenlenmiş, düzenli, 2- Özel durumlara göre biçimlenmiş kurallar bütünü
      TÜZÜL: 1- Düzülü, sıralı, muntazam, disiplinli, hiyerarşik 2- Anlaşmış,anlaşmalı
      TÜZÜM: Düzgünlük, sıra, dizgi
      TÜZÜN: 1- Düzen, kural, teamül, gidişat 2- Öz, kök, soy, soylu, seçkin, egemen 3- Uysal, yumuşak huylu ve davranışlı



      < Bu mesaj bir yönetici tarafından değiştirilmiştir >
      |
      |
      _____________________________

Reklamlar
- x
Bildirim
mesajınız kopyalandı (ctrl+v) yapıştırmak istediğiniz yere yapıştırabilirsiniz.