Şimdi Ara

Şiirler,güzel sözler (168. sayfa)

Bu Konudaki Kullanıcılar:
2 Misafir - 2 Masaüstü
5 sn
5.334
Cevap
42
Favori
633.065
Tıklama
Daha Fazla
İstatistik
  • Konu İstatistikleri Yükleniyor
1 oy
Öne Çıkar
Sayfa: önceki 166167168169170
Sayfaya Git
Git
sonraki
Giriş
Mesaj
  • İmkansız Şeyler
    Ümit Yaşar Oğuzcan



    İmkansız olan şeyler vardır bilirsin
    Yaşlanmamak gibi, ölmemek gibi
    Ve seni sevmemek cigan gözlüm
    Mümkün değil ki
    Çıkarıp atamam içimden
    Neyleyim yer etmişin bir kere
    Ne zaman elime bir kağıt alsam
    Siner güzelliğin kelimelere
    Yumsam gözlerimi seni seyrederim
    Devamlı bir musiki kulaklarımda sesin
    Mevsimler seninle başlar, seninle biter
    Yıl oniki ay benimlesin
    Ne zaman bir gemi görsem limanda
    Alıp başımı seninle gitmek isterim
    Umurumda değil bu oyunlar, bu düzenler
    Anlasana; seni arıyor ellerim
    İmkansız düşünmemek gecelerce seni
    Ve sevmemek ömür boyunca, bir gün değil
    *Başka çaremiz yok, beni unut* demiştin
    Mümkün değil cigan gözlüm, mümkün değil.
  • Arayış
    Ümit Yaşar Oğuzcan



    Bir tas zehir verin bana içeyim
    Tek unutmak için acılarımı
    Baksana; kırdılar kapılarımı
    Yağmalandı kalbim, ömrüm, herşeyim
    Kurşuna dizdiler anılarımı
    Yenik düştüm bu savaşta neyleyim
    Bir mezar nasılsa işte öyleyim
    Unuttum en güzel şarkılarımı
    Gündüzü yok upuzun bir geceyim
    Yitirdim umut kırıntılarımı
    Sevgimi, neşemi, bütün varımı
    Çaresiz bir yokluğun içindeyim
    Gömdüm içime yıkıntılarımı
    Arıyor bir yarım öbür yarımı
  • Seni Arıyorum
    Ümit Yaşar Oğuzcan




    Şimdi bir an dönerek gerilere, hani
    Bir zamanlar beni ölesiye yaşatan
    Ellerimi bırakıp sevecen ellerini
    Çevremi sımsıcak bir sevgiyle kuşatan
    Seni arıyorum

    Bir deniz hıçkırıyor ta içimde, dinle
    Giderek yalçın kayalar, kumlar eriyor
    Şimdi başbaşayım bir kıyıda kendimle
    Ve bende var ettiğin o ben can veriyor
    Seni arıyorum

    Gülerdin bir zamanlar güneş batmazdı
    Baştanbaşa bir gül bahçesiydi ortalık
    Renkler ya mavi, ya penbe, ya beyazdı
    Oysa şimdi ne yana baksam karanlık
    Seni arıyorum

    Varsın ama yoksun. yanımdasın, değilsin
    Gözlerim boşuna deliyor geceleri
    Tek seni bir kez daha görebilmek için
    Daldırıp ellerimi benden içeri
    Seni arıyorum

    Ellerim içimde bir kan gölüne batıyor
    Bağırıyorum kimseler duymuyor sesimi
    Dişlerim hırsla dudaklarımı kanatıyor
    Ve senden uzakta verirken son nefesimi
    Seni arıyorum

    Bu son aldanışım, son yıkılışım olacak
    Gelsen de boş artık gelmesen de, ben yokum
    Yine de son bir ümit kırıntısıyla, bak
    O herşeyi yitirdiğim anda bulduğum
  • Dost Bildiklerim
    Ümit Yaşar Oğuzcan



    Sanırdım gündüzdü onlarla gecem
    İçimde ümitti dost bildiklerim
    Ne zaman yıkılıp yere düştüysem
    Bırakıp da gitti dost bildiklerim

    Hepsi varken baharımda, yazımda;
    Kışın bir burukluk kaldı ağzımda
    Seneler senesi oysa gözümde
    Cihana eşitti dost bildiklerim

    Nerede o sözlere kandığım günler?
    Her gülen yüzü dost sandığım günler
    Acıdan kahrolup yandığım günler
    Ta canıma yetti dost bildiklerim

    Meydana çıkalı asıl çehreler
    Aydınlanmaz oldu artık geceler
    Yalanlar tükendi, indi maskeler
    Birer birer bitti dost bildiklerim

    Korkar oldum bana " dostum " diyenden
    Yoksa yok olandan, varsa yiyenden
    Ne onlardan eser kaldı ne benden
    Beni benden etti dost bildiklerim
  • sensızlık ne demek bılır mısın?
    bana sormadın kı ,nerden bılıceksın!!!
  • Yaşayabilme İhtimali
    Yılmaz Erdoğan



    soğuk ve şehirlerarası
    otobüslerde vazgeçtim
    çocuk olmaktan
    ve beslenme çantamda
    otlu peynir kokusuydu babam...

    Ben seninle bir gün Veyselkarani`de haşlama yeme ihtimalini sevdim.

    İlkokulun silgi kokan, tebeşir lekeli yıllarında
    (ankara`da karbonmonoksit sonbaharlar yaşanırdı o zaman)
    özlemeye başladım herkesi...
    Ve bu hasret öyle uzun sürdü ki,
    adam gibi hasretleri özlemeye başladım sonra...

    Bizim Kemalettin Tuğcu`larımız vardı...
    Bir de camların buğusuna yazı yazma imkanı...
    Yumurta kokan arkadaşlarla paylaşılan
    kahverengi sıralarda, solculuk oynamaya başladık...
    Ben doktor oluyordum sen hemşire, geri kalanlar kontrgerilla...
    Kırmızı boyalarla umut ikliminde harfler yazılıyordu, pütürlü duvarlara
    ve Türk Dil Kurumu`na inat bir Türkçeyle...
    Ağbilerimizden öğrendik, Ş harfinden orak çekiç figürleri türetmeyi...

    Ankara`ya usul usul karbonmonoksit yağıyordu.
    Ve kapalı mekanlarda sevişmeyi öneriyordu haber bültenleri
    Oysa Ankara`da hiç sevişmedim ben.
    Disiplin kurulunda tartışılan aşkım olmadı benim...
    (Sınıfça gidilen pikniklerde kıçımıza batan platonik dikenleri saymazsak...)
    Ankara`ya usul usul kurşun yağıyordu...
    Ve belli bir saatten sonra sokağa çıkmamayı öneriyordu haber bültenleri...
    Oysa hiç kurşun yaram olmadı benim...
    Ve hiçbir mahkeme tutanağına geçmedi adım...
    çatışmaların ortasında sevimli bir çocuk yüzüydüm sadece...

    sana şiirler biriktiriyordum fen bilgisi defterimde
    ama sen yoktun...
    Ben, senin beni sevebilme ihtimalini seviyordum, suni tenefüs saatlerinde...
    Okul servisi seni hep zamansız, amansızca bir lojman griliğine götürüyordu...
    Ben, senin benimle Tunalı Hilmi Caddesi'ne gelebilme ihtimalini seviyordum...

    Ben, senin beni sevebilme ihtimalini seviyordum.
    yaz sıcağı toprağa çekiyordu tenimin çatlamaya hazır gevrekliğini...
    Sonra otobüs oluyordum,
    kırık yarık yoların çare bilmez sürgünü...
    Ne yana baksam dağ ve deniz sanıyordum Muş ovasının yalancı maviliğini...
    Otobüs oluyordum bir süre...
    Yanımızdan geçen kara trenlerle yarışıyordum,
    yanağım otobüs camının garantisinde...
    Otobüs oluyordum...
    Bir ülkeden bir iç ülkeye...
    Çocukluğuma yaklaştıkça büyüyordum...

    Zap suyunun sesini başına koyuyordum şarkılarımın listesinin...
    Korkuyordum...
    Sonra iniyordum otobüsten...
    Çarşıdan bizim eve giden,
    ömrümün en uzun,
    ömrümün en kısa,
    ömrümün en çocuk,
    ömrümün en ihtiyar yolunu koşuyordum...
    Çünkü sonunda annem oluyordum
    babam kokuyordum sonunda...

    Soğuk ve şehirlerarası otobüslerde vazgeçtim, çocuk olmaktan...
    Ve beslenme çantamda otlu peynir kokusuydu babam...

    Ben seninle bir gün Van`daki bir kahvaltı salonunda...
    Ben seninle (sadece bilmek zorunda kalanların bildiği) bir yol üstü lokantasında...
    Ben seninle, Ağrı dağına mistik ve demli bir çay kıvamında bakan Doğubeyazıt`ın herhangi bir toprak damında...
    Ben seninle herhangi bir insan elinin terli coğrafyasında olma ihtimalini sevdim...

    Ben senin,
    beni sevebilme ihtimalini sevdim!

    Kuzguncuk - 1996
  • Yağdıkça
    Yılmaz Erdoğan





    Yer ile yeksan, ıslak saçlı, kem gözlü,
    Kavim göçlerinden bu yana ağlayan
    Ve durmadan
    Cep kanyağı yakıcılığında ezgiler
    Çalan, çaldıran, yakalatan
    Adı bende gizli bir kadındı İstanbul

    Şehre bir yağmur yağdı
    Ben ağladım

    Sevilirken ayrılmak mı kaldı Bizanstan
    Yalan dolan yoktu gözlerde sadece ses
    Verilen sözler birdi edilen yeminler sıfır
    Eşyalar alındı fotoğraflar söküldü yerlerinden
    Bir aşkın izlerini yok edecek yeni bir aşk
    sipariş edildi yeniden

    Bir şehre yağmur yağdı
    Ben ağladım

    Kim daha çok yalan söndürdü çay bardaklarında
    Hangisi talandı demli öpücüklerin
    Ve buğularda yitirilen kimin adıydı
    Bir aşktan diğerine kaç saate gidiliyordu
    Soyulur muydu kabuğu hayatın
    Yoksa bütün vitamini kabuğunda mıydı?

    Yağmur şehre bir yağdı
    Ben ağladım

    Ben giderken ençok seni götürdüm
    Aklımın nakliyesiydi asıl yoran taşıyıcıları
    Yardan düşmüştüm yaralarım yardan armağandı
    Kutsal kitabımdı ziyan edilmiş sevgililer atlası
    Ben sevmeyi beceremedim belki de sevilmeyi
    Benim sevmeye engel evcil acılarım vardı

    Ben yağmur ağladım bir şehre yağdı
    Ben şehre ağladım bir yağmur yağdı
    Ben bir ağladım şehre yağmur yağdı

    Ben...
    Yağmur...
    Ağladım...
  • Son Durak
    Yılmaz Erdoğan



    kilitlenmiş beton kanatları kuşların
    oksit gibi yapışkan bir mayışmayla ağarmış gün
    pas tutan kelimeler için bir iksir belki de
    ya da aklına susamış sevgililerin safdilliği
    acıtmış ömrünü çekirgelerin
    medyatik soruşturmalardaki enflasyonist yargılar
    haber değeri taşımıyor haber spikerinin ölümü
    herkes kendi manşetinde satır arası
    hiçbir bakışı aydınlatmıyor florasan buğusu

    burası son durak inecekler için son fırsat
    bir daha ne süper ne mega kupon verilecek
    kalanlar şoförün evini göremeyecekler hiçbir zaman
    onları sonsuza götürecek, afaroz edilmiş bir merak
    burası son durak

    hafızada kalan tek numara için
    telefona uzanır elleri
    ölümüne randevulu insanların
    temize çekilemez not defterleri

    Ocak 1995
  • Cemre
    Yılmaz Erdoğan



    gözüme ilişti gözün
    içimde infilak saati!
    yasak baktın nikotin sıcaklığıma,
    bir sigara daha yaklaşıyor bahar...
    ellerin yanında değil,
    gemiler kalkıyor avuçlarından
    bütün limanlara bir telaş,
    yaklaşıyor bahar...
    deniz altında bir zindan düşü,
    ayıp sarılmalar, lanetli öpücükler
    bilinmez bir nemrut esrarı
    arkadaş dağlar gibi korkusuz korkular...
    kekikler yeşeriyor
    yaklaşıyor bahar
    bir deliliğin eşiğinde
    amansız mekansız
    sofrasız
    yani aç, ilaçsız
    ve
    hiçbir şiirin eskitemediği
    gözlerin,
    gözlerimin önünde
    el pençe divan...
    bahar damarı çatladı toprağın
    bir nefes daha yaklaşıyor bahar.!

    Mart 1994
  • Nisanlık Öldü Mü?
    Yılmaz Erdoğan


    koşulacak bir sancı gibi inceden
    genceden aktım geceye
    ihtiyar sokaklarda acemi lambalar
    ve ıslak bir ışık ilkbahara
    ilkbaharın günahı olmaz nasılsa...

    çocuklar bulmuş, getirdiler
    kanadı kırılmış bir nisan yağmurunu
    nisan'ın kuyruğuna teneke bağlar mı insan,
    çocuk olmasa?...
    aşk şakasını kaldırır mı insan,
    çocuk olmasa...

    bir celsede boşanıyor mağrur bir yağmur,
    nisanların yenildiği yalancı baharlarda...
    ilkbaharın günahı olmaz nasılsa !

    Nisan 1995
  • Ömrüm Ömrüm
    Yılmaz Erdoğan



    mum yanar
    mum ışıldar
    kendileri yoktur, gölgeleri oluşur
    ferinden korkulsa da rahmetin
    yenilmez toprağa can katmanın kudreti
    bir ömre kaç hayat sığar görülecektir...

    mum aydınlar
    mum sınar
    ayrılık acısı kadar seversin
    ve sevmenin coşkusu kadar koyar insana
    aşk sözcüğünden ayrılmak

    mum yaralanır
    mum sürer
    kem söz sahibini sürükler
    son çağındır artık
    gövdende birikir
    senden eriyen parçalar

    mum biter
    mum söner dibine hayatın
    işte yaşadığım dediğin
    bir mum ömrüdür

    eren
    ve
    eriten kendini...
  • Öyle Bakma Çünkü...
    Yılmaz Erdoğan



    güzel bahçeli bir ilkokulun penceresinden
    dünyaya,
    hayret, hasret ve biraz da
    bayat bayram şekeri kederiyle bakan,
    aklı canbaz, yanağı al,
    sesi çilek aroması
    bir çocuk oturuyor
    gözlerinde...

    1996
  • Sebebim Derler Ya...
    Yılmaz Erdoğan



    ölümüm senden olur
    bilinsin
    ne uçsuz bir kan akışı
    ne buğusu kadehte rakının,
    ela ve sonsuz bir teneşir uykusu
    gözlerinin ağlamaklı bebeğine...

    acemi zamanlar silinsin
    ölümüm senden olur
    bilinsin
    sen istesen aslında
    bütün kafiyeleri eskitirsin

    aklında kalmayacak aklım
    başka kollar başka sarılmalar
    ve her defasında alsancak
    platonik rutubet kokacak
    aklına bir fikir gelecek
    bir çift iri memenin kuşkusuna
    fidye vereceksin

    bütün iklimlerin feri silinsin
    ölümüm senden olur
    bilinsin

    gözlerin bir içim çaydı bizansta,
    gözlerin,
    ela teneşir uykularıma kapanan kırık pencere...

    Eylül 1993
  • Şimdi Sen Gidiyorsun Ya
    Yılmaz Erdoğan



    Şimdi sen gidiyorsun ya
    Herkes sana benzeyecek...
  • Susuştu Yüzün
    Yılmaz Erdoğan



    bu ufukta bitiyor yüzün
    ve başka bir gökyüzü başlıyor
    komşu ellerle sarmalanıyorsun
    yanıyorsun...

    ne kadar övülsen az
    avazım çıktığı kadar susuyorum
    ismindeki sesli harfleri

    mayınlı bir gülümsemeyle
    senin karasularında olmak,
    üstünde ilkbahar bir entari,
    sanki
    yeniden
    eski bir öyküye başlamak...

    yüzündeki o billur akşam kahvaltısı
    sürgülerken özümü,
    ne kadarını sustuk
    konuştuklarımızın?..

    Ağustos 1995
  • Tarihçe
    Yılmaz Erdoğan





    önce hain bir uykunun sevimsiz sabahı
    gibi sıradan mahmur,
    aynı sabahın
    ilk sıcak çayı gibi ferah
    bir karşılaşma...
    -Merhaba!

    sonra güzel
    ve en sıcak gülüşmelerin ev sahibi
    bir yüz...
    -Görüşürüz!

    derken
    sanki elin elimde
    kem gözlere keder
    dünya güzeli sohbetler
    -Ara beni!

    ardından
    derimizin altına sızan
    hani katiyen rakı içme mecburiyeti çağrıştıran
    bir korku ki
    -Eyvah!

    ve şimdi
    kalbimi karanlıklarda hançerleyen
    aklımı başımdan eyleyen
    çok uzun yollarda
    hiç uykulu otobüs saatleri gibi
    acıtan
    kanatan
    yani korktuğumuz
    yani başımıza gelen
    büyüdükçe büyüleyen
    aşk...
    -Seni seviyorum!

    şimdi sen
    kalbimin közünde kıvılcım kıvamında
    ağrıyan...
  • Yasak
    Yılmaz Erdoğan



    yasak bana gözlerini anlamak
    ellerin
    bana yasak

    ah olaydım
    gözünde yaş
    fikrinde telaş
    düşünce suçun
    beraatin olaydım

    fakat yasak
    yasak bana gözlerini anlamak
    ellerin bana yasak

    ah olaydım
    yüzünde sürgün
    yatağında mülteci
    vatanın
    anayurdun olaydım

    fakat yasak
    yasak bana gözlerini anlamak
    ellerin, uyruğum
    bana yasak.............

    Aralık 1993

  • Anlamak
    Cahit Sıtkı Tarancı



    Yaşım ilerledikçe daha çok anlıyorum
    Ne büyük nimet olduğunu ah ey güzel gün
    Boş yere üzülmekte mana yok anlıyorum
    Kadrini bilmek lazım artık her açan gülün
    Şükretmek türküsüne daldaki her bülbülün
    Yanmak da olsa artık aşk ile yaşıyorum.
  • Adımı Unut
    Ahmet Selçuk İlkan



    Nasılsa ayrılık bu aşkın sonu
    Sen de eller gibi adımı unut
    Kader ikimize çizmiş bu yolu
    Sen de eller gibi adımı unut

    Seninle bu aşkı yaşamadık say
    Birlikte gülüp de ağlamadık say
    Böylesi unutmak daha da kolay
    Sen de eller gibi adımı unut

    İstemem söyleme bir tek kelime
    Sen de eller gibi adımı unut
    Değmesin artık hiç elin elime
    Sar yeni aşkını benim yerime
    Sen de eller gibi adımı unut...
  • Bela Çiçeği
    Attilâ İlhan




    alsancak garı'na devrildiler
    gece garın saati bela çiçeği
    hiçbir şeyin farkında değildiler
    kalleş bir titreme aldı erkeği
    elleri yirtilmisti kelepceliydiler
    çantasını karısı taşıyordu

    hiç kimse tanımıyordu kimdiler
    gece garın saati bela çiçeği
    üçüncü mevki bir vagona bindiler
    anlaşıldı erkeğin gideceği
    bir şeyden vazgeçmiş gibiydiler
    bir türlü karısına bakamıyordu

    ayaküstü birer bafra içtiler
    gece garın saati bela çiçeği
    şimdiden bir yalnızlık içindeydiler
    karanlık gelmişi geleceği
    birdenbire sapsarı kesildiler
    vagonlar usul usul kımıldıyordu
  • 
Sayfa: önceki 166167168169170
Sayfaya Git
Git
sonraki
- x
Bildirim
mesajınız kopyalandı (ctrl+v) yapıştırmak istediğiniz yere yapıştırabilirsiniz.