Teğmen
13 Temmuz 2008
Tarihinde Katıldı
Takip Ettikleri
3 üye
Görüntülenme
Toplam: 11 (Bu ay: 0)
Gönderileri
Selamlar,

Babama bir telefon almayı düşünüyoruz şuan 39 TL ödüyor zaten tarifeli paketine. Şöyle max. 50-55 lira ödeyip, aynı zamanda fotoğraf çekimi fena olmayan ve kabataslak facebook-whatsapp vs. gibi basit uygulamaları rahatça kullanabileceği bir telefon lazım. Önerisi olan varsa çok iyi olur, teşekkürler şimdiden.
Son zamanlarda soruşturma boyutu "sahaya yansıdıysa klübe ceza verilsin, yansımadıysa klüp aklansın." şekline döndü.Benim bu konuda gelecek cevapları merak ettiğim bir soru var;

Sizce bir maçta şike yapılıp yapılmadığını maçı televizyondan ve ya canlı olarak seyredip tespit etmek mümkün müdür?
Bugünkü maçı katleden yan hakem Serdar Diyadin.

Ama sadece katletti demek bana biraz iyi niyetli olmak gibi geliyor.Şu pozisyonları bir izleyin, Servetin atılışı;

http://www.ligtv.com.tr/VideoHaber/?r=1&hid=100821

Yardımcı hakeme dikkat edin, "Kırmızı kart,kırmızı kart" diye kendini yırtması.

Burda da Sabri'nin pozisyonu.Çok net bir biçimde temiz müdahale, Sabri topa değiyor ve yardımcı hakemimiz yine kendini yırtarcasına kaldırıyor bayrağını.Ardından Sabri çıldırıyor ve itiraz edip atılıyor;

http://www.youtube.com/watch?v=JHQWBlRayiM&feature=player_embedded

Şimdi bu yardımcının bu hareketleri ne kadar normal bir düşünmek lazım.

Son olarak hala pozisyonları tartışanlar var diye söylüyorum; maçtan sonra Maraton programında Marcus Merk şu maçtaki yönetimden sonra eski bir hakem olarak utandığını söyledi.İlk kartın kırmızıyla uzaktan yakından alakası olmadığını, Sabri'nin pozisyonunun ise çok temiz olduğunu ve kendisi olsa ikinci sarıdan atmayacağını söyledi.
quote:

İSTANBUL BÜYÜKŞEHİR BELEDİYE BAŞKANLIĞINA

Cuma günü Seyrantepe Türk Telekom Arena'da oynanan Türkiye-Kazakistan milli maçı sonrası stattan dağılan taraftarlar sadece metro ile ulaşımını sağlamak zorunda bırakılmıştır.Aslında bu olay sadece bu maçta değil, stad açılışından beri yaklaşık 8 aydır böyle devam ediyor.

Düşünün 50 bin kişi stattan çıkıyor ve 5 turnikeden geçerek 6 dakikada bir maksimum 2000 yolcu taşıyan metroyla ulaşımın sağlamak zorunda kalıyor.Başka ulaşım alternatifi yok.

Stad açılışından beri bu sorun bas bas bağırıyor ancak sayın yetkililerimiz sadece seyrediyor.8 aydır en ufak bir çalışma yapılmadı.Ne bekleniyor insanların izdiham sonucu ölmesi mi? Eğer böyle bir olay yaşanırsa o koltuklarda kimse oturamaz .

Metro kalabalığına girmek istemeyen ve patika yoldan stadyuma ulaşmaya, stadyumdan çıkmaya çalışanlar dağlık ve engebeli yol nedeniyle ölümle burun buruna kalıyorlar.

Milyon dolarlar harcayıp stadyum yaptıktan sonra insanların ulaşım sorununu çözmemek, her maç sonrası yaşanan rezalete göz yummak sizce ne kadar çağdaş bir yaklaşım?

İnsan hayatına mal olabilecek üzücü olaylar yaşanmadan lütfen TT Arena maç çıkışı problemini sezon öncesi çözüme kavuşturunuz.


kadir.topbas@ibb.gov.tr , baskan@ibb.gov.tr , adem.basturk@ibb.gov.tr , mevlut.vural@ibb.gov.tr , koksal.tandiroglu@ibb.gov.tr , huseyin.eren@ibb.gov.tr , muzaffer.hacimustafaoglu@ibb.gov.tr

Ultraslan forumda gördüm ve üzerinde biraz oynadım yazının, yukarıdaki mail adreslerine göndermeniz 2 dakikanızı almaz.Ayrıca Galatasaray.org iletişim sayfasından oraya da atabilirsiniz.Gidenler bilir zaten problemi, maç sonrası binlerce insanın nasıl çağdışı bir şekilde evlerine ulaşmaya çalıştığını.Bu sorun böyle devam ederse kimse sezon içersinde stadyumun dolmasını beklemesin, büyük maçlar hariç en fazla 25-30 bin kişiye oynarız.Çünkü ben de dahil olmak üzere çevremdeki kimse şu haliyle o stada gitmek istemiyor.


Padişahlıkla yönetilip, kendini büyükten sayanlara ithafen..

Gözler gerçek büyüklüğü görsün ve şike yapan başkanına dahi dil uzatamayanlar dikkatlice izlesin.
En son kendimi Galatasaray sayesinde sevinirken bulduğum an, Hamburg ile oynadığımız UEFA maçı ve Baros'un kalecinin üstünden aşırtarak attığı gol.O maçın, o dakikasından itibaren, herşey o kadar kötü gidiyor ki.Gelen, giden futbolcular, TD ler, değişen yöneticiler...

Rijkaard’ı getirdik, olmadı, Elano’yu, Misimovic’i, Keita’yı getirdik, şimdi konuşmanın yeri yok ama, hiçbirinden faydalanamadık.Yönetimin çok büyük yanlışları, TD lerin hataları, futbolcuların vurdumduymazlığı, hepsi bir neden olarak gösterilebilir.

Evet o zamandan beri, kötü bir takımız.Bize yakışan futbolu hiç oynayamadık.Sahanın içinde, o çimde, biz kötü bir takımız.Ama bu işin asıl kısmı, o çimlerin ötesi.Galatasaray taraftarının taraftarlığı, o çimde alınan ağır sonuçlardan sonra çıkıyor ortaya, bence tam zamanıdır ki, herkes sorsun kendine, ben sadece o çimde harikalar yaratan, rakibine sahayı dar eden takımı mı destekliyorum? “Adı benim için önemli değil, ben o sahada olağanüstü futbol oynayan, 2000 de Uefa’yı alan, futbolun zirvesine çıkan takımı destekliyorum.” Diyenler, bu yazıyı okumayı burda sonlandırabilirler.

Ama eğer, benim desteklediğim klübün adı Galatasaray, ben iyi futbolu değil, ben başarıları, ben kupaları değil, ben Galatasaray’ı seviyorum diyebiliyorsanız, bunu göstermenin tam zamanıdır.

Para verin maça gidin, forma alın, ürün alın demiyorum, sadece artık Galatasaraylılık duruşunuzu gösterin, çünkü bunu göstericek zaman tam olarak bu zamandır.”Cuma günü kesin 3 yeriz” “Bari fazla atmayın” “Bu takımdan utanıyorum” “Fener bizimle dalga geçicek” gibi söylemler, asla asla bu Galatasaraylılık duruşuna uymaz.

En azından önümüzdeki 3 gün için, şu derbiye duruşumuzu belli ederek girelim, benim kendini Galatasaraylı olarak gören, hisseden kişilerden tek ricam budur.
Lütfen yazacaklarımı okuyun. Hepsi yaşanmış olaylar. Kendinize sorun. Bizde olsa ne olurdu diye?

* * *

Frank Rijkaard 2003-2004 sezonunda Barcelona’nın başına getirildi.

(Bizde olsa... İlk sözler muhtemelen şöyle olurdu: "Ne tecrübesi var ki? Daha 41 yaşında. Barcelona takımı ona fazla gelir. Hollanda’da geçen sene Sparta Rotterdam’ı küme düşürdü. Başka da kulüp çalıştırmadı. Bu nasıl tercih?)

Rijkaard’ın takımı ilk sezon beklenen futbol ve sonuçlardan uzaktı. Ligde ilk 7 hafta sadece 2 maç kazandılar. İlk 5 haftada 3 kez berabere kaldıktan sonra 6 ve 7. haftalarda Camp Nou’da üst üste Valencia’ya 1-0, Deportivo’ya 2-0 yenildiler.

Bundan daha kötüsü olabilir miydi? 7 maçta 12 puan kaybı ve evinde oynadığı 4 maçta tek bir galibiyet bile alamayan bir Barcelona! Puan cetvelinde averajla 11. sırada bir takım.

(Bizde olsa... Basın Rijkaard’ın ipini çoktan çekmişti. Yönetim de "Biz Ronaldinho’yu bile transfer ettik. Rijkaard bu takımı oynatamıyor. Biz ne yapalım?" diyerek medyanın gazıyla genç teknik adamı göndermişti.)

8 ve 9. haftalarda alınan galibiyetler baskı altındaki Rijkaard’a biraz nefes aldırdı. Camp Nou’da ilk galibiyet 9’uncu hafta 3-0’la ligin en zayıf takımı Murcia karşısında alındı.

Düzeliyormuş gibi görünen işler Kasım ayında iyice tepetaklak oldu. Villareal’e 2-1 yenilen Barcelona evinde Bilbao ile berabere kaldı. Ardından Malaga deplasmanında alınan 5-1’lik yenilgi tam bir hezimetti. Rijkaard’ın riskli oyun tarzı ile Barcelona dibe vurmuştu. Üstüne üslük Katalan ekibi bir sonraki hafta Real Madrid ile sahasında oynayacaktı. Rijkaard artık iyice tartışılıyordu. Ona inanan kaleler bile birer birer yıkılmıştı. Ancak, Başkan Laporta ve danışmanı Cruyff, Rijkaard’a güvendiklerini açıkladılar. Herkese, her şeye rağmen...

Olmadı! Barcelona sahasında ezeli rakibi Real Madrid’e de 2-1 yenildi.

15 maçta 5 mağlubiyet 5 beraberlik! Kaybedilen puan 25 ve üst üste hezimetler..

(Bizde olsa... Artık yazmaya gerek yok. Olanlar çoktan olmuştu zaten.)

17. hafta içerde 1-1’lik Celta Vigo beraberliği, 18. hafta Santander deplasmanında alınan 3-0’lık mağlubiyet. Takım artık düşme hattında ve Rijkaard hala görevde! Aman tanrım, bu ne sabır?

* * *

Laporta, UEFA kupası 4. turunda Celtic’e elenmelerine rağmen yine de Rijkaard’ı kovmadı. Onunla yaptığı ikili görüşmelere inandı. Yazılanlara, çizilenlere değil... Frank Rijkaard, başkana alınan sonuçlara en çok kendisinin ve futbolcularının üzüldüğünü söyledi. Çok çalıştıklarını ve hayalindeki futbolu kısa bir süre içinde oynayacaklarının garantisini verdi. Yüzyılın futbol adamı eski hocası Rinus Michels’in felsefesini, oyun stilini kendisine ilke edinmişti. Aynı ustası Cruyff’un yaptığı gibi...

Ne Joan Laporta ne de Frank Rijkaard günü kurtarmak için hareket etti. Basına, taraftara kulak asmadılar. Birbirlerine ve kendi doğrularına inandılar ve o "doğruları" hayata geçirebilmek için çok çalıştılar.

İşte Barcelona o günlerden bugünlere böyle geldi. İki yıl üst üste İspanya Şampiyonu oldular. Şampiyonlar ligini kazandılar, dünyanın en iyi futbol oynayan takımı oldular.

O günlerde kendilerine inanan çok az kişi vardı. Üzerlerinde baskı ve eleştiri ise çok fazlaydı.

Onlar çalışmaya ve istikrara inandılar. Doğru bildiklerini yaptılar.

İşte onların ve Barcelona’nın başarı öyküsünün özünde bu yatıyor.

Çok değil 3 yıl önce Barcelona’nın çok önünde olan Avrupa’nın en büyük kulübü Real Madrid ise bugün ezeli rakibini yakalamak için çırpınıyor. O günden bugüne Real Madrid’de Capello göreve gelen 6. teknik adam ve yüz milyonlarca euro harcanarak transferler yapıldı.

* * *

İyi bir yönetim, inanılmış hedefler, akılcı bir organizasyon, planlama, doğru insanlarla çalışarak tüm bunları hayata geçirme çabası, zaman, istikrar, ekonomik koşullardan maksimum verim alma, iletişim becerisi, baskılara karşı direnme gücü, bilimsellik ve işbirliği..

Aslında başarının zincirini oluşturan halkalar o kadar çok ki...

Hiçbir başarı plansız, programsız, emek sarfetmeden, çalışmadan, acı çekmeden elde edilmiyor.

Yani yazarlarımızın dediği gibi 4-1-3-2 ile falan bitmiyor iş... O kadar basit değil.

(Not:Barcelona o malum sezonu Valencia’nın ardından ikinci bitirdi.)

Güntekin Onay

------------
Son zamanlarda ne uzun maç analizleri yazmayı seviyorum ne de okumayı. Birazdan kendimle çelişeceğim. Galatasaray-Eskişehirspor maçından sonra da benim için oyunun özeti Brian Clough'un bir sözüydü. "If God had wanted us to play football in the clouds, he'd have put grass up there" (Tanrı eğer futbolu bulutlarda oynamamızı isteseydi çimi oraya koyardı.) Son 20 dakikada ileride hala topu indirecek Hakan Şükür var sanan tribünlerin telaşıyla sistemine ihanet etti Galatasaray. İki ön liberonun oyunu sete çevirecek mahiretinin olmaması, forvet dörtlüsünün top alıp, kaybettiğini kovalamaktan helak düştüğü, Elano'nun kulübede unutulduğu ayrıntıdır, bu saatten sonra bayar insanı...

Ben Ariel Sela'dan bahsedeyim size. Profesyonel kumarbazdı. Günde 18 saat rulet oynar ve içki içmezdi. Bir sistemi vardı Sela'nın. Masada diğer oyuncular ne oynamış, krupiyer hangi numarayı atmış, umurunda bile değildi. 18 saatlik zaman dilimi içinde kendi oyununu oynar, sistemi o gün galip gelirse odasına mutlu çıkar, uyur ertesi günü beklerdi. Hollanda ve İngiltere'de casinolar batırdı. Hile yapmadan... Üstüste 5 kere tier atan krupiyer ağzını sulandırmadı. "Bet"lerini sabit tuttu. Sistemi vardı; vazgeçmedi. O sistemi kurmak için aylarca yanındaki masada gelen numaraları yazardı Sela. Onu yıllarca izledim. Bana "Her rulet çemberi 'Human made', ben kusurunu buluyorum"derdi. Sabır, sabır, sabır... (Sela, öleli 10 yıldan fazla oldu, gerçek adı da bu değildi zaten... )

Futbol sahasına dönelim. 2006 Şampiyonlar Ligi'ni alan Barcelona, Eto'o'nun yanına dünyanın en iyi santrforlarını alabilir miydi? Ya da Arsenal'den gelen Henry'e neden kanatta oynayacaksın dediler? Bu sezon Guardiola, Eto'o'yu elde tutup; İbrahimovic'i kadrosuna katamaz mıydı? Herkesin ağzının sularını akıtan bu takımda neden Eto'o-Drogba hayali gerçekleşmedi? Çünkü Guardiola, Rijkaard'dan devraldığı sistemin bekçiliğini yapıyor, kusurlarını gidererek, karakterini ortaya koyarak...

29 kişilik kadroda, sadece iki santrfor; Nonda ve Baros'un varlığı bile bu sezon Galatasaray'ın ne oynayacağının göstergesi. Rijkaard bunu sezon başından işaret etmiş. Ne elde olanları tutmuş ne de takviye yapmış o bölgeye. Belli ki biri oynadığında, diğeri yedek oturacak. Çünkü adamın bir sistemi var ve ona inanıyor. Son maç üzerinden pratiğe dökelim ve olasılıkları sıralayalım:
Oyun 1-1 devam ederken oyuna Baros girip çift santrfora dönüyor Galatasaray ve maçı kazanıyor: Ankaragücü maçına çift santrforla çıkmazsa kazanan formüle ihanetle suçlanacak. Çıkıp da puan(lar) kaybederse de sistemsizlikle...
Oyun 1-1 devam ederken oyuna Baros girip çift santrfora dönüyor ve Eskişehirspor maçı kazanıyor: Oyundan çıkan muhtemelen bir ön libero olacağından Rijkaard rakibe göbeği teslim etmekle suçlanacak ve 3 puan kaybın çift santrfora dönüş olduğu yazılacaktı.

Kazansın ya da kaybetsin Rijkaard ve Neeskens'in kazandıkları gelecekleridir. Takımın kafasını karıştırmadılar. Çift santrfor oynamayacaklarını, sistem denilen şeyin maç içindeki 2 değişiklikle çöpe atılacak birşey olmadığını gördüler futbolcular. B planı olmamakla suçlanan Rijkaard; eğer o plana sahip olsaydı -ki oyun felsefesini paramparça etmekten bahsediyoruz- gelecek maçlar onun için C-D-E planlarını da gerektirecekti ki; isterseniz biz ona sistemsizlik diyelim. Rijkaard ve Neeskens'in Galatasaray'da taçları kime attırdığından, kornerdeki taktiklere; frikiklerdeki farklı varyasyonlara kadar aşıladığı bol miktarda oyun çözümü var ki; keşke plan diye bunları görebilseler...

Rijkaard'ı eleştirirken "Türkiye Ligi başka liglere benzemez, evinde çift santrfor oynayacaksın " yorumu ise artık baygınlık verdi. Bırakın yahu; bizim ligimiz biraz da Rijkaard'a benzesin. Rijkaard da biraz Türk futbolunu kendine benzetsin. Yoksa yıllardır "Al geriden birini, santrforu çiftle","Tek forvet oynadın mı; korkaksın"la nereye kadar? Millet sıkıldı, siz sıkılmadınız mı?

Kaynak

Arkadaşlar bu kanal Premier lig maçlarını veriyor bazen ama BISS şifresi giriyorlar..Araştırdım birkaç şifre buldum ama yanlıştı sanırım işe yaramadı.Bilen, şuan sorunsuz kullanıyor olan paylaşırsa sevinirim.
Galatasaray kaptanı Arda Turan, Ramazan Bayramı’nda Florya personelini unutmadı. Genç yıldızın, takım içinde düzenlediği organizasyonla 110 çalışanahem kıyafet alındı, hem depara yardımı yapıldı
Cim-Bom’da efsane Metin Oktay’ın 10 numaralı formasını gururla taşıyan kaptan Arda Turan, alkışlanacak bir davranışta daha bulundu, Ramazan Bayramı öncesi Florya personelinin yüzünü güldürdü.
Kaptanlık bandı ve 10 numaralı formayı teslim aldıktan sonra bambaşka bir kimliğe bürünen, müthiş performansı ile taraflı, tarafsız herkesin takdirini kazanan milli yıldız, bayramı fırsat bilerek, duygulandıran bir jest yaptı. Arda’nın girişimiyle takım içinde toplanan parayla tesislerde çalışan güvenlik görevlisinden, aşçısına, çaycısından, temizlikçisine kadar 110 personele hem kıyafet alındı, hem de belli bir miktar para yardımında bulunuldu.

Geleneği devam ettirdi

Teknik Direktör Frank Rijkaard’ın da sık sık dile getirdiği, “takım ruhu” anlayışıyla iki kulvarda doludizgin yoluna devam eden Cim-Bom’da futbolcuların bu anlamlı davranışı yönetimin de takdirini kazandı. Sarı-kırmızılı takımda önceki yıllarda, takım kaptanları Hakan Şükür, Hasan Şaş ve Mondragon gibi isimler de tesis çalışanları için çeşitli yardımlar yapıyorlardı.

(nevzat dindar-milliyet)
Hakkında
Konum: İstanbul,Üsküdar
Forum İmzası:
I fell in love with football as i was later to fall in
love with women: suddenly, inexplicably,
uncritically, giving no thought to the pain or
disruption it would bring with it..
Sistem ve Tercihleri
Bilgisayar
test
Dünyadan Futbol
Galatasaray
Temel Bilgiler ve İstatistikler
Aktiflik: Şu anda DH'de değil
Son Giriş: 2 yıl önce
Son Mesaj Zamanı: 5 yıl
Mesaj Sayısı: 148
Gerçek Toplam Mesaj Sayısı: 3.826
İkinci El Bölümü Mesajları: 3
Konularının görüntülenme sayısı: 66.407 (Bu ay: 93)
Toplam aldığı artı oy sayısı: 465 (Bu hafta: 0)
En çok mesaj yazdığı forum bölümü: Spor
Mesajları
İkinci El Referansları
- x
Bildirim
mesajınız kopyalandı (ctrl+v) yapıştırmak istediğiniz yere yapıştırabilirsiniz.