Çavuş
23 Aralık 2006
Tarihinde Katıldı
Takip Ettikleri
0 üye
Görüntülenme
Toplam: 0 (Bu ay: 0)
362926 Gün Cezalı
357625 gün 11 s. 12 dk. kaldı
Gönderileri
Çankaya seçimi öncesi gerilen ortamda herkes sahnede yerini bir bir alırken, "Aczmendiler nerde kaldı?" diyenler vardı. Yeni oluşum 'geldiler mi?' dedirtti!

Türkiye yeni Cumhurbaşkanının seçmeye hazırlanırken, 28 Şubat vakası öncesinde yaşananlara benzer gerilim odakları da bir bir sahnede yerini alıyor. Tablonun neredeyse tek eksik kısmı Aczmendilerdi. Hatta geçtiğimiz aylarda bir kaç yazar, "Herkes geldi, Acmendiler nerede kaldı?" diyen yazılar dahi kaleme almıştı.





Haftalardır sanal alemde peydahlanan bir oluşum, yarın herkesi 'Başbakan Erdoğan'a destek için' camilerde eyleme çağırınca, herkes "Acaba onlarda mı geldi?" diye sormadan edemedi...



Türkiye haftalardır Başkent'te düzenlenecek 14 Nisan mitingini konuyuyor ve bu mitingin doğuracağı gerilimimden demokrasinin zarar görmemesi için çareler arıyordu.

Ankara'da Başbakan Erdoğan'ın Çankaya'ya aday olmaması için darbe dahil her türlü engelin konulmasını isteyen bu grubun 14 Nisan'da gerçekleştireceği mitingden bir gün önce, bir başka grup da onların Aksine Başbakan Erdoğan'a destek için herkesi camilerde eyleme çağırıyor.

Gerilim amaçlayan mitingin bir gün öncesinde Hacıbayram ve Eyüp Sultan camilerde 'Erdoğan'a destek gösterisi' yapacak grup nereden çıktı?

Adaleti Savunanlar Platformu adı altında Ankara'da Hacıbayram Camii'nde, İstanbul'da ise Eyüp Sultan Camii'nde Cuma namazından sonra 'Tayyip Erdoğan'a destek gösterisi' yapılacağı haberleri Başkent'i ayağa kaldırdı.

Bu esrarengiz toplantılar neyin nesiydi?

28 Şubat sürecinde bir grubun eylemlerine benzer bir provokrasyon mu sözkonusuydu?

Kimdi bu Adaleti Savunanlar Platformu?

cafesiyaset.com tüm bu soruları araştırdı..


Öncelikle bir not: Adaleti Savunanlar Derneği adı altında bir dernek var.. Ancak onlar 'Bu eylemlerle ilgimiz yok' diyor..

Adaleti Savunanlar Platformu adına 13 Nisan'da yapılacak eylem çağrısı soru işareti olmaya devam ederken Başbakan Erdoğan'ın yanı sıra platformla aynı adı taşıyan dernek, Adaleti Savunlar Derneği; "Eylemle bizim alakamız yok" açıklaması yaptı,, Dernek üyelerine,"Bu eyleme katılmayın" çağrısı yaptı..


-Peki, Adaleti Savunanlar Derneği Kimdir?

-ADALETİ SAVUNANLAR PLATFORMUNUN EYLEM PLANI
HERGÜN 11'DE 11 KORNA


-İşte duacıların seçim takvimi


BAŞBAKANIN SERT TEPKİSİ...

Başbakan Tayyip Erdoğan, 13 Nisan'da İstanbul Eyüp Sultan ve Ankara Hacı Bayram Camii'nde Cuma namazı sonrası yapılacak eyleme ilyişkin olarak, "Bu eylemle bizim alakamız yok. Bu oyunlara gelmeyin. Dua edecekseniz bulunduğunuz yerlerde yapın. 13'ündeki eylemi 14'ündeki mitinge malzeme yapmak istiyorlar. Bu tür provakasyonlara gelmeyin, uyanık oyun" dedi.



HABERİN DEVAMINA BU LİNKİ KULLANARAK ULAŞABİLİRSİNİZ

cafesiyaset.com (özel)




-

daha yaratıcı şeyler bekliyoruz!









fadime şahin ,muslum gunduz nerdesiniz cıkın ortaya!!!




Kim neyi satın alıyor?


Ülkemiz vatandaşları, üzücüdür ki, ister gayrimenkul, ister şirket, yabancıların alımlarına oldukça kör milliyetçi ve paranoid bir yaklaşım içindeler. Bir yandan kendileri yurtiçinde ve yurtdışında konut edinmeye talipler ve meraklılar, bir yandan Türk şirketlerinin yurtdışında iş kurmalarını ve banka sahibi olmalarını ve işletmelerini istiyorlar, ama yabancıların bu haklara sahip olmalarına da çok şüpheci gözle bakmaktalar. Halbuki dünya bu konuda karşılıklılık ilkesi ile çalışıyor. Yani senin ülken yabancıya bu tür hakları veriyorsa, sen de bu tür hakları yabancı ülkeden alıyorsun.

Bayındırlık ve İskan Bakanlığı’nın Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü’nün Ocak 2007 tarihinde yayınladığı bir el kitabı var. Ülkemizde 1934-2003 arasında “karşılıklı olmak” ve kanuni sınırlamalara da tabi olmak şartı ile, yabancı gerçek kişilerin ülkemizde edineceği alan 30 hektar ile sınırlanmıştı. Kanuni sınırlamalar, köy alanı, askeri yasak bölge, güvenlik alanları ve stratejik alanlar şeklinde sınırlamalardan oluşuyordu. 2003 sonrasında birçok değişiklik yapılmış ve köy sınırları içi de yabancı kişilerin taşınmaz alımına açılmış. Ayrıca tüzel kişiliğe sahip ticari şirketlerin de mal edinmesine 30 hektar sınırı içinde olanak sağlanmıştır. 2006 sonrasında ise 30 hektar sınırı gerçek kişiler için 2.5 hektara düşürülmüştür. Ayrıca gerçek kişi ve şirketlerin taşınmaz alanları ve sinai haklarının da illerin yüzölçümünün binde beşini aşmamak şartı ile il bazında Bakanlar Kurulu kararı ile belirlenebileceği ve artırılabileceği kanuna dahil edilmiş.

Yabancıların taşınmaz edinmesinin ilk ve kesin şartı olan ülkelerarası karşılıklılık konusunda 51 ülke ile karşılıklılık anlaşmamız var, 41 ülke ile yok. Geçici ikamet izni kaydıyla 13 ülke ve İçişleri Bakanlığı izni ile de 27 ülke ile anlaşmalarımız var.

Karşılıklılık gerçekte nasıl çalışmış? İlk başta kendi vatandaşlarımızın yani Türk vatandaşları veya Türk kökenli olup yabancı vatandaşlığı edinmiş gerçek kişilerin yurtdışında AB içinde edindiği konut cinsi taşınmazlara bakalım (yalnız konut). Aşağıdaki tabloya göre yurtdışında toplam Türk kökenli hane sayısı (aile diye yorumlayın) 955 bin kadar ve bu hanelerin konut mülkiyeti sayısı 190 bin civarında (yabancı eş ile evli olanların eşinin konut mülkiyeti bu sayıya dahil değil). Bu konudaki araştırma 2004 yılında Essen’de Türkiye Araştırmalar Merkezi tarafından yapılmış. Araştırmanın sadece konutu kapsadığına dikkat etmek gerekir (yani arsa veya arazi toplamda yok). Durum tabloda özetleniyor.



Ülkemizde taşınmaz edinen yabancıların sayısı ise, konut artı arsa ve arazi toplamı olmak üzere aşağıdaki tabloda dökülmüş bulunuyor. Yabancıların toplam arsa, arazi ve konut edinimi sayısı 63.484 adet, yani yurtdışındaki Türkler nerede ise yabancıların bizde aldığının üç mislini aşan taşınmaz almışlar ve bu sayının içinde bizimkilerin aldığı arsa ve arazi yok, yabancılarınki ise var.

Yabancıların aldığı taşınmazların önemli bir kısmı Türk kökenlilere ait olup geri kalan 52.371 taşınmazın 15.278 kadarı Almanlar, 12.749 kadarı İngilizler ve 12.183 kadarı da Yunanistan kökenlilere (çoğu Türk asıllı) aittir. Diğer ülke vatandaşları ülkeye göre ayrıldığında sayılar küçüktür: Hollanda 2739, İrlanda 2541, Danimarka 1905, Avusturya 1524, Norveç 1213, ABD 1148, İtalya 1091 taşınmaz malikidir.

En çok taşınmaz elde edilen iller ise Antalya 14.610, İstanbul 10.695, Muğla 8.251, Aydın 5.839, İzmir 4.572, Bursa 4.310, Hatay 3.852 olmak üzere dağılmıştır, diğer illerde alım sayıları küçüktür.

Hassas olduğumuz konulardan Suriye’de ülke vatandaşlarımızın konut ve arazi mülkiyeti Suriyelilerin ülkemizde sahip olduklarından fazladır. Ülkemizde Suriye vatandaşlarına ait olan toplam alan 149.377.578 metrekare olup tüm yabancılar tarafından sahip olunan toplam alan 181.540.777 metrekaredir, yani Suriye dışı diğer ülkelerin sahip olduğu alan sadece 32.163.194 metrekaredir. Üstelik Suriye vatandaşlarına ait tüm taşınmazlar, tarihi gelişmeler ve anlaşmalar çerçevesinde T.C. Maliye ve Hazine’sinin kontrolündedir.

Paranoya ile baktığımız ülkelerden Yunanistan vatandaşlarının sahip olduğu taşınmazların ise toplam sayısı 12.179 olup bunun 11.161 adedi Türk asıllı Yunan uyruklulara (Trakya Türkleri)aittir. Ülkemizde “ayrımcı paranoid” gözle baktığımız bir konu ise İsrail vatandaşlarının taşınmazlarıdır. İsrail vatandaşlarının ancak 6 ay geçerli ikamet izni çerçevesinde alabildikleri konut sayısı ise sadece 154 adettir. GAP bölgesinde ise İsrail uyruklulara ait taşınmaz yoktur.

Yabancı şirketler ise sadece Turizmi Teşvik Kanunu, Endüstri Bölgeleri Kanunu ve Petrol Kanunu çerçevesinde taşınmaz elde edebilirler.

-


Batum,adalar falan felan hariç....(onlar öte tarafda sorulacak!)
Geçen miami de öldürülen 1000 (yazı ile bin) dairesi olan Türk geldı aklıma!




bu yazi vatani satıyorlar sattınız diyenlere ithaf olunur.
'Cumhuriyet' hala sahip arıyor?

Daha önce 'tehlikenin farkında mısınız?' diye siyah bir manşetle 'sahip arayan', Cumhuriyet'e bugün aynı taktiği Çankaya Köşkü seçimleri için kullandı.




Cumhuriyet gazetesi daha önce Arapça alfabesine vurgu yapan reklam kampanyasında, harfleri Arapça karakterleri andırırcasına sağdan sola yazarak, "Tehlikenin farkında mısınız?" diye sormuştu.

Reklamsal açıdan son derece başarılı olan ve dikkat çeken bu kampanya manşeti bir hayli tartışma uyandırmıştı.





İlginç bir tesadüf eseri bu manşetten bir süre sonra gazete bombalanmış ve hemen akabinde Danıştay'a yapılan kanlı baskın gerçekleşmişti. Her iki eylemi gerçekleştirenlerin ortak tanıdıkları olması hayli dikkat çekiciydi.

Bu arada Cumhuriyet gazetesi hem fiyatını 75 Yeni kuruş'a yükseltmiş hem de hafif de olsa bir triaj artışı sağlamıştı...

Cumhuriyet Gazetesinin bu manşetini karikatürist İbrahim Özdabak şu şekilde karikatürize etmişti...





Bu arada Türkiye Cumhuriyeti'nin sahiplenen ve karanlık ilişkileri hâlâ gün ışığına çıkartılmayan bazı tipler Hrant Dink cinayetine imza atarak, Türkiye Cumhuriyeti'nin uluslararası platformad çok zor duruma düşürmüştü. Ama bu skandalın sadece bir bölümüydü. Cinayeti sahiplenen bazı emniyet güçleri, Ogün Samast'ı bir kahraman gibi kullanarak, onunla hatıra fotoğrafı çekecek kadar, Türkiye Cumhuriyeti Kanunlarını hiçe saymışlardı..

Bu da yetmezmiş gibi Cumhuriyet'i sahiplenen bazı mihrakların ölme ve öldürme yeminleri gündeme gelmiş ve toplumun nasıl bir karamsar ruh yapısına sokulduğu gözler önüne serilmişti.

Türkiye Cumhuriyeti'nin sahiplenen ve Türkiye Cumhuriyeti Kanunlarını hiçe sayarak onu yüceltmeye kalkan bunca karanlık güç yetmemiş olacak ki Cumhuriyet gazetesi bugün yine sahip arayan bir manşete imza attı.

Cumhuriyet gazetesi bu kez Çankaya seçimlerinin tartışıldığı bir dönemde aynı soruyu sordu ve "Tehlike'nin farkında mısınız?" dedi. Cumhuriyet gazetesi örtülü olarak Türkiye Cumhuriyeti'ni sadece kendisi zihniyetinin temsil ettiğini öne çıkaran bu manşetiyle siyasi yönünü bir kez daha gözler önüne sermiy oldu. Böylece vatanı ve devleti sevmenin sınırları da bir kez daha tartışamaya açılmış oldu.

İşte Cumhuriyet gazetesinin yine çok tartışma doğuracak olan bugünkü manşeti..



Bakalım ülkeyi sahipsiz görme zihniyeti Cumhuriyet'e bu kez prim sağlayacak mı? Tek temennimiz bu ülkenin artık demokratik bir devlet olduğu ve yasalarla yönetildiğinin unutulmayıp, Türkiye Cumhuriyeti ilkelerine rağmen Türkiye Cumhuriyeti'nin korunmaya çalışılmaması...

..
Petrol kaçakçılığının dayanılmaz vatanseverliği…



Günlerdir, Hrant Dink cinayeti bağlamında 'çeteleri', 'milli güçler'i, 'ölme-öldürme' üzerine yemin törenleri düzenleyen Kuvayı Milliye derneklerini, 'vatana ihanet'i tartışıyoruz. Kimlerin bu ülkeyi gerçekten sevdiğini, kimlerin ihanet içinde olduğunu konuşuyoruz.

Evet, bu ülkede devletin kıyısında köşesinde gizlenmiş bir 'çeteleşme' olgusu var. Bayrak ve silah üzerine 'ölme-öldürme' yeminleri düzenleyen emekli albaylar elini kolunu sallayarak ortalıkta dolaşıyor ve hiçbir yasal işlem yapılmıyor.

Bu yüzden de, toplumun hafızasında 'hukuk devleti'nin gerektiği gibi işleyip işlemediği konusunda kuşkular var. Ama bu ülkede bir başka 'ihanet' daha var ki, henüz hiçbirimiz bu ihaneti sorgulamaya yanaşmadık.

Mesela, büyük dağıtım şirketleri petrol kaçakçılığı yapıyor, devletin vergisini iç ediyor, hepimizin cebinden para çalıyor ama kimsenin sesi çıkmıyor.

Mesela Türkiye, son ikibuçuk yılda 31 ülkeden (bu ülkelerin verilerine göre) 28 milyar dolarlık petrol ithal etmiş. Ancak Türkiye'nin resmi kayıtlarında ithal edilen miktar sadece 9.3 milyar dolar olarak gözüküyor.

Aradaki kaçak farkı, 18.7 milyar dolar. Bu rakamlar, sadece 31 ülkeyi kapsıyor, oysa Türkiye 48 ülkeden petrol ithal ediyor. Bu ülkelerin tamamındaki rakam ortaya çıktığında, demek ki daha ürkütücü bir tablo ortaya çıkacak.

Nitekim Başbakan Tayyip Erdoğan, dün AK Parti grubunda yaptığı konuşmada, bu dehşet verici 'ihanet' tablosunu rakamlarla ortaya koydu:

“Dışişlerimiz petrol ithal ettiğimiz 48 ülkeden kayıtları istedi. 31 ülkeden cevap geldi. Bu kayıtları ülkemiz kayıtlarıyla karşılaştırdık ve çarpıcı sonuçlara ulaştık. 31 ülke diyor ki, Türkiye bizden son 2,5 yıl içinde 28 milyar dolarlık petrol ithal etti. Buradaki kayıtlara göre ise bu 31 ülkeden aynı dönemde ithal edilen akaryakıt miktarı sadece lütfen dikkat 9,3 milyar dolar. Arada tam 18,7 milyar dolarlık bir fark var.”

Başbakan Erdoğan, petrol kaçakçılığını önlemek üzere çıkardıkları yeni yasa ile Türkiye'nin önemli kazanımlar elde edeceğini, petroldeki büyük yolsuzluğun belinin kırılacağını söyledi.

Devletin vergisine göz diken, milletin cebindeki parasını çalan bu kaçakçıların, ortalarda 'büyük vatansever' olarak dolaştığına dikkat çeken Erdoğan şunları söyledi:

“Ama bunlarla oturup başa baş konuşsan bunlar vatanseverdir ha yurtseverdir, şöyle böyle vergi veriyorum şunu yapıyorum bunu yapıyorum diye de geçinirler. Ne kadar büyük bir soruna neşter attığımızı göstermesi bakımından sadece bu örnek yeter. Dışişlerimiz petrol ithal ettiğimiz 48 ülkeden kayıtları istedi. 31 ülkeden cevap geldi. Bu kayıtları ülkemiz kayıtlarıyla karşılaştırdık ve çarpıcı sonuçlara ulaştık. 31 ülke diyor ki, Türkiye bizden son 2,5 yıl içinde 28 milyar dolarlık petrol ithal etti. Buradaki kayıtlara göre ise bu 31 ülkeden aynı dönemde ithal edilen akaryakıt miktarı sadece lütfen dikkat 9,3 milyar dolar. Arada tam 18,7 milyar dolarlık bir fark var. ÖTV, KDV ve EPDK payını eklediğiniz zaman bu fark, 38 milyar dolar seviyesine çıkıyor. ve henüz 17 ülkenin kayıtlarını almış değiliz. Bunlar da geldiği zaman aradaki fark daha da büyüyecek peki nerede bu fark. Bu fark ülkem adına söylüyorum, bu fark kaçakçıların cebine haksız kazanç olarak giriyor, milletimizden çalınıyor, ülkemizden çalınıyor, maliyemizden, hazinemizden çalınıyor.”

İşte günlerdir tartıştığımız vatanseverliğin özeti bu… Hepimiz vatanseveriz ama, milletin, devletin parasını çalarken nedense bu 'vatanseverlik' pek bir işe yaramıyor…

Mehmet Ocaktan
mocaktan@yenisafak.com.tr

link

quote:

yoksa bundan mı bahsediyor!
Böyle birşeyi bulsa bulsa ABD bulur
İran Cumhurbaşkanı Ahmedinecad'ın "AIDS'e çare bulduk" açıklamasına kulak asmayan Türk bilim adamları "Atma Necad, din kardeşiyiz!" dediler...


İran İslam Devrimi'nin 48'nci yılı kutlamaları için önceki gün halkın karşısına çıkan Cumhurbaşkanı Ahmedinecad'ın, konuşmasında "AIDS'e çare bulduk" açıklaması büyük ilgi çekti.

İran Sağlık Bakanı Kamran Bakeri Lenkerani'nin, AIDS'i kontrol altına alan 'İmod' isimli bitkisel bir ilaç ürettikleri yolundaki açıklamasını doğrulayan Tahran liderinin "AIDS'e batı neden oldu çaresini biz bulduk" sözleri "Gerçek olabilir mi?" sorularını da gündeme getirdi.




Lenkerani, Tahran'daki bir hastanede bazı bilim adamlarına çalışmaları dolayısıyla ödül verilmesi için düzenlenen törende yaptığı konuşmada, "İran'ın genç bilim adamları AIDS virüsünü kontrol altına alan bitkisel ilaç üretti" açıklamasını yapmış ve bitkisel temeldeki ilacın 'nano-biyo teknoloji' yöntemiyle elde edildiğini ifade ederek, kan ve bağışıklık sistemini büyük çapta etkileyen ilacın üretimi için 15 araştırma merkezinde 5 yıl çalışıldığını ve ilacın 200 gönüllü üzerinde denendiğini söylemişti.

Sağlık Bakan Yardımcısı Resul Dinarvend de, ilacın kullanımının AIDS hastalığının tam anlamıyla çaresi olmadığını, ancak ilacın hastalık nedeniyle ortaya çıkan enfeksiyonlara karşı çok etkili olduğunu söyledi. Üretilen ilacın en önemli özelliğinin, etkisinin iki yıl devam etmesi olduğunu söyleyen Dinarvend, dünyada eşdeğeri bulunmayan ilacın Sağlık Bakanlığı'nca onaylandığını da belirtti. İranlı bilim adamları Eylül 2006'da AIDS tedavisinde kullanılacak yeni bir ilaç bulduklarını açıklamış, ancak bu, resmi makamlarca teyit edilmemişti. Resmi verilere göre 13 bin AIDS vakasının bulunduğu İran'da, gerçek rakamın 2 milyon civarında olduğu ifade ediliyor.

Türk bilim adamları inanmadı

İRAN Sağlık Bakanlığı'nın AIDS'e çare olarak sunduğu ilacı Türk doktorlar yalanladı ve İran'ın bu ilacı üretemeyeceğini iddia etti. Son yıllarda hapishanelerde kalan AIDS hastalarına yaklaşımları nedeniyle sert bir dille kınanan İran'ın tıp dünyasına bu açıklamayla yanıt veremeyeceğini kaydeden Türk bilim adamları böyle bir çalışma varsa bilgilerin bilimsel bir makale haline getirilerek yayınlanmasını talep ediyor.


Prof. Dr. Serhat Ünal (Hacettepe Üniversitesi)

Böyle bir keşif ancak bilimsel dergide yayınlanarak bilim dünyasıyla paylaşılabilir. "Yaptık, bulduk" demekle olmaz. Bir zamanlar Türkiye'de de zakkum kansere iyi geliyor dendi. Hatta Ermenistan da AIDS'e çare bulduğunu iddia etmişti. Ancak sadece o ülkeye giden insan sayısında artış olmuştu. Bu tarz söylemlerin zararı hep vatandaşlara oluyor.

Prof. Dr. Recep Öztürk (Cerrahpaşa Tıp Fakültesi)

Geçen gün buna benzer bir iddia Yemen kaynaklı olarak karşımıza çıkmıştı. İddiada adı geçtiği gibi bağışıklık sistemini düzenleyici etki eden buna benzer bitkisel ilaçlar var. Yapılan açıklamadan net bir şey anlamak mümkün değil. İran'daki çalışmalara hangi kategoriye kadar izin veriliyor. Bunları bilmeden doğru bir görüş ifade edilemez.

Prof. Dr. Sercan Ulusoy (Ege Üniversitesi)

Böyle birşeyi bulsa bulsa ABD bulur. Ancak onlar da bu konuda bir açıklama yapmadı. İran'ın bu düzeyde bir çalışma yapacağını hiç sanmıyorum. Her gün Afrika'da binlerce kişi AIDS nedeniyle ölüyor. Madem etkili bir ilaç buldular, Afrika'daki kişiler üzerinde yapılan bir çalışma göstersinler veya klinik araştırmalarını tüm dünyayla paylaşsınlar.

(Sabah)


quote:



tıkla

___
POAŞ'ın cezasına durdurma kararı

Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, EPDK'nın POAŞ'a verdiği 498 milyon 693 bin 80 YTL'lik idari para cezasına ilişkin kararının yürütmesini durdurdu.



Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, Petrol Ofisi (POAŞ) şirketine, Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu'nun (EPDK) verdiği 498 milyon 693 bin 80 YTL'lik idari para cezasına ilişkin kararının yürütmesini durdurdu. POAŞ, EPDK'nın kestiği 498 milyon 693 bin 80 YTL'lik para cezası kararının iptali ve yürütmesinin durdurulması istemiyle Danıştay'da dava açmıştı. Danıştay 13. Dairesi, verilen cezalar arasında en yüksek miktarı oluşturan POAŞ'ın 498 milyon 693 bin 80 YTL'lik para cezasının, 11 milyon 431 bin 360 YTL'lik kısmının yürütmesinin durdurulması istemini ''ikmal tarihinde bazı bayilerin lisansı bulunduğu'' için kabul etmiş, kalan 487 milyon 261 bin 720 YTL'lik cezasının yürütmesinin durdurulması istemini ise reddetmişti. POAŞ, Danıştay 13. Dairesi'nin bu kararına itiraz ederek, yürütmenin durdurulmasına karar verilmesini istedi. AA muhabirinin aldığı bilgiye göre, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, POAŞ'ın itirazını bugün görüştü. Kurul, POAŞ'ın itirazını kabul ederek, dava konusu EPDK kararının yürütmesini durdurdu.



YANLIŞ MADDE UYGULANMIŞ

EPDK'nın, 5015 sayılı Petrol Piyası Kanunu'nun 7. maddesinin 2. fıkrasını ihlal ettiği gerekçesiyle idari para cezası verdiğini anımsatan Kurul, cezanın aynı kanunun ''idari para cezalarını'' düzenleyen 19. maddesinin 3. fıkrasındaki, ''maddede sayılanlar dışında kalan ancak kanun getirdiği yükümlülüklere uymayanlara kurumca para cezası verilir'' hükmünün uygulanması gerektiğine dikkati çekti.


2 NİSAN 2005'TEN SONRAKİ İKMALLER İÇİN

Kurul, ayrıca EPDK'nın dağıtıcılara lisanslı bayilerin listesinin bildirildiği tarih olan 12 Nisan 2005'den itibaren yapılan akaryakıt ikmalleri için ilgili şirketin sorumlu olduğunu vurguladı. EPDK, idari para cezasını verirken bu tarihi 20 Mart 2005 olarak almıştı. Kurul'un bu kararıının gerekçesi yazılarak EPDK'ya tebliğ edildikten 30 gün sonra uygulanması gerekiyor. Danıştay 13. Dairesi ise davayı daha sonra esastan karara bağlayacak. Kurul'un yürütmenin durdurulması kararında işaret ettiği 5015 sayılı yasanın 19. maddesinin 3. fıkrası dikkate alındığında POAŞ'a verilecek cezanın büyük oranda azalacağı bildirildi. EPDK'nın idari para cezasına esas aldığı ve Kurul'un bu maddeye göre ceza verilemeyeceğine işaret ettiği 5015 sayılı yasanın ''dağıtım'' başlıklı 7. maddesinin 2. fıkrası şöyle: ''Dağıtıcı lisansı sahipleri, kendi mülkiyetlerindeki veya sözleşmelerle oluşturacakları bayilerinin istasyonlarına akaryakıt dağıtımının yanı sıra, serbest kullanıcılara akaryakıt toptan satışı ve depolama tesislerinin yakınındaki tesislere boru hatları ile taşıma faaliyetlerinde bulunabilir. Dağıtıcılar başka akaryakıt dağıtıcılarının bayilerine dağıtım yapamazlar.''

EPDK, 28 akaryakıt dağıtım şirketine yaklaşık 1.6 milyar YTL'lik idari para cezası kesmişti. EPDK, lisansı olmayan bayilere akaryakıt satışı yaptığı, bu nedenle Petrol Piyasası Kanunu'nun ilgili maddesini ihlal ettiği gerekçesiyle POAŞ'a da 31 Ağustos 2006 günlü kararla 498 milyon 693 bin 80 YTL'lik idari para cezası vermişti.

AA

kaynak
Hakkında
Konum: Antalya
Forum İmzası:
Her doğruyu, her yerde söylemek doğru değildir.
Temel Bilgiler ve İstatistikler
Aktiflik: Şu anda DH'de değil
Son Giriş: 15 yıl önce
Son Mesaj Zamanı: 15 yıl
Mesaj Sayısı: 77
Gerçek Toplam Mesaj Sayısı: 320
İkinci El Bölümü Mesajları: 0
Konularının görüntülenme sayısı: 1.994 (Bu ay: 12)
Toplam aldığı artı oy sayısı: 1 (Bu hafta: 0)
En çok mesaj yazdığı forum bölümü: Konu Dışı / Off Topic
Mesajları
İkinci El Referansları
- x
Bildirim
mesajınız kopyalandı (ctrl+v) yapıştırmak istediğiniz yere yapıştırabilirsiniz.