Emekli Yönetici
17 Temmuz 2009
Tarihinde Katıldı
Takip Ettikleri
8 üye
Görüntülenme
Toplam: 45 (Bu ay: 1)
Gönderileri
Amerikada bu şekilde satılan telefonlardan ülkemizden kullanabilir miyiz? Bilgisi olanlar aydınlatırsa seviniriz.

AT&T GoPhone - Motorola Moto E with 8GB Memory No-Contract Cell Phone - Black
$59.99
http://www.bestbuy.com/site/at-t-gophone-motorola-moto-e-with-8gb-memory-no-contract-cell-phone-black/6427144.p?id=1219661891130&skuId=6427144


Boost Mobile - Samsung Galaxy Prevail LTE with 8GB Memory No-Contract Cell Phone - White
$79.99
http://www.bestbuy.com/site/boost-mobile-samsung-galaxy-prevail-lte-with-8gb-memory-no-contract-cell-phone-white/2386095.p?id=1219573004120&skuId=2386095


Virgin Mobile - Alcatel OneTouch Elevate 4G with 8GB Memory No-Contract Cell Phone - Black Silver
$49.99
http://www.bestbuy.com/site/virgin-mobile-alcatel-onetouch-elevate-4g-with-8gb-memory-no-contract-cell-phone-black-silver/4209400.p?id=1219707780556&skuId=4209400
-28.000 otomobil satışa hazır bekliyor
-günlük 3.800 adet üretim kapasitesi
buna rağmen 3-4 ay sıra beklemek bana garip geldi.


Almanya’nın bazı bölgelerinde temmuz ayı sonunda görülen dolu yağışının Volkswagen tesislerinde açıkta park edilen 28 bin otomobilin önemli bölümünde hasara yol açtığı açıklandı.
Milliyet'in haberine göre evlerinin önünde otomobillerini park edenlerin yanı sıra Alman otomotiv devi Volkswagen'in Wolfsburg'daki merkez tesislerinde dolu yağışının hasara yol açtığı ifade edildi. Günlük 3 bin 800 otomobil üretme kapasitesine sahip Wolfsburg'daki fabrikada üretilen ve açıkta park edilen 28 bin otomobil de dolu yağışının altında kaldı.

Alman medyasına açıklama yapan Volkswagen sözcüsü, hasarın boyutlarını tam olarak hesaplayamadıklarını, yüzde 100 denetimden geçmeyen hiçbir otomobili teslim etmeyeceklerini binlerce müşterilerinin geç teslimattan etkileneceğini söyledi.

http://ekonomi.haberturk.com/is-yasam/haber/867761-otomobil-devini-dolu-vurdu
AA
Güncelleme: 13:34 TSİ 06 Mayıs. 2012 Pazar
Almanya'da yaşayan Türk araştırmacı Şenol Şahin Çörekçi, Hitler'in Türkiye'yi işgal etmek amacıyla hazırlattığı iddia edilen askeri Türkiye raporuna ulaştığını bildirdi.

Çörekçi, 20 yıldır Almanya'da yaşayan Türkler başta olmak üzere, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemleri Türk-Alman ilişkileriyle ilgili incelemeler yaptığını belirtti. Hitler'in işgal etmeyi planladığı ülkelerle ilgili önceden detaylı bilgilerin yer aldığı raporlar hazırlattığını ifade eden Çörekçi, bu ülkelerden birinin de Türkiye olduğunu kaydetti. Çörekçi, son derece gizli ''Militargeographische Angaben Über Die Türkei-Türkiye'nin askeri ve coğrafi belgeleri'' adlı 217 sayfalık raporun, isminin açıklanmasını istemeyen emekli bir subayının ailesi tarafından saklandığını, araştırması sırasında bu rapora ulaştığını kaydetti.

'HEDEF BOR MADENLERİ'
Hitler'in en büyük arzusunun Arap Yarımadası, Azerbaycan'daki petrol yatakları ve Türkiye'deki bor madenlerine ulaşmak olduğunu ileri süren Çörekçi, raporun ''Alman İstihbarat Merkezi tarafından 1935-1941 yılları arasında Berlin'de hazırlandığını'' iddia etti. Çörekçi, raporda Türkiye'nin büyüklüğü, sınırları, politik özellikleri, hava durumu, coğrafi bölgelere göre hastalıkları, deprem bölgeleri, akarsuları, sulu tarım yapılan bölgeleri, yetişen ürünleri, havalimanları, gemileri, trafik durumu, haberleşme imkanları, madenleri, su kaynakları, dili, yol güzergahları, askeri bölgelerin yerleşim planlarının detaylı şekilde yer aldığına dikkati çekti.
Çörekçi, raporda askerlerin verem hastalığına karşı uyarıldıklarını, hastalığın daha çok mayıs-ekim döneminde yaygın şekilde görüldüğünün kaydedildiğini söyledi. Raporda, Türk askerlerinin nisan, mayıs aylarında çok yağmur yağması, yaz aylarında ise bağırsak hastalıkları ve güneş çarpmaları nedeniyle hareket alanlarının daraldığının vurgulandığını anlatan Çörekçi, ayrıca birliklerin akarsu kenarlarında kurulması nedeniyle sel baskınlarına maruz kalındığının belirtildiğine de değindi.

Dağların, ırmakların durumunun yanı sıra deprem bölgeleri ve nehir kenarlarında yetişen bitkilerin de raporda yer aldığına işaret eden Çörekçi, şunları söyledi:

''Raporda Türkiye'de yaşayan azınlıklarla ilgili de detaylı bilgiler yer alıyor. 1935 verilerine göre nüfusun 15 milyon 839 bininin Müslüman, 125 binin Ortodoks, 32 bin 100'ünün Katolik, 8 bin 500'ün Protestan, 44 bin 500'ün Gürcü ve diğerleri şeklinde yer aldığı görülüyor. Raporda çiftçilikle, endüstriyle ve serbest meslekle uğraşan insan sayılarından, otobüs ve kamyon kullanan insan sayısına kadar tüm çalışan ve çalışmayan kesimlerin bilgileri detaylı şekilde yer alıyor. Raporda o yıllarda Türkiye'de 2 milyon 476 bin okur-yazar, 16 milyon 157 bin okuma yazma bilmeyenin yer aldığı kaydediliyor.''

'TÜRK ERKEĞİ SİNİRLİ AMA DÜRÜST'
Çörekçi, raporda Türk erkeğinin yapısının, ''Sakin, geri çekilen, kişilere çok geç güvenen, çok çalışkan ve her zaman kazanmak isteyen, bazen de çok sinirli ama dürüst'' diye tanımlandığına dikkati çekti.

Raporda, madenlerle ilgili bilgilerin de anlatıldığını ifade eden Çörekçi, Zonguldak ve Sivas'ın kömür madeni olarak çok zengin bir potansiyele sahip olduğundan bahsedildiği bilgisini veriyor. Bu rapora göre Derince'de 100 bin ton, Ankara ve Sivas'ta 80 bin ton, Eskişehir'de 50 bin ton, Kayseri'de 40 bin ton, İzmit ve Afyonkarahisar'da 30 bin ton, Diyarbakır'da 20 bin ton kömür rezervi bulunuyor.

Çörekçi, raporda ayrıca Türkiye'nin en önemli tren bağlantılarının, iç ve dış hatlarla sınırlardaki bağlantı noktalarının, Suriye-Irak ve Sovyetler Birliği bağlantılarının haritalarla yer aldığı bilgisini verdi.

Türkiye'de hangi şehirde kaç benzinlik olduğu, benzinin şehirden şehre gidilirken yetip yetmediğinin de hesaplanarak belirtildiğine de dikkati çeken Çörekçi, benzinin küçük şehirlerde ve kasabalarda bakkallardan dahi alınabilineceğinin belirtildiğini, ayrıca raporda illerdeki tamirhanelerin yerlerinin de belirtilerek, araç yedek parçasının sadece İstanbul'dan temin edilebileceği bilgilerinin yer aldığını anlattı.

Bu rapora göre o yıllarda Türkiye'de 3 bin 443 otomobil, 721 otobüs, 5 bin 197 kamyon, 143 traktör bulunduğunu kaydeden Çörekçi, benzin istasyonları ve araç tamirhanelerinin yerinin de rapora işlendiğini bildirdi.

Türklerin yemek kültürüyle ilgili bilgilerin de yer aldığını anlatan Çörekçi, Trabzon'da hamsi ve yunus tüketildiği bilgisinin de rapora girdiğine işaret etti.

DENİZLERDEKİ TUZ DERECELERİ BİLE ÖLÇÜLMÜŞ
Raporda bir birinden ilginç bilgilerin yer aldığını vurgulayan Çörekçi, denizlerdeki tuz derecelerinin de ölçüldüğünü, Anadolu'nun çeşitli şehirlerinden denizlere geçiş mesafelerinin belirtildiğini kaydetti.

Raporda en iyi hastanelerin olduğu illerin de belirtilerek, hastane yatak kapasiteleri ve bulaşıcı hastalıklara yönelik müdahalede bulunan hastanelerin yer aldığına dikkati çeken Çörekçi, Türkiye genelindeki özel hastane sayısının 3 bin 230 olarak yer aldığı raporda yabancıların kurduğu hastane sayıları ve yatak kapasitelerinin bulunduğunu da kaydetti.

'HİTLER TÜRKLERE DE ZARAR VERDİ'
Raporda iki sayfanın Türkçe'ye ayrıldığını da belirten Çörekçi, burada çok kullanılan kelimelerin yer aldığını kaydetti.

Hitler'in Türklere zarar vermediğine ilişkin bilgilerin gerçeği yansıtmadığını savunan Çörekçi, şunları söyledi:

''Berlin'de 500'e yakın Türk asıllı Yahudi'nin öldürüldüğünü biliyorum. Tanıklarıyla görüştüm. Hitler'den kurtulan İsaak Behar adlı kişi bana yaşadıklarını anlattı. Almanya'da Yahudilere yönelik baskılar artınca Türk asıllı Yahudiler Türk Büyükelçiliği'ne sığınmak istiyorlar ancak bunlar engelleniyor. Büyük bir çoğunluğunun öldürüldüğünü biliyoruz.''

Çörekçi, ''Elimizde bulunan verilere göre Hitler, Almanları destekleyen Müslüman ülkeler ve diğer Türk unsurlarından çekindiği için işgal amacından vazgeçmek zorunda kalmıştır'' diye konuştu.

http://www.ntvmsnbc.com/id/25346428
Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan, ''İhracatımız rekor kırdığı için ne kadar mutluysak, ithalatımızın kırdığı rekordan da o kadar rahatsızız ve bu konuda da çok ciddi ve somut çalışmalar yapıyoruz'' dedi.

Çağlayan, 2011 yılı ithalat rakamlarını değerlendirdiğin basın toplantısında, 2011'de 240,8 milyar dolar ithalat yapıldığını hatırlattı.

İthalatın rekor kırdığını belirten Çağlayan, ''Ama ben devlet olarak ithalata yasak getiremem'' dedi.

BAKAN ÇAĞLAYAN: BİZ BUNU YAPACAK KADAR ZENGİN BİR ÜLKE MİYİZ?
Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan, 2011’de Türkiye’ye 14.3 milyon adet cep telefonu geldiğini belirterek, “Buna 1.7 milyar dolarlık bedel ödedik. Ben vatandaşlara gidip cep telefonu almayın demiyorum. Biz 11 ayda bir cep telefonu değiştirecek kadar zengin bir ülke miyiz?” dedi. Çağlayan, ithalatla ilgili örnekleri şöyle çeşitlendirdi: “465 milyon dolarlık buzdolabı ve soğutucu ithal ettik. Bizim ürünlerimiz kapış kapış giderken, biz gidip bunların ürünlerini alıyoruz. 2011’de 194 milyon dolarlık halı, 43 milyon dolarlık şemsiye, 578 milyon dolarlık mobilya, 461 milyon dolarlık giyim eşyası ürünü ithal ettik. Bu rakamları alt alta koyunca milyar dolarlar ifade ediyor. Bunlar bizde yok mu, alası var. Para kimin parası, vatandaşların parası. Vatandaşlarımızın ne ithal edeceğine karışamayız ama biz 75 milyonluk aileyiz. 2011’te ithalat yüzde 29.8 yükseldi. Bu artış hızı ihracattan yüksek olduğu için kimseyi memnun edemiyoruz.” dedi.
AA

http://ekonomi.haberturk.com/makro-ekonomi/haber/716052-biz-bu-kadar-zengin-miyiz
arkadaşlar kral tarifeye geçmeyi düşünüyorum. bununla birlikte bal pakette alabiliyor muyuz? bilgisi olan var mı?
Ankaralı bir firma, ürettiği oksijen jeneratörüyle hastanelerde risk oluşturan parlayıcı ve patlayıcı sorunlarına yol açabilecek basınçlı oksijen tüplerinin devrine son veriyor. Oksijen jeneratörü, ambulans ve sahra hastanelerinde kullanılabilecek. Jeneratör ile kapalı mekanlardaki büyük basınçlı oksijen tüplerinin risk oluşturma ihtimali kalkıyor.

Geçen yıl Ankara’nın Ostim ve İvedik Sanayi Merkezi’nde yaşanan, 20 kişinin ölüm nedenleri arasında gösterilen basınçlı oksijen tüpleri ülke gündeminin ilk sırasına oturmuştu. Daha çok hastanelere verilen oksijen tüpleri, içindeki hava basıncı ve taşımada yaşanan sorunlar nedeniyle tehlikeli olduğu yönünde tartışmalar yaşanmıştı.

"OKSİJEN ÜRETEN JENERATÖR İLE RİSKLER ORTADAN KALKTI"

Ankaralı TESA Medikal firması, oksijen üretimi sağlayacak jeneratör üreterek, bu riskleri ortadan kaldırdı. Erzurumlu iş adamı Efkar Özcan’ın oksijen jeneratörünü üretmesinin sebebi, yaşadığı talihsiz olaylarla ilgili. Özcan’ın ilk çocuğunun doğumunda hastanede oksijen tüpü olmaması dolayısıyla özürlü doğması ve kardeşinin geçirdiği trafik kazası sonucu ambulansta oksijen tüpünün yer almamasından dolayı kardeşini kaybetmesi, kendisini bu sektöre yönelmesine yol açmış.

İş adamı Efkar Özcan’ın, yıllarca Sağlık Bakanlığı, TÜBİTAK, Hıfzıssıhha üçgeninde çeşitli girişimlerde bulunmasının ardından gerekli işlemlere başlaması için izin çıkmış. Oksijen jeneratörünün fikir babası olan ve patentini de alan Özcan, Sağlık Bakanlığı’nın yanı sıra üniversite ve devlet hastanelerine bu sistemi kurdu. Hastanelerin büyüklüğüne göre oksijen jeneratörlerini kuran Özcan, sistemin en önemli özelliğinin yanıcı, parlayıcı ve patlayıcı riskler oluşturmaması olduğunu söyledi.

"SİSTEM, ATMOSFERDEKİ HAVAYI VE ORTAMDAKİ OKSİJENİ ALIYOR"

Mevcut oksijen tüplerindeki yoğunluğun tam olarak bilinmediğini belirten Özcan, bir hastanenin ortalama 20 oksijen tüpü kullandığını ve bir tüpte 6 bin metreküp oksijen bulunduğunu ifade etti. Kendi oksijen jeneratörlerinin dakikada 2 bin 450 dakikalık oksijen ürettiğini ve yoğunluğun da yüzde 90 ila 96 arasında olduğunu kaydeden Özcan, jeneratörün çalışmasını şöyle özetledi:

“Sistem, atmosferdeki havayı ve mevcut ortamdaki oksijeni alıyor. Yüzde 20’lik oksijeni alıp yoğunlaştırıyor. Sistem sayesinde jeneratör hem oksijen üretiyor hem denetliyor hem de bu oksijeni kullanıyor. Oksijen, yoğunluğunun azalmasıyla alt sisteme düştüğünde alarm verir, sistem kendini durdurur ve yedek olan jeneratör çalışmaya başlar.”

"TAMAMEN YERLİ ÜRETİM"

Oksijen jeneratörünün tamamen yerli üretim olduğunu ve parçalarının yerli malı olduğunun altını çizen Özcan, herhangi bir arıza karşısında Türkiye’nin her yerine parça sorunu yaşamadan müdahale ettiğini söyledi. Sistemin en büyük özelliğinin de çok yüksek maliyetler getirmediğini söyleyen Özcan, “Biz bu pazara girdiğimizde oksijen tüplerinin birim maliyeti 30 TL’ydi. Şimdi 8 TL’ye kadar düştü. Bu sistem 2 yılda amorti ediyor kendisini.” dedi.

Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi gibi birçok devlet ve özel hastaneye bu sistemi kurduklarını belirten Özcan, mevcut oksijen tüplerinin 150-200 bar arasında, kendi ürettikleri jeneratörün ise 4-6 bar arasında çalıştığına işaret etti. Özcan, Afganistan ve Sudan’da da bu sistemi kurma çalışmaları içinde olduğunu dile getirdi.
http://www.haber7.com/haber/20120108/Oksijen-tupu-devri-kapaniyor.php
bu habere inanmayanlar olacaktır ama zamanında ne demişler, ayıdan post gavurdan dost olmaz.

İşte Türkiye gezisi sırasında Steve Jobs'a rehberlik yaptığını ileri süren profesyonel turist rehberi Asil S. Tunçer'in o yazısı:

STEVE JOBS
Bundan yaklaşık 5 yıl önceydi. Güney’den başlayacak ve İstanbul’da bitecek bir tur programı için arandım. VIP bir yolcuya rehberlik edecektim. Lüks bir yatla ülkemize gelen bu yolcuyu tanımıyordum; hakkında en ufak bilgim yoktu ve ayrıca ismi de bana söylenmemişti zaten. Hemen tüm VIP turlarında yolcu ismini genelde sonradan öğrenirsiniz. Bu ilk başta sizi çok ilgilendirmez; daha çok güvenlikle ilgili bir sorundur.

Ben bu yolcumun adının Steve Jobs ve Apple’ın CEO’su olduğunu tura başladıktan sonra öğrendim. Lüks tekne ile Akdeniz’in kıyılarından başlayan deniz yolculuğumuz İstanbul’da son bulacak ama kıyı boyunca yakın yerlerdeki önemli ören yerlerini ziyaret etmek için uygun marinalardan veya limanlardan patronla ailesini alıp gezdirecektik. Bu tip gezilerde her yerde isim telaffuz edilmez; onun yerine ya “patron” ya da “Mr.” deriz. Bu kişiler dikkat çekmemek için ayrıca çok sade giyinirler. Steve Jobs da aynı böyle sade giyimli ve sıradan görünümlüydü. Her şey güzel gidiyordu.

Steve Jobs ile turumuz dediğim gibi İstanbul’da son bulacaktı. Tekne Truva’dan sonra bir tamgün daha Marmara’da seyrederek İstanbul-Ataköy Marina’ya demirledi. Burada malum Ayasofya ve Topkapı başta olmak üzere Dolmabahçe, Sultanahmet Camii ile Kapalıçarşı gibi mekânlar gezilecekti. Turun son günleri olduğundan aramızda ilk günlere nazaran daha sıcak ve samimi diyaloglar gelişmeye başlamıştı.

Ataköy Marina’da ilk günkü buluşmamızda patron yani Steve Jobs’la kısa sürede olsa karşılıklı sohbet etme, tur dışında genel konulardan konuşma fırsatı buldum. Bir ara havalanması için açık bırakılan bir pencereden içeri gözüm takıldı. Stev Jobs bana çok yakında piyasaya sürecekleri Apple dizüstü bilgisayarları gösterdi. Sanırım iki tanesi kutusundaydı. Turdan ve benden çok memnun olduklarını ve bu yüzden de bunların bir tanesinin turun sonunda benim olabileceğini söyledi. Çok sevinmiştim. Patronla yaptığım o sıcak sohbeti ve yüzündeki tatlı tebessümü unutamam.

Aya Sofya en çok görmek istediği ve merak ettiği yerdi. Tura başladık. Daha meydana henüz gelmiştik ki Aya Sofya’nın minarelerini gördü ve soru karşılığında ben de önceleri kilise iken fetihten sonra camiye çevrildiğini, bu işlem için de güneydoğudaki köşesine tuğladan bir minare eklendiğini anlattım.

Bunun üzerine bana bomba sorular gelmeye başladı. “Bu kadar Hıristiyan’a ne oldu?”, “Siz Müslümanlar milyonlarca gayri-Müslime ne yaptınız?” benzeri sorular peş peşe geldi. Daha ağzımı tam açmadan “1,5 milyon Ermeni’yi soykırıma uğrattınız! Bunu bize anlat, nasıl oldu?” sorusu bu defa soruldu ve bardağı taşıran son damla oldu.

Aslında konumuzun bu olmadığını ama ısrarlı sorular karşısında normal anlatımıma ara vermek zorunda kalacağımı söyledim. Dolayısıyla Ermeni Sorunu’na girmek durumunda kaldım. Soykırımı kesin bir dille reddettim ve bunu özellikle o dönemde Osmanlı Türkiye’sinde görev yapmış üst düzey yabancı görevlilerden Amiral Bristol, General Mayewski ve General Hurbord’ın raporlarını anlattım. Ayrıca Harbord-Mustafa Kemal görüşmesinde konuşulanları, yine aynı Generalin ülkesine döndüğünde (sözde) Ermeni soykırım tasarısının görüşüldüğü Senatoya ‘Osmanlı ülkesi hakkında hazırlanmış bir rapor’ sunduğunu ve gerçeklerin burada çok açık yazıldığını söyledim.

Ayrıca kendisine “soykırım yoktur, karşılıklı mukatele vardır” gerçeğini destekleyen daha birçok belgelerin arşiv numaralarını verebileceğimi, konuyu ülkelerine döndüklerinde kendi görevlilerinin raporlarını inceleyerek daha da ayrıntılı bilgi alabileceklerini söyledim. Diasporanın olayları ve gerçekleri çarpıttığını dostluk yerine düşmanlığı beslediğini belirttim. Ayrıca konumuzun bu olmadığını, tatsız konular değil güzel konulardan bahsetmemizin daha yerinde olacağını söyledim. Kültürel anlamda bilgilendirici şeyleri konuşmamızın turun konsepti gereği daha doğru ve yerinde olacağını bir kez daha hatırlattım.

Bu konuşmayla kendilerinin Ermeni Diasporasından olduklarını anladım. Adı ve soyadı bana hep Yahudi olabileceği izlenimi vermişti ama daha sonra atalarının Türkiye’den Suriye’ye tehcir ettirilmiş Ermenilerden olduğu ve dolayısıyla da Amerika’daki Ermeni Diasporasından olup “(sözde) soykırım” savunucusu olduklarını kavradım. Eşi de aynı şekilde hatta daha fevri olarak açıklamalarıma karşı çıkmış, beni dinlemek bile istememişti. Yani ben farkında olmadan tam 10 gündür Türk düşmanı Amerikalı Ermeni bir aileyi hem de Diasporanın etkin üyelerini ağırlıyordum.

Anlattıklarımdan ve görüşlerini çürüten karşıt sözlerimden hiç hoşlanmamışlardı. Kendisinin ve eşinin yüz ifadelerini size anlatamam. O sevimli yüz ifadelerinin yerini şimdi tam tersi kötü bakışlar almıştı. Turu yarıda kesip tekneye dönmek istediler. Beni (sözde) soykırım yaptığımızı reddetmekle, milliyetçilikle ve şovenlikle suçladılar. Acenteyi aradım; bilgilendirdim. Onlar da doğal olarak bu tatsız gelişmeden tedirgin oldular.

Steve Jobs ve eşi, bizi Atatköy Marina’da teknenin yanında karşılayan acentenin sahibine bugünkü turdan hiç memnun olmadıklarını belirttiler. Planlanandan önce İstanbul’dan ayrılmak istediler ve özel uçakları daha erken bir gün önce çağrıldı. Transferi ben yaptım. Benimle tek bir kelime konuşmasalar bile onları uçağa kadar uğurladım. Ellerini sıkmak için elimi uzattım ama elim havada kaldı ve benle vedalaşmadan bana göre helalleşmeden ayrıldılar. Ne bir zarf ne de söz verildiği gibi Apple dizüstü… Önemli değil. Zaten bu saatten sonra beklemiyordum ama uzattığım elimin havada kalması ve böylesi bir pozisyondaki adamın kabalığı, takındığı itici tavır çok hayret vericiydi.

Her şeyi anladım da Steve Jobs gibi çok akıllı bir adam bir Türk Rehberden sorduğu “soykırım” sorusuna nasıl bir cevap umuyordu onu anlamadım. Alacağı cevabı düşünmemiş miydi, tahmin etmemiş miydi ki bu kadar tepki göstermişti onu çözemedim. Kendilerine 10 gün boyunca hizmet ettim. Bunun sonucunda dostça uzanan elim havada kaldı. Sözlerini tutmadılar. Zenginliklerinin gerektirdiği cömertliği göstermediler.

Ben her şeye rağmen kendisini tanıyan kime rastladıysam rahatsızlığından duyduğum üzüntümü ve selamlarımı iletmeye devam ettim. Sonuçta Steve Jobs ve ailesi benim misafirimdi ve ben de bunun bilincinde biri olarak son güne kadar kendilerine hizmette kusur etmedim. Biz Türkler misafirperverliğimizle, sıcak dostluklarımızla dünyada tanınan bir milletiz. Kin taşımayız; yerine sevgi dolu bir kalp taşırız. Ben de bunu yaptım. Her Türk Rehberin yapacağı gibi…

Asil S. TUNÇER / Profesyonel Turist Rehberi

Kaynak :http://www.haber3.com/steve-jobs-ile-ilgili-sok-iddia-1116808-p2h.htm#ixzz1hFQrbJEs
http://www.haber3.com/steve-jobs-ile-ilgili-sok-iddia-1116808h.htm?interstitial=true&interstitial=true&interstitial=true&interstitial=true&interstitial=true&interstitial=true&interstitial=true&interstitial=true
arkadaşlar, yurtdışında internetten satış yapan hepsiburada, hızlıal, pcdepo gibi veya hem fiziki satış yapan aynı zamanda web sitesinden de satış yapan teknosa, bimeks gibi web adresleri nasıl bulabilirim? satın alma amaçlı değil ürün inceleyebileceğimiz siteler arıyorum.iyi forumlar.
arkadaşlar, maxis'in yaptığı bu oyunu arıyorum yardım edebilecek var mı?

http://www.youtube.com/watch?v=FRd3A2BsCxs&feature=related
Televizyonun yaygınlaşması ile birlikte çizgi filmler çocukların da hayatına girmiş oldu. Hepimiz çeşitli çizgi filmler izleyerek büyüdük. Kişiliğimizin şekillenmesinde büyük rol oynadı bu çizgi filmler. Gün geçtikçe, çocuklar bu yapımlara ilgi gösterdikçe çizgi film sektörü genişledi ve dev bir sektör halini aldı.

Anne-babalar çocuklarını kontrol altında tutmak için çizgi filmlerin karşısına oturtuyor. Peki, çizgi filmler ne kadar masum?

Maalesef, çizgi filmlerin masum olduğunu söylemek günümüzde çok zor. Çizgi film sektörü büyüdükçe insanlar çizgi film üreticilerinden çocukları eğiten çizgi film üretmelerini bekledi. Ne var ki, üreticiler bu yolu tercih etmedi ve genelde şiddet, cinsellik içerikli çizgi filmleryaptılar.

Çocukluğumuzun çizgi filmlerine dönüp baktığımızda şiddetin birçok çizgi filmin ekseninde durduğunu görürüz. He-man, Voltran, Ninja Kamlumbağalar, Bugs Bunny, Temel Reis ve diğerleri. Hepsi merkezinde şiddetin olduğu çizgi filmler. Problemlerin çözüm yolu olarak şiddetin kullanıldığı çizgi filmler. Bu çizgi filmlerde her zaman bir kötü var, bu kötüyü alt etmek için yapılan her şey mübah.

Bugün, gazetelerin 3. sayfasında gördüğümüz cinayet, şiddet haberlerine pek şaşmamak gerekiyor. Çünkü bizler, sorunların çözüm yolu olarak şiddeti kullanmayı küçüklüğümüzden bu yana çizgi filmler yoluyla öğrendik. Halbuki, Radyo ve Televizyonların Kuruluş Ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun’un 8. Maddesi, yayın hizmetlerinin şiddeti teşvik edemeyeceğini açıkça söyler. Gelin görün ki, RTÜK bu konuda pek de adım atmamaktadır.

Günümüzde erkeklerin beğenerek izlediği Ben Ten, Bakugan, Spider Man çizgi filmlerinde şiddetten başka ne vardır?

Sadece şiddet olsa! Çizgi filmlerin içine serpiştirilmiş cinsellik mesajları çocukların zihnine cinsellik tohumlarını adım adım ekmektedir.

Özellikle Disney bu konuda oldukça maharetlidir ve ilk yıllarından bu yana cinsellik içeren, eşcinselliği teşvik eden görüntülü, sesli mesajları bazen açık bazen de bilinçaltı düzeyinde çizgi filmlerinin içine serpiştirmiştir. Bu konuda “çizgi filmlerde bilinçaltı (subliminal) mesajlar”yazıp arama motorunda arama yapmanız size yeteri kadar belge sunacaktır.

Şiddet ve cinsellik mesajlarının yanında çocuklara zarar veren bir diğer mesaj da sihir/büyü mesajlarıdır. Bu çizgi filmler çocukların gerçeklik algısını bozduğu gibi, kolay yoldan sonuca ulaşabileceği mesajını onlara verir. Bu konuya TRT’nin Keloğlan çizgi filmini, meşhur Ben Ten’i, Barbie ve Winxçizgi filmlerini örnek olarak gösterebiliriz. Çizgi filmlerde yer alan satanist ve masonik işaretler ise bir başka yazının konusu ki bu da oldukça ürkütücü bir tablo karşımıza çıkarıyor.

Demek ki, evimizde başköşeye koyduğumuz, gün boyu çocuğumuzu kendisine emanet ettiğimiz televizyon ve çizgi filmler hiç de masum değil. Şiddet, cinsellik, sihir büyü inancı, satanizm tohumlarını farkında olmadan bizler çocuklarımızın zihnine ekiyoruz.

Son zamanlarda haberlere yansıyan Sünger Bob’un çocukların gelişimini olumsuz etkilediği araştırması, WİnnieThePooh çizgi filmindeki biralı doğum günü kutlamasından dolayı büyük bir kanalın ceza alması aslında bizleri uyandırmalı. Çocuklarımızı daha emin ellere teslim etmeliyiz. Ve teslim ettiğimiz eller her kim olursa olsun mümkünse çizgi filmleri çocuklarımızla birlikte izlemeli ve yanlış telkin gördüğümüz yerlerde müdahalede bulunmalıyız. Çünkü eğitim açısından en beğendiğimiz Kayu, Pepe, Poko gibi çizgi filmler bile her yaş gurubu için uygun olmayabiliyor. Bu çizgi filmlerde geçen bir sahne bazı yaş gruplarında olumsuz etkilere sebep olabiliyor. Örneğin Kayu’da, Kayu’nun diş doktoruna gitme macerasını anlatan bölümde verilen mesajı 0-6 yaş çocukları genelde alamıyorlar ve doktordan korkmaya başlıyorlar. Aynı şekilde Kayu’nun karanlıktan korktuğu bölümü de bu duruma örnek verebiliriz.

Özetle, çizgi film seçerken ve çocuklarımızı televizyona emanet ederken lütfen biraz daha dikkatli olalım. Geleceğimizi çizgi film yapımcıların kar amacı güden ve deste deste para taşıyan kollarına teslim etmeyi hiçbirimiz istemeyiz. Çizgi filmlerde gördüğümüz her türlü olumsuzluğu ise RTÜK’e şikayet etmek bu konuda kamuoyunda bir bilincin oluşmasına hizmet edecektir.

Bu konu hakkında daha geniş bilgiye Facebook’ta açtığımız Çizgi Filmlerdeki Tehlike sayfasından ulaşabilirsiniz.
Hakkında
Konum: İstanbul,Üsküdar
Forum İmzası:
Notebook - Diz üstü
aramakla bulunmaz ama bulanlar arayanlardır...
lg E550, lenovo s10-3, 500 gb lg, 2690, crea ms2.
Hakkımda:
aramakla bulunmaz ama bulanlar arayanlardır...
ilam
Sistem ve Tercihleri
Operatör
Türk Telekom
Temel Bilgiler ve İstatistikler
Aktiflik: Şu anda DH'de değil
Son Giriş: geçen yıl
Son Mesaj Zamanı: geçen yıl
Mesaj Sayısı: 1.045
Gerçek Toplam Mesaj Sayısı: 2.557
İkinci El Bölümü Mesajları: 1
Konularının görüntülenme sayısı: 34.293 (Bu ay: 198)
Toplam aldığı artı oy sayısı: 686 (Bu hafta: 0)
En çok mesaj yazdığı forum bölümü: Konu Dışı / Off Topic
Mesajları
İkinci El Referansları
- x
Bildirim
mesajınız kopyalandı (ctrl+v) yapıştırmak istediğiniz yere yapıştırabilirsiniz.