Çavuş
14 Mart 2009
Tarihinde Katıldı
Takip Ettikleri
3 üye
Görüntülenme
Toplam: 31 (Bu ay: 0)
Gönderileri
Yine Türkleri küçük düşürücü bir vaziyet Youtube'de ceyeran etmektedir, 2 tık ile bu duruma tepkimizi gösterelim gençler!
Aşağıda verilen linkteki video'da "dislike" butonuna tıklayarak tepkimizi gösterelim lütfen. Türklere hakaret sözkonusu, bunu ciddiye alanların sayısı da hemen hemen hiç yok.

http://www.youtube.com/watch?v=mCCqoHyYW7c

Kısaca durumu size özetleyeyim.
Yaklaşık 5-6 aydır devam eden "yo mama" esprileri yayınlayan bir eleman var. Gayet güzel, hoş, 30 saniyelik kısa esprileri animasyonlarla youtube'de yayınlıyordu.
http://www.youtube.com/user/yomama
Her video'nun sonunda kullanıcıların yorumlarda yazdığı başka esprileri de yayınlıyordu. Ancak bugün koyduğu videonun birinde yer verdiği esprinin birisi şöyleydi:
"Yo mamas so stupid, when she saw a turkey, she tried to speak turkish with it (gobble gobble gobble)

Bu düpedüz hakarettir gençler. Tepkimizi koymak ve Türkiyenin youtube üzerindeki hakimiyetini göstermek adına lütfen videonun altındaki yeşil çizgiyi kızartalım!

http://www.youtube.com/watch?v=mCCqoHyYW7c

Evet DH ciler sizlere güveniyorum!
Parkta 2-3 öğrenci mangal yapıyordu. Yanına birisi yaklaştı "hışşşt" dedi, mangalcılar duymazlıktan geldi. Bunlar da onların üstüne iyice gidince bunlar kaçışmaya başladılar. Baktım 5 dk sonra polis geldi. Polisler biraz etrafına bakındı sonra gözüme beni kestirdiler, farkettim. Yanıma geldiler "olayı gördünmü" dediler ben de "yok daha şimdi geldim" dedim. Allahtan yuttu polis. Yoksa nezarete atacaktı az daha.

Bu ne arkadaş 4-5 liselinin kavgası yüzünden benim başım belaya giriyor. Ne biçim devlet ne biçim millettir arkadaş anlamadım















































3 ay 7 gün oldu askerlik biteli. Büyük umutlarla varmıştım eve. Kendime o denli güveniyordum ki 2 haftaya kalmaz iş bulurum diyordum.
En azından üniversite hayatı boyunca neredeyse etrafımdaki bütün insanlar öyle diyordu. Hocalar, öğrenciler, tanıdıklar vs. Hatta bazıları "sen üniversiteyi okuyup napacan direk iş aramaya başlasan yine bulursun" diyordu. Eee, koskoca Alamanyayı görmüş adamım, ingilizceyi almancayı sular seller gibi konuşuyorum.

3 ay geçti, tonlarca ilana başvuru yaptım. Yalnızca 2 tane görüşmem oldu ve bu görüşmelerden 1 tanesi ciddi bir görüşmeydi, diğer görüşme godaman bir herifin kendini tatmin etmesi için tezgahlanmış bir oyundu.

İlanlara göz atmam moralimi alt üst etmeme yetiyordu.
"En az 5 yıl tecrübe."
"En az 8 yıl tecrübe."
"En az 10 yıl tecrübe ve 30 yaşını aşmamış olacak (yok artık)"
"Tsbilmem kaç bilmem kaç prosedürlerini bilmeli"
"En az 2 yıl satış deneyimi olmalı, gümrük mevzuatını bilmeli"

Bazı ilanlar var ki, gördükçe bu ilanlara başvurup işe alınan insanların şeklini şemalini hayal bile edemiyorum; Bu insanlar ya hayatın anlamını bilmiyorlar ya da bunlar insan değil android. 3-4 program + 2 dil + master + iş tecrübesi hepsini birden istiyorlar ve hesaplandığında adamın rahat 21-22 yaşında işe başlamış olması gerekiyor.
Bunun yanında herkes tecrübeli eleman istiyor, ne ayak? Hiç mi matematik, mantık, felsefe okumamış bu işveren adamlar? Yoksa herkes annesinin karnından tecrübeyle çıkıyor?

Hadi bütün bunları geçtim. Şansım yaver gittiği bir an, çok saygıdeğer, bilinen, büyük bir alman otomobil firması iş görüşmesine çağırmıştı beni.
Yani daha başlangıçtan büyük bir adım atmış olacaktım eğer işe alınabilseydim.
Gel gelelim ki bu klasik "iş görüşmesi" sorunsalıyla karşılaştım. Bir düzine soru soruldu, birkaçına rahat cevaplar verirken birkaçına da cevap bile vermedim, "Bilmiyorum" deyip geçtim.

Bilmiyorum?
Yalan söylemekten iyidir herhalde.
"Gelecekten ne bekliyorsun?" sorusuna karşı en azından, "bilmiyorum" cevabı, ülkenin geçmişinde başlamış ve hala varlığını sürdürmekte olan illet kanserin belirgin bir göstergesidir. Darmaduman olmuş bir eğitim sisteminden onlarca, tonlarca zorluklardan sıyrılıp gelmiş, açlıkla ve parasızlıkla mücadele etmiş, anadolunun tozlu topraklı yollarında otostopla ulaşımını sağlamaya çalışmış, kendini ilah sanan hocalarla bürokratik savaşlar yapmış, 40 mevcutlu sınıfta 25 kişiyi isyana teşvik edip ders programını bile değiştirmiş bir kişi olarak, gelecekten ne bekliyorum gerçekten?

Şimdi bu soruya "valla işimi bulayım, evleneyim, çoluk çocuğa karışayım, her akşam işten geldiğimde güzel güzel hobilerimle uğraşayım, param tıkır tıkır yatsın, haftasonlarıda mangalda cıssss cıssss cısssss" desem, olmaz. Beklenen cevabın da aşağı yukarı;
"Kariyer yapmak, önce bölümün şefi, sonra fabrikanın, sonra bölgenin sorumlusu, sonra ülkenin distribitörü, ondan sonra da CEO olmak istiyorum!" gibi hayal mahsulu bir yalan duymak istiyorlar, ya da en azından hırçın ancak hırslı bir haykırış.
Bunu yapamam arkadaş. Yalan söyleyemem. Peki ne yapmalı? "kısa vadede tecrübe edinmem gerekiyor" gibi alternatif bir cevap da ürettim ancak ne denli etkili olur bir dahaki görüşmemde (o da olursa) deneyeceğim.

Dertliyim beyler bayanlar çok dertliyim. Bu postu okumaya vakit ayırmış olan herkese teşekkür eder, nasihatlerini, tecrübelerini (bu laftan tiksinmeye de başladım), öğütlerini dinlemek bana çok yardımcı olacaktır. Smile koymak adetim değildir, yazıyı daha renkli hale getirmek için kullanabilirdim ancak şimdilik bu smileyle idare edin.
PM'den gelen bir mesajı şikayet etmek istiyorum. Ancak tamam butonuna tıkladığımda sql hatası veriyor.
Normal mesajlarda da böyle bir sorun var mı?
Aşağıda vermiş olduğum video bi çizgi filmdendir, müziğin bestesi "Pat Irwin"e aittir, müzikte kullanılan klavyeye hasta oldum (ki aslında çocukluğumdan beri öyledir) ve bu elemanın diğer müziklerini aramaya kalktım ancak buna benzer müzikler bulamadım.

http://www.youtube.com/watch?v=SOdI76wqdNs

Bu klavyeden (veya ses tonu diyelim) kullanan başka bir grup, moğollardı, 94 albümünde çok sık kullanmışlardı. Ancak onun dışında çok nadir denk geldim buna...

Lütfen bu çeşit klavye veya ses tonunu kullanan grupları yazarmısınız? Tarz/çeşit hiç önemli değil, yeterki bu aletten kullanmış olsunlar
Her ne kadar buraya yazsam da, mutlaka birisi gelip bu konuyu yine siyasete çekecektir ancak yine de yazıyorum. Konuyu lütfen siyasete çekmeyin, her ne kadar siyasete yakın olsa da, siyasetle gram alakası olmayan bir konudur.

TRT 3'ü çoğu zaman izlemişizdir. TBMM'den canlı yayınlar veriyor. Bir kaç kez oturup izlediyseniz, 6 saatlik konuşmaların 5.5 saatinin bomboş olduğunu siz de anlamışsınızdır.

Her oturumda gerçekleşen klişe olaylar olmuştur artık, geçmişten beri aynı şey devam ediyor.

Bir tasarının sunulması, eleştirilmesi ve tartışılması üzerine oturum açılır. Tasarıyı öne süren eleman gelir, kürsüde önce geçmişte olan olaylardan bahseder 15 dakika. Sonra partisinin reklamını yapar biraz. Başka partilere çamur atılır. Salondan bir kaç kişi kürsüdekine laf atar. Kürsüdeki eleman devam eder. 60 dakikalık konuşmanın son 5 dakikasında tasarının ne içerdiğini anlatır, 55 dakika boyunca boş gerilim yaratmıştır ve ekran başındaki adamı da çileden çıkartacak şekilde bekletmiştir. Kürsüdeki eleman da ne kadar konuştuğunu hesaplayamadığından mıdır nedir, 60 dakikalık süreyi yetiştiremez ve ek 15 dakika süre ister.

Kürsüdeki eleman konuşmayı bitirir, bu sefer muhalefetten birileri sataşma olduğu gerekçesiyle kürsüye çıkmak ister. Meclis başkanı engelini aşanlar kürsüye gelir ve tasarının iyi-kötü yanlarını tartışacağına, atılan çamurlarla uğraşırlar. Boş bir 30 dakika daha geçirilir.

Buna karşılık hükümetten yine başka birisi kürsüye geçer, aynı şekilde tasarıyı değil, hükümetini savunur. Kızgınlığından ve artan gerginlikten dolayı biraz sert bir dille savunur. Salondan bir kaç kreş kaçağı kitapla masasına vurur, pankart açar, bağırır, çağırır. Meclis başkanı "lütfen lütfen" der, ancak işe yaramayacağını anladığı için oturuma bilmem kaç dakika ara verir.

Buraya kadar tasarı adına yanlızca 5 dakika konuşulmuştur. Toplamda aşağı yukarı 2-3 saat konuşma süresi verilmiştir.

2. oturum açıldığında meclis başkanı gelir, bir kaç oylama yapar ondan sonra yukarıdaki tüm süreç aynen devam eder.

Bu olay, her meclis toplantısında gerçekleşmektedir. Ben şahsen bunu büyük bir vakit kaybından başka birşey olarak göremiyorum. Sırf bu yüzden, daha mecliste nasıl tasarı görüşüleceğini, tartışılacağını, eleştireceğini veya eleştirileceğini bilmeyen tonlarca milletvekili olduğu için milletvekillerinin de sınavla alınması görüşündeyim.
Hiç böyle bir olay olmuşmudur, tanık olan veya bizzat yapmış olan birisi varsa lütfen buraya yazsın...

Üniversitede kaldığınız ve geçmesi hemen hemen imkansız olan bir dersi geçmek için rüşvet verme, dersin hocasını veya çocuğunu veya sevdiği başka birini kaçırma, tehdit etme gibi yöntemlere başvurdunuz mu?

Bunun bir raconu-usülü var mıdır?

Benim için çok önemlidir çünkü üniversiteyi bir yıl uzattım ve tekrar uzatacakmışım gibi hissediyorum. Acil durumlar için bir B planına ihtiyacım var

Not: Konuyu mümkün olduğu kadar az dalgaya vurun veya çarptırın çünkü burada ben ve benim gibi gençlerin geleceği sözkonusu
Belirli aralıklarla bilgisayarımdan birşeyler upload ediliyor ve bu işlem 30 saniye veya 1 dakika kadar sürüyor. Bittikten 10-15 dakika sonra yine böyle birşey oluyor.

Upload sırasında internet çok yavaşlıyor, pingim 4000 lere kadar çıkabiliyor. Bu nereden kaynaklanıyor olabilir?
Karabulut cinayetini bilenlerin alttaki italik yazıyı okuması şart değil.

4 Mart 2009.
Münevver Karabulut adlı bir kurbanın cesedi bir çöplükte bulundu. Haberlerde yer aldı. Başta sıradan bir cinayet gibi geldi, zamanla üstüne çok düşüldü. Pek merak etmemiştim başta neden bu kadar üstüne gidildiğini. Biraz araştırdım ve bulabildiğim tek geçerli bilgi, çok zengin ve rahat bir yaşam sürdüren bir aile kızı olduğu idi.

Katil zanlısı arandı, emniyet müdürü açıklamalar yaptı, bu sırada terör eylemleri de devam ediyordu, terör eylemleri 1-2 gün, bilemedin 1 hafta gündemde oluyordu ancak karabulut cinayeti zarif bir omuz hareketiyle terör eylemlerini ring dışına itiveriyordu.

Katil zanlısı için tonlarca söylenti, iddia, yalan yanlış bilgi sürüldü, tartışma programlarına konu oldu, nice kıyametler koptu, zanlının teslimi için kurbanın babası para teklif etti, zanlı bir süre sonra ummadık yerden çıktı, yakalandı vs. vs. Dizi film izler gibi izlemeye başladı millet. Cem acaba bebe mahkemesinde mi, yetişkin mahkemesinde mi yargılanacak? Cem'e ne olacak? Cem'in babası da mı işin içinde? Zanlı yakalandı ancak hala olay gündemde.


4 askerin el bombasıyla cezalandırılarak öldürülmesi olayını bilenlerin alttaki kalın yazıyı okuması şart değil.


17 Ağustos 2009.

Nöbeti sırasında uyuyan bir asker, bir teğmenin yetkisini kötüye kullanması nedeniyle kendisiyle beraber 4 askerin ölümüne neden oldu. Ölüm basit bir cinayet değil, kendi gözümde "zoraki intihar" gibi birşey. Teğmen bir el bombasının pimini çekip, nöbette uyurken yakalanan askerin eline tutuşturmuş, o asker de saatlerce bombadan kurtulmanın yolunu aramış ve arkadaşlarından yardım isterken bir nedenden dolayı el bombası patlamış. O anki ruh hali bile insanı kusturmaya yeter diye tahmin ediyorum. Böylesine iğrenç bir cezayı Hitler bile aklına getiremezdi sanırım.
Cem garipoğlu hala didik didik aranırken, Elazığ'da bu olay meydana geliyor. Gündeme biraz geç düşen olay, yine karabulut cinayetine nakavt oldu ve gündemde fazla duramadı ancak aralıklarla tartışmalar halinde tekrara gündeme düştü.


Şimdi bu iki olay arasındaki farklara bakalım.

> Karabulut cinayeti hemen hemen her gün haberlere konu oluyordu. Münevver'in babası bile medyada artık ses getirebilecek güce gelmişti. Ancak bu 4 asker'in aileleri piyasaya bile çıkmadı.

> Karabulut cinayetini, millet nefesini tutarak takip etti, hala devam ediyor. Cem'in yakalandığı veya adliyeye götürüldüğü görüntüleri izlerseniz, milletin toplanıp yuhaladığını, ıslıklar çaldığını görürsünüz. Aynı tepki bu teğmen için gösterildi mi? Sanırım gazeteciler bile gitmeye üşenmiş, youtube'de bir tek görüntü bile yok.

> Karabulut cinayetinde katil zanlısına ve babasına müebbet hapis bile istenmiş. Oysa 4 asker öldüren teğmene bugün 9 yıl küsür hapis cezası verildi, askeri mahkeme tarafından sanırım. Hesaplarsak, her bir asker için 2.5 yıldan az bir hapis cezası.

> Cinayetlerin arasındaki en büyük fark ise şu olsa gerek:
Karabulut cinayeti, Sivilin sivili öldürmesi şeklinde. Bir emir-itaat sözkonusu değil, Karabulut kendini savunabilirdi, Cem'e zarar vermeyecek şekilde kendini savunduğunda yaptırım sözkonusu değil. Münevver olay mahallinde zoraki olarak bulunmadı (Tabi cinayeti önceden bilemeyeceği için bu biraz mantıksız gelebilir, ama ihtimaller üzerinde durulması gerekirse evet, olay mahallinde bulunmaması ihtimali de vardı.).
4 asker'in öldürülmesi olayı ise bir çıkmaz yol gibi, Asker emir altında, itaat etmezse cezalandırılır, savunmaya pek hakkı yok, teğmen ne derse onu yapmalı. Karşı çıkarsa öyle ya da böyle bir yaptırım uygulanır. İki ucu tezekli değnek...

Şimdi benim de bir sorum var. Münevver denen şahs-ı muhterem kimdi de, hem katil zanlısına hem de yataklık eden babasına müebbet hapis istenebiliyorken, 4 askeri çok fechi bir şekilde, göstere göstere öldüren bir teğmene neden yalnızca 9 yıl hapis yetebiliyor ve neden buna kimse seslenmiyor? Tepkiler neden böylesine ters orantılı, böylesine insanlık suçları neden memlekette göz ardı ediliyor?

Tartışmaya açalım
Zor birşey... Yenilgilerle dolu geçmişine tanıklık edenleri görmek ancak onları görmezden gelmek...
Selam verememek... Göz temasından kaçınmak...
Çünkü selam verdiğinizde geçmişteki o kötü günler tekrar hatırlanacak ve bu sefer suratınıza patlayacak... Fiziksel olarak.
Hakkında
Konum: Konya
Temel Bilgiler ve İstatistikler
Aktiflik: Şu anda DH'de değil
Son Giriş: 9 yıl önce
Son Mesaj Zamanı: 9 yıl
Mesaj Sayısı: 53
Gerçek Toplam Mesaj Sayısı: 1.833
İkinci El Bölümü Mesajları: 9
Konularının görüntülenme sayısı: 54.670 (Bu ay: 56)
Toplam aldığı artı oy sayısı: 24 (Bu hafta: 0)
En çok mesaj yazdığı forum bölümü: Konu Dışı / Off Topic
Mesajları
İkinci El Referansları
- x
Bildirim
mesajınız kopyalandı (ctrl+v) yapıştırmak istediğiniz yere yapıştırabilirsiniz.