W

Er
05 Eylül 2014
Tarihinde Katıldı
Takip Ettikleri
0 üye
Görüntülenme
Toplam: 29 (Bu ay: 0)
Gönderileri

Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES), bir açıklama yayınlayarak Sağlık Bakanlığı tarafından yapılacak olan 4 ay süreli ödemelerdeki eşitizliğe dikkat çekti.


https://forum.donanimhaber.com/cache-v2?path=http://store.donanimhaber.com/df/cd/2c/dfcd2cfba5801ae2903bdad8fb4b4296.jpg&t=0&width=480&text=1



Resmi Gazete’de yayımlanan karara göre, 1 Nisan 2021 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere 4 ay süreyle yer ve/veya personel yönünden kapsamı ve oranı, biz sağlık emekçilerine bakmayan Bakan tarafından belirlenmek kaydıyla personele ek ödeme yapılabilecek. Ancak yapılan bu ödemeler bir çok sağlık emekçisini kapsamıyor.


“Mesleğimize ve emeğimize saygısızlık”

SES yaptığı açıklamada alınan kararla birçok sağlık emekçisinin bu ödemelerin dışında tutulmasına tepki gösterirken, özellikle üniversite hastanelerinde çalışma koşullarının ağırlaşmasına karşın sağlık emekçilerinin seslerinin duyulmadığına dikkat çekildi.


Açıklamada şunlara yer verildi:

“Pandemi sürecinde üniversite hastaneleri Covid-19 hastalarının tedavi edildiği en yoğun pandemi hastaneleri görevi üstlenmiş, tüm kaynaklarını pandemiyle mücadeleye ayırmış olmasına rağmen bundan önceki covid ek ödemelerinden de çok geç ve adeta cep harçlığı uygun görülerek faydalandırılan biz sağlık ve sosyal hizmet emekçileri alınan bu kararları mesleklerimize ve emeklerimize saygısızlık olarak görmekteyiz.Sağlık Bakanlığının yayınladığı genelgeleri Yüksek Öğretim Kurumunun adeta kağnı hızıyla takip etmesi bugüne kadar Üniversite Hastaneleri çalışanlarına dair hiçbir talepte bulunamaması bizlerin durumunu daha da vahim hale sokmaktadır.

Üniversite Hastaneleri 3. basamak sağlık hizmetinin sunulduğu sağlık tesisleri olması nedeniyle hem komplike vakaların başvurduğu hem de eğitim ve araştırma misyonu nedeniyle en yoğun sağlık tesisleridir. Nitekim salgın döneminde Covid-19 hastaların tedavi edildiği en yoğun pandemi hastaneleri görevi üstlenmişlerdir.”


Sağlık emekçilerinin çoğu yok sayılıyor

Yapılan düzenlemeye göre;

  • Üniversite hastanelerindeki emeği yok saymaktadır
  • Üniversite hastaneleri dışındaki sağlık emekçilerinin yarısını kapsamamaktadır
  • Tüm kurumlardaki idari hizmetlerde çalışan emekçileri yok saymaktadır
  • Yardımcı hizmetlerde çalışan personeli yok saymaktadır
  • 4/D kadrosunda çalışan sağlık işçilerini yok saymaktadır


Kaynak: https://etelgraf.com/ses-yapilacak-ek-odemelerin-bircok-saglik-emekcisini-kapsamadigini-acikladi/

Yine LİMAK: Milas köylüleri termik santrale karşı ormanları koruyor.

Muğla’nın Milas ilçesine bağlı İkizköy sınırlarında kalan ve asırlık çam ağaçlarının olduğu Akbelen Ormanları’nın termik santraller için kömür ocağı açılmak üzere satılarak ruhsat verilmesine karşı direnen köylüler, konuyu yargıya taşıdı. Karadam Karacahisar köylüleri ile birlikte mücadele eden Doğayı Doğal Hayatı Koruma Güzelleştirme ve Dayanışma Derneği (KARDOK) ve İkizköy Çevre Komitesi tarafından Orman Genel Müdürlüğü’ne (OGM) dava açıldı. Ormanın yok olmasına neden olacağı belirtilen ruhsatın iptali istendi.


https://forum.donanimhaber.com/cache-v2?path=http://store.donanimhaber.com/c1/1c/32/c11c32779f31dbd72bc44bffac612dfc.jpeg&t=0&width=480&text=1


“Orman Genel Müdürlüğü suç işliyor”

Köylüler adına davayı açan avukat İsmail Hakkı Atal, Orman Genel Müdürlüğü’nün ormanları satamayacağını, para yatıran şirketlere orman kesim izni veremeyeceğini belirterek; “Bu durum, Anayasa’nın 169. Maddesine aykırıdır. Çünkü Anayasa’nın 169. Maddesinde ‘Ormanlara zarar verebilecek hiçbir faaliyet ve eyleme müsaade edilemez. Ormanların tahrip edilmesine yol açan siyasî propaganda yapılamaz; münhasıran orman suçları için genel ve özel af çıkarılamaz. Ormanları yakmak, ormanı yok etmek veya daraltmak amacıyla işlenen suçlar genel ve özel af kapsamına alınamaz’ hükmü bulunuyor” dedi. Atal, şunları söyledi:


“Orman Genel Müdürlüğü tarafından Akbelen ormanlarını LİMAK-IC İÇTAŞ ortaklığının sahibi olduğu Yeniköy-Kemerköy Elektrik Üretim ve Ticaret AŞ’ye para karşılığında satarak anayasal suç işlenmekte. Ormanlarımızın korunması halk sağlığı meselesidir.


2020 yılında yapılan bir bilimsel çalışmada; COVID-19 gibi hayvanlardan insanlara bulaşabilen hastalıkları taşıyan hayvan nüfusunun insan eliyle tahrip edilmiş alanlarda, örneğin ormanların kesildiği alanlarda, el değmemiş doğal alanlara göre 2,5 kat daha fazla olduğu belirlenmiştir. OGM hakkında açılan dava Muğla İl Hıfzıssıhha Kurulu’na da bildirilerek, COVID-19 salgınının daha da artmaması için Muğla Valiliği ve İl Hıfzıssıhha Kurulu’nun gerekli önlemleri alması talep edilmiş; Akbelen Ormanı kesildiği takdirde İl Hıfzıssıhha Kurulu’nun da hukuki ve cezai sorumluluğunun olduğu bildirilmiştir.


“Ormanları savunmak hayatı savunmaktır”

Hepimizin biliyoruz ki, ülkemiz termik santrallerin, madenlerin ve orman kesimlerinin de suçlusu olduğu bu koronavirüs sarmalından çıkamamaktadır. Bu durumda 40 yıldır Muğla halkını ve İkizköylüleri zehirleyen Yeniköy-Kemerköy termik santralleri ve diğer termik santraller; artık ülkemizde halk sağlığını ve güvenliğini tehdit eder hale gelmiştir. Ormanları keserek, ormanları parayla satarak coronavirüs salgını derinleştirilerek ekonomik kriz batağından çıkılamayacağı kesindir. Termik santrallerin ve madencilik faaliyetlerinin neden olduğu iklim krizi ve coronavirus salgınıyla, çevre-ekoloji mücadelesinin yaşam hakkı mücadelesi haline geldiği kesinleşmiştir. Ormanlarımızı savunmak, hayatımızı savunmakla eş anlamlıdır.”


Neler olmuştu?

Mart 2021 tarihinden beri Milas İkizköy mahallesi sınırları içindeki Akbelen Ormanı’nın kesimi için Milas Orman İşletme Müdürlüğü tarafından çalışmalar yürütülüyor. İkizköylülerin sahada ortaya koyduğu mücadele ile kesim işlemi iki aydır başlamıyor. KARDOK Derneği olarak yapılan bilgi edinme başvurusu sonucu, 740 dönümlük Akbelen Ormanı’nın Tarım ve Orman Bakanı’nın onayı ile Yeniköy Kemerköy Elektrik Üretim ve Ticaret AŞ’ye linyit madeni işletmesi için izin verildiği ortaya çıktı.


Aynı orman alanının kesimi için 2019 yılı Kasım ayında harekete geçen Milas Orman İşletme Müdürlüğü’ nün çalışması, o zaman da İkizköylülerin alandaki müdahalesi ile durdurulmuş, yüzlerce imzalı dilekçe ile yapılan başvuru sonucu Orman Müdürlüğü kesimi 2020 yılı programından çıkarmak zorunda kalmıştı.


1979’dan beri Muğla’daki termik santrallere yakıt sağlayan ve neredeyse kesintisiz 15 kilometre boyunca uzanan açık ocak linyit madeni, bu tarihe kadar ÇED’den muaf tutulmuş ve on binlerce dönüm orman ve tarım alanını yok ederek işletilmiş. 2014 yılındaki özelleştirmelerle Yeniköy ve Kemerköy Termik santralleri ile birlikte özel sektöre devredilen linyit madeninde YK Enerji hala ÇED’siz kapasite arttırımı yapmaya çalışıyor.


İki yıldır, İkizköy’ün Akbelen mevkiindeki 600 dönümlük yaşlı ve doğal kızılçam ormanının da madene tahsis edilmek üzere kesimi planlanıyor. Madendeki yeni saha açma ve kapasite artırımı çalışmalarının, termik santrallerde yürütülen kapasite artırımı projesi ile birlikte entegre ÇED’e tabi tutulması gerektiği gerekçesi ile İkizköylüler geçtiğimiz aralık ayında mahkemeye başvurmuşlardı.


Muğla 3. İdare Mahkemesi’nde görülen davada mahkeme heyeti son olarak, farklı ruhsat alanlarının birleştirilerek maden kapasite artırımı projelerinin ÇED mevzuatının uygulanması zorunluluğundan kaçırıldığı iddiasını yerinde incelemek için İkizköy Linyit İşletmesi’nde keşif ve bilirkişi incelemesi yapılmasına karar verdi.


Keşif tarihinin ve bilirkişi heyetinin belirlenmesi bekleniyor. Öte yandan, YK Enerji İkizköy ve komşusu olan Çamköy ve Karacahisar’da köylülerin tarla ve zeytinliklerini de kamulaştırmaya uğraşıyor. Ancak başta İkizköylüler olmak üzere, yöre halkı arazilerini şirkete satmamak ve kamulaştırılmasına da engel olmak için 2 yıldır zorlu bir mücadele yürütüyor. Mücadeleyi tüzel bir kimlik altında yürütebilmek için İkizköy Karadam ve Karacahisar mahallelerinden yurttaşları bir araya getiren bir de doğa koruma ve dayanışma derneği kuruldu.


Kaynak: https://etelgraf.com/yine-limak-milas-koyluleri-termik-santrale-karsi-ormanlari-koruyor/

Çay alınmaz: Destek bekleyen esnafa devletten 4 lira

Koronavirüs salgınından olumsuz etkilenen yiyecek-içecek hizmeti faaliyeti yapan işletmelere yönelik geri ödemesiz ciro kaybı desteği için başvuran Cem Emre Akıncı’ya tam 4 lira 63 kuruş destek çıktı. Akıncı, “Allah’ım beni şaşırtmasın. Bu müthiş para benim ahlakımı bozmasın inşallah” diyerek tepki gösterdi.


https://forum.donanimhaber.com/cache-v2?path=http://store.donanimhaber.com/3a/39/ca/3a39ca65432d6f9f86a9dd9662823926.jpg&t=0&width=480&text=1



Aydın’ın Kuşadası ilçesinde annesinin adına kayıtlı restoranı olan Cem Emre Akıncı, yiyecek-içecek sektöründeki işletmelere yönelik ciro kaybı desteklerine başvuru yaptıktan iki ay sonra annesinin bankadaki hesabına 4 lira 63 kuruş yatırıldı.


“2 ay bekledik”

İki ay önce Esnaf Odası’ndan arandığını, ciro kaybı ödemesi için başvuru hakkının bulunduğunun hatırlatıldığını söyleyen Akıncı, “Esnaf Odası yetkilileri hakkımız olduğunu söyleyince, hemen işlemlere başladık. Bürokratik işlemleri tamamladıktan sonra yapılacak olan yardım onaylandı mı, ne kadar destek yapılacak diye her gün e-devlet üzerinden kontrol ettik. İki ayı aşkın süreden sonra annemin hesabına 4 lira 63 kuruş ciro desteği yatırıldığına ilişkin makbuz iletildi. Hayallerimiz yıkıldı, şoke olduk” dedi.


Kaynak: https://etelgraf.com/cay-alinmaz-destek-bekleyen-esnafa-devletten-4-lira/

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, İBB yönetimi tarafından 2011-18 döneminde 2,2 milyar lira bedelle kiralanan 827 aracın, Cumhurbaşkanlığı, AKP Genel Merkezi, Irak Devlet Başkanlığı ve bazı vakıflara tahsis edildiğini açıkladı. İstanbul Valiliği’nin, İBB’nin talep ettiği soruşturma iznine olumsuz yanıtsız verdiğini belirten İmamoğlu “Tablonun en kötü verisi; bir siyasi partiye bu kadar araç, 70-80 araç niye tahsis edilir. Birçok konudan, birçok kötülükten arınmış bir Büyükşehir Belediyesi’nin varlığını rahatlıkla söyleyebilirim. Belli vakıflara, dizilere, ona buna para yağdıran iştiraklerimiz, artık İstanbulluya yardım ediyor” dedi.


https://forum.donanimhaber.com/cache-v2?path=http://store.donanimhaber.com/18/89/17/1889178506f080e4c8a46c12fbb5e695.jpg&t=0&width=480&text=1

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, İBB yönetimi tarafından 2011-18 döneminde 2,2 milyar lira bedelle kiralanan 827 aracın, Cumhurbaşkanlığı, AKP Genel Merkezi, Irak Devlet Başkanlığı ve bazı vakıflara tahsis edildiğini açıkladı. İstanbul Valiliği’nin, İBB’nin talep ettiği soruşturma iznine olumsuz yanıtsız verdiğini belirten İmamoğlu “Tablonun en kötü verisi; bir siyasi partiye bu kadar araç, 70-80 araç niye tahsis edilir. Birçok konudan, birçok kötülükten arınmış bir Büyükşehir Belediyesi’nin varlığını rahatlıkla söyleyebilirim. Belli vakıflara, dizilere, ona buna para yağdıran iştiraklerimiz, artık İstanbulluya yardım ediyor” dedi.


İmamoğlu, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin, 2011-2018 yılları arasında, 2 milyar 200 milyon lira ödeyerek kiraladığı araçların OGS-HGS ve GPRS kayıtlarını inceleyen teftiş kurulunun raporları hakkında konuştu.


İmamoğlu, İBB Bilgi İşlem Daire Başkanlığı’nın yaptığı çalışmada; Cumhurbaşkanlığı’na 480, AKP Genel Merkezi’ne 8, AKP İl Başkanlığı’na 62, Irak Devlet Başkanı’na 6, TBMM Başkanlığı’na 54, Okçular Vakfı’na 4, TÜGVA’ya da 5 araç tahsis edildiğinin tespit edildiğini bildirdi. İmamoğlu, İBB’nin İstanbul Valiliği’nden istediği soruşturma izni talebinin ise reddedildiğini söyledi.


“KAMU ZARARI TAHSİL EDİLMELİ”

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, gazetecilerin konuyla ilgili sorularını, Florya’daki İstanbul Planlama Ajansı Yerleşkesi’nde yanıtladı. İmamoğlu şöyle konuştu:

“Tabii burada en kötü tarafı şu: Kamu kurumu, bir başka kamu kurumuna katkı sunabilir. Elbette bunun da bir vicdani oranı, sayısı vardır. Onu aşıyorsa, o da sorgulanmalıdır; o ayrı bir mesele. Ama onun ötesinde bir kulübe, bir derneğe, sıradan bir biçimde dağıtır gibi dağıtılması, hiçbir gerekçesi olmadan dağıtılması çok yanlış. Tablonun en kötü verisi, bir siyasi partiye bu kadar araç, 70-80 araç niye tahsis edilir? Bu niye verilir? Bunu tarif etmek, tanımlamak mümkün değil. Kamu kurumunun malını, daha doğrusu 16 milyon insanın parasını çarçur etmektir, heba etmektir. Duyduğumuz kaygı zaten buydu aslında. Geçmişte, 31 Mart seçiminden sonra görev aldığımız andan itibaren kaygı duyduğumuz buna benzer olaylar ve buna benzer konuların bizdeki verileriydi. Günün sonunda ikinci kez görevi teslim aldığımızda, gördük ki birçok araç iade edilmiş, bazı veriler yok edilmiş. Ve biz, bunlara ulaşamadık, erişemedik. Elimizde olan verilerle, elimizde olan bilgilerle, kurum içindeki araştırmalarımızda ortaya çıkan rapor bu. Kaldı ki, bu işin soruşturmasını, incelemesi için valiliğe, neredeyse bir yıl önce yaptığımız bir başvuru var. Ne yazık ki bu başvurumuz da valilikçe reddedildi. Yani valilikten almamız gereken izin, alınamadı. Biz, mevcutta kurum içindeki elde ettiğimiz bilgiler üzerinden bu raporu oluşturduk. Bu derin bir israf kalemidir ve sorgulanması gerekir. Günün sonunda, bu suçu işleyenlerden de bu kamu zararının tahsil edilmesi gerekir.” 


“HGS VE OGS KAYITLARI O SÖYLEDİĞİM ARA DÖNEMDE TÜMDEN YOK EDİLDİ”

İmamoğlu, “OGS-HGS kayıtları çok önemliydi. Özellikle bunun üzerinde durduğunu söylemiştiniz. O kayıtlar istenecekti. Onun neticesi ne oldu? Biz 827 aracı konuşuyoruz, ama bilmediğimiz daha çok araç mı var” sorusuna karşılık da şöyle konuştu:

“Biz, olduğunu tahmin ediyoruz. Ama elimizdeki verilerle, şu an mevcutta oluşturulabilen rapor bu. OGS-HGS mevzusu, zaten hatırlarsanız bir veri kopyalama meselesiyle çok gündeme getirildi, soruşturmalar açıldı. Aslında bizim o zaman yapmak istediğimiz şey, işte bu verilerin bir yedeklenmesi ve günü geldiğinde kamu adına bir zarara uğratılmadan bu veriler üzerinden araştırma, sorgulama, denetleme yapılabilmesiydi. Kaygı duyuyorduk ve o kaygı ne yazık ki karşılığını bulmuştur. Yani düşünsenize; arabaların tipleri değiştirildi, arabaların modelleri değiştirildi, markaları değiştirildi, başka bir manzara önümüze koydu. Yoksa bizim Yenikapı’ya yolladığımız araçların dışında markaların, modellerin de kullanıldığını biz çok iyi biliyoruz. HGS ve OGS gibi kayıtlar, ne yazık ki işte o söylediğim ara dönemde tümden yok edildi ve biz, o verilere ulaşamadık, erişemedik.” 


“70-80 ARABA BİR SİYASİ PARTİYE NİÇİN VERİLİR?”

İmamoğlu’nun, araçlarla birlikte yakıt, şoför ve geçiş üstünlüğü sağlayan sistemlerin de tahsis edildiği yolundaki tespitlere ilişkin değerlendirmesi de şöyle:

“Biz, iki konuyu çok önemsemiştik: Tasarruf ve israf. Ramazan ayında ben bu duyguya çok inanırım; arınma ayı ederim Ramazan ayına. Birçok konudan, birçok kötülükten arınmış bir Büyükşehir Belediyesi’nin varlığını rahatlıkla söyleyebilirim. Yani belli vakıflara, dizilere, ona buna para yağdıran iştiraklerimiz, artık İstanbulluya yardım ediyor. Artı; İstanbullunun korunması gereken kültür varlıklarını korumaya çalışıyor. Bu, aslında bir mantalite değişimi. O bakımdan, ne yazık ki bugünkü yoksullukta, çok daha fazla konuşulması gerekiyor. Hani az önce dedim ya; bir siyasi partiye niçin verilir 70-80 araba? Sadece arabada da değil. Şoförü veriliyor; niçin verilir? Yakıtı veriliyor her şeyiyle. Bunun bütün masraflarına baktığınızda, derin… Daha ötesi tekrar ifade edeyim: Kamu kurumu dahi olsa, kullanım biçimi sorgulanmalıdır. Yani bir kamu kurumuna veriyorsunuz da eğer orada birileri, aileleri ya da ailelerinin ihtiyaç duyduğu birtakım kişilere kadar bu iş dağıtılıyor, suistimal ediliyorsa, ben, o kamu kurumunu da reddederim. Kim olursa olsun. Çünkü, bizim neticede kullandığımız kamu kaynağı, yine kamu yararına kullanılmalıdır; bir şahsın yaşam koşullarını iyileştirme adına kullanılmamalıdır. Bu bakımdan, tam da Ramazan ayında söyleyelim ki; israf haramdır. Ne yazık ki, o dönemde harama imza atılmıştır. Biz, kamu adına, kamu lehine bu süreci takip edeceğiz ve soruşturmanın üstüne gideceğiz. Mutlaka kamu zararının tahsil edilmesi ile ilgili de gereken işlemi yapacağız.”


Kaynak: https://etelgraf.com/ibb-akp-ve-erdogana-22-milyar-liralik-arac-tahsis-etmis/

Manisa'da çay ocağı işleten Ufuk Üçkan, pandemi döneminde destek alamadığını söyleyerek, çay kazanını dükkanının önüne attı. Üçkan, “Ben 21 yıldan beri kahveciyim, bana bir tek destek yok. Lanet olsun böyle kahveciliğe. Bir tek yardım yok, lanet olsun böyle adalete” dedi.


https://forum.donanimhaber.com/cache-v2?path=http://store.donanimhaber.com/aa/ea/05/aaea051758a6a8cbe6d944bad421f223.jpg&t=0&width=480&text=1



Kaynak ve videolu haber: https://etelgraf.com/cay-kazanini-firlatan-kahveci-isyan-etti/

Resmi ve gerçek enflasyon arasındaki fark yoksulluğu anlatıyor.

Türkiye İstatistik Kurumu’na (TÜİK) göre aylık enflasyon yüzde 1,68 arttı, yıllık enflasyon ise yüzde 17,14’e yükseldi.


https://forum.donanimhaber.com/cache-v2?path=http://store.donanimhaber.com/37/86/93/378693bb20d2b5ae808950eb51256458.jpg&t=0&width=480&text=1



Türkiye’de resmi veriler ve hissedilen gerçek enflasyon arasındaki fark arttıkça, halkın giderek yoksullaştığını ve gıdaya erişimin ciddi bir mesele haline geldiği tartışma konusudur. Bağımsız araştırmacılar ve tüketici derneklerinin alternatif enflasyon hesaplarına göre, halkın hissettiği “gerçek enflasyon açıklanan enflasyondan farklı.


Akademisyenlerden ve eski bürokratlardan oluşan Enflasyon Araştırma Grubu’na göre (ENAG), Türkiye’de 2020’de enflasyon oranı yüzde 36,72.

TÜİK’in enflasyon hesaplaması, sepetindeki 418 ürünün fiyat değişimini esas alıyor.

TÜİK, tüketici fiyat endeksi (TÜFE) verilerini açıkladı. TÜFE’de 2021 yılı nisan ayında bir önceki aya göre yüzde 1,68, bir önceki yılın aralık ayına göre yüzde 5,45, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 17,14 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 13,70 artış gerçekleşti.


https://forum.donanimhaber.com/cache-v2?path=http://store.donanimhaber.com/41/4e/d9/414ed9b2bce0b3120921d2ab840e9ed9.jpg&t=0&width=480&text=1


Bir önceki yılın aynı ayına göre artışın düşük olduğu diğer ana gruplar sırasıyla, yüzde 9,05 ile haberleşme, yüzde 10,21 ile eğitim ve yüzde 11,03 ile giyim ve ayakkabı oldu. Buna karşılık, bir önceki yılın aynı ayına göre artışın yüksek olduğu ana gruplar ise sırasıyla, yüzde 29,31 ile ulaştırma, yüzde 22,27 ile ev eşyası ve yüzde 19,20 ile sağlık oldu.


AYLIK EN YÜKSEK DÜŞÜŞ GÖSTEREN GRUP HABERLEŞME

Ana harcama grupları itibarıyla 2021 yılı Nisan ayında azalış gösteren diğer ana grup yüzde 0,03 ile ev eşyası oldu. En az artış gösteren diğer ana gruplar yüzde 0,56 ile sağlık ve yüzde 0,73 ile alkollü içecekler ve tütün oldu. Buna karşılık, 2021 yılı nisan ayında artışın yüksek olduğu gruplar ise sırasıyla yüzde 7,57 ile giyim ve ayakkabı, yüzde 2,13 ile gıda ve alkolsüz içecekler ve yüzde 2,09 ile eğitim oldu.


https://forum.donanimhaber.com/cache-v2?path=http://store.donanimhaber.com/db/3f/2d/db3f2d7aefbf1a78eafafb93e6b779f3.jpg&t=0&width=480&text=1

ÖZEL KAPSAMLI TÜFE GÖSTERGESİ YILLIK YÜZDE 18,11 ARTTI

İşlenmemiş gıda ürünleri, enerji, alkollü içkiler ve tütün ile altın hariç TÜFE’de 2021 yılı nisan ayında bir önceki aya göre yüzde 1,65, bir önceki yılın Aralık ayına göre yüzde 5,44, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 18,11 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 13,82 artış gerçekleşti.


Kaynak: https://etelgraf.com/resmi-ve-gercek-enflasyon-arasindaki-fark-yoksulugu-anlatiyor/

Türkiye’de vaka sayıları düşse de Covid-19 nedeniyle yaşamını yitiren yurttaşların sayısı her geçen gün artıyor. Salgının başından bu yana bir gün içindeki en yüksek can kaybı, önceki gün kaydedildi. Sağlık Bakanlığı verilerine göre, 30 Nisan’da 394 kişi hayatını kaybetti.


https://forum.donanimhaber.com/cache-v2?path=http://store.donanimhaber.com/84/d9/b4/84d9b45ddf17a283f5916094b613ad8a.jpg&t=0&width=480&text=1



BirGün’den Dilara Şimşek’in haberine göre; AKP’nin “kademeli normalleşme” adı altında mart ayı başında başlattığı süreç vakaların patlamasına ve sağlık sisteminin çökme noktasına gelmesine yol açtı. Bu durum can kayıplarını da artırdı. Sağlık Bakanlığı’nın 28 Şubat’ta 66 olarak açıkladığı günlük ölüm sayısı, iki ayda 6 kat artarak 400’e dayandı. Salgının başından bu yana yaşamını yitiren yurttaşların sayısı ise 40 bini geçti.


“Ölümler bu ay daha da artacak”

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Aile Hekimliği Kolu ve İstanbul Tabip Odası (İTO) Yönetim Kurulu üyesi Dr. Recep Koç, ölüm sayısının mayıs ayında daha da artacağını söyledi. Benzer bir tablonun kasım ayında da görüldüğünü belirten Koç, şunları söyledi:


“Vakaların artışından bir süre sonra vefat sayıları artıyor. Önce vaka artışı oluyor, hastaneye başvurular hızlanıyor, 1 hafta 10 gün sonra ağırlaşan vakalar hastaneye, ardından yoğun bakıma alınıyor ve daha sonra vefatlar başlıyor. Yani pozitiflikten 1, 1 buçuk ay sonra… Bu yüzden mart-nisan aylarında yaşadığımız pikin sonuçlarını bu ay fazlasıyla göreceğiz. Ölümler mayıs ayında daha da artacak; çünkü ağır hasta sayımız fazla.”


Gerçek sayı 2,5 kat fazla

Hükümetin yanlış politikaları nedeniyle günlük ölüm sayısının 400’e kadar çıktığına dikkat çeken Koç, “Üstelik bunlar resmi sayılar. Ama bir de pıhtı atması, kalp krizi gibi Covid komplikasyonları nedeniyle ölenler var. PCR testi negatif çıkıp da akciğer tutulumu yaşayıp ölenler var. Bu ölümler bakanlığın açıkladığı verilerde yer almıyor. Şimdiye dek belediyelerden aldığımız sayılara göre Covid-19’a bağlı gerçek ölüm sayısı, açıklanandan 2-2,5 kat fazla. 1 yılda Covid’e bağlı 80-90 bin ölüm olduğunu tahmin ediyoruz” dedi.


Kapanma tamamen göstermelik

Mart ayındaki açılma nedeniyle nisanda bugüne dek yaşanan en büyük pikin görüldüğünü söyleyen Dr. Koç, “Şimdi de tam kapanma dendi ama yine kapanma olmadı. Tamamen göstermelik bir kapanma yapıyorlar şu an. Vaka sayısının en fazla olduğu il İstanbul iken buradan diğer kentlere göç oldu. İstanbul’daki vakaları diğer kentlere taşımış olduk. Şehir dışına seyahat engellenmeliydi, ilk işimiz en fazla vakanın olduğu ilde giriş-çıkışları kapatmak olmalıydı. Önümüzdeki günlerde diğer kentlerdeki artışı göreceğiz” ifadelerini kullandı.


Son olarak aşılama sürecinde yaşanan sıkıntılara değinen Dr. Koç, şunları kaydetti:


“15 gündür Sinovac’ın birinci dozu yapılamıyor. Sağlık Bakanı ‘Aşılama için günlük 1-1,5 milyon doz kapasitemiz var’ demişti ama en çok aşı yaptığımız günlerde bile 600 bin dozu geçemedik. Şu an 200-250 bin ortalamayla gidiyoruz. Bu hızla aşılamayı ancak gelecek yıl nisan ayında bitiririz. Aşılama mutlaka hızlanmalı.”


Kaynak: https://etelgraf.com/pandemiye-bagli-olumler-2-ayda-6-kat-artti/

Diyanet TV sermayesini üç yılda 25 milyon 275 bin TL’ye çıkardı!

2018 yılında Türkiye Diyanet Vakfı’nın iştiraki olarak kurulan Diyanet TV, üç yılda sermayesini 275 bin TL’den 25 milyon 275 bin TL’ye çıkardı. Diyanet’in medya şirketinin yöneticisi olduğu vakfın mütevelli heyeti başkanlığı görevini Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş yürütüyor.


https://forum.donanimhaber.com/cache-v2?path=http://store.donanimhaber.com/41/96/66/419666da3c2ac1558b6e2178e2aee443.jpeg&t=0&width=480&text=1


275 bin TL sermaye ile kurulmuştu

Türkiye Diyanet Vakfı, 17 Mayıs 2018 tarihinde medya alanında Vakıf Medya Sanat Radyo Televizyon Anonim Şirketi’ni kurdu. 22 Nisan 2021 tarihli Ticaret Sicil Gazetesi kayıtlarına göre, Diyanet TV’nin yayıncı şirketi Vakıf Medya Sanat Radyo Televizyon Anonim Şirketi, sermayesini 25 milyon 275 bin TL’ye çıkardı. Şirket, Mayıs 2018’de 275 bin TL sermaye ile kurulmuştu.


RTÜK, 2 Temmuz 2018 tarihinde, şirkete; “Diyanet TV” logosu ile yayın lisansı verdi. Diyanet TV, 16 Ağustos 2018 tarihinde yayın hayatına başladı. Diyanet TV yayını, önce TRT’ye tahsis edilen uydu frekansları üzerinden yayın yaptı. 1 Aralık 2018 tarihinden itibaren, yayınına kendisine tahsis edilen TURKSAT frekansları üzerinden devam etti.


Şirketi yöneten vakfın yöneticisi, Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş

Diyanet TV’nin yayıncı şirketi Vakıf Medya’yı yöneten Türkiye Diyanet Vakfı’nın mütevelli heyeti başkanlığı görevini Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş yürütüyor. Türkiye Diyanet Vakfı’nın mütevelli heyetinde, Ankara Ticaret Odası Başkanı ve AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’ın kuzeni Gürsel Baran da yer alıyor.


Kaynak: https://etelgraf.com/diyanet-tv-sermayesini-uc-yilda-25-milyon-275-bin-tlye-cikardi/

Hayatını kaybeden KHK'lı öğretmenin oğlu: "Babamın en önemli şeyini elinden aldılar"


KHK mağduru öğretmen Eğitim Sen üyesi Atilla Yalçıntaş bu sabah Kuşadası'nda hayatını kaybetti.


https://forum.donanimhaber.com/cache-v2?path=http://store.donanimhaber.com/73/93/eb/7393eb8ae85e3747ea261b164c1c6c64.jpg&t=0&width=480&text=1


Otuz yılı aşkın süredir öğretmenlik yapan Yalçıntaş, Kuşadası 7 Eylül İlkokulunda sınıf öğretmenliği yaparken 7 Şubat 2017 tarihinde çıkarılan 686 sayılı KHK ile işinden çıkarıldı. İki çocuk babası öğretmen, işinden çıkarıldıktan yaklaşık bir buçuk yıl sonra kolon kanserine yakalandı ve bir yıldan fazladır kanser tedavisi görüyordu.


"KHK Onun Katili Oldu"

Bir dönem aynı okulda birlikte çalışan arkadaşı, Atilla Yalçıntaş için "Bu durumu kendine yediremiyordu. Kanser tedavisi sürecinde iyice içine kapanmıştı. KHK, onun katili oldu" şeklinde konuştu.

Emeklilik hakkı bulunmasına karşın geçtiğimiz Ocak ayına kadar emekli olmak için başvuru yapmadığı belirtilen Atilla Yalçıntaş'ın öğretmenlikten ihraç edilmiş olmayı gururuna yediremediği ve göreve dönmeyi beklediği öğrenildi. En son ailesinin ve çocuklarının ısrarıyla geçtiğimiz Ocak ayında emeklilik başvurusu yapmış olan Yalçıntaş'ın emeklilik işlemlerinin ise henüz sonuçlanmadığı bildirildi.


"Babamın En Önemli Şeyini Elinden Aldılar"

Eğitim Sen üyesi öğretmenin geride bıraktığı iki çocuğundan biri olan Diyar Yalçıntaş, babasının yaşadığı KHK mağduriyetiyle ilgili "mesleği babamın çok önem verdiği şeylerden biriydi. Babamın en önemli şeyini elinden aldılar" dedi.


Kaynak ve Devamı: https://etelgraf.com/hayatini-kaybeden-khkli-ogretmenin-oglu-babamin-en-onemli-seyini-elinden-aldilar/

Koçerler: "Biz markete çok gitmediğimiz için tam olarak bilmiyoruz ama duyduğumuza göre insanlar domates bile alamaz hale gelmiş".


https://forum.donanimhaber.com/cache-v2?path=http://store.donanimhaber.com/38/2b/fc/382bfc74a9248da95c9e7a8693bc29f3.jpg&t=0&width=480&text=1


Göçebe yaşam tarzını benimseyen ve hayvancılıkla geçimlerini sağlayan Koçerler zorlu kışın ardından yazın yaylalara çıkmaya hazırlanıyor. Modern hayat tarzının neredeyse tamamen dışında yaşayan hayvancılıkla uğraşan ve sürekli göç halinde olan topluluklara koçer ismi veriliyor.


Geçen yıllara oranla bu yılın daha verimsiz geçtiğini söyleyen Pekgöz, özellikle Hasankeyf’te suların yükselmesi ile birlikte otlak arazinin azalmasının kendilerini etkilediğini söylüyor. Hayvanlardan iyi verim almak için otlak alanın çok önemli olduğunu söyleyen Pekgöz, “Özellikle suya yakın yerde yer kiralar çadırlarımızı oraya açardık. Ancak bu yıl böyle olmadı. Daha kurak tarafa çadır açmak zorunda kaldık. Verim açısından bu yıl kötü geçti bizim için. İnsanlar genelde yoldan geçerken bizim yanımıza uğruyor ve hepsi hayat pahalılığından bahsediyor. Biz markete çok gitmediğimiz için tam olarak bilmiyoruz ama duyduğumuza göre insanlar domates bile alamaz hale gelmiş. Türkiye’de yaşanan ekonomik kriz bütün alanları etkiliyor. Önceden çok rahat sattığımız peyniri bile satmakta çok zorlanıyoruz. 30 liraya sattığımız peynire bile insanlar çok pahalı diyor. Aslında biz marketlerden daha ucuza satıyoruz. Ama insanların alım gücü azaldığı için bizden bile ürün alamaz hale geliyorlar” diyor.


Kaynak ve konunun tamamı: https://etelgraf.com/kocerler-biz-markete-cok-gitmedigimiz-icin-tam-olarak-bilmiyoruz-ama-duydugumuza-gore-insanlar-domates-bile-alamaz-hale-gelmis/

Hakkında
Konum: İzmir, Balçova
Meslek: Öğretmen
Forum İmzası:
Forum İkinci El İmzası:
Shuttle DS407T: Intel Celeron 1007u, 8GB DDR3 1600Mhz, Hi-Level 120GB SDD, Mint 20.1 + Android 9
HP 630: i3-2310m, 8GB DDR3 1600Mhz, Netac 128GB SSD, Win 10 + Mint 20.1
Temel Bilgiler ve İstatistikler
Aktiflik: Şu anda DH'de değil
Son Giriş: geçen ay
Son Mesaj Zamanı: 3 ay
Mesaj Sayısı: 12
Gerçek Toplam Mesaj Sayısı: 95
İkinci El Bölümü Mesajları: 24
Konularının görüntülenme sayısı: 276 (Bu ay: 267)
Toplam aldığı artı oy sayısı: 148 (Bu hafta: 0)
En çok mesaj yazdığı forum bölümü: Konu Dışı / Off Topic
Mesajları
İkinci El Referansları
- x
Bildirim
mesajınız kopyalandı (ctrl+v) yapıştırmak istediğiniz yere yapıştırabilirsiniz.