Yarbay
18 Kasım 2011
Tarihinde Katıldı
Takip Ettikleri
1 üye
Görüntülenme
Toplam: 87 (Bu ay: 0)
Gönderileri
Merhaba arkadaşlar.

Geçtiğimiz hafta 2014 model 308 Allure aracımı sattım. İki haftadır ne alacağımı düşünüp karar veremiyorum. Bu iş için ayırdığım bütçe 170 bin TL. İkinci el düşünüyorum.

Adaylar :

- 2014 model Premium ya da 2015-16 Elite donanım Mercedes E180, 20 bin - 60 bin km arası,
- 2017 model Peugeot 3008 BlueHdi Gtline, neredeyse sıfır km denilebilecek araçlar.

Kafamda tarttığımda ikisinin de artıları eksileri çok dengede kalıyor, şöyle ki ;


E180, çok daha konforlu ve performanslı olacağı aşikar, fakat yıllık en az 20-25 bin km yol yaptığımdan tüketim ve yürütme maliyetleri 3008'in hayli üzerinde olacaktır. Duruma göre 3-4 yaşında olacak. Örnek ilan :
https://www.sahibinden.com/ilan/vasita-otomobil-mercedes-benz-kocaman-auto-2014-e180-premium-bayii-cikisli-full-plusfull-463405496/detay/


3008, araç sıfır sayılır, garantili, yürütme maliyetleri daha düşük. Donanım olarak çok zengin, tasarım olarak çok şık, kalite olarak bir Mercedes olmasa da belirli bir düzeyde. Ama bu kasada BlueHdi performansı pek iç açıcı değil. Örnek ilan :
https://www.sahibinden.com/ilan/vasita-arazi-suv-pick-up-peugeot-peugeot-baykaralar-dan-2016-model-3008-1.6bluehdi-gt-line-eat6-442374391/detay


Siz olsanız ne yapardınız?
Arkadaşlar merhaba;

Bilenleriniz bilir, forumdaki belki de en uzun süre 307 sahibi olan birisiyim



2006 model 1.6 HDi 110 hp Premium+Tekno Paket+Sunroof donanımlarına sahip aracı sıfır km'den beridir kullanmaktayım. Şu anda 307.000 km'ye yaklaştı. Motorunda gidişinde bir sıkıntısı yok ama araç yenilemek ne zamandır aklımdaydı, kısmet bu güneymiş. Vaktim olduğunda PSA grubun bu mimli modeli ile ilgili detayları, 300.000 küsür km'dir başımdan geçenleri ve iç-dış aksamlardaki yıpranmalarını fotoğraflarla ayrıntıları ile paylaşacağım. Yüksek km Peugeot'lar için bir rehber olur Yeni aracı aldıktan sonra emektarı satılığa çıkaracağım

Hem bunca km'dir HDi motorun beni bir kere bile üzmemiş olmasından, hem de markaya ve tasarımlarına olan sempatim nedeni ile yeni 308 hep radarımda olan bir araçtı.

Anlaştığım araç 2014 model e-HDi 115 hp, manuel vites (otomatik benim için olmazsa olmaz değil henüz), Allure + Cam Tavan + Navigasyon + Jukebox + Denon Ses sistemine sahip. Jantlar 17", ölçüleri 225/45/17.

Lansman rengi, Tekno Gri. 30.000 km'de. 1 yılda yaptığı yol fazla gibi görünse de çoğu uzun yolda yapılmış. Dün test için bayağı bir sürdüm aracı, hor kullanılmamış (başta bir süre test aracı olarak durmuş, sonrasında Peugeot servis müdürü kullanmaya devam etmiş). Görünürde bir sıkıntısı, trim sesi yok, hoşuma gitti. Herhangi bir vuruğu, çiziği de yok, temiz araç.

İstenen fiyat 68.000 idi, sıkı bir pazarlıkla 63.000 TL'ye indirdik Birazdan teslim almaya gideceğim. Sık araç değiştiren birisi değilim, buna da nereden baksanız 200-250bin km binerim herhalde




Gelelim kuru fasulyenin faydalarına

307.000 km'nin 307 üzerindeki etkileri

Dün 307'min kontağını belki de son kez kapattım. 9 yılın ardından araçtan indiğimde kilometre saati 307.026 sayısını gösteriyordu :



Aracı babama verdim, satılana kadar o kullanacak. Hatta dün son konuşmamızın ardından satmaya da pek niyetimiz yok gibi aslında, ben daha binerim buna diyor

Üniversiteye başladığım 2004 yılında (aslında 99'da girdim, sonra 2001'de ayrıldım, 2004'te geri döndüm falan oralar karışık hikayeler ) Bir tane Hyundai Getz aldık. Sıfır km, 1.3 benzinli GLS modeli. Başlarda iyiydi ama zamanla yakıtı biraz yormaya başlayınca hem arabayı yenileyelim, hem de yakıtı daha uygun dizel bir araç alalım diyerek araba bakmaya başladık. Getz bize 2 yıl, yaklaşık 55.000 km kadar hizmet etti.

O zamanlar otomobillere pek fazla ilgim ve bilgim yoktu fakat 1.3 benzinlinin bayık performansından sonra şöyle güçlü bir şey alalım diye araştırmalara başladım kendi çapımda. Markaları araştırırken çeşitli marka ve modellerde 70 bg, 90 bg gibi seçeneklerin yanında Peugeot'nun 110 hp dizeli ilgimi çekti. 307 de zaten tasarımı hoşuma giden bir araçtı, dedik bir gidip görelim.

Bayiye gittik, inceledik, içi de dışı da hoşumuza gitti. Üç donanım seçeneği sundular, Baz, Comfort ve Premium.

Bütçe uygunluğuna göre Kum Beji renginde Comfort için pazarlık ederken uzak kenarda farkettim kendisini. Renk acayip hoşuma gitti. Yanına gidip inceleyince daha da bir hoşuma gitti, dışı lacivert, içi bej, en üst paket olması nedeni ile krom aksamları, jatları, farları ile bambaşka görünüyordu. Diğer baz ve comfort donanımdaki 307'ler bir anda pek bir sünepe görünmeye başladı gözüme

Dedik almışken madem en dolusunu alalım. İyi ki de öyle yapmışız, Comfort'u alsaydık belki kısa sürede sıkılıp satacaktık

Araç 2006 yılında dönemine göre donanım açısından zengindi.

Donanım, Ek Paketler

Premium donanım seviyesi ile gelen özellikler:

- ESP / EBD / AFU (BAS),
- Sürücü-Yolcu ön hava yastıkları,
- Sürücü-Yolcu yan hava yastıkları,
- Ön-Arka perde hava yastıkları,
- Ön-arka disk frenler,
- 205/55/16 aluminyum alaşım janlar,
- İki bölgeli, elektronik-otomatik klima,
- Soğutmalı torpido gözü,
- Elektrokrom (kendiliğinden kararan) dikiz aynası,
- Far sensörü,
- Yağmur sensörü,
- Park sensörü,
- Sıkışma önleyicili, tek dokunuşla açılır-kapanır camlar (4 camın hepsinde), kumandadan kilit tuşu ile kapanma,
- Sürücü-yolcu koltuğu yükseklik ayarı,
- Ön-Arka kol dayama,
- Koltuk altlarında çekmeceler,
- 6 hoparlör, 5'li CD değiştirici,
- Süperkilitleme
- Kadife-Kumaş koltuk döşemeleri

Tekno Paket :

- Otomatik yükseklik ayarlı, mercekli Xenon farlar,



- Far yıkama,
- Düşük lastik basıncı algılama sistemi

- Cruise Control (opsiyonel, sonradan eklettim)

ve Sunroof.

Bu donanım, 1.6 HDi 110 hp motor, 5 ileri manuel vites ile 34.000 TL gibi bir fiyatı vardı. Dizel-benzin farkı 2.500 TL idi Getz'i bayiye 16.000 TL'ye verip üzerine borçlanarak aldık aracımızı.

Renk Montebello Mavi, ışığa göre yeri geldiğinde gece mavisi, yeri geldiğinde parlak maviye dönen güzel bir renk (bence ) :




Motor

Bu araba ve motor 1.3 Getz'den sonra uçak etkisi yaptı haliyle. Kullanmaya başladığım ilk zamanlarda "vay be, arabalar 5.viteste de hızlanabiliyormuş" demiştim

Bunca kullanımdan sonra şunu kesinlikle söyleyebilirim ki, bu aracın en iyi yanı motoruydu. Zamanla şirkette bir çok farklı marka-model dizel kullandım ama bana göre bu eski 16V HDi-TDCi dizellerin hırçınlığı bir başka.

1.6 HDi 16 valfli motor 1750 devirde 240 Nm (overboost ile 260 Nm) tork ve 4000 devirde 110 hp güç üretiyor. Yerine göre performans, yerine göre de ekonomiyi çok başarılı harmanlayan bir motor olarak izlenim bıraktı bende. Bendeki 307'nin 1340 kg'lık kasasını çok rahat taşıdı.



0-100 hızlanması fabrika verisi kimi yerde 11 saniye yazıyor, kimi yerde 10.6, tecrübeme göre 11 saniye altında diyebilirim. Yine fabrika verisi son süraati 188 km/h, düzde kadranda 180-190'ı çok zorlanmadan görüyordu. Hafif eğimde en fazla kadranda 215, GPS'te 211 km/h hız gördüm. Aracın diğer bir ilginç yanı da bu, kadran sapması olayı yok denecek kadar az. 4 km/h gibi bir sapma mevcut ve tüm hızlarda aynı farkı gördüm.

Bu motorun diğer sevdiğim bir yanı alt devirlerinin de dolu olması. 3. vitese kadar 1000 devirde dahi olsanız zorlanmadan toparlıyor. Yokuş yukarı araçta 3 kişi, 3. vites 1200-1300 devirde bile mızmızlanmadan çıkabiliyor, gaz yiyor. 4 ve 5. vitesler içinse 1500 devir yeterli. Bu konuda kullandığım en kötü araç 1.5 dCi Fluence şirket aracım idi. 2000 devir altında neredeyse hiç bir varlık gösteremiyordu motor mesela.

Esnekliği, ara hızlanmaları oldukça tatmin edici. Özellikle 3. vitesini çok severdim 280.000 km'de iken 2. ve 3. vitesteki esnekliğini gösteren şöyle bir video çekmiştim :




Tüketime zaten pek detaylı girmeye gerek yok, HDi yakıt ekonomisi ile bilinen bir motor.
60 litre depo ile 54-55 litre tüketimlerle tek depoda 1.400 km'li menzillerim var, konusunu da açmıştım.

Motorun tüketimi 120-130 km/h aralığında yapılan otoban sürüşlerinde 5.0-5.5 l/100 km arasında. Bir örnek, 123km/h ortalama hız, 5.0 l/100 km :



Cruise Control 90 km/h sabit hızla aldığım saçma sapan ortalamalardan örnekler :



Daha uzun soluklu, %75 otoyol, %25 şehiriçi diyebileceğim karma, dikkatli ve sakin sürüş ortalaması rekorum; Gidilen mesafe 946 km, 3.5 l/100 km tüketim :



Peki delicesine basarsak ne yakıyor, buyrun cevabı burada; Gidilen yol 90 km, ortalama hız 187 km/h, 11.7 l/100 km tüketim :



Yine tecrübelerime göre aracın yol bilgisayarı oldukça tutarlı ve kullanışlı. Depo ölçümlerimde çoğunlukla +/- 0.1 sapma ile tutturdu. En fazla +/- 0.3-0.4 yanıldığını gördüm, bir kaç defa.

Belki çoğunuza psikopatça gelecek ama 2012 Eylül ayından beri depo ortalamalarımı ve tüketimlerimi kaydettiğim bir dosyam var



Toplamda 79.957 km kayıt tutmuşum.
4.121 litre yakıt tüketmişim.
Tüm bu km'nin genel ortalaması 5.2 l/100 km çıkıyor.


Aracın Bakım-Arıza-Masraf Tarihçesi

Evet şimdi işin "Abi pejo dökülür yeaa", "Sanayiden çıkamazsın yeeaaa" kısmına gelelim

Araç 2006 yılında 0 km alındı.

İlk 60.000 km boyunca 15.000 km'de bir bakıma götürdüm.

60.000 km'den sonra bakım aralıklarımı 10.000 km'de bire düşürdüm.

Yaşadığım arızalar, hangi km'lerde karşılaştığım, sebepleri, sonuçları ve masrafları :

- ~25.000 km civarları, 1. viteste 2500 devir civarlarında önden gelen "kırt kırt kırt" diye bir ses.
30.000 km periyodik bakımı esnasında garanti kapsamında halledildi, para ödemedim. Sebep aks bilyası imiş. Bir daha da tekrarlanmadı.

- 60.000 km civarlarında "Tyre Pressure(s) not monitored" (lastik basınç(lar)ı takip edilemiyor) uyarısı. Sebep : Yeni lastik almıştık, lastikçi sök-tak esnasında basınç sensörlerinden birini kırmış. Yine 60.000 periyodik bakımı esnasında halledildi, yeni sensör takıldı. Bakım faturasına +90 TL gibi artısı oldu. Daha sonrasında bir kere daha yaşadım bu sensör kırılma olayını. Lastik değişimlerinde dikkatli olmak gerekiyor.

- 120.000 km'ye yaklaşırken; "Antipollution System Faulty" uyarısı. Sebep; kötü yakıt (servisin söylemi). Aracın 120.000 km ilk ağır bakımında enjektör ve katalizör temizliği yapıldı. Bir daha da tekrarlanmadı. Bakım faturasına +600 TL gibi bir ekstra yansıdı.

- ~160.000 km civarları; sol cam açma düğmelerinin tek dokunuşta camı kapatma foksiyonunda sıkıntı. Camın bir süre yukarı hareket ettikten sonra sanki sıkışma algılamış gibi durarak hafif aşağı inmesi, normal kapatmada sorun yok, sadece tek dokunuş fonksiyonundaki bu pürüz. Sol cam kumandası değişti, sıkıntı gitti (~100 TL). İlerleyen zamanda tekrar oluşan bu durum için kronik bir sıkıntı diyebilirim.

- Yine 160.000 km'ler, Sunroof'un içeri su damlatması. Sebep su tahliye kanallarının pislik-toz nedeni ile tıkanması. Temizlendi, problem ortadan kalktı. Bir daha da tekrarlanmadı. 150 TL.

- 180.000 km civarları, sağ farın titreşip sönmesi. Sebep; Xenon beyni. Yine periyodik bakım esnasında değişim, bakım faturasına +500 TL gibi bir ek masraf. ~3 yılda bir tekrarlıyor, buna da kronik diyebiliriz, can sıkıcı bir şey.

- 190.000 civarları, sağ ön teker rulmanı bozuldu (uğultu), değiştirdim.

- 207.000 km; 2. viteste gaza bir yüklendim, emme manifoldunu patlattım Çıkma manifold bulduk bir tane taktık, 350 TL. Hazır manifold sökülmüşken turboya da temizlik ve balans yaptırdım, özel serviste.

- 280.000 km; Ön takımdan gelen takırtı sesi, direksiyonda oluşan boşluk. Sebep, direksiyon kutusu arızası. Direksiyon kutusu ve rotiller değişti. Yetkili serviste yaptırdım toplam masraf 1.600 TL.

- 290.000 km; yüksek hızlarda fren esnasında titreme; Sebep, salıncaklar. Ön salıncaklar ve salıncak burçları değişti, o da 1.000 TL gibi tuttu, yine yetkili serviste yaptırdım.

5li CD değiştirici bozuldu bir kaç defa (bu da kronik sıkıntı), sonunda zaten kullanmadığım için elletmedim öyle duruyor. Arabayı değiştirmese idim geniş ekranlı multimedya takacaktım.

Başka da önemli bir şey yok. Belli bir ömrü olan, belli bakım km'lerinde zaten değişmesi gereken şeyleri (disk-balata-rot-kayış vs.) yazmıyorum, onlar arıza kapsamında değil zira.

Bunun dışında seneler önce bir kere klima radyatörüm delindi, kaynak yaptırıp yeni gaz bastırmıştım, hangi km'deydi hatırlamıyorum, pek bir masraf çıkmamıştı. Geçen sene klima gazını yine yenilettim, o var. Bir kere rotları değiştirdim. Belki daha unuttuklarım vardır ama eften püften, çok fazla maliyeti olmayan şeyler insanın aklından silinip gidiyor.

Triger değişimleri 120.000 ve 240.000 km'lerde yapıldı. Baskı balata da bu ağır bakımlar esnasında değiştirildi.

Yukarıdaki olayların hiç biri yolda kalma, çalışmama gibi sonuçlar doğurmadı. Neredeyse hepsi planlı periyodik bakımlar esnasında halledildi. Sadece manifold olayında zamansız şekilde servise gitmek zorunda kaldım.

Motorun turbosu da enjektörleri de hala orijinal duruyor. Hiç yolda kalmadı, hiç çalışmama gibi bir olayı olmadı, tek marş, devam


307.000 km'nin Araç İç Döşemesindeki Etkisi, Deformasyonlar

Şimdi aracın güncel durumu dışarından şu şekilde :



Taş vurukları, hafif göçük ve çizikler dışında kaporta durumu diri denilebilir. Bel altına bir kaporta bakımı, temizlik boyası istiyor aslında, değiştirmeseydim önümüzdeki ay yaptıracaktım kırıklarını döküklerini.


Bagaj, HB kasa için gayet kullanışlı ve büyük denilebilecek bir bagaja sahip. Artık çocuklu aile olmamıza rağmen sıkıntı çekmedik :



Bagaj fitilinde hafif bir deformasyon var :




Aracın içine geçelim :




Sol ön kapı içi alt plastiğinde zamanla kullanıma bağlı oluşan çizikler :




Sol ön cam kumanda grubu ve dirseğimi koyduğum kapı içi döşemesindeki aşınma :




Torpido üzerinde yolcu airbag izi :




Sağ ön kapı cam kumandası ve kapı açma kolu ve çevresi :




Koltuk döşemelerinde oluşan deformasyonlar :




Tavan döşemesi, tam camın köşesinde çok hafif bir açılma mevcut :




Yan airbag'ler çevresindeki koltuk kaplaması deformasyonu :




Sağ arka kapı cam kumandası ve çevresi, kol desteği bölgesindeki yıpranma :




Kabin genel görüntüsü :




Orta konsol ve düğmeler, ilginçtir silinen, rengi atan bir şey yok :






Direksiyondaki aşınma, kemer kilitlerindeki renk atması :




Tavan döşemesi, sunroof kumandası, genel durum :




Far ve cruise control kumandası :




Silecek ve radyo kumandası :




Sağ ön kapı içi fitilinde hafif bir açılma var :




Bunlar dışında vites topuzu ve körüğünü yenilemiştim, orada da aşınnma vardı. 307.000 km'de döşemede meydana gelen yıpranmalar bunlar.


Diğer bazı detaylar ;




Davlumbaz içlerindeki yalıtım kaplamaları :




Turbonun içinin durumu (~260.000 km civarları) :




Debriyaj değişimi, volan :




Aracın en ağır kazası :




İşte böyle. Hep övecek değiliz, biraz da yerelim;

- Süspansiyon sistemi gürültülü ve odun, bozuk yolda çekilmez.
- Yine bozuk zeminlerde trim sesleri mevcut, kimisinin çözümü mümkün, kimisi ile yaşamak zorundasınız.
- Ses sitemi vasat, orta sesler ve tizler temizdir fakat bas kabiliyeti sıfıra yakındır.
- Radyosunun çekim gücü çok zayıf, en ufak engelde hemen parazitlenir.
- Debriyaj ve direksiyon serttir.

Benim için başka da olumsuz bir izlenimi olmadı aracın.

Üniversiteye son iki yılımda bununla gittim geldim,
Sevgilimle (artık eşim), arkadaşlarla çok gezdik tozduk ,
Düğün arabamız oldu,
Hastaneden kızımızı evimize bununla götürdük,
neler neler.

kimisine 307 dediğinde lanet eder ama ben bu arabayı hep tebessümle anacağım, hiç üzmedi beni.


308 ile de ilerleyen zamanlarda paylaşımlara devam edeceğim, umarım sıkmamışımdır

---------------------------------

Evet 308 ile 2 gün bitti, düşüncelerim :

- Aracı aldığım gün yakıt bitikti, fulledim 170 TL aldı. 200 TL altına depo fullemek psikolojik rahatlık verecek gibi (307'de büyük depo olduğu için 220-240 bayılıyordum)

- Tüketim aşağı yukarı aynı gibi, bu gün klasik iş güzergahımda 90 sabit hız ile 3.3 l/100 km ortalama çıkardı. Fakat güzergah üzerindeki yokuş kısımlarda eski araçta sabit 90 ile gördüğüm anlık tüketim değerleri arasında 0.5-1 litre gibi bir fark var, e-HDi lehine. Mesela eski araçta anlık tüketimde 5.4-5.6 gibi değerler okuduğum yokuşlarda aynı hızda yeni araç 4.9-4.4 gibi anlık tüketimler gösterdi. Zamanla araca alıştıkça daha da düşürebilirim herhalde.

- Aldığım günden beri performanslı sürdüm (bu sabah hariç), ortalaması 5.9, eski arabayı aynı şekilde kullandığımda 6.5'a yaklaşıyordu.

- Biraz garip gelebilir ama yüksek hızlarda (160+) 307 daha stabil gibiydi sanki. Yeni aracı otobanda 190'a kadar yokladım, bu hisse kapıldım. Aradaki 200 kg ağırlık farkından mıdır, yoksa bitik lastikler nedeni ile mi bilemedim. Lastiklerin durumu kötüydü, dün akşam değiştirdim. Değiştirdikten sonra fazla basmadım, düzelmiş gibiydi.

- Araç farklı olduğunu iliklerinize kadar hissettiriyor. Sanki değişik bir şey sürüyormuş hissine kapılıyorsunuz, kesinlikle sıradanlığın ötesine geçiyor Öncesinde bir çok defa test sürüşü yaptım ama bu arabanın tadı kısa test sürüşüyle pek alınamıyormuş, bunu farkettim.

- Yalıtım çok başarılı. Süspansiyon güzel, Peugeot sonunda adam gibi süspansiyon yapmayı başarmış

- Denon ses sistemi oldukça başarılı, baslar dolgun ve bozulmuyor. Tek sıkıntısı bu opsiyonu alırsanız yedek lastiğiniz olmuyor. Çünkü bagajda yedek lastiğin yerinde sistemin bas kolonu var.

- İlk 5 vitesin oranları 307 ile çok benzer, hatta 2. ve 3. vites birebir aynı. 6. viteste 130 km/h hızda 2000 devir çeviriyor.



- Hafiflik performansa güzel yansıyor, bastığınız gibi fırlıyor araç, turbo boşluğu yok denecek kadar az. Motorun çekişi oldukça lineer, benzinli gibi hissettiriyor. Alt devirler eski motordaki gibi yine dolu.

- Bazı özellikleri hala çözemedim, telefonumu henüz eşleştiremedim mesela, Jukebox da nedir ne işe yarar hiç bilmiyorum Dokunmatik ekranın hassasiyeti müthiş olmasa da menüleri ve kullanımı rahat, düşünülenin aksine çok kısa sürede alışılıyor.


Vee forumun laneti dün işledi, sabah evden çıkarken sağ jantı kaldırıma sürttüm



Neyse, nazarlık olsun.


Lastikler de geberik haldeydi, dün akşam onları yeniledim.



Her zaman gittiğim lastikçimde uygun ölçüde Michelin Primacy 3 vardı, fazla düşünmeden taktırdım gitti. Şimdi daha iyi oldu.

Haftaya da içine detaylı temizlik yaptıracağım.

---------------------------------

Haftasonu memlekette (Safranbolu) idik.

Babam 2 gün önce gitmişti, ben de Cuma akşamı çıktım.

Büyük buluşma gerçekleşti



Arabalar temiz halde yan yana gelince gri renk almak zorunda kaldığıma bir kere daha lanet ettim, ah Montebello Mavi ah...

Gitmişken köye yaylaya da çıktık, her yer sıcaktan kavrulurken burada hava 19 C, püfür püfür mis gibiydi




Giderken Cuma akşamı eşimi iş çıkışından aldım. Levent trafiği, ardından köprü trafiği çektik. Sonrasında da otobanda performanslı kullanım (130+), Safranbolu'da gezip tozma, dönüşte otobanda yine tempolu sürüş (130+), ardından Körfez'de dönüş trafiği. Depoyu Körfez'de doldurdum. Klima hep açıktı, araçta 3.5 kişiydik

100 km'de 5.5 litre yaktı.



Yol bilgisayarı bu modelde de yine tutarlı galiba, pompa hesabı ile birebir tuttu
Arkadaşlar merhaba;

Geçtiğimiz hafta hep aklımda olan Karadeniz turunu sonunda gerçekleştirdim. Arada sırada konular açılıyor, güzergah, kalınacak görülecek yerler konusunda tavsiye isteniyor, bu konu da araştıranlara bir kaynak olur, fikir verir diye düşündüm. Kısaca izlenimlerimi aktaracağım.

1.Gün 17.05.15 / İstanbul - Safranbolu - Amasra - İnkumu

Güzergah :


Pazar sabahı yola çıktık. Karadeniz'in batısından en doğuya yapacağımız yolculukta ilk durak Safranbolu. Zaten memleketim olduğu için sağını solunu biliyorum, bir iki akrabaya uğradıktan sonra fazla zaman kaybetmeden Bartın'a devam ettim.

Bilmeyenler için Safranbolu'da gezilecek yerler : Mencilis (Bulak) Mağarası, İncekaya Su Kemeri ve Tokatlı Kanyonu Yürüyüş Parkuru, Eski Tarihi Çarşı, Hıdırlık Tepesi, Eski Hükümet Konağı (Müze) ve Saat Kulesi ilk akla gelenler.

Safranbolu - Bartın arası 90 km civarında. Ahmet Usta Geçidi'ne tırmanıp kıvrıla kıvrıla aşağı iniyorsunuz. Yol gidiş-geliş tek şerit ve virajlı. 1-1,5 saat arası sürüyor. Keyifli bir yoldur, özellikle ağaçlardan tünellerin oluştuğu kısımlar vardır, bazı yerlerde gökyüzünü görmeden gidersiniz. Her zamanki gibi yolda durup fotoğraf çekenler vardı




Bartın'a ulaştıktan sonra Çeşm-i Cihan (Bakacak) tepesinden Amasra manzarasını seyredip ilk konaklama noktamız İnkumu Plajı'na doğru yola çıktık.



Otele yerleştikten sonra kumsalda güneşi batırarak ilk günü sonlandırdık. Tam bu sezonda gidilecek yermiş. Kumsal bomboştu, ses yok gürültü yok, sadece kuş cıvıltıları ve dalga sesleri, kafa dinlemek için ideal. Akşam yemeği ızgara Palamut ve Tekir tava eşliğinde gerçekleşti





2.Gün 18.05.15 / İnkumu - Amasra - Gideros Koyu - İnebolu - Abana - Çatalzeytin - Türkeli - Sinop

Güzergah :


2.Günün sabahında İnkumu'nda biraz daha oyalanıp yola çıktık.




Amasra'nın içinde biraz gezindikten sonra (İnkumu-Amasra arası ~30 km kadar) ilk durak Gideros Koyu - Cide. Sessiz sakin bir yer. Bir iki pansiyon, kafe var, başka da bir şey yok, deniz ve orman.




Burada etli ekmeklerimizi yedikten sonra tekrar yola devam ettik. Kastamonu sahilinden İnebolu - Abana - Çatalzeytin'i geçtik. İnebolu'da biraz mola verdik. Aslında plan bir gün de bu çevrede konaklamaktı ama diğer yerlere daha fazla zaman ayırmak için devam ettim. Sevimli ufak sahil kasabaları bunlar, doğasının güzelliği dışında oyalanacak pek bir şey yok, daha öncesinde de gördüğüm yerlerdi zaten, bu nedenle devam ettim.




Türkeli'de bir yakıt molasından sonra akşama doğru Sinop'a ulaştık. Sinop Liman'da Denizci Otel'de konakladık, memnun kaldık. Konumu iyi, temiz bir otel. Sinop kalesi ve çevresinde biraz dolaşıp hava aldıktan sonra hamsi tava, karides, midye tava ve bilimum deniz ürünleri ile bu günü de kapattık



Tüm gezi boyunca beni en çok yoran güzergah bu oldu. Bu yollardan en son geçtiğimden bu yana nereden baksanız 15 yıl geçmiştir, hiç bir şey değişmemiş Sahilyolu İnebolu'ya kadar çok virajlı, inişli çıkışlı, tek gidiş-geliş dağ yolu şeklinde. Virajlı dağ yollarını severim ama bir noktadan sonra saatte ancak 50 km yol gidebiliyor olmak baygınlık veriyor. Vites sürekli 2-3-2-3-2-3 şeklinde, 4. vitesi geçin, 3.vitesin sonunu görmek bile mümkün değil İnebolu'dan sonra bir nebze düzleşen yol Türkeli'den sonra tekrar virajlara başlıyor. 300 küsür km yol akşama kadar git git bitmek bilmedi, pestilimizi çıkardı.



3.Gün 19.05.15 / Sinop - Hamsilos - İnceburun - Samsun - Ordu - Trabzon

Güzergah :


Bir önceki günün yorgunluğunu atmak biraz zor oldu, saat 11 gibi ancak çıkabildik.



Sinop içinde biraz daha dolaştıktan ve tekne modelimizi aldıktan sonra ilk durağımız Hamsilos Koyu ve Tabiat Parkı oldu.




Çevreye biraz bakındıktan sonra devam ettik. Millet mangalları kapıp gelmiş, vaktimiz kısıtlı olduğundan bizim öyle bir imkanımız yoktu maalesef. İkinci durak İnceburun Deniz Feneri oldu. Ülkemizin Kuzey yönünde en uç noktası.




Ardından Samsun'a doğru yola çıktık, Sinop'tan sonra sahil yolu artık güzel olmuş. Bölünmüş yol, gayet düzgün bir asfalt. Bu bölgeye en son 1997 yılında gelmiştim. Dağları bayağı traşlamışlar.




Ve ardından bu günün en anlamlı ve en çok eğlendiğimiz noktasına geldik, 19 Mayıs, Samsun, Bandırma Vapuru !




Samsun sahil tıka basa dolu idi, aracı park edecek yeri zor bulduk. Sahildeki şenlikler, bando, Türk Yıldızları'nın akrobasi gösterisi derken saati de 5 yaptık.




Aslında plan bir gün de burada konaklamaktı ama baktık yol düzgün, devam etmeye karar verdik. Samsun'dan çıkmadan önce duraklayıp Bafra pidelerimizi yedik. Ordu'da durakladık.



Teleferik ile Boztepe'ye çıkıp gece manzarası eşliğinde çaylarımızı içtikten sonra tekrar yola koyulduk. Vakit geç olduğu için Giresun'u geçerek Trabzon'a ulaştık.



4.Gün 20.05.15 / Trabzon - Zigana Geçidi - Torul - Karaca Mağarası - Zigana Köyü - Limni Gölü - Sümela Manastırı - Trabzon

Güzergah :



Trabzon'da Öğretmenevi'nde konakladık. Merkezi bir yerde sayılır, Uzun Sokak'ın başlangıcında. Odalar pek beğenmesem de iş görür vaziyette. Trabzon'da ilk günümüzde Uzun Sokak ve çevresini dolaştık.






Ardından planımız en uzak noktadan başlayıp bir akşam daha konaklayacağımız Trabzon'a doğru yaklaşa yaklaşa gözümüze kestirdiğimiz noktaları gezmekti. Bu amaçla Gümüşhane sınırları içinde kalan Karaca Mağarası'nı görmek için yola koyulduk. Zigana Geçidi'ne tırmandık.




Geçidin bir tarafı ile diğer tarafı iklimi ve coğrafyayı da bariz şekilde ayırıyor. Bir tarafı ormanlarla kaplı klasik Karadeniz iken diğer tarafı artık Doğu Anadolu'ya kaydığını hissettiriyor. Çıplak dağlar, küçük çalılıklar, dik kayalık yamaçlar ile dolu. Yol üzerinde Torul'da yöresel ürünler pazarından pestil ve kömemizi alıp bagaja attıktan sonra ilk durağımız Karaca Mağarası'na ulaştık. İçeride fotoğraf çekmek yasak. Safranbolu'daki Bulak mağarasının yanında oldukça küçük ama içerideki sarkıtlar, dikitler, jeolojik yapısı oldukça güzeldi.



Mağaraya kadar araç ile çıkışa izin verilmiyor, aracı aşağıdaki dinlenme tesislerine bırakıp yokuş yukarı bayağı yürüyerek çıkıyorsunuz. Haliyle yorulduk, yukarıda mağara girişinin önünde seyir terası gibi bir yer yapmışlar, orada manzaraya karşı oturup hem dinlenip hem serinliyorsunuz. Rüzgar karşı dağlardan tatlı tatlı esiyor :




Ardından Zigana'ya dönüş yolunda sağa Limni Gölü Tabiat Parkı tabelasına saptık. Zigana Köyü'nün içinden de geçen yol kısa bir süre sonra stabilize-toprak yola dönüyor ve oldukça dik şekilde 1700 rakımlı Limni Gölü'ne kadar tırmanıyor. Zemin bozuk, yol dik, 1. 2. viteslerde zor da olsa çıktık ama çektiğimiz zorluğa değdi. Çok güzel bir dinlenme ve piknik alanı. Millet yine kapmış mangalları sefasını sürüyordu, biz ise gariban gariban bakınmakla yetindik




Limni Gölü'nden sonra günün son hedefi Sümela Manastırı'na doğru yola çıktık. Zigana'yı geçtikten sonra Hamsiköy dinlenme tesislerinde yemeğimizi yedik. Etler köfteler gayet başarılı idi. Maçka'nın içinden saparak bir süre sonra Sümela'ya ulaştık.





Ardından Trabzon'a dönüp Akçaabat'ta, Cemil Usta'da Akçaabat köftesi ile günü bitirdik.



5.Gün 21.05.15 / Trabzon - Uzun Göl - Demirkapı Köyü - Pileki Yaylası - Ayder Yaylası

Güzergah :


5.günün sabahında Trabzon'da Tarihi Kemeraltı Çarşısı'nda biraz gezindikten sonra Uzungöl'e doğru yola çıktık.



Uzungöl'de biraz dolaştıktan sonra göle akan suyu yukarı doğru takip ederek gidebildiğim yere kadar çıktım. Asfalt bir süre sonra yerini taş döşeli yola, o da yer yer beton-stabilize-toprak yola bıraktı, bozuk zemine rağmen çıka çıka en sonunda yol bitti, kendimi burada buldum :



Uzungöl'de 32 derece olan bunaltıcı hava burada yerini tatlı bir esinti eşliğinde 23-24 derece civarlarına bıraktı, güzelce serinlemiş olduk Demirkapı Köyü imiş, yol kenarında bal satan bir köylü teyzeden bal aldım.

Buradan geri inerken "Pileki" diye bir tabela gördüm, macera değil mi, oraya da daldım Toprak ve bozuk yol, döne döne virajlarla bir süre gittikten sonra bu sefer de şöyle bir manzara söz konusu idi :



Tekrar Uzungöl'e indik, tereyağında pişirilmiş alabalık ile akşam yemeğinin ardından bu akşamki konaklama noktamız Rize - Ayder Yaylası'na doğru yola çıktık. Akşama doğru otelimize vardık. Aşağıdaki kalabalık büyük otellerin, restoranların olduğu bölgeden bayağı yukarıda, sessiz sakin bir uçta konumlandırılmış ahşap küçük bungalovlar. Hemen altından gürül gürül akan bir dere. İsmi Kardelen Hotel, hem odalar, hem de çalışanların ilgi alakası ve muhabbeti çok çok iyiydi. Plan burada bir gün kalmaktı ama bu faktörlerden ötürü 2 gece kalmaya karar verdik





6.Gün 22.05.15 / Ayder Yaylası - Kaçkar Dağları Aşağı Kavrun Yaylası - Çamlıhemşin - Hopa - Borçka - Karagöl - Ayder Yaylası

Güzergah :


Suyun sesi eşliğinde dinlendirici bir uykunun ardından sabah 6. güne başladık.




Kahvaltının ardından güne yine macera ile başlayalım dedim. Bakalım Ayder'de ne kadar yukarılara çıkabileceğiz düşüncesi ile çıktık yola. Asfalt bitti toprak yol başladı, bir noktadan sonra iyice bozuldu, koca koca taşların içinden gide gide 2020 rakımlı Aşağı Kavrun Yaylası'na kadar çıkmışız. Yine yol bitti Daha doğrusu yol devam ediyordu ama aşırı bozulmuş durumdaydı, bir kısmını düzeltip ilerisini iş makineleri ile kapatmışlar, çalışma devam ediyordu. Zaten buralarda iyiden iyiye en ücra köşelere kadar gezebilmek için şöyle yerden yüksek bir 4x4 şart galiba. Ya da kışın bozulan yollar düzeltildikten sonra gelmek lazım.






Sıradaki hedefimiz olan Hopa-Borçka'ya giderken yol üzerinde Çamlıhemşin'de pastacılar festivaline denk geldik Pastalarımızı yedikten sonra Fırtına Deresi'ni takip ederek Ardeşen'e, sahil yoluna indik.




Hopa'da bir yakıt molasının ardından Cankurtaran Geçidi'nden geçerek Borçka'ya ulaştık.




Çoruh Nehri kıyısından bir süre ilerledikten sonra sağa Karagöl istikametine saptık. Şansımıza yağmur başladı, hava da bayağı serinledi, Karagöl çevresinde çok fazla dolaşamadık.






Hopa'da güneşi batırdıktan sonra akşam Ayder'e ulaştık.



Akşam yemeğimizi Beyzade restoranda yedik, şiddetle tavsiye edilir. Biraz salaş bir yer ama çevredeki janjanlı büyük yerlere hiç kanmayın. Yemekler çok başarılı, müthiş bir samimiyet, müthiş bir muhabbet, müthiş bir hizmet, çok çok iyi insanlar.



7.Gün 23.05.15 / Ayder Yaylası - Zilkale - Trabzon

Güzergah :


7. gün de Geleneksel Ayder Festivali'ne denk geldi, hiç haberimiz yoktu, plan yapsak bu kadar olmaz Biraz horon tepenleri izledik, biraz çayırda çimende uzandık ve istemeye istemeye dönüş yoluna başladık.






Dönüşte Çamlıhemşin'den Zilkale tarafına saptık.



Yine yağmur başladı, o çevrede gidilecek yerleri kısaca araştırdığımızda Polovit Yaylası ve Polovit Şelalesi'ni gözümüze kestirmiştik, Zilkale'yi geçtikten sonra Polovit tabelasına saptık. Taş döşeli yol kısa bir süre sonra bozuldu, devam etsek mi etmesek mi diye düşünürken karşı yönden gelen hafriyat kamyonu şöförü ileride yolun kapalı olduğunu söyledi. Mecburen geri döndük.



Akşama doğru konaklamak için Trabzon'a vardık. Yol üzerinde denk gelince bir de DSİ misafirhanesini deneyelim dedik. Keşke Trabzon'a ilk geldiğimizde Öğretmenevi yerine burada kalsaymışız, hem fiyat daha uygun, hem de çevresindeki düzenleme, manzarası, odaları çok daha iyiydi.





8.Gün 24.05.15 / Trabzon - İstanbul

Güzergah :


Son günümüz. Eşimi ve ufaklığı Trabzon Havaalanı'na bırakıp (bunca yolu tek seferde çekmesinler diye onları uçakla gönderdim) yola koyuldum.



Vakfıkebir'den ekmeğimi aldım, Samsun'da yakıt için durdum, Samsun'dan içeri Merzifon'a sapıp Tosya'dan pirincimi aldım, Ilgaz, Çerkeş derken emektar Gerede'de 300.000'i devirdi



Sabah 10:10'da yola başlayıp akşam 20:55'te İstanbul'a girmişim.




Tüm gezi boyunca gaza basmaya çekinmeden, rahat sürdüm. Hatta yer yer performanslı kullandım, özellikle dağ tırmanışlarında, sollamalarda mecburen yapıştırıyorsunuz zaten. Ekonomi yapayım diye bir çabam olmadı. Yol elverdiği kadar gittim. Bölünmüş yollarda 110-120, otobanda 130 civarlarında gezindim. Dönüş yolunda Gerede'den otobana girince Bolu'ya kadar, tünel sonrasında da Hendek'e kadar 150-160 bandında gezindim. Yolun tenha bir kısmında hafif eğimde motoru kısa bir süre 200'e kadar yokladım.


Sonuç ise şu şekilde, tüm gezi boyunca, 8 günde toplam 3.667 km yol yapmışız. Ortalama tüketim 5.3, ortalama hız 68



Bu ise Trabzon - İstanbul güzergahındaki veri, aşağı yukarı aynı, 1.095 km, ortalama tüketim 5.2, ortalama hız 98 :



Yolculuk sonunda aracın kilometresi :



Cumartesi günü bakıma gireceğiz


Tüm yol boyunca toplam yakıt gideri 830 TL kadar tuttu.

Konaklamaya da 2 kişi için (çocuk ücretsiz) ;
İnkumu 180 (1 gece - Otel)
Sinop 184 (1 gece - Otel)
Trabzon 220 (2 gece - Öğretmenevi)
Ayder 320 (2 gece - Otel)
Trabzon 114 (1 gece - DSİ)

olacak şekilde ~1.020 TL gibi bir giderimiz oldu.

Yakıt + konaklama toplamı 1.850 TL,

Limni Tabiat Parkı giriş ücreti : 10 TL
Sümela Manastırı : 15 TL
Karaca Mağarası : 8 TL
Ayder Yaylası : 12 TL
Karagöl : 10 TL
Zilkale : 2,5 TL

Diğer yeme-içme harcamaları da eklenince en fazla 2.500 TL gibi bir para harcamışızdır.


Diğer izlenimlerim :

- Genelde deniz tatilini severiz ama bu sistem de acayip hoşumuza gitti. Kafa dağıtmak için birebir. Doğa muhteşem, insanın içi açılıyor.

- Karadeniz insanı için trafikte saçma sapan işler yapar derlerdi, alakası yokmuş. Yol boyunca o kadar şehir geçtim, bence gayet akıcı ve seri kullanıyorlar. Sol şeritte arkalarında sizi görür görmez ilk fırsatta çekilip yol veriyorlar, sol şerit takıntısı gözlemlemedim hiç, İstanbul'daki ruh hastalarından sonra çok yadırgadım, bir o kadar da takdir ettim Ne zaman bir kazmalık yapana denk gelsem ya 34 ya da 06 plaka çıkması pek de şaşırtmadı Ya da iyi zamanlarına mı denk geldim bilmiyorum

- Ta Hopa'ya kadar gitmişken günübirlik Batum'a da geçilebilir. Ama hem hava yağmurluydu, hem de üşendik Değerlendirilebilir. En azından ucuza depo doldurursunuz


Bayağı uzun oldu, umarım sıkmamışımdır. Atladığımız görülecek gezilecek yerler illa ki vardır ama kısıtlı zamana ancak bu kadarını sığdırabildik.
Top Gear sitesinde denk geldim, insanoğlunun karada, havada, suda, uzayda en hızlı "an"larından belli başlıkları derlemişler, hoşuma gitti. Paylaşayım dedim.



1804 - 5mph (8km/h)

Mühendis Richard Trevithick buharlı makinaları raylar üzerine getiren ilk insan olmuş. "Pennydaren" lokomotifi dünyanın ilk buharlı treni ünvanını almış.





1829 - 29mph (46,5 km/h)

George Stephenson buharlı tren teknolojisini bir sonraki aşamaya geçirmiş, buharlı makina üzerinde yaptığı iyileştirmeler sonraki 150 yılın standartlarını belirlemiş. "Rocket" döneminin en hızlı lokomotifi olarak tarihe geçmiş:









1886 - 9mph (14,5 km/h)

0.954 litre, tek silindirli motoru ile Karl Benz'in Patent-Motorwagen'i ilk otomobil ünvanını alıyor. Benz o dönemde bu araçtan 25 adet satmış.





1904 - 103mph (165 km/h)

Fransız Louis Rigolly otomobil ile karada 100mph (160 km/h) sınırını aşan ilk insan. 13.5 litre Gobron-Brillié'i ile:









1904 - 12mph (19 km/h)

Tarihte hız nedeni ile yazılan ilk trafik cezası, zavallı adamın ceza yediği hıza bakın Ohio'lu Harry Myers of Dayton'a ait.





1912 - 100mph (160 km/h)

Havacı Jules Védrines, havada 100mph (160 km/h) sınırını ilk aşan pilot.





1925 - 100mph (160 km/h)

İngiltere, Nottingham üretimi Brough Superior SS100, 100mph (160 km/h) sınırına ulaşan ilk motosiklet:









1927 - 203mph (325 km/h)

Daytona Beach'te 1000 hp gücündeki Sunbeam'i ile Henry Segrave karada hız rekorunu kırmış:









1928 - >300mph (480 km/h)

İtalyan test pilotu Mario de Bernardi, Venedik sahilindeki uçuşu ile havadaki en hızlı insan ünvanını almış. 12 silindirli, 1000 hp gücünde Fiat Aero motor ile donatılmış Macchi M.52R model deniz uçağı ile 500 km/h üzerine çıkan ilk insan.





1931 - 102mph (163 km/h)

Amerikalı Gar Wood, Miss America IX teknesi ile suda hız rekorunu kırmış.





1932

Dünyanın ilk otobanı, Almanya'nın Cologne ve Bonn kentleri arasında kullanıma açılmış.





1932 - 253mph (405 km/h)

Sir Malcolm Campbell, Daytona'da kara hız rekorunu kırmış. Karada ve suda hız rekorları kıran, GP'lerde de yarışan Campbell, bu işlerle uğraşıp da doğal yollardan eceli ile ölen nadir insanlardan imiş









1934 - 100mph (160 km/h)

Uçaklar, otomobiller hız rekorları kırarken trenler uzunca bir süre suskun kalmış. Bu suskunluğu Flying Scotsman bozmuş, dünyanın en hızlı treni ünvanını almış.





1935 - 300mph (480 km/h)

Tekrar Malcolm Campbell, Bonneville'de kara hız rekorunu kırıyor.









1947 - Mach 1.06 (1.298 km/h)

Chuck Yeager, Bell X1 roket-uçağı ile ses hızını aşan ilk insan olmuş.





1947 - 394mph (630 km/h)

John Cobb, iki adet W12 uçak motoru takılı 3 tonluk Napier-Railton isimli araç ile kara hız rekorunu kırmış.





1954 - 632mph (1.011 km/h)

Sonic Wind isimli roket ile John Stapp'ın ulaştığı hız. Bu hızdan durmak için yavaşladığı sırada 46.2G ivmeye maruz kalmış









1955 - 202mph (323 km/h)

Donald Campbell, jet motorlu Bluebird K7 ile sudaki hız rekorunu kırmış.





1958

Ralli pilotu Maurice Gatsonides, virajlardaki hızını ölçüp sonradan kontrol edebilmek için kameralı hız tespit sistemi geliştirmiş. Kameralı radarların doğuşu.





1961 - 149mph (238 km/h)

İngiltere M1 otoyolunda Telegraph gazetesinde çalışan bir gazetecinin henüz üretime başlamamış olan Jaguar E-Type ile ulaştığı hız imiş.





1964 - 403mph (645 km/h)

Donald Campbell'ın Avustralya Lake Eyre bölgesindeki hız rekoru denemesinde Bluebird CN7 ile ulaştığı hız. Hedef 500mph imiş ama olmamış.





1965 - 600mph (960 km/h)

Amerikan Craig Breedlove'ın jet motorlu araç ile karada kırdığı hız rekoru.









1967 - 4.519mph (7.230 km/h)

Amerikan test pilotu Pete Knight'ın, B-52 bombardıman uçağı ile yüksek irtifadan bırakılan roket-uçak X-15 ile ulaştığı hız. Bu uçuş, uçak ile yapılan en yüksek hızlı insanlı uçuş rekorunu hala elinde bulunduruyormuş.





1969 - 24.790mph (39.665 km/h)

Aydan dönüş esnasında Apollo10 astronotlarının mekik ile ulaştığı hız. İnsanlık tarihinin en hızlı seyahati.





1970 - 630mph (1.008 km/h)

Amerikalı Gary Gabelich, Blue Flame isimli roket-otomobil ile Bonneville'de kara hız rekorunu kırmış.





1971 - 51mph (81,6 km/h)

Dünyanın en hızlı denizaltısı, Sovyet yapımı K-222.





1972 - 11,2mph (18 km/h)

Ay yüzeyinde yapılan en yüksek hız, astronot Gene Cernan, Apollo17 Rover aracı ile





1976 - 1.350mph (2.160 km/h)

Dünyanın en hızlı yolcu uçağı Concorde'un ilk uçuşu. Aynı zamanda kalkan iki Concorde; birisi Heathrow-Bahreyn, birisi Paris-Rio seferi için havalanmış. 20.000 metre irtifada uçabilen ve pist üzerinde sırf kalkış hızına ulaşabilmek için 1 ton yakıt tüketen uçaklardan sadece 20 adet üretilmiş.









1978 - 317mph (507 km/h)

Avusturyalı Ken Warby su üzerinde erişilen en yüksek süraate imza atmış.





1982 - 17.500mph (28.000 km/h)

Columbia uzay mekiğinin atmosfere giriş hızı. Atmosfere girdikten inişe kadar geçen sürede bu hızdan 213mph (340 km/h) hıza kadar yavaşlıyormuş.









1987 - 201mph (322 km/h)

Ferrari F40, 200 mil barajını aşan ilk seri üretim (road legal) otomobil. Aynı zamanda şirketin kurucusu Enzo Ferrari hayatta iken tasarlanan son Ferrari.









1992 - 213mph (341 km/h)

Jaguar XJ220 en hızlı seri üretim otomobil ünvanını alıyor. Konsept tasarımdaki V12 LeMans motoru, seri üretim araçta yerini 3,5 litre V6'ya bırakmış ama bu değişiklik aracın hızını kesememiş...





1993 - 231mph (370 km/h)

Jaguar'ın saltanatı kısa sürüyor. McLaren F1 en hızlı otomobil ünvanını alıyor. Daha sonrasında Ehra-Lessien VW test pistinde 243mph (389 km/h) gibi bir hıza da imza atmış. Günümüzde bile hala en hızlı atmosferik motorlu hypercar ünvanını elinde tutuyor.









1997 - 763mph (1.221 km/h)

Thrust SSC ile Andy Green, karada ses hızını aşan ilk insan olarak tarihe geçiyor.





1997 - 190mph (304 km/h)

Paten üzerinde erişilen en yüksek hız. Alman patenci Dirk Auer kendisini bir Porsche 911 GT2'nin arkasına bağlamış, ve sonuç bu Fotoğrafta ise Top Gear programında Aston Martin ile kapışırken görülüyor









1999 - 194mph (310 km/h)

Suzuki Hayabusa satışa çıkıyor, hız limiti koyulmadan önce üretilen son hyperbike...





2004 - 6.500mph (10.400 km/h)

NASA'nın X43A insansız hava uçağı gelmiş geçmiş en hızlı uçak ünvanını ele geçiriyor.





2005 - 336mph (537 km/h)

Top Fuel drag kategorisinde gelmiş geçmiş en hızlı 400 m performansı. 0-400 m'yi 4,489 saniyede tamamlayan aracın 400 m sonunda ulaştığı hız.





2005 - 253mph (407 km/h)

Bugatti Veyron en hızlı otomobil ünvanını alıyor.





2006 - 156mph (250 km/h)

Simone Origone tarafından kayak üzerinde ulaşılan en yüksek hız.





2007 - 357mph (571 km/h)

Yüksek hızlı tren TGV'nin maksimum hızı. Ray üzerindeki en hızlı makina.





2008 - 670.589.779mph (1.072.943.646 km/h)

CERN Büyük Hadron Parçacık Çarpıştırıcısı'nda protonların ulaştığı hız.





2010 - 268mph (431 km/h)

Bugatti Veyron Super Sport modeli ile rekorunu tazeliyor.





2010 - 299mph (478 km/h)

Helikopter ile yapılan en yüksek hız, Sikorsky X2'ye ait.





2011 - 153mph (245 km/h)

Meksikalı Fernando Iglesias'ın su kayağı ile kırdığı hız rekoru. Suyun üzerinde helikopter tarafından çekilmiş





2012 - 833mph (1.333 km/h)

Felix Baumgartner, 24 mil (38.500 metre) yükseklikten yaptığı atlayış ile araçsız şekilde ses hızını aşan ilk insan oluyor.









2014 - 822mph (1.315 km/h)

57 yaşındaki Google yöneticisi Alan Eustace, 2012 yılında Felix Baumgartner'ın yüksekten atlayış rekorunu kırmış. 25 mil (40.000 metre)'den yaptığı atlayışta ulaştığı maksimum hız.





Kaynak :http://www.topgear.com/uk/photos/50-fastest-moments-2015-04-01



(mil/saat - km/saat çevrimleri tam olmamış olabilir, yaklaşık değerler. Düz hesap 1 mil = 1.6 km şeklinde çevirdim)
Arkadaşlar merhaba, kendi aracım serviste olduğu için 3 günlüğüne konu başlığındaki aracı kiraladım. Merak ettiğim bir otomobildi.



2013 model i30 1.6 CRDI 128 hp, otomatik vites, elite donanım. Hem şehir içi, hem de uzun yol bayağı gezdim. (Kendi aracım 2006 model 307 1.6 HDi 110 hp)





3 günlük süreçte edindiğim olumlu izlenimler :



- Araç tasarım açısından çok yakışıklı. Konsoldaki kötü görünen radyo ve klima ekranları ve kapı açma kolları haricinde iç tasarımı da iyi. Koltuklar deri-kumaş kaplama, kapı içlerinde de deri kaplamalar vardı, oldukça hoş.



- Donanım seviyesi oldukça iyiydi, elektrikli koltuk, açılır cam tavan, geri görüş kamerası, anahtarsız giriş-çalıştırma falan bayağı doluydu araç.



- İç mekan genişliği oldukça iyi.



- Süspansiyonlarını da başarılı buldum, sessiz çalışıyorlar (gerçi 307'den sonra neredeyse her araba yumuşak geliyor )



- Viraj limitlerinde kendi aracımdan pek fazla fark görmesem de virajlarda gövdenin sağa sola yatma eğilimi yok, düz kalıyor, hoşuma gitti.





Çok övülen bu araçta gördüğüm ve bazılarına anlam veremediğim olumsuzluklar :



- Otomatik vites performansını bayağı törpülemiş, +18 hp avantajı olmasına rağmen gidişi benim 270.000 km'deki 110'luk HDi ile aşağı yukarı aynı, hatta bazı durumlarda biraz hantal bile kalıyor (biraz ağır oldu ama kusura bakmayın). Araç 29.000 km'de idi. Otobanda biraz zorladım, 120 gibi hızlardan sonra çok yavaş ivmeleniyor. Düz yolda 180-190 gibi tıkanıp kalıyor. Hafif aşağı eğimde 200 de gördü ama benden bu kadar dedi. Kağıt üzerindeki 128 hp pratiğe pek yansımıyor. Daha performanslı bir şanzıman şart bu araca.



- İç mekanda trim sesleri var, sessiz bir kabine sahip değil. Özellikle frenleme esnasında ön konsoldan gelen çıtırtılar ilginç geldi. Orta kol dayama da biraz kolunuzu oynattığınızda çatırdıyor. Arada cam tavan perdesinden, arka tarafta pandizottan da sesler gelebiliyor. Geneli bence pek rahatsız edici değildi fakat ön konsolda fren esnasındaki çıtırtı, ve kol dayamadaki çıtırtı sesleri bir süre sonra can sıkıcı hale gelebilir.



- Koltuklar başta iyi gibi görünse de aracı kullandığım 3 gün içinde bir türlü rahat bir oturma pozisyonu ayarlayamadım. Koltuklar biraz sert, kafalık kısımları boynumu, koltuğun ön kısmı baldırlarımı ağrıttı, niyeyse bir türlü tam manasıyla rahat edemedim. Oturuş pozisyonunda en çok dikkat ettiğim şeylerden birisi uzun yolda gaz pedalı üzerindeki sağ bacağımı yan tarafta yaslayabileceğim bir yer olmasıdır (kendi aracımda konsolun yan tarafı bu işi görüyor mesela). Bu şekilde olmayıp da bacak havada kalıyorsa bir süre sonra gergin durmaktan yorgunluk, ağrı yapıyor. i30'da da maalesef bu şekilde idi.



- Yol bilgisayarı pek kullanışlı değil ve bu araca pek yakışmamış. Her veriyi görmek için tek tek ekran değiştirilen yol bilgisayarları hoşuma gitmiyor. Kendi aracımda hepsini yan yana tek ekranda görebiliyor ve sıfırlayabiliyorsunuz, okuması, değerlendirmesi çok daha pratik ve kolay oluyor. Diğer dikkatimi çeken bir gariplik ise yol bilgisayarındaki değerleri sıfırlamak istediğinizde her ekranı tek tek seçip hepsini (ortalama tüketim, ortalama hız, km) ayrı ayrı sıfırlamanız gerekiyor (ya da diğer türlüsünü ben beceremedim), çok saçma geldi. Anlık tüketimi rakam olarak göstermiyor, garip bir grafik şeklinde, pek okunabilir ve anlaşılabilir değil. Kısacası yol bilgisayarından hiç hazzetmedim, aynı anda bir kaç veriyi gösterecek şekilde biraz daha kullanışlı bir şey yapsalar iyi olurmuş.



- Araç mercekli farlara sahip fakat halojen. Bu kadar dolu araçta en azından xenon olmalıydı, her şeyi koymuşlar bir o eksik kalmış. Benim 2006 model külüstürde bile var. Fakat aydınlatması da iyiydi, hakkını yemeyelim.



- Ön konsoldaki 2000'li yıllardan kalma cart mavi renkli LCD radyo ve klima ekranları bu kadar güzel bir araca hiç ama hiç yakışmıyor. Gece göze batan bir renkleri, parlaklıkları var. Rakiplerindeki gibi adam gibi bir multimedya ekranı konulsa çok daha hoş olacak. Bu haliyle çok basit ve ucuz görünüyor.



- Cruise control de aynı yol bilgisayarı gibi kullanışlılıktan sınıfta kaldı. Pause-Resume (ara ver-devam et) gibi bir özellik bulamadım, kapatma tuşuna bastığınızda tamamen kapanıyor, tekrar bastığınızda eski ayardan devam etmiyor, hızınızı bir daha istediğiniz yere kendinizin getirip tekrardan sabitlemeniz lazım (edit - bu imkan varmış, ben olayı çözememişim ). Sabitlediğiniz hızı rakam olarak bir ekranda falan göremiyorsunuz, kadrandan göz kararı ile ayar yapıyorsunuz. Niye böyle yapılmış, çözemedim bir türlü.



- Yakıt tüketimi, tamam tork konvertörlü otomatik şanzıman yakıtı arttırıyor eyvallah da, bu kadarını da beklemiyordum. Aracı aldığım ilk gün biraz İstanbul şehir içinde dolaştım, trafiğe de girdim biraz. Ortalamayı 16 küsür litre gibi görünce şok etkisi yapmadı desem yalan olur. Benim aracın o şartlarda yakacağı taş çatlasa 8-9 litre falan olur, dizel araç ve çift haneli sayılar, mübarek geçtiğimiz senelerde şirkette kullandığım 2500 cc Ranger kadar yakıyor





Bu gün aracı teslim ettim, klasik iş güzergahım olan Kınalı-Ispartakule gişeleri arasında son bir tüketim testi yaptım. 90-100 km/h gibi değişen bir aralıkta aşağıdaki sonucu çıkardı :







Bu şekilde sakin kullanımla 100 km'de 5.5 litre ortalama tutturdu. Ekonomi için biraz daha kastırılırsa en iyi ihtimal 5 litre civarlarına inebilir gibime geldi, çünkü ara ara sollama için bir iki defa hızlanmak zorunda kaldım. Boş yolda sabit hız 90 gidildiğinde biraz daha düşebilir.



Aynı güzergahta kendi aracımı bu şekilde kullandığımda 3.5 litre gibi değerler alıyorum. Sakin kullanımdaki bu ~2 litrelik fark otomatik vites konforu göz önünde alındığında göz ardı edilebilir fakat hız biraz arttığında ya da trafik durumlarında makas çok açılıyor (neredeyse 2 kat fark var).





Sonuç olarak genel hatları ile ben aracı beğendim, bir iki ufak dokunuşla (konsoldaki dandik ekranların adam edilmesi, koltuk konforunun biraz daha iyileştirilmesi, performans ve tüketim katili olmayan bir otomatik vites) çok daha güzel bir araç olabilirmiş.



Merhaba arkadaşlar,



Araç bilgileri; 2006 model Peugeot 307, 1.6 HDi , eski 16 valfli 110 hp versiyon, aracın ağırlığı 1340 kg. Lastik boyutları 205/55/r16, GoodYear EfficientGrip Performance lastikler takılı, önler 33, arkalar 32 psi. Sıfır km'den beri kullanmaktayım.



21 Mayıs'ta depoyu fullemiştim, yol bilgisayarını sıfırladım ve yola koyuldum. Araç haftaiçleri işe gidip gelirken uzun yol şartlarında, akşamları ve haftasonları şehiriçinde sağa sola gitmeler şeklinde kullanılıyor.



İş güzergahım; Halkalı Atakent Mahallesinden TEM Ispartakule-Bahçeşehir gişeleri, oradan Kınalı gişelerine kadar otoban.



Bunun dışında araç bu süre zarfında İstanbul içinde Halkalı-Çapa (Topkapı), Arnavutköy, Üsküdar, Kartal, Maltepe, Bahçelievler güzergahlarında dolandı. Bir kaç defa trafiğe de girdim. Toplam yolun %25'i şehirde, %75'i otobanda yapıldı diyebilirim.



Ekonomi yapacağım diye aşırı kasmadan sadece sakin kullandım, işe gidip gelirken de otobanda hız sabitleyici kullandım (90'a sabitleyip bıraktım) ve aşağıdaki sonuç çıktı Bundan önceki rekorum 1378 km idi.





Yakıt lambası 1240 km'de yanmıştı.





Dolum yapmadan hemen önce yol bilgisayarı verileri, 1416 km, 4.1 l/100km, ortalama hız 54 km/h olmuş :





Depo dolduktan sonra aracın gösterdiği menzil, yav he he diyoruz, depoyu dolu görünce kendinden geçti :





Bu da aracın güncel km'si, 260bin'i devirdik emektarla :





Bu da yakıt fişi, aslında pompa 252 küsür TL'de iken attı ama eleman 255'e tamamladı :







Sonuç olarak 58,22 litre motorin ile yukarıda açıkladığım şekilde karma bir kullanımla 1416 km yol yaptı araç. Depo kapasitesi 60 litre, yaklaşık 1.8 litre yakıt kalmış depoda



Depo ortalaması pompa hesabına göre de 100 km'de 4.1 litre ediyor, yol bilgisayarı doğru hesaplamış, zaten genelde pek yanılmıyor, tutarlı sonuçlar veriyor. 255 TL / 1416 km = 0,18 TL / km ile bitirmişim depoyu



Tamamı uzun yol şartlarında olsaydı 1500'ü rahat geçerdim diye düşünüyorum









----- GÜNCELLEME -----



2015 Ağustos ayında 308'e geçmiştim, onda da benzer bir deneme yaptım son depomda. (307 ben bıraktığımda en son 307.000 km'de idi, hala ailede kullanılıyor güncel km'si 313.000 )



Araç 2014 e-HDi manuel. Lastikler 225/45/17 Michelin Cross Climate.



28 Mart'ta depoyu fullemiştim, dün (11.04.2016) tekrar doldurdum. Depo dolumundan sonra geçen 14 gün boyunca araç çoğunlukla Silivri-Halkalı arasında kullanıldı (307 ile aynı güzergah, fakat gişe trafiği artık biraz daha yoğun). Şehiriçi sakin sürüş, uzun yol şartlarında çoğunlukla cruise control ile 90 km/h sabit hız, kısa süreli 110-130 gibi hızlarda seyrettiğim de oldu.



Bunun dışında haftasonları şehiriçinde girdiğim rotalar :



* Halkalı - Çapa - Halkalı (dönüşte Mahmutbey trafiğine girdim)

* Halkalı - Üsküdar - Halkalı (gidişte Çağlayan'dan köprü çıkışına kadar trafiğe girdim)

* Halkalı - Şamlar Köyü - Arnavutköy - Terkos Gölü - Karaburun - 3. havalimanı yolu üzerinden Kemerburgaz - Kağıthane - Çapa - Halkalı (Yer yer trafikli, genelde akıcı)

* Halkalı - Bahçelievler - Halkalı (Yer yer hafif trafikli, genelde akıcı denilebilir)



Bir kaç defa da Halkalı - Mall Of İstanbul şeklinde kısa rotalar da oldu.



Sonuçlar ;



En son kalan menzil 35 km gösteriyordu (istasyona gitmek için yola çıktığımda 80 km idi, yol biraz yokuşlu olunca 35'e indi ),





Tüketim bilgileri,





Yol bilgisayarının hesabına göre tüketim 4.0 l/100 km. Geçilen mesafe 1210 km.



Yakıt fişi, pompa 158 TL'de attı, 160'a tamamladı eleman;





47,68 litre yakıt ile 1210 km, pompa hesabına göre 3.94 l / 100 km çıkıyor Depoda 5 litrenin biraz üzerinde yakıt kalmış. Devam etseydim 1300 km yapabilirdim, zam haberini alınca dün dolum yaptım



İstasyonda indirim var, litresini 3.356 TL'den aldım, kuruş hesabı sevmem ama kilometrede 13 kuruşa tekabül etti



Merhaba arkadaşlar,



Araç bilgileri; 2006 model Peugeot 307, 1.6 HDi , eski 16 valfli 110 hp versiyon, aracın ağırlığı 1340 kg. Lastik boyutları 205/55/r16, GoodYear EfficientGrip Performance lastikler takılı, önler 33, arkalar 32 psi. Sıfır km'den beri kullanmaktayım.



21 Mayıs'ta depoyu fullemiştim, yol bilgisayarını sıfırladım ve yola koyuldum. Araç haftaiçleri işe gidip gelirken uzun yol şartlarında, akşamları ve haftasonları şehiriçinde sağa sola gitmeler şeklinde kullanılıyor.



İş güzergahım; Halkalı Atakent Mahallesinden TEM Ispartakule-Bahçeşehir gişeleri, oradan Kınalı gişelerine kadar otoban.



Bunun dışında araç bu süre zarfında İstanbul içinde Halkalı-Çapa (Topkapı), Arnavutköy, Üsküdar, Kartal, Maltepe, Bahçelievler güzergahlarında dolandı. Bir kaç defa trafiğe de girdim. Toplam yolun %25'i şehirde, %75'i otobanda yapıldı diyebilirim.



Ekonomi yapacağım diye aşırı kasmadan sadece sakin kullandım, işe gidip gelirken de otobanda hız sabitleyici kullandım (90'a sabitleyip bıraktım) ve aşağıdaki sonuç çıktı Bundan önceki rekorum 1378 km idi.





Yakıt lambası 1240 km'de yanmıştı.





Dolum yapmadan hemen önce yol bilgisayarı verileri, 1416 km, 4.1 l/100km, ortalama hız 54 km/h olmuş :





Depo dolduktan sonra aracın gösterdiği menzil, yav he he diyoruz, depoyu dolu görünce kendinden geçti :





Bu da aracın güncel km'si, 260bin'i devirdik emektarla :





Bu da yakıt fişi, aslında pompa 222 küsür TL'de iken attı ama eleman 255'e tamamladı :







Sonuç olarak 58,22 litre motorin ile yukarıda açıkladığım şekilde karma bir kullanımla 1416 km yol yaptı araç. Depo kapasitesi 60 litre, yaklaşık 1.8 litre yakıt kalmış depoda



Depo ortalaması pompa hesabına göre de 100 km'de 4.1 litre ediyor, yol bilgisayarı doğru hesaplamış, zaten genelde pek yanılmıyor, tutarlı sonuçlar veriyor. 255 TL / 1416 km = 0,18 TL / km ile bitirmişim depoyu



Tamamı uzun yol şartlarında olsaydı 1500'ü rahat geçerdim diye düşünüyorum
Arkadaşlar merhaba;

Yaklaşık 4 yıldır 1/24 ölçekte otomobil modeli yapıyorum hobi olarak. Geçenlerde bir konuda yaptığım bir kaç modelin fotoğrafını paylaşmıştım. Bayağı ilgi çekti, özelden mesaj atan, detay isteyen arkadaşlar oldu.

Ben de böyle bir konu açmaya karar verdim, yaptığım modelleri ve ilerleyen zamanla yapacağım modellerin yapım aşamalarını, kendimce tecrübelerimi ve ilgisini çeken arkadaşların soruları olursa tavsiyelerimi paylaşacağım.

İşim gereği güneydoğu bölgesinde çalışırken akşamları vakit geçirmek için başladım, sonrasında da bırakamadım Zaman ve bir miktar bütçe ayrıldığında eğer otomobillere de ilgiliyseniz çok keyifli bir uğraş oluyor.

Atölyeden bir görüntü :


Modeller 1/24 ölçekte plastik demonte kitler şeklinde satılıyorlar. Astar, boya, yapıştırıcı gibi sarf malzemeleri ayrıca temin etmeniz gerekiyor. Modelin detay seviyesine göre parça sayısı 200'ü bulabiliyor. Size düşen iş ise tüm parçaları gerçeğine uygun şekilde boyamak ve düzgün bir şekilde birleştirmek.

Alışverişi genelde internetten yapıyorum. Bunun dışında model kitlerini ve sınırlı da olsa boyaları bazı büyük oyuncak mağazalarında bulmak mümkün. En geniş kaynak internet.

Alışveriş için kullandığım siteler;

Türkiye için bazı linkler : LİNK LİNK2 LİNK3 LİNK4

Yurtdışında ise : LİNK

Hala amatör sayılırım, işte koleksiyonum, Mini Cooper ile başlayalım

Mini Cooper 1275 S MK1

Parça sayısı fazla değil ve yapımı kolay, başlangıç için tavsiye edebileceğim bir model, kutu içeriği şu şekilde :


Ben renk olarak metalik mavi tercih ettim, bitmiş hali :





Fiat 500F Abarth

Ufaklıklardan devam edelim kutu içeriği :


Bitmiş hali :







Fiat 131 Mirafiori WRC

Kutu içeriği :


Bitmiş hali (biraz batırdım) :







Ferrari Testarossa

Kutu içeriği :


Bitmiş hali (bunda da ufak kusurlar var) :







Mitsubishi Lancer Evo V WRC

Kutu içeriği :


Bitmiş hali :







Lancer'ın (edi) yanında Impreza (büdü) olmazsa olmaz

Subaru Impreza WRC 99

Kutu içeriği :


Bitmiş hali :







1958 Ferrari 250 Testa Rossa



Bitmiş hali :







Çekmeceleri karıştırırken bir de şunlar çıktı, eski çalışmalar :

Audi Quattro Rally Group B




Lancia Integrale HF






Devam edecek...
Merhaba arkadaşlar.



Dün bir iş için memlekete gittik geldik, 1 gün içinde 800 küsür km yol yaptık bir akrabam ile. Sabah 2 araç TEM kartepe civarlarındaki Shell istasyonunda buluşup depoları fulleyerek peşpeşe yola çıktık.



1. Araç ) 2006 Pug 307 1,6 HDi 110 hp / 250k km / Sürücü (ben) dahil 4 kişi

2. Araç ) 2010 Seat Leon 1,6 TDI CR 105 hp / 70k km / Sürücü dahil 3 kişi



İki araç da manuel vites.



Aslında İstanbul'dan erken çıkmamıza rağmen yine de trafiğe takılıp zaman kaybettik, gitmemiz gereken yere de öğleye yetişmemiz gerektiğinden gidişte performanslı sürmek zorunda kaldık. Otobanda hızımız 150'nin altına nadiren düştü. Bölünmüş yollarda 120-140 bandında seyrettik. Giderken Kaynaşlı'da otobandan çıkıp eski dağ yolundan gittik, orada 30 dk kısa bir molamız oldu, ardından Gerede'ye kadar tekrar otobandan devam ettik.



Dönüşte ise nispeten daha sakin bir kullanım oldu, bölünmüş yollarda 110-120, otobanda ise 120-130 aralığında değişti hızlarımız.



Yola çıkmadan önce depoları doldurduğumuz istasyonda tekrar dolum yaptık.



İstasyondan gideceğimiz yere git-gel şeklinde 690 km yol yapmışız, ve sonuçlar :



1,6 HDi - 1,6 TDI

Tüketim : 41,9 lt - 48,6 lt

Ort. Tüketim : 6,1 lt/100km - 7,0 lt/100 km

Harcanan Yakıt : 195 TL - 226 TL

km Maliyeti : 0,28 TL/km - 0,33 TL/km





Benim arabada kilometreden mütevellit (250.000), psikolojik olarak acaba çok mu yakmaya başladı gibi düşüncelere kaymaya başlamışken fırsattan istifade güzel bir karşılaştırma oldu, rahatladım meğer her şey yolundaymış



Not : konu s.dik yarıştırma amaçlı değildir, yanlış anlaşılmasın. Sadece paylaşım amaçlıdır.



Ölçüm rotası :

Arkadaşlar merhaba;



Geçtiğimiz bayramda şu ana kadarki en yüksek hasarlı kazamı yaptım



Bayramın ikinci günü, O3 Vatan Caddesi girişinde sol şeritte ilerlerken ilerideki Topkapı sapağından ayrılacağım için sağa geçmek istedim. Trafik ağır ağır akıyordu. Sağ şeridi kontrol etmek için sağ dikiz aynama baktım, tam benim aynaya baktığım anda sol şeritte trafik sert bir şekilde durmuş. Önüme bakmamla çarpmam bir oldu, önümdeki Fluence'e arkadan frensiz bir şekilde daldım



Sol far hizamdan Fluence'in sağ arka köşesine. Tam bir Small Overlap çarpışması oldu. Çarpma hızım tahminen 30 km/h civarı.



Fluence'deki hasar : arka tamponun sağ tarafındaki ayakları kırıldı, üst kısmı yerinden çıktı, sahibi ile tekrar yerine oturttuk. Bir de bagaj kapağı yamuldu, yerine tam oturmuyordu.



Bendeki hasar ise tamponda çizikler, sol far kırıldı, çamurluk ve kaputta fotoğrafta görünen hasar oluştu.



Fluence leylek formunda bir araç olduğu için çarpınca biraz altına doğru girdim. Serviste tamponu ve kırılan farı falan söktüklerinde baktık, benim alttaki tampon demirlerime ve şasiye bağlantı noktalarına hiç darbe gelmemiş, yukarıdan sıyırıp içeri girmiş, hasar o yüzden daha da arttı sanırım . İçeride de far yuvasının demirleri ve radyatörü tutan bağlantılar eğilmiş fakat radyatör ve fan sağlamdı.



Bakalım servis ne kadar fatura çıkaracak kaskoya, sadece fara 1450 TL dediler





Hakkında
Konum: İstanbul,Küçükçekmece
Sistem ve Tercihleri
Otomobil
Mercedes
Temel Bilgiler ve İstatistikler
Aktiflik: Şu anda DH'de değil
Son Giriş: 4 sa. önce
Son Mesaj Zamanı: 3 ay
Mesaj Sayısı: 3.846
Gerçek Toplam Mesaj Sayısı: 4.705
İkinci El Bölümü Mesajları: 1
Konularının görüntülenme sayısı: 76.539 (Bu ay: 1.448)
Toplam aldığı artı oy sayısı: 3.411 (Bu hafta: 1)
En çok mesaj yazdığı forum bölümü: Motorlu Araçlar Dünyası
Mesajları
İkinci El Referansları
- x
Bildirim
mesajınız kopyalandı (ctrl+v) yapıştırmak istediğiniz yere yapıştırabilirsiniz.