Şimdi Ara

Yedinci Gün - İhsan Oktay Anar ( Yeni Romanı )

Daha Fazla
Bu Konudaki Kullanıcılar: Daha Az
1 Misafir - 1 Masaüstü
5 sn
14
Cevap
0
Favori
569
Tıklama
Daha Fazla
İstatistik
  • Konu İstatistikleri Yükleniyor
Öne Çıkar
0 oy
Sayfa: 1
Giriş
Mesaj
  •  Yedinci Gün - İhsan Oktay Anar ( Yeni Romanı )

    http://www.ilknokta.com/kitap/159250/Yedinci-Gun.html

    Çizgilerin kürelere, zamanın sonsuzluğa, sonsuzlukların da hayâllere dönüştüğü bir hikâyedir bu. Sıradan insanların sıra dışılığı, bilinen hikâyelerin düşlere dönüşümü, zaafların asîlleşmesi, erdemlerin ardındaki günâhkârlık tüm içtenliğiyle akacak zihinlere. İnsan olmanın en zayıf ve en yüce yanları, bir hikâyenin dokunuşuyla bir kez daha bilinebilir olacak. İhsan Oktay Anar, bu yeni düşüyle sizleri bir kez daha şaşırtacak. Çizgilerde değil kürelerde gezinecek, bilinen zamanların bilinmeyen anlarına yolculuk edeceksiniz. Alışık olmadığınız bu dünyanın kapısından girdiğinizde âşinalık hissedecek, sadeliğin ihtişâmına teslim olmanın rahatlığıyla kendinizi akışta yolculuk ederken bulacaksınız.



    _____________________________
  • puslu kıtalar atlasını okuyup begenmistim bu da güzel gozukuyor
    _____________________________
  • 3 Eylül'de çıkacak. Bekliyoruz.
    _____________________________
    Güzel dil Türkçe bize
    Başka dil gece bize
    İstanbul konuşması
    En saf, en ince bize
  • Bu kitap daha güzel olacak sanki.Asıl ustalığını bu esere saklıyor gibi geliyor bana.
    _____________________________
  • merakla bekliyoruz.
    _____________________________
  • Dağıtımı 1 hafta öne alındı, 25 ağustosta.
    _____________________________
    Güzel dil Türkçe bize
    Başka dil gece bize
    İstanbul konuşması
    En saf, en ince bize
  • İhsan Oktay Anar'ın 3 Eylül'de çıkacak kitabından sizin için iki alıntı derledik. Yazarın merakla beklenen kitabınınkonusu ise İnsanoğlunun Yaradılışı... Çıkıç Tarihi 25 Ağustos olarak değişti.

    Kitaptan Alıntılar:


    …devâsâ hava sefinesinin halatlarına asıldıkları için, zaman zaman ayakları yerden kesili kesiliveriyor, yerden yükseldikleri böylesi durumlarda, sanki boşlukta koşuyorlarmış gibi bacaklarını sallıyorlardı. Nihâyet dışarı çıktıklarında bu kez kendi terleriyle değil şiddetli yağmurla ıslandılar. Üstelik zeplini oraya buraya kımıldatan şiddetli rüzgâr amelelerin işlerini zorlaştırıyordu. Aman Baba, 'Palamarları sakın bırakmayın! Kur'ân-ı Kerim'e nasıl yapıştıysanız halatlara da öyle yapışın! 40 adımımız kaldı!' diye bağırdığında amelelerin çoğunun tâkati tükenmişti. Nihâyet zeplini hangardan yeterince uzağa götürebildiler. Ama hemen hepsi sıfırı tüketmişti. Çok geçmeden zeplindekiler palamarları aşağı bıraktılar. Hava sefinesinin kumanda kabininde, İdris Dede açtığı iskele ve sancak pencerelerindeki mesnetlere makinalı tüfekleri rapt ederken İhsan Sait, makina dâiresi telgrafının kolunu geriye çekti ve muhabere borusundan motör kabinine, 'Selo! İskele ve sancak motörleri marş! Yarım yol ileri!' diye bağırdı. Selahattin manyetoları çevirip irtifâ motörlerini gürül gürül çalıştırınca, zeplinin dört pervânesi birden, 'Flap! Flap!.. Flap! Fırrrrrrrrrrrr!' sedâsıyla dönmeye başladı. İhsan Sait kordona asılıp kıç safra tankından su boşaltınca, zeplin bir süre kuyruk havada yol aldı. Ancak dümeni kırıp hava sefinesini, rüzgârın estiği yere döndürdükten sonra, baş safra tankının valfına bağlı kordona, meyil saati 14 dereceyi gösterene kadar asılır asılmaz, aşağıdaki herkesin üzerine zeplinden 'Foşşşşşş!' diye su boşaldı. Zeplin artık olması gerektiği gibi, pupasını rüzgâra vermiş, burun yukarı seyrediyor, o karanlık gecede ve yağmur altında göklere yavaş yavaş tırmanıyordu! Allâh nazardan saklasın, bu koskoca hava sefinesi gerçekten muhteşemdi! Maşâ'allâh, Bârekallâh, lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh! Fakat maateessüf, işte tam bu esnâda, bir tâlihsizlik kapkara yağmur bulutlarını dağıttı ve dolunayın ışığı zeplini bir süre günbi açığa çıkardı. Çok geçmemişti ki, az uzaktaki, Alman yüzbaşı ile adamlarının bulunduğu karargâh çadırlarından, 'Alaaaaaaaaaarm!' diye bir feryât duyuldu. Az sonra bir işâret fişeği atıldı. Derken, karbon ark lambalı projektörün, gökteki yağmur bulutlarını ve karanlığı âdeta yırtan 800 milyon mumluk ziyâ huzmesi göründü. Bu durum karşısında yüreği ağzına gelen Aman Baba, ne yapacaklarını bilmez hâlde kendisine bakan amelelere, 'Burası az sonra cehenneme dönecek! Beklersek hiçbirimiz sağ kalmayız! Herkes burayı derhâl terk etsin!' diye bağırdı. Adamcağızlar barakalardan o güne kadar biriktirdikleri liraları, beşibiryerdeleri, hisse senetlerini kaptıktan sonra çil yavrusu gibi tabana kuvvet dört bir yana koşuştururlarken, Almanlar'm projektörü zeplini bulup ona sâbitlenmişti bile! Beş dakika kadar sonra 1 puntluk infilâklı mermiler atan zatülhareke tayyâre defî topunun, o Maksim Flak'm 'Güm! Güm! Güm! Güm! Güm!' sedâları işitilmeye başlandı. Ama zeplinin kumanda kabinindeki İhsan Sait, elindeki yegâne tenvir fişeğini aşağı atınca, parlayan magnezyomun o son derece kuvvetli ziyâsı nişâncıların gözünü aldı ve atışları isâbetsiz oldu. Ayrıca düşerken hâlâ parlayan tenvir fişeğinin ziyâsı mıntıkayı da aydınlattığından, elinde saniyeli saatle bomba nişângâhı başındaki İhsan Sait, dümeni İdris Dede'ye bırakmış ve ihtiyara, '6 derece sancak!.. Şimdi 2 derece iskele!' gibi talimâtlar veriyordu. Nihâyet Almanlar'm projektörünün üstüne geldiklerinde, 220 puntluk bombayı aşağı bırakan düğmeyi çevirdi ve 10 saniye kadar sonra zeplin, aşağıdan gelen gümbürtüyle sarsıldı. Projektör sönmüştü ama Maksim Flak, ay ışığında hâlâ görünen hava sefinesine ateş etmeye devam ediyordu. İhsan Sait muhabere borusundan motör kabinine, 'Yarım yol tornistan!' emrini verince yine nişângâh başına geçti ve attığı tenvir fişeği artık söndüğünden, işini sağlama bağlamak için hedefine bu kez üç adet 220 puntluk bomba bıraktı. Birbiri ardı sıra işitilen patlamalar kabinin camlarını zangırdatmıştı. Derken sancak alabanda edip artık boş olan hangarın üzerine doğru tam yol seyretti. Havanın aydınlanmaya başladığı o saatte, senelerini geçirdiği hangara son bir kez baktı ve nişângâhtan rüzgârı hesaplayıp, 660 puntluk bombalan hangarın ve imâlâthânenin üzerine yolladı. Korkunç patlamalar o kadar şiddetliydi ki, her bir patlamada sarsılan zeplinin zarar görebileceğinden korktu. Aşağı baktığında hangardan, imâlâthâneden, barakalardan eser kalmadığını gördü. Demir Minâreler artık tarih olmuştu! Hava aydınlanıyordu. Tam bu esnâda, İdris Dede'nin, 'Fokker tayyâresi! Saat üç istikâmetinde!' diye korkuyla bağırdığını işitti. Şafak atmış bir hâlde, dümeni bir yandan 90 derece sancağa basarken, bir yandan da motör kabinindeki Selahattin'e, 'Derhâl gözetleme platformuna çık ve makinalı tüfeğin başına geç! Başımız belâda!' diye bağırıyordu. Zeplinin başını tâ uzaktan süratle yaklaşan Fokker'e döndürdüğünde, hava sefinesinin en tepesindeki platforma tırmanmış Selahattin, buradaki silâhı dolduruyordu.

    ( Yedinci Gün Sayfa 150-152 )

    Kitaptan Başka bir alıntı ise:
    ...Baloya devlet erkânı, sefirler, tüccârlar, bankerler, kısacası eli geniş, ensesi kalın ne kadar kalantor varsa gelecekti. Eh! Frakı, ipek gömleği, rugan iskarpinleri ve kabarık cüzdanıyla İhsan Sait de artık onlardan biri değil miydi? Cadde-i Kebir’den Dövo Sokağı’na saptığında, baloya lando ile gelmediğine hayıflandı, çünkü böylece daha da hürmet görebilirdi. Kendisine biletini sormadığı için kapıcıya bir mecidîye bahşiş verdikten sonra birkaç mermer basamağı tırmanıp fuayedeki kalabalığın arasına girdi. Tam bu sırada içerideki sahnede kemancı, orkestranın diğer üyelerine “la” sesi verdi. Sazlar bu sesi tekrarlarken fuayedekiler salona seğirtmeye başladılar. İhsan Sait kapılardan birinden geçtiğinde, tavanı gök kubbe kadar yüksek, uçsuz bucaksız, neredeyse okyanus kadar engin salona girdi. Tavandan sarkan her biri üçer tonluk devâsâ avizelerin kristalleri ışıl ışıl, locaların yaldızlı bezemeleri yalap yalaptı. Duvarlarda kadîm Yunan efsanelerini anlatan fresklerde sönük ve ölgün hemen hemen hiçbir renk yoktu. Bembeyaz örtülü masalardaki gümüş yemek takımları pırıl pırıl parlıyor, cepleri ve elbette mideleri dolu olduğu için gamsız gâilesiz görünen hanımlar ve beylerin gözlerinden fer, yüzlerinden nûr, madalya ve nişânlarından, sırma apoletleri ve tören kılınçlarından ise şâşaa saçılıyordu. Arşibal Noks veya Aleksander Fişer işi broş, gerdanlık, küpe, bilezik ve benzeri çıngıl çıtak takınmış hanımların çıngıraklı kahkahaları, tokuşturulan şampanya kadehlerinin çıngırtısını bastırıyor, leziz yemeklerin iştahla yendiği porselen tabaklara çarpan çatal bıçakların ve oradan buraya koşturan çocukların sedâları, billûr avizelerin sarktığı tavanda çınlıyordu. Paşalar, generaller, sefirler ve diplomatlar ne kadar ciddî iseler, onların her biri birer afet olan akça pakça, âhû gözlü, hokka ağızlı kızları da, belki yaşları gereği bir o kadar hayat dolu idiler. İşte, orkestra şefi sehpaya bagetiyle bir iki vurduktan az sonra sahneye ince uzun, mermer tenli ve süzgün bir delikanlı girince kızların hepsi birden, “Hiiiiiiiiiiiiiiiiiiiii!” diye bağırmıştı. Çünkü gelen, yakışıklı İtalyan kontrtenor Korelli idi. Bir alkış tufanıdır kopuverdi. Fenâlaşan bazı kızlar aşk sarhoşluğundan güm güm atan kalplerine belki az buçuk sükûn vermek için ellerini göğüslerine götürüyor, bir ikisi isteri nöbeti geçiriyor, diğerleri ise, “Hiiii!” diye bağırmaktan kendilerini alamıyorlardı. Hele hele yakışıklı Korelli, “Una Furtiva Lagriva” adlı aryayı tegannî etmeye başladığında kızlardan yine bir “Hiiiiiiiii!” nidâsı yükseldi. Yakışıklı Korelli’nin mest ettiği kızların bazılarının bilekleri anneleri tarafından ovulmaktaydı. Ne var ki beklenmedik bir şey oldu: Soluk tenli ve süzgün Korelli birdenbire öksürmeye başladı. Kızlar şaşkınlık ve endişe ile ellerini ağızlarına götürmüşlerdi ki, genç adam beyaz ipek mendilini çıkarıp ağzına kapadı ve iki büklüm oluverdi. Orkestradaki sazlar birbiri ardına sustu. Bir iki kişi Korelli’nin koluna girip kaldırdıklarında, mendilinin kanlı olduğu görüldü. Bir konsolos kızı çığlık atıp yere yuvarlandı. Bir başka kızcağız da bağırıyordu: “Korelli mon amur! Jötem! Jötem!” Bir askerî doktor sahneye fırladı ve keşmekeş on dakika sonra dinebildi. Ancak, hayattan zevk almaya alışmış bu tasasız insanlar yarım saat sonra zavallı kontrtenoru unutmuşlardı bile. Babalar kızlara, bu nâzik ve nârin delikanlıya tav olmamalarını, çünkü hayattaki tehlikelerden onları ancak, düelloda façası bozulmuş, yanağında yâhut alnında en az bir kılınç izi olan, kanlı canlı ve paraya önem veren gerçek centilmenlerin koruyacağını anlatmışlardı. Gerçekten de salonda kızlar için böyle kavalyeler çoktu. Kızlar bu beyefendilerle gözgöze gelmeye başladığında orkestra valse girdi: “Pam! Pam! Pam! Bir! Ki! Üç! Pam! Pam! Pam!” Görkemli mûsikî başladı, kavalye tayfası yekindi, hâlbuki sadece kazârâ, kimisi şiveli dişiye, bazısı kakneme sarıldı, beriki güzele düşgeldi, öteki çirkine rastladı, hovarda mitrayı kavzadı; nevarki maraza çıkmadı, cicili bicili boliça, erine kolunu doladı, hârika terâne süregeldi, elâlem delice eğlendi. Bir! Ki! Üç! Pam! Pam! Pam! Bir! Ki! Üç! ...
    “Gümmm! ... Güm! Güm!”
    Bir revolver üç kez patlayıverdi.
    (Yedinci Gün, s. 60-62.)
    _____________________________




  • Yapay Zeka’dan İlgili Konular
    Daha Fazla Göster
  • Kitabı alıp okuyan varmı ?
    _____________________________
  • seyhan müziğe gelmiş kitap.isteyen kadıköyden alabilir.ben puslu kıtalar atlasını okumuştum bu nasıl bir kitap acaba
    _____________________________
  • Kitap sitelererinde şu an en çok alınan kitap. Merak ettim doğrusu alabilirim.
    _____________________________
  • En yakın zamanda almayı düşünüyorum eğer İzmir'deyken denk gelirsem imzalatırım..
    _____________________________
    Dur yolcu! Bilmeden gelip bastığın, Bu toprak, Bir devin uyuduğu yerdir. Eğil de kulak ver bu mahşerî yığın Fenerbahçe kalbinin attığı yerdir. Bu korkunç,inleyen sesin altında, Gördüğün bu yürek,Migrosta Fenerbahçe uğruna,Zafer yolunda, Gönül verenlerin yattığı yerdir. Bu yürek,her zaman her yerde seninle, Rakibin seni yenerken bile. Darağacında olsa bile Son sözü,son nefesi FENERBAHÇEDİR. Düşün ki dökülen ter,nefes,betin Verdiği bu destek amansız çetin Bir harbin sonunda bütün Fenerlinin ASALET zevkini tattığı yerdir!
  • 1 hafta sonra alacağım :)
    _____________________________
    Malın kölesi olmayın , mal sizin köleniz olsun. Opel Astra K 1.6 Cdti 2016 75.000 km.
  • Alan okuyan var mı ? Ben de 2 3 gun sonra almayı planlıyorum.

    < Bu ileti mobil sürüm kullanılarak atıldı >
    _____________________________

    Aikido
  • Okunacaklar listemde bulunan kitaplardan biri,kitabı okuyan arkadaşlar varsa kitap hakkında ne düşündüklerinizi bizimle paylaşırlarsa çok iyi olur
    _____________________________
  • 
Sayfa: 1
- x
Bildirim
mesajınız kopyalandı (ctrl+v) yapıştırmak istediğiniz yere yapıştırabilirsiniz.