Şimdi Ara

Yalnız Tayfa Yeni Bölümler Ekleniyor

Daha Fazla
Bu Konudaki Kullanıcılar: Daha Az
2 Misafir - 2 Masaüstü
5 sn
37
Cevap
3
Favori
595
Tıklama
Daha Fazla
İstatistik
  • Konu İstatistikleri Yükleniyor
Öne Çıkar
0 oy
Sayfa: 12
Sayfaya Git
Git
sonraki
Giriş
Mesaj
  • Bütün günüm dört duvar arasında geçiyordu. Arada yiyecek ihtiyacım için dışarı çıkıyordum sadece. Elimden gelse onu da yapmayacaktım aslında. Öylesine kapatmıştım ki kendimi dört duvarlar arasına. Bir kaplumbağa gibi, başını kabuğuna çekmiş ve öylece duruyordum. Başımı dışarı çıkarmak istemiyordum. Kim bilir belki de korkuyordum. Ama neden korktugumu bilmiyordum. Dışarıdan gelecek bir tehlikeye karşı olan bir korku değildi. Çok farklı bir korkuydu bu. Ama bilmiyordum anlamını. Bütün günüm sigara içerek, tv izleyerek ve bilgisayarımda yüklü olan pornoları izleyip, mastürbasyon yaparak geçiyordu. Hayatım öylesine anlamsızlaşmıştı ki, kendimi kaybetmiştim. Aynaya bile bakmak gelmiyordu içimden. En son baktığımda, sakallarım ve saçlarım bir hayli uzamıştı. Ondan sonra bir daha bakmadım. Yüzümü bile yıkamıyorum artık. Faturalar da birikti baya. Para da kalmadı. Çalışmak istiyordum aslında. İnternetten iş ilanlarına bakıyor ve kendime göre işler de buluyordum. Ama her defasında ayaklarım gerisin geriye gidiyordu. Kendime bir sürü bahane buluyordum iş başvurularına gitmemek için. Kimine eve uzak, kimine maaşı az, kimine yapamam deyip kendimi kandırıyordum. Ardından bir sigara yakıp, nasıl olsa başka bir iş bulurum deyip zaman kazandırıyordum kendime. En son gittiğim iş başvurusu bir piliç firmasıydı. Formu öylesine doldurdum. Sadece adımı ve soyadımı ve telefonumu yazıp çıktım oradan. Ertesi günü aradılar formunuzu eksik doldurmussunuz, formu doldurun sizi işe alacağız dediler. Tamam deyip kapadım telefonu. Tabi ki gitmedim bir daha oraya. Bu nereye kadar gidecekti bilmiyordum aslında. Yaklaşık üç aydır evdeyim ve dış dünyayla olan bağlantımı tamamen kaybettim. İlk zamanlar arkadaşlarımın aramasıyla çalan telefonum artık çalmıyordu. Kimseyle görüşmek istemiyordum. Her defasında ya bir bahane buluyor gitmiyordum veya telefonlarını açmıyordum. Ve gün geçtikçe arkadaşlarımın araması da seyrelmeye ve sonra da kesilmeye başladı. Telefonumu tamamen kapattım artık. Nasıl olsa kimse aramaz da beni. Bu noktaya nasıl gelmiştim bilemiyorum. Bu duruma gelmek aslında rahatsız ediyordu içten içe beni ama bir yandan da hoşuma gidiyordu. İnsanlardan uzaklaşmak istiyordum. Hiçbir canlıyı görmek istemiyordum. Görmek istediğim tek şey yalnızlıgımdı. O da bir süre sonra sıkmaya başlamıştı. Ama bir labirent gibiydi hayatım. Kaybolmuştum sanki. Yalnızlık ağını kurmuştu hayatıma. Kurtulmak isterken daha fazla ağlara takılıyordum. Ev perişan halde. Bütün odalar pislik içinde adeta. Yatağım leş gibi, mutfak kirli bulaşıklarla dolu. Buzdolabı desen, küf kokmaya başlamıştı. Hayatım resmen ellerimden kayıp gidiyordu ve ben hiçbirşey yapmıyordum. İnsanlar her yerdeydiler ve hayatın tadını çıkardıklarını düşünüyorlardı. Birbirlerini öldürüyorlar, birbirlerine tuzaklar kuruyorlar ve ardından hiçbirlşey olmamış gibi gülerek yollarına devam ediyorlardı. Bütün şehir birbirini becermek için adeta yarışıyordu. Aşk desen artık anlamsız bir düzüşmeden farksızdı. Herkes birbirini düzmek için sokaklara akın ediyordu. ve buna aşk diyordular. Bütün değerler adeta anlamını yitirmişti.

    bölüm II


    Kapı çalıyordu. Gözlerimi açtım ve saate baktım. Saat öğlen iki olmuştu. Çöplerimi almak için gelen kapıcıdan başka kimse kapımı çalmazdı. Ve bu saatte de kapıcı çöpleri almak için gelmezdi. Perdeleri tamemen kapattığım için içerisi fazla ışık almıyordu. Daha rahat uyumak için yaptığım bir şeydi bu. Yatağımdan yavaş yavaş kalktım ve kapıya doğru yöneldim. Gözlerimi ovuşturdum, hala uyku sersemiydim. Kapıyı açtığımda, uzun zamandır görmediğim biri karşımdaydı. Başında kirlenmiş ama hala krem rengini fazla kaybetmemiş kasketi, bordo rengi montu, gri boğazlı kazağı, kahverengi kadife pantolonu ve sivri burun kundurası ile Mahir Amca karşımdaydı. Tebessüm dolu gözleriyle bana bakıyordu. “ Misafir kabul eder misiniz ? “ diye sordu gülerek. Kucakladık birbirimizi hasretle. Uzun zaman olmuştu görmeyeli Mahir Amcanın yüzünü. Ne çok özlemiştim kendisini, şimdi farkediyordum. Sakalları ve saçı uzamıştı. Sanki kırlar daha bir fazla konmuştu saçlarına ve sakallarına. Hüzün kapladı içimi bir an. Elimi sırtına koyarak “ Gel Mahir Amca içeri, otur hele “ diyerek içeri aldım onu. Kanepenin üzerine oturdu ve derin bir nefes aldı. Ben de tahta sandalyeme oturdum. “ uzun zaman oldu Mahir Amca. Nerelerdeydin? Bir görünüyor bir kayboluyorsun? Anlat bakalım şu yeğenine neler yaşadığını.” Mahir Amcanın yüzünde acı bir tebessüm oluştu. “ Nasıl olsun Kemalim.. Orada burada kalıyorum işte. Rüzgâr nereye sürüklerse oraya gidiyorum. Oradan buradan bulduğum geçici işlerde çalışarak, sigaramı, yemek paramı ve kalacak ucuz otellerin parasını kazanıyorum. Biliyorsun kış mevsimine giriyoruz ve bu mevsimlerde iş de olmuyor çalıştığım alanda. Şimdilik böyle idare ediyorum. Bakalım amcası, Allah ne nasip edecek.“ Mahir Amca demirci ustasıydı. İnşaatların yapıldığı zamanlarda ufak tefek, kendi yaşına göre işler bulur ekmek parasını çıkarırdı. Kış mevsimlerinde ise iş bulamazdı genelde ve kalacak yer arardı. İşsizdi biliyordu, çaresizdi biliyordu. Gidecek sadece birkaç yeri vardı ve ben de bunlardan birisiydim. Bunu biliyordum ben de. “ İstersen bir süre bende kal Mahir Amca ? İşlerin açılana kadar idare edersin. Pek güzel ve de düzenli değil evim biliyorum ama yine de idare eder. En azından huzuru arayabileceğin bir ev. “ Mahir Amcanın almaya geldiği cevap tam olarak buydu. Tebessüm ederek başıyla onaylayarak, kabul etti bu teklifimi. Bunu kabul ettiği için ben de memnundum aslında. Mahir Amcayı gerçekten severdim çünkü. İyi bir insandı. Biraz delidir, sert görünür ve ne yapacağı pek belli olmaz ama çok merhametli ve heybetli bir adamdır. Hani baktığında ona, on tane adam eder derler ya, aynen o adamlardandır işte. Elini montunun cebine attı ve sigara paketini çıkardı. Bir tane de bana uzattı ve çakmağıyla yaktı sigarasını. Derin bir nefes aldı sigarasından. Pencereye doğru gözleri takılmış, uzun bir düşünceye dalmıştı.

    Bölüm III

    İçimden “ ne iyi oldu da Mahir Amca geldi “ diye geçirdim ve çay yapmak için mutfağa gittim. Mahir Amca severdi çayı. Hem yemek için daha önce kızarttığım yumurta ile de iyi giderdi. Mutfak dolabından eskimiş ve de yıpranmış çaydanlığı çıkardım. Çaydanlığın kulpu neredeyse yerinden kopmak üzereydi ama yine de banamısın demiyordu. Küçük tüpün altını yaktım ve çaydanlığı koydum tüpün üzerine.
    Çaydanlıktaki su kaynarken, ben de düşüncelere dalmıştım. Mutfağın bir köşesinde, yere oturmuş gözlerim bir noktaya sabitlenmişti. Yıllardır çare bulunamamış bir hastalığı yaşayan bir hasta gibiydik Mahir Amca ile. Artık çaresizliği kabullenmiş ve kendimizi düştüğümüz bu kuyuya teslim etmiştik. Kaderlerimiz kesişiyordu. Ben uzun yıllar yetimhanede büyümüş, anne baba sevgisi, şefkati hissetmemiş birisiydim. Anne kucağını, babanın omuzumdaki ellerini hissedememiştim. Gözümü açtığımda soğuk bir yatakta, karanlık bir odada, ağlayan çocuklarla bulmuştum kendimi. Geceleri bütün çocuklar, sanki sözleşmiş gibi yataklarında ağlıyorlardı. Kimi gözyaşlarını gizlemeye çalışıyor, kimi hıçkırık seslerini bastırmak için elleri ile ağızlarını kapatmaya çalışıyordu. Derin bir hüzün ve gözyaşı hakimdi bu sabun kokan demirden ranzalarla odaya. O demirlerin sogukluğu kalbimize kadar işliyordu. Ben ailemi hiç tanımadım. Doğduğumdam beridir yetimhanedeydim. Kim oldukları hakkında da en ufak bir fikrim de yoktu. Annem, yetimhanenin önüne beni bırakmış kundağımla. O gün bugündür kimsesizliği paylaşırım kendimle ve kimsesiz dostlarımla. Yetimhanenin soğuk duvarlarıyla az konuşmadım. Hergün o soğuk duvarlara gider, duvarlarla sohbet ederdim. Onlar da hiç cevap vermeden beni dinlerlerdi. Ama ben yine de durmadan konuşurdum. Küçük bir çocuğun anlatacak çok şeyi yoktur aslında ama yine de bulurdum birşeyler. Rahatlamak için konuşuyordum sadece. Mutfağın kapısının altından sızan soğuk rüzgar yüzüme çarparken, yetimhanenin soğuk koridorları aklıma geliyordu

    Bölüm IV

    .
    Gündüzleri oyunlar oynuyorduk ve mutlu görünüyorduk. Kendimizi mutlu insanlar olarak görüyorduk. Unutmaya çalışıyorduk hayatı. Birbirimizin ellerini tutarak, hayata direniyorduk. Biri oynarken veya yürürken yere düştüğünde, aramızdan birisi, düşen çocuğun yanına koşarak gidiyordu ve ellerinden tutuyordu. Ve tebessüm ediyordu yüzüne.. Bir defasında ben de düşmüştüm yere. O esnada Süleyman görmüş ve koşarak yanıma gelmişti. Ve şu sözleri söylemişti ellerini uzatarak “ Kalkmalısın ayağa! Direnmelisin Kemal ! “ sözleri hep kulağımda çınlıyordu arkadaşım Süleyman’ın. Ayağa kalkmak için doğrulduğumda, dizlerimdeki ağrıdan ziyade, kalbimdeki acı daha baskın geliyordu. Hani arkadaşım değil de, yere düştüğümde kaldırmak için annemin elleri olsaydı. "Tut ellerimi oğlum " deseydi ve bağrına bassaydı beni. “Canım yavrum deseydi.”. Sanırım daha fazla mutlu olurdum. Ama Süleymanın hakkını da inkâr etmemek gerek. Bana çok yardımcı olmuştu bir çok konuda. Süleyman yedi yaşındayken annesi vefat etmişti. Babası daha sonra evlenmiş ve Süleymanı da yanına almıştı. Ama bir süre sonra, üvey annesi süleymana kötü davranmaya başlamıştı. Babasına defalarca anlatmaya çalışmış ama babasının umurunda bile değilmiş. Artık bu kötü davranmalar işkence boyutuna varmıştı. Süleymanın tüm vücudu yara bere içerisindeydi. Artık bu işkencelere dayanamayıp, evden kaçmıştı. Polisler onu bir parkta, bankın üzerinde uyurken bulmuş. Uyurken bile ağlayarak sayıklıyormuş. Gördüğü kâbuslar yüzünden kendine gelememiş bir süre. Ve polisler de Süleymanı kimsesizler yurduna getirmişti. İşte o gün tanışmıştık Süleyman ile soğuk koridorda. Ve birbirimizle dost olmuştuk. Yetimhanenin sabun kokan koridorlarından, bahçeye uzanan merdivenlere doğru yürürken, Süleyman gelmişti yanıma. “ Kemal, bir gün babam ve senin ailen bizi almaya gelir mi dersin? “ diye sormuştu. Bir an göğsümün yandığını hissetmiştim. Öyle böyle bir acı da değildi bu. Sızlatıyordu.. Farketmedim ama bir kaç damla gözyaşı yol almış gözlerimden kalbime doğru.. “ Bilmiyorum Süleyman..” diyebildim sadece. Oysa ne çok istiyordum Annemin gelmesini. Ellerini başımda, başımın da onun göğsünde olmasını ne kadar çok istiyordum. Ama insan bir süre sonra sanırım alışıyor artık bu duygulara ve duygusuzlaşmaya başlıyorsun. Artık eskisi gibi canım acımıyordu annemi düşündüğümde. Çaydanlıktaki suyun fokurdama sesi ile kendime geldim. Gözyaşlarımı siliyordum. Hala sabun kokusu alıyordum. Bizi sabunla yıkarlardı, şampuan ile değil.. O keskin sabun kokusunu hiçbir zaman unutmam. Sabun kokan kimsesiz çocuklardık biz..


    Bölüm V

    Fokurdayan çaydanlığa bir tutam çay atıp, biraz demlenmesi için içeri götürdüm. Mahir Amca hala kanepede oturuyor ve düşünüyordu dışarı bakarak. " Mahir Amca, istersen montunu çıkar. Daha rahat edersin. Sana gece uyurken giyeceğin birşeyler de getireyim. " Yüzüme, bir babanın evladına olan şefkati, merhameti ve teşekkür eden, tebessüm eden gözlerle bakıp, başını salladı. Mahir Amca; yılların ve hayatın tüm ağırlığını sırtında yıllarca taşımış bir adamdı. Çankırılıydı. Orta boylu, geniş alınlı, buğday tenli, yüzü; zamana direnemeyen, kısım kısım kırışıklıklarla dolu, gözleri, hayatın tüm acımasızlığına rağmen hala tebessümünü yitirmemiş, saçları ve sakalları kırlarla karışık elli yaşlarında bir adamdı. İç Anadolu Bölgesi insanlarının hemen hemen tüm özelliklerini taşıyordu, lakin daha fazlası da vardı onda. Askerliğini Çanakkalede yapıp gelmişti. Gelir gelmez de evlendirmişlerdi. Çankırıda bir akrabasının tavsiyesi ile Sadıka Hanım ile tanışmıştı. Tabi şimdiki gibi pastanelerde, alışveriş merkezlerinde görüşüp tanışma faslı yoktu onlar için. Ailesi ile beraber görücüye gitmişler ve eşi Sadıka hanım ile orada göz göze gelmişlerdi ilk defa. İşte Mahir Amca için hayat aslında o günden sonra başlıyordu. Birbirlerini beğenmişlerdi. Aileler de uygun görüp, evlenmelerine müsaade etmişlerdi. Evliliklerinin ilk yılları güzel geçiyordu. Bu mutluluklarını taçlandıran bir de meyve vermişti Allah onlara. Bir erkek evlatları da olmuştu. Mahir Amca bir nakliye şirketinde kamyon şöförlüğü yapıyordu. Türkiyenin hemen her yerine gitmişti bu sayede. Uzun ve yorucu yolculuklar onu yoruyordu. Gün geçtikçe sağlığını kaybediyordu ama o, bunun geçici bir durum olduğunu sanıyordu. Bir sabah yine işe gitmek için kalkmak istedi yatağından. Birden boğazında birşeylerin düğümlendiğini hissetti. Nefes alamıyordu. Hanımı bu durumu farkedip hemen mutfaktan bir bardak su getirdi ama faydası yoktu. Mahir Amca kötüye gidiyordu. Hanımı komşularına koşarak, panik içinde yardım istedi. Ve apar topar hastaneye kaldırıldı mahir amca. Hastanede gerekli tüm müdahaleler yapıldıktan sonra, doktor bir takım testler istedi mahir amcadan. Bu testlerin sonucuna göre, hastalığının ne oldugu hakkında kesin bir kanıya varılacaktı. Mahir Amca yatağında uzanıyor ve neden bu kadar kötü olduğunu düşünüyordu. Hanımı, yanıbaşındaydı. Ona herşeyin daha iyi olacağını, merak etmemesini söylüyordu. Ama Mahir Amca birşeylerin ters gittiğini anlamıştı. Kim bilir belki de tüm hayatının artık ters gideceğini de..


    Bölüm VI

    Doktor, ağır adımlarla mahir amcanın odasına girdi. Elindeki test sonuçlarını inceliyor, başı adeta kağıtlara gömülüyordu. Tekrar tekrar inceliyordu. Ve başını kaldırıp, endişeli gözlerle, Mahir Amcaya bakıp " Mahir Bey, durumunuz pek iyi görünmüyor. Omurilikte ve beyninizde yaşadığınız bir rahatsızlıktan ötürü, uzun bir süre yürüyemeyeceksiniz. Vereceğimiz ilaçları kullanmanızı tavsiye ediyoruz. Üzgünüm." Mahir Amca donakalmıştı. Ne söyleyeceğini bilemiyordu. Sadece başını hastanenin kirli penceresine doğru çevirip, dışarıya baktı. Uzun uzun dışarıyı seyretti bir süre. Aklından neler geçiyordu kimbilir.. Yağmur şiddetini arttırmıştı. İnsanlar hızlı bir şekilde yağmurdan kaçmaya çalışıyordu. Kimi çocuğunu kucağına almış, ona kalkan oluyor, kimi koşarak en yakındaki üstü kapalı bir mekana sığınıyordu. Kimi ise yağmurun tadını çıkarıyor, yavaş yavaş yürüyordu. Islanmaktan korkmayanlar da vardı.. Mahir Amca da olanları dikkatle izliyordu. Kim bilir belki de onların yerinde olmayı çok istiyordu. Yıllarca Türkiye'nin bir ucundan diğer ucuna direksiyon sallayan, hep hareket halinde olan bir adam şimdi ne acı ki yatağa bağlanmak zorunda kalıyordu. Eşi Sadıka Hanım, onun ihtiyaçlarını görmeye çalışıyor, yemeğini hazırlıyor, altını değiştiriyor ona destek olmaya çalışıyordu. Sevgi emek istiyordu. Fedakarlık ve cefa istiyordu. Sadıka Hanım için bir testti bu. Sevgisi imtahan ediliyordu. Mahir Amca için ise bu şekilde ne yaşamak öylesine zor geliyordu ki. Yalnız kaldığı zamanlarda hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Kimbilir kaç defa gözyaşları doyasıya ıslattı başını koyduğu o yastığa.. Allaha canını alması için hergün dua ediyordu. Kaç kez intiharı düşündü.. Nasıl yapacağını bilemiyordu. Daha yatağından kalkamayan bir yatalak, nasıl olur da intihar edecekti. Bıçakla bileklerini kesmek istedi ama bunu da beceremedi. Her defasında inandığı Allahın intiharı yasakladıgı aklına geliyor, bundan vazgeçiyordu. Tek dileği sadece Rabbinin canını alması idi. Artık dayanamıyordu. Bu şekilde yedi ay geçmişti. Onun gibi bir adam için gerçekten çok zor bir durumdu. Sadıka Hanım günden güne artık tükenmeye başlıyordu. Sevgi, fedakarlık, cefa mı yoksa kendini mi düşünmeliydi? Kararı yavaş yavaş şekilleniyordu. Günden güne Mahir Amcaya olan ilgisi ve nezaketi kayboluyordu. Yerini azarlamalar ve kaba davranışlar alıyordu. Sadıka Hanımın: " Yeter artık! Dayanamıyorum, ne halin varsa gör ben artık yapamıyorum. Babamın evine gideceğim ve boşanmak istiyorum! " sözleri, son birkaç haftadır evde yankılanıyordu. Aralık ayının ortalarına doğru bir gündü. Her yer bembeyaz bir çarşafla örtünmüş gibiydi. Kar şiddetini arttırırken, Sadıka Hanım, üç yaşındaki oğulları Ahmeti de yanına aldı. Eşyalarını hazırladı ve oğluyla beraber kapıdan çıktılar. Mahir Amca sadece bakakaldı arkalarından. Hiçbirşey diyemedi. Buna hakkı olmadığını düşünüyordu. Sadece pencereden onların gidişini izleyebildi. Sadıka Hanım, karlara basa basa, oğlu Ahmet'i kucağına alıp gidiyordu. Gözden kaybolmaya başlamıştı. Eşi ve oğlunun uzaklaştığı her adımda, gözlerinden kalbine doğru, geçtiği her yeri yakıp kavuran göz yaşları yol alıyordu. Mahir Amca artık yalnız kalmıştı bu koskoca ama bir o kadar da ona dar gelen dünyada..

    Bölüm VII


    Bütün bir gün yatağında uzanmış vaziyette, gözleri tavana dikilmiş bir şekilde durdu. Ağzına bir lokma yemek girmeden, öylece bakıyordu tavana. Dışarıda kar lapa lapa yağıyor, rüzgârın uğultusu kapıdan içeri sızıyordu. Kapkaranlık bir gece ve bir o kadar da zor bir geceydi. Bütün bir gece gözyaşlarını akıttı.. Elinde, ona ait her ne varsa, hepsi birer birer gidiyordu. Önce sağlığı, sonra eşi, sonra oğlu Ahmet ve şimdi de para namına elde avucunda ne varsa.. Hepsi teker teker terkediyordu O’nu. Bu hayata katlanmak gerçekten çok zordu.Ne ayağa kalkabiliyor, ne yemek yiyebiliyor ne de yardım isteyebiliyordu birisinden. Ölmek tek çareydi. İntihar son çareydi ve o gece defalarca öldü zihninde. Her ölümde daha da özgürleşiyordu. Ama yapamıyordu işte.. İntihar edemezdi. Bu ona çok ters bir çareydi. Sabaha doğru ezanın sesi ile kendine geldi. Kulak kabarttı ezana.. Ezan, her zamankinden çok daha fazla anlamlı geliyordu kendisine. Her kelimesi ruhuna işliyordu. Kimbilir kaç kez ağladı o gece. Kaç kez acizliğine, çaresizliğine gözyaşı döktü. Bu şekilde tam üç gün üç gece geçti. Komşulardan birisi bir kap yemek yetirmek için kapıya geldi. Kapı dışarıdan açılabiliyordu. Komşu içeri girdiğinde, Mahir Amcayı yatağında ve yalnız gördü. Evde kimse olmadığını anladı. Mahir Amcanın yüzündeki bitkin, solgun ve hüzün dolu ifadeyi görünce birşeylerin ters gittiğini anladı. Olanları Mahir Amca hiç anlatmadı kimseye. Ne kadar sorsalar da, hiç kimseye cevap vermedi. Hüzün adeta nakşetmişti yüzünün her çizgisine. O gece bir anda yaşlanmış gibiydi. Komşusu ambulans çağırdı. Mahir Amca yaklaşık üç sene hastanede kaldı. Hastanede aldığı tedaviler sonuçlarını yavaş yavaş vermişti. Artık ayağa kalkıyor, tek başına tuvalet ihtiyacını görebiliyor, kişisel ihtiyaçlarını görebiliyordu. Böyle bir durumda bir insanın mutlu olması gerekirdi. Ama Mahir Amca mutlu değildi. Zira mutlu olması için, hayata bağlanması için artık hiçbir sebep yoktu. Ama yüreğinin bir köşesinde, belki, hastaneden sağlıklı bir şekilde çıktığında, ailesini tekrar toparlayabilir ve eski günlere dönebilirdi. Ama aklı bir yandan, kendisini terkeden karısı ile yeniden biraraya gelemeyeceğini söylüyordu. Ne yapması gerektiğini bilemiyordu. Kalbi ayrı bir şey, aklı ayrı bir şey söylüyordu ona. Artık taburcu olma vakti gelmişti. Taburcu olduğunda, elinde sadece eski birkaç elbisesinin oldugu bir poşetle ayrıldı hastaneden. Terminale doğru yavaş ve biraz da aksayan adımlarla yürüdü. Dünya çok yabancı gelmişti. Güneş, gökyüzü, insanlar.. Sanki herşey çok değişmişti. Hiçbirşey artık eskisi gibi değildi. Ne güneş eskisi gibi tatlı tatlı ısıtıyor, ne gökyüzü mavi, ne de insanlar artık gülen gözlerle bakmıyordu birbirine. Sadece, yanından geçtiği insanların acıyarak baktığı gözleri hissediyordu üzerinde. Gerçekten perişan durumdaydı Mahir Amca. Terminale girdi ve bir bankın üzerinde otobüsün gelmesini bekledi. Etrafta simit, su, çay satan insanlar ve otobüslerin nereye gideceğini bağıran muavinler vardı. Sabahın erken saatleri için fazlasıyla kalabalıktı. İşte otobüsü geliyor. Kırmızı, kırık dökük, camları bile kir pas içinde küçük bir otobüs. Onu köyüne götürecek otobüs gelmişti. Tıpkı kendisine benzediğini düşündü bu otobüsün de. Ve gülümsedi uzun bir sonra. Tebessüm kondu dudaklarına. Tebessüm ederken zorlandığını hissetti. Uzun zaman olmuştu. Bu garip otobüs, onu uzun zaman sonra tebessüm ettirmişti. İyi bir başlangıç oldugunu düşündü.



    < Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi EneRGy. -- 3 Eylül 2012; 2:41:27 >
    < Bu ileti mobil sürüm kullanılarak atıldı >



    _____________________________
    Tebessüm, iki insan arasındaki en kısa mesafedir.
  • Tamamını okudum.

    Bütün gününü evde geçiren tembel bir asosyali anlatıyor. Ama güzel anlatıyor, devamını bekliyoruz



    < Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi Brazzers -- 28 Ağustos 2012; 23:43:56 >
    _____________________________
  • okuduysanız özet geçin
    _____________________________
  • Bölüm II

    Kapı çalıyordu. Gözlerimi açtım ve saate baktım. Saat öğlen iki olmuştu. Çöplerimi almak için gelen kapıcıdan başka kimse kapımı çalmazdı. Ve bu saatte de kapıcı çöpleri almak için gelmezdi. Perdeleri tamemen kapattığım için içerisi fazla ışık almıyordu. Daha rahat uyumak için yaptığım bir şeydi bu. Yatağımdan yavaş yavaş kalktım ve kapıya doğru yöneldim. Gözlerimi ovuşturdum, hala uyku sersemiydim. Kapıyı açtığımda, uzun zamandır görmediğim biri karşımdaydı. Başında kirlenmiş ama hala krem rengini fazla kaybetmemiş kasketi, bordo rengi montu, gri boğazlı kazağı, kahverengi kadife pantolonu ve sivri burun kundurası ile Mahir Amca karşımdaydı. Tebessüm dolu gözleriyle bana bakıyordu. “ Misafir kabul eder misiniz ? “ diye sordu gülerek. Kucakladık birbirimizi hasretle. Uzun zaman olmuştu görmeyeli Mahir Amcanın yüzünü. Ne çok özlemiştim kendisini, şimdi farkediyordum. Sakalları ve saçı uzamıştı. Sanki kırlar daha bir fazla konmuştu saçlarına ve sakallarına. Hüzün kapladı içimi bir an. Elimi sırtına koyarak “ Gel Mahir Amca içeri, otur hele “ diyerek içeri aldım onu. Kanepenin üzerine oturdu ve derin bir nefes aldı. Ben de tahta sandalyeme oturdum. “ uzun zaman oldu Mahir Amca. Nerelerdeydin? Bir görünüyor bir kayboluyorsun? Anlat bakalım şu yeğenine neler yaşadığını.” Mahir Amcanın yüzünde acı bir tebessüm oluştu. “ Nasıl olsun Kemalim.. Orada burada kalıyorum işte. Rüzgâr nereye sürüklerse oraya gidiyorum. Oradan buradan bulduğum geçici işlerde çalışarak, sigaramı, yemek paramı ve kalacak ucuz otellerin parasını kazanıyorum. Biliyorsun kış mevsimine giriyoruz ve bu mevsimlerde iş de olmuyor çalıştığım alanda. Şimdilik böyle idare ediyorum. Bakalım amcası, Allah ne nasip edecek.“ Mahir Amca demirci ustasıydı. İnşaatların yapıldığı zamanlarda ufak tefek, kendi yaşına göre işler bulur ekmek parasını çıkarırdı. Kış mevsimlerinde ise iş bulamazdı genelde ve kalacak yer arardı. İşsizdi biliyordu, çaresizdi biliyordu. Gidecek sadece birkaç yeri vardı ve ben de bunlardan birisiydim. Bunu biliyordum ben de. “ İstersen bir süre bende kal Mahir Amca ? İşlerin açılana kadar idare edersin. Pek güzel ve de düzenli değil evim biliyorum ama yine de idare eder. En azından huzuru arayabileceğin bir ev. “ Mahir Amcanın almaya geldiği cevap tam olarak buydu. Tebessüm ederek başıyla onaylayarak, kabul etti bu teklifimi. Bunu kabul ettiği için ben de memnundum aslında. Mahir Amcayı gerçekten severdim çünkü. İyi bir insandı. Biraz delidir, sert görünür ve ne yapacağı pek belli olmaz ama çok merhametli ve heybetli bir adamdır. Hani baktığında ona, on tane adam eder derler ya, aynen o adamlardandır işte. Elini montunun cebine attı ve sigara paketini çıkardı. Bir tane de bana uzattı ve çakmağıyla yaktı sigarasını. Derin bir nefes aldı sigarasından. Pencereye doğru gözleri takılmış, uzun bir düşünceye dalmıştı.

    < Bu ileti mobil sürüm kullanılarak atıldı >
    _____________________________
    Tebessüm, iki insan arasındaki en kısa mesafedir.




  • mesaj bulunsun.
    _____________________________
  • yorumlari bekliyorum arkadaslar.

    < Bu ileti mobil sürüm kullanılarak atıldı >
    _____________________________
    Tebessüm, iki insan arasındaki en kısa mesafedir.
  • Galiba bir yerde yanlışlık olmuş.Aylardır fatura ödemiyorsun ve internete bağlanabiliyorsun.Eğer açıklık getirirsen daha iyi olur.Onun dışında güzel hikaye.

    < Bu ileti tablet sürüm kullanılarak atıldı >
    _____________________________
    Rock, yaşamayı öğretir. Heavy Metal; öğüt verir, kulağını çeker. Thrash, haddini bildirir.
  • Yapay Zeka’dan İlgili Konular
    Daha Fazla Göster
  • quote:

    Orijinalden alıntı: Alcatraz Katili

    Galiba bir yerde yanlışlık olmuş.Aylardır fatura ödemiyorsun ve internete bağlanabiliyorsun.Eğer açıklık getirirsen daha iyi olur.Onun dışında güzel hikaye.

    internete cep telefonundan baglaniyor. :d evet o kisma aciklik getirmek lazim.



    < Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi EneRGy. -- 29 Ağustos 2012; 0:46:41 >
    < Bu ileti mobil sürüm kullanılarak atıldı >
    _____________________________
    Tebessüm, iki insan arasındaki en kısa mesafedir.
  • quote:

    Orijinalden alıntı: EneRGy.

    quote:

    Orijinalden alıntı: Alcatraz Katili

    Galiba bir yerde yanlışlık olmuş.Aylardır fatura ödemiyorsun ve internete bağlanabiliyorsun.Eğer açıklık getirirsen daha iyi olur.Onun dışında güzel hikaye.

    internete cep telefonundan baglaniyor. :d evet o kisma aciklik getirmek lazim.

    Bir de yazdığın bölümleri ilk mesajda da gözükecek şekilde düzenlersen takip edişimesi daha kolay olur.

    < Bu ileti tablet sürüm kullanılarak atıldı >
    _____________________________
    Rock, yaşamayı öğretir. Heavy Metal; öğüt verir, kulağını çeker. Thrash, haddini bildirir.




  • Reklam Alanı !

    Hocam okudumda gerçekten çok iyi yazıyorsun.
    devamını bekliyoruz haberin olsun

    Başarılar...
    _____________________________
  • quote:

    Orijinalden alıntı: Sam Zakharoff

    Reklam Alanı !

    Hocam okudumda gerçekten çok iyi yazıyorsun.
    devamını bekliyoruz haberin olsun

    Başarılar...

    tesekkurler hocam. devamini yazdikca aktaracagim insallah.

    < Bu ileti mobil sürüm kullanılarak atıldı >
    _____________________________
    Tebessüm, iki insan arasındaki en kısa mesafedir.
  • okudum . beğendim
    _____________________________
  • quote:

    Orijinalden alıntı: EneRGy.


    quote:

    Orijinalden alıntı: Sam Zakharoff

    Reklam Alanı !

    Hocam okudumda gerçekten çok iyi yazıyorsun.
    devamını bekliyoruz haberin olsun

    Başarılar...

    tesekkurler hocam. devamini yazdikca aktaracagim insallah.

    bu hikaye gerçek mi, uydurma mı?
    _____________________________
  • quote:

    Orijinalden alıntı: dekareme

    quote:

    Orijinalden alıntı: EneRGy.


    quote:

    Orijinalden alıntı: Sam Zakharoff

    Reklam Alanı !

    Hocam okudumda gerçekten çok iyi yazıyorsun.
    devamını bekliyoruz haberin olsun

    Başarılar...

    tesekkurler hocam. devamini yazdikca aktaracagim insallah.

    bu hikaye gerçek mi, uydurma mı?

    kurgu hocam

    < Bu ileti mobil sürüm kullanılarak atıldı >
    _____________________________
    Tebessüm, iki insan arasındaki en kısa mesafedir.
  • fena değil.
    _____________________________
  • quote:

    Orijinalden alıntı: 4Sfenks

    fena değil.

    eyvallah başgan :d

    < Bu ileti mobil sürüm kullanılarak atıldı >
    _____________________________
    Tebessüm, iki insan arasındaki en kısa mesafedir.
  • devami yarin

    < Bu ileti mobil sürüm kullanılarak atıldı >
    _____________________________
    Tebessüm, iki insan arasındaki en kısa mesafedir.
  • ilk mesaj da toplarsan herkes için daha kolay olur
    _____________________________
  • quote:

    Orijinalden alıntı: Monkey D Luffy

    ilk mesaj da toplarsan herkes için daha kolay olur

    tamam hocam. hallederim

    < Bu ileti mobil sürüm kullanılarak atıldı >
    _____________________________
    Tebessüm, iki insan arasındaki en kısa mesafedir.
  • Bölüm III eklenmiştir.

    < Bu ileti mobil sürüm kullanılarak atıldı >
    _____________________________
    Tebessüm, iki insan arasındaki en kısa mesafedir.
  • 
Sayfa: 12
Sayfaya Git
Git
sonraki
- x
Bildirim
mesajınız kopyalandı (ctrl+v) yapıştırmak istediğiniz yere yapıştırabilirsiniz.