Şimdi Ara

Vahdettin'in, ülkemizi işgal eden İngiltere'ye kaçışının 98. yıldönümü - 17 Kasım 1922

Daha Fazla
Bu Konudaki Kullanıcılar: Daha Az
2 Misafir - 2 Masaüstü
5 sn
257
Cevap
5
Favori
11.346
Tıklama
Daha Fazla
İstatistik
  • Konu İstatistikleri
  • Son Yorum 2 ay
  • Cevaplayan Üyeler 82
  • Konu Sahibinin Yazdıkları 11
  • Ortalama Mesaj Aralığı 35 dakika
  • Son 1 Saatteki Mesajlar 1
  • Haberdar Edildiklerim (Alıntılar) 2
  • Favoriye Eklediklerim 5
  • Konuya En Çok Yazanlar
  • aslanoto (33 mesaj) Sadece Ölüler Görür (11 mesaj) Roumiruez (10 mesaj) lazer__ (9 mesaj) K.M. (9 mesaj)
  • Konuya Yazanların Platform Dağılımı
  • Masaüstü (115 mesaj) Mobil (74 mesaj) Mini (52 mesaj) Uygulama (16 mesaj)
  • @
282 oy
Öne Çıkar
Tüm Forumlar >> Konu Dışı / Off Topic >> Ülke ve Dünya Gündemi >> Vahdettin'in, ülkemizi işgal eden İngiltere'ye kaçışının 98. yıldönümü - 17 Kasım 1922
Sayfaya Git:
Sayfa:
Giriş
Mesaj
  • Teğmen
    111 Mesaj
    Konu Sahibine Özel

    1 Kasım 1922... Türk Devrim tarihinin en önemli safhalarından biridir. Saltanatın kaldırılması, Atatürk’ün devrimcilik ve önderlik niteliklerinin doruk noktasını oluşturur. Zira, saltanatın kaldırılması ve padişahlığın tarihe gömülmesi, Cumhuriyete giden yolda en büyük engelin aşılmasıdır. Günümüzde son padişah Vahdettin’i tarihsel gerçeğin dışında bir bakışla değerlendirmeye çalışanlar vardır. Halbuki, tarihsel bir konuda değerlendirme yapabilmek için, öncelikle o döneme ait bilgi, belge, mektup, anı, yazışma, telgraf vb. dokümanları incelemek gereklidir. Büyük önder Atatürk’ün eseri olan Nutuk, aynı zamanda bir tarihi belgeler sunumudur.


    Dolayısıyla, 1919-1927 arası süreçte yaşanılan olayları değerlendirirken birinci el güvenilir kaynak olarak nitelendirilmektedir. Geçiş dönemleri ve tarihsel dönüm noktaları pek çok soruyu beraberinde getiriyor. Mesela, Necip Fazıl’ın “Ulu Hakan Abdülhamit Han” güzellemesinin ardından gelen “Vatan Haini Değil, Büyük Vatan Dostu Sultan Vahdettin” çıkışı, 1960’larda söz konusu tartışma ve manipülasyon talebini başlatmıştır. Günümüze değin bu tartışma Cumhuriyet’in ideolojik kodlarının yıpratılmaya çalışıldığı her dönemeçte yeniden gündeme gelmiştir. Vahdettin ve ülkeyi terk edişiyle alakalı en temel belgeler Nutuk’un 690-691. sayfalarında yer alıyor. Bu belgeler Atatürk tarafından Nutuk’a eklenmiş ve yorumlanmıştır. Bilgilerinize sunuyorum:


    En önemli kısım


    “17 Kasım 1922 tarihli resmî bir telgrafın ilk, cümlesi şuydu: ‘Vahdettin Efendi bu gece saraydan ayrılmıştır.’ Bu telgrafın bir iki cümlesini daha 18 Kasım 1922 gününe ait Meclis tutanaklarında okumuşsunuzdur. Fakat telgrafın aslında, bu ayrılışa kimlerin yardım etmiş olabileceğinden, kutsal emanetlerin nasıl korunacağından ve daha başka hususlardan bahseden alt tarafı da vardır. Aynı gün Meclis’te okunmuş bir mektup suretiyle ona ekli -ajanslarla yayınlanmış- bir bildiri suretini de zabıtlardan bir daha okuyalım: 17.11.1922 Mektup Sureti Bir nüshasını ilişik olarak sunduğum resmî bildiride açıklandığı gibi, Zâtışâhâne, İngiltere’nin koruyuculuğuna sığınarak bir İngiliz harp gemisiyle İstanbul’dan ayrılmıştır...

    İmza: Harrington


    Mektuba Ekli Bildiri Sureti “Resmen bildirilir ki, Zâtışâhâne, bugünkü durum karşısında hürriyet ve hayatını tehlikede gördüğünden, bütün Müslümanların halifesi sıfatıyla İngiliz himayesini ve aynı zamanda İstanbul’dan başka bir yere götürülmesini istemiştir. Zâtışâhâne’nin isteği bu sabah yerine getirilmiştir. Türkiye’deki İngiliz Kuvvetleri’nin Başkomutanı General Sir Charles Harrington, Zâtışâhâne’yi almaya giderek bir İngiliz harp gemisine kadar kendisine eşlik etmiş ve Zâtışâhâne, vapurda Akdeniz Filosu Genel Komutanı Amiral Sir De Brook tarafından karşılanmıştır. İngiliz Fevkalâde Komiser Vekili Sir Newill Henderson, Zâtışâhâne’yi gemide ziyaret ederek Kral Beşinci George’a bildirilmek üzere arzularını sormuştur.”


    Belge niteliğinde mektup


    General Harrington’un Ulviye Sultan adında bir hanıma gönderdiği Fransızca bir mektup da vardır. Bu mektup, “hiçbir karşılık verilmemiş olduğu” notuyla Refet Paşa’ya gönderilmiş. O da, 25 Kasım 1922 tarihinde bize bir suretini göndermişti. Fransızca mektubun bize gönderilen Türkçe sureti şudur: “Sultan Hanımefendi Hazretleri, Şu sıralarda Malta’ya yaklaşmakta olan Padişah Hazretleri’nden, ailesinin durumu hakkında bilgi rica eden bir telsiz aldım. Bu konuda, geçen Cumartesi Yıldız’dan bilgi almış ve Kadınefendi Hazretleri’nin sağlık ve neş’elerinin yerinde olduğunu öğrenmiş ve derhal Zâtışâhâne’ye arz etmiştim. Eğer Padişah Hazretleri’nin aileleri hakkında yeni bilgiler lûtfederseniz, onu da derhal Zâtışâhâne’ye sunmakla mutluluk duyarım. Zâtışâhâne’nin içinde bulundukları güçlükler dolayısıyla, en samimî dileklerimi Kadınefendi Hazretleri’ne ve pek muhterem ailelerine sunmama izin vermenizi ve en derin saygı ve tazimlerimin kabulünü rica ederim.”

    İmza: Harrington


    Efendiler, bu son mektup, üzerinde durulmaya değer nitelikte değildir. Bundan başka, General Harrington’un, İstanbul’daki askerî memurumuza yazdığı mektup ile ekinde yazılanlar üzerinde görüş belirtmeyi de gereksiz bulurum.’’


    Gerçekte olan


    Vahdettin’in Atatürk’ü “Kurtuluş Savaşı’nı başlatması için değil de, tam tersine başlamış olan yerel direnişleri sonlandırması, Mondros Ateşkes Antlaşması’na uygun olarak dağıtılmamış orduları dağıtması, silahları toplaması’’ için Anadolu’ya göndermiştir. Yani, Vahdettin’in kurtuluştan anladığı Büyük Britanya İmparatorluğu’nun merhametine sığınmaktadır. Dolayısıyla, Samsun’a hareket etmeden önce Atatürk’e “Paşa, Paşa! İstersen devleti kurtarabilirsin” derken aslında “İngilizler’in dediklerini yaparsan beni ve saltanatımı kurtarırsın” demek istemiştir. Bu durumu doğrulayan gelişmeler şunlardır: Atatürk, Anadolu’ya geçip Vahdettin’in kendisine verdiği görevin tam tersine Kurtuluş Savaşı’nı başlatır başlatmaz Vahdettin’in Atatürk’ü İstanbul’a geri çağırması, Atatürk geri dönmeyince onu görevden alması, Anadolu’daki asker, sivil yöneticilere Atatürk’ün tutuklanması talimatını verenlere ses çıkarmaması, Büyük Taarruz’dan bir hafta önce bile İngilizlerle görüşerek Anadolu’daki milli harekete karşı, Atatürk’e karşı İngilizlerin desteğini istemesi, Milli Mücadele karşıtı ve İngiliz muhibi Damat Ferit’i beş defa sadrazam yapması, Kuvayı Milliye’ye karşı Kuvayı İnzibatiye ordusunu kurdurması, Atatürk’ün idam fermanını imzalamış olması, Atatürk’ün rütbelerini-nişanlarını geçersiz kılması, Kurtuluş Savaşı’ndan sonra İslam halifesi sıfatıyla İngilizler’e sığınarak kaçması ve böylece İngilizlerin Halifeliği kullanmalarına olanak yaratması, ülke dışında olduğu zamanlarda sürekli Türkiye Cumhuriyeti ve Atatürk düşmanlarıyla temas kurarak Atatürk’e ve Türkiye’ye yönelik haince planlar içinde olması, Vahdettin’in ihanetinin somut olarak ispatını sağlayan tarihsel delillerdir.


    https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/1-kasim-1922-ve-vahdettin-gercegi-1573004








  • Atatürk'ü Anadolu'ya vahdettin gönderdi sonra dedi ki kayığa bineyim de bi sahil havası alayım.Tam o sırada uzaylılar boğazdaki İngiliz destroyere vahdettin'i çekti ve İngiltere'ye kaçırdı.

    Yoksa vahdettin ilk fişşeği atandı canım.15 temmuzdan sonra zaten o uzaylıların feto bağlantısı ortaya çıktı.

    Vahdettin sadece kendisini ve ailesini düşündü.Bu nedenle koca bir milleti ateşe atmaktan çekinmedi.Ne yazık ki bazı kesimler bunu anlamak istemeyip bu zatı mazlum gibi göstermeye çalışıyorlar.Neymiş milli mücadeleyi bu zat başlatmış,neymiş Anadoludan meclisin kararı ile ayrılmak zorunda kalmış,neymiş iç savaş çıkmasın diye ülkeden gitmiş vs.Tüm bunların palavra olduğunu görmek için o dönem yaşanılanlara bakmak yeterlidir.


    Önce Vahdettin'in psikolojisine değinelim.Vahdettin I.Dünya Savaşından sonra yıkılan üç hanedanlığın etkisinde kaldı.Alman imparatorluğu,Avusturya-Macaristan imparatorluğu ve Çarlık Rusyası yıkılmıştı.Yıkılan sadece bu imparatorluklar değil bu imparatorlukları idare eden hanedanlardı da.Dahası Rus Çarı ve ailesinin bolşevikler tarafından katledilmesi de Vahdettin üzerinde korkuya yol açtığı söylenebilir.Kısacası Vahdettin tahtta çıktığı andan itibaren birinci amacı kendi saltanatını ve ailesinin geleceğini korumak oldu.Bu maksatla İstanbul'u işgal eden İngilizlere tamamen boyun eğdi.İngilizlerin Osmanlı hanedanını devrip yerine başka bir yönetim biçimi getirmelerinden korktu.Bu nedenle de İngilizlerle memleketin aleyhine olacak şekilde birçok görüşmeler ve icraatlarda bulunmaktan çekinmedi.Tek amacı ne olursa olsun kendisini ve ailesini korumaktı.Millet umurunda bile değildi.


    Birileri 'Başka çaresi var mıydı?' diyerek bu davranışlarını aklamaya çalışır.Önce gerçekten de başka bir çaresi var mıydı diye sormak gerekir.Evet vardı.İstese tahttan feragat ettiğini bildirebilir ve işgal altındayken memleketi idare edemediğini Dünya'ya duyurabilirdi.Osmanlı hanedanında tahtta geçebilecek başka erkekler de vardı.Yani tahtta kalmak zorunda değildi.İstese memleketi idare edemediğini söyleyerek İngilizlerin elinde kukla olmamak için tahttan çekilebilirdi.Lakin o bunu yapmak yerine son ana kadar 17 Kasım 1922 tarihine kadar tahtta kalmaya devam etti.Bu süre zarfında da İngilizlerin her dediğini yaptığı.


    Bu zatı aklamaya çalışanların Vahdettinin emri ile başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere milli mücadeleye katılan önde gelen milliciler için idam fermanları yayınladığını,Kuvay-ı Milliye'ye karşı Kuvay-ı inzibatlar kurdurduğunu,milli orduya karşı hilafet ordusu kurdurduğunu,Ankarayı ve Ankara'daki meclisi 'dinsiz' ilan ederek Ankara'ya karşı savaşmayı müslümanların yapması gereken bir farz olarak duyurduğunu,Anadolu'da fitne yaydığını,bu fitneler nedeniyle Anadolunun birçok yerinde Ankara'ya karşı isyanların çıktığını görmek istemezler.Halbuki Vahdettinin bu girişimleri başarılı olsaydı ve Ankara bunlarla baş edemeseydi bugün Türkiye Cumhuriyeti diye bir devlet dahi olmaya bilirdi.Atatürk ve milli mücadeleye katılanlar ise 'isyancı' olarak idam edilmiş olurlardı.


    Milli mücadele bu nedenle yalnızca düşmana karşı yapılmış bir mücadele değildir.Bu mücadele 600 yıl boyunca bu milletin kanını sülük gibi emen,devletten dışlayan (dönmeleri devletin yönetimine yerleştiren),kendilerine 'kul' yapılan bir milletinde isyanıdır.Türk milleti bir yandan düşmana karşı kendisini savunurken öte yandan kendisini zerre düşünmeyen bir hanedana karşıda kendisini savunmuştur.


    Ayrıca Vahdettinin yoksulluk içinde ölmesi kendi hatasıdır.Yurt dışında rahatça yaşayabileceği serveti vardı.Bu nedenle koca bir konakta oturmuştur.Parası olmayan birisi konak tutup orada yaşayamazdı.Vahdettini çevresindeki dalkavuklar bitirdi.Vahdettin yurt dışındaki yaşamını kısa süreli olarak görüyor ve mutlaka geriye padişah olarak döneceğini düşünüyordu.Bu nedenlede lüks yaşamdan vazgeçmedi.Doğal olarak hazıra dağ dayanmayacağı içinde bir süre sonra hazinesi bitti.Yoksa son halife Abdülmecit efendi'de yurt dışında yaşadı ve öldü.Ancak Abdülmecit Vahdettin gibi yoksulluk içinde ölmedi.Zira servetini akıllıca kullanıp ona göre davrandı.Yeni duruma adapte olarak yurt dışında damatlarının ve torunlarının iş kurmalarını sağladı.Böylece refah içinde öldü.Zaten Osmanlı hanedanında yoksul şekilde ölenler yeni durumu kabullenmemiş olanlardır.Onlar saray hayatının getirdiği şatafattan vazgeçmemişler akabinde kısa süre sonrada iflas etmişlerdir.Lakin aklını kullananlar ise bu sonla karşılaşmamışlardır.Zaten bugün Osmanlı hanedanına mensup kişilerin çoğu zengin bir hayat sürmektedir.


    Kısacası ortada mağduriyet veya mazlum yoktur.Vahdettin sadece kendisini ve ailesini düşünmüş,bunun için milletini kurban etmeye çalışmış ancak kurban etmeye çalıştığı millet ayaklanarak oturduğu tahttı başına geçirmiş ve kendi hakimiyetini eline almıştır.

    Atatürk en azından hiçbir başkan, kral ya da kraliçenin ayağına gitmemiş, kapı girişlerinde bekletilmemiştir. Herkes o’nun ayağına gelmiştir. 100 yıl önceki gazete küpüründen algı çalışması😂 AKP’lilerin yaptığı en güzel şey. Tebrikler



    1936 da başa geçen Kral Edward.

    Eeeee.

    Atatürk düşmanı postaladıktan sonra hiçbir devlete kin tutmadı ki. Tam bağımsızlık istedi ve elde etti. Sonra da bütün ülkelerle iyi ilişkiler kurma gayretinde oldu. İran Şahı ile de görüştü, Fransızlarla da, hindistanla da, ingiltere ile de.

    Ya da padişah ülkeyi satmış, İngilizler direnişi kıramayınca da İngiliz gemisiyle kaçmıştır. Bu kadar. Ne kadar açık ve net değil mi?


    İngilizlerin sömürgeleri de bu olaydan sonra teker teker bağımsızlıklarını kazanmıştır.

    Gandi de kendine ilham olan Atatürk'e hayranlığını şu şekilde ifade etmiştir.


    Mustafa Kemal İngilizleri yenene kadar, Tanrının İngilizlerin yanında olduğunu zannediyordum.


    Ama hayal gücün güzelmiş. Takdir ettim.

    Dincilerin hayal güçleri genelde kuvvetli oluyor.

    "bir lafa bakarım laf mı diye, bir de söyleyene bakarım adam mı diye"

    tavsiye ederim hocam. bunlara bir şey anlatılmaz. bakış açıları böyle. bloklayıp geçmek en temizi.
  • Binbaşı
    1251 Mesaj
    Eski Kullanıcı Adı:
    Sabriye Baaas


    Atatürk'ü Anadolu'ya vahdettin gönderdi sonra dedi ki kayığa bineyim de bi sahil havası alayım.Tam o sırada uzaylılar boğazdaki İngiliz destroyere vahdettin'i çekti ve İngiltere'ye kaçırdı.

    Yoksa vahdettin ilk fişşeği atandı canım.15 temmuzdan sonra zaten o uzaylıların feto bağlantısı ortaya çıktı.



    < Bu ileti mobil sürüm kullanılarak atıldı >
  • Yarbay
    5559 Mesaj

    Zaten o senaryo mantıklı olsa savaştan sonra memlekete gelmesi gerekirdi kaçtı.



    zaten 4. Murat. ölmeden evvel tahttan çekildiğine göre osmanoğlu hanedan da değil.

    |
    |
    Sabriye Baaas kullanıcısının, bahsedilen mesajını gör
  • Binbaşı
    1846 Mesaj
    [30 Mart 2021 16:16:38 tarihine dek bölüme mesaj atamaz]





    < Bu ileti mobil sürüm kullanılarak atıldı >




  • Yarbay
    5926 Mesaj
    [30 Mart 2021 16:08:03 tarihine dek bölüme mesaj atamaz]

    neyle ayrılcaltı ülke halen ağır ingiliz işgalindeyken? acaba? özel jetini akıl edememiş tüh..

    kendini ingilize batıya satan (bknz. fetö, can dündar )elit ve zengin nezih paraya boğulan bir hayat yaşar,italyada dandik bir evde 5 kuruşsuz bakıma muhtaç halde ölmez hadi güle güle..




    < Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi kerimcem -- 17 Kasım 2020; 17:24:18 >
  • Yarbay
    2279 Mesaj

    kaçmadı

    yıllık iznnin bir bölümünü kullanmak üzere londraya gitti

  • Yarbay
    5926 Mesaj
    [30 Mart 2021 16:08:03 tarihine dek bölüme mesaj atamaz]
    quote:

    Orijinalden alıntı: Sadece Ölüler Görür

    Bu mesaj silindi.

    Alıntıları Göster

    ozaman aydınlat benim gibi cahili, ülke ağır ingiliz işgalindeyken uçan kuşun hesabı bile ingilize verilirken? ne tip bir teknolojik araçla gidecekti acaba ufoy lamı tabanvaymı ? cevabını bekliyorum.

    senide kovsalar,sürseler ülkede önüne gelen ilk yabancı menşei araca tıkarlar postalarlar okey  

    Vahdettin ayrıca tüm islam ülkerinin ordularını toplar Atatürkün kapısına dayardı orduyu, müslüman, müslümanı türk, türkü öldürmesin kan akmasın diye adam onu bile istemedi siz arkasından sövün durun anca..  (ki kendisine kaç defa teklif edildi red etti adam)




    < Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi kerimcem -- 18 Kasım 2020; 21:4:54 >




  • Yüzbaşı
    390 Mesaj

    Vahdettin sadece kendisini ve ailesini düşündü.Bu nedenle koca bir milleti ateşe atmaktan çekinmedi.Ne yazık ki bazı kesimler bunu anlamak istemeyip bu zatı mazlum gibi göstermeye çalışıyorlar.Neymiş milli mücadeleyi bu zat başlatmış,neymiş Anadoludan meclisin kararı ile ayrılmak zorunda kalmış,neymiş iç savaş çıkmasın diye ülkeden gitmiş vs.Tüm bunların palavra olduğunu görmek için o dönem yaşanılanlara bakmak yeterlidir.


    Önce Vahdettin'in psikolojisine değinelim.Vahdettin I.Dünya Savaşından sonra yıkılan üç hanedanlığın etkisinde kaldı.Alman imparatorluğu,Avusturya-Macaristan imparatorluğu ve Çarlık Rusyası yıkılmıştı.Yıkılan sadece bu imparatorluklar değil bu imparatorlukları idare eden hanedanlardı da.Dahası Rus Çarı ve ailesinin bolşevikler tarafından katledilmesi de Vahdettin üzerinde korkuya yol açtığı söylenebilir.Kısacası Vahdettin tahtta çıktığı andan itibaren birinci amacı kendi saltanatını ve ailesinin geleceğini korumak oldu.Bu maksatla İstanbul'u işgal eden İngilizlere tamamen boyun eğdi.İngilizlerin Osmanlı hanedanını devrip yerine başka bir yönetim biçimi getirmelerinden korktu.Bu nedenle de İngilizlerle memleketin aleyhine olacak şekilde birçok görüşmeler ve icraatlarda bulunmaktan çekinmedi.Tek amacı ne olursa olsun kendisini ve ailesini korumaktı.Millet umurunda bile değildi.


    Birileri 'Başka çaresi var mıydı?' diyerek bu davranışlarını aklamaya çalışır.Önce gerçekten de başka bir çaresi var mıydı diye sormak gerekir.Evet vardı.İstese tahttan feragat ettiğini bildirebilir ve işgal altındayken memleketi idare edemediğini Dünya'ya duyurabilirdi.Osmanlı hanedanında tahtta geçebilecek başka erkekler de vardı.Yani tahtta kalmak zorunda değildi.İstese memleketi idare edemediğini söyleyerek İngilizlerin elinde kukla olmamak için tahttan çekilebilirdi.Lakin o bunu yapmak yerine son ana kadar 17 Kasım 1922 tarihine kadar tahtta kalmaya devam etti.Bu süre zarfında da İngilizlerin her dediğini yaptığı.


    Bu zatı aklamaya çalışanların Vahdettinin emri ile başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere milli mücadeleye katılan önde gelen milliciler için idam fermanları yayınladığını,Kuvay-ı Milliye'ye karşı Kuvay-ı inzibatlar kurdurduğunu,milli orduya karşı hilafet ordusu kurdurduğunu,Ankarayı ve Ankara'daki meclisi 'dinsiz' ilan ederek Ankara'ya karşı savaşmayı müslümanların yapması gereken bir farz olarak duyurduğunu,Anadolu'da fitne yaydığını,bu fitneler nedeniyle Anadolunun birçok yerinde Ankara'ya karşı isyanların çıktığını görmek istemezler.Halbuki Vahdettinin bu girişimleri başarılı olsaydı ve Ankara bunlarla baş edemeseydi bugün Türkiye Cumhuriyeti diye bir devlet dahi olmaya bilirdi.Atatürk ve milli mücadeleye katılanlar ise 'isyancı' olarak idam edilmiş olurlardı.


    Milli mücadele bu nedenle yalnızca düşmana karşı yapılmış bir mücadele değildir.Bu mücadele 600 yıl boyunca bu milletin kanını sülük gibi emen,devletten dışlayan (dönmeleri devletin yönetimine yerleştiren),kendilerine 'kul' yapılan bir milletinde isyanıdır.Türk milleti bir yandan düşmana karşı kendisini savunurken öte yandan kendisini zerre düşünmeyen bir hanedana karşıda kendisini savunmuştur.


    Ayrıca Vahdettinin yoksulluk içinde ölmesi kendi hatasıdır.Yurt dışında rahatça yaşayabileceği serveti vardı.Bu nedenle koca bir konakta oturmuştur.Parası olmayan birisi konak tutup orada yaşayamazdı.Vahdettini çevresindeki dalkavuklar bitirdi.Vahdettin yurt dışındaki yaşamını kısa süreli olarak görüyor ve mutlaka geriye padişah olarak döneceğini düşünüyordu.Bu nedenlede lüks yaşamdan vazgeçmedi.Doğal olarak hazıra dağ dayanmayacağı içinde bir süre sonra hazinesi bitti.Yoksa son halife Abdülmecit efendi'de yurt dışında yaşadı ve öldü.Ancak Abdülmecit Vahdettin gibi yoksulluk içinde ölmedi.Zira servetini akıllıca kullanıp ona göre davrandı.Yeni duruma adapte olarak yurt dışında damatlarının ve torunlarının iş kurmalarını sağladı.Böylece refah içinde öldü.Zaten Osmanlı hanedanında yoksul şekilde ölenler yeni durumu kabullenmemiş olanlardır.Onlar saray hayatının getirdiği şatafattan vazgeçmemişler akabinde kısa süre sonrada iflas etmişlerdir.Lakin aklını kullananlar ise bu sonla karşılaşmamışlardır.Zaten bugün Osmanlı hanedanına mensup kişilerin çoğu zengin bir hayat sürmektedir.


    Kısacası ortada mağduriyet veya mazlum yoktur.Vahdettin sadece kendisini ve ailesini düşünmüş,bunun için milletini kurban etmeye çalışmış ancak kurban etmeye çalıştığı millet ayaklanarak oturduğu tahttı başına geçirmiş ve kendi hakimiyetini eline almıştır.





  • Yüzbaşı
    636 Mesaj

    tek bildiğiniz kendinizi üstün görüp hakeret etmeniz öyle ya siz medeni tarafsınız. 

    |
    |
    Sadece Ölüler Görür kullanıcısının, bahsedilen mesajını gör
  • Binbaşı
    1248 Mesaj
    İngiltere'nin, son Monark'ımıza kucak açmasına minnettar oduğumuz için, İngiliz Monarkı'nı büyük misafir olarak karşıladık.




    < Bu ileti mobil sürüm kullanılarak atıldı >
  • Yarbay
    5926 Mesaj
    [30 Mart 2021 16:08:03 tarihine dek bölüme mesaj atamaz]

    yok onu görmek istemezler zaten Atatürk mavi gözleri ve yakışıklılığa defetti ingilizleri bir kurşun dahi atmadan çıktılar bu yakışıklılık tahminimizin çok ötesinde diye,Atatürk hiç diplomasi kurmadı muhattap olmadı ingilizlerle hayal dünyaları öyle şekillenmiş okadar ütopik uçuk.

    yenilmiş savaşta işgal altındayken diplomasi kurmadan,görüşmeden anlaşmadan savaş zafer kazanıldığı nerde görülmüş acaba tabiki Vahdettinde kurdu Atatürk de..




    < Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi kerimcem -- 17 Kasım 2020; 17:35:29 >
    asau kullanıcısının, bahsedilen mesajını gör
  • Yarbay
    2422 Mesaj
    [26 Mayıs 2021 13:12:30 tarihine dek bölüme mesaj atamaz]
    Atatürk en azından hiçbir başkan, kral ya da kraliçenin ayağına gitmemiş, kapı girişlerinde bekletilmemiştir. Herkes o’nun ayağına gelmiştir. 100 yıl önceki gazete küpüründen algı çalışması😂 AKP’lilerin yaptığı en güzel şey. Tebrikler






    < Bu ileti mobil sürüm kullanılarak atıldı >




  • Yüzbaşı
    960 Mesaj

    1936 da başa geçen Kral Edward.

    Eeeee.

    Atatürk düşmanı postaladıktan sonra hiçbir devlete kin tutmadı ki. Tam bağımsızlık istedi ve elde etti. Sonra da bütün ülkelerle iyi ilişkiler kurma gayretinde oldu. İran Şahı ile de görüştü, Fransızlarla da, hindistanla da, ingiltere ile de.




    < Bu ileti mobil sürüm kullanılarak atıldı >
    asau kullanıcısının, bahsedilen mesajını gör
  • Binbaşı
    1282 Mesaj
    Eski Kullanıcı Adı:
    rambo34_orijinali



    "bir lafa bakarım laf mı diye, bir de söyleyene bakarım adam mı diye"

    tavsiye ederim hocam. bunlara bir şey anlatılmaz. bakış açıları böyle. bloklayıp geçmek en temizi.



    < Bu ileti mini sürüm kullanılarak atıldı >
    Hakiki Osmanlı Torunu kullanıcısının, bahsedilen mesajını gör
  • Yüzbaşı
    251 Mesaj

    Palpatine in Vahdettin olduğu doğru mu hocam



    < Bu ileti DH mobil uygulamasından atıldı >
    |
    |
    Sabriye Baaas kullanıcısının, bahsedilen mesajını gör
  • Yüzbaşı
    960 Mesaj

    Yaa işte tutarsa diye sallıyor ortaya bir iddia. Adam bağımsız Türkiyeyi kurmuş, yıl olmuş 1936, Yurtta Sulh Cihanda Sulh demiş. Bütün dünya liderleri Türkiye'ye gelmiş zaten. Onlardan birini paylaşıp çamur atmaya çalışıyor aklınca 😂😂

    Rezil olup duruyorlar sürekli ama bir gram akıllanmıyorlar, bunların motivasyonu ne acaba anlamadım gitti.




    < Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi Hakiki Osmanlı Torunu -- 17 Kasım 2020; 17:58:45 >
    rambo34_orijinali kullanıcısının, bahsedilen mesajını gör
  • Binbaşı
    1282 Mesaj
    Eski Kullanıcı Adı:
    rambo34_orijinali



    motivasyon olarak en değer verdikleri şey geliyor aklıma: para . bir şekilde bu saçmalıklarını, paraya tevdi etme yolunu bulmuş olabilirler.



    < Bu ileti mini sürüm kullanılarak atıldı >
    |
    |
    Hakiki Osmanlı Torunu kullanıcısının, bahsedilen mesajını gör
  • Yüzbaşı
    390 Mesaj

    Türkiye'nin İtilaf devletleri ile arasındaki savaş durumu 24 Temmuz 1923 tarihinde imzalanan lozan anlaşması ile sona ermiş ve bu tarihten sonra barış dönemi başlamıştır.Doğal olarak barış anlaşması imzalandıktan sonra Yunanistan,Fransa,İngiltere ve İtalya gibi daha önce düşmanımız olan devletlerle ilişkilerin normalleşmesi normaldir.Anormal olan bu barış dönemi ile savaş döneminde yaşanılanları bir tutmaktır.


    Mesela Vahdettinin İngilizlere sığınmasına kılıf bulamayanlar barış imzalandıktan sonra Yunanistan ve İngiltere ile yapılan dostane ilişkileri öne koyarak sanki iki durum aynıymış gibi algı kasmaya çalışırlar.Vahdettin savaş devam ederken düşmana sığınmıştır.Aradaki fark budur.Vahdettin Türk ordusunun eline geçmekten ve TBMM tarafından yargılanmaktan korktuğu için ingilizlere sığınmıştır.Bu nereden bakılırsa bakılsın vatana ihanettir.Vahdettinin yapması gereken İstanbulda kalıp akıbetini beklemek olacaktı.Lakin Vahdettin bunu yapmak yerine düşmana sığınmıştır.Aynen kendi ailesinde daha önce iktidar savaşını kaybedip düşmana sığınan şehzadeler gibi o da çareyi düşmana sığınmakta görmüş ve böylece kendi kendisini bitirmiştir.


    Ayrıca Vahdettin İngilizlere sığındıktan sonra iktidar hırsından da vazgeçmiş değildir.İngiliz zırhlısı Malaya ile yanılmıyorsam Maltaya giderken yolda Britanya hükümetine ve majestelerine yazdığı mektuplarda kendisinin meşru hükümdar olduğunu,saltanatı ve hilafeti bırakmadığını,buna Ankaradakilerin karar veremeyeceğini,müslümanların halifesi olarak Dünya genelinde müslümanlar üzerinde etkisi olduğunu ve bu etkisini İngiliz çıkarlarına uygun şekilde kullanabileceğini,Ankara hükümeti ile anlaşmak yerine kendisi ile anlaşılmasının daha isabetli olacağını söylemiştir.Zaten kendisinin İstanbuldan ayrılırken yanına fazla eşya almamasının nedeni bir gün muhakkak tahttına geri döneceğine olan inancından kaynaklanmıştır.Lakin Atatürk ve TBMM Vahdettinin bu arzusunun gerçekleşmesine mani olmuşlar ve milli hakimiyeti güçlendirmişlerdir.İngilizlerde artık Vahdettinden faydalanamayacaklarını görerek onu kaderine terk etmişlerdir.Vahdettin eğer tutumlu olsaydı ve saray hayatını sürgünde de yaşamaya kalkmasaydı ailesinin getirdiği servetle (malum 1924'te Osmanlı ailesi komple sürgün edildi) uzun yıllar hiçbir sıkıntı yaşamadan yaşamını sürdürebilirdi.Nitekim önceki yorumumda da belirttiğim üzere Osmanlı hanedanından çok az sayıda kişi yoksulluk çekmiş ekseriyeti refah içinde yaşamıştır.Vahdettin hem dalkavuklara para yedirmesi hem ayağını yorganına göre uzatmaması hem de yeni durumu kabullenip ona göre hayatını düzenlememesinden ötürü iflas etmiş ve yoksulluk içinde ölmüştür.




    < Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi Long Nightt -- 17 Kasım 2020; 18:21:27 >




Sayfaya Git:
Sayfa:
Reklamlar
Masal Oku
kripto para haberleri
Radyo Dinle
Webtures SEO;SEO Nedir?
ankara gülüş tasarımı
Bu sayfanın
Mobil sürümü
Mini Sürümü

BR2
1,781
1.2.165

Kripto Paralar
Sembol
Fiyat
Değişim
    Tümünü Gör
    Reklamlar
    - x
    Bildirim
    mesajınız kopyalandı (ctrl+v) yapıştırmak istediğiniz yere yapıştırabilirsiniz.