Bildiğiniz gibi rüzgâr enerjisi, Türkiye’nin enerji dönüşümünde önemli bir rol oynuyor. Türkiye Elektrik İletişm AŞ (TEİAŞ)'nin kısa süre önce yayınladığı rapora göre Türkiye'deki rüzgar enerjisi kurulu gücü ise geçen yıla göre yüzde 14 artarak 15 bin 66 megavata ulaşmış durumda. Üstelik bu alandaki yatırımlar artarak sürüyor.
Bugüne kadar yatırımların büyük bölümü karasal (onshore) santraller üzerinden ilerledi. Ancak dünya genelinde enerji üretiminde verimliliği artırmak ve daha güçlü rüzgâr akımlarından faydalanmak için deniz üstü (offshore) projelere yönelim hız kazanmış durumda. Avrupa başta olmak üzere birçok ülke, daha yüksek kapasite faktörleri sunan offshore rüzgâr santrallerini enerji stratejisinin merkezine alıyor. Nitekim artık Türkiye de bu alandaki ilk somut adımlarını atmaya başladı. Gelen son açıklamalar, Türkiye’nin offshore rüzgâr enerjisinde kritik bir atılımın eşiğinde olduğunu gösteriyor.
Deniz Üstü Rüzgar Türbinleri İçin 19 Farklı Bölge Analiz Edildi
Türkiye Rüzgar Enerjisi Birliği (TÜREB) Başkanı İbrahim Erden tarafından paylaşılan bilgilere göre, Türkiye’de deniz üstü rüzgâr enerjisi için yürütülen hazırlık süreci önemli ölçüde ilerledi. Hatay’dan başlayıp Karadeniz hattı üzerinden Trakya’ya kadar uzanan geniş bir kıyı şeridinde toplam 19 farklı bölge detaylı şekilde analiz edildi. Bu süreçte yalnızca rüzgâr potansiyeli değil; çevresel koruma alanları, balık göç yolları, uluslararası deniz taşımacılığı rotaları, askeri bölgeler ve radar sistemleri gibi çok sayıda kritik parametre dikkate alındı.
19 bölgenin tek tek incelendiği bu çalışma, son 3-4 yılda Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile sektör paydaşlarının ortak yürüttüğü kapsamlı bir planlamanın parçası. Sürecin sadece teknik analizlerle sınırlı kalmadığını belirten Erden, aynı zamanda finansman modelleri ve ihale mekanizmaları üzerine de detaylı çalışmalar yapıldığını ifade ediyor. Bu da Türkiye’nin offshore rüzgâr yatırımlarına daha sistematik ve uzun vadeli bir perspektifle yaklaştığını gösteriyor.
Derinlik ve Coğrafya Belirleyici Rol Oynuyor
Deniz üstü rüzgâr projelerinde en kritik unsurlardan biri deniz derinliği. Sabit temelli türbinlerin kurulabilmesi için genellikle 50-60 metreyi aşmayan alanlar tercih ediliyor. — Çin'in bu hafta kurulumunu tamamladığı “Sānxiá Yǐnlǐng Hào” (Üç Boğaz Öncü Platformu) gibi yarı batık platformlar sabit temelli türbinlere alternatif sunuyor olsa da bu tarz projelerin henüz yolun çok başında olduğunu unutmamak gerekiyor.
Türkiye’de denizlerin kıyıya yakın bölgelerde hızla derinleşmesi, potansiyel alanları sınırlayan önemli bir faktör. Bu nedenle Marmara Denizi ve Kuzey Ege hattı, teknik açıdan daha uygun bölgeler olarak öne çıkıyor. Özellikle Kuzey Ege’den İzmir’e uzanan kıyı hattı ile Marmara çevresi, ilk etapta geliştirilecek projeler için öncelikli adaylar arasında yer alıyor. Yapılan ön değerlendirmelere göre bu bölgelerde yaklaşık 5 bin megavatlık bir kapasite potansiyeli bulunuyor. Şu anda bu sahalar için ilgili kurumların görüşleri alınmaya devam ediyor.
Diğer yandan şebeke altyapısı ve iletim planlaması da sürecin kritik parçaları arasında yer alıyor. Offshore rüzgâr santrallerinde üretilen elektriğin karaya taşınması için deniz altı kablolama sistemleri ve yüksek kapasiteli trafo merkezleri gerekiyor. Türkiye’de öncelikli olarak Marmara ve Kuzey Ege bölgelerinin öne çıkması, bu bölgelerin mevcut elektrik tüketim merkezlerine yakınlığı sayesinde iletim tarafında avantaj sağlayabilir. Ancak artan kapasitenin sisteme entegre edilebilmesi için iletim altyapısında da eş zamanlı yatırımlar yapılması gerekecek.
İlk İhale İçin Hedef 2027
Offshore rüzgâr projeleri, karasal santrallere kıyasla çok daha uzun geliştirme süreçlerine sahip. Bir projenin ihale edilmesinden sonra türbinlerin sahaya kurulması genellikle 4-5 yılı buluyor. Bu nedenle Türkiye’nin ilk somut üretim çıktılarının 2030’lu yılların başına denk gelmesi bekleniyor. Mevcut takvime göre, hazırlık sürecinin tamamlanmasının ardından ilk ihalenin 2027 yılı başlarında yapılması hedefleniyor. Bu takvim doğrultusunda Türkiye’nin 2030-2035 yılları arasında her yıl yaklaşık 1 gigavatlık offshore rüzgâr kurulumu gerçekleştirmesi planlanıyor.
Deniz üstü rüzgâr projeleri, maliyet açısından karasal projelere kıyasla oldukça yüksek bir yatırım gerektiriyor. Offshore santrallerin kurulum maliyetleri, onshore projelere göre yaklaşık 2,5 ila 3 kat daha pahalı. Ancak bu yüksek maliyet, daha güçlü ve istikrarlı rüzgâr akımları sayesinde önemli ölçüde dengeleniyor. Offshore türbinler, karasal muadillerine göre yüzde 30 ila 50 oranında daha fazla enerji üretebiliyor.
Türkiye’nin hedeflediği 5 bin megavatlık offshore kapasite için toplam yatırım büyüklüğünün yaklaşık 15 milyar dolar seviyesinde olacağı öngörülüyor. Bu da her yıl için ortalama 2,5-3 milyar dolarlık bir yatırım anlamına geliyor. Bu girişim, Türkiye’nin enerji portföyünü çeşitlendirme ve dışa bağımlılığı azaltma hedefinde offshore rüzgârın giderek daha kritik bir rol oynayacağını ortaya koyuyor.
Bir yerden başlamak lazım.
< Bu ileti iOS uygulamasından atıldı >
_____________________________
dün haber vardı, çin 24 bin hanelik elektrik üretiyor aynı şekilde diye