DonanımHaber'de AraYENİ GELİŞMİŞ ARAMA
ForumBu Bölümde Ara
••••TÜRK ve OSMANLI TARİHİ KULÜBÜ ••••
Daha Fazla
Bu Konudaki Kullanıcılar: Daha Az
1 Misafir Kullanıcı
1.818
Cevap
17
Favori
419.441
Tıklama
Tüm Forumlar >> Konu Dışı / Off Topic >> Konu Dışı >> ••••TÜRK ve OSMANLI TARİHİ KULÜBÜ ••••
Sayfaya Git:
Sayfa: << < önceki 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 sonraki >>>
Giriş
Mesaj
    • Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
      01 Haziran 2008 19:44:27
      • Mesaj Linkini Kopyala
      • Şikayet
      Bu klübe OKS den sonra gelicem.


      _____________________________

    • Yarbay
      6634 Mesaj
      01 Haziran 2008 19:46:56
      • Mesaj Linkini Kopyala
      • Şikayet
      şimdi üye ol sorun değil


      _____________________________

    • Çavuş
      65 Mesaj
      01 Haziran 2008 19:48:52
      • Mesaj Linkini Kopyala
      • Şikayet
      süper bilgiler var paylasan arkadaslara sonsuz tesseküür


      _____________________________

    • Yarbay
      6634 Mesaj
      01 Haziran 2008 19:51:56
      • Mesaj Linkini Kopyala
      • Şikayet

      quote:

      Orjinalden alıntı: Askaray

      süper bilgiler var paylasan arkadaslara sonsuz tesseküür


      birazcık ara verdik soluk alıyoruz izleyin takip edin



      _____________________________

    • Yarbay
      3399 Mesaj
      01 Haziran 2008 19:53:21
      • Mesaj Linkini Kopyala
      • Şikayet
      Ekle Lütfen.


      _____________________________


      [sm=You_Rock_Emoticon.gif]
      Çabalar sonuç verdi, efsane döndü.
    • Yarbay
      6634 Mesaj
      02 Haziran 2008 01:25:57
      • Mesaj Linkini Kopyala
      • Şikayet
      nerdesin sen yav


      _____________________________

    • Yarbay
      2634 Mesaj
      02 Haziran 2008 01:27:15
      • Mesaj Linkini Kopyala
      • Şikayet
      Arkadaşlar konuyla pek alakalı olmayabilir.Ama Türk kılıcı Yatağan ı bilirsiniz.Yeniçeriler tarafından kullanılaln eğimli bir kılıç.Ben internette araştıma yaptık fakat pek birşey bulamadım.Sizlerden ricam elinizde Yatağan ile ilgili bilgiler varsa paylaşmanızdır.




      _____________________________

    • Yarbay
      6634 Mesaj
      02 Haziran 2008 01:33:04
      • Mesaj Linkini Kopyala
      • Şikayet
      quote:

      Orjinalden alıntı: * Deniz *

      Arkadaşlar konuyla pek alakalı olmayabilir.Ama Türk kılıcı Yatağan ı bilirsiniz.Yeniçeriler tarafından kullanılaln eğimli bir kılıç.Ben internette araştıma yaptık fakat pek birşey bulamadım.Sizlerden ricam elinizde Yatağan ile ilgili bilgiler varsa paylaşmanızdır.




      4.5.6 bu sayfalardan birinde bilgiler var bununla ilgili



      < Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi eggy13 -- 2 Haziran 2008; 1:33:44 >
      _____________________________

    • Yarbay
      2634 Mesaj
      02 Haziran 2008 01:34:55
      • Mesaj Linkini Kopyala
      • Şikayet
      Saol eggy13


      _____________________________

    • Teğmen
      102 Mesaj
      02 Haziran 2008 01:35:15
      • Mesaj Linkini Kopyala
      • Şikayet
      ISTANBUL'UN FETİH TARİHİ 29 MAYIS DEĞİL,7 HAZİRAN 1453 TÜR!!!

      Herkese merhaba arkadaşlar....
      Bir kaç haftadır maalesef yoktum bazı aksaklıklardan.Bu yüzden bir kaç haftadır,hiç bir paylaşıma maalesef ve doğal olarak iştirak edemedim...
      Ama Allaha hamdolsun,işte gene buralardayız ve tarihin gizli ve sisli bulvarında pek bilinmeyen gerçeklere kaldığımız yerden yürümeye devam ediyoruz...
      Evet geçen günlerden birinde 29 Mayıs da İstanbulun Fethi'nin 555.yıldönümünü kutladık...
      Istanbullular bilir,bilhassa Istanbulda bu şenlikler bayağı şaşaalı geçti ve bir çok temsili Fetih görüntüleride yapılarak bu şanlı Fetih kalplerimizde bir kez daha yad olundu...
      Ama yıllardır Türk Tarihinde artık unutulmuş bir gerçek vardı ki o da yıllardır kutlanan ve fethin tek tarihi olarak bilinen 29 Mayıs'ın aslında Istanbulun Fethinin gerçek Tarihi olmadığıydı...
      Evet aslında yıllardır 29 Mayıs olarak kutlanan tarih hiç mi hiç gerçeği yansıtmıyordu ve işin bir perde arkası vardı ki işte biz bu konuda bunu işleyeceğiz...
      Yıllar önce bir tesadüf eseri öğrendiğim Istanbulun Fetih Tarihi hadisesini,daha sonra günümüzün en yetkin ve kudretli kalem ve tarihçilerinden Mustafa Armağan'dan size nakletmeyi uygun buluyor ve sizi bu sisli bulvarı aralamaya davet ediyorum...


      ...Roma İmparatoru Jül Sezar’ın devrinde yapılan takvim, Sezar’ın ismine izafeten Jülyen Takvimi diye bilinir ve kendisine başlangıç tarihi olarak Roma’nın kuruluşunu almıştır. Miladi takvimin esası bu takvime dayanır. 6. yüzyılda Bodur Denis adlı keşiş tarafından bu takvim İsa’nın doğumu eksen alınarak yeniden düzenlendi ve Hz. İsa’nın doğduğu yıldan önce ve sonra diye ikiye bölündü (İsa’dan Önce ve İsa’dan Sonra). Gelin görün ki, bu takvim, yılı 365 gün olarak görüyor ve 4 yılda bir şubat ayını 29 gün çektirerek meseleyi hallediyor, bundan öte bir düzeltmeye gitmiyordu. İyi de güneş yılının günleri tam 365 gün 6 saat değildir ki! 365 gün, 5 saat, 48 dakika…

      Şimdi sakın bana “Başa kaktığın topu topu 12 dakika mı?” demeyin. Çünkü bu 12 dakika uzun vadede o kadar önemlidir ki, 10 yılda 2 saat, 100 yılda 20 saat, 120 yılda ise tam bir gün kaymasına sebebiyet vermektedir takvimin. Diyelim ki, 1453’e geldiğinizde 9 günlük bir fark oluşmuştu. Takvimin yüzyıllar içinde bu şekilde kayması hep o 12 dk.nın başının altından çıkmaktadır işte.

      Bu kayma en fazla din adamlarını kızdırmaktadır çünkü kozmik zamana endeksli dinî yortu ve paskalyalar yaklaşık her yüzyılda bir gün öne kaymış ve kaya kaya 1582’ye gelindiğinde aradaki fark tam 10 günü bulmuştur. İki arada bir derede kalan Papa 13. Gregor’un imdadına bir Cizvit matematikçi (Clavius) yetişmiş ve bu hatanın düzeltilmesini teklif etmiştir. Önerdiği çözüm gerçekten de tuhaftır. Clavius, takvimi zaman denizinde sarhoş bir gemiye çeviren o 12 dakikanın Hıristiyanlardan aldığı intikamı bu defa bir rövanşla geri almayı, yani takvimden gün atmayı teklif ediyordu. Evet, gün atmayı!

      İşin tuhafı, bu yapılmıştır da. 1582 yılının 5 Ekim’inden 14 Ekim’ine kadarki tarihler Papa Hazretlerinin yüce emirleriyle takvimden bir kumaş gibi kesilip atılmış ve 5 Ekim’in bundan böyle 15 Ekim olmasına karar verilmiştir! (Tabii bu arada sevgili hicrî takvimimiz 17 Ramazan 990’ı gösteriyor ve komşu takvimdeki bu kesikten habersiz bir şekilde yoluna devam ediyordu.) Bize komik görünen Papa’nın bu kararı, bakın İstanbul’un fetih tarihini nasıl etkilemiş?

      İsmail Hami Danişmend 1953’te İstanbul Fetih Derneği başkanıdır ve hiç değilse 500. yıl kutlamalarında İstanbul’un miladi fetih tarihi olarak tespit edilen 29 Mayıs’ın yanlış hesaplandığını birilerine kabul ettirmek için kapı kapı dolaşmaktadır. Ne yazık ki, bulduğu vesikaları götürüp gösterdiği kişilere bile derdini anlatamamış ve sonunda içini yazıya dökmüştür. Danişmend’e göre, 29 Mayıs 1453, Papa’nın makası eline almasından önceki takvime, yani Sezar’ın takvimine göre hesaplanmıştır ve “o zaman için” doğru bir tarihtir. Ama fetihten 129 yıl sonra gerçekleşen bu takvim makaslama eylemi sanki hiç olmamış farz edilerek fetih tarihi, o zamanki 29 Mayıs’ın üzerinden Papa’nın makası geçirilmeden bugüne postalanmıştır. Dolayısıyla 1453’te henüz 9 gün olan bu takvim farkını hesap etmeden fethin 29 Mayıs’ta gerçekleştiğini söylemek bugün kullandığımız “atlanmış” takvim açısından hatalıdır ve düzeltilmesi gerekir.

      Öyleyse fethin doğru tarihini nasıl bulacağız? Aynen Papa Hazretlerinin yaptığı gibi elimize makası alıp 1453’teki 9 günü yine bir kumaş keser gibi takvimden eksilterek. 29 Mayıs’ın üzerine 9 günü ilave ettiğimizde 7 Haziran 1453 çıkar ki, fethin doğru tarihi budur.

      7 Haziran 1453… İnanın benim bile dilim henüz alışmadı bu tarihe ama çocuklarımıza sağlam bir tarih bilinci vermek için bu tarihin değiştirilmesi gerekiyor. Böyle bir düzeltme yapmak belki birçok başka olayın tarihini de alt üst edecektir ama en azından bir tarih ve takvim bilincinin doğmasına da hizmet edecektir.

      Maruz kaldığımız her şok bizi yeni bir düşünme hamlesine hazırlar çünkü.

      KAYNAK:MUSTAFA ARMAĞAN...



      < Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi magnum_1453 -- 2 Haziran 2008; 1:37:54 >
      _____________________________



      Eski nick: magnum_1453

    • Yarbay
      6634 Mesaj
      02 Haziran 2008 01:36:34
      • Mesaj Linkini Kopyala
      • Şikayet

      quote:

      Orjinalden alıntı: akın48




      TÜRK Kılıcı "Yatağan" Yatağan, Osmanlı döneminde yaygın olarak 16. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar kullanılmış meşhur ve etkili bir tür kılıç. Yabancılar arasında Türk Kılıcı, halk arasında Kulaklı olarak da bilinir. Kılıcın ağırlık merkezi, kılıç yapımında Türk eğrisi olarak bilinen açısı ve ideal vuruş şekli diğer kılıçlardan farklı olduğu için kullanımı zordur. Ama iyi kullanan birinin elinde tahrip ve keski gücü, çağdaşı kılıçlardan çok yüksektir. Sırplar arasında da 19. yüzyılda ulusal kılıç haline gelmiştir.

      Yatağanlar, herhangi bir kılıcın savunma ve saldırı görevini yapmakla beraber biçim, yapı ve ölçü yönünden birçok farklılık taşır. Beyaz veya siyah kemik, fildişi, ahşap ya da boynuzdan yapılan kabzanın baş kısmı iki geniş kulak şeklinde sağa ve sola ayrılır. Bunlar yatağanın hamle sırasında elden çıkmasını önledikleri gibi silaha ayrı bir estetik görünüm verir. Bu görünüm nedeniyle halk arasında Kulaklı diye adlandırılır.

      Namlunun eğimine paralel eğim yapan kabza başı hafifçe içeri kıvrılarak tutulduğunda eli kavrayan bir tırnak meydana getirir, balçak bulunmazdı. Bir �Y� harfi meydana getiren kabza enli ve kalın bir metal bilezik altında namlu ile birleşir, namlu kabza içinde baş kısma kadar uzanırdı. Yatağanlarda namlu bildik kılıçlara göre daha kısa olur ve onların aksine iç bükey kenar keskin, dış bükey kenar düz olurdu. Dışbükey kenarda genellikle demir, keskin olan iç kenarda ise çelik kullanılırdı. En önemli özelliği, palalarda olduğu gibi eğimin uzun olan kenarının değil aşağı bakan ters kısmının keskin olmasıdır.

      Osmanlı�da yeniçerilerin, piyadelerin ve leventlerin kullandığı bir silah olan yatağan kını içerisinde belde, kuşağa veya silahlığa sokulmuş olarak taşınırdı. Boyları 60-80 cm. arasındadır. Yatağanlar ve yatağan kınları üzerinde de kılıçlarda olduğu gibi çeşitli bitkisel geometrik motifli süslemeler yapılmış, kartuşlar içerisinde kitabelere yer verilmiştir. Süslemede daha ziyade gümüş, altın ve kıymetli taşlar kullanılmıştır. Kitabelerde kullanılan yazılar, hat sanatı açısından kılıçlarda olduğu gibi yüksek seviyede değildir. Özellikle ucuz ve adi yatağanlarda herhangi bir zanaatkârlık görülmez, yazılar özensiz, çoğu zaman yanlış yazılırdı. Yatağan'da motifler ve yazılar bazen bir şiir bazen bir özlü söz olmakla beraber çoğunlukla ayetler, kılıcın sahibinin ismi, dualar ve kılıcı yapan ustanın mührü ile yapım tarihi görülmektedir. Dua olarak genellikle "Ya Muhammed kıl şefaat" yazıldıktan sonra kılıç sahibinin ismi geçerdi. Üzerlerinde çoğunlukla kan oluğu da bulunurdu. Yatağanın ağzının çok keskin olmasından dolayı zamanla bir kullanım kültürü gelişmiştir. Örneğin yatağan sahibi, karşısındaki kişi zayıf ise yatağanın keskin ağzı ile değil de kesmeyen sırtı ile müdahale ederdi.

      Yatağan�ın namlu motifleri kılıcın üzerine işlenirken genellikle iki yöntem kullanılırdı: İlk yöntemde, kakma sanatıyla motifler yapıldıktan sonra oluşan boşluklar erimiş altın veya gümüşle doldurulur, son olarak yüzey taşlanarak düzgünleştirilirdi. Ancak bu yönteme az rastlanılır, motifler genellikle gümüş olduğundan ikinci yöntem uygulanırdı. Bu yöntemde istenilen motifin şekli ince bir gümüş tele verildikten sonra kılıcın üzerine işlenirdi.

      Halk arasında tek parça demirden özensiz yatağanlar yapılsa da sahibinin statüsüne uygun kaliteli yatağanların yapılabilmesi için kılıcın belli bölümünde uzmanlaşmış birden fazla ustaya ihtiyaç duyulurdu. Bir usta bıçak kısmını yaparken biri kabzayı öbürü kınını bir başkası da motifleri yapmaktaydı. Motif ustaları da kakma yapan ve tel işleme yapan olarak ikiye ayrılırdı.

      Belde taşınırken dış bükey kısmı üstte bulunduğu ve yatan bir nesneyi hatırlattığı için yatağan (yatabilir, yatabilen) denildiği, Selçuklu komutanlarından demirci Yatağan Baba namıyla maruf Osman Bey'in, şimdi Denizli'nin beldesi olan Yatağan'ı fethettikten sonra yerleşip buraya sadece adını vermekle kalmadığı, kasabada üretilen ve tüm dünyaya nam salan kılıçların da isim babası olduğu söylenir. Pek çok kaynak ve belgede kılıçların Yatağan kasabasında yapıldığına dair yazılı bilgi bulmak mümkündür. Bu bilgiler kasabadaki sözlü tarihle karşılaştırıldığında paralellik taşımakla birlikte, yatağanların başta İstanbul, Bursa ve Filibe olmak üzere Osmanlı'nın önemli kentlerinde de üretildiği biliniyor. Özbeklerin Katağan boyu tarafından ortaya çıkarıldığı da, çok söylenilen ama kesinleşmemiş bir iddiadır.

      Denizli Yatağan, artık eskisi gibi yatağan üretilmese de, bıçak yapımı konusunda Türkiye�nin önemli merkezlerinden biri olmayı sürdürmektedir. Yatağan günümüzde turistik amaçlı hediyelik eşya olarak da üretilmektedir ama bunlar gerçek Yatağan ölçülerinde değildir, genellikle namlu ve kabza kıvrımları çok abartılıdır.





      deniz



      _____________________________

    • Yarbay
      2634 Mesaj
      02 Haziran 2008 01:43:31
      • Mesaj Linkini Kopyala
      • Şikayet
      Yatağan harika bir kılıç gördüğümde aşık oldum diyebilirim.Elin japon kılıcını alıp duvarıma asacağıma Yatağan alıp duvarıma asarım .Kısmetse bir tane alacağım

      Fetih hocam eklersen sevinirim



      < Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi * Deniz * -- 2 Haziran 2008; 1:42:16 >
      _____________________________

    • Yarbay
      4464 Mesaj
      02 Haziran 2008 21:05:04
      • Mesaj Linkini Kopyala
      • Şikayet
      Beni de ekleyebilirseniz sevinirim.


      _____________________________

      Tebessüm, iki insan arasındaki en kısa mesafedir.
    • Yarbay
      2439 Mesaj
      02 Haziran 2008 21:10:22
      • Mesaj Linkini Kopyala
      • Şikayet

      quote:

      Orjinalden alıntı: EneRGy.

      Beni de ekleyebilirseniz sevinirim.

      saygılar sevgiler




      _____________________________


      Osmanlı ve Türk Tarihi Kulübü
      Türk Tarihinin En Büyük Kumandanı Fatih Sultan Mehmet Han
    • Yarbay
      2483 Mesaj
      02 Haziran 2008 22:15:32
      • Mesaj Linkini Kopyala
      • Şikayet
      ufak bir rivayet

      Sultan Mehmet Han

      İstanbul Şehrini fethedince şehre ilk akıl hocası olan Akşemseddin in girmesini ister uzun konusmalar sonrası hocası kabul eder şehre girirken Akşemseddin in atından sıcrayan çamur
      Fatih Sultan Mehmet Han ın kaftanına gelir Akşemseddin utanır,sıkılır.Bunu gören Fatih aman hocam sakın üzülmeyin sizin atınızdan üstüme gelen çamur benim için onur dur der ve devan eder.Akıl hocasına ne kadar değer veriyormuş Fatih.



      _____________________________

      Intel i7 6700K || MSI Z170A Gaming M5 || 2*8GB Kingston HyperX DDR4 3100 MHZ || MSI Gaming X GTX 1080 || 128 GB HyperX SSD + 500 GB WD Caviar Black || Corsair Graphite 780T Arctic White || Corsair 750w
    • Yarbay
      2439 Mesaj
      02 Haziran 2008 22:27:08
      • Mesaj Linkini Kopyala
      • Şikayet

      quote:

      Orjinalden alıntı: Déaron

      ufak bir rivayet

      Sultan Mehmet Han

      İstanbul Şehrini fethedince şehre ilk akıl hocası olan Akşemseddin in girmesini ister uzun konusmalar sonrası hocası kabul eder şehre girirken Akşemseddin in atından sıcrayan çamur
      Fatih Sultan Mehmet Han ın kaftanına gelir Akşemseddin utanır,sıkılır.Bunu gören Fatih aman hocam sakın üzülmeyin sizin atınızdan üstüme gelen çamur benim için onur dur der ve devan eder.Akıl hocasına ne kadar değer veriyormuş Fatih.




      _____________________________


      Osmanlı ve Türk Tarihi Kulübü
      Türk Tarihinin En Büyük Kumandanı Fatih Sultan Mehmet Han
    • Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
      02 Haziran 2008 22:38:52
      • Mesaj Linkini Kopyala
      • Şikayet



      _____________________________

      ölünce yapılacak işler listemizin yine dolu olacağını unutmayalım.

    • Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
      02 Haziran 2008 22:58:09
      • Mesaj Linkini Kopyala
      • Şikayet
      Hoşgeldiniz arkadaşlar.




      ••••2.Murat ••••


      1403 yılında Amasya’da doğan Murad babası Mehmedin Edirne’de (1421) ölümüne kadar Amasya’da sancakbeyliği yapar. Babasının ölüm haberi üzerine Amasya’dan Bursa’ya gelir. Biat merasimi Bursa’da yapılır.

      Murad'ın altı şehzadesi olur. En büyük oğlu Ahmet Çelebi Amasya valiliği sırasında ölür. İkinci oğlu Alaaddin Amasya valiliği yaparken Karaman savaşında şehit olur. Sonra Mehmet Çelebi geliyor ki Fatih adıyla dünya tarihine adını yazdıracaktır. Dördüncü oğlu Küçük Ahmet Çelebi, Fatih tarafından öldürülür, Orhan ve Hasan Çelebiler de hastalıktan ölürler.

      Çok iyi bir şair olan II. Murad (halk dilindeki adı Koca Murad'dı) aruzla yazdığı şiirlere Muradi mahlasıyla imza atar.

      İmar işleriyle sürekli ilgilidir. Babası Mehmedin ilk kez oluşturduğu surre alayını genişletir. Türk ordusunda top ilk kez onun döneminde kullanılır. Korint körfezindeki zamanın en müstahkem kalesi, kale önünde dökülen büyük toplar sayesinde düşürülünce, zaptedilemez kalenin olmadığı düşüncesi Bizans imparatorunun aklını başından alır.

      Yeni iktisadi tedbirler alınır. Ordunun ihtiyacı olan silah ve giyim kuşam memleketten temin edilecektir. Türk limanlarında ticaret yapan yabancılar ticaretlerinde mutlaka ihracat karşılığı mal satabileceklerdir. Sanatkarlar askere alınmayacaktır.

      Ardından Macar Kralı Sigismond ile beş yıllık barış andlaşması yapılır.

      İstanbul kuşatılırsa da alınamaz. Bu arada Germiyanoğlu Yakup Bey Murad'ın kendisine gösterdiği yakınlıktan sonra Türk birliğine ve Osmanlıya olan inancı sebebi ile ölürken Germiyan topraklarını Osmanlıya vasiyet eder. Sultan Murad bu şekilde sıcak ilişkilerinin semeresini görecektir.

      Bizans Düzmece Mustafa olayı ile Osmanlıyı yeniden sıkıntıya sokmak ister. Şehzade Mustafa Bizansın yardımı ile Edirneye geçecek, padişahlığını ilan edecektir. Şehzade Mustafa ‘nın Edirne’deki padişahlık iddiası kendisine bir grup Bey'in katılımı ile büyür. Mustafa kuvvetleri ile Uluabad gölü kıyısına gelir ancak bilinmeyen bir sebeple (1) ordusunu bırakarak maiyeti ile Rumeli'ye geçer, takip edilerek yakalanır ve Sultan Murad ‘ın emri ile kalenin burcunda boğularak öldürülür(2). Fetret devrinde Rumeli'nde kaybedilen Selanik geri alınır. İktidarın sıcaklığı , koltuk arzusu her devirde insanı yakar ama Sultan Murad mücadeleden yorulmuş, ihtirastan uzak kişiliği ile Çandarlı Halil Paşa vasıtası ile oğlu Mehmedi iktidara davet eder. Ölmeden önce oğlunun iktidarını , yönetimini görmek ister.

      II.Mehmed hutbe okutturur, para bastırır. Karamanoğlu, Macar Kralına gönderdiği elçi ile durumu anlatır. Osmanlı tahtında bir çocuk vardır. Beklenen zaman bu andır.

      Kutsal kitaplara barış yemini ettirilen Macar Kralı yine kutsal düşünceleri için yeminini bozarak birleşik bir ordu meydana getirir,Varna'ya doğru ilerler.

      II.Mehmed babasını yeniden tahta davet eder. Murad gelmeyeceğini bildirse de tarihin kaydetdiği meşhur “padişah iseniz kafiri defetmek için gelmeniz vaciptir, eğer biz padişah isek emrimize itaat etmek de vaciptir” sözleri ile Murad'a yapacak bir şey bırakmaz. Padişah olarak değil de padişahın bir askeri olarak harbeden Murad Varna’da Avrupa ordusunu dağıtır ve yeniden Manisa’ya döner.

      Buçuktepe vakası ile(3) tahta ikinci kez geçecektir. Varna’da perişan olan Macarlar öç alma maksadı ile yeniden savaşmaya gelirler. Kosava’da oğlu Mehmed ile birlikte savaşan II.Murad çok kanlı bir muhabere sonunda II.Kosava savaşını da kazanacaktır.

      48 yaşında şiddetli bir baş ağrısı sonucu 19 Şubat 1451'de vefat eder. Ölümü II. Mehmet Manisa’dan Edirne’ye gelene kadar 16 gün saklanır. Vasiyeti üzerine hep tekrarladığı “Allahın rahmeti üzerinden eksik olmasın” duasına uyacak şekilde kubbesi açık olarak yapılan türbesine defnedilir.

      ••••2.Mehmet( Fatih Sultan Mehmet) ••••


      Fatih Sultan Mehmed 29 Mart 1432'de Edirne'de doğdu. Babası Sultan İkinci Murad, annesi Huma Hatun'dur. Fatih Sultan Mehmed, uzun boylu, dolgun yanaklı, kıvrık burunlu, adaleli ve kuvvetli bir padişahtı. Devrinin en büyük ulemalarından birisiydi ve yedi yabancı dil bilirdi. Alim, şair ve sanatkarları sık sık toplar ve onlarla sohbet etmekten çok hoşlanırdı. İlginç ve bilinmedik konular hakkında makaleler yazdırır ve bunları incelerdi.

      Hocalığını da yapmış olan Akşemseddin, Fatih Sultan Mehmed'in en çok değer verdiği alimlerden biridir. Fatih Sultan Mehmed, gayet soğukkanlı ve cesurdu. Eşsiz bir komutan ve idareciydi. Yapacağı işlerle ilgili olarak en yakınlarına bile hiçbir şey söylemezdi.



      Bilime büyük önem veren Fatih Sultan Mehmed yabancı ülkelerdeki büyük bilginleri İstanbul'a getirtirdi. Nitekim astronomi bilgini Ali Kuşçu kendi döneminde İstanbul'a geldi. Ünlü Ressam Bellini'yi de İstanbul'a davet ederek kendi resmini yaptırdı. Şair ve açık görüşlüydü.

      Fatih Sultan Mehmed 1481 yılına kadar hükümdarlık yaptı ve bizzat 25 sefere katıldı. Azim ve irade sahibiydi. Temkinli ve verdiği kararları kesinlikle uygulayan bir kişiliği vardı. Devlet yönetiminde oldukça sertti. Savaşlarda çok cesur olur, bozgunu önlemek için ileri atılarak askerleri savaşa teşvik ederdi.

      20 yaşında Osmanlı padişahı olan Sultan İkinci Mehmed, İstanbul'u fethedip 1100 yıllık Doğu Roma İmparatorluğunu ortadan kaldırarak Fatih ünvanını aldı.

      Hz.Muhammed'in (S.A.V) hadisi şerifinde müjdelediği İstanbul'un fethini gerçekleştiren büyük komutan olmayı da başaran Fatih Sultan Mehmed, yüksek yeteneği ve dehasıyla dost ve düşmanlarına gücünü kabul ettirmiş bir Türk hükümdarıydı.

      Orta Çağ'ı kapatıp, Yeniçağ'ı açan Cihan İmparatoru Fatih Sultan Mehmed, Nikris hastalığından dolayı 3 Mayıs 1481 günü Maltepe'de vefat etti ve Fatih Camii'nin yanındaki Fatih Türbesi'ne defnedildi.



      < Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi Fetih -- 2 Haziran 2008; 22:58:01 >
      _____________________________

    • Binbaşı
      1915 Mesaj
      02 Haziran 2008 23:18:18
      • Mesaj Linkini Kopyala
      • Şikayet

      quote:

      Orjinalden alıntı: eggy13







      Bu resmi ilk defa görüyorum teşekkürler



      _____________________________

    • Yarbay
      6634 Mesaj
      02 Haziran 2008 23:45:14
      • Mesaj Linkini Kopyala
      • Şikayet
      TÜRK AİLE YAPISI


      Son yillarda israrli bir sekilde aile dinamitlenmekte. Aileyi yikmak, parçalamak için ne gerekiyorsa yapilmakta. Aslinda aile ile ugrasmak, evi otele çevirmek bindigi dali kesmek, toplumun huzurunu bombalamak demektir. Kadinin da “esitlik” adi altinda, “Esitsizlige” sürüklenmesidir.




      Bir milletin aile yapisi saglam ise, Devlet yapisi da saglam ve uzun ömürlü olur. Bunun en güzel örnegi Osmanli toplumudur. Zaman zaman devlet bünyesinde görülen çatlakliklar, isyanlar âile sayesinde toplumun geneline siçramamis ve bu millet en zor dönemlerde bile içinde bulundugu hâlden saglam aile yapisi sayesinde rahatça silkinip ayaklari üstünde durmasini bilmistir. Ne zaman ki Osmanlida Ailede de Bati’ya özenti basladi toplumda da huzur kalmadi.



      Osmanlida âile saglamligini temin eden baslica âmil, dinimizin bildirdigi sekilde erkek ve kadinin yaratilis gayelerine uygun olarak toplumda yerini almis olmasidir. Erkek, rizki temin için dis hizmette; hanim ise, âile yuvasini ve nesli muhâfazada içerde vazîfe görmüstür. Bu güzel is bölümünün bir semeresi olarak da toplumun huzur kaynagi olan: “Büyüklere hürmet ve itâat, küçüklere sefkat ve muhabbet”prensibitesekkül etmistir.

      Osmanlida, bir âilede; evin reisi sifatiyla babanin, onun yardimcisi sifatiyla ananin ve onlarin gözlerinin nûru olarak da evlâdlarinin vazîfeleri ayri ayri ve en mükemmel surette belirlenmistir. Özellikle çocuklar, ana-babalarina karsi hürmet, itâat ve gerekli hizmetle mükelleftir. Eger ayri yerlerde ya da muhtelif sehirlerde yasiyorlarsa, küçükler için “sila”, yâni ana-babanin oldugu yere gidip onlari ziyâret etmeleri ve onlarin gönüllerini almalari mecbûriyeti vardir.



      Iste bundan dolayi Osmanli ailesi huzurluydu. Maddi sikintilar, geçim darligi bu huzuru bozamiyordu. Genis, büyük aile yapisi sevgi ve hürmeti artiriyordu. Osmanlinin bu huzurlu aile yapisi yabanci seyyahlarin da dikkatini çekmistir:
      Dr. A. Brayer: “Osmanli’da çocuklar, yetisip olgunluk yasina geldikleri zaman ana ve babalarinin yanlarinda bulunmakla iftihar ederler. Oysa diger memleketlerde çok defa çocuklar olgunluk çagina girer girmez, ana ve babalarindan ayrilirlar. Hattâ bazen kendileri refâh içinde yasadiklari halde onlari sefâlete yakin bir hayat içinde birakirlar. Bunlar, ana-babalarina karsi onlarin kendilerini çok ihtiyaçlari oldugu bir devrede âdetâ yabancilasirlar. Sevgi saygi diye bir sey kalmaz”

      Meshur Fransiz edîbi Pierro Loti de söyle der:


      “Dünyânin hiçbir evinde, bir erkek hanimina bu derece saygili ve hayran olamaz! Bu gerçegin sirri, Türk evinin, kadini tarafindan hazirlanisindadir.
      Evin sâhibesi olan kadinin giyisini, basindaki örtüden ayaklarinda bulunan nefis islemeli kumasli terliklere kadar âhenk içindedir. Kadin evine o kadar düskün, temizligine o kadar merakli, kocasinin ev hasretini giderecek öylesine bir zekâ ve egitime sahiptir ki, evin erkegi aksam üzeri büyük bir hasretle kapidan girer. Kadinin temizligi maddî plânda bir çiçek kadar saftir. Bu madde temizligi kadinin rûh temizliginden gelir. O kadin içki, kumar ve dis dünyâyi bilmez.
      Dis dünyayi bilmeyen Osmanli kadini, tecessüs illetinden de kurtulmus olur. Evinde mes’ûd bir hayat yasar. Kavga gürültü nedir bilmez. Gönlünü Allaha, kocasina, çocuklarina baglar. Zihnini fuzûlî seylerden korudugu için rahat ve huzurludur. Dolayisiyla ahlâklidir. Böyle olunca yuvasinin hürmete sâyân, serefli bir unsuru olur.






      < Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi eggy13 -- 4 Haziran 2008; 18:34:16 >
      _____________________________

Reklamlar
-x
Bildirim
mesajınız kopyalandı (ctrl+v) yapıştırmak istediğiniz yere yapıştırabilirsiniz.