Haber Editörü
11 Ağustos 2009
Tarihinde Katıldı
Takip Ettikleri
25 üye
Görüntülenme
Toplam: 371 (Bu ay: 3)
Gönderileri



Bu videoda Fiio K5 Pro ve Sennheiser HD6xx deneyimlerimi aktarıyorum. 1 yıllık deneyim sonucunda AMP+DAC ünitesi Fiio K5 Pro'nun Fiyat/Performansı ve Sennheiser HD6xx'in başarımını anlatıyorum.



Fiio K5 Pro'nun güncel fiyatını görmek ve satın almak için; Fiio K5 Pro



Sennheiser HD6xx'in güncel fiyatını görmek için; Sennheiser HD6xx






İtopya'nın hız kesmeden büyütmeye devam ettiği, operasyon merkezini gezdik, merak ettiklerinizi sorduk!



İş akışı,sistem toplanışı ve yeni mağazalar hakkında bilgiler ve daha fazlası videomuzda!




Bu videoda HyperX Cloud II Wireless oyuncu kulaklığını inceliyoruz. Siyah-kırmızı temalı tasarımını ve metal iskelet üzerine kurulu yapısını değerlendiriyor, oyun performansını, her şeyini sınıyoruz.



HyperX Cloud II Wireless'ın resmi sitesine gitmek için; https://www.hyperxgaming.com/tr/headsets/cloud-gaming-headset?partnum=KHX-HSCP-RD






Bu videoda Asus Keris Wireless oyuncu faresini inceliyoruz. Sade tasarımı, çoğu ele uygun ergonomisini ele alıyor, sensörünü detaylandırıp karşılaştırıyor, performansını, bataryasını sınıyoruz.



Ürünün resmi sayfasına gitmek için; https://tr.rog.gg/FsKnwQ




Gigabyte aslında bir süredir yurtdışında dizüstüleriyle boy gösteriyordu, misal veriyorum 2016 yılında Aorus X5 ve X7 DT dizüstüleriyle CES fuarında inovasyon ödülü almışlardı ama ülkemize varmaları zaman aldı, Türkiye’deki dizüstü sektörü dişli bir sektör, algı ve ürün anlamında oturmuş markalarla rekabete girişmek ciddi cesaret gerektiriyor, Gigabyte bu cesareti gösterdi. İtopya’da baktığımda elimdeki ürün gibi içerik üretmeye daha meyilli ve tabii ki 300Hz ekranıyla Aero 17 KC gibi oyuna daha meyilli seçenekler görüyorum. Fiyat anlamında da sıkı rekabet adına rakiplerinin RTX3060 sunduğu fiyat segmentinde RTX3070 ile geliyor Aero dizüstüler, uzaktan bakınca da olumlu bir tablo var, şimdi detaylara geçelim.





Gigabyte Aero 15 KC, aynı kasada hem OLED hem de IPS seçeneği var aslında, görünürde hem donanım hem görünüm anlamında aynı dursalar bile ekran, ekran cihazın tüm odağını değiştiriyor. Metal bir arka kapağı var, üzerine daha çok ışığın yansımasıyla kendini belli eden şeritler çekilmiş, beyaz aydınlatmalı bir Aero logosu var, dizüstü genel itibarıyla bir toplantı ortamında da sırıtmayacak oturaklıkta bir tasarıma sahip.





Kapağı, klavye etrafı, altı metal plakalardan imal edilmiş, CNC kesim diyor ama tek parçadan oyulmuş bir gövde değil lakin plastikten çok daha hoş bir hissiyatı var. Klavye etrafındaki ve ekrandaki esneme payı da dayanıklılık anlamında kendini kanıtladı benim tarafımda. 2 kilogram civarında diyor Gigabyte, nedense tam ölçümü söylemiyorlar, mesela Aero 15 XC için de 2KG civarı deniyor ama aslında 2.2KG sularında. 





15.6 inç Windows dizüstüler arasında ince sayılabilecek makinelerden biri ama benzer donanıma sahip olup daha hafif rakipleri bulunmuyor değil. Lakin bu makinedeki gibi bir metal yoğunluğu yok onlarda. Özetle ince mi, evet Windows’lu rakiplerinin bir kısmından ince, yine üretkenlik odaklı Macbook Pro’dan ince mi, hayır o 1.62cm kalınlığında, tam 2KG ağırlığında, bu 2CM kalınlığında. Sonuçta içerik üreteceğiz bu makineyle, harici ekran kartının gücü lazım, devreye girmesi için 400 gram civarındaki adaptörü de yanıma almam gerek, dolayısıyla ben olsam el çantası değil de yine de bir sırt çantası kullanırdım taşımak için.



Kapak ve menteşe testinden geçti, benim kişisel testimdir, menteşe ayarı iyi olacak, dizüstünün altını beraberinde getirmeyecek, hele ki bu fiyat segmentinde, gayet güzel ayarlanmışlar ama salıntısı fazla, bu gördüğünüz 2014 model Macbook Pro mesela, aradaki fark bariz.





Gigabyte Fusion RGB çiklet klavye, her tuş kendi aydınlatmasına sahip Control Center üzerinden istediğiniz gibi renk ve efekt girebiliyorsunuz. Karanlıkta rahatlıkla görüyorsunuz tuşları, ışık şiddeti iyi ama F tuşlarındaki kısayolları karanlıkta göremiyorsunuz, ezbere hareket etmeniz gerekiyor.





Klavyeyi dizüstünün en kenarlarına kadar dağıtmışlar, tuşlar arasındaki mesafe 1-2 günde alışabileceğiniz miktarda, iyi ayarlanmışlar, bol bol yazı yazan biri olarak harekete geçirme basınçlarını bir tık fazla buldum ama hepten de yorucu değil. Sessiz bir klavye, kütüphanede toplantı salonunda yazma temponuzu düşürünce, biraz daha sakin davranınca kimseyi rahatsız etmezsiniz. Dönütleri iyi, yazı yazarken keyif aldım, bir mekanik klavye gibi şak şak şak bir dönüt değil ama anahtar bittiği noktada da membran bir klavye gibi de değil.



Şurada sürgülü gizemli bir şey var, nedir o? Webcam, evet açısı itibarıyla, yüzünüze alttan baktığı için ortaya çıkan görüntü çok hoş olmayabilir ama ince çerçeve için yapılmış bir fedakarlık ve fiziksel olarak üzeri örtülebiliyor.





Bilek bölgesi alan anlamında yeterli, günlük kullanımda gayet serin kalıyor, tam yük altında olduğunda hafif ılıyor sadece. Yalnız bol bol yapıştırma var, ekranın sağ köşesinde, bileklik bölgesinde, dizüstü benim olsa kesinlikle sökerdim hepsini.





Touchpad. Yeterince büyük, yüzeyi gayet kaygan, bir yandan da kontrollü, günlük işler için ekstra fare takmaya gerek duymadım açıkçası, alt kısımlarında tıklaması daha kolay, basma sertiliği için normal diyebilirim. 3 parmak kullanarak masaüstüne dönebilirsiniz, sağa sola kaydırarak ALT TAB yaptırabilirsiniz, genel olarak beğendim touchpad’i yani. Parmakizi okuyucu var, kısa ve öz, hiç sekmeden teklemeden, tekrar denettirmeden çalışıyor, güzel çalışan parmakizi okuyucusu alışkanlık yapar, bu yapar.





Giriş çıkışlarda sol tarafta bir hane HDMI 2.1 port var, 8K 60FPS, 4K 120FPS’e kadar destekli. Ben FHD 280Hz monitörüme bağladım mesela, bu şekilde dışarıda iş, evde oyuncu makinesi olarak kullanabildim. Mini Display 1.4 portu var, buradan da 4K video çıkışı alabilirsiniz, bir tane de Thunderbolt 3 destekli Tip C portu var, bunda da 4K çıkış var ve toplamda 3 tane 4K video çıkışı alabiliyorsunuz.





3 tane birinci jenerasyon USB 3.1 Tip A portu, Gigabit RJ-45 portu, kombo 3.5mm jack ve UHS II destekli SD kart okuyucusu, bazen üst segmentte Micro SD okuyucular görüyoruz, gerçekten üzüyor, burada bu form ve hızda okuyucu gerekiyordu zaten. Yalnız güç girişi keşke arkada olsaydı, kabloyu ya böyle kenardan doluyorsunuz ya da masanın arkasından almanız gerek, bulunduğunuz her ortamda masanın arkasına erişmek kolay değil sonuçta. Genel olarak ben giriş çıkış kurulumunu içerik üretme adına gayet doyurucu buldum, gayet güzel.





15.6 inç 4K 60Hz Samsung üretimi AMOLED ekran. HDR400 destekli, DCI P3 renk gamutunun %100’ünü kapsayabilen, bir dizüstünde video içerik üretmek için bulabileceğiniz en iyi ekranlardan birkaçından biri, fabrika çıkışlı Pantone kalibrasyonlu. Ben Sony FDR-AX100 ve Sony A6400 kullanıyorum, bunlar 8 bit kameralar, 4:2:0 örneklemeye sahip ikisi de, izleyicinin karşısına ne çıkacak, bunun en iyi örneğini kendi gözlerimle görebileceğim nitelikte bir önizleme alabiliyorum. Beni aslında sRGB renk gamutu daha çok ilgilendiriyor, kullandığım kameralar itibarıyla, bu renk doğruluğunu kalibrasyonlu IPS bir ekran da sağlayabilir ama bu ekran istediğiniz kameradan istediğiniz görüntüyü hiç düşünmeden olması gereken doğrulukla sunuyor size, izleyiciye veyahut müşteriye ne gideceğini tam anlamıyla biliyorsunuz.





Çerçeveler 3mm’ye 3mm, sağı solu üstü aynı kalınlıkta, hatta kalınlıkta demeyelim incelikte diyelim ve üç tarafı da 3mm çerçeveli ilk ekran olma özelliğini taşıyor. Benim gözüm buna çok alıştı açıkçası, bu sefer de bir başka dizüstüde çerçeveler gözünüzde büyümeye başlıyor. 



İçerik üretmenin dışında dizi film izlemek için de bulabileceğiniz en iyi panel tipi. 400nit gayet yeterli, ben kapalı ortamlarda %60’ın üzerine çıkmadım. Renkler capcanlı, ton ayrımı mükemmel düzeyde, siyahlar için piksel kapatıldığından simsiyah olması gerekiyorsa simsiyah oluyor her şey.





Kalbinde, CPU tarafında Intel i7 10870H var, 10. Nesil,  8 çekirdek 16 izlekli, tek çekirdek için 5GHz’e kadar çıkabilen, 45W TDP’li üst segment bir işlemci, hem oyun hem içerik üretmek için piyasaya çıkıldığında üst segmentte çoğu makinede bu işlemciyi görüyoruz. GPU tarafında ise Ampere mimarili RTX3060 var, Gigabyte 105W’lık versiyonu olduğunu söylemiş. Artık Max Q yani düşük tüketimli, yüksek Watt’lısına kıyasla düşük performanslı olanı diye bir şey yok ama yine de üreticiler Dynamic Boost 2.0 ile yongaların güçlerini yine kendileri belirleyebiliyorlar. Yani 75W’lık RTX3060 da var, 130W’lık RTX3060 da var, hangi modeli diye daha çok araştırma yapmanız gerekiyor, Max Q ekinin kalkması tüketici lehine çok da iyi bir şey olmadı aslına bakarsanız.



6GB GDDR6 bellekli, 192-bit veri yolunda 336GB/saniye bant genişliğine sahip, boost ile 1530MHz’e kadar çıkabiliyor ama gerçek dünya testinde göreceğiz durumunu. Ray Tracing var, destekli oyunlarda görsel keyfi arttırabilirsiniz, DLSS 2.0 var, yine destekli oyunlarda daha az piksel işleyip yapay zekayla daha fazla çözünürlük elde edebiliyorsunuz. 4K 60Hz ekranı dolayısıyla odağı içerik üreticiler ama harici bir monitör işleri değiştirebiliyor, o yüzden şimdi oyun performansını tablolarla görelim.





(diğer testler videoda, videoyu izleyin)



2x8GB şeklinde 16GB RAM ile geliyor, entegre değiller, büyük projeler üzerinde çalışıyor, 3D işler üzerinde çalışıyorsanız 32GB RAM tavsiyemdir. Aslında 3200MHz hızındalar ama daha düşük gecikme süresi için 2933MHz’e çekilmişler. Phison marka 512GB NVMe bir SSD ile geliyor, gerçek dünya testlerinde 2GB/saniyenin üzerinde okuma ve yazma hızlarına sahip, sistem bir defa olsun teklemedi, durmadı. Toplam 2 M.2 slotu var, yine NVMe SSD takılabiliyor, depolamayı yükseltmek lazım bence.





Termal başarım ve gürültü konusu. Sağı solu arkası klavyenin üstü ve cihazın altında havalandırma ızgaraları var, Gigabyte’ın Windforce İnfinity adını verdiği bir soğutma kurulumu var. Gigabyte Control Center üzerinden performans modunu açıp 3D Mark Stress testine soktum, gördüğünüz üzere tüm çekirdekler yük altındayken bir süre sonra 4.2GHz’den 2.2GHz’e düşüp yollarına devam ettiler, yani ısıya bağlı olarak bir limitlemeyle karşılaştı, stabilite testinden başarılı geçmek için %97 tutturması gerekiyorken %0.1 ile kaçırdı. Turbo fan modunu açınca tüm test boyunca tüm çekirdekler için 4.2GHz’de kalmayı başardı, tam %97’yi tutturdu.





İşin özü şu, uzun soluklu bir Adobe Premiere projesi, 3D modelleme projesi veya işlemciyi tam yük altına sokacak herhangi bir iş yükü söz konusu olduğunda Turbo modu açmanız gerek yoksa hız düşüyor, çıktı süresi hayli uzuyor. Gürültü konusunda ise Turbo modu açmadan tam yük altına sokunca aslında yük altındaki bir dizüstü için normal bir gürültü üretiyor, ille de kulaklık takmanıza gerek yok ama Turbo modu açıncaki fan gürültüsü yorucu, bir kulaklık takmak gerek. 





Batarya tarafına geldiğimizde 99W/h saat batarya makinenin boyutları düşünüldüğünde gayet iyi, rakipleri de benzer kapasitede bataryalar kullanıyor artık ama %60 ekran ışığıyla tasarruf modunu açtım, bir yandan müzik açıktı, bir yandan internette sörf yapıp bol bol yazı yazdım, çeviri yaptım, böyle bir kullanımla beraber 4.5 saatin biraz üstünde bir kullanım süresi elde ettim, etikette yazan “Batarya size tüm gün yetecek” iddiasından uzak. Sebebi şu, 15.6 inç ekranda bence gerekli değil, FHD bir panelden ayırt etmek için gözünüzü ekrana dayamanız gerek ve 4K, FHD’den dört kat fazla piksel demek. Çözünürlüğü FHD’ye çekince %20 civartı artıyor kullanım süresi ama yine öyle tüm gün değil, tavsiyem adaptörünüzü yanınıza almanız olacak.





2x2W hoparlör kurulumu yeterli düzeyinde maksimum sese sahip ama detay gücünü beğendim, baslar pek vurgulu değil, hoparlörler üzerinden kurgu işi yapılmaz tabii ama daha iyisini beklerdim mesele içerik üretmek olunca. Wi-Fi 6 standardı, daha çok 802.11ax olarak tanıdığınız Wi-Fi modülünün hızı ve menzili iyi, sorunsuz çalışıyor, Bluetooth 5.0 destekli, ben Sony WH-1000XM4’ümü bağlayıp Adobe Premiere’de kurgu yaptım, gecikme hayli düşük.





Gigabyte Aero 15 KC. Bu videonun çekildiği tarih itibarıyla fiyatı 20 bin TL civarında, güncel fiyatına mutlaka kendiniz bakın. Benzeri donanıma sahip, benzeri taşınırlıkta rakipleri var, sınıfında fark yaratan şeyler Pantone kalibrasyonlu AMOLED ekranın kendisi ve çerçeve kalınlığı, ikisi de alışkanlık yapabilen şeyler. Yeri geldiğinde harici ekranla bir oyuncu makinesine de dönüşebilir ama oyuncuysanız FHD yüksek tazeleme hızlı panellere yatırın paranızı, bunun önceliği içerik üretmek ve hakkıyla da yapıyor. İddia edip tam olarak yapılmamış iki şey var, birincisi CNC alüminyum gövde, bu tabir tek parçadan üst gövde ve klavye bölgesinin bütün olduğu gövdeleri akla getiriyor, burada öyle değil, ikincisi de tek şarjla tüm günü çıkarabileceğiniz iddiası, öyle bir kullanım süresi yok burada, bu iddiada olmayıp bunu sağlayabilen dizüstüler daha yeni çıktı, M1 yongalı Apple dizüstüler. İşin özü şu, ben piyasada bir dizüstüde bulunabilecek, renk doğruluğu, delta değeri en iyi ekranlardan birini istiyorum, çerçeve konusu da önemli benim için, birkaç monitöre 4K çıkış vereceğim, çıkış seçenekleri de bol olsun diyorsanız Gigabyte Aero 15 KC sizin için olabilir, tercih sizin.




Fiber altyapı kullanıyorsanız bu GPON/ONT kutularına aşına olabilirsiniz, bunların üzerindeki RJ-45 portundan da bir modeme/router’a bağlantı köprüleyip ağlarımızı kuruyoruz ve bu kurulum giderek yaygınlaştığı için üst segmentte modem değil bol bol router görüyoruz. Asus DSL-AX82U ise ADSL2, ADSL2+ ve VDSL2 ile 350MBit indirme/ 65Mbit yükleme hızlarını destekleyen üst segment bir modem/router olarak karşımızda. Yani özellikle VDSL hizmeti alanlar için söylüyorum, bu makine sizin için olabilir. Kutusunun içerisinden cihazın kendisi, 30W’lık bir adaptör, kısa bir RJ-45, bir tane de RJ-11 kablosu ve alışılageldik dökümantasyonlar çıkıyor, 3 yıl garantili.





Tasarım. Aslında daha önce incelediğimiz, aynısının sadece router olarak çalışanı RT-AX82U’yu incelemiştik. Dolayısıyla aynı şekilde DSL-AX82U’u da tasarımıyla beni kalbimden vurdu. B-2 Sprit Stealth bombardıman uçağını andıran bir tasarımı var ve buradaki en ilgi çekici öğe RGB aydınlatması. Kanallar halinde ayrılan difüzörden yansıyan ışık hem homojen dağılıyor hem de şiddeti iyi. Uygulaması üzerinden istediğiniz sabit bir rengi seçebiliyor veyahut yanıp sönme, dalga, gradyan gibi efektler uygulayabiliyorsunuz. Sadece gökkuşağı modunda renklerin geçişinde duraksamalar var ama mesela kayan yazı efekti sorunsuz. Üzerindeki butonla bu efektler arasında anında geçiş yapabilir veya aydınlatmayı kapatabilirsiniz.





Kaslı ve cüsseli görünebilir ama tahmin ettiğiniz kadar büyük değil. Altında duvara sabitleme yuvaları yok, olsaydı açısı dolayısıyla RGB aydınlatma gözükmezdi yani düz bir yüzeyde kullanmanız kurgulanmış.



Üstünde derin yarıklar halinde havalandırma ızgaraları var, solda da durum LED’leri. Antenler entegre antenler, çıkarıp değiştiremiyorsunuz ama istediğiniz gibi yönlendirebilirsiniz, dBi değerlerinden bahsedilmemiş.





Arkasında sırasıyla bir tane RJ-11 hat girişi, birinci jenerasyon bir USB 3.2 portu, 4 tane Gigabit LAN, 1 tane Gigabit WAN portu, açma kapama anahtarı ve güç girişi bulunuyor, tüm giriş çıkışlar burada. Sağında solunda ekstra bir şey yok, altında bilgilendirme etiketi var sadece.





İçini açıp baktığımızda soğutma kurulumunun daha mütevazı olduğunu görüyoruz. Kalbinde Broadcom BCM63178 1.5GHz hızında çalışan çift çekirdekli bir yonga var, 512MB RAM eşlik etmiş. Yine Broadcom ama 3 çekirdekli bir yonga vardı router olan versiyonunda, RAM miktarı aynı, soğutmanın neden daha mütevazı olduğu anlaşılıyor ama performansı ne durumda, canlı canlı göreceğiz.



Sonuçta bir modem ama kablosuz yönlendirici, erişim noktası, medya köprüsü ve AiMesh modülü olarak kurulabiliyor, yani birden fazla Asus marka modem ve router ile bir Mesh Wi-Fi sistemi kurabiliyorsunuz.





Anasayfada bağlı cihazlar izlenebiliyor, CPU ve RAM durumunu takip edebiliyorsunuz, Aura RGB ayarını yapabiliyorsunuz. Misafir ağı adı üstünde zaten, gelip geçici ağlar kurabilirsiniz. AiProtection’daki ağ koruması Trend Micro’nun altyapısıyla oluşturulmuş, zararlı sitelerin engellenmesi ve evebeyn denetimi gibi şeyler var. Site yasaklayabilir, izin verebilir, internetin kullanılabilir olduğu zamanları belirleyebilirsiniz. 





Qos var, alıcıya göre bant genişliğini kontrol edebiliyorsunuz, böylece bir cihaz bütün bant genişliğini ele geçiremiyor. En önemlisi de ağı belirli kullanımlara göre şekillendirebiliyorsunuz. Oyun, medya akışı, uzaktan eğitim, evden çalışma gibi gibi modlar var, bunlar data paketlerinin yönetimlerini değiştiriyor ama tabii her şeyden önce iyi altyapı lazım, bunlar altyapı iyi olduktan sonra faydasını görebileceğiniz şeyler. Trafik çözümleyicisi ağda neyin ne kadar veri tükettiğiyle alakalı güzel bir grafik oluşturuyor “meğer bu lag yapıyormuş” diyebileceğiniz istatistikler sunuyor.





Oyun profilleri ve Open NAT var. Profillerde oynadığım güncel rekabetçi oyunları bulabildim, burada bir sıkıntı yok. Peki ne kadar işe yarıyor? Altyapınızın durumu en büyük etken, altyapı iyiyse zaten bu tür şeylere gerek bile kalmıyor ama mesela CS:GO profilini uyguladım, Superbox kullanıyorum ben, bende gecikme süresinde kayda değer bir düşüş sağladı. Telefondan PUBG oynuyorsunuz mesela, telefon için de oyun modu açabiliyor, diğer router’larda görmediğim bir şey ama mobilde bunun ölçümü yapabileceğim, gecikme sürelerini birebir gösteren bir oyun yok maalesef. 



USB disk ile kendi bulut depolamanızı, sunucunuzu oluşturabilirsiniz, ağda yazıcı paylaşabilirsiniz, 3G/4G dongle ayarları burada, Apple ürün kullananlar için Time Machine ve en önemlisi Download Master, bilgisayarı açık bırakmanıza gerek yok, tek başına indirme yapabiliyor.





Kablosuz ayarlarında önemli bir detay var, DSL-AX82U WPA3 destekli, yani şifreleme protokolü konusunda da en güncel çözümü kullanıyor. Profesyonel sekmesinde MU-MIMO’yu aktifleştirdim, Airtime Fairness’ı açtım, iletim gücü varsayılan olarak Performans modundaydı zaten.



IPTV var mı, var ve DDNS mevcut. VPN de var. Yönetim kısmında AiMesh’ten biraz daha bahsetmek istiyorum, Mesh Wi-Fi sisteminin Asus’taki adı bu. Halihazırdaki Asus modem ve router’larınızı mesh sisteminin bir parçası haline getirmenizi sağlıyor. Bir önceki cihazınız Asus ise yine bir Asus aldığınızda menzil anlamında önemli bir kazanım haline geliyor yani.





Teknik özelliklere gelirsek, 2.4GHz’de 574Mbit, 5GHz’de 4808Mbit’e kadar bir hız potansiyeline sahip. MU-MIMO destekli, yani alıcı başına bir sinyal hattı atayabiliyor, teorik olarak daha stabil bir bağlantı anlamına geliyor. Beamforming var, sinyal alanını alıcı cihaza göre şekillendiriyor. OFDMA var, MU-MIMO ile 8 kanal açılıyor, OFDMA de her kanalı parçacıklı bir şekilde ayırıyor, LTE hücresel veri baz istasyonlarında kullanılan bir teknoloji.





Gerçek dünya testleri. 802.11ac için Asus PCE-AC88, 802.11ax için PCE-AX58BT kullandım, ikisi de üst segment PCIe Wi-Fi adaptörler. QNAP TS-431P NAS’ıma bağladım ve video dosyaları çekerek, göndererek testlerimi yaptım. PCE-AC88 ile modem ile aynı odada 2.4GHz yayınında 130Mbit yani 16MB/saniye civarlarını gördü, 5GHz yayınında 940Mbit yani 117MB/saniye civarında bir hız aldım. 75 metre/kare ve 3 duvar ardından 2.4GHz’de 50Mbit yani 6MB/saniye civarı, 5GHz’de 600Mbit 75MB/saniye civarı gayet iyi bir hız elde ettim. PCE-AC58BT ile modem ile aynı odada 2.4GHz yayınında 190Mbit yani 24MB/saniye civarı, 5GHz’de 870Mbit yani 109MB/saniye civarında bir hız elde ettim.





Menzil testinde 2.4GHz’de çok kabul edilebilir bir sonuç alamadım açıkçası, 5GHz’de ise 700MBit 88MB/saniye civarı gibi gayet iyi sonuç elde ettim. Menzil testinden çıkardığım şey şu, 5GHz yayınının sinyal gücü 2.4GHz yayını kadar güçlü ve çok daha hızlı, RT-AX82U’da da DSL-AX82U’da da 5GHz yayınını kullanın. 



Genel olarak bu hızın özeti şu, diyelim ki evde kullanıyorsunuz, isteyen istediği kadar 4K’da Netflix içeriği tükebilir, isteyen bu esnada internet altyapısı iyiyse eğer gecikme yaşamadan oyun oynayabilir, ben de içerik üreten, profesyonel olarak çalışan biri olarak haftada yaklaşık 150GB veriyi istediğim hızlarda NAS’ıma atabiliyorum, alabiliyorum, fiyatının ederi üst segment bir başarım sunuyor yani.





Güç tüketimi tarafına gelirsek boştayken 7W civarı, yükteyken 12W civarı güç tüketiyor, orta segment cihazların tüketim seviyesi bu aslında. Stabilite anlamında kullandığım süre boyunca takılma, ıkınma olmadı, hadi şu makineyi kapatıp açayım dedirtmedi, bu segmentte dedirtmemesi gerekiyor zaten.





Asus DSL-AX82U. Bu performansta rakip cihazlar bulabilmek elbette mümkün ama tasarım, tasarım beni yakaladı. Performans tarafında 5GHz yayınının menzile göre başarımı gayet başarılı, sinyal gücü de öyle, hız istiyorsanız hız var, oyun optimizasyonları da her rakibinde gördüğümüz bir şey değil. Testler diğer modem ve router incelemeleriyle aynı ortam ve şartlarda yapılıyor, dolayısıyla karşılaştırabilirsiniz. Özeti şu, VDSL altyapınız var, stabilite istiyorsunuz, performans istiyorsunuz, hız istiyorsunuz, DSL-AX82U tavsiye edebileceğim modemlerden biri olmuş.



ASUS DSL-AX82U’nun Nisan ayı içerisinde piyasada olması bekleniyor.



Ön siparişe özel indirimli fiyatla satın almak için Vatan Bilgisayar’ı takipte kalın:
https://qr.asus.com/69b5e7 



Mevcut ASUS modem sahibi kullanıcıların yararlanabileceği indirimli değişim kampanyası için



(Nisan başı itibarıyla aktif olacak):
https://qr.asus.com/90cc97



ASUS DSL-AX82U ürün sayfası için:
https://qr.asus.com/915f5f



 



 



 



 



 



 



 



 



 



 




Asus içerisinde RX6800XT için TUF, ROG Strix ve LC yani sıvı soğutmalı versiyonlar var, TUF bunlar arasında daha çok Fiyat/Performans’a odaklanan seri. Üst segment bir ekran kartı, RTX3080 ile kafa kafaya da gelebiliyor ama çoğu zaman 1-2 tık gerisinde yani kimi oyunda RTX3080, kiminde RX6800XT küçük farklarla öne çıkıyor, stok olsa fiyatları kafa kafaya ama kart yok piyasada.





Siyah-kırmızı bir kutu, 4K oyunculuk, 16GB VRAM ve PCIe 4.0 vurgusu yapılmış. Kutuda ekran kartı var, kullanma kılavuzları var, oyuncu kartı misali bir kart ve PCB’den minik bir cetvel var, 3 yıl garantili.





Tasarım ve boyutlar. 32CM uzunluğunda 14CM eninde ve 5.78CM kalınlığında, RTX3000 ailesi de RX6000 ailesi de, yani yeni nesil ekran kartları önceki nesillere göre hem belirgin şekilde daha uzun hem de daha kalın, 2.9 slot olarak geçiyor, kasa seçiminize çok çok dikkat edin, özellikle kompakt Mid Tower kasalarda sorun yaşamanız muhtemel. 





Fanlar hariç gördüğünüz her şey alüminyum, aslında Strix serisinde böyle olmasını beklersiniz ama Strix serisinde gövdede daha çok plastik var, burada her şey metal. Tabii aydınlatmasıyla, tasarımıyla Strix daha şık görünüyor, TUF’un tasarımı sade bir tasarım kalıyor yanında. Üstünde küçük yarıklar ve katmanlı bir yapı, arkasında da metal bir kaplama var, daha parlak yapıda.





Geleneksel fanlara göre tasarımları ve konumlandırmaları itibarıyla hava akışını toplayıp daha fazla kanatçığa sahip ortadaki fanla daha belirgin bir alana yönlendiriyor, ayrıca ortadaki sağdakinin ve soldakinin tersine dönüyor. Bu daha önce başka markalarda da gördüğümüz bir teknikti, Asus tarafında da kullanılıyor artık. 55 dereceye kadar devreye girmiyorlar, sistem boştayken tamamen sessiz kalıyor kart. 





TUF serisinin adı fazla ısıyla çıktı, kullanıcıların da akıllarında öyle kaldı maalesef, ben de İtopya’da topladığımız bir kasada TUF 5700XT’in rakiplerine göre daha fazla ısındığına şahit oldum ve EVO versiyonuyla güncelleyip sorunu çözmüştüm. RX6800XT’de de EVO versiyon, yani yüzey alanı genişletilmiş soğutucu blok var, 6 ısı iletim borusu var, GPU ile temas ettiği nokta Asus’un MaxContact dediği teknikle mümkün olduğunca düzleştirilmiş, ısı aktarım kabiliyeti arttırılmış yani ama tabii ki deneyip göreceğiz.





2 tane 8-pin güç girişi var, referans 6800XT için 300W TDP’den bahsedilmiş, RTX3080 için mesela 320W TDP, özel tasarım kartlar için 3 tane 8 pin güç girişleri var. Bu özel bir tasarım, dolayısıyla yine 750-850W 80+ Gold sertifikalı bir PSU’ya ihtiyacı var. Referans tasarımda 15 fazlı bir güç kurulumu var, TUF RX6800XT’de ise 17 fazlı bir kurulum var, soğutma ve güç birimleri anlamında hızaşırtmaya potansiyel olarak daha açık.





GPU Navi 21, 7nm mimarili, misal veriyorum RTX3080’deki GA102 yongası 8nm mimarili, bir mimari avantajı var. 16GB Samsung üretimi GDDR6 bellekle geliyor, Nvidia tarafında GDDR6X bellekler var, burada ise geride kalıyor. 256-bit 512GB/saniye bant genişliğine sahip kartın GPU’su Boost ile 2314MHz’e kadar çıkabiliyor, bu hızı tutturabiliyor mu oyunlarda göreceğiz. PCI-e 4.0 bir ekran kartı, merak etmeyin PCI-e 3.0 anakartlarda da çalışıyor ve daha önce farklı kartlarda yaptığım testlerde gördüğüm şey şu, PCI-e standardı günümüz kartlarında elle tutulur bir fark oluşturmuyor. Fark oluşturan şey Infinity Fabric, AMD’nin EPYC sunucu sınıfı işlemcilerindeki yüksek yoğunluklu 128MB L3 seviyesi önbelleğini ekran kartına koymuşlar, bu da 384-bit hattın efektif bant genişliğini ikiye katlamış. 





Test sistemimde 4.7GHz’de çalışan bir i7 8700K var, anakart ise Asus Maximus X Hero.  32GB 3200MHz CL16 RAM kullandım, sisteme 850W Asus Thor PSU güç veriyor. BIOS güncel, Windows güncel, ekran kartı sürücüsü güncel, videonun çekildiği tarih itibarıyla tabii, GPU Tweak II yazılımı üzerinden de hızaşırtma modu açık. Şimdi FHD, 2K ve 4K’daki performansını tablolarla görelim.





Tam 20 oyunla test ettik RX 6800XT’yi, sonuçları kendi gözlerinizle gördünüz ama bir özet geçmek istiyorum. Performansı bir defa FHD’nin ötesinde ama bazı oyunlarda 2K sonuçlarıyla çok yakın, sebebi şu, işlemcim darboğaz yapıyor, test sisteminin değişmesi gerek arkadaşlar farkındayım, PCI-e 4.0 bir anakarta geçmem gerekiyor, inşallah değiştireceğiz ama misal veriyorum Overwatch’ta Ultra’da ortalama 322FPS veriyor, yani birkaç tık ayar düşürüp rekabetçi oyunlarda 240/280/360Hz monitörleri doyurabilirsiniz ve 2 oyun hariç 100FPS’nin altına düşmedi, bunlar hep Ultra ayarlar, bilginiz olsun. 2K’da sadece 4 oyunda 100FPS altındaydı, diğerlerinde belirgin şekilde üstte kaldı, bu dört oyundan ikisi de 90FPS sularında yine. 4K’ya geldiğimizde iki oyun hariç hep 60FPS üstündeydi, o oyunlardan biri de 59FPS yani tam ucundan kaybetmiş. Özeti şu, bu ekran kartıyla FHD, 2K, 4K istediğiniz monitörü kullanabilirsiniz, yüksek tazeleme hızının da, 4K 60FPS’in de altından kalkar.





Termal başarım ve gürültü konusu. Segmenti rakibi RTX3080, genel olarak 1-2 tık altında bir performans gösteriyor ve evet rakibinden gürültülü çalışıyor, yine Asus marka RTX3080 Strix melek gibi çalışabiliyorken, sessizliğiyle şaşırtıyorken bu biraz gürültülü çalışıyor, rahatsız olabilirsiniz, içinde bolca taze hava dolaşan bir kasayla kullanmakta fayda var. Coil Whine yani bobin zırıltısı var mı, evet elimdeki kartta bobin zırıltısı var, kart fırınlandıkça bu ses gidebilir de gitmeyebilir de, şans meselesi ama var, belirgin bir şekilde duyuluyor. 



Sürücü tarafında AMD kendini geliştirmiş olabilir ama ben kullandığım 1 aylık sürece Overwatch’ın ansızın sürücü hatasından kapanması, video izlerken önce sesin sonra görüntünün gidip sürücünün yeniden başlatılması gibi sorunlar yaşadım, bunlar benim artık yaşını başını almış 1080Ti’ımda veyahut fabrika çıkışıyla sorunlarla adından söz ettiren RTX3080 ekran kartlarında bile karşılaşmadığım şeyler, özellikle 5700XT sahibi DH forumdaşlarım şikayetlerinde haklılar.





GPU’yu tam yük altına soktuğum durumlarda, Furmark ile mesela en sıcak noktada 93 derece, toplam paket sıcaklığı ise 70 derece göründü lakin oyuna girince, mesela Overwatch’a girdiğimde paket sıcaklığı 89 dereceye kadar çıktı. Rakibi Asus ROG RTX3080 ile karşılaştırmak segmenti ve sınıfı dolayısıyla biraz haksızlık oluşturuyor ama aynı oyunda 67 derece sularında melek sessizliğiyle çalışabiliyor, RX 6800XT’in fan devri %70 civarlarında oluyor ki yüksek. GPU hızında ise hiçbir sorun yok, termal açıdan bir limite takılmıyor, 2275MHz sularında geziyor ama oyundan oyuna değişiklik gösterebiliyor tabii. 





Asus TUF Gaming RX 6800XT. Bu videonun çekildiği tarih itibarıyla diyeceğim ama piyasada kart kalmadı ki, hazır, toplu bir sistem haricinde artık bu kartlar satılmıyor ve üreticilerin açıklamalarına göre 2020 sonuna kadar da bu kartları teker teker alamayacağız maalesef. RTX3080’in 1-2 tık altında başarım gösteren bir ekran kartı, stok olmadığı için fiyat kıyaslaması yapamıyorum ama bulunduğu dönemlerde de fiyatı 1-2 tık geride olmak durumunda. Gürültü konusu rahatsız edebilir, rakibi Nvidia yongalı, benzer soğutmalı kartlar gibi serin çalışmıyor. Birtakım sürücü sorunlarını ve RadeonLive’dan belirgin şekilde daha kaliteli Shadowplay ekran kaydını, yayıncılık anlamında CUDA ve Nvenc avantajını bir kenara bırakabilirseniz eğer Asus TUF Gaming RX 6800XT rakibinden daha uygun fiyata bulmanız şartıyla tercih edebileceğiniz bir ekran kartı.




Philips EP5447/90 Tam Otomatik Espresso makinesini Amazon.com.tr'den satın almak için; Philips EP5447/90



Bir defa tam otomatik espresso makinesi nedir bunu açalım. Öğütme işlemini kendi yapan, sonrasında sizin içecek seçimi, kahve miktarı, ml ayarı yapıp hemen kahvenizi alabildiğiniz makineler tam otomatik makineler, herkesin kılavuza bile hiç bakmadan kullanabileceği kadar kolaylar. Yarı otomatik olanlarda öğütme işi sizde, kahve çekirdeğinin hangi kalınlıkta öğütüleceği kendiniz kendi elinizle belirliyorsunuz. Öğütücü tarafındaki tercihler keyif ve alışkanlık meselesi diye düşünüyorum. Manuel tarafta pek bir alternatif yok, güzel makineler var ama genel kullanıcı kitlesi tam/yarı otomatikten yana gördüğüm kadarıyla, dolayısıyla yeni cihazlarda bu segmentte çıkıyor.





Philips EP5447/90’ın kutusundan neler çıkıyor peki, bir tane güç kablosu, ölçme kaşığı, LatteGo modülü, su sertliği test şeridi, AquaClean Filtre ve yağ tüpü çıkıyor, 2 yıl garantili. Tasarım. Philips’in satıştaki tam otomatik espresso makinelerine baktığınızda 2000, 3000, 4000 ve 5000 serisi makineler görüyoruz, gövdeleri benzer çizgiler taşıyor ama tabii özellikleri kabiliyetleri başka.





Romanya üretimi, İtalya tasarımı şeklinde özellikle belirtmiş Philips. Genel olarak siyah renkli plastik bir gövdesi var, olması gerektiği kadar sağlam hissettiriyor. Ön yüzünde parlak bir çerçeve var, içindeki parlak yüzey olsun, önündeki LED aydınlatmalı kısım, krom rengi, bence şık ve oturaklı görünüyor makine.





Kahvemizi aldığımız başlık hareketli, espresso bardağı kullanırken aşağı çekin, fincan kullanırken yukarı çekin, sağa sola sıçramıyor bu şekilde. Bir şey sıçrasa da aşağıdaki damlama tepsisine gidiyor. Burası tamamı çıkarılabilir bir hazne aslında, çıkarıp boşaltması geri takması hayli kolay, kahveden arta kalanlarda burada ayrı bir haznede toplanıyor.





Üstünde çekirdek öğütücüsü ve haznesi var, ister öğütülmüş, toz kahve koyun, ayrı bir kapağı var, ister kenarları silikon duvarlarla sarılı, çekirdeğin fazla havaya maruz kalıp bayatlamasını engelleyen Philips’in Aroma Seal yani aroma koruyan kapağını kaldırıp haznesine çekirdek kahve koyun. Çekirdek öğütücü ayarlı, 12 seviyesi var, incecik bir toz da yapar kalın parçacık da yapar, ben biraz daha kalın parçacıklı kahveden daha güzel tat aldım, 4 ila 10 arasında ayar yaptım, keyif tercih meselesi.



Öğütücü Philips’in söylediğine göre 20.000 bardak ömürlü, seramik bir öğütücü. Metal bıçaklıları var, iri metal çarklı değirmenler var, seramik olanlar ise en makbul çözüm gördüğüm kadarıyla, hem öğütülen kahvenin boyut homojenliği anlamında hem de ömür anlamında.





Sağında bir su haznesi var, içine AquaClean adlı bir su filtresi takıyorsunuz. 5000 bardağa kadar destekli bu, pahalı bir şey değil, 130-150TL civarı ve cihaz üzerinden ömrünü % olarak takip edebiliyorsunuz. Meselesi şu, kireçle, kirecin aksamlar üzerindeki yıpratıcılığıyla uğraşmıyorsunuz, kahvenin tadı nezdinde de arıtılmış bir su kullanmış oluyorsunuz. Kahve üreticileri de su ne kadar yumuşak olursa kahve asitleri, asiditesi o kadar ortaya çıkar şeklinde özellikle vurguluyor, yani kaliteli su kahvede oldukça önemli bir şey. 





Philips EP5447/90’da beni kendine çeken ilk şey ekranıydı. Kahve dünyasına uzaktan bakınca bir sürü çekirdek, bir sürü tat, ağızda içtikten sonra bıraktıkları alt tatlar, öğütme şekilleri ve araçları, bir sürü demleme şekli, insan birisi yapsın da ben içeyim o zaman moduna girebiliyor çünkü iyi bir kahve yapmak zor ve zahmetli görünüyor. Lakin hem makine tam otomatik olunca, bir de ekranıyla size yol gösterince basamakları atlaya atlaya tırmanıyorsunuz, en azından ben böyle hissettim.



TFT bir ekran, çözünürlüğü yeterli düzeyinde, parlaklığı iyi, menüsünden ayarlanabiliyor ama kutudan çıktığı haliyle gayet okunaklı. Kahve yaparken sıcak buhardan dolayı buğulanması bir sorun değil, açıya göre görünürlüğünde hiçbir sorun yok. 





Kurulumu hayli kolay. Yanındaki su tankını maksimum çizgisini geçmeyecek şekilde dolduruyorsunuz, cihazı açıyorsunuz. Şimdi su sertliğini ölçmemiz gerek, kutudan çıkan şeridi suya bir saniye tutsanız yeter, renk değişimine göre su sertliğini cihazdan seçiyorsunuz ki suyun sertliği kalsiyum ve magnezyumdan dolayı kaynama noktasını değiştiriyor, doğru ayar içeceğin sıcaklığı için önemli yani.



Sırada AquaClean’in takılması var, şöyle bir 5 saniye sallıyorsunuz kendisini, sonra tam batacak şekilde suya batırıp suda baloncuk görmeyene kadar tutuyorsunuz. Çıkarıp su haznesine yerleştir, suyu doldur, hazneyi makineye tak, aktifleştirilsin ve bitti, artık kahve yapmaya hazırsınız.





12 farklı içecek sunabiliyor, kardeşleriyle arasındaki en büyük farklardan biri LatteGo eklentisi ve sunabildiği toplam içecek sayısı. Sadece sıcak su ve köpürtülmüş süt de bu içeceklere dahil ama liste şöyle, Espresso, Kahve, Americano, Cappuccino, Latte Macchiato, Flat White, Sütlü Kahve, Caffe Latte, Caffe Crema, Ristretto, Espresso Lungo ve seyahat bardağı, bu kahve termosu kullanıyorsanız hayli hoş.



Misal veriyorum, Espresso veyahut kahve yapacaksınız, bunlar atanmış butonlarda, aroma seçimi yapıyorsunuz, 5 kademeli, en üst kademe Extra Shot olarak geçiyor, iki defa kahve öğütüyor ama ikincisinde de ilki kadar kahve öğütüp çok azını kahveye eklediği için pek ekonomik değil, ml ayarından değil arkadaşlar denedim, ayrıca bir tık altı ayardakiyle benzer bir aromada oluyor, o yüzden bir tık altını seçtim hep. Bardağınıza göre içeceğiniz miktarı seçin, kullandığınız bardaklara göre dene yanıl yaparsınız, en üst ayar benim fincanlarımı dolduruyor. 2 bardağı aynı anda hazırlayabiliyorsunuz, iki kişilik kahve alabiliyorsunuz hemen. 1 fincan kahve gördüğünüz gibi kısa bir sürede hazır.





Hangi kahve çekirdeklerini kullandım peki? Roasting Lab’in 1 kiloluk Etiyopya ve Kenya Nyeri kahve çekirdekleri vardı bende ama daha çok filtre kahveye uygun çekirdekler bunlar. O yüzden kendilerinden rica ettim, sağolsunlar 250 gramlık Good Fellas Espresso Blend ve Colombia Supremo espresso kahve çekirdeklerinden yolladılar. Ben de mümkün olduğunca fazla kahveyle test yapmak adına Miskokar’dan karışık bir paket aldım, bunlar 40 gramlık, benim tanesinden 4 fincan çıkarabildiğim Etiyopya, Kostarika, Nikaragua, Kenya gibi yaklaşık 10 kahveden oluşan bir paket.





En çok merak ettiğim şeylerden biri şuydu, her kahvede farklı bir tat, aroma alabilecek miyim, beni bir kahveden diğer kahveye koşturacak bir tat deneyimi olacak mı, kısa ve öz cevabı şu, evet, kahve temel tadını çoğunlukla koruyor ama alt tatlar değişiyor, alt tatlar geliyor. 



Öğütücü ayarını çekirdekten çekirdeğe dene yanıl yaparak farklı tutabilirsiniz ama ben genelde 4. kademede bıraktım. Önce dediğim gibi espresso değil filtre kahveye uygun çekirdeklerle başladım, başladığımı zannettim, bu dünyaya yeni girmiş biri olarak bir şeyleri daha yeni öğreniyordum ve takdir edersiniz çok uygun değildi zira filtre kahve ve espressonun yapılış şekilleri farklı, Espresso daha çok basınçla, Filtre kahve daha çok demlemeyle tat kazanan bir şey.





Dolayısıyla RoastingLAB’in Colombia Supremo ve Good Fellas Blend çekirdeklerini, aynı zamanda da yine Miskokar’ın Espresso Perfect Blend’ini test ettim. Colombia Supremo paketinde de yazdığı gibi, içerken değil ama yudum aldıktan sonra ağızda bir meyve tadı bırakıyor ama şekerli bir tat değil tabii, öğütme ayarına göre bu tat, bu aroma değişiyor, aslında tüm denemelerimde bunu gördüm, çekirdeğine göre öğütme ayarı ki 4 ila 10. kademe arasında denemeler yaptım, aynı çekirdekte aromayı değiştiriyor öğütme ayarı. Good Fellas ve Espresso Perfect Blend gibi alt tatlardan çok kahve tadı daha yoğun olan, asiditesi kıyasla daha düşük kahvelerden daha çok haz aldım açıkçası ama kahve konusu gördüğüm kadarıyla çok kişisel ve damak tadına göre bambaşka yorumların yapılabileceği bir konu, en nihayetinde ben Afrika tatlarını ve Güney Amerika kahvelerini kendi damak tadıma daha yakın buluyorum, biraz daha yumuşak içim tercih ediyorum.





Latte tarafı tatlı tabii, burada kullandığınız kahveye dikkat etmek gerek, hepsi süt ile güzel bir sonuç vermeyebilir. Süt köpürtme başarımını merak edebilirsiniz, gayet güzel köpürtüyor, kaşıklayıp yemelik bir köpük üretebiliyor, süt ayarını yapabiliyorsunuz, ayarı var. Ben açıkçası karamel, karamel şurubu alıp bir kahve dükkanındaki Karamel Macchiato’yu evimde üretmeye çalıştım, benzer bir tat yakalayabilmek mümkün arkadaşlar, doğru su sertlik ayarı, doğru kahve, doğru süt, hemen değil belki ama dene yanıl yapa yapa o noktaya ulaşabiliyorsunuz.





Ağırlıklı olarak kahve yapmakla birlikte tüm içecekleri denedim arkadaşlar, berraklıklarını, özellikle Americano’nun berraklığını merak edenler kendi gözleriyle görebilirler. Sadece sıcak su da verebiliyor dediğim gibi, sallama çay yapacağım mesela, ketıl kullanmıyorum artık, bu makineden alıyorum sıcak suyu. Makinenin güzel bir özelliği daha, içim ayarlarınıza ve profilinize göre bir profil, ayar seti oluşturabiliyorsunuz, her defasında aroma, miktar ayarı yapacağınıza kaydediyorsunuz, hemen kullanıyorsunuz, 4 tane profil ve 1 tane ziyaretçi profili var.





Philips EP 5447/90 Tam otomatik espresso makinesi. İnternette bu makineler hakkındaki bazı sorulara cevap vereyim, içim sıcaklığı iyi mi, geldiği ayar iyi ama bir seviye daha arttırmak mümkün, varsayılan olarak içime hazır bir sıcaklıkta veriyor. Sesli mi çalışıyor, evet biraz sesli, içeride basınçlı bir pompa var, geceleğin kullanmak istemeyebilirsiniz, gerçi basıncı iyi olan makineler hep böyle. Elektrik tüketimi nedir, kahve hazırlarken 1500W, sonuçta rezistanslı bir ürün ama bir ketıldan düşük. 





Tasarım hoş, boyutları ekranda gördüğüm kadar abartılı değil, mutfakta yer bulabilecek boyutlarda bence. Ekran benim gibi bu dünyaya adım atmak isteyenler için işi hayli kolaylaştıran bir yol gösterici. Temizliği de kolay, kahve yapmadan önce ve sonra kendi kendini sıcak, buhar atacak düzeyde bir sıcaklıkta suyla temizliyor, haftalık temizliği de menüsünde var, içindeki demleme ünitesini de toptan kolayca çıkarıp suyun altına sokabiliyorsunuz, kurutup kutudan çıkan yağıyla yağlayıp geri koyuyorsunuz. Bakım tarafı benim içimi rahatlattı, sonuçta Latte de yapıyoruz, sütle uğraşıyoruz, temizlik önemli ve yorucu olmamalı. AquaClean  henüz 50 fincana ulaşmama rağmen %90 gösteriyor şu an yani %100’den %99’a düşse %10’luk aralıklarla gösterdiği için yeni kullanıcıları endişelendirebilir, endişelenecek bir şey yok.





En nihayetinde bu makine kahvenin, farklı farklı çekirdeklerin aromasını bana tattırabildi, Latte tarafı da oldukça keyifli ve böyle bir şey alacaksanız, saf kahveyi ağır bulabilecek misafirleriniz için Latte de yapabilmeli diye düşünüyorum.





Ekransız ki önemli bir fark ama yine Latte yapabilen 2000 serisi bir kardeşi var, denemiş değilim lakin fiyatı çok daha ulaşılabilir bir seviyede. Özeti şudur, ben açıkçası evimde yeni bir keyif, yeni bir meşgale buldum, kahve dünyasına düzgün çalışan, kolay temizlenen, sizin yönlendiren, yetenekli bir makineyle, zahmetsiz ve lezzetli bir adım attım, sizlere de bu deneyimi tavsiye edebilirim.




Bu videoda GeForce NOW hizmetini deneyip PC ile karşılaştırıyoruz, atlanan bazı detayları ön plana çıkarıyoruz, genel olarak bu hizmet kimin işine yarar bunun üzerine duruyoruz.                       




Hoş bir kutusu var, açınca “Hızlı internete hazır olun” diyor, arkasında Wi-Fi 6 desteği, 10Gbit LAN desteği, 5GHz için 8x8 anten kurulumu, 2.2GHz’de çalışan 4 çekirdekli yonga gibi vurgular yapılmış. İçinden router’ın kendisi, adaptörü ve kısa bir RJ-45 kablosu çıkıyor.





Tasarım. Bir defa görünürde bir anten yok ama aslında içinde tam 13 tane anten var. Entegre ve harici antenlerin kıyasla başarımları tartışılır, test de edeceğiz menzilini ama bu cihazın yeri geldiğinde duvara veyahut tavana takılabilmesini hayli kolaylaştıran, böyle yüzeylerde sırıtmamasını sağlayan bir şey, konumlandırmaya göre bir avantaj oluşturabilir yani. Normal bir modem/router boyutlarında gördüğünüz üzere ama 1 kilo ağırlığında, rakiplerine kıyasla en ağırlarından biri, açıp bakacağız. 





Üstünde kendini görselde Armor G1’den ayıran kırmızı bir logosu var, bir buton gibi görünüyor ama değil, onun da üstünde RGB bir aydınlatma var, istediğiniz bir renge ayarlayabilirsiniz, dikkat çekmesin diye kapatılabilir de, genel olarak üzerinden durumunu görebileceğiniz tek ışığı bu aslında.





Kenarlarında havalandırma ızgaraları var, altında da aynı şekilde, bir tane bilgilendirme etiketi görüyorsunuz. Arkasına geçtiğimizde bu makinenin segmenti çok sert bir dille kendini belli ediyor. USB 3.1 ikinci jenerasyon port, buraya medya sunucusu olarak kullanmak istediğiniz bir depolama birimi mesela takılabilir, istediğiniz medyayı tüm ağla paylaşabilirsiniz, bu çoğu modem/router’de karşılaştığımız bir kullanım senaryosu. 2.5GBit WAN Portu, bu da üst segment makinelerde, özellikle Wi-Fi 6’lı rakiplerinde gördüğümüz bir şey, yavaş yavaş alışıyoruz ama 10Gbit’lik port, işte bu tüketici sınıfında sayılı cihazda karşılaştığımız bir şey. Masaüstüne mesela 10Gbit kart alayım dediğinizde 1000TL civarındalar ve 10Gbit saniyede 1250MB demek arkadaşlar, bu oldukça ciddi profesyonel kullanımlar dahilinde ihtiyacınız olabilecek uçuk bir hız, gerçi Armor G5 de uçuk bir router. 4 tane Gigabit RJ-45 portundan giriş çıkışlar bu şekilde bitiyor.





Donanım altyapısı. 64-bit 2.2GHz hızında çalışan dört çekirdekli bir yongaya ve 1GB RAM’e sahip olduğu belirtilmiş ama yonga ne marka, bu konuda bir açıklama yok. İçinde kompleks bir yapı var, soğutma tarafı yeterince kuvvetli görünüyor, kullandığım süre boyunca ısıyla stabiliteyle alakalı en ufak bir sorun yaşamadım. Antenler gördüğünüz üzere anten görevi görecek metal bir plakaya takılılar. Yongalar lehimlerini sökmemi gerektirecek metal plakaların altındalar, o yüzden kendim açıp göremedim de.





Arayüz. Google Play ve App Store’da bulabileceğiniz Zyxel Armor adında bir uygulaması var, masaüstüne gitmeye bile gerek kalmıyor, çok daha rahat. Bir Zyxel hesabı veyahut sosyal medya hesabıyla giriş yapıyorsunuz, internet kablosu takılı olsun benzeri görsellerle sizi yönlendiriyor ama İngilizce, haberiniz olsun, kısa bir süre içerisinde ağlar oluşturuluyor, isterseniz 2.4Ghz/5GHz şeklinde ayırabiliyorsunuz, adlarını şifrelerini belirliyorsunuz, her şeyi bitirmeden önce bir de güncelleme var mı bakıyor, varsa yapıyor ve bitti, bu kadar.



Uygulamada internet durumunu kontrol edebilirsiniz, kimler bağlı bunların takibi yapabilirsiniz, istediğiniz cihazı engelleyebilirsiniz, hız testi yapabilirsiniz internet mi yavaşladı acaba dediğinizde, sinyal testi yapabilirsiniz, Wi-Fi sekmesi var ana ve misafir ağını açıp kapayabilirsiniz ve evebeyn kontrolleri var. Detaylı ayarlarda da port yönlendirme, UPnP, DMZ ve ağ modu ayarlarını yapabilirsiniz.





Masaüstü arayüzü de var, mobil arayüzden çok farklı değil değil, mobil taraf gayet yeterli yani. Burada Open VPN göze çarpıyor, uzaktan erişimli bir ağ oluşturmanızı sağlıyor aslında, noktadan noktaya, siteden siteye özel bir köprünüz oluyor, kısaca dışarıdayken evdeki ofisteki ağı kontrol edebiliyorsunuz. Evebeyn kontrolü var, seçtiğiniz alıcıların bağlantı sürelerini belirleyebiliyorsunuz. USB uygulamalarından bağladığınız flaş bellek veya harici diski ağın kullanımına açabilirsiniz, bir medya sunucusuna çevirebilirsiniz. 



DNS ayarları var, DyDNS, no-ip gibi, Port yönlendirme var, UPnP var. En önemli şeylerden biri, Armor G5 güncel şifreleme protokolü WPA 3 destekli, misafir ağı ve WPS standart şeyler zaten. Güvenlik duvarı var ama özellikle DDoS korumasına has bir şey göremedim, halbuki buna müsait bir donanımı var.





Teknik özellikler listesinde 802.11ax yani Wi-Fi 6 destekli router için 2.4GHz’de 1200MBit, 5GHz’de ise 4800MBit potansiyel bir hızdan bahsedilmiş. Hız ve menzil konusu. 802.11ac standardında Armor G5 ile aynı odada 2.4GHz’de 110Mbit 14MB/saniye civarı, 5GHz’de 800Mbit 100MB/saniye civarı bir hız aldı. 75 metre/kare ve 3 duvar ardından 2.4GHz’de 6MB/saniye 5GHz’de 270Mbit 34MB/saniye civarı. 





802.1ax standardında Armor G5 ile aynı odada 2.4GHz’de ortalama 170Mbit 21MB/saniye, 5GHz’de 880Mbit 110MB/saniye civarında. 2.4GHz’de menzilden dolayı bağlanmakta zorlanıyor, 30Mbit’ten anlık olarak 100Mbit üstüne kadar çıkabiliyor, 5GHz’de de 200-300Mbit aralığında tablodan da gördüğünüz üzere oldukça değişken seyrediyor.





Güç tüketimi. Boştayken 14W, yük altındayken 25W civarı tüketiyor, üst segment, güçlü yongaya sahip router’larda böyle bir tüketim abes kaçmıyor açıkçası. Kullanımım itibarıyla yaklaşık 15 cihaz, telefon, dizüstü, masaüstü, akıllı ev aletleri bağlı oluyor, yaklaşık 1 aydır aktif bir şekilde kullanıyorum, 100Mbit altyapımı köprülüyorum, sorunsuz çalıştı bu süre zarfı boyunca.





Zyxel Armor G5. Bu videonun çekildiği tarih itibarıyla fiyatı 3500TL civarında, güncel fiyatına mutlaka kendiniz bakın. Entegre anten yapısıyla duvara, tavana sabitlenebilir, kullanıma göre avantaj oluşturabilir çünkü 13 tane harici anten olduğunu düşünün, çirkin görünür böyle yüzeylerde. Lakin bunun için bir şeylerden fedakarlık ediliyor, o da hız ve menzil, fiyatı segmenti rakiplerinin gerisinde, dolayısıyla alıcı cihazlara daha yakın konumlandırmak gerekiyor, böyle bir konumlandırma yapacaksanız eğer Zyxel Armor G5 listenizde bulunabilir.



Hakkında
Konum: İstanbul,Eyüp
Meslek: Editör
İlgi Alanları: Bilgisayar teknolojileri, çeviri
Hakkımda:
Dizüstü - Monster W170ER - Intel® Core™ i7 3630QM 2.4GHZ (Turbo 3.4GHZ) - Kingston 2x4GB DDR3 1600MHZ - NVIDIA® GeForce™ GT 650M GPU - 17.3" 1920 x 1080 Full HD (16:9) LED Mat -
750GB Seagate HDD - Thermaltake Theron Mause - Razer Goliathus Pad - Creative Sound Blaster Arena Kulaklık

Masaüstü - E4600@3.1GHZ - Gigabyte GA-945GCM-S2C - Corsair XMS2 2x2GB DDR2-1066 - Powercolor HD4770@1GHZ GPU&RAM - Creative Audigy - Samsung HD 320GB - WD Caviar Green 1.5TB 64MB - High Power 650W - LG E2250v LED - A4Tech X7 Set
Yarışma: Yaşlı Kurt W170ER'yi Her Yönüyle İnceledik - Video İnceleme
http://forum.donanimhaber.com/m_92091079/tm.htm


Temel Bilgiler ve İstatistikler
Aktiflik: Şu anda DH'de değil
Son Giriş: 2 ay önce
Son Mesaj Zamanı: 24 sa. önce
Mesaj Sayısı: 1.953
Gerçek Toplam Mesaj Sayısı: 2.067
İkinci El Bölümü Mesajları: 11
Konularının görüntülenme sayısı: 240.092 (Bu ay: 10.288)
Toplam aldığı artı oy sayısı: 3.480 (Bu hafta: 5)
En çok mesaj yazdığı forum bölümü: Donanım / Hardware
Mesajları
İkinci El Referansları
- x
Bildirim
mesajınız kopyalandı (ctrl+v) yapıştırmak istediğiniz yere yapıştırabilirsiniz.