Ö

Yüzbaşı
06 Kasım 2006
Tarihinde Katıldı
Takip Ettikleri
0 üye
Görüntülenme
Toplam: 27 (Bu ay: 0)
Gönderileri
On yıldan fazla süredir DH Forum sayfalarının takipçisi ve katılımcısıyım… Bu sayfaların Bana sağladığı imkanları ve çözümleri saymakla bitiremem…

Seksenbin TL’ye otomobil alırken, çocuğumun araç koltuğunu ikinci elde satarken, LCD TV veya virüs koruma programı seçerken, video kameradan bilgisayara görüntü aktarırken, bir yerden bir yere gitmek için güzergah belirlerken ve daha pek çok konuda tercih yaparken; DH Forum sayesinde en doğru kararları verebildiğimi düşünüyorum…

Tüm bu süreçte, nasıl başkalarının bilgi ve tecrübelerinden faydalandıysam, kendi bilgi ve tecrübelerimi de paylaşmaya ve böylelikle başkalarına faydalı olmaya çalıştım. Fırsat ve zaman bulduğum sürece böyle yapmaya da devam edeceğim…

Yeni bir cihaz mı satın alacağım, yeni bir teknolojiden mi faydalanacağım, altından kalkamadığım teknolojik bir mesele mi var, hiç bilmediğim bir konuda acil ve güvenilir bilgiye mi ihtiyacım var?.. Yapılacak bellidir; derhal DH Forum sayfalarına ulaşmak…

Önce her şey karmakarışık gelir ama sayfalar arasında bir-iki gün dolaşınca fikirlerim netleşir, neyin ne olduğunu (veya olmadığını) epey bir anlamış olurum… Başlangıçta hiç bilmediğim bir konuda, kendimce karar verebilecek ve kendime göre en uygun seçimi yapabilecek düzeye getiriverir Beni DH Forum sayfaları…

Nitekim, ilkokul öğrencisi olan kızım için eve bir yazıcı almaya karar verdiğimde de ilk yaptığım şey, DH Forumun ilgili bölümünü incelemek oldu… Birkaç gündür Formunun “Yazıcı/Tarayıcı” bölümüne bayağı bir göz attım, yazılanları okumaya çalıştım…

Ancak, ilk kez işin içinden çıkamadım!.. Yukarıda dediğim gibi, her yeni konu başlangıçta içinden çıkılmaz gibi gelir ama kısa sürede herşey kendiliğinden yolunu bulup Beni çözüme ulaştırır…

Bu sefer ise böyle olmadı!.. Kafam ilk günkü kadar karışık… Ancak, tabii ki bunun nedeni DH Forumun yetersizliğinden değil, yazıcı konusunun nazikliğinden kaynaklanıyor…

Görülen o ki; yazıcı cihazlardan beklentilerin çeşitliliği, mesela bir cep telefonundan veya bir LCD TV’den veya bir dijital medya platformundan olan beklentilerin çeşitliliğinden çok daha fazla…

“Plazma mı, LCD mi?”, “Dizel mi, Benzinli mi?”, “IOS mu, Andoid mi?”, “Lahmacun mu, Hamburger mi?” gibi pekçok kıyaslı sorunun cevabını insan daha çabuk bulurken (daha doğrusu kendine uygun cevabı çabucak seçerken); görüyorum ki yazıcılar için “Lazer mi, Inkjet mi?”, “Kartuşlu mu, Tonerli mi?”, “Orijinal mi, Doldurmalı mı?”, “Ekonomi mi, Performans mı?” gibi sorularda ortayı bulmak epey bir zor oluyor… Sanırım, sadece Ben değil, pek çok Forum katılımcısı aynı durumda…

İşte bu nedenle, Foruma yeni bir başlık açma ihtiyacını hissettim… Forumda, aynı konu ile ilgili çok sayıda başlık, soru ve cevap olduğunun farkındayım ama açtığım bu başlık ile belirgin (spesifik) bir ihtiyacı; Forum kalabalığında dikkati çekecek ve aynı konuda arayış içinde olanların kolaylıkla ulaşabileceği şekilde tasnif etmenin faydalı olacağını düşündüm.

Konu malum; İlköğrenim/Ortaöğrenim Öğrencileri İçin Yazıcı Seçimi…

Öncelikle, neden yüksek öğrenim öğrencilerinin ihtiyaçlarını tartışmaya katmadığımı da izah edeyim :

Malum, bir üniversite öğrencisinin ödev, makale, proje vs. yükü çok daha fazladır. Bilhassa, mühendislik, mimarlık veya tasarım gibi bölümlerde okuyan öğrenciler için yarı-profesyonel cihazlar bile gerekebilir… Ancak, bir ilkokul veya ortaokul öğrencisinin ihtiyacı daha temel niteliklere dönüktür… Bu nedenle, konuyu genişletmemek ve karmaşık hale getirmemek için üniversite öğrencilerinin ihtiyaçlarını dışarıda bıraktım…

Kendi kızımın ihtiyaçlarından hareketle, -önem sırası gözetmeksizin- bir ihtiyaç listesi hazırladım… Tabii ki başka katılımcılar, kendi ihtiyaçlarına göre listeyi geliştirebilirler :

1) Normal koşullarda, haftada en fazla onbeş-yirmi sayfa döküm alınacak (Belki birkaç gün, hatta bir hafta boyunca hiç döküm alınmadığı da olacak)

2) Renkli döküm alınabilecek (Şart değil ama A3 kağıda döküm alınabiliyorsa tercih sebebi olacak)

3) Çocuk cihazı -mümkün olduğunca- kendi başına kullanabilecek

4) Kalan toner/kartuş tutarı rahatlıkla izlenebilecek (yarın okula acil bir araştırma raporu gidecek iken akşam vakti “Babaaaa, yazıcının mürekkebi bitmiş” denmesin diye…)

5) Cihazın satın alım bedeli optimum olacak (Benim özelimde 500 TL)

6) Toner/kartuş maliyeti mümkün olduğunca düşük olacak (burada bahsedilen maliyet; satış fiyatının düşüklüğü veya yüksekliği değil, toner/kartuşun zaman maliyeti…)

7) Piyasadan toner/kartuş temininde sorun olmayacak, mümkünse yeniden doldurulabilir olacak

8) Cihaz sağlam, dayanıklı ve servis sağlanabilir olacak

Marka/model önerileriniz kadar teknik özelliklere ilişkin önerileriniz de (kartuşlu al, çözünürlüğü şu düzeyde olsun, bu bütçe seviyesinde çoklu cihaz alma, vb.) Benim için çok kıymetli olacaktır…

Bana ve Benimle birlikte daha pek çok kişiye faydalı olması dileğiyle, iİlginize teşekkürler…
Kısa bir süre önce Anadolu Jet ve Bora Jet işbirliği doğrultusunda, Ankara ile Balıkesir (Merkez ve Körfez) arasında uçuşlara başlandı. Böylece, uzun zamandır ihtiyaç olan ve bundan sonra da devam etmesi gereken bir hizmet hayata geçirilmiş oldu...

Zira, bir gün içinde sadece Balıkesir merkezden yirmiden fazla Ankara otobüsü kalktığı söyleniyor. Körfezin ve yakın ilçelerin katkısı da eklenince; kaba bir hesapla, bir günde binbeşyüze yakın kişinin sadece otobüs ile Ankara’ya gittiğini söyleyebiliriz sanırım... Ankara-Balıkesir hattında her zaman rağbet görmüş olan tren seferlerini ve özel araçlarını kullananları da dikkate alınca aşağı yukarı günlük ikibin kişilik bir yolcu potansiyelinden söz etmek çok abartılı olmasa gerek...

Bu uçuşlar; iş, tahsil, askerlik, sağlık ve benzeri nedenlerle Ankara’ya gidip gelmek zorunda olan Balıkesirlilerin yanı sıra tatilini Edremit Körfezinde geçiren (çoğu anılan bölgede gayrımenkul sahibi) Ankaralılar’da heyecan yarattı... Ancak, söz konusu heyecan; uçuşların gün ve saatleri, seçilen firma (Bora Jet) ve kullanılan uçak modelleri nedeniyle bir miktar tereddüt ve hatta endişeye de dönüşmüş durumda...

Çünkü;

1) Ankara-Körfez uçuşlarının gün ve saatleri; tatilciler için “ideal” denilebilecek düzeyde seçilmişse de aynı şeyi Ankara-Balıkesir Merkez uçuşları için söylemek mümkün değil... Salı, Perşembe ve C.tesi günü öğleden sonra karşılıklı olarak gerçekleştirilen uçuşlar, uçakla seyahat etmenin avantajlarını önemli ölçüde azaltıyor.

Bora Jet’in ilan ettiği kalkış ve varış saatlerine göre; Ankara’dan Balıkesir’e uçan bir kişi, saat 15.10’da Ankara’da oluyor... Balıkesir’den Ankara’ya uçan kişi ise saat 17.00’da... Her hava yolu firmasında ve her havaalanında başa gelebilecek rötar olasılığını da dikkae alırsak; her iki şehre inmiş olan insan için de indiği saat itibarıyla işgünü bitmiş oluyor.

Bu durum, hafta içinde gidilen şehirde günü birlik iş halledilmesini ve konaklama yapılmaksızın geri dönülebilmesini engelliyor... Konaklamayı göze alsanız bile ertesi gün uçuş olmadığı için dönüşü mecburen otobüs veya tren ile yapacaksınız... Bu durumda, -her zaman promosyonlu uçak bileti bulamayacağınız gerçeğini de düşünürek- “dünya paraya uçak bileti alacağım, üstüne otel parası vereceğim, dönüşü de zaten tren veya otobüs ile yapacağım... O zaman gidişi de geceden tren veya otobüs ile yapar, hiç konaklamadan ertesi gün geri döner, biraz yorulur ama zamandan ve paradan tasarruf ”ederim” diye düşünmek hiç de garip olmuyor...

C.tesi yapılan uçuş da gün ve saat itibarıyla hafta sonu tatilinin değerlendirilmesi yönelik bir fayda sağlamıyor... Mesela bir Balıkesirli “önceden ucuz uçak bileti alayım, bir hafta sonu çoluğu çocuğu toplayıp Ankara’ya gideyim, güzelce gezeyim, bir gece kalıp ertesi gün döneyim” diyemiyor... C.tesi uçusu, hafta sonunu neredeyse tam ortadan bölüyor çünkü...

2) Aslında, Balıkesir Merkez için bu ilk uçuş denemesi değil... Daha önce de Balıkesir Merkeze uçuş konmuş ancak kalıcı olmamıştı. Bu nedenle, Balıkesir Merkezin potansiyel yolcu kitlesinin hava seyahatine büyük ölçüde yabancı olduğunu söyleyebiliriz... Söz konusu yabancılık durumunun, hemen her Adem Oğlunun doğasında bulunan uçak korkusunu daha da artıracak bir faktör olacağını düşünebiliriz. Uçak korkusunun, hava yolu seyahatinden kaçınmak için ne derece güçlü bir etken olduğunu bizzat kendimden dolayı bilenlerdenim...

Uçak korkusunun mümkün olduğunca giderilebilmesi ve uçuşlara olan güvenin sağlanabilmesi için en önemli unsurlardan biri de kurumsal güvenilirlik... Kara yolu taşımacılığında bile firmaya olan güven duygusu, çoğu insan tarafından gözetilirken; hava yolu taşımacılığında gözetilmemesi kanımca mümkün değil...

Bu noktada, çoğu uçuşları Bora Jet’in yapıyor olmasının önemli bir güven sorunu yarattığını düşünüyorum... Bunları Bora Jet’i karalamak için söylemiyorum; belki de dünyanın en güvenilir hava yolu firmasıdır... Ancak, yeni kurulmuş olması nedeniyle ortalama Türk Vatandaşının Bora Jet hakkında olumlu veya olumsuz izlenim edinebilecek bir imkanı şimdilik sağlayamadı...

Bu firma Bora Jet olmazdı da Oya Jet veya Boya Jet olurdu; sonuçta bu kadar kısa bir geçmiş itibarıyla hakkındaki belirsizlikleri güvene çevirebilecek vakti pek olmadı...

En azından milletin ayağı alışana kadar uçuşların THY’nin kardeş kuruluşu Anadolu Jet ile yapılması daha faydalı olurdu diye düşünüyorum... Bora Jet de yoğun uçuş olan güzergahlarda (örneğin Ankara-İstanbul arasında) alternatif uçuş seçeneği olarak sunulur, bu güzergahlarda çok daha fazla sayıda yolcuyla rüştünü ispat eder, bu ivmeyle de gerçek pazarı olan bölgesel uçuş hatlarına daha güçlü girerdi... (Tabii mevcut uygulamanın pekçok ticari ve rekabetsel gerekçesi vardır ama benim bunlara aklım ermez...)

3) “Mr. No” adında bir çizgi roman vardır... Kahramanı maceradan maceraya koşan biridir; maaşallah iyi dövüşür, iyi kafa çeker, doğada hayatta kalmayı bilir falan... Meziyetlerinden biri de pilotluktur, Amazon ormanlarının üzerinde pervaneli külüstür uçaklarla tehlikeden tehlikeye atılır...

Şener ŞEN’i ise “Gülen Gözler” filminde “Vecihi” adıyla, sevdiği kadına aşkını ispat etmek adına pilotluğa soyunmuş olarak görürüz... Pırpır uçakla alçak uçuş yaparken çamaşır ipini koparıp götürür...

Daha nice filmde ve kitapta pervaneli uçaklar; tehlikenin, teknolojik geriliğin, güvenilmezliğin sembolü olarak lanse edilir... Bu anlayış, hemen hepimizin kafasında bir önyargı olarak yerleşmiş durumdadır. Hal böyleyken, Bora Jet’in pazara pervaneli uçaklar girmiş olmasını kendileri için büyük bir risk olarak algılıyorum!

Bu işlerden anlayan herkes; Bora Jet’in aslında yanlış birşey yapmadığını, filosunda mevcut uçakların güvenlik açısından beğene beğene bindiğimiz diğer uçaklardan hiçbir farkı olmadığını ısrarla vurguluyor...

İyi de gel sen bunu -başta Ben olmak üzere- Türk Halkı’na kabul ettir!... Önyargı arkadaşım bu; boru değil... Ne demiş Einstein Abimiz; Önyargıyı Parçalamak, Atomu Parçalamaktan Daha Zordur!

Neyse, pervaneli uçaklarda da turboprop teknolojisi olduğuna bir şekilde ikna edilseniz de bu sefer de aklınıza şu sorular geliyor : Bunlar daha küçük uçaklar olduğu için havada daha çok sarsılır mı, daha sert kalkıp daha sert iner mi, rüzgardan daha çok etkilenir mi, vs...

Yukarıdaki üç maddede ifade ettiğim sorun kategorilerinden, Bora Jet'în en zorlanacağı konunun üçüncü madde olduğu kanısındayım. Birinci maddedeki uçuş gün ve saatleri gerekirse kolayca yeniden ayarlanabilir... İkinci maddedeki kurumsal güvenilirlik meselesi zaman içinde aşılabilir; hatta iki reklam, iki sponsorluk vb. ile daha çabuk halledilebilir... Ancak "Anaaa, II. Dünya Savaşından kalma uçakla mı uçacağız?" tepkisini kırmak için; turboprop nedir, uluslararası teknik standartlara uyum ne düzeydedir, bilmemne protokollerinin ve sertifikazisyonlarının gereksinimleri ne de başarıyla sağlanmıştır gibi bilgileri kamuoyuna aktarabilmek bence çok zor olacaktır!
35.000 TL (+/- 5.000) civarında,



Yakıt ve vergi tasarrufu nedeniyle en fazla 1600 motor,



Sedan,



Aile otomobili denilecek türden,



Piyasada marka ve model güvenilirliğine sahip,



Fiyatına göre benzinli/dizel ve düz vites/otomatik vites seçeneklerinden herhangi biri kabul görebilecek



En az 6-7 sene kullanılmayı planladığım



bir otomobil almak istiyorum.



Yukarıdaki tanımlamalara uygun olarak Jetta, Corolla, Civic ve Focus aklıma geliyor. Her ne kadar şimdiden çok methedilse de Sedanı henüz çıkmamış Megan III'ü bekleyemeyecek gibiyim; Megane II'yi ise bu saatten sonra düşünmem. Citroen, Seat, Mazda gibi seçenekleri de tamamen ön yargılı olarak eliyorum.



Firmaların internet sitelerinden edindiğim bilgilere göre; benim bütçemin üst sınırı olan 40.000 TL'ye uygun seçenekler şunlar gibi görünüyor :



Jetta 1.6 102 HP Tiptr DSG Primeline = 39.100 TL

Jetta 1.6 102 HP Man Midline = 38.500 TL




Her iki vites seçeneği de 5600 devirde 102 beygir gücüne ve 3800 devirde 148 nm. torka sahip.

Her iki vites seçeneğinin de de 0-100 km. hızlanma değeri 12.2 saniye.

100 km.de şehir içi yakıt tüketimleri; Tiptr: 8.9 , Man: 9.9

100 km.de şehir dışı yakıt tüketimleri; Tiptr: 5.6 , Man: 6.0

100 km.de ortalama yakıt tüketimleri; Tiptr: 6.8 , Man: 7.4



Her iki donanım seviyesinde de sunroof opsiyonel; ESP, hız sabitleyici, kendiliğinden kararan dikiz aynası, sis farı yok; yol bilgisayarı Primeline'da yok, Midline'da var... (Olan ve olmayan daha pekçok özelliği saymadım çünkü fazla önem vermediğim şeyler; mesela bagajda 12 volt soket gibi...)



Corolla 1.6 Comfort = 37.250 TL

Corolla 1.6 Comfort A/T = 39.250 TL

Corolla 1.6 Comfort LX M/T = 35.000 TL

Corolla 1.6 Comfort LX A/T = 37.000 TL

Corolla 1.6 Comfort LS A/T = 40.500 TL

Corolla 1.4 D-4D Class = 38.500 TL

Corolla 1.4 D-4D Comfort = 39.250 TL




Bu kadar çok seçeneği detaylı karşılaştırmak karışıklığa yol açabilceğinden daha genel tespitlerimi yazayım :



Benzinlilerin hepsi "Comfort" donanım seviyesinde olup; söz konu seviyede 6000 devirde 124 beygir gücü ve 5200 devirde 157 nm. tork üretilebiliyor.



Şehir içi, şehir dışı ve ortalama sıralamasıyla yakıt tüketimleri;



Düz vites = 9 / 5.8 / 6.9

Mulitmode = 8.4 / 5.7 / 6.7

Otomatik = 9.3 / 6 / 7.2



Corolla'nın multimode vites seçeneğine ve arka süspansiyonuna yönelik eleştirleri sık duyuyorum. ESP, hız sabitleyici, kendiliğinden kararan dikiz aynası, sis farı yok; yol bilgisayarı mevcut.



Dizel seçeneklerde ise;



1.4 D-4D Class 3800 devirde 90 beygir güç, 1800 devirde 190 nm. tork üretiyor. 100 km. için şehir içinde 5.8, şehir dışında 4.3 ve ortalamada 4.9 litre yakıt tüketiyor. Benzinlide saydığım eksikliklerin yanı sıra diz ve perde hava yastıkları da yok.



1.4 D-4D Comfort = Motor ve yakıt değerleri Class ile aynı. Class'da olmayan hava yastıkları mevcut, diğer donmanım eksiklikleri bu seviye için de geçerli.



Civic Sedan Dream Düz Vites = 38.960 TL

Civic Sedan Dream OtomatikVites = 40.690 TL




Her iki vites seçeneği de 6500 devirde 125 beygir gücüne ve 4200 devirde 152 nm. torka sahip.

Düz vites seçeneğinde 0-100 km. hızlanma değeri 10.3 saniye, otomatikte ise 12.5 saniye.

100 km.de şehir içi yakıt tüketimleri; Düz: 9.2 , Otomatik: 10.0

100 km.de şehir dışı yakıt tüketimleri; Düz: 5.5 , Otomatik: 5.4

100 km.de ortalama yakıt tüketimleri; Düz: 6.8 , Otomatik: 7.1



Her iki seçenekte de ESP, yol bilgisayarı, hız sabitleyici ve sunroof yok.



Focus Trend 4K 1.6 115PS = 32.110 TL

Focus Trend 4K 1.6i 100PS A/T = 32.265 TL

Focus Trend 4K 1.6 90PS TDCi = 37.230 TL

Focus Trend 4K 1.6 109PS TDCi = 39.610 TL

Focus Titanium 4K 1.6i 115PS = 35.990 TL

Focus Titanium 4K 1.6i 100PS A/T = 37.140 TL

Focus Titanium 4K 1.6 109PS TDCi = 40.435 TL




**) 1.6L DuratecTi-VCT benzinli 115PS motor (düz viteste);

6000 devirde 115 beygir güç, 4150 devirde 155 nm. tork; şehir içi/şehir dışı/ortalama olarak sırasıyla 8.7/5.4/6.6 yakıt tüketimi; 0-100 km. hızlanması 10.9 saniye



**) 1.6L Duratec benzinli 100PS motor (otomatik viteste);

6000 devirde 100 beygir güç, 4000 devirde 150 nm. tork; şehir içi/şehir dışı/ortalama olarak sırasıyla 10.6/6/7.7 yakıt tüketimi; 0-100 km. hızlanması 13.7 saniye



**) 1.6L Duratorq TDCi 90PS (düz vites);

4000 devirde 90 beygir güç, 1750 devirde 210 nm. tork; şehir içi/şehir dışı/ortalama olarak sırasıyla 5.6/3.8/4.5 yakıt tüketimi; 0-100 km. hızlanması 12.7 saniye



**) 1.6L Duratorq TDCi 109PS (düz vites);

4000 devirde 109 beygir güç, 1750 devirde 240 nm. tork; şehir içi/şehir dışı/ortalama olarak sırasıyla 5.8/3.8/4.5 yakıt tüketimi; 0-100 km. hızlanması 11.0 saniye



Trend donanımında pekçok eksik var, bu nedenle doğrudan Titainum'u yazıyorum... Sunroof opsiyonel, ESP yok, metalik bopya farkı 800 TL civarında.



Sonuçta, Jetta hariç olmak üzere güç/devir ve tork/devir açısından birbirinden pek bir farkı olmayan, Civic dışında yakıt değerleri de birbirine yakın olan, "iki eksik-bir fazla" mantığı ile donanımları da birbirine eş sayılabilexek marka/modellerden; yol tutuş, süspansiyon, sağlamlık gibi olumlu imajlarını da dikkate alarak Focus Titanium 4K 1.6i 115PS'nin 35.990'lık fiyatı ile öne çıktığını düşünüyorum.



Eskimiş yüzü ve -duyduğuma göre- iki sene sonra kasa değiştirecek olmasının dışında fazla bir kötü yok gibi geliyor. Özellikle gençler arasında tasarım açısından beğenilen Civic, VW markasının Türkiye'deki değerinden istifade eden Jetta ve geçmişten gelen "iyi arabadır" imajına sahip Corolla'nın yanında imaj olarak biraz daha geride kalmış olsa da; otomobilden biraz anlayan herkesin "imajı falan boşver, taş gibi arabadır" dediği Focus'un Titanium 4K 1.6i 115PS modelinin 8biraz da pazarlıkla) 35.000-35.500 arasında alınabilecen en iyi otomobil olduğunu düşünüyorum.



Bilmiyorum yanlış mı düşünüyorum? Siz ne dersiniz?...
Aile otomobili olarak kullanılacak; yani iç hacmi ve bagajı geniş, belli donanım ve güvenlik özelliklerine sahip, marka değeri ve imajı açısından rağbet gören bir otomobil almak istesem... Bütçem de 40.000 TL olsa...



Hemen hepimizin aklına şu üç markanın şu üç modeli gelir : Toyota Corolla, Ford Focus Sedan, Honda Civic Sedan...



Hemen teslim edip edemeyecekleri tartışmasını bir kenara bırakacak olursak; şu an itibarıyla ilan edilmiş olan fiyatlarına göre 40.000 TL'ye alabileceğim otomobilin özellikleri malum... Kağıt üstündeki göstergeler açısından hemen hemen hepis birbirinin aynı; birinin torku daha yüksek de diğerinin yol tutuşu, öbürünün malzeme kalitesi falan...



Bu fiyata Corolla'da ESP alamıyorsunuz, Focus'da opsiyonel olarak alabiliyor gibisiniz ama ESP'li Focus temininde sıkıntı var, Civic'de de 40.000 TL'nin üzerine ESP (VSA) için asgari 1.500 TL daha vermeniz lazım. Sunroof bu fiyata hiçbirinde yok, ıvır zıvır...



Dikkatimi VW'nin 1.6 102 HP Passat modeli çekti... 39.850 TL fiyatı var! Motor gücü olarak yukarıda saydığım modellerden biraz daha düşük ama torku eğdeğer veya yüksek görünüyor. ESP standart, diğer güvenlik ve donanım özellikleri açısından diğerlerinden geri kalır yanı yok gibi... Galiba yakıtta biraz müsrif!



Corolla, Focus veya Civic'e iyi bir alternatif olmaz mı?
Gözlediğim kadarıyla; araç alırken yapılan pazarlıklar, genelde anahtar teslim fiyat üzerinden yapılıyor.



Anahtar teslim fiyatı oluşturan temel unsurlar şunlar :



1.) Fabrika çıkış fiyatı

2.) ÖTV

3.) KDV

4.) Nakliye (Aracın fabrikadan veya limandan bayiye getirilmesi sırasında ortaya çıkan maliyet olsa gerek... Ancak her firma bunu ayrıca beyan etmiyor, fabrika fiyatının içinde gösteriyor.)

5.) Plaka çıkarılması ve sair işlemlere ilişkin masraflar

6.) Bandrol (Motorlu Taşıtlar Vergisi)



Bunlardan; ÖTV, KDV ve bandrol için pazarlık etme şansınız zaten yok... Çünkü devletin belirlediği resmi oran ve tutarları var... Plaka ve sair işlemlere ilişkin masrafların büyük kısmı da Trafik Müdürlüklerindeki tarifeye bağlı; bunun pazarlığı da olmaz... İçinde sadece önemsenmeyecek tutarda "muameleci" komisyonu var, bunun da pazarlığına gerek yok...



O zaman asıl pazarlık konusu olması gereken unsur, fabrika çıkış fiyatı! Çünkü doğrudan satıcının inisiyatifinde olan fiyat, bu fiyat!...



Peki pazarlıklar bunun üzerinden mi yapılıyor? Hayır!.. Anahtar teslim fiyatından yapılıyor. Şöyle ki;



Hesabı basitleştirmek için anahtar teslim fiyatının; fabrika çıkış fiyatı, ÖTV ve KDV'den ibaret olduğunu varsayalım... Ayrıca, geçici bir süre uygulanacağı için ÖTV'nin şimdiki gibi % 18 değil de asıl oran olan % 37 olduğunu varsayalım.



Fabrika Çıkış Fiyatı : 100 TL

ÖTV (%37) : 37 TL

KDV (%18, ÖTV uygulandıktan sonra) : 24,66 TL

TOPLAM : 161,66 TL



Demek ki anahtar teslim fiyat, fabrika çıkış fiyatının % 61,66 fazlası oluyor. O zaman 40.000 TL'ye satılan 1600 cc motorlu bir araç için ilgili rakamlar şunlar olur :



Fabrika Çıkış Fiyatı : 24.743 TL

ÖTV (%37) : 9.155 TL

KDV (%18, ÖTV uygulandıktan sonra) : 6.102 TL

TOPLAM : 40.000 TL



Diyelim ki satıcı 2.000 TL indirimle aracı 38.000 TL'ye satmaya razı oldu. Yeni rakamlar ne olur?



Fabrika Çıkış Fiyatı : 23.506 TL

ÖTV (%37) : 8.697 TL

KDV (%18, ÖTV uygulandıktan sonra) : 5.797 TL

TOPLAM : 38.000 TL



Toplam 2.000 TL indirimin 1.237 TL'si fabrika çıkış fiyatından, 763 TL'si ise ÖTV+KDV'den yapılmış oldu.



Oysa, 2.000 TL'lik indirim anahtar teslim fiyattan değil de fabrika çıkış fiyat üzerinden yapılsaydı;



Fabrika Çıkış Fiyatı : 22.743 TL

ÖTV (%37) : 8.415 TL

KDV (%18, ÖTV uygulandıktan sonra) : 5.608 TL

TOPLAM : 36.767 TL



olacaktı. Araç, toplamda 2.000 TL indirimle değil, 3.233 TL indirimle alınabilecekti. Bir önceki indirime göre; satıcı, kendi payına 763 TL daha fazla indirim yapmış, devlet de 470 TL daha az vergi tahsil etmiş olacaktı.



Böyle bir olayda en fazla zarar edecek taraf satıcı oluyor. En fazla kar edecek taraf da müşteri... O zaman ben de şunları soruyorum :



1.) Pazarlığı fabrika çıkış değil de anahtar teslim fiyatan yapmak, satıcıların bilinçli bir tercihi midir? Daha az zarar etmek için müşteriyi bu şekilde mi yönlendirmektedirler?



2.) Satıcı, fabrika çıkış fiyatını istediği kadar indirebilir mi? Vergiler de bu şekilde inmiş fiyattan mı hesaplanır yoksa devlet, satıcıya "İstersen aracı bedavaya ver ama ben vergilerimi kamuoyuna ilan ettiğin fabrika çıkış fiyatından isterim" demekte midir?



Bilgi ve görüşlerinizi yazarsanız herkes için çok faydalı olur diye düşünüyorum...
Türkçe Nero nereden satın alınır?



Satın almak isteyen şahıs, yasal olmayan yollardan program edinmek istemiyor. Sürekli kullanacağı için deneme sürümleri ile uğraşamayacağını söylüyor. Parasıyla almak istiyor...



Ağırlıklı olarak CD kopyalayacağı ve VCD formatında CD üreteceği için en son sürümlerden olması gerekmeyebilir. Türkçe başka bir program da olabilir...
10.02.2009 tarihi saat 12.20 itibarıyla, firmaların web sitelerinde ilan edilen fiyatlara ve teknik özelliklere göre;



Honda Civic Elegance düz vites : 40.950 TL

Ford Focus Titanium düz vites (sedan/benzinli) : 39.420 TL

(Buna göre Civic 1.530 TL daha pahalı... Pazarlık konusu ayrı tabii...)



Civic'de ESP standart, Focus'da opsiyonel (1.631 TL'ye ilave ediliyor)

Civic'de metalik boya standart, Focus'da opsiyonel (818 TL'ye ilave ediliyor)

Civic'de sunroof standart, Focus'da opsiyonel (1.631 TL'ye ilave ediliyor)



Bu özellikler yönünden Focus'u Civic'e eşleyebilmek için opsiyonlara 4.080 TL daha ödemeniz gerekiyor. Böyle olunca da Focus 43.500 TL'ye; yani Civic'den 2.550 TL daha pahalı hale geliyor.



Devam edelim;



Motor gücü : Civic 125/6500 , Focus 115/6000

Tork : Civic 152/4200 , Focus 155/4150

Ortalama yakıt tüketimi : Civic 6.7 , Focus 6.6



Diğer teknik özellikler ve donanımda ise ikisi arasında aşırı farklar olmasa da benim kişisel kanım Civic'in biraz daha zengin olduğu yönünde...



İmaj boyutuna gelince... Focus filo arabası, rent a car arabası, hatta taksici arabası diye de biliniyor... Civic'in ise böyle namları yok... Focus'un kasası eskidi, Civic ise içiyle dışıyla yepyeni bir görünüm arz ediyor (gerçi ben Civic'in iç tasarımını -özellikle konsolu- beğenmiyorum ama genelde beğeniliyor).



Focus ise yol tutuşu, sağlamlık, bagaj genişliği açısından daha makbul sayılıyor...



Şimdi de soruyorum :



Arada Focus aleyhine mevcut yaklaşık 2.500 TL'lik fiyat farkına rağmen neden Focus almalıyım?
Teyzem LCD TV istiyor !



15 yıllık CRT televizyonu bozuldu. Emektar televizyoncağız önceden birkaç kez servis görmüştü, son bir arıza daha yapınca teyzem artık televizyonu değiştirmenin zamanı geldiğine karar verdi. Eve de yeni dekorasyon yaptırdı; “bu eve artık LCD yakışır!” diyor. Alınacak televizyonu seçmem için de beni görevlendirdi.



Gördüğünüz gibi televizyona biraz mobilya gözü ile bakıyor. Yani; çözünürlük neymiş, 720p/1080i/1080p neymiş, full/ready neymiş umrunda değil. Daha doğrusu şimdilik umrunda değil; alacağımız televizyon beklediği görüntü kalitesine vermezse acayip bozulacak.



Bunun için kendisine izahatta bulunmaya çalışıyorum, dinlemiyor. “Ben ne anlarım teknolojisinden, git al işte!” diyor...



Alınacak televizyonu bilgisayara bağlamayacak, konsol oyunu için kullanmayacak, Blue-ray falan üç-beş yıllık vadede hiç sözkonusu değil (daha DVD’si bile yok, VCD ile idare ediyor), dünya para verip HD yayın yapan Digiturk veya D-Smart’a abone olmaz, evde halen mevcut kablolu TV’yi kullanır; olmadı Teledünya’ya abone olur veya uyduya geçer.



Bununla birlikte, mağazalarda cam gibi izlenen demo HD görüntüleri evinde bulamayınca bana çıkışacak... Ne yapsam bilemedim? Kullanacağı odanın boyutları itibarıyla 32’ yeterli olacak diye düşünüyorum. Bu hususu da dikkate alınca HD ready bir TV almanın mantıklı olacağı kanısına varıyorum.



Full HD almak yerine teknolojisi yüksek, işlemcisi gelişmiş, DVB tuner’ı, USB girişi olan bir HD ready TV almanın en az beş sene için iyi bir çözüm olacağı kanısındayım.



Philips 32PFL7433 aklımdaki ilk model...



Nasıl bir TV almalı acaba?...
Bir panel TV satın almayı düşünen tüketicinin kafası oldukça karışıyor... Plazma mı-LCD mi, hangi marka, hangi model, kaç inch, full HD mi-HD Ready mi?... Konstrat oranı kaç olacak, tepkime süresi ne olacak, kaç girişli olacak?...



Tüketicilerin çoğu bu kriterler üzerinden analiz yapıp öyle karar veriyorlar. Hatta bazen bu kriterleri bile tam olarak dikkate almıyorlar. Oysa, bu işlerden anlayanlar; alacakları TV'yi seçerken sadece yukarıda saydıklarımı değil, başka bazı kriterleri daha dikkate alıyorlar. Mesela TV'nin sahip olduğu işlemciyi ve/veya yazılımı...



Bildiğim kadarıyla, bir panel TV'nin görüntü kalitesine etki eden en önemli faktörlerden ikisi, TV'de yüklü olan işlemci ve yazılım. Yukarıda saydığım kriterler kadar -hatta belki onlardan bile fazla- bu iki hususun değerlendirilmesi gerekiyor.



Bir gün Tepe Home mağazasında Philips LCD TV'lere bakıyoruz. Yan yana duran aynı ebatta iki TV'de Philips'in tanıtım videosu oynatılıyor. Belki bilenleriniz vardır; bir helikopter uçuyor. Helikopter binaların uzağında, boş gökyüzünde uçarken iki TV'nin görüntüsü de aynı gibi; aynı parlaklık, aynı renk tonu, aynı canlılık... Ancak, helikopter gökdelenlerin arasına girince fark birden ortaya çıkıveriyor. TV'lerden biri, gökdelenlerin camlarının ve dış cephe kaplamalarının oluşturduğu yatay-dikey hatlar nedeniyle korkunç bir tarama ve görüntü bozukluğu veriyor. Diğer TV'de ise hiç böyle bir şey yok! Her iki TV'de de aynı helikopter aynı gökdelenin önünden geçiyor ama birindeki taramadan dolayı seyretmeniz neredeyse mümkün değil, diğerinde ise helikopter adeta yağ gibi kayıyor.



Stand görevlisi, bunun iki TV arasındaki işlemci ve yazılım farkından kaynaklandığını söyledi. Aslına bakarsanız, iki TV'nin diğer tüm özellikleri neredeyse aynıydı, aralarındaki fiyat farkı da 500 YTL civarındaydı (tarama yapmayan pahalı). Yani bu işlerden anlamayan bir tüketiciye tarama yapan TV rahatlıkla "Abi işte ikisinin de özellikeri aynı, ne verecen 500 YTL daha?!..." denilerek satılabilirdi. Tüketici ancak iki TV'nin görüntüsünü yan yana görünce anlardı aradaki farkı... (tabii yan yana görme imkanı bulabilirse...)



Satış noktalarında çoğu zaman tüm TV'lerin görüntülerini kıyaslayabileceğimiz bir ortam olmuyor. TV'lerin biri çalışıyor biri çalışmıyor... Bazen de hepsi birden çalışıyor ama görüntü bir sürü TV'ye birden bölündüğü için son derece kötü oluyor... Bu durumda mecburen kağıt üstündeki özellikleri iyi değerlendirmek gerekiyor.



O zaman soru şudur? Bir TV'nin sahip olduğu işlemci ve yazılımın iyi olup olmadığını nasıl anlayacağız? İşlemci ve yazılımın markası mı oluyor, belli bir teknik göstergesi mi oluyor?...



Mesela "Sony Bravia'ların hepsi Bravia'dır ama bazıları daha Bravia'dır" gibi durumlar varsa, bunu nasıl ayırd edeceğiz?



Bilenlerden bilgilerini paylaşmalarını rica etsek...
Bir bayan arkadaşım çoğunlukla şehir içinde kullanacağı, yılda bir-iki kez de tatile gidebileceği bir araba almayı düşünüyor. Şoförlük tecrübesi yok, tipik bir acemi. Bu nedenle sıfır km. değil ikinci el bir araba düşünüyor. Mantığı malum; “acemiliğimi atana kadar kırar dökerim, boş yere sıfır km. alıp da arabanın canına okumayayım!” diyor. Tercihi; Palio, Corsa, Polo, Jazz veya Getz gibi “bayan arabası” olarak bilinen arabalardan yana...



Alacağı arabanın 2005 veya daha üzeri model, temiz, az km. yapmış, özellikle güvenlik donanımı eksiksiz olmasını istiyor. Ancak, tüm bu koşullar sağlanınca fiyat oldukça yukarıya çıkıyor. Öyle ki; aradaki fark neyse verip sıfır km. bir araba almak cazip hale geliyor. Zaten ikinci eli tercih etmemizin nedeni para değil, tamamen acemilik korkusu! Aslında doğrudan sıfır km. arabalara da bakabiliriz.



Ben de kendisine böyle dedim.. O da mantıklı buldu ve bir piyasa araştırması yapmak üzere vurduk kendimizi yollara... Başladık Ankara’nın Konya yolunda yanyana dizili Fiat, VW ve Honda plazalarını gezmeye...



Aşağıda bu süreçteki izlenimlerimi anlatacağım. Belki birilerine faydalı olur :



Bayan arkadaşım ile önce Fiat’ın Kartaş adlı yetkili satıcısına giderek Palio baktık. Bir satış görevlisi bizimle ilgilendi (adı bende saklı); ancak bence hiç ilgilenmeseydi daha iyiydi. Bir türlü anlaşamadık kendisiyle; sorduğumuz sorulara cevap alamadık, derdimizi anlatamadık... Hakkını yemeyeyim; kendince bir sürü bilgi vermeye çalıştı ama bunlar bizim kafamızın daha da karışmasından başka bir işe yaramadı. Bir ara sinirlenir gibi oldu, hafiften azarladı bizi... Baktım ki biz bu şahısla sağlıklı iletişim kuramayacağız, biraz daha devam edersek tepem atacak; apar topar kalkıp mekanı terk ettik.



Dışarı çıkar çıkmaz arkadaşımla (ikimiz aynı anda) “ne kadar kötü satıcı!” dedik birbirimize. Adam ikimizde de aynı izlenimi bırakmış.. Tabii ki iyi bir izlenim değildi ve bu nedenle Fiat ve Palio’yu eledik (ne acı ki ben de bir Palio sahibiyim).



Biraz ilerideki VW/Doğuş Oto’ya gittik. Amanın o da ne? İçerisi ana-baba günü; her arabanın başında üç-beş insan. Arabaların içini görmek için millet neredeyse birbirini itip kakacak, pazar yeri gibi... Ancak ortalıkta görevli yok. Tipik bir potansiyel alıcıyız; hani söylemesi ayıp, yeterli paramız da var. Ne bekleriz? Biri bizimle ilgilensin, bilgi versin, yardımcı olsun... Ancak ortada böyle biri yok. Sadece -yine adı bende saklı- bir görevli görünüyor ortada; herkes onun peşinde. Ne yapacağız biz de mi koşacağız peşinden? Adamların sattığı arabayı almak için ben mi uğraşmalıyım yoksa onlar mı bana satmaya uğraşmalı? Parayla rezil olmak, böyle alttan almalarla başlar; sonra iyice ayyuka çıkar! Elveda VW/Doğuş Oto!



O gün için fazla vaktimiz kalmadı. Son olarak Honda/Bora’ya bakalım dedik. Burası da VW’nin tam tersi. İçeride hiç müşteri yok, ancak her masada bir görevli var. “İyi, bunlardan biri bizimle ilgilenir” dedik ama yine yanıldık. Zaten içeride Civic’den başka araba yok, kıyıda bir yerde bir Jazz bulduk onun etrafında dönüyoruz. Kapısı kilitli, içine bakamıyoruz. Arkadaşım bu durumdan sıkılmaya başladı; hayatında ilk defa böyle bir işe kalkışmış, hatta ilk defa bir otomobil satıcısından içeriye giriyor. Bu üçüncü yer, ilgi-bilgi-sempati sıfır!



Ben bunu hissedince masada oturanlara seslendim : “Bu araca bakabilir miyiz?”. İçlerinden biri asık suratla kalktı, içerideki bir odaya gidip anahtar aldı geldi. Sonra “buna değil şuradakine bakın” diyerek bizi başka köşede -adeta Civicler’in arasına gizlenmiş- bir başka Jazz’ın yanına götürdü. Arkadaşım heyecanlı, yeni, gıcır gıcır araba –belki de onu alacak- gözünü alıyor. Sen de satıcı olarak bu psikolojiyi yakala; müşteriyi kap! Yok, hani “bir an önce bakıp gidin” der gibi edalar, soğuk ve kısacık cümleler, sorularımıza tek kelimelik cevaplar...



Ben de gerildim, dalaşma havasına girdim. Neyse ki kendimi tuttum, arkadaşımın koluna girip “Aaaa! Saat kaç olmuş! Geç kalıyoruz hadi gidelim” dedim ve apar topar çıktık Honda/Bora’dan...



Biraz yürüdük. Arkadaş şaşkın; “Ayakkabı alırken bile daha fazla ilgileniyorlar. Amma havalı adamlar yahu!” dedi. Üç farklı marka, aynı sonuç! Şaşırdı tabii..



Arkadaşım o günden sonra sıfır km. almaktan vazgeçti, ikinci ellere bakmaya başladı. Kendisine "Daha Opel Corsa, Hyundai Getz, Renault Cilo'ya bakmadık. Ayrıca Ankara'da Fiat'ın, VW'nin, Honda'nın başka satıcıları da var, oralara da bakabiliriz" diyorum, gülümsüyor...
Hakkında
Konum: Ankara
Temel Bilgiler ve İstatistikler
Aktiflik: Şu anda DH'de değil
Son Giriş: 4 ay önce
Son Mesaj Zamanı: 4 yıl
Mesaj Sayısı: 339
Gerçek Toplam Mesaj Sayısı: 362
İkinci El Bölümü Mesajları: 3
Konularının görüntülenme sayısı: 47.977 (Bu ay: 266)
Toplam aldığı artı oy sayısı: 13 (Bu hafta: 0)
En çok mesaj yazdığı forum bölümü: Motorlu Araçlar Dünyası
Mesajları
İkinci El Referansları
- x
Bildirim
mesajınız kopyalandı (ctrl+v) yapıştırmak istediğiniz yere yapıştırabilirsiniz.