Binbaşı
05 Haziran 2015
Tarihinde Katıldı
Takip Ettikleri
0 üye
Görüntülenme
Toplam: 31 (Bu ay: 0)
Gönderileri
Oyuncular: Mark Wahlberg, Danny DeVito, James Remar, Richard T. Jones, Stacey Dash

Tür: Komedi, Dram























Atlasjet uçağı Isparta'da düştü: 57 ölü



Atlasjet Havayolları'nın İstanbul-Isparta seferini yapan ve içinde 50 yolcu ile 7 mürettebatın bulunduğu MD83 tipi yolcu uçağı Isparta'nın Keçiborlu ilçesine bağlı Çukurca bölgesi yakınlarında düştü. Kazada kurtulan olmadı.


Uçağın acil durum sinyali göndermediği belirlendi.

Uçağın düşmesinin ardından herhangi bir patlama olmamasının ise, kısa parkurda uçulduğu için uçakta fazla miktarda yakıt bulunmamasından kaynaklandığı ifade edildi.



Araştırma Görevlisi Mustafa Fidan

Uçakta 6 bilimadamı vardı



Prof. Dr. Engin Arık


Ölen yolcular arasında Süleyman Demirel Üniversitesi'nin davetlisi olarak, "fizik" konusunda konferans vermek üzere Boğaziçi ve Doğuş üniversitesinden gelen bilimadamları da bulunuyordu:



Doç. Dr. İskender Hikmet

Boğaziçi Üniversitesi'nden Prof. Dr. Engin Arık, araştırma görevlisi Özgen Berkol Doğan, yüksek lisans öğrencisi Engin Abat ile Doğuş Üniversitesi'nden Prof. Dr. Şenel Fatma Boydağ, Doç. Dr. İskender Hikmet ve araştırma görevlisi Mustafa Fidan.



Araştırma Görevlisi Özgen Berkol Doğan


Prof. Dr. Engin Arık'ın, 'European Organization for Nuclear Research (CERN)'deki 'Atlas Deneyi'nde çalıştığı, ayrıca bu 6 bilimadamının 2 yıl önce başlatılan ve Devlet Planlama Teşkilatı tarafından desteklenen "Türk Hızlandırıcı Merkezi Teknik Tasarımı ve Test Laboratuvarları" projesinde görevli oldukları bildirildi.



Prof. Dr. Şenel Fatma Boydağ

Bu arada, uçakta 49 değil, 50 yolcu olduğu anlaşıldı. Uçakta ölenler arasında 1.5 aylık bir bebek de bulunuyor.



Yüksek Lisans Öğrencisi Engin Abat

Atlasjet: "Teknik arıza yok"

Atlasjet Havayolları Üst Yöneticisi Tuncay Doğaner, hava şartlarının, görüş şartlarının uçuşa elverişli olduğunu belirterek, "Bundan daha güzel bir hava olamaz. Ancak meydan, pist görüldükten sonra, uçağın buraya nasıl düştüğü bir araştırma konusudur. Teknik bir arızayla uzaktan yakından bir ilgisi yoktur" dedi.

Doğaner, "Meydanın görüldüğünü ve yaklaşmaya devam ettiklerini kuleye bildirdikten sonra uçakla temas kaybolmuştur" açıklamasını yaptı.

Uçak World Focus Havayolları'na ait

Uçağın 1996 model MD83 tipi olduğunu aktaran Doğaner, "Bakımları yerindedir. Bakımlarıyla ilgili bir hata söz konusu değildir. Uçak World Focus Havayolları uçağıdır. Yolcuların bütün sorumluluğu bize aittir" diye konuştu.

Doğaner, "Enkaza bakacağız, Bunun sebebi nedir? Çok ilginç bir kaza. Uçak olmaması gereken bir yerde" diyen Doğaner, daha sonra kazanın olduğu bölgeye gitti.

165 yolcu kapasitesine sahip uçağın bir dönem Türk Hava Yolları'na da kiralandığı açıklandı. Uçak, 29 Temmuz 2007'de uçuş ekipleriyle birlikte Atlasjet'e kiralanmıştı.


6 NÜKLEER FİZİKÇİ DE UÇAKTAYDI


AA muhabirinin aldığı bilgiye göre, SDÜ Fen Edebiyat Fakültesi’nce bugün düzenlenecek "fizik" konulu bir konferansa katılmak üzere Atlasjet uçağına binen ve hayatlarını kaybettikleri bildirilen yolcular arasında, Boğaziçi Üniversitesinden Prof. Dr. Engin Arık, Araştırma Görevlisi Özgen Berkol Doğan, Yüksek Lisans Öğrencisi Engin Abat ile Doğuş Üniversitesinden Prof. Dr. Şenel Fatma Boydağ, Doç. Dr. İskender Hikmet ve Araştırma Görevlisi Mustafa Fidan da bulunuyor.



İNANILMAZ TESADÜF!

Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Engin Arık'ın, İsviçre'nin Cenevre kenti yakınlarında kurulu, "European Organization for Nuclear Research (CERN)"deki "Atlas Deneyi"nde çalıştığı öğrenildi.


İşte Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Engin Arık'ın katıldığı konferanslarda Nükleer Enerji Santralleri hakkında aktardığı kritik ve önemli bilgiler.
Toryum madeni ve gerçeği
Nükleer Enerji Santralleri'nde uranyum yerine kullanılabilecek olan toryumun 21. yüzyılın en stratejik maddesi olacağını ve Türkiye'nin dünya toryum rezervlerinde 2. sırada bulunduğunu belirten Prof. Dr. Arık, "Japonya, elinde hiç toryum bulunmamasına rağmen, toryumla çalışacak nükleer enerji santrallerine yönelik çalışma yapan üç ülkeden biri. Türkiye'de ise bu alandaki bilimsel araştırmalar desteklenmiyor."
1 ton toryum = 1 milyon varil petrol
"Eğer toryum kullanıma sokulabilirse Türkiye elektrik üretmek için petrol ya da doğalgaz satın almak zorunda kalmayacak. Isınma ihtiyacımız için yer altındaki yaklaşık 900 bin tonluk toryum ile ürettiğimiz elektriği kullanabiliriz."
"Bugün dünyada savaşlara neden olan petrolün 1 milyon variliyle elde edilebilen enerji, sadece 1 ton toryum kullanılarak üretilebilecek."


Erke bağlantısı

Isparta’ya inerken düşen uçakta bulunan bilim adamları kaza ile ilgili “çok ciddi” şüphelerin de ortaya atılmasına neden oldu. Bu kişilerden Boğaziçi Üniversitesi Nükleer Fizik Profesörü Engin Arık’ın bir yıl önce ortaya çıkan ve bir daha da bilgi verilmeyen “Erke projesi” içinde çalıştığını öğrendim. Bu proje geçen yıl “ayrıntı verilmeden” kamuoyuna sunulmuş ve “Hayata geçmesi halinde enerji maliyetinin sıfıra ineceği, petrol bağımlılığımızın biteceği” ileri sürülmüştü. Gerçek açıklamanın tam bir yıl sonra yapılacağı da belirtilmişti. Geçen yıl kasım ayında yapılan bu açıklamadan bir yıl geçmesine rağmen şu ana kadar hiçbir yeni açıklama yapılmadı ve proje ile ilgili bilgi de sızmadı. Kasım’ın son gününde meydana gelen bu kaza ister istemez şüphe yaratıyor.



Aynı profesörün, yine enerji bağımlılığını çok azaltacak CERN adlı projede de çalışıyor olması şüpheleri daha da artırıyor. Bu konuda fikir yürüten bazı “komplo teorisyenleri” birini ortadan kaldırmak için “genel bir kaza” yaratmanın en geçerli yol olduğuna dikkat çekiyor.





Toryum madeni nedir?

Toryum (Th). Atom numarası 90, atom ağırlığı yaklaşık 232 g/mol olan, 11,7 g/mL yoğunluğunda, 1755 °C de eriyen, kurşun renginde, havada bozulmaz, atom enerjisi kaynağı olarak kullanılan radyoaktif bir elementtir.

Toryum kendiliğinden bölünebilme yeteneğine sahip değildir. Bu yüzden doğrudan nükleer yakıt olarak kullanılamaz. 232Th (toryum-232) izotopunun, bir nötron yutarak, fisyon yapabilen (fisil) bir izotop olan 233U'e dönüştürülmesi gerekir. 232Th'nin düşük enerjili nötronlarla reaksiyonu (nötron yutumu) sonucunda, önce kararlılığı daha az olan 233Th oluşur.

Toryum yakıt döngüsünde uranyumdan daha az plütonyum ve diğer trans-uranyum elementleri üretildiğinden, toryum, nükleer santrallerin en temiz yakıtı olarak kabul edilir. Çevreye daha az zarar vermesi açısından da ileride nükleer reaktörlerde uranyum yerine kullanılması düşünülmektedir.

Toryumun nükleer yakıt olarak kullanılması ile ilgili çalışmalar halen devam etmektedir. Ancak günümüzde toryumla çalışan ticarî ölçekli bir nükleer reaktör bulunmamaktadır.


Toryumlu yakıt denemeleri 1960 yıllarının ortalarında başlamış olmasına rağmen güç reaktörlerinde kullanılmasına 1976 yılında başlanmıştır. Almanya, Hindistan, Japonya, Rusya, Birleşik Krallık ve ABD’de araştırma/geliştirme çalışmaları sürdürülmektedir. Almanya’da geliştirilen 300 MWe gücündeki toryum yüksek sıcaklık reaktörü, yarısından fazlası Th/U olan yakıtla 1983 – 1989 yılları arasında başarıyla işletilmiştir. 60 MWe Lingen kaynar sulu reaktöründe ise Th/Pu tabanlı yakıt test elemanı kullanılmıştır.

ABD'de Shippingport reaktöründe, toryum tabanlı yakıtların basınçlı su reaktörlerindeki kullanımı incelenmiş ve toryum kullanımının işletme stratejisi veya reaktör kalbi güvenlik sınırlarını etkilemediği sonucuna varılmıştır. 1977 – 1982 yılları arasında hafif sulu üretken reaktör anlayışı da bu reaktörde başarıyla denenmiştir.


Yusuf Halaçoğlu:
Türkiye’de toryumun tespit edilmiş şu anki miktarının 880 milyon ton olduğunu söyleyen Halaçoğlu, “1 ton toryum madeni 200 ton uranyuma karşılık gelmektedir. Türkiye'nin üzerinde oturduğu bu maden, işlenmemiş değer olarak şu an 120 trilyon dolar karşılığındadır. Ayrıca çevreye de zarar vermemektedir. Bütün bunlar ortada iken neden nükleer enerjiye meylediyoruz” diye konuştu.


Ayrıca Çin hükümeti 350 milyon dolarlık bir yatırım yaparak Toryum reaktörlerini 10 yıl içinde üretmeyi planlıyor. Projede 140 doktoralı bilim insanı çalışıyor be su sayı giderek artacak. Hindistan ise dış ülkelere karşı enerji bağımlılığını sıfırlamak için toryum reaktörleri üzerinde çalışıyor. Hatta 2014’de geliştirdiği 300 MW ‘lık prototipi devreye almayı düşünüyor. Eğer Hindistan prototipte başarılı olursa, kurulacak reaktörler sayesinde, 2050’ye kadar elektrik ihtiyacının % 30’unun toryumdan karşılayacak.

http://www.gercekbilim.com/turkiye-temiz-ve-guvenli-nukleer-enerji-toryum-yerine-neden-uranyumlu-tesis-kurmaya-calisiyor/



Cesitli haber ve bilim sitelerinden derlenmistir..
ANKEBUT-64

Binbir Gece Masalları

Binbir Gece Masalları (kısaca Binbir Gece, Arapça: كتاب ألف ليلة وليلة Kitāb 'Alf Layla wa-Layla, Farsça: هزار و یک شب Hazâr-o Yak Šab) Orta Çağ'da kaleme alınmış Orta Doğu kökenli edebi eserdir. Şehrazad'ın hükümdar kocasına anlattığı hikâyelerden oluşur.




Tarihçe:

8. yüzyılda Abbasi Halifesi Harun Reşid zamanında Bağdat önemli bir kozmopolit şehirdi; İran, Çin, Hindistan, Afrika ve Avrupa'dan gelen tüccarlar ile dolup taşmaktaydı. Bu dönemde, şehrin kültürel yapısı da gelişmiş, Arap kültürü, özellikle diğer Doğu kültürleriyle harmanlanmıştı. Binbir Gece Masalları'ndaki hikâyeler işte bu dönemde, halk hikâyeleri olarak ortaya çıkmıştır. Sözle aktarılan bu hikâyeler sonunda tek bir eserde derlenmiştir. Hikâyelerin çekirdeğini eski bir Fars (İran) kitabı olan Hazâr Afsâna (Bin Efsane) oluşturmuştur. 9. yüzyıl dolaylarında hikâyeleri derleyen ve Arapça'ya çevirenin masalcı Ebu Abdullah Muhammed el-Gahşigar olduğu söylenir. Eserdeki hikâyelerin çerçevesini oluşturan Şehrazad öyküsünün esere 14. yüzyıl dolaylarında katıldığı düşünülmektedir. Eser Fransızcaya 1704'te çevrilmiş, ilk modern Arapça derlemesi ise 1835'te Kahire'de yapılmıştır. Fransızca'ya 1704'te çevrilmişse de, eserin ve ihtiva ettiği hikâyelerin bir kısmının daha önceden Batı'ya geldiği düşünülmektedir.


Konusu:

Binbir Gece Masalları, Arap edebiyatı'nın en güzel eserlerindendir. Gerek eskiliği ve gerekse anonim oluşu, bu masalların hızla yayılmasına yol açmıştır. Hatta çok sonraları "Binbir Gündüz Masalları" adında başka bir seri de ortaya çıkmıştır. Hemen hemen tüm dünya dillerine çevrilen masallar arasında "Ali Baba ve Kırk Haramiler" ve "Alaaddin'in Sihirli Lambası" da yer almaktadır.



"Ali Baba ve Kırk Haramiler"


Hikayeye göre; Fars kralı Şah Şehriyar Hindistan ile Çin arasındaki bir adada hüküm sürer (eserin daha sonraki biçimlerinde bunun yerine Şehriyar'ın Hint ve Çin'de egemenlik sürdüğü yazar). Şehriyar karısının kendisini aldattığını öğrenir ve öfkelenir, tüm kadınların sadakatsiz, nankör olduğuna inanmaya başlar. Önce karısını öldürtür, sonra da vezirine her gece kendisine yeni bir hanım bulmasını emreder. Her gece yeni bir gelin alan Şehriyar, geceyi hanımıyla geçirdikten sonra tan vakti hanımını idam ettirir. Bir süre bu böyle devam eder. Vezirin akıllı kızı Şehrazad bu kötü gidişata son vermek için bir plan kurar ve Şehriyar'ın bir sonraki eşi olmaya aday olur. Evlendikleri geceden başlayarak, kardeşi Dünyazad'ın hikâye dinlemeden uyuyamadığını söyler ve hergece Dünyazad'ın da yardımıyla çok güzel ve heyecanlı hikâyeler anlatmaya başlar ama tam şafak vakti geldiğinde, hikâyenin en heyecanlı yerinde, hikâyeyi anlatmayı keser. Hikâyenin sonunu merak eden Şehriyar, Şehrazad'ın hikâyeye ertesi gece devam edebilmesi için, o gecelik Şehrazad'ın idamını erteler. Her gece bir önceki masalın devamını anlatıp yeni bir hikâyeye başlar ve yine tam tan vakti hikâyenin en heyecanlı yerinde anlatmayı bırakır. Kitabın sonuna kadar yer alan hikâyeler, Şehrazad'ın Şehriyar'a anlattığı hikâyelerdir. Sona gelindiğinde, Şehrazad üç erkek çocuğu doğurmuştur ve evliliklerinden uzunca bir süre geçmiştir. Kralın kadınlara olan öfkesi ve kötü düşünceleri dinmiş, Şehrazad'ın sadakatine inanmıştır.

Farklı basımları:

Eserin bir Avrupa dilindeki ilk baskısı, Antoine Galland tarafından yapılmış Fransızca çevirisidir (1704-1717). Bu çeviri eserin daha önce derlenmiş bir Arapça sürümünden yapılmıştır. 12 ciltten oluşan bu ilk çeviri, Les Mille et une nuits, contes arabes traduits en français , büyük ihtimalle çevirinin yapıldığı Arapça nüshada bulunmayan fakat çevirmen tarafından bilinen bazı Arapça hikâyeleri de içermekteydi.

850 yılı civarında ortaya çıkan Arapça derleme, Alf Layla (Bin Gece) ise büyük ihtimalle, daha önce yazılmış olan Hazar Afsanah (Bin Efsane) isimli Fars eserinin özetlenmiş bir tercümesiydi. Eserin günümüzdeki ismi olan Alf Layla wa-Layla (Binbir Gece) ise Orta Çağ'da ortaya çıkmıştır. Bu isim büyük ihtimalle sonsuzluk ötesi sayı düşüncesini sembolize etmekteydi, zira o zamanlar Arap matematik çevrelerinde 1000 sayısı kavram olarak sonsuzluğu sembolize ederdi. Belki de buradan yola çıkarak, eserdeki tüm hikâyeleri okuyan kişinin delireceğine dair bir efsane ortaya çıkmıştır.

Eser geleneksel Fars, Arap ve Hint hikâyelerinin bir derlemesi olarak görülür. Fakat, eserde bulunan ünlü hikâyelerden Alaaddin'in Lambası ve Ali Baba ve Kırk Haramiler, eserin Avrupa baskısına Antoine Galland tarafından eklenmiştir. Galland bu hikâyeleri Halepli, Marunî bir masalcıdan duyduğunu yazmıştır.

İngilizce'ye çevirisi Sir Richard Burton tarafından The Arabian Nights olarak yapılmıştır. Kendinden evvelkilerden farklı olarak bu çeviri özgün malzemeyi sansürlememiştir. İngiltere tarihinin muhafazakar Victoria döneminde yayımlanmasına rağmen bu çeviri, kaynağında bulunan erotik incelikleri ve cinsel tasvirleri içermektedir. Bu çevirinin yanı sıra, daha yakın zamanlarda Fransız doktoru J.C. Mardrus'un da bir çevirisi vardır. Mevcut çevirilerin en doğru ve güzeli olarak değerlenidirilen, Fransa'daki Bibliothèque Nationale'de bulunan 14. yüzyıldan kalma bir Suriye el yazmasından Hüssain Haddawy'nin yaptığı Arapça derlemedir.

Müzik:

Rus bestecisi Nikolai Rimsky-Korsakov, 1888'de Şehrazad adlı eserini tamamlamıştır. Parça dört masaldan esinlenmiştir: "Deniz ve Sinbad'in Gemisi", "Kalender Prens", "Genç Prens ve Prenses" ve "Bağdat'ta Şenlik".



























































































Ön Sıra:
I. Langmuir, M. Planck, Mme. Curie, H.A. Lorentz, A. Einstein, P. Langevin, Ch. E. Guye, C.T.R. Wilson, O.W. Richardson
Orta Sıra:
P. Debye, M. Knudsen, W.L. Bragg, H.A. Kramers, P.A.M. Dirac, A.H. Compton, L. de Broglie, M. Born, N. Bohr
Arka Sıra:
A. Piccard, E. Henriot, P. Ehrenfest, Ed. Herzen, Th. De Donder, E. Schrödinger, E. Verschaffelt, W. Pauli, W. Heisenberg, R.H. Fowler, L. Brillouin


5. Solvay konferansı 20. yüzyılın en önde gelen fizikçilerinin katıldığı ve maddenin hakikatını ortaya koyan tarihi bir konferanstır. Bu konferans, maddenin hayal mertebesinde yaratıldığını bilimsel delilleri ile ortaya koymuştur.

Yeni fiziğin en çarpıcı yorumu: “Şeylerin”, biz gözlem yapmadan, maddi bir gerçekliğinin olmamasıydı. Buna göre “şeylerin” gözlem harici herhangi bir fiziksel niteliği de yoktur. Örneğin elektronun hızı, bulunduğu yer gibi fiziksel niceliklerden bahsetmek anlamsızdır. Çünkü gözlem yapılmadığı zaman, elektronun böyle değerleri yoktur.

Çoğu kuantum fiziği kitabına baktığınızda, bu çarpıcı gerçeklere kendiniz de şahit olabilirsiniz. Örneğin dünyada en çok okunan fizik ders kitaplarından olan Kuantum Hesabı ve Kuantum Bilgisi (Quantum Computation and Quantum Information) adlı eserde şu ifadeler vardır:
Kitap veya insan gibi bir nesneden bahsettiğimizde, bu cismin fiziksel özelliklerinin gözlemden bağımsız olarak bir varlığı olduğunu varsayarız. Yani ölçümler yalnızca bu tür fiziksel özellikleri ortaya çıkarmaya çalışır. Örneğin bir tenis topunun fiziksel özelliklerinden biri olan pozisyonunu tipik olarak yüzeyinden yansıyan ışığı kullanarak ölçeriz. Kuantum Mekaniği 1920’li ve 1930’lu yıllarda geliştirilirken, klasik bakış açısından dikkat çekici bir şekilde farklı olan tuhaf bir bakış açısı ortaya çıktı. Bu bölümde önceden tarif edildiği gibi, kuantum mekaniğine göre, gözlemlenmeyen bir parçacık, gözlemden bağımsız var olan fiziksel özelliklere sahip değildir. Daha doğrusu bu tür fiziksel özellikler, sisteme uygulanan gözlemlerin bir neticesi olarak ortaya çıkıyorlar...
Yine bu konuda yüzyılın önde gelen fizikçilerinden Roger Penrose fizikçiler arasında bu yaygın görüşü şu şekilde söyler:
Fizikçilerin çoğu, Niels Bohr’dan esinlenerek, nesnel bir tanımın yapılamayacağını söylerler. Kuantum düzeyinde, ‘orada bir yerde’ gerçekte hiç bir şey yoktur. Gerçek, yalnız ‘ölçmelerin’ sonuçlarıyla ortaya çıkar.

http://modernfizik.net/kuantum6.html
ARAPÇA ezanın yeniden serbest bırakılması için Millet Meclisi’nde 1950’nin 16 Haziran günü yapılan görüşmeler sırasında, CHP grubunun tasarıya red oyu vermesi bekleniyordu. Ama sanılanın aksi oldu ve grup adına sözalan Trabzon Milletvekili Cemal Reşit Eyüboğlu, partisinin ezanın Arapça okunmasına karşı çıkmayacağını açıkladı.

İşte, Cemal Reşit Eyüboğlu’nun TBMM’de görüşmeler sırasında yaptığı konuşmanın tam metni:

"Sayın arkadaşlar,

Türk Ceza Kanunu’nun 526. maddesinden, ezana taalluk eden ceza hükmünün kaldırılması maksadıyla hükümetin bugün huzurunuza getirdiği kanun tasarısı hakkındaki CHP Meclis Grubu’nun görüşünü arzediyorum.

Bu memlekette milli devlet ve milli şuur politikası cumhuriyet ile kurulmuş ve CHP bu politikayı takip etmiştir. Bu politika icabı olarak ezan meselesi de bir dil meselesi ve milli şuur meselesi telákki edilmiştir.

Milli devlet politikası, mümkün olan her yerde Türkçe’nin kullanılmasını emreder. Türk vatanında ibadete çağırmanın da öz dilimizle olmasını bu bakımdan daima tercih ettik.

Türkçe ezan-Arapça ezan mevzuu üzerinde bir politika münakaşası açmaya taraftar değiliz.

Milli şuurun bu konuyu kendiliğinden halledeceğine güvenerek, Arapça ezan meselesinin ceza konusu olmaktan çıkarılmasına aleyhtar olmayacağız" (TBMM Zabıt Ceridesi, 16. 6. 1950, birleşim 9, oturum 1, sah: 182).
Belgeselde, bir yandan 15.yy'ın Rönesans ortamının, bir imparatorluk kurucusu padişah olarak Fatih’i nasıl etkilediğini; öte yandan Sultanın dönemini nasıl etkilediğini anlamaya çalışacağız.
Belgesel dizi, Roma’ya kadar uzanan bir Müslüman İmparatorluğu kurmayı hedefleyen Fatih Sultan Mehmet’i, siyasi kimliğinin yanında filozof, şair, sanatçı kimliğiyle de ele alıyor. Çekimleri, İstanbul, Bursa, Manisa, Edirne, İtalya ve Vatikan’da yapılan belgeselde, bugüne kadar medyada yer almayan pek çok kaynak yer alıyor. Venedik Marciana Kütüphanesi’nde, Fatih’in ilk eşi Sitti Hatun’un dünyada tek görüntüsüne ulaşıldı.
Floransa Santa Maria Novella Kilisesi’nde, Bizans İmparatorunun 1438’de Avrupalı güçlerden yardım istemesi üzerine toplanan Floransa Konsilinin canlandırıldığı duvar resmi; Otranto Katedrali’nde, Sadrazam Gedik Ahmet Paşa’nın, Fatih Sultan Mehmet’e Roma yolunu açan Otranto Seferinden kalanlar belgeselde yer alıyor. Belgeselde ayrıca, Avrupalı tarihçilerin yorumlarına da yer veriliyor. Bu çerçevede, Napoli Üniversitesi’nden Prof. Michele Bernardini; Roma Cizvit Üniversitesi’nden Prof.Felix Körner, Roma Üniversitesi’nden Fabio L. Grassi ile röportajlar yapıldı. Belgeselin yapım ve yönetimini Kerime Senyücel’e; sunum ve seslendirmesi ise Savaş Karakaş’a ait…
















Temel Bilgiler ve İstatistikler
Aktiflik: Şu anda DH'de değil
Son Giriş: 4 yıl önce
Son Mesaj Zamanı: 4 yıl
Mesaj Sayısı: 1.719
Gerçek Toplam Mesaj Sayısı: 1.897
İkinci El Bölümü Mesajları: 0
Konularının görüntülenme sayısı: 22.857 (Bu ay: 1.036)
Toplam aldığı artı oy sayısı: 1.372 (Bu hafta: 0)
En çok mesaj yazdığı forum bölümü: Kültür ve Bilim
Mesajları
İkinci El Referansları
- x
Bildirim
mesajınız kopyalandı (ctrl+v) yapıştırmak istediğiniz yere yapıştırabilirsiniz.