B

Çavuş
09 Haziran 2004
Tarihinde Katıldı
Takip Ettikleri
0 üye
Görüntülenme
Toplam: 3 (Bu ay: 0)
Gönderileri
http://www.comoyun.com/modules.php?name=Forums&file=viewforum&f=29
abi okuyun çok komik yawww gerçek bunlar ama isimleri değiştirmişler
yani ben değiştirdim benim iki arkadaşın diyaloğu bu
162 mb. lık muhteşem demoyuwww.comoyun.com adresinden yükleyebilirsiniz.

Tüm ComOyun ekibi olarak teşekkür ediyoruz...
Bu iki haberedewww.comoyun.com adresinden ulaşabilirsiniz arkadaşlar...
arkadaşlar scarface binbaşısı tüm yüzbaşılara savaş ilan etmiştir. akşama savaş vaaarrrrr !!!!
ComOyun ekibi olarak sizlere çok güzel bir röportaj sunuyoruz.
İşte NFSU 2 nin yıldızı Brooke Burke ile yapılan o röportajın tamamen Türkçe ye çevrilmiş hali:
http://www.comoyun.com/modules.php?name=News&file=article&sid=11
ComOyun.com ekibi olarak tam gaz çalışıyoruz ve bomba gibi girmeyi amaçlıyoruz piyasaya. en azından sitemizi bir gezin sadece. Ayrıca forumlarımızada bekleriz..

sevgiler
İşte size benden bir şiir. Karamsarlığa kapılmış bunalım içerisinde yüzüyorken elime kalemi aldım ve sadece yazmaya başladım. Sonunda bu şiir çıktı meydana. Ama ben bunu şiir olsunda okutayım millete diye yazmadım bilmiş olun. Üstünden bi kaç gün geçti bu olayın ve şiirimi şimdi okuduğumda sizlerlede paylaşmak istedim.
Bu şiirde hiçbir hayal ürünü senaryo yok onuda bilin. tamamen kendi duygularımdan ve yaşadıklarımdan örülü bir kurgu:



KİMSE BENİ DİNLEMİYOR

İşte sabahtan beri çağrı atıyor,
Öğlenleyin aradım, konuştuk biraz,
Bu kalp onu, nasıl anlatayım, çok özlüyor.
Onu ne kadar sevdiğimi söyledim uzun uzun,
Ama verdiği cevap hala yüreğimi acıtıyor.
Ona bunları söylememi istemiyormuş.
Oysa hayatımda bir kez sevdim ben, fakat o bunu anlamıyor,
Ya o da giderse? Ne olacak sonra?
İşte o gün, ne olursa olsun kimseyi görmez bu deli gibi seven gözler,
Ağlamaktan unuturum gülmeyi belkide,
Belkide çeker giderim buralardan sekiz on saatliğine.
Bu dünyada, bu iğrenç yerde sadece onu seviyorum,
Beş sen önce sevdim ve beş senedir ona yanan bu yüreğe yanıyorum.
Ama o bunu da bilmiyor,
O ne kadar kötü bir sevdanın içinde olduğumu da bilmiyor,
O belkide bunları bir oyun sanıyor.
Ve bölüm geçtikçe bu oyunda,
Karanlığa, yani sona yaklaşıyor.
Ama onun bilmediği bir şey daha var.
Bu oyun aynı zamanda kalbimle paralel çalışıyor.
Yani oyun biterse eğer....
-
Neden yazdığımı bilmiyorum bunları,
Ve ilk defa bu kadar kötü görüyorum yazımı,
Demek ki artık yazmak bile istemiyorum
Ama bir şekilde anlatmam lazım, lakin kimse beni dinlemiyor...
aRkadaşlar Cem Yılmaz üstadımızın Türkiyenin durumunu ortaya koyduğu İstiklal Marşı uyarlamasını sunmaktan gurur duyuyorum...



İSTİKBAL MARŞI

Bakma, dönmez şafak vakti yurttan kaçan o alçak
Dönmeyip Amerika'da, arlanmaksızın yaşayacak.
O benim milletimin hırsızıdır, yurdu soyacak,
Hortumladıkları benimdir, milletimindir ancak.
Çalma kurban olayım hepsini, ey hırslı çakal
Gariban halkıma da bir pul, bırakacak kadar al
Olmaz sana götürdüğün paralar sonra helal
Hakkını vermezsen buradaki ortaklarının behemal

Ben ezelden beri aç yaşadım, aç yaşarım
Hangi hükümet beni kurtaracakmış? Şaşarım
Kurumuş musluk gibiyim, ne akar ne taşarım
Yırtsam da bir tarafımı, hiç görülmez başarım.

Mali Krizler, yoluna örmüşse çelikten duvar,
Benim cağız, ceğiz diyen bir hükümetim var
Bağırsın korkma, nasıl işimize burnunu sokar
Avrupa Birliği denen tek dişi kalmış canavar.

Arkadaş, Meclise namusuyla çalışanları uğratma sakın
İşe aldıracakların, olsun hep sana yakın
Gelecektir, belanı vereceği günler Hakkın
Kim bilir belki yarın, belki yarından da yakın.

Yaktığın yerleri orman diyerek geçme, tanı
Çalışanı işten at, doldur kadroya yatanı
Gözleri açık yatır seni kurtaran ATANI
Satılmadık o kaldı, durma satıver vatanı.

Sermaye mutlu olsun, olsa da çevre feda
Semizletin Apo'yu, mezarında donsun şüheda
Uydurma kanunlarla Meclisten getirin seda
On bin Yıllık tarihe, yurdum ederken veda.

Cümlenizin bu yurdu yok etmek mi emeli?
Yediğiniz herzelere başka ne demeli?
Oyuverin altını, iyice sallansın temeli
Yurdumun ki, sonunda vatandaş kükremeli....

O zaman durur belki gözümden akan yaşım
O zaman doğrulur belim, yukarı kalkar başım
O zaman boşa gitmez yıllar süren uğraşım
Hesabını verip de gittiğiniz gün kardaşım...

Dalgalanın sizde dolar gibi şimdi ey suçlular
Olsun artık soyguncuya vurulacak bir yular
Ebediyen, öyle yok hesapsız bir iktidar
Hakkıdır Garip yaşamış vatandaşın da gülmek
Hakkıdır ezilmiş milletimin aydınlık bir istikbal...

Cem Yılmaz
Ben bunları yazarken sen uyuyor olacaksın. Bir bebek kadar sevimli, melek kadar masum ve bir çiçek kadar güzel ve narin. Ve sen sabah uyanacaksın. Yepyeni bir güne yeniden doğacaksın. Işıl ışıl tertemiz, olduğundan daha masum ve güzel.
Sonra ben güneşin ilk ışıklarıyla uyanacağım. Ama uyanınca bir şeyin farkına varacağım. Güneş çoktan doğmuş. Bu parıltının sebebi ise senin uyanmış olman olacak. Dünyama bir güneş gibi doğacaksın o sabah. Yatağımdan kalkıp balkona çıkacağım. soluduğum ilk temiz hava seni hissettirecek bana. Sonra üzerimi değiştirip kahvaltıya oturacağım. Taze sıcak ekmeğin mideme indiğinde verdiği sıcaklık senin sıcaklığın olacak. Güne mükemmel başlayacağım sayende. Dışarı çıkacağım sonra. O sonbaharın hafif esen rüzgarı yüzüme vurduğunda senin sanki bana bir öpücük verdiğini hissedeceğim. Yanağıma elimi götüreceğim evet orası hala sıcak. Masum bir öpücük kondurmuşsun. Yürürken yolda bir tanıdığa rastlayacağım. Ama onun suratında seni göreceğim. O gülen yüzünü, bana bakışlarını, gözlerini göreceğim. Sonra eve döneceğim.
Akşam olacak. Şiddetini artırmaya başlayan rüzgarla birlikte biraz daha sokulacaksın bana. Ellerini tutacağım bende senin. Ve gece olacak. Sen çok uzaklarda olmana rağmen gecenin siyahında yalnızlığımın ortasında benim yanımda olacaksın. Ben gökyüzüne bakacağım. Işıl ışıl parlayan her bir yıldızda seni göreceğim. Gece iyice bastıracak. Bulutlar toplanmaya başlayacak gökyüzünde. Şimşeklerle aydınlanacak gökyüzü. Ben sana sarılacağım. Seni kendime yakın hissettiğimde tüm korkum yok olacak gök gürültülerine rağmen. Ellerini daha sıkı kavrayacağım. Ve uykum gelecek. Başımı göğsüne yaslayacağım. Uykunun etkisiyle ellerini tutan ellerim gevşeyecek ve kafam göğsünden dizlerine düşecek. Ve ben rüya göreceğim. Sen sonbaharda yapraklarını dökmekte olan bir ağacın altındaki bankta oturuyor olacaksın. Ve tam önündeki, içinde kuğuların yüzdüğü gölü seyrediyor olacaksın. Ben de yanında olacağım. Bir elim senin elini tutarken diğeri küçük bir çiçek tutuyor olacak. Yavaşça çiçeği sana uzatacağım ve Seni Seviyorum diye fısıldayacağım. Sen başını kaldırıp gözlerime bakacaksın. Ve gülümseyeceksin bana. Ben o anı hiç unutmayacağım. Aslında seninle geçirdiğim hiçbir anı unutmayacağım ben.
Sonra ben yine güneş ışıklarıyla uyanacağım. Ama yine yanılacağım. Güneşin doğduğu 5 saat olmuş. Ve bu doğan güneş sen olacaksın bu sefer. Senin ışıltınla uyanacağım. Soluduğum ilk temiz havada seni bulacağım yine.
Derken aylar, hatta yıllar geçecek. Ben bir de uyanacağım ki 70 yaşıma girmişim o gün. Yan tarafıma bakacağım. Ama yatakta benden başka kimse olmayacak. Üzerimi değiştirip küçük evimin koridorundan yürürken yılların ne kadar çabuk geçtiğini düşüneceğim sadece. Balkona geldiğimde seni göreceğim. Tek katlı ahşap evimizin minik balkonunda, sallanan sandalyende oturmuş öylece dışarıyı seyrediyor olacaksın. Tam karşıda kocaman, kızıl yapraklı bir ağaç olacak. Eylül rüzgarlarında sallanırken yapraklarını dökecek. Hemen yanındaki parkta sevgilileri göreceğiz. Kimisi elele tutuşmuş dökülen yaprakların altında yürürken kimiside bir bankta oturmuş öpüşüyor olacak. Sonra sen beni fark edeceksin. Yerinden kalkıp bana günaydın diyeceksin. Bu sefer yüzüme vuran rüzgar değil sen öpeceksin beni. Bende sana sarılacağım. O gün doğum günüm olacak çünkü. Sen kahvaltıyı çoktan hazırlamış olacaksın. Ben taze ekmeği ağzıma götürdüğümde hissettiğim sıcaklık artık çok uzakta değil yanımdaki sandalyede oturuyor olacak. Sonra ben biraz dolaşmak için dışarı çıkacağım. Çıkarken bir kez daha öpeceğiz birbirimizi. Dolaşırken yine birine rastlayacağım. Ama bu yorgun gözlerle tanıyamayacağım onu. Ama aklımda yine sen olacaksın. O yabancının suratında olmasa bile hep seni görüyor olacağım heryerde. Ve akşam olacak ben eve geleceğim. Balkonda oturacağız ikimiz. Rüzgar çıkacak ve sokulacağız birbirimize. Ben senin ellerini tutacağım. Gençken pürüzsüz ve yumuşacık olan o eller artık sert ve buruşmuş olacak. Tabi benimkilerde. Yüzüne bakıp gülümseyeceğim. Sen üşüyüp üzerindeki hırkaya iyice sarılacaksın. Sonra bende sana sarılacağım.
Ve gece olacak. Sen yatmaya giderken ben son bir kez gök yüzüne bakacağım. Yine bol yıldızlı bir gece olacak. Ama tek farkla. Ardarda kayan iki yıldız dikkatimi çekecek. Ve yanına geleceğim. Yatağa yatıp ellerini avuçlarıma alacağım. Seni çok seviyorum. İyi ki varsın diyeceğim. Ve birbirimize sarılarak uyuyacağız......


Sabahları dünyama bir güneş gibi doğdun. Aldığım ilk nefeste seni hissettim. Midemde beliren sıcaklık ekmeğe değil sana aitti. Yüzüme vuran rüzgarda dudaklarını hissettim. Sanki öpüyordun yanağımdan. Yolda karşılaştığım kişinin yerinde bile sen vardın. Nereye bakarsam bakayım seni görüyordum. Akşamın serinliğinde ellerimi tuttun. Geceleyin üşüdüğümde sana sarıldım. Şimşeklerden korktuğumda sana sığındım. Uyurken rüyamda bile sen vardın.
Yıllar sonra seninleydim nihayet. Beraber yaşlanmıştık. Yine senin ışıltınla uyandım. İlk nefesimde sen vardın yine. Midemdeki sıcaklığın sebebi bu sefer çok uzakta değil yanımda oturuyordu. Ben dışarı çıkarken yanağımdan rüzgar değil sen öptün bu sefer. Akşam olduğunda içimi ısıttın. Varlığınla sevindirdin beni.

Ama uyumadan önce gördüğüm kayan yıldızlar o günden beri bir daha hiç geri gelmeyeceklerdi. Çünkü o yıldızlar bizdik.

Sarılarak hiç uyanmamak üzere uyumuştuk çünkü... Ve o gün benim doğum günümdü. Kutlu olsun...








Arkadaşlar bu yazının hikayesini şöyle anlatayım. Şu an saat 02:04 ve ben sevgilime mail yazıyodum. Birden böyle bişey yazdım. Bayaada güzel oldu ve sizlerle paylaşmak istedim.
Arkadaşlar sadece CM 03/04 için açtıp bu topic i. Size burada Cm den anılarımı yazacam. Yorumlarınızı da bekliyorum tabii...


= BİR DEVİN UYANIŞI =

BÖLÜM 1: KULÜPTEKİ İLK GÜNLERİM VE ARJANTİN KAMPI

Yeni umutlar, yeni arayışlar ve yeni hedefler beni tek bir adrese itiyordu. Kulübün bana yaptığı sözleşme teklifi oldukça iyiydi. Üstelik takım hedefleri ve prestiji olan bir camiaydı. İyi oyunculara sahip, yetenekli gençler yetiştiren kadroları vardı.
İşte bu yüzden Galatasaray kulübüne teknik direktör olarak geldim. Henüz ilk yılımdı bu meslekte ve oldukça heyecanlıydım kendimi Cimbom’a bağlarken. Ben takımıma, onlar da bana güveniyordu. Henüz çok gençtim. Beni futboldan uzaklaştıran şey sağ dizimdeki sakatlıktı. Hayatımın baharında, henüz öğrenecek çok şeyim varken, 23 yaşındayken bırakmak zorunda kaldım futbolu. Ve aradan geçen 4 yıl boyunca kendimi tamamen futbola verdim. Mükemmel çalışmalar yapıp UEFA’ dan antrenörlük belgesi aldım. Ülkemde de sesimi duyuruyordum.
Evet, şimdi yeni hedefler peşindeyim. Artık bir Galatasaraylıyım ve bundan öte pes etmek yok. Seneye Galatasaray’ımızın 100. kuruluş yıldönümü. O yıl muhakkak Türkiye’de ve Avrupa’da başarılı olmalıyız. Bu yüzden hazırlıklara bu sene başlayacağım. 100. yıl kadrosunu bu sene kurup seneye tam bir takım halinde başlayacağız lige. Sağ olsunlar, sayın başkanımız Özhan Canaydın, Turgay Kıran ve bir abi bellediğim Ergun Gürsoy beni tamamen desteklediklerini belirttiler.
Ancak medya Galatasaray’ı beni göreve getirmelerinden dolayı eleştirir oldu. Daha deneyimli birine ihtiyacı varmış kulübün. Ama ben kendime güveniyorum. Yaptığım basın açıklamasında da taraftarın, yönetimin, futbolcuların yani tüm camianın bana güvenmesi gerektiğini, başarıya çıkan merdivenleri tökezlemeden ancak bu şekilde çıkabileceğimizi söyledim. Medyanın ban olan güveni umurumda olmaz. Çünkü beni asıl ilgilendiren şey Galatasaray’ın başarısıdır. Başarı da medyayla değil, güven, cesaret ve çalışmayla gelir.
Kulübe gelişimin ilk günü bir sürprizle karşılaştım. Akşama maçımız vardı :)
Alman amatör küme takımlarından Erfurt ile bizim tesislerde oynayacaktık. Ayrıca bu maçın benim şerefime düzenlendiğini de öğrendim. Derhal tesislere gittim. Oyuncular tarafından mükemmel karşılandım. Komik olan bir durum vardı. Benden yaşça büyük insanlarla çalışacaktım. Bülent, Mondragon, Ergün, Hakan Şükür, Baliç, Hakan Ünsal, hatta Conceiçao bile benden büyüktü...Biraz yadırgadım durumu ama alışırdım zamanla.
Oyuncuların performanslarını çok iyi biliyordum. Çünkü yaklaşık üç yıldır sadece Galatasaray’ı takip ediyordum. Onun dışında diğer kulüplerin analizlerini de yapıyordum ama özellikle Galatasaray’la özel ilgileniyordum.
Akşamki maç mutlaka galibiyet almalıydık. Bu benim için önemliydi. Nasıl başlarsak öyle gider. Sistemimi oyunculara anlattım. Yaklaşık 3 saat sadece konuşarak geçti. Kimin nerede nasıl oynadığını, ikili uyum konusunu ve en iyi sistemin ne olabileceğini konuştuk. Sağ olsunlar Bülent ve Ergün epey yardımcı oluyorlardı bana. Zaten direkt arkadaş gibi olmuştuk ama aramızda bir mesafede yok değildi. Ee o kadar da olsun artık. Yoksa bu kulübe zarar verir. Son kararım takımın 4-3-1-2 oynamasından yanaydı. Zaten mevcut kadro şimdilik buna çok elverişliydi. Maçta da eksikleri görüp transfer politikamızı belirleyecektim.
Akşam 6 da maç başladı. Mondragon, Hakan, Bülent, Song, Sabri, Conceiçao, Baliç, Ergün, Hasan, Ümit ve Hakan Şükür den oluşan iddialı bir kadro sürdüm sahaya. Çünkü tamamen bir şov maçı olacaktı bu. Sağ defans açığını Sabri’yle doldurabilirdik belki çünkü bana orada oynayabileceğini söylüyordu. Maçta da deneyecektim zaten.
Maçı 4-2 kazandık. Ancak galibiyete sevinemedik çünkü Hakan Şükür kötü bir sakatlık geçirmişti. Yeni sezonda umudumuz olacaktı ama kabusumuz oldu. Onun dışında takım sanki bir lig maçıymışçasına iyi oynadı. Uyum sorunu yoktu oyuncular arasında gördüğüm kadarıyla. İyi sinyaller vermiştik ama biliyordum ki bu maç hiçbir şeyin göstergesi olamazdı. Dengeler her an değişebilirdi. Maçta bazı açıkları tespit etmiştim. Mesela Sabri’nin defansif yönü zayıftı ve orada oynaması mümkün olmazdı benim için. Eğer Song sağda oynayacaksa Bülent’in yanına sağlam bir defans almalıydık. Ayrıca orta sahaya Ergün gibi soğuk kanlı ve yaratıcı bir oyuncu alınmalıydı.
Kulübün finanssal durumu zaten biliniyordu. O yüzden aşırıya kaçamazdık. İlk etapta bonservisi elinde olan oyuncular arıyordum. Ortega ve Rivaldo iyi adaylardı. Önce Ortega’yla temasa geçtik. Yıllık 2 milyon dolar istiyordu. Bizde bunu kabul edip 2 yıllık anlaşma yaptık Ortega ile. Bir yandan da yabancı sınırlamasını düşünüyordum. Sonra bir Türk yıldız dikkatimi çekti. O da bu sıralar boştaydı. Evet Yıldıray’dan bahsediyorum. Hala Leverkusen’le beraber sanıyordum ama yolları ayırmışlar. Hemen masaya oturduk. Yıllık 1 milyon dolar istediğini söyledi. Yıldıray için bu para verilirdi tabii. Ayrıca kariyerine artık Türkiye’de devam etmek istediğin söyledi genç yıldız. Bizde gel o zaman sana 5 yıllık kontrat yapalım dedik. Yıldıray bundan böyle Galatasaraylıyım diye cevapladı bizi.
Camia olarak çok sevinçliydik çünkü ilk 2 günümde dünya çapında 2 yıldızla anlaşmıştık. Yıldıray ve Ortega’nın ardından Rivaldo’yu almak anlamsız ve gereksiz olurdu. O yüzden vazgeçtik Rivaldo’dan. Şimdi defansa sağlam bir aday arıyordum. Brezilya’nın Sao Paulo takımında forma giyen 23 yaşındaki Cicinho’nun alınması için yönetime bildiri verdim. Onlarda onay verince Brezilyalının kulübüyle görüşmelere başladık.
Bu arada kamp programımızı da belirledik. 5 Temmuz’da Arjantin’e gidip Santa Fe kasabası yakınlarında kampa girecektik. Burada Arjantin 1. lig kulüpleriyle 4 maç yapıp aynı ayın 20’sinde Almanya’ya geçecektik. Buradaki rakiplerimiz daha dişli olacaklardı.
Yönetime bildirdiğim isimlerin içerisinde Cicinho’yla beraber Gökhan Tokgöz ve Servet Çetin’de vardı. Bir de Gallardo işe yarayabilirdi.
Nihayet 5 Temmuz günü gelmişti. Uçağımız sabah 9 da hareket etti. Uzun bir yolculuğun ardından Bounes Aires’e indi uçak. O günü şehri dolaşmakla geçirdik. Akşama doğruda Santa Fe’nin yolunu tuttuk. Mükemmel bir yerdi burası. Doğayla iç içe ve yemyeşildi her taraf.
Ertesi gün ilk maçımıza çıkacaktık. Ortega ve Yıldıray ilk kez forma giyeceklerdi. Erfurt maçında sakatlanan Hakan Şükür’ün 3 ay futbol oynayamayacağı açıklanınca onu İstanbul’da bıraktık.
Akşam saat 19:00, maç saati gelmişti. Rakip Colon’du. Rakibimize karşı iyi mücadele ettik ve sahadan 2-1 galip ayrıldık. Goller Yıldıray ve Ergün’den geldi.
Maçın ardından İstanbul’dan gelen haberler sevindiriciydi. Gökhan ve Servet’in transferleri bitmek üzereymiş. Ayrıca Fenerbahçe teknik direktörü Christoph Daum Mondragon’a talipmiş. Eğer Gökhan imza atarsa Mondragon’u verebilirdim belki.
Nihayet bu iki transfer çözümlenmişti. Kısıtlı bütçemizle iyi transferler yapıyorduk. Arjantin’deki ikinci maçta iki oyuncuda forma giyeceklerdi. Ve maç günü gelmişti. Rakip yine Arjantin ekiplerinden Gimnasia idi. 33. dakikada Necati’nin tek golü aynı zamanda maçında skoruydu. Maça özellikle Mondragon’un mükemmel kurtarışları ve Yıldıray’ın hırsı damgasını vurmuştu. Bu iki maçın ardından Mondragon’un gitmemesi gerektiğine karar verdim. Kendisiyle daha çalışabilirdik. Nede olsa 2 yıldır takımı tanıyordu.
Arjantin’deki üçüncü maçımız bir zamanlar Mondragon’un da formasını giydiği Argentinos’laydı. Zemini mükemmel bir statda oynadık maçı ve sahadan 2-0 galip ayrıldık.
Cicinho transferi için kesenin ağzını iyice açmıştık ama kulübüyle hala anlaşma sağlayamamıştık. Temmuz ayının 18 i olmuştu. Son maçımıza çıkıyorduk bu güzel yerdeki. Rakip Huracan’dı. Maçın tek golü Emektar Kaptan’dan geldi.
Ve Arjantin’e veda etme zamanı. Uçağımız bizi Münih havaalanına götürmek üzere hazır bekliyordu. Bu güzel topraklara veda edip Almanya yoluna tuttuk bu seferde.
Hakkında
Forum İmzası:


Yolların götürdüğü yere....

www.comoyun.com
Temel Bilgiler ve İstatistikler
Aktiflik: Şu anda DH'de değil
Son Giriş: 3 yıl önce
Son Mesaj Zamanı: 3 yıl
Mesaj Sayısı: 69
Gerçek Toplam Mesaj Sayısı: 425
İkinci El Bölümü Mesajları: 0
Konularının görüntülenme sayısı: 8.315 (Bu ay: 75)
Toplam aldığı artı oy sayısı: 0 (Bu hafta: 0)
En çok mesaj yazdığı forum bölümü: Konu Dışı / Off Topic
Mesajları
İkinci El Referansları
- x
Bildirim
mesajınız kopyalandı (ctrl+v) yapıştırmak istediğiniz yere yapıştırabilirsiniz.