Şimdi Ara

OSMANLI HİKAYELERİ(Gerçek yada Rivayet) YENİ EKLENDİ

Daha Fazla
Bu Konudaki Kullanıcılar: Daha Az
4 Misafir (2 Mobil) - 2 Masaüstü2 Mobil
5 sn
33
Cevap
0
Favori
1.853
Tıklama
Daha Fazla
İstatistik
  • Konu İstatistikleri Yükleniyor
Öne Çıkar
0 oy
Sayfa: 12
Sayfaya Git
Git
sonraki
Giriş
Mesaj
  • OSMANLI TAKTİĞİ

    Osmanlı döneminde savaşa gidilirken, ülkede ne kadar deli ya da görünüş bakımından eli-ayağı bozuk, gulyabani tipli insan varsa hepsi toplanır ve ordunun en ön sırasında, düşmanın üzerine yürütülürmüş. Amaç, düşmanın psikolojisini bozmakmış.

    Bi sonraki sırada ise, (affınıza sığınarak söylüyorum, ama anlatanlar hep böyle söylüyo) "daltarrak" denen adamlar bulunurmuş. Bunlar ise, saraya ufak yaşta alınan gayrı müslüm çocuklarıymış. Küçüklüklerinden itibaren sadece pirinç ve hamur işleriyle beslenip izbandut gibi olmaları sağlanırmış. Bi yandan da, her gün yağlı elleri ile mermer tokatlayıp idman yaparlarmış. Böylelikle elleri sağlamlaşır, beton gibi olurmuş. Zaten mermeri tokatlayarak kıramayanı da savaşa götürmezlermiş.

    Bu daltarraklar savaşta gürz-kılıç filan kullanmayıp, düşman askerlerinin beyinlerini tek tokatla, (herhalde "Osmanlı tokadı" lafı da burdan geliyo) dışarı çıkartırlarmış. Düşünün, adamın kafasında miğfer var ve bi vuruşta kafa miğferle birlikte dağılıyo. Bu hikayeden de, Osmanlının bunca yeri nasıl fethettiği anlaşılıyo zaten. Hey gidinin koca ecdadı be!



    < Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi Ömer Faruk -- 29 Kasım 2006; 22:51:12 >



    _____________________________




  • OSMANLI DİSİPLİNİ


    Osmanlı’nın ortalığı toz duman ettiği yıllar... Avrupa’da “Arthur oğlum, o tabakta bi köfte kalırsa seni Türklere veririm vallaha” lafının çıkıp da halk arasında deyim olduğu zamanlar yağni.

    Bi İngiliz gasteci Türk ordusunun anlatıldığı kadar disiplinli olup olmadığını araştırmak için ORDUNUN BULUNDUGU YERE GELMİŞ. O sırada çok büyük bi alay Konya Ovası’ndaymış. Gasteciyi de Konya’ya getirmişler. İngiliz bütün gün fotoğraf çekmiş, askerlerle, komutanlarla konuşmuş. Herkese aynı şeyi soruyomuş, “Böyle disiplinli bi ordunun sırrı ne?” Her seferinde de aynı cevabı alıyomuş: “Çünkü biz Türküz!”

    Gece olmuş yatılmış. İngiliz gasteci sabah çadırının penceresinden sızan ışıkla uyanmış. Bakmış saat daha sabahın beşi. “Kalkayım da şu nöbet yerlerini gezeyim. Bakarsın uyuyan bi nöbetçi filan yakalarım da heriflerin fiyakalarını bozarım” diye düşünmüş. Fotoğraf makinasını hazırlayıp ayağının ucuna basa basa dışarı çıkmış. Anaaa, bi de ne görsün? Alaydan tek bi Allahın kulu yok! Herrr taraf silme Konya Ovası... Yani o kocca alay, binlerce asker, çıt çıkarmadan, gasteciyi uyandırmadan, atını, topunu, tüfeğini yüklenip, çadırlarını toplayıp gitmiş.

    Osmanlı deyince durup beş dak’ka düşünücen taabi. Kolay mı öyle yedi cihana kök söktürmek! İngiliz gasteci ülkesine dönüp bu olayı yazmış da kimse inanmamış adama. “Sana bu masalı anlatman için kaç kese altın verdiler” demişler alay ederek. Adam da o sinirle evini barkını satıp İstanbul’a gelmiş. Topkapı Sarayı’nın muhafız başısına hikayesini anlatıp, Türk ordusuna katılmak istediğini söylemiş. Gavur diye temkinli davranmışlar ama adamın istediği olmuş yine de. Silahhane de namlu yağlama işine vermişler. Orada ömrünün sonuna kadar huzur içinde çalışmış gasteci.
    _____________________________




  • quote:

    Orijinalden alıntı: Ömer Faruk

    OSMANLI DİSİPLİNİ


    Osmanlı’nın ortalığı toz duman ettiği yıllar... Avrupa’da “Arthur oğlum, o tabakta bi köfte kalırsa seni Türklere veririm vallaha” lafının çıkıp da halk arasında deyim olduğu zamanlar yağni.

    Bi İngiliz gasteci Türk ordusunun anlatıldığı kadar disiplinli olup olmadığını araştırmak için ORDUNUN BULUNDUGU YERE GELMİŞ. O sırada çok büyük bi alay Konya Ovası’ndaymış. Gasteciyi de Konya’ya getirmişler. İngiliz bütün gün fotoğraf çekmiş, askerlerle, komutanlarla konuşmuş. Herkese aynı şeyi soruyomuş, “Böyle disiplinli bi ordunun sırrı ne?” Her seferinde de aynı cevabı alıyomuş: “Çünkü biz Türküz!”

    Gece olmuş yatılmış. İngiliz gasteci sabah çadırının penceresinden sızan ışıkla uyanmış. Bakmış saat daha sabahın beşi. “Kalkayım da şu nöbet yerlerini gezeyim. Bakarsın uyuyan bi nöbetçi filan yakalarım da heriflerin fiyakalarını bozarım” diye düşünmüş. Fotoğraf makinasını hazırlayıp ayağının ucuna basa basa dışarı çıkmış. Anaaa, bi de ne görsün? Alaydan tek bi Allahın kulu yok! Herrr taraf silme Konya Ovası... Yani o kocca alay, binlerce asker, çıt çıkarmadan, gasteciyi uyandırmadan, atını, topunu, tüfeğini yüklenip, çadırlarını toplayıp gitmiş.

    Osmanlı deyince durup beş dak’ka düşünücen taabi. Kolay mı öyle yedi cihana kök söktürmek! İngiliz gasteci ülkesine dönüp bu olayı yazmış da kimse inanmamış adama. “Sana bu masalı anlatman için kaç kese altın verdiler” demişler alay ederek. Adam da o sinirle evini barkını satıp İstanbul’a gelmiş. Topkapı Sarayı’nın muhafız başısına hikayesini anlatıp, Türk ordusuna katılmak istediğini söylemiş. Gavur diye temkinli davranmışlar ama adamın istediği olmuş yine de. Silahhane de namlu yağlama işine vermişler. Orada ömrünün sonuna kadar huzur içinde çalışmış gasteci.
    YENİ KAPI

    4. Murat devri. Padişah tarafından, mey (şarap), afyon ve fal bakmak yasaklanmış. İstanbul'da bütün meyhaneler ve keşhaneler "underground" takılmaya başlamış. 4. Murat bi gece, tebdil-i kıyafet İstanbul'a indiğinde, karşıya geçmeye karar verip bi sandal kiralamış.

    Sandalcı müşterisinin sultan olduğunu bilmiyomuş tabii. Bi ara, sandalın yanından sarkan bi ipi çekmiş. İpin ucunda bi testi! Sultan, "Ne var o testinin içinde?" diye sormuş. Sandalcı "Ne olacak, mey işte" diye gülerek müşterisine ikram etmiş. Her ne kadar yasaklamış olsa da, 4. Murat'ın alkolle arasının iyi olduğu bilinir. İkramı kabul etmiş ama yine de, "Mey yasak. Hünkarımız görse kafanı vurdurtur diye korkmuyo musun?" diye sormaktan da geri kalmamış. Sandalcı da haliyle, "Yahu hünkar ner'den görecek bizi denizin ortasında" demiş.

    Aradan biraz zaman geçmiş. Sandalcı bu kez de, teknenin tahtalarından birini kaldırıp aradan afyon çıkarmış ve nargilesine atarak körüklemeye başlamış. Gönlü zengin adam, hemen müşterisine de ikram etmiş. Sultan yine kabul etmiş ama yasağı gene hatırlatmış. Sandalcı aynı şekilde, "Kim görecek ki bizi denizin ortasında" demiş. Biraz daha vakit geçmiş. Bizim sandalcı cebinden fal taşlarını çıkarmış. Hünkara, "Ver 5 akçe de falına bakayım" demiş. Fal 4. Murat'ın en kızdığı şeymiş, ama "Hadi biraz daha sabredeyim" diye düşünüp, "Bak bari" demiş.

    Fal taşlarını elinde çalkalayıp atan sandalcı, "Efendi, sorunu sor bakalım" demiş. Padişah, "Hünkar şu anda nerededir?" diye sormuş. Sandalcı taşlara bakıp "Hünkar şu an denizdedir" demiş. 4. Murat güya endişelenmiş havalarına girip, "Sakın yakınımızda bi yerde olmasın" diye sormuş sandalcıya ve tekrar iyice bakmasını söylemiş. Sandalcı taşlara tekrar bakmış ve birden, 4. Murat'ın ayaklarına kapanıp, "Affet beni hünkarım " diye yalvarmaya başlamış. Kıyıya dönene kadar yalvarmaya devam etmiş. Padişah dayanamayıp, "Sana bi soru sorucam. Eğer bilirsen seni affederim. Bilemezsen boynunu anında vurduracam" demiş. Sandalcı sevinçle, "Padişahım çok yaşa" demiş ve merakla soruyu beklemye başlamış.

    4. Murat, sandalcıya, "Dönüşte İstanbul'a hangi kapıdan giricem?" diye sormuş. Tabii sandalcı hemen itiraz etmiş, "Hünkarım, şimdi ben hangi kapıyı söylesem, siz başka kapıdan girersiniz. Affinıza sığınarak, gireceğiniz kapıyı bi kağıda yazsam ve size versem; kapıdan geçtikten sonra okusanız olur mu?" demiş. Hünkar başını "Olur" anlamında sallayınca, sandalcı tahminini yazıp kağıdı vermiş.

    Padişah kağıdı alır almaz, daha bakmadan, yanındaki fedaisine, "Hemen boynunu vur şu kafirin" emrini vermiş. Sonra da, "Surlara yeni bir kapı açıla! İstanbul'a oradan giricem" demiş çevresindekilere. Kapı 5-10 dakikada açılıp, padişah ve erkanı şehre girmiş. 4. Murat bi ara, sandalcının kağıda hangi kapıyı yazdığını merak etmiş. Kendinden çok eminmiş, laf olsun diye cebindeki kağıda bakmış. Ama okuyunca hayretler içinde kalmış. Sandalcı kağıda şunları yazmışmış: "Hünkarım, yeni kapınız vatana millete hayırlı uğurlu olsun"

    O gün bugündür de işte o kapı, "Yenikapı" olarak anılıyormuş.
    _____________________________




  • Bunu bende duymustum bu adamları onden salıyorlarmıs kı dusman tum orduyu bole zannetsın.Sonuctada dusman muthis bir moral cokuntusune ugruyormus ve dagılması kolaylasıormus.
    _____________________________
  • quote:

    Orijinalden alıntı: Ömer Faruk

    YENİ KAPI

    4. Murat devri. Padişah tarafından, mey (şarap), afyon ve fal bakmak yasaklanmış. İstanbul'da bütün meyhaneler ve keşhaneler "underground" takılmaya başlamış. 4. Murat bi gece, tebdil-i kıyafet İstanbul'a indiğinde, karşıya geçmeye karar verip bi sandal kiralamış.

    Sandalcı müşterisinin sultan olduğunu bilmiyomuş tabii. Bi ara, sandalın yanından sarkan bi ipi çekmiş. İpin ucunda bi testi! Sultan, "Ne var o testinin içinde?" diye sormuş. Sandalcı "Ne olacak, mey işte" diye gülerek müşterisine ikram etmiş. Her ne kadar yasaklamış olsa da, 4. Murat'ın alkolle arasının iyi olduğu bilinir. İkramı kabul etmiş ama yine de, "Mey yasak. Hünkarımız görse kafanı vurdurtur diye korkmuyo musun?" diye sormaktan da geri kalmamış. Sandalcı da haliyle, "Yahu hünkar ner'den görecek bizi denizin ortasında" demiş.

    Aradan biraz zaman geçmiş. Sandalcı bu kez de, teknenin tahtalarından birini kaldırıp aradan afyon çıkarmış ve nargilesine atarak körüklemeye başlamış. Gönlü zengin adam, hemen müşterisine de ikram etmiş. Sultan yine kabul etmiş ama yasağı gene hatırlatmış. Sandalcı aynı şekilde, "Kim görecek ki bizi denizin ortasında" demiş. Biraz daha vakit geçmiş. Bizim sandalcı cebinden fal taşlarını çıkarmış. Hünkara, "Ver 5 akçe de falına bakayım" demiş. Fal 4. Murat'ın en kızdığı şeymiş, ama "Hadi biraz daha sabredeyim" diye düşünüp, "Bak bari" demiş.

    Fal taşlarını elinde çalkalayıp atan sandalcı, "Efendi, sorunu sor bakalım" demiş. Padişah, "Hünkar şu anda nerededir?" diye sormuş. Sandalcı taşlara bakıp "Hünkar şu an denizdedir" demiş. 4. Murat güya endişelenmiş havalarına girip, "Sakın yakınımızda bi yerde olmasın" diye sormuş sandalcıya ve tekrar iyice bakmasını söylemiş. Sandalcı taşlara tekrar bakmış ve birden, 4. Murat'ın ayaklarına kapanıp, "Affet beni hünkarım " diye yalvarmaya başlamış. Kıyıya dönene kadar yalvarmaya devam etmiş. Padişah dayanamayıp, "Sana bi soru sorucam. Eğer bilirsen seni affederim. Bilemezsen boynunu anında vurduracam" demiş. Sandalcı sevinçle, "Padişahım çok yaşa" demiş ve merakla soruyu beklemye başlamış.

    4. Murat, sandalcıya, "Dönüşte İstanbul'a hangi kapıdan giricem?" diye sormuş. Tabii sandalcı hemen itiraz etmiş, "Hünkarım, şimdi ben hangi kapıyı söylesem, siz başka kapıdan girersiniz. Affinıza sığınarak, gireceğiniz kapıyı bi kağıda yazsam ve size versem; kapıdan geçtikten sonra okusanız olur mu?" demiş. Hünkar başını "Olur" anlamında sallayınca, sandalcı tahminini yazıp kağıdı vermiş.

    Padişah kağıdı alır almaz, daha bakmadan, yanındaki fedaisine, "Hemen boynunu vur şu kafirin" emrini vermiş. Sonra da, "Surlara yeni bir kapı açıla! İstanbul'a oradan giricem" demiş çevresindekilere. Kapı 5-10 dakikada açılıp, padişah ve erkanı şehre girmiş. 4. Murat bi ara, sandalcının kağıda hangi kapıyı yazdığını merak etmiş. Kendinden çok eminmiş, laf olsun diye cebindeki kağıda bakmış. Ama okuyunca hayretler içinde kalmış. Sandalcı kağıda şunları yazmışmış: "Hünkarım, yeni kapınız vatana millete hayırlı uğurlu olsun"

    O gün bugündür de işte o kapı, "Yenikapı" olarak anılıyormuş.

    Alıntıları Göster
    MİMAR SİNANIN YUMURTA PLANI

    Dönemin padişahı Sultan II. Selim, Mimar Sinan'a şanına yakışır bir camii inşa etmesini buyurmuş. Sinan hemen kolları sıvamış Selimiye camisini yapmaya başlamış. Temeller kazılmış, iskeleler kurulmuş. Çalışmalar sürerken Mimar Sinan bir gün elinde bir yumurtayla çıkagelmiş. Kendi kendine bir şeyler mırıldanıyormuş, aklından hesap yapıyormuş gibi bir hali varmış. Sonra eğilmiş ve yumurtayı inşaat kumuna kırmış ve başlamış karıştırmaya.. Görenler şaşırmış tabii.

    Bir müddet sonra "Tüm inşaatta bu harcı kullanacacağız" diye buyurmuş. Sırf bu harç olayı için Edirne Karaağaç'ta bir çiftlik kurdurtmuş. 30.000 tavuğun her gün düzenli olarak yumurtaları toplanıp kumla ve kille karıştırılıp camide kullanılmış.

    İnşaat hızla ilerliyormuş. Ama Mimar Sinan bir gün ortadan kaybolmuş. Her yeri aramışlar, ama Mimar Sinan'ı kimse bulamamış. Tam 8 yıl sonra Mimar Sinan çıkagelmiş. Caminin kaldığı yerden devam etmesini buyurmuş. Sultan Selim inşaatın 8 yıl beklemesine çok sinirlenmiş: "Tez getirin Sinan'ı" diye buyruk çıkartmış. Sultan Selim bu tüm saray efradı korkudan tir tir tiriyor, Selim'in gazabından korkuyorlarmış. Mimar Sinan gayet sakin huzura çıkmış. Selim "anlat" demiş sadece, gözlerinden şimşekler çakıyormuş. Hazır olmasını buyurduğu cellatın eli kılıcının kabzasına gitmiş. Sinan kendinden emin, temelin sağlam olması için zaman gerektiğini söylemiş ve eklemiş: "Hesaplarıma göre 8 yıl gerekiyordu" demiş. Sultan Selim, eliyle cellata dur işareti vermiş ve Mimar Sinan'ın dehası karşısında diyecek bişey bulamamış.


    MİMAR SİNANDAN MEKTUP VAR


    Birkaç yıl önce, Süleymaniye Camii'sinin yıkılma tehlikesiyle karşı karşıya kaldığı anlaşılmış. Eğer çözüm bulunamazsa, koca cami kısa bir zaman içinde yıkılacakmış. Caminin tüm taşıyıcı yükü kemerlerindeymiş. Bu kemerlerin ortalarında bulunan kilit taşları zamanla aşınmış. Ama elde yazılı bir proje olmadığı için nasıl değiştirileceği bilinmiyormuş.

    Hemen Türkiye'nin en yetkin mühendis ve mimarlarından oluşan bir heyet oluşturulmuş. Ortaya bir sürü fikir atılmış. Her kafadan bir ses çıkmış ama sonuç alınamamış. Tartışmalar sürerken caminin içinde büyük bir karmaşa sürüyormuş. Ülkenin çeşitli bilim kuruluşlarından bir sürü mimar, mühendis kemerleri inceliyormuş. Bu adamlardan biri ortalarda dolanırken, kazara, gizli bir bölme bulmuş. Bölmede, üzerinde eski yazı olan bir not varmış. Uzmanlara inceletilen kağıdın orijinal olduğu belgelenmiş.

    Bu kağıt parçası bizzat Mimar Sinan'ın imzasını taşıyan bir mektupmuş. Mektupta yazılanlar tercüme ettirilince ortaya şöyle bir metin çıkmış. "Bu notu bulduğunuza göre kemerlerden birinin kilit taşı aşındı ve nasıl değiştirileceğini bilmiyorsunuz." Koca Sinan, kademe kademe, kilit taşının nasıl değiştirileceğini anlatıyormuş. Heyet Sinan'ın söylediklerini aynen yapmış. Süleymaniye camisi böylelikle kurtarılmış. Bu mektup şu an Topkapı Sarayı'nda saklanıyormuş
    _____________________________




  • quote:

    Orijinalden alıntı: Ömer Faruk

    MİMAR SİNANIN YUMURTA PLANI

    Dönemin padişahı Sultan II. Selim, Mimar Sinan'a şanına yakışır bir camii inşa etmesini buyurmuş. Sinan hemen kolları sıvamış Selimiye camisini yapmaya başlamış. Temeller kazılmış, iskeleler kurulmuş. Çalışmalar sürerken Mimar Sinan bir gün elinde bir yumurtayla çıkagelmiş. Kendi kendine bir şeyler mırıldanıyormuş, aklından hesap yapıyormuş gibi bir hali varmış. Sonra eğilmiş ve yumurtayı inşaat kumuna kırmış ve başlamış karıştırmaya.. Görenler şaşırmış tabii.

    Bir müddet sonra "Tüm inşaatta bu harcı kullanacacağız" diye buyurmuş. Sırf bu harç olayı için Edirne Karaağaç'ta bir çiftlik kurdurtmuş. 30.000 tavuğun her gün düzenli olarak yumurtaları toplanıp kumla ve kille karıştırılıp camide kullanılmış.

    İnşaat hızla ilerliyormuş. Ama Mimar Sinan bir gün ortadan kaybolmuş. Her yeri aramışlar, ama Mimar Sinan'ı kimse bulamamış. Tam 8 yıl sonra Mimar Sinan çıkagelmiş. Caminin kaldığı yerden devam etmesini buyurmuş. Sultan Selim inşaatın 8 yıl beklemesine çok sinirlenmiş: "Tez getirin Sinan'ı" diye buyruk çıkartmış. Sultan Selim bu tüm saray efradı korkudan tir tir tiriyor, Selim'in gazabından korkuyorlarmış. Mimar Sinan gayet sakin huzura çıkmış. Selim "anlat" demiş sadece, gözlerinden şimşekler çakıyormuş. Hazır olmasını buyurduğu cellatın eli kılıcının kabzasına gitmiş. Sinan kendinden emin, temelin sağlam olması için zaman gerektiğini söylemiş ve eklemiş: "Hesaplarıma göre 8 yıl gerekiyordu" demiş. Sultan Selim, eliyle cellata dur işareti vermiş ve Mimar Sinan'ın dehası karşısında diyecek bişey bulamamış.


    MİMAR SİNANDAN MEKTUP VAR


    Birkaç yıl önce, Süleymaniye Camii'sinin yıkılma tehlikesiyle karşı karşıya kaldığı anlaşılmış. Eğer çözüm bulunamazsa, koca cami kısa bir zaman içinde yıkılacakmış. Caminin tüm taşıyıcı yükü kemerlerindeymiş. Bu kemerlerin ortalarında bulunan kilit taşları zamanla aşınmış. Ama elde yazılı bir proje olmadığı için nasıl değiştirileceği bilinmiyormuş.

    Hemen Türkiye'nin en yetkin mühendis ve mimarlarından oluşan bir heyet oluşturulmuş. Ortaya bir sürü fikir atılmış. Her kafadan bir ses çıkmış ama sonuç alınamamış. Tartışmalar sürerken caminin içinde büyük bir karmaşa sürüyormuş. Ülkenin çeşitli bilim kuruluşlarından bir sürü mimar, mühendis kemerleri inceliyormuş. Bu adamlardan biri ortalarda dolanırken, kazara, gizli bir bölme bulmuş. Bölmede, üzerinde eski yazı olan bir not varmış. Uzmanlara inceletilen kağıdın orijinal olduğu belgelenmiş.

    Bu kağıt parçası bizzat Mimar Sinan'ın imzasını taşıyan bir mektupmuş. Mektupta yazılanlar tercüme ettirilince ortaya şöyle bir metin çıkmış. "Bu notu bulduğunuza göre kemerlerden birinin kilit taşı aşındı ve nasıl değiştirileceğini bilmiyorsunuz." Koca Sinan, kademe kademe, kilit taşının nasıl değiştirileceğini anlatıyormuş. Heyet Sinan'ın söylediklerini aynen yapmış. Süleymaniye camisi böylelikle kurtarılmış. Bu mektup şu an Topkapı Sarayı'nda saklanıyormuş

    Alıntıları Göster
    JAPON MÜCİZESİNİ MİMAR SİNAN YARATTI

    1950-60 arası bir tarihte inşaat mühendisi, mimar ve jeofizikçilerden oluşan bir Japon heyeti Türkiye'ye gelmiş. Heyet İmar ve İskan Bakanlığı'ndan izin alarak ülkemizdeki tarihi yapıları incelemeye başlamış. Ayasofyayı, Yerebatan Sarnıcını filan gezdikten sonra sıra Sinanın kalfalık eseri Süleymaniye Camisi'yle Sinan'ın öğrencisi Mimar Davut Ağa'nın eseri Sultanahmet Camisi'ne gelmiş.

    Japonlar bu camiler üzerinde günlerce inceleme yapmışlar. Her geçen gün şaşkınlıkları daha da artıyormuş. Çünkü Japonlar daha ilk incelemede camilerin gevşek bir zemin üzerine inşa edildiğini anlamışlar. Ama bunca yıl, bu camilerde bir çatlak dahi olmamasına akıl sır erdirememişler. Bunun üzerine Türkiye programının gerisini tamamen iptal edip, bu iki cami üzerine yoğunlaşmışlar.

    Araştırmalarının sonucunda herhangi bir sarsıntı sırasında bu iki caminin sabitlenmediğini aksine yerinde oynayarak yıkılmaktan kurtulabildiği ortaya çıkmış. Minareleri incelediklerinde ise dumurları ikiye katlanmış. Minarelerin çok daha gelişmiş bir raylı sistem mekanizması üzerine oturtulduğunu ve her yöne yaklaşık 5 derece yatabildiğini görmüşler.

    Daha derin araştırma yapmak için Edirne'ye, Sinan'ın ustalık eseri Selimiye Camisi'ne gitmişler. Ordaki olağanüstü sistemleri görünce iyice dumur olmuşlar. Selimiye'nin tüm sırlarını aylarını harcayarak çözmüşler. Japonya'ya döndüklerinde ise Sinan'ın sırlarını uygulamaya sokarak şehirlerini Sinan'ın kullandığı sistemlerle kurup muazzam gökdelenler dikmişler. Yani şuan gelişmiş ülkelerin gökdelen yapımında kullanıldıkları çoğu sistem, yüzyıllar önce Sinanın geliştirdiği mekanizmalarmış.
    _____________________________




  • quote:

    Orijinalden alıntı: Ömer Faruk

    JAPON MÜCİZESİNİ MİMAR SİNAN YARATTI

    1950-60 arası bir tarihte inşaat mühendisi, mimar ve jeofizikçilerden oluşan bir Japon heyeti Türkiye'ye gelmiş. Heyet İmar ve İskan Bakanlığı'ndan izin alarak ülkemizdeki tarihi yapıları incelemeye başlamış. Ayasofyayı, Yerebatan Sarnıcını filan gezdikten sonra sıra Sinanın kalfalık eseri Süleymaniye Camisi'yle Sinan'ın öğrencisi Mimar Davut Ağa'nın eseri Sultanahmet Camisi'ne gelmiş.

    Japonlar bu camiler üzerinde günlerce inceleme yapmışlar. Her geçen gün şaşkınlıkları daha da artıyormuş. Çünkü Japonlar daha ilk incelemede camilerin gevşek bir zemin üzerine inşa edildiğini anlamışlar. Ama bunca yıl, bu camilerde bir çatlak dahi olmamasına akıl sır erdirememişler. Bunun üzerine Türkiye programının gerisini tamamen iptal edip, bu iki cami üzerine yoğunlaşmışlar.

    Araştırmalarının sonucunda herhangi bir sarsıntı sırasında bu iki caminin sabitlenmediğini aksine yerinde oynayarak yıkılmaktan kurtulabildiği ortaya çıkmış. Minareleri incelediklerinde ise dumurları ikiye katlanmış. Minarelerin çok daha gelişmiş bir raylı sistem mekanizması üzerine oturtulduğunu ve her yöne yaklaşık 5 derece yatabildiğini görmüşler.

    Daha derin araştırma yapmak için Edirne'ye, Sinan'ın ustalık eseri Selimiye Camisi'ne gitmişler. Ordaki olağanüstü sistemleri görünce iyice dumur olmuşlar. Selimiye'nin tüm sırlarını aylarını harcayarak çözmüşler. Japonya'ya döndüklerinde ise Sinan'ın sırlarını uygulamaya sokarak şehirlerini Sinan'ın kullandığı sistemlerle kurup muazzam gökdelenler dikmişler. Yani şuan gelişmiş ülkelerin gökdelen yapımında kullanıldıkları çoğu sistem, yüzyıllar önce Sinanın geliştirdiği mekanizmalarmış.

    Alıntıları Göster
    PİZZADAKİ OSMANLI İMZASI

    Fatih Sultan Mehmet İstanbul`u fethettikten sonra, seferlere devam etmiş ve Avrupa'nın başına iyiden çöreklenmiş. Osmanlı orduları işte bu sıralarda İtalya'da da küçük bir liman kentini fethetmiş. İşte bu kentin limanında, Osmanlı gemilerine yükler taşınırken bir levent, iskelede oturmuş bir şeyler atıştırıyormuş.

    Meraklı bir İtalyan da bir süre onu izlemiş. Sonra yanına gelip :"Pardon bilader; dikkatimi cezbetti, nedir o yediğin öyle" demiş. Levent`in yediği şey pideymiş. Ama ağzı tıka basa dolu olduğu için pide demek isterken "pize" demiş. (İnanmadıysanız ağzınızı tıka basa ekmekle doldurup pide demeye çalışın) Bizim meraklı İtalyanımız da bu "pize"nin tadını çok merak etmiş, dili döndüğünce Osmanlıca konuşup, leventten tarifi almış. Levent, bu meraklı İtalyan'dan sıkıldığından olacak, üzerine ne koyarsan koy demiş. Bizim İtalyan da çeşit çeşit pizeler yaptırmış karısına. Pize zamanla tüm İtalya'ya dağılmış. Zaman içinde pize kelimesi "pizza"ya dönüşmüş.

    METRO FİKRİ BİZE AİT

    Aslında dünyanın ilk metrosu bizim Karaköy’deki tünelmiş. İstanbul’un işgalinde Fransızlar, İngilizler falan tüneli görüp fikrimizi çalmışlar. “Biz bari bunun büyüğünü yapalım” deyip şimdiki metroları kurmuşlar. Zamanında metronun telif hakkını alabilseymişiz bugün Avrupalının, Amarikalının ayağındaki donu bile alabilirmişiz.

    AMAN PAŞAM CANIM PAŞAM

    Osmanlı ordusu Rusya seferinde. Savaş neredeyse Osmanlı lehine sonuçlanmak üzere. Bi akşam haber göndermiş Rus Çariçesi Katerina, “Paşa çadırıma buyursun, onunla konuşacaklarım var” demiş. Baltacı da duymuş taabi, Çariçe’nin şöhretini, koşşa koşşa gitmiş ziyarete.
    Paşa çadıra girer girmez, o koskoca Çariçe ayaklarına kapanmış hemmen. “Aman” demiş, “Biz ettik sen etme. Bak ordumuz perişan oldu. Gel şunu bi oluruna bağlayalım. Sen de bizi affet.” Bu kısımda bazı “kaynaklara” göre Baltacı oluruna bağlamış, hadi daha açık söyleyelim, yatmış Katerina’yla. Bazı kaynaklara göre ise, acımış Çariçe’ye, “Bir kadının bu durumlara düşmesine bizim gönlümüz razı gelmez. Hemen askerimi toplayıp gidiyorum. Sen de bundan sonra namusunla yaşa” demiş.
    _____________________________




  • Yapay Zeka’dan İlgili Konular
    Daha Fazla Göster
  • quote:

    Orijinalden alıntı: Ömer Faruk

    MİMAR SİNANIN YUMURTA PLANI

    Dönemin padişahı Sultan II. Selim, Mimar Sinan'a şanına yakışır bir camii inşa etmesini buyurmuş. Sinan hemen kolları sıvamış Selimiye camisini yapmaya başlamış. Temeller kazılmış, iskeleler kurulmuş. Çalışmalar sürerken Mimar Sinan bir gün elinde bir yumurtayla çıkagelmiş. Kendi kendine bir şeyler mırıldanıyormuş, aklından hesap yapıyormuş gibi bir hali varmış. Sonra eğilmiş ve yumurtayı inşaat kumuna kırmış ve başlamış karıştırmaya.. Görenler şaşırmış tabii.

    Bir müddet sonra "Tüm inşaatta bu harcı kullanacacağız" diye buyurmuş. Sırf bu harç olayı için Edirne Karaağaç'ta bir çiftlik kurdurtmuş. 30.000 tavuğun her gün düzenli olarak yumurtaları toplanıp kumla ve kille karıştırılıp camide kullanılmış.

    İnşaat hızla ilerliyormuş. Ama Mimar Sinan bir gün ortadan kaybolmuş. Her yeri aramışlar, ama Mimar Sinan'ı kimse bulamamış. Tam 8 yıl sonra Mimar Sinan çıkagelmiş. Caminin kaldığı yerden devam etmesini buyurmuş. Sultan Selim inşaatın 8 yıl beklemesine çok sinirlenmiş: "Tez getirin Sinan'ı" diye buyruk çıkartmış. Sultan Selim bu tüm saray efradı korkudan tir tir tiriyor, Selim'in gazabından korkuyorlarmış. Mimar Sinan gayet sakin huzura çıkmış. Selim "anlat" demiş sadece, gözlerinden şimşekler çakıyormuş. Hazır olmasını buyurduğu cellatın eli kılıcının kabzasına gitmiş. Sinan kendinden emin, temelin sağlam olması için zaman gerektiğini söylemiş ve eklemiş: "Hesaplarıma göre 8 yıl gerekiyordu" demiş. Sultan Selim, eliyle cellata dur işareti vermiş ve Mimar Sinan'ın dehası karşısında diyecek bişey bulamamış.


    MİMAR SİNANDAN MEKTUP VAR


    Birkaç yıl önce, Süleymaniye Camii'sinin yıkılma tehlikesiyle karşı karşıya kaldığı anlaşılmış. Eğer çözüm bulunamazsa, koca cami kısa bir zaman içinde yıkılacakmış. Caminin tüm taşıyıcı yükü kemerlerindeymiş. Bu kemerlerin ortalarında bulunan kilit taşları zamanla aşınmış. Ama elde yazılı bir proje olmadığı için nasıl değiştirileceği bilinmiyormuş.

    Hemen Türkiye'nin en yetkin mühendis ve mimarlarından oluşan bir heyet oluşturulmuş. Ortaya bir sürü fikir atılmış. Her kafadan bir ses çıkmış ama sonuç alınamamış. Tartışmalar sürerken caminin içinde büyük bir karmaşa sürüyormuş. Ülkenin çeşitli bilim kuruluşlarından bir sürü mimar, mühendis kemerleri inceliyormuş. Bu adamlardan biri ortalarda dolanırken, kazara, gizli bir bölme bulmuş. Bölmede, üzerinde eski yazı olan bir not varmış. Uzmanlara inceletilen kağıdın orijinal olduğu belgelenmiş.

    Bu kağıt parçası bizzat Mimar Sinan'ın imzasını taşıyan bir mektupmuş. Mektupta yazılanlar tercüme ettirilince ortaya şöyle bir metin çıkmış. "Bu notu bulduğunuza göre kemerlerden birinin kilit taşı aşındı ve nasıl değiştirileceğini bilmiyorsunuz." Koca Sinan, kademe kademe, kilit taşının nasıl değiştirileceğini anlatıyormuş. Heyet Sinan'ın söylediklerini aynen yapmış. Süleymaniye camisi böylelikle kurtarılmış. Bu mektup şu an Topkapı Sarayı'nda saklanıyormuş

    Alıntıları Göster
    _____________________________




  • quote:

    Orijinalden alıntı: Ömer Faruk

    PİZZADAKİ OSMANLI İMZASI

    Fatih Sultan Mehmet İstanbul`u fethettikten sonra, seferlere devam etmiş ve Avrupa'nın başına iyiden çöreklenmiş. Osmanlı orduları işte bu sıralarda İtalya'da da küçük bir liman kentini fethetmiş. İşte bu kentin limanında, Osmanlı gemilerine yükler taşınırken bir levent, iskelede oturmuş bir şeyler atıştırıyormuş.

    Meraklı bir İtalyan da bir süre onu izlemiş. Sonra yanına gelip :"Pardon bilader; dikkatimi cezbetti, nedir o yediğin öyle" demiş. Levent`in yediği şey pideymiş. Ama ağzı tıka basa dolu olduğu için pide demek isterken "pize" demiş. (İnanmadıysanız ağzınızı tıka basa ekmekle doldurup pide demeye çalışın) Bizim meraklı İtalyanımız da bu "pize"nin tadını çok merak etmiş, dili döndüğünce Osmanlıca konuşup, leventten tarifi almış. Levent, bu meraklı İtalyan'dan sıkıldığından olacak, üzerine ne koyarsan koy demiş. Bizim İtalyan da çeşit çeşit pizeler yaptırmış karısına. Pize zamanla tüm İtalya'ya dağılmış. Zaman içinde pize kelimesi "pizza"ya dönüşmüş.

    METRO FİKRİ BİZE AİT

    Aslında dünyanın ilk metrosu bizim Karaköy’deki tünelmiş. İstanbul’un işgalinde Fransızlar, İngilizler falan tüneli görüp fikrimizi çalmışlar. “Biz bari bunun büyüğünü yapalım” deyip şimdiki metroları kurmuşlar. Zamanında metronun telif hakkını alabilseymişiz bugün Avrupalının, Amarikalının ayağındaki donu bile alabilirmişiz.

    AMAN PAŞAM CANIM PAŞAM

    Osmanlı ordusu Rusya seferinde. Savaş neredeyse Osmanlı lehine sonuçlanmak üzere. Bi akşam haber göndermiş Rus Çariçesi Katerina, “Paşa çadırıma buyursun, onunla konuşacaklarım var” demiş. Baltacı da duymuş taabi, Çariçe’nin şöhretini, koşşa koşşa gitmiş ziyarete.
    Paşa çadıra girer girmez, o koskoca Çariçe ayaklarına kapanmış hemmen. “Aman” demiş, “Biz ettik sen etme. Bak ordumuz perişan oldu. Gel şunu bi oluruna bağlayalım. Sen de bizi affet.” Bu kısımda bazı “kaynaklara” göre Baltacı oluruna bağlamış, hadi daha açık söyleyelim, yatmış Katerina’yla. Bazı kaynaklara göre ise, acımış Çariçe’ye, “Bir kadının bu durumlara düşmesine bizim gönlümüz razı gelmez. Hemen askerimi toplayıp gidiyorum. Sen de bundan sonra namusunla yaşa” demiş.

    Alıntıları Göster
    quote:

    Orjinalden alıntı: L5

    PİZZADAKİ OSMANLI İMZASI

    Fatih Sultan Mehmet İstanbul`u fethettikten sonra, seferlere devam etmiş ve Avrupa'nın başına iyiden çöreklenmiş. Osmanlı orduları işte bu sıralarda İtalya'da da küçük bir liman kentini fethetmiş. İşte bu kentin limanında, Osmanlı gemilerine yükler taşınırken bir levent, iskelede oturmuş bir şeyler atıştırıyormuş.

    Meraklı bir İtalyan da bir süre onu izlemiş. Sonra yanına gelip Pardon bilader; dikkatimi cezbetti, nedir o yediğin öyle demiş. Levent`in yediği şey pideymiş. Ama ağzı tıka basa dolu olduğu için pide demek isterken "pize" demiş. (İnanmadıysanız ağzınızı tıka basa ekmekle doldurup pide demeye çalışın) Bizim meraklı İtalyanımız da bu "pize"nin tadını çok merak etmiş, dili döndüğünce Osmanlıca konuşup, leventten tarifi almış. Levent, bu meraklı İtalyan'dan sıkıldığından olacak, üzerine ne koyarsan koy demiş. Bizim İtalyan da çeşit çeşit pizeler yaptırmış karısına. Pize zamanla tüm İtalya'ya dağılmış. Zaman içinde pize kelimesi "pizza"ya dönüşmüş.








    < Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi Guitarist -- 28 Kasım 2006; 18:17:34 >
    _____________________________
    "İstediğiniz her şeyi yapmakta özgürsünüz. Katlanacağınız şey sadece sonuçlarıdır..."




  • BİRAZDA GÜLELİM

    PADİŞAH DİALOGLARI:


    -sayın fatih sultan mehmet, söyler misiniz, neden istanbul?
    - bu kentin surlarını ne zaman görsem, toplar döktüresim, yeniçerileri surlarına akın ettiresim geliyor. bir tutku, bir aşk benim için istanbul.

    - alo, padişahım n'aber?
    - yuvarlanıp gidiyoruz (ihtilal sesleri)

    - fatih doğru söyle, gemileri yürütmek senin mi aklına geldi yoksa birinden mi arakladın bu fikri?
    - bre gafil, karşında fatih sultan mehmet han var senin !

    - aynı noktadan hareket eden iki arabadan bir tanesi 80 km . hızla gider iken, diğeri ters tarafa 75. km hızla gitmekte...
    - tiz vurun kellesini

    padişahım, haremde bu kadar hatun boş yere yatar, yer, içer. bunları avrupa sosyetesine pazarlayıp hazine-i hümayun'un belini doğrultmayı düşünmediniz mi hiç?
    - pez... senin babandır teres !

    - padişahım bişi diycem...
    ıv murat - buyur sadrazam efendi sor
    - ya şimdi padişahım...şu güzel manzaraya karşı naapılır?
    ıv murat - naapılırmış?
    - sanırsam hiçbişey..sadece bakılır değil mi devletlüm?
    ıv murat - sen yabancı deilsin açık konuş bre!
    - diyorum ki ne hoş manzara şehr-i istanbul?
    ıv murat - geveleme be ..koş bi ufak gel kap...kavun peynir cips mips te al hadi zındık senii..canımı çektirdi bre deyyus...
    - oolleeyyyy!!

    - padişahım aşk herşeyi affeder mi?
    - bilemem ama ben affetmem...

    - padişahım reenkarnasyona inanıyor musunuz?
    - hiç denemedim...sen şimdi cellada git selamımı söle becerebiliosan yarın gene gel bakalım merak ettim ben de...

    - kardeşlerinizin hepsini öldürttünüz...kendinizi nasıl hissediyorsunuz ?
    - uzanıp anlatabilir miyim ?

    fatih sultan mehmed'e amasraya bakarak)
    lala - padişahım padişahım çeşm-i cihan bu mu ola?
    fatih - repliğimi çalmasana lan şerefsiz

    -padisahim senden buyuk allah var teoremini ispatladim bak simdi.. tersini varsayalim. c kumesinde analitik olan allah kucuk esittir padisah olsun...
    -???
    -...fakat cauchy-riemann sartlarindan bakin simdi.. esitsizliginden z eleman degildir v(n) oldugu acikca q.e.d. diger taraftan lambda sabitini...
    -vurun the kelle of the zindik

    -padisahim ne olacak bu fenerin hali
    -aziz yildirim'in tez kellesi vurula tum cambazlarin da ayaklarina 40'ar sopa sonra salin cayira...

    padisahim, abdesthane neredeydi acaba?
    -şimdi şu koridorun sonundan saga don soldan ikinci kapi. hazir gitmişken cellada da ugrayiver bi başini vursun

    -efendim "bu devirde kimse sultan degil hukumdar degil bezirgan degil padisah degil" sozleri icin ne gibi bir dusunceniz vardir??
    -bunu yazan sibel okuyana can.

    -sultanım, neden padişahlık ?
    - baba mesleği !?

    vezir: padişko, bil bakalım ben kimim?
    padişko: rahmetli vezir.

    - padişahla sadrazam arasında ne fark vardır ?
    - başınla gövden arasındaki fark gibidir... cellat celal... tiz aydınlat kulumuzu...

    -harbiden gecirmis mi gemileri yoksa bizi mi yiyorsun dede?
    -lala!

    - padişahım şu düzenlediğiniz "yeniçerim olur musun" yarışması ilerde gelinim olur musun falan olurmuş hahaha.. valla o değil de ilerde sizin kızınıza göz koyarmışım ben mesela. kaçırır mıydım napardım acaba? siz de aklınızı kaçırırdınız dimi?
    - asıl sen şimdi nereye kaçacaksın onu düşün
    - padişahım, 6 haftli bir hayvan adı, üçüncü harfi p...
    + hmm, senin üzerinde farklı bir çalışma uygulamak istiyorum. küplere bölün bunu...

    - pardon siz kacinci muratsiniz ?
    - 5 inci...
    - olsun uzulmeyin..



    < Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi Ömer Faruk -- 1 Aralık 2006; 17:45:09 >
    _____________________________




  • quote:

    Orijinalden alıntı: Ömer Faruk

    BİRAZDA GÜLELİM

    PADİŞAH DİALOGLARI:


    -sayın fatih sultan mehmet, söyler misiniz, neden istanbul?
    - bu kentin surlarını ne zaman görsem, toplar döktüresim, yeniçerileri surlarına akın ettiresim geliyor. bir tutku, bir aşk benim için istanbul.

    - alo, padişahım n'aber?
    - yuvarlanıp gidiyoruz (ihtilal sesleri)

    - fatih doğru söyle, gemileri yürütmek senin mi aklına geldi yoksa birinden mi arakladın bu fikri?
    - bre gafil, karşında fatih sultan mehmet han var senin !

    - aynı noktadan hareket eden iki arabadan bir tanesi 80 km . hızla gider iken, diğeri ters tarafa 75. km hızla gitmekte...
    - tiz vurun kellesini

    padişahım, haremde bu kadar hatun boş yere yatar, yer, içer. bunları avrupa sosyetesine pazarlayıp hazine-i hümayun'un belini doğrultmayı düşünmediniz mi hiç?
    - pez... senin babandır teres !

    - padişahım bişi diycem...
    ıv murat - buyur sadrazam efendi sor
    - ya şimdi padişahım...şu güzel manzaraya karşı naapılır?
    ıv murat - naapılırmış?
    - sanırsam hiçbişey..sadece bakılır değil mi devletlüm?
    ıv murat - sen yabancı deilsin açık konuş bre!
    - diyorum ki ne hoş manzara şehr-i istanbul?
    ıv murat - geveleme be ..koş bi ufak gel kap...kavun peynir cips mips te al hadi zındık senii..canımı çektirdi bre deyyus...
    - oolleeyyyy!!

    - padişahım aşk herşeyi affeder mi?
    - bilemem ama ben affetmem...

    - padişahım reenkarnasyona inanıyor musunuz?
    - hiç denemedim...sen şimdi cellada git selamımı söle becerebiliosan yarın gene gel bakalım merak ettim ben de...

    - kardeşlerinizin hepsini öldürttünüz...kendinizi nasıl hissediyorsunuz ?
    - uzanıp anlatabilir miyim ?

    fatih sultan mehmed'e amasraya bakarak)
    lala - padişahım padişahım çeşm-i cihan bu mu ola?
    fatih - repliğimi çalmasana lan şerefsiz

    -padisahim senden buyuk allah var teoremini ispatladim bak simdi.. tersini varsayalim. c kumesinde analitik olan allah kucuk esittir padisah olsun...
    -???
    -...fakat cauchy-riemann sartlarindan bakin simdi.. esitsizliginden z eleman degildir v(n) oldugu acikca q.e.d. diger taraftan lambda sabitini...
    -vurun the kelle of the zindik

    -padisahim ne olacak bu fenerin hali
    -aziz yildirim'in tez kellesi vurula tum cambazlarin da ayaklarina 40'ar sopa sonra salin cayira...

    padisahim, abdesthane neredeydi acaba?
    -şimdi şu koridorun sonundan saga don soldan ikinci kapi. hazir gitmişken cellada da ugrayiver bi başini vursun

    -efendim "bu devirde kimse sultan degil hukumdar degil bezirgan degil padisah degil" sozleri icin ne gibi bir dusunceniz vardir??
    -bunu yazan sibel okuyana can.

    -sultanım, neden padişahlık ?
    - baba mesleği !?

    vezir: padişko, bil bakalım ben kimim?
    padişko: rahmetli vezir.

    - padişahla sadrazam arasında ne fark vardır ?
    - başınla gövden arasındaki fark gibidir... cellat celal... tiz aydınlat kulumuzu...

    -harbiden gecirmis mi gemileri yoksa bizi mi yiyorsun dede?
    -lala!

    - padişahım şu düzenlediğiniz "yeniçerim olur musun" yarışması ilerde gelinim olur musun falan olurmuş hahaha.. valla o değil de ilerde sizin kızınıza göz koyarmışım ben mesela. kaçırır mıydım napardım acaba? siz de aklınızı kaçırırdınız dimi?
    - asıl sen şimdi nereye kaçacaksın onu düşün
    - padişahım, 6 haftli bir hayvan adı, üçüncü harfi p...
    + hmm, senin üzerinde farklı bir çalışma uygulamak istiyorum. küplere bölün bunu...

    - pardon siz kacinci muratsiniz ?
    - 5 inci...
    - olsun uzulmeyin..
    SALAKAMEN BOZGUNU

    Sultan İkinci Ahmed Han, Padişah olduğunda Köprülü Fazıl Mustafa Paşa Sadrazamdı. Önce iç karışıklıkları bastırmakla işe başlayan Köprülü Fazıl Mustafa Paşa, ağır vergileri ortadan kaldırmış, saraydaki değerli eşyaları darphanede paraya çevirerek maliyeyi düzeltmiş ve asker sayısını da azaltarak orduyu yenilemiştir.

    Paşa pusuya düşürüldü!
    Sultan İkinci Süleyman’ın son yıllarında da Köprülü Fazıl Mustafa Paşa Sadrazamdı ve önemli askeri başarılar elde etmişti. Belgrad’dan çıkıp Tuna’yı aşarak, Avusturya üzerine yürüyen Köprülü, Kırım kuvvetlerini beklemeden Petervaradin’de düşmana ani bir darbe vurmak istedi. Ancak pusuya düşürülen Paşa Salakamen’de bozguna uğradı ve kendisi de alnından vurularak şehit oldu. Avusturya cephesindeki ilerleyiş ve mücadele böylece sona erdi. Avusturya ile yapılmakta olan savaş neticelenemedi ve Osmanlı akınları durdu. Köprülü Fazıl Mustafa Paşa’nın yapmaya çalıştığı ıslahat hareketlerinden de, o öldükten sonra vazgeçildi.
    Lehistan’ın amacı, 1672 yılında Osmanlılar tarafından fethedilen Podolya eyaletinin başkenti olan Kamaniçe’yi ele geçirmekti. Ancak Lehistan’ın kuvvetli hücumlarına karşı Rumeli Beylerbeyi Kahraman Paşa, kaleyi adına layık bir şekilde korudu...

    Ya Sakız Kalesi!..
    Bunun dışında Venediklilere karşı da başarılı direnişler yapıldı. Eğriboz Kalesi de kahramanca savunularak Venediklilerin eline geçmesi engellendi. Diğer yandan Sakız Kalesi de Venediklilerin saldırısına uğradı. Ancak Sakız Kalesi tüm çabalara rağmen, 21 Eylül 1695 tarihinde şartlı olarak Venediklilere teslim edildi.


    TÜRK DÜŞMANI KAZIKLI VOYVODA


    Fâtih Sultan Mehmed Han tarafından 1456’da Eflak Prensliğine tâyin edilen ve “Kazıklı Voyvoda” olarak bilinen Dördüncü Vlad, Pâdişâha bağlı kalacağına dâir söz vermesine rağmen, sözünde durmayarak Osmanlılar aleyhine Macarlarla anlaştı.
    Fâtih Sultan Mehmed Han’ın Trabzon Seferini fırsat bilerek, Tuna’yi geçti ve Bulgaristan topraklarını yağmaladı. Tuna kenarında bulunan Osmanlı kuvvetleri üzerine baskın düzenleyerek, kumandanlarından Yunus Bey’i şehîd etti. Hamza Bey’i de esir aldı ancak daha sonra Hamza Bey’i de şehîd ederek başını Macar Kralına gönderdi...

    Zalimler korkak olur!..
    Aldığı esirlerin hepsini kazığa vurdurduktan sonra, Osmanlılara âit birtakım şehir ve kasabaları tahrip etti. 25.000 esir alarak memleketine döndü...
    Hamza Bey’in ve birçok Türk’ ün pek vahşice sehîd edildiğini haber alan Fâtih Sultan Mehmed Han, Kazıklı Voyvoda’nın üzerine yürümeye karar verdi. 1462 baharında Widin’e kadar nehir yolu ile geldi, fakat onu bulamadı... Çünkü zalimler korkak olurdu. Kazıklı Voyvoda da öyle idi...
    Bunun üzerine Evrenosoğlu Ali Bey’in oğlu Ali Bey’i Eflak içlerine akına me’mur etti.
    Kazıklı Voyvoda, Osmanlı akıncılarını vurmak üzere kuvvetler gönderdi. Mahmûd Paşa tarafından muharebe düzenine sokulan ve sağ kanatta Malkoçoğlu Bâli Bey’e bağlı birliklerin de yer aldığı akıncı kuvvetleri, ağaçlıklar altından birdenbire ortaya çıkarak Eflaklıları bozguna uğrattı...

    Kendi adamı öldürdü!..
    Yapılan muharebede, yedi bin kişi olduğu tahmin edilen bu kuvvetlerin pek azı kurtulabildi. Daha sonra yapılan muharebelerde Eflak tamamen Osmanlı hâkimiyetine girdi...
    Korkak Voyvoda, her karşılaşmada Osmanlı’dan kaçmayı başarmış, ancak, kendi adamlarından biri tarafından 1462 yılında öldürülmüştür...
    _____________________________




  • quote:

    Orijinalden alıntı: Ömer Faruk

    SALAKAMEN BOZGUNU

    Sultan İkinci Ahmed Han, Padişah olduğunda Köprülü Fazıl Mustafa Paşa Sadrazamdı. Önce iç karışıklıkları bastırmakla işe başlayan Köprülü Fazıl Mustafa Paşa, ağır vergileri ortadan kaldırmış, saraydaki değerli eşyaları darphanede paraya çevirerek maliyeyi düzeltmiş ve asker sayısını da azaltarak orduyu yenilemiştir.

    Paşa pusuya düşürüldü!
    Sultan İkinci Süleyman’ın son yıllarında da Köprülü Fazıl Mustafa Paşa Sadrazamdı ve önemli askeri başarılar elde etmişti. Belgrad’dan çıkıp Tuna’yı aşarak, Avusturya üzerine yürüyen Köprülü, Kırım kuvvetlerini beklemeden Petervaradin’de düşmana ani bir darbe vurmak istedi. Ancak pusuya düşürülen Paşa Salakamen’de bozguna uğradı ve kendisi de alnından vurularak şehit oldu. Avusturya cephesindeki ilerleyiş ve mücadele böylece sona erdi. Avusturya ile yapılmakta olan savaş neticelenemedi ve Osmanlı akınları durdu. Köprülü Fazıl Mustafa Paşa’nın yapmaya çalıştığı ıslahat hareketlerinden de, o öldükten sonra vazgeçildi.
    Lehistan’ın amacı, 1672 yılında Osmanlılar tarafından fethedilen Podolya eyaletinin başkenti olan Kamaniçe’yi ele geçirmekti. Ancak Lehistan’ın kuvvetli hücumlarına karşı Rumeli Beylerbeyi Kahraman Paşa, kaleyi adına layık bir şekilde korudu...

    Ya Sakız Kalesi!..
    Bunun dışında Venediklilere karşı da başarılı direnişler yapıldı. Eğriboz Kalesi de kahramanca savunularak Venediklilerin eline geçmesi engellendi. Diğer yandan Sakız Kalesi de Venediklilerin saldırısına uğradı. Ancak Sakız Kalesi tüm çabalara rağmen, 21 Eylül 1695 tarihinde şartlı olarak Venediklilere teslim edildi.


    TÜRK DÜŞMANI KAZIKLI VOYVODA


    Fâtih Sultan Mehmed Han tarafından 1456’da Eflak Prensliğine tâyin edilen ve “Kazıklı Voyvoda” olarak bilinen Dördüncü Vlad, Pâdişâha bağlı kalacağına dâir söz vermesine rağmen, sözünde durmayarak Osmanlılar aleyhine Macarlarla anlaştı.
    Fâtih Sultan Mehmed Han’ın Trabzon Seferini fırsat bilerek, Tuna’yi geçti ve Bulgaristan topraklarını yağmaladı. Tuna kenarında bulunan Osmanlı kuvvetleri üzerine baskın düzenleyerek, kumandanlarından Yunus Bey’i şehîd etti. Hamza Bey’i de esir aldı ancak daha sonra Hamza Bey’i de şehîd ederek başını Macar Kralına gönderdi...

    Zalimler korkak olur!..
    Aldığı esirlerin hepsini kazığa vurdurduktan sonra, Osmanlılara âit birtakım şehir ve kasabaları tahrip etti. 25.000 esir alarak memleketine döndü...
    Hamza Bey’in ve birçok Türk’ ün pek vahşice sehîd edildiğini haber alan Fâtih Sultan Mehmed Han, Kazıklı Voyvoda’nın üzerine yürümeye karar verdi. 1462 baharında Widin’e kadar nehir yolu ile geldi, fakat onu bulamadı... Çünkü zalimler korkak olurdu. Kazıklı Voyvoda da öyle idi...
    Bunun üzerine Evrenosoğlu Ali Bey’in oğlu Ali Bey’i Eflak içlerine akına me’mur etti.
    Kazıklı Voyvoda, Osmanlı akıncılarını vurmak üzere kuvvetler gönderdi. Mahmûd Paşa tarafından muharebe düzenine sokulan ve sağ kanatta Malkoçoğlu Bâli Bey’e bağlı birliklerin de yer aldığı akıncı kuvvetleri, ağaçlıklar altından birdenbire ortaya çıkarak Eflaklıları bozguna uğrattı...

    Kendi adamı öldürdü!..
    Yapılan muharebede, yedi bin kişi olduğu tahmin edilen bu kuvvetlerin pek azı kurtulabildi. Daha sonra yapılan muharebelerde Eflak tamamen Osmanlı hâkimiyetine girdi...
    Korkak Voyvoda, her karşılaşmada Osmanlı’dan kaçmayı başarmış, ancak, kendi adamlarından biri tarafından 1462 yılında öldürülmüştür...

    Alıntıları Göster
    BİR CAN İÇİN

    Bir delikanlı yanında çalıştığı Paşa’yı korumak için bir adamı öldürmüş… Öldürdüğü adam da hatırlı çıkmış… Delikanlıyı hapse atmışlar. Yakınları, Paşa’nın konağına gidip yardım istemiş. Ağır ve oturaklı bir adam olan Paşa, “Merak etmesin, onu kurtarmaya çalışıyorum” diye haber yollamış delikanlıya.

    Zaman geçmiş. Delikanlıyı mahkemeye çıkarmışlar. Kadı delikanlının idamın karar vermiş. Delikanlı yıkılmış vaziyette mahkemeden çıkarken durumu bir kenardan sessizce izleyen Paşa ile göz göze gelmiş. “Hani beni kurtaracaktın?” diye yalvaran gözlerle bakmış Paşa’ya… Paşa, etrafa çaktırmadan şöyle fısıldamış:

    - Bir can için beni mahcup etme evladım…

    O misal… Sıradan insanlar büyük adamları zora sokmamalıdır. Bir can için onları mahcup etmemeli, şehit, cenaze vs. gibi küçük meseleleriyle büyük adamların vaktini harcamamalıdır. İcabında “Hükümet bizim canımız, feda olsun kanımız” sloganına uygun davranmalıdır.



    BÜGÜNLÜK BU KADAR YETER, BENDE DAHA ÇOK,SONRA EKLEMEYE DEVAM EDİCEM ARA SIRA OKUYUN DA
    TANIYIN ECDADINIZI...
    _____________________________




  • quote:

    Orijinalden alıntı: Guitarist

    quote:

    Orjinalden alıntı: L5

    PİZZADAKİ OSMANLI İMZASI

    Fatih Sultan Mehmet İstanbul`u fethettikten sonra, seferlere devam etmiş ve Avrupa'nın başına iyiden çöreklenmiş. Osmanlı orduları işte bu sıralarda İtalya'da da küçük bir liman kentini fethetmiş. İşte bu kentin limanında, Osmanlı gemilerine yükler taşınırken bir levent, iskelede oturmuş bir şeyler atıştırıyormuş.

    Meraklı bir İtalyan da bir süre onu izlemiş. Sonra yanına gelip Pardon bilader; dikkatimi cezbetti, nedir o yediğin öyle demiş. Levent`in yediği şey pideymiş. Ama ağzı tıka basa dolu olduğu için pide demek isterken "pize" demiş. (İnanmadıysanız ağzınızı tıka basa ekmekle doldurup pide demeye çalışın) Bizim meraklı İtalyanımız da bu "pize"nin tadını çok merak etmiş, dili döndüğünce Osmanlıca konuşup, leventten tarifi almış. Levent, bu meraklı İtalyan'dan sıkıldığından olacak, üzerine ne koyarsan koy demiş. Bizim İtalyan da çeşit çeşit pizeler yaptırmış karısına. Pize zamanla tüm İtalya'ya dağılmış. Zaman içinde pize kelimesi "pizza"ya dönüşmüş.







    Alıntıları Göster
    quote:

    Orjinalden alıntı: Guitarist

    quote:

    Orjinalden alıntı: L5

    PİZZADAKİ OSMANLI İMZASI

    Fatih Sultan Mehmet İstanbul`u fethettikten sonra, seferlere devam etmiş ve Avrupa'nın başına iyiden çöreklenmiş. Osmanlı orduları işte bu sıralarda İtalya'da da küçük bir liman kentini fethetmiş. İşte bu kentin limanında, Osmanlı gemilerine yükler taşınırken bir levent, iskelede oturmuş bir şeyler atıştırıyormuş.

    Meraklı bir İtalyan da bir süre onu izlemiş. Sonra yanına gelip Pardon bilader; dikkatimi cezbetti, nedir o yediğin öyle demiş. Levent`in yediği şey pideymiş. Ama ağzı tıka basa dolu olduğu için pide demek isterken "pize" demiş. (İnanmadıysanız ağzınızı tıka basa ekmekle doldurup pide demeye çalışın) Bizim meraklı İtalyanımız da bu "pize"nin tadını çok merak etmiş, dili döndüğünce Osmanlıca konuşup, leventten tarifi almış. Levent, bu meraklı İtalyan'dan sıkıldığından olacak, üzerine ne koyarsan koy demiş. Bizim İtalyan da çeşit çeşit pizeler yaptırmış karısına. Pize zamanla tüm İtalya'ya dağılmış. Zaman içinde pize kelimesi "pizza"ya dönüşmüş.








    oldu olacak..pşşşt usta kenarından köşesinden bir paça koparıp ver de biz de sebeplenelim deseydi



    < Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi CeLLaT_1905 -- 28 Kasım 2006; 18:48:39 >
    _____________________________




  • quote:

    Orijinalden alıntı: Ömer Faruk

    BİRAZDA GÜLELİM

    PADİŞAH DİALOGLARI:


    -sayın fatih sultan mehmet, söyler misiniz, neden istanbul?
    - bu kentin surlarını ne zaman görsem, toplar döktüresim, yeniçerileri surlarına akın ettiresim geliyor. bir tutku, bir aşk benim için istanbul.

    - alo, padişahım n'aber?
    - yuvarlanıp gidiyoruz (ihtilal sesleri)

    - fatih doğru söyle, gemileri yürütmek senin mi aklına geldi yoksa birinden mi arakladın bu fikri?
    - bre gafil, karşında fatih sultan mehmet han var senin !

    - aynı noktadan hareket eden iki arabadan bir tanesi 80 km . hızla gider iken, diğeri ters tarafa 75. km hızla gitmekte...
    - tiz vurun kellesini

    padişahım, haremde bu kadar hatun boş yere yatar, yer, içer. bunları avrupa sosyetesine pazarlayıp hazine-i hümayun'un belini doğrultmayı düşünmediniz mi hiç?
    - pez... senin babandır teres !

    - padişahım bişi diycem...
    ıv murat - buyur sadrazam efendi sor
    - ya şimdi padişahım...şu güzel manzaraya karşı naapılır?
    ıv murat - naapılırmış?
    - sanırsam hiçbişey..sadece bakılır değil mi devletlüm?
    ıv murat - sen yabancı deilsin açık konuş bre!
    - diyorum ki ne hoş manzara şehr-i istanbul?
    ıv murat - geveleme be ..koş bi ufak gel kap...kavun peynir cips mips te al hadi zındık senii..canımı çektirdi bre deyyus...
    - oolleeyyyy!!

    - padişahım aşk herşeyi affeder mi?
    - bilemem ama ben affetmem...

    - padişahım reenkarnasyona inanıyor musunuz?
    - hiç denemedim...sen şimdi cellada git selamımı söle becerebiliosan yarın gene gel bakalım merak ettim ben de...

    - kardeşlerinizin hepsini öldürttünüz...kendinizi nasıl hissediyorsunuz ?
    - uzanıp anlatabilir miyim ?

    fatih sultan mehmed'e amasraya bakarak)
    lala - padişahım padişahım çeşm-i cihan bu mu ola?
    fatih - repliğimi çalmasana lan şerefsiz

    -padisahim senden buyuk allah var teoremini ispatladim bak simdi.. tersini varsayalim. c kumesinde analitik olan allah kucuk esittir padisah olsun...
    -???
    -...fakat cauchy-riemann sartlarindan bakin simdi.. esitsizliginden z eleman degildir v(n) oldugu acikca q.e.d. diger taraftan lambda sabitini...
    -vurun the kelle of the zindik

    -padisahim ne olacak bu fenerin hali
    -aziz yildirim'in tez kellesi vurula tum cambazlarin da ayaklarina 40'ar sopa sonra salin cayira...

    padisahim, abdesthane neredeydi acaba?
    -şimdi şu koridorun sonundan saga don soldan ikinci kapi. hazir gitmişken cellada da ugrayiver bi başini vursun

    -efendim "bu devirde kimse sultan degil hukumdar degil bezirgan degil padisah degil" sozleri icin ne gibi bir dusunceniz vardir??
    -bunu yazan sibel okuyana can.

    -sultanım, neden padişahlık ?
    - baba mesleği !?

    vezir: padişko, bil bakalım ben kimim?
    padişko: rahmetli vezir.

    - padişahla sadrazam arasında ne fark vardır ?
    - başınla gövden arasındaki fark gibidir... cellat celal... tiz aydınlat kulumuzu...

    -harbiden gecirmis mi gemileri yoksa bizi mi yiyorsun dede?
    -lala!

    - padişahım şu düzenlediğiniz "yeniçerim olur musun" yarışması ilerde gelinim olur musun falan olurmuş hahaha.. valla o değil de ilerde sizin kızınıza göz koyarmışım ben mesela. kaçırır mıydım napardım acaba? siz de aklınızı kaçırırdınız dimi?
    - asıl sen şimdi nereye kaçacaksın onu düşün
    - padişahım, 6 haftli bir hayvan adı, üçüncü harfi p...
    + hmm, senin üzerinde farklı bir çalışma uygulamak istiyorum. küplere bölün bunu...

    - pardon siz kacinci muratsiniz ?
    - 5 inci...
    - olsun uzulmeyin..
    çok güzel hikayeler.
    _____________________________




  • quote:

    Orijinalden alıntı: Drizz

    çok güzel hikayeler.

    Alıntıları Göster
    Gerçek yada değil çok güzel hikayeler... Teşekkürler
    _____________________________
  • quote:

    Orijinalden alıntı: WhereismyMind?

    Gerçek yada değil çok güzel hikayeler... Teşekkürler

    Alıntıları Göster
    kaydettim . okuyacağım
    _____________________________
    Manzaraya daldım ses çıkarma
    Gerçek can sıkar beni uyandırma
  • quote:

    Orijinalden alıntı: WhereismyMind?

    Gerçek yada değil çok güzel hikayeler... Teşekkürler

    Alıntıları Göster
    çok çok güzel kardeş devam et böyle binlerce hikaye var ama hepsini okumaya razıyım
    _____________________________
  • quote:

    Orijinalden alıntı: Guitarist

    quote:

    Orjinalden alıntı: L5

    PİZZADAKİ OSMANLI İMZASI

    Fatih Sultan Mehmet İstanbul`u fethettikten sonra, seferlere devam etmiş ve Avrupa'nın başına iyiden çöreklenmiş. Osmanlı orduları işte bu sıralarda İtalya'da da küçük bir liman kentini fethetmiş. İşte bu kentin limanında, Osmanlı gemilerine yükler taşınırken bir levent, iskelede oturmuş bir şeyler atıştırıyormuş.

    Meraklı bir İtalyan da bir süre onu izlemiş. Sonra yanına gelip Pardon bilader; dikkatimi cezbetti, nedir o yediğin öyle demiş. Levent`in yediği şey pideymiş. Ama ağzı tıka basa dolu olduğu için pide demek isterken "pize" demiş. (İnanmadıysanız ağzınızı tıka basa ekmekle doldurup pide demeye çalışın) Bizim meraklı İtalyanımız da bu "pize"nin tadını çok merak etmiş, dili döndüğünce Osmanlıca konuşup, leventten tarifi almış. Levent, bu meraklı İtalyan'dan sıkıldığından olacak, üzerine ne koyarsan koy demiş. Bizim İtalyan da çeşit çeşit pizeler yaptırmış karısına. Pize zamanla tüm İtalya'ya dağılmış. Zaman içinde pize kelimesi "pizza"ya dönüşmüş.







    Alıntıları Göster
    Şu an hastanedeyim, krize girdim.. muahahhahaha


    quote:

    Orjinalden alıntı: Guitarist

    quote:

    Orjinalden alıntı: L5

    PİZZADAKİ OSMANLI İMZASI

    Fatih Sultan Mehmet İstanbul`u fethettikten sonra, seferlere devam etmiş ve Avrupa'nın başına iyiden çöreklenmiş. Osmanlı orduları işte bu sıralarda İtalya'da da küçük bir liman kentini fethetmiş. İşte bu kentin limanında, Osmanlı gemilerine yükler taşınırken bir levent, iskelede oturmuş bir şeyler atıştırıyormuş.

    Meraklı bir İtalyan da bir süre onu izlemiş. Sonra yanına gelip Pardon bilader; dikkatimi cezbetti, nedir o yediğin öyle demiş. Levent`in yediği şey pideymiş. Ama ağzı tıka basa dolu olduğu için pide demek isterken "pize" demiş. (İnanmadıysanız ağzınızı tıka basa ekmekle doldurup pide demeye çalışın) Bizim meraklı İtalyanımız da bu "pize"nin tadını çok merak etmiş, dili döndüğünce Osmanlıca konuşup, leventten tarifi almış. Levent, bu meraklı İtalyan'dan sıkıldığından olacak, üzerine ne koyarsan koy demiş. Bizim İtalyan da çeşit çeşit pizeler yaptırmış karısına. Pize zamanla tüm İtalya'ya dağılmış. Zaman içinde pize kelimesi "pizza"ya dönüşmüş.






    _____________________________




  • quote:

    Orijinalden alıntı: Doory

    Şu an hastanedeyim, krize girdim.. muahahhahaha


    quote:

    Orjinalden alıntı: Guitarist

    quote:

    Orjinalden alıntı: L5

    PİZZADAKİ OSMANLI İMZASI

    Fatih Sultan Mehmet İstanbul`u fethettikten sonra, seferlere devam etmiş ve Avrupa'nın başına iyiden çöreklenmiş. Osmanlı orduları işte bu sıralarda İtalya'da da küçük bir liman kentini fethetmiş. İşte bu kentin limanında, Osmanlı gemilerine yükler taşınırken bir levent, iskelede oturmuş bir şeyler atıştırıyormuş.

    Meraklı bir İtalyan da bir süre onu izlemiş. Sonra yanına gelip Pardon bilader; dikkatimi cezbetti, nedir o yediğin öyle demiş. Levent`in yediği şey pideymiş. Ama ağzı tıka basa dolu olduğu için pide demek isterken "pize" demiş. (İnanmadıysanız ağzınızı tıka basa ekmekle doldurup pide demeye çalışın) Bizim meraklı İtalyanımız da bu "pize"nin tadını çok merak etmiş, dili döndüğünce Osmanlıca konuşup, leventten tarifi almış. Levent, bu meraklı İtalyan'dan sıkıldığından olacak, üzerine ne koyarsan koy demiş. Bizim İtalyan da çeşit çeşit pizeler yaptırmış karısına. Pize zamanla tüm İtalya'ya dağılmış. Zaman içinde pize kelimesi "pizza"ya dönüşmüş.








    Alıntıları Göster
    çoğu abartılmış gerçekte olandan daha farklı yansıtılmış

    + tebrikler guitarist
    _____________________________

    Şu imza kuralı o kadar saçma ki kural var yazı küçükse 7 satır büyükse 4 satır olacak diye üye bişey yazacak belki imzasına toplasan 250 harf anca tutar ama bide benim bu yazdığım gibi bir imza düşünün tam 7 satırıda sonuna kadar kullanıcam ve ben imzası silinenlerden daha çok yazı yazıcam bu birinci hata ikincisi ise sitede mp3 linki vs. vermek yasak neden kanuna aykırı ee ama senin mp3 adlı odan var orda dönen muhabbet te yasalara aykırı olmayacakmı? Benim amacım amacı sadece ceza vermek olan insanlara mantıklı çözümler sunmak cezayı herkes keser ama forumun daha iyi olmasını herkes sağlayamaz kolayı değil zoru seçmek lazım. Bir not: Fake nick kullanalar ceza yiyor ama fake olduğunu üye söylemezse site zaten tespit edemiyor (dinamik ip kullananlar için söylüyorum) öyleyse üye susup doğruyu söylemezse ceza da yemez yanlış mı?




  • quote:

    Orijinalden alıntı: Shady RIDDLE

    çoğu abartılmış gerçekte olandan daha farklı yansıtılmış

    + tebrikler guitarist

    Alıntıları Göster
    ONUDA SEN BUL

    Çok soguk bir kış günü Yavuz Sultan Selim giyinip kuşanıp gezmeye çıkmaya karar vermiş.
    yanına başvezirinide alıp çıkmış yola.
    Bir dere kenarından geçerken çalışan nur yüzlü, ak saçlı, pak sakallı bi dede görmüşler.
    Adam elindeki derileri suya sokup, döverek tabaklıyormuş. Yavuz,
    ihtiyarı selamlamış.

    " Selamünaleyküm ey pir'i fani..."
    " Aleykümselam ey serdar'i cihan..." Yavuz sormuş.
    " Altılarda ne yaptın ?"
    " Altıya alti katmayınca, otuz ikiye yetmiyor..." Yavuz gene sormuş.
    " Geceleri kalkmadın mi ?"
    " Kalktık. Lakin, ellere yaradı." Padişah gülmüş.
    " Bir kaz göndersem yolar mısın ?"
    " Hem de ciyaklatmadan..."

    Yavuz Sultan selim ve başvezir, adamın yanından ayrılıp yola koyulmuşlar.
    Yavuz
    başvezire dönmüş.
    " Ne konuştuğumuzu anladın mı ulen ?"
    " Hayır padişahım..." Padişah sinirlenmiş.Baş vezirin ense bi şaplak geçirip
    " Bu akşama kadar ne konuştuğumuzu anlamazsan kelleni alırım.kellenden vazo yapar içindede sarmaşık yetiştirim demiş
    " Korkuya kapılan başvezir, padişahı saraya bıraktıktan sonra telaşla dere
    kenarına dönmüş. Bakmış adam hala orada calışıyor..

    Ne konuştunuz siz padişahla..." Adam, başveziri şöyle bir süzmüş.
    " Kusura bakma. Bedava söyleyemem. Çık bir yüz altın söyleyeyim.."
    Başvezir, yüz altın vermiş.
    " Sen padişahı, serdar'i cihan, diye selamladın. Nasıl anladın
    padişah olduğunu?"
    " Ben dericiyim. Onun sırtındaki kürkü padişahtan başkası giyemezdi."
    Vezir kafasını kaşımış.
    " Peki, altılara altı katmayınca, otuz ikiye yetmiyor ne demek."
    Adam, bu soruya cevap vermek için de bir yüz altın daha almış.
    " Padişah, altı aylık yaz döneminde çalışmadın mı ki, kış günü
    çalışıyorsun, diye sordu. Ben de, yalnızca altı ay yaz değil, altı ay da kış
    çalışmazsak, yemek bulamıyoruz dedim." Vezir bir soru daha sormuş...
    " Geceleri kalkmadın mı ne demek ?"Adam bir yüz altın daha almış.
    " Çocukların yok mu diye sordu. Var, ama hepsi kız. Evlendiler,
    başkasına yaradılar, dedim." Vezir gene kafasını sallamış.
    " Bir de kaz gönderirsem dedi, o ne demek..." Adam gülmüş.

    " Onu da sen bul..."
    _____________________________




  • 
Sayfa: 12
Sayfaya Git
Git
sonraki
- x
Bildirim
mesajınız kopyalandı (ctrl+v) yapıştırmak istediğiniz yere yapıştırabilirsiniz.