Şimdi Ara

Not Defterim

Bu Konudaki Kullanıcılar:
2 Misafir - 2 Masaüstü
5 sn
1
Cevap
0
Favori
481
Tıklama
Daha Fazla
İstatistik
  • Konu İstatistikleri Yükleniyor
Öne Çıkar
0 oy
Sayfa: 1
Giriş
Mesaj
  • Not defterimden bazı notlarımı sizinle paylaşıyorum arkadaşlar. Anlatım tarzım biraz farklıdır, umarım hoşunuza gider.



    Gün Işığı


    Kelimeler düşüyordu gözlerinden, hiç konuşamadığı toprakların üzerine pervasızca. Hırçın bir rüzgarla titriyordu narin bedeni. Kaybettikleriyle son bir randevudaydı sanki, bilmediği bir diyarda, hiç geçmeyen bir zamanda. Gözleri özlemin asi şarkılarını mırıldanırken, bir el hissetti titreyen omzunda. Belli belirsiz bir hareketle ve kırılmasından korkarcasına çevirebildi kafasını. Annesinin haykırışlarını yüz ifadesinden anlayabiliyordu, oysa duyabildiği iç içe geçen kelimelerdi sadece. Anlamsızca yüzüne bakmakla yetindi çırpınan annesinin. Saçlarına dokunup, yüzünü okşamak istedi, ama yüzü yine aynı pencereye yöneldi bilinçsizce. Yıllarca izlediği filmlerde görebilmişti böyle anları ve hep kendinden uzak sanmıştı hayat oyununun acımasız senaryolarını. Düşen bir iki damla göz yaşını elinin tersiyle şöyle bir siler ve dimdik ayağa kalkardı yine. Ne de olsa bu bir filmdi ve o yeterince güçlüydü. Bir filmle, bir sahneyle sarsılamayacak kadar güçlü. Peki neredeydi şimdi tüm gücü, damarlarında hissettiği bu uyuşma da neyin nesiydi? Neden bacakları kontrolü elinden alınmışçasına bükülüyor, elleri neden kıramıyordu bir nefes kadar yakın olduğu bu cam şeridini?! Bedeninin savrulduğunu hissedebiliyordu yanından gelip geçenlerin rüzgarıyla ve onu biraz daha yaklaştırıyordu önünde durduğu cam şeridine. Biraz zorlasa ellerini içinden geçirebilirdi sanki, hatta gerekirse bütün gücünü kullanır kırıverirdi hepsini ne çıkardı ki? Ama yok, ne ellerini kavuşturabildi, ne de parmaklarını bükebildi, sadece dokundu cam şeridine çaresizce, kendiliğinden onu içeri almasını yalvarırcasına. Biraz daha yaklaştı, artık dudakları hissedebiliyordu camın soğukluğunu. Fısıltısını duymasını istercesine mırıldanıyordu camın soğukluğundan içeri. "Dayan gün ışığım, ben buradayım". Ve engel olamadı göz pınarlarına daha fazla, çağlayanlara dönüşüp boşalıverdiler ansızın. Hıçkırıkları koridorda yankılanıyor, kulaklarında çınlıyor ve bu canını daha çok yakıyordu. Sevdikleri bir anda toplanıverdiler etrafında. Mahşeri bir kalabalıktı sezinlediği. Oysa öylesine yalnızdıki şuan. Bedeni bile terk edivermişçesine üşüyordu ruhu çıplaklığında. Babası, kardeşleri ve annesi bir ağızdan birşeyler söylüyorlardı, ellerinden tutuyor, sırtını sıvazlıyor onu cam kenarından uzaklaştırmaya çalışıyorlardı. Sert bir ses yükseldi o anda gırtlağını yırtarcasına ve kurumuş dudaklarını parçalarcasına yankılandı koridorda" Çeklin!!". Ve sonra hiçbirşey olmamışçasına yine cama yasladı uykusuz gözlerini, bedenini ayakta tutarcasına dayadı ellerini camın soğukluğuna. Aniden bir ses çınlatıverdi kulaklarını, tüm ruhunu içine çeken bir girdap gibi kapılverdi bu sese. Koşuşan doktorlara yalvarmayı, ayaklarına kapanmayı istedi, oysa tek bir adım dahi atacak gücü yoktu, yere yığılıverdi. Zorla yerinden kalkabildi sevdiklerinin desteğiyle ve çekilen perdenin ince gözeneklerinden birşeyler görebilmeyi umarcasına yaklaştırdı göz bebeklerini, camın hemen yanıbaşına. İçerideki koşturmacayı duyar gibiydi ve hatta konuşulanları. Ama hiç bilmediği bir dilde ve fısıldaşırcasına duyduğu bu seslerden, duyabildiği sadece çınlayan tek bir ses oldu. O anda karardı gözleri ve içine akan ateşin etkisiyle kendinden geçti. Usulca açtı gözlerini. Etraf sıcacıktı. Yumuşacık bir yataktı uzandığı az önce yığıldığı hastane koridoruna nispet yaparcasına. İnanamadı tekrar kapattı gözlerini ve öylece durdu bir süre. Hissetiği sıcaklık hiç kaybolmamış gibi duruyordu hala içinde ve o anda yerlerinden fırlatırcasına açıverdi gözlerini. Sevgilisi hemen karşısındaydı. Nefesi tıkanmış, bedeni sırılsıklam bir vaziyette korkudan titrerken uzatmaya çalıştı ellerini bir düşü uyandırmaktan korkar gibi. Ve elleri düştüğünde sevgilisinin yumaşacık saçlarına, ateşi yaktığında parmak uçlarını anladı. Hepsi sadece bir rüyaydı. Yıllardır görmemişçesine ama onu uyandırmaktan da korkarak yaklaştı sevgilisine. Gözlerini kapattı ve hissetti nefesini teninde. Küçük bir öpücük kondurdu kurumuş dudaklarıyla alnına. Ve sonra seyretmeye daldı bu güzelliği, daha önce hiç var olmamış, hiç görmemiş gibi. Uykunun sabırsız bekçilerine aldırış etmedi, onu birkez daha kaybetmeye hiç niyeti yoktu çünkü. Ve dayanamayıp fısıldadı "Seni seviyorum gün ışığım, ben hep yanındayım".




    Toz Taneleri


    Havada uçuşan küçük toz parçacıklarının dokunuşuyla avutuyordu kendini. Rüzgarın küçük fısıltılarıyla son vermeye çalışıyordu özlemine. Gün usulca doğarlen küçük çıtırdımalarla hayat bulurdu bedeni, nefes alıp verdiğini hayal eder, ayaklarını daha bir sağlam basardı sanki yere. Onca zamanın sessizliğinde anıların çınlamaları gibiydi içinde biriken. Kollarını kavuşturup bir köşede ısınabilmeyi dilerdi şimdi, içini ısıtacak sevgi taneciklerinden geriye kalanları ara sıra cebinden çıkarıp bakabilmeyi. Yorgun gözlerle etrafına bakınıp, anlaşılabilmeyi ummayı. Onu görebiliyordu uzaklardan, sessizce yerde uzanmış bedenini. Gün hemen batmadan önce ona son bir lütufta bulunur yılların özlemini birkaç dakika olsun giderebilmesi için tüm gücüyle aydınlatırdı sevgilisinin yıllanmış bedenini. Eskisi gibi yine onu yanına getirebilecek bir çift eldi sadece aradığı, ya da biraz olsun yakınlaşabilmesi için onu pervasızca sürüklenebilecek. Bir an için nefesini tuttu, sımsıkı kapattı gözlerini ve tüm ihtişamıyla savurmaya çalıştı asırlık bedenini. Oysa duyulan sadece masalsı fısıltılardı. Aniden büyük bir gürültü kapladı sessizliğini içini ve uçuşan toz taneleri daha bir sert çarpar oldu bedenine. Ordan oraya çarpılan arkadaşlarının acı çığlıklarıydı kulaklarında çınlayan ve sonunda yıllardır aradığı bir çift eldi hemen önünde buluverdiği. Tam sonsuz bir mutlulukla dilemek üzereyken son dileğini ani bir hareketle yerde buluverdi kendini. Diğerine eşlik eden bir çift el daha gelmiş, yorgun bedenini kırarcasına kaldırıvermişti yerinden. Çığlıklarının boğazını yırttığına yemin edebilirdi, düşen göz yaşlarında bir karıncanın rahatlıkla boğulabileceğine ya da. Ama sessizliğine aldıran yoktu, yere dökülen birkaç parça tahta tozuna da. Tam herşeyin sona erdiğini düşündüğü anda gün batımı nazik parmaklarıyla sildi göz yaşlarını ve çığlıklarına son verdi bir tutam aydınlıkla. Onlarca yıldır hiç bu kadar yakın olmamıştı sevdiğine ve hiç bu kadar çaresiz hissetmemişti kendini. Son anının tadını çıkarmak istercesine bir kenara ayırdı karanlıklarını düşüncelerinin ve aydınlığında son güneşinin bir kere daha baktı sevgilisinin yıllanmış bedenine. Gözlerini kapattı, elvedasının hüznüyle vermeye hazırlandı son nefesini. Tam bu anda yıllardır duymadığı bir ses yükseldi sevgilisinden. Kulakları sağır edecek bir çıtırtı kapladı etrafı ve çarptı her bir toz tanesine tek tek. Düşerken gördüğü akılların alamayacağı bir sahneden ibaretti. Onlarca yıldır her gün gün batımında sevgilisine doğru uzanmaya çalışmıştı ve başasızlığının hüznü sarmıştı tüm benliğini. Oysa gördüğü sahne kendisininkinden çok farklıydı. Sevgilisi başarmıştı. Ardı sıra sürüklediği toz tanelerine bakakaldı ve tam o anda sonsuz bir mutlulukla kucakladı sevgilisini. Asırların özlemi sona ermişti artık ve içlerini ısıtan ateşin sıcaklığıyla sarıldılar birbirlerine. Külleri usulca savrulurken huzurla yükseldiler gün batımına doğru ve onlara eşlik etti rüzgarın son armonisi. Böylece son buldu masa ve sandalyenin hikayesi.




    Güneş Saçlı Kadın


    Karanlıktan kaçmayı başaran birkaç zararsız ışık tanesiyle aydınlatmaya çalışıyordu hayatını. Ve kırıntılardan oluşturduğu sevinçlerini serpiştiriyordu etrafına sanki hiç bitmeyeceklermiş gibi. Küçücük ellerinde büyük sorumluluklarının izleri vardı şimdiden ve alışık değildi düşürvermesine gözlerine yağmur bulutlarının. Yalnızlığıyla sessizce dertleşirdi hep ve hafifçe kıpırdanırdı dudakları. Kalabalık sokakları sevmezdi bunun için, yargılayan gözlere alışık değildi. Yalnızlığı hiç yargılamazdı onu, sonsuzluğa kadar anlatsa yine de dinlerdi sükunetini hiç kaybetmeden. Ve yalnızlığı severdi onu, kimsenin sevemeyeceği kadar. Attığı her adımı onunla beraber atardı bilinmeze doğru, sorgulamazdı. Bir sabah kalktığında yanı başında yoktu yalnızlığı. Yine hafifçe kıpırdadı dudakları, sessiz çığlıklar attı yalnızlığına duyurmak için. Yoktu.. Ansızının hiç sevmediği bir fırtına koptu içinden ve yükseldi gözlerine doğru. Engel olamadı yağmur bulutlarına, onları kovacak gücü bulamadı içinde. Artık karanlıktan kurtulmayı başaran ışık tanecikleri yoktu içinde ve her yer hiç bilmediği bir tonda karanlığa bürünüvermişti aniden. İçinde birşeylerin kırıldığını duyduğuna yemin edebilirdi ya da birşeylerin koptuğuna. Acısıyla büzüşüvermişti her sabah neşeyle uyandığı soğuk kaldırım taşına. Ufacık ayaklarını bedenine zorlarcasına çekiyor, ellerini bacaklarının üstünde düğümlemek istercesine sıkıyordu. Ve birden dağılıverdi tüm karanılığı. Hıçkırıkları düğümleniverdi. İçini ısıtan bir güneş gittikçe daha çok yaklaşıyordu sanki. Hafifçe başını kaldırdı güneşi aradı, bembeyaz bulutları ve belki onların arasından çıkıverecek olan yalnızlığını. Gördüğüne inanamadı önce, sertçe sıktı masmavi gözlerini, küçücük elleriyle sildi bir rüyadan uyanır gibi. Güneş saçlı bir kadın gülümsüyordu ona doğru, yaklaştıkça daha çok ısınıyordu bedeni sevgiyle sarmalanmış gibi. Güneşin bir kadının saçlarında dalgalanabileceğini hiç düşünmemişti daha önce en masum rüyasında bile görememişti böyle birşeyi. Ve sonra elini uzattı güneş saçlı kadın, sıcak ellerini. Önce yakıştırmadı kendi pis ve nasır tutmuş ellerini güneşe dokunmak için ama kadın hiç aldırmadan usulca kaldırdı minicik bedenini, havada süzülen bir yaprak gibi hissetti kendini ve hiç karşı koymadan bıraktı kendini kadının kollarına. İçini kaplayan sevinçle kendinden geçmeden önce usulca bakındı etrafına ve yine sessizce kıpırdadı dudakları, fısıldadı bilinmezliğin boşluğuna: Hoşçakal yalnızlığım, seni seviyorum.




    Sokak Lambası


    Karanlık, soğuk, yalnızlık.. Hiçbiri değildi onu yıldıran. İçindeki tarif edemediği acnın kaynağını bulamıyordu bir türlü. Usulca çevirdi gözlerini hayatını da aydınlatmasını umarcasına ve kendisinden başka kimsenin fark edemeyeceği bir umutla kaldrıdı başını sokak lambasının cılız ışığına. İçini ısıtan bir güneş gibiydi bu kimsesiz sokakta, soğuktan sızlamıyordu sanki artık elleri ve sıcaklığı sarıyordu sanki içini, usul usul. Yağmur daha bir ılık yağıyordu şimdi, rüzgar acımasızca savurmuyordu saçlarını. Doğrulmaya çalıştı, hafifçe kıpırdandı yerinde. Elini uzatabileceği bir yardım eli aradı, bulduğu sadece elini itercesine esen rüzgar oldu. Vazgeçmedi, ayaklarını batırırcasına bastı yere. O cılız ışık daha bir parlaktı şimdi sanki, tıpkı annesinin gülüşü gibi. Ne kadar az gülerdi, oyksa ki güldüğünde sıcaklığını hissederdiniz, içinize akan bir nhir gibi sarardı bedeninizi. Yıllardır güldüğünü görmemişti. Karşılaştıklarında usulca saçlarını okşuyor, kendisinin kokusuna dayanamadğı saçlarını içine çekercesine koklayarak seviyordu onu. Ama gülümsemiyordu artık, sadece bakıyordu, ta gözlerinin içine, birşeyler anlatmak istercesine, içindeki ifadesizliği yırtarcasına bakıyordu, sadece bakıyordu. Ellerini çamurlu topara bastırdı, parmaklarının acısını unuturcasına savurdu bedenini, gitmeliydi. Evde onu bekleyen her kim varsa, her kim kaldıysa onlar için gitmeliydi, annesi için gitmeliydi. En çok da küçük kız kardeşi için gitmeliydi. O yemyeşil gülümseyen gözleri için, onu saran, kavuran, titreten muhtaçlığı için. Çok erken öğrenmek zorunda kalmıştı hayatı, bir başkasından devralmışçasına eline tutuşturulmuş gibiydi. Alışması gerekmemişti, öğrenmesi de. Alışmak bilmek, öğrenmek gibi lüksleri yoktu onun. Bacaklarını kırdı usulca, yırtık ayakkabılarından içeri sızan çamurluyu suyu hissetmiyomuşçasına, soğuktan büklüm büklüm olmuş parmaklarını gererek çömeldi usulca. Rüzgar onu olduğu yere çökertmek istiyormuşçasına esiyordu şimdi. Süklüm püklüm elbisesinden içeri, davetsiz bir misafir gibi sızıyordu yorgun bedenine. Yamurdan ıslanmış bedeni titriyordu çaresiz. Isınmayı umarak yine kaldırdı başını, sokak lambasının aydınlığına. İşte yine oradaydı annesinin gözleri, Elif diyordu usulca, neredesin kızım. Bekletmezdi onları, hakkı yoktu. Elini boyası dökülmüş duvarın set zeminine bastırdı, elini tutan bir çift elmişçesine, doğruldu. Diğer elinde yağmurdan sakındığı, bir parça ekmek vardı sadece. Yağmurda ıslanmaması için sıkıca kucağında sakladığı bu akşam yemeğine rüzgar aynı insafı göstermemiş, kupkuru bir hale büründürmüştü onu. Yine de aynı özenle koruyordu akşam yemeklerini, tek bir parça yağmurun dahi izin vermiyordu üzerine düşmesine. Bugün ne satabileceği tek bir parça mendil bulabilmişti, ne de çaresizce umut dilenebileceği bir yardım eli. Bu son parça ekmeği de yağmurdan saklanırken buluvermişti. Ayakları onun sözünü dinlemiyordu artık, kendi bildikleri ama onun hiçbilmediği bir yola gidiyorlardı sanki. Bedeni solgun bi yaprak gibi savrularak ilerliyordu rüzgarda. Rüzgarın sesi değişmişti sanki, kardeşinin gülücüklerini duyabildiğine emindi. Saçlarını özenle taradığı o kırık dökük tarağa hiç aldırmadan attığı gülücükleri. Gözlerini kapadı, soğuk yoktu artık, yalnızlık yoktu. Annesinin gülümsemesiyle ısınmış sıcacık evinde, akşam yemeklerini yiyorlardı şimdi. Ağzında hiç tatmadığı yemeklerin tadı vardı, üstünde hiç giyemediği bir elbise. Kardeşi neşe içinde şarkılar söylüyordu özenle döşenmiş sofralarında. Annesi en çok sevdiği yemekten bir tabak daha dolduruyordu yüzünde hasret kaldırğı gülümsemesiyle. Elele tutuşmuşlar, hiç bilmediği şarkıları söylüyorlardı büyük bir keyifle. Birden zaman durmuş gibi hissetti, tüm bu görüntüyü yararcasına bir ses yükseliyordu derinlerden. Elif, Elif kızım aç ne olur gözlerini. Ne olduğunu anlayamadı, oysa öylesine mutluydu ki neden gözlerini açmak istesindi. Ses bütün gücüyle, avaz avaz yükseliyordu şimdi. Elif, kızım. Annesinin sesine ne kdar da benziyordu bu ses, oysa annesi işte burada yanı başındaydı, birlikte söyledikleri şarkıya devam ediyordu. usulca aralayabildi gözlerini, annesinin göz yaşları içindeki yüzüne bir anlam veremedi. Anne dedi, bak akşam yemeğimiz. Elinde tuttuğu somunu usulca uzattı annesine. Ağlama anne dedi, hem neden ağlıyorsun, hadi şarkımıza devam edelim. Usulca kapanırken gözleri, annesinin çığlıkları çınlıyordu kulağında. Ama o hiç anlam veremiyordu buna. Yüzünde yıllar sonra oluşmasına engel olamadığı bir gülümsemeyle hafifçe kaldırdı başını ve fısıldadı annesine, "kardeşim, anne ona iyi bak". Ve daha fazla engel olamadı gözlerine, bedeni artık değildi kontrolünde. Aynı şarkıya devam ediyorlardı hep birlikte, "anne" dedi "ağlama".



    Rüzgar


    Saçlarını savurdu yalnızlığın hüzünlü rüzgarında, sanki her bir teli ona yanında olmasını istediklerini hatırlatıyor gibiydi. Bir adım attı, sonra bir adım daha. Gözlerinin önünde ne batan güneşti, ne de dağılan bulutlardı gördüğü. Uzun bir yalnızlığın son adımlarını atıyor, kalabalığın sarhoş edici gürültüsü duyabiliyor, birbirine karışan sesleri ayırt etmeden içine çekiyordu adeta. Bir adım daha. Rüzgardan yaşaran gözlerinden süzülen ipeksi zerrecikler gibi terk ediyordu bedenini göz yaşları, onu terk eden herkes gibi, ona ait olmayan herkes gibi. Bir adım daha. Uğuldayan rüzgar bir ninni fısıldıyordu sanki ona, duymayı delice bir özlemle beklediği ve tarifsiz bir mutluluk yayılıyordu, çocuksu bedeninin narin yüzünde. Bir adım daha. Ve artık toprak kayıp gidiyordu ayaklarının altından, kayıp gidecek olan yalnızlığı gibi, gençliği gibi, hayatı gibi. Yüzünü son bir kez çevirdi gök yüzüne. Ay ve güneş son kez selamlıyordu onu, yıldızların altında son bir seramoni. İçini kaplayan huzurla teslim etti kendini rüzgarın kollarına. Artık ne toprak vardı ayaklarının altında ne de yalnızlığı etrafında. Onu sıkıca kucaklayan rüzgarla sevilmeyi tadıyordu belki de ilkkez. Narin tenini incitmeden okşuyor, saçlarının arasından hafifçe kayıp gidiyordu sessiz bir çığlık gibi. Ve sevilmeyi tadıyordu belki de ilk kez sevgiyi hiç tatmamış yüreği, daha fazlasını istercesine çaresiz. Sevilmeyi tadıyordu belki de ilk kez ve pervasıca SON KEZ.



    _____________________________

    PSN: SAVIARs
    Gamertag: SAVIARs
    Steam: SAVIARs
  • Yapay Zeka’dan İlgili Konular
    Daha Fazla Göster
    
Sayfa: 1
- x
Bildirim
mesajınız kopyalandı (ctrl+v) yapıştırmak istediğiniz yere yapıştırabilirsiniz.