Şifremi/Kullanıcı Adımı Unuttum
Bağlan Google+ ile Bağlan Facebook ile Bağlan
Şimdi Ara

Miller Deneyi

Daha Fazla
Bu Konudaki Kullanıcılar: Daha Az
3 Misafir Kullanıcı, 3 Masaüstü Kullanıcı
12
Cevap
0
Favori
542
Tıklama
Cevapla
Sayfaya Git:
Sayfa:
1
Giriş
Mesaj
  • Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
    Miller Deneyi

    Stanley Miller'in deney düzeneği.

    Hayatın kökeni konusunda evrimcilerin en çok itibar ettikleri
    çalışma, 1953 yılında Amerikalı araştırmacı Stanley Miller
    tarafından yapılan Miller deneyidir. (Deney, Miller'in Chicago
    Üniversitesi'ndeki hocası Harold Urey'in katkısından dolayı "Urey-
    Miller Deneyi" olarak da bilinir.)

    Stanley Miller'in amacı, milyarlarca yıl önceki cansız dünyada
    proteinlerin yapıtaşları olan amino asitlerin "tesadüfen"
    oluşabileceklerini gösteren bir deneysel bulgu ortaya koymaktı.

    Miller, deneyinde, ilkel dünya atmosferinde bulunduğunu varsaydığı -
    daha sonraları ise bulunmadığı anlaşılacak olan- amonyak, metan,
    hidrojen ve su buharından oluşan bir gaz karışımını kullandı. Bu
    gazlar, doğal şartlar altında birbirleriyle reaksiyona
    giremeyecekleri için dışarıdan enerji takviyesi yaptı. İlkel
    atmosfer ortamında yıldırımlardan kaynaklanmış olabileceğini
    düşündüğü enerjiyi, yapay bir elektrik deşarj kaynağından sağladı.

    Miller bu gaz karışımını bir hafta boyunca 100°C ısıda kaynattı, bir
    yandan da karışıma elektrik akımı verdi. Haftanın sonunda Miller,
    kavanozun dibinde bulunan karışımdaki kimyasalları ölçtü ve
    proteinlerin yapıtaşlarını oluşturan 20 çeşit amino asitten üçünün
    sentezlendiğini gözledi.

    Deneyin sonucu, evrimciler arasında büyük bir sevinç yarattı ve çok
    büyük bir başarı gibi lanse edildi. Hatta, çeşitli yayınlar olayın
    sarhoşluğu içinde, "Miller hayatı yarattı" şeklinde manşetler atacak
    kadar kendilerinden geçtiler. Oysa Miller'in sentezlediği sadece
    birtakım "cansız" moleküllerdi.

    Bu deneyden aldıkları cesaretle evrimciler, hemen yeni senaryolar
    ürettiler. Amino asitlerden sonraki aşamalar da hemen kurgulandı.
    Çizilen senaryoya göre, amino asitler, daha sonra rastlantılar
    sonucu uygun dizilimlerde birleşmiş ve proteinleri oluşturmuşlardı.
    Tesadüf eseri meydana gelen bu proteinlerin bazıları da, "bir
    şekilde"(!) oluşmuş hücre zarı benzeri yapıların içine kendilerini
    yerleştirerek hücreyi meydana getirmişlerdi. Hücreler de zamanla yan
    yana gelip birleşerek canlı organizmaları oluşturmuşlardı. Ne var ki
    hiçbir aşaması bilimsel bir delille desteklenmeyen bu senaryonun en
    büyük dayanağı olan Miller deneyi, her yönden geçersizliği
    kanıtlanmış bir aldatmacadan başka bir şey değildi.

    Miller'in, deneyinde oluşturduğu yapay ortam, gerçekte ilkel dünya
    şartlarına hiçbir benzerlik göstermiyordu. Bu nedenle deney, bilim
    dünyası tarafından geçersiz sayılmıştır.

    Miller'in, ilkel dünya koşullarında amino asitlerin kendi
    kendilerine oluşabileceklerini kanıtlamak amacıyla yaptığı deney
    birçok yönden tutarsızlık göstermektedir. Bunları şöyle
    sıralayabiliriz:

    1- Miller, deneyinde "soğuk tuzak" (cold trap) isimli bir mekanizma
    kullanarak amino asitleri oluştukları anda ortamdan izole etmişti.
    Çünkü aksi takdirde, amino asitleri oluşturan ortamın koşulları, bu
    molekülleri oluşmalarından hemen sonra imha edecekti.

    Halbuki ilkel dünya koşullarında elbette bu çeşit bilinçli
    düzenekler yoktu. Ve mekanizma olmadan herhangi bir çeşit amino asit
    elde edilse bile, bu moleküller aynı ortamda hemen
    parçalanacaklardı. Kimyager Richard Bliss'in belirttiği gibi, "bu
    soğuk tuzak olmasa, kimyasal ürünler elektrik kaynağı tarafından
    tahrip edilmiş olacaktı".103

    Nitekim Miller, soğuk tuzak yerleştirmeden yaptığı daha önceki
    deneylerde tek bir amino asit bile elde edememişti.

    2- Miller'in deneyinde canlandırmaya çalıştığı ilkel atmosfer ortamı
    gerçekçi değildi. 1980'li yıllarda bilim adamları ilkel atmosferde,
    metan ve amonyak yerine azot ve karbondioksit bulunması gerektiği
    görüşünde birleştiler. Nitekim uzun süren bir sessizlikten sonra
    Miller'ın kendisi de kullandığı atmosfer ortamının gerçekçi
    olmadığını itiraf etti.104

    Nitekim Amerikalı bilim adamları J. P. Ferris ve C. T. Chen,
    karbondioksit, hidrojen, azot ve su buharından oluşan bir karışımla
    Miller'ın deneyini tekrarladılar ve bir tek molekül amino asit bile
    elde edemediler.105

    3- Miller'in deneyini geçersiz kılan bir diğer önemli nokta da,
    amino asitlerin oluştuğu öne sürülen dönemde, atmosferde amino
    asitlerin tümünü parçalayacak yoğunlukta oksijen bulunmasıydı.
    Miller'in gözardı ettiği bu önemli gerçek, yaşları 3.5 milyar yıl
    olarak hesaplanan taşlardaki okside olmuş demir ve uranyum
    birikintileriyle anlaşıldı.106

    Oksijen miktarının, bu dönemde evrimcilerin iddia ettiğinin çok
    üstünde olduğunu gösteren başka bulgular da ortaya çıktı.
    Araştırmalar, o dönemde dünya yüzeyine evrimcilerin tahminlerinden
    10 bin kat daha fazla ultraviyole ışını ulaştığını gösterdi. Bu
    yoğun ultraviyolenin atmosferdeki su buharı ve karbondioksiti
    ayrıştırarak oksijen açığa çıkarması ise kaçınılmazdı.

    Bu durum, oksijen dikkate alınmadan yapılmış olan Miller deneyini
    tamamen geçersiz kılıyordu. Eğer deneyde oksijen kullanılsaydı;
    metan, karbondioksit ve suya, amonyak ise azot ve suya dönüşecekti.
    Diğer taraftan, oksijenin bulunmadığı bir ortamda -henüz ozon
    tabakası var olmadığından- ultraviyole ışınına doğrudan maruz
    kalacak olan amino asitlerin hemen parçalanacakları da açıktı.
    Sonuçta ilkel dünyada oksijenin var olması da, olmaması da amino
    asitler için yok edici bir ortam demekti.

    4- Miller deneyinin sonucunda, canlıların yapı ve fonksiyonlarını
    bozucu özelliklere sahip organik asitlerden de çok miktarda
    oluşmuştu. Amino asitlerin, izole edilmeyip de bu kimyasal
    maddelerle aynı ortamda bırakılmaları halinde ise, bunlarla kimyasal
    reaksiyona girip parçalanmaları ve farklı bileşiklere dönüşmeleri
    kaçınılmazdı.

    Ayrıca deney sonucunda ortaya bol miktarda sağ-elli amino asit
    çıkmıştı.107 (bkz. Sağ-elli amino asitler) Bu amino asitlerin
    varlığı, evrimi kendi mantığı içinde bile çürütüyordu. Çünkü sağ-
    elli amino asitler, canlı yapısında kullanılamayan amino asitlerdi.
    Sonuç olarak Miller'in deneyindeki amino asitlerin oluştuğu ortam,
    canlılık için elverişli değil, aksine ortaya çıkacak işe yarar
    molekülleri parçalayıcı, yakıcı bir asit karışımı niteliğindeydi.

    Tüm bunların gösterdiği tek bir somut gerçek vardır: Miller deneyi
    canlılığın ilkel dünya şartlarında tesadüfen meydana gelebileceğini
    kanıtlamaz. Deney, amino asit sentezlemeye yönelik bilinçli ve
    kontrollü bir laboratuvar çalışmasıdır. Kullanılan gazların cinsleri
    ve karışım oranları amino asitlerin oluşabilmesi için en ideal
    ölçülerde belirlenmiştir. Ortama verilen enerji miktarı, ne eksik ne
    fazla, tamamen istenen reaksiyonların gerçekleşmesini sağlayacak
    biçimde titizlikle ayarlanmıştır.

    Deney aygıtı, ilkel dünya koşullarında mevcut olabilecek hiçbir
    zararlı, tahrip edici ya da amino asit oluşumunu engelleyici unsuru
    barındırmayacak biçimde izole edilmiştir. İlkel dünyada mevcut olan
    ve reaksiyonların seyrini değiştirecek hiçbir element, mineral ya da
    bileşik deney tüpüne konulmamıştır. Oksidasyon sebebiyle amino
    asitlerin varlığına imkan vermeyecek oksijen bunlardan yalnızca
    birisidir. Kaldı ki, hazırlanan ideal laboratuvar koşullarında
    bile, "soğuk tuzak" (cold trap) denen mekanizma olmadan amino
    asitlerin aynı ortamda parçalanmadan varlıklarını sürdürebilmeleri
    mümkün değildir.

    Miller deneyiyle evrimciler, aslında evrimi kendi elleriyle
    çürütmüşlerdir. Çünkü deney, amino asitlerin ancak tüm koşulları
    özel olarak ayarlanmış bir laboratuvar ortamında, bilinçli
    müdahalelerle elde edilebileceğini kanıtlamıştır. Yani canlılığı
    ortaya çıkaran güç, bilinçsiz tesadüfler değil, "yaratılış"tır.

    Evrimcilerin bu açık gerçeği kabul etmemeleri, bilime tamamen aykırı
    birtakım önyargılara sahip olmalarından kaynaklanır. Nitekim Miller
    deneyini öğrencisi Stanley Miller ile birlikte organize eden Harold
    Urey, bu konuda şu itirafı yapmıştır:

    Yaşamın kökeni konusunu araştıran bizler, bu konuyu ne kadar çok
    incelersek inceleyelim, hayatın herhangi bir yerde evrimleşmiş
    olamayacak kadar kompleks olduğu sonucuna varıyoruz. (Ancak) Hepimiz
    bir inanç ifadesi olarak, yaşamın bu gezegenin üzerinde ölü maddeden
    evrimleştiğine inanıyoruz. Fakat kompleksliği o kadar büyük ki,
    nasıl evrimleştiğini hayal etmek bile bizim için zor.108

    Evrim sürecinin ilk aşaması olarak öne sürülen "moleküler evrim"
    tezini sözde ispatlamak için kullanılan yegane "delil" işte bu
    deneydir. Aradan neredeyse yarım asır geçmesine ve büyük teknolojik
    ilerlemeler kaydedilmesine rağmen bu konuda hiçbir yeni girişimde
    bulunulmamıştır. Bugün halen ders kitaplarında canlıların ilk
    oluşumunun evrimsel açıklaması olarak Miller Deneyi okutulmaktadır.
    Çünkü bu tür çabaların kendilerini desteklemediğinin, aksine sürekli
    yalanladığının farkında olan evrimciler, benzeri deneylere
    girişmekten özellikle kaçınmaktadırlar.

    Miller, Stanley

    Stanley Miller hayatın kökeni konusunda yaptığı deneylerle ünlenen
    Amerikalı bir araştırmacıdır. 1953 yılında Chicago
    Üniversitesi'ndeki hocası Harold Urey'le birlikte, laboratuvar
    ortamında canlılığın temel yapıtaşları olan amino asitleri
    sentezlemeye çalışmıştır. Fakat deney sırasında evrimcilerin
    varsaydıkları ilkel atmosfer ortamını çarpıtarak deney ortamına
    uygulamıştır. "Urey-Miller Deneyi" olarak anılan bu deney -umulanın
    aksine- canlılığın hiçbir şekilde tesadüfi etkilerle kendiliğinden
    oluşamayacağını ispatlamıştır. (bkz. Miller Deneyi)

    Stanley Miller deney aparatıyla


    103. Richard B. Bliss & Gary E. Parker, Origin of Life, California,
    1979, s. 14.
    104. Stanley Miller, Molecular Evolution of Life: Current Status of
    the Prebiotic Synthesis of Small Molecules, 1986, s. 7
    105. J. P. Ferris, C. T. Chen, "Photochemistry of Methane, Nitrogen,
    and Water Mixture As a Model for the Atmosphere of the Primitive
    Earth", Journal of American Chemical Society, vol. 97:11, 1975, s.
    2964.
    106. "New Evidence on Evolution of Early Atmosphere and Life",
    Bulletin of the American Meteorological Society, vol. 63, November
    1982, ss. 1328-1330.
    107. Richard B. Bliss & Gary E. Parker, Origin of Life, California,
    1979, s. 25.
    108. W. R. Bird, The Origin of Species Revisited, Thomas Nelson Co.,
    Nashville, 1991, s. 325.



    |
    |
    _____________________________

    Fujitsu-Siemens
    AMILO M1425




  • Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
    2 Not
    abi ispatlanmış bir şeyi bir yazı ile nasıl inkar edebiliyorsun.adam cansız varlıklardan canlıları oluşturuyor sen kalkımş ne diyorsun.hayret bişey.
    |
    |
    _____________________________
  • Yüzbaşı
    409 Mesaj
    amino asit canlı bi varlık değildir bi varlığın canlı sayılabilmesi içinde Dna olmadı Rna bulunması gerekmezmi bunu bi yanıtlasana derkin benim için?

    ve sana ikinci bir soru: virüsün bildiğimiz gibi canlı tek bir parçacığı var oda Dna.peki bu dırmda virüs canlı mıdır cansız mı?
    |
    |
    _____________________________
  • Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
    quote:

    Orjinalden alıntı: derkin

    abi ispatlanmış bir şeyi bir yazı ile nasıl inkar edebiliyorsun.adam cansız varlıklardan canlıları oluşturuyor sen kalkımş ne diyorsun.hayret bişey.


    Yazıda çürütüldüğü ispatlanıyor sen hala ispatlanmış birşey diyorsun...

    Yiter yavv...İlerleyin artık....



    < Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi rodrigo -- 18 Mayıs 2005, 7:36:51 >
    |
    |
    _____________________________

    Fujitsu-Siemens
    AMILO M1425
  • Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
    2 Not
    biyoloji bilmeden nasıl böyle konuşabiliyorsun anlamadım.Ordaki amino asitler senin bildiğin aminoasitler değil.canlılık özelliği gösteren maddeler.
    ayrıca bir şeyin canlı olması için dna veya rna gerekmez.
    virus canlıdır ama dna sı vardır diye bir şey diyemezsin.
    sanırım bu cevapları aldıktan sonra o banı bidaha kullanmazsın
    ayrıca rodrigo hala yapılan okutulan bir deneyin nasıl çürültüğünü anlatır mısın bana?daha doğrusu her gördüğün şeye inanma....
    quote:

    Orjinalden alıntı: masajah_rataj

    amino asit canlı bi varlık değildir bi varlığın canlı sayılabilmesi içinde Dna olmadı Rna bulunması gerekmezmi bunu bi yanıtlasana derkin benim için?

    ve sana ikinci bir soru: virüsün bildiğimiz gibi canlı tek bir parçacığı var oda Dna.peki bu dırmda virüs canlı mıdır cansız mı?
    |
    |
    _____________________________




  • Yüzbaşı
    330 Mesaj
    fakat unuttuğun bir şey var derkin. deneyler tesadüf müdür yoksa bilinçli yapılan uygulamalar mı. ayrıca canlıların yapı taşı olan amino asitlerin oluşumu bu kadar komplex bir yapıyı nasıl olur da meydana getirebilir peki. eğer tek bir basit amino asit için bile bu kadar karmaşık bir deney ortamı gerekiyorsa var gerisini sen hesapla. bütün bu uygun ortamın milyarlarca yıl öncesinde var olduğuna inanamam kusura bakma artık gör bunu yani
    |
    |
    _____________________________
    Madem Biliyorsun Neden Öğretmiyorsun (Sümer Atasözü)
  • Yarbay
    4464 Mesaj
    quote:

    Orjinalden alıntı: masajah_rataj

    amino asit canlı bi varlık değildir bi varlığın canlı sayılabilmesi içinde Dna olmadı Rna bulunması gerekmezmi bunu bi yanıtlasana derkin benim için?

    ve sana ikinci bir soru: virüsün bildiğimiz gibi canlı tek bir parçacığı var oda Dna.peki bu dırmda virüs canlı mıdır cansız mı?


    virüsler canlı değildir.Tek canlılık özellikleri üreme yetenekleridir.Uygun ortam olmadıkça üreme yetenekleri bile görünmez.Bir hücrenin elemanlarını smürge gibi kullanarak işini görür.Ayrıca burda konu virüs değil...



    Gelelim deneye.Burada aminoasit oluşmuş olsun.Sadece bi kaç aminoasitin oluştuğunu söyleyip,bunu insan haline getirmenin yolu var mı?Zaten bu deneyden sonra "bir şekilde bir araya gelmiş,tesadüfen oluşmuş" gibi saçma ifadeler yer alıyor.
    |
    |
    _____________________________




  • Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
    2 Not
    viruslar canlı değildir diyemezsin.Zaten viruslarda konumuz değil.
    Abi belli bir ortam var burda canlılık özelliği gösteren küçük aminoasit yapısında maddler oluşuyor.Ayrıca gerisi tesadüf değil bir yol.bu canlılar kendilerini geliştiriyor daha sonra tam bir hücre oluyor yıllar geçip iyice gelişiyor ve çok hücreli yapıları oluyor.Uygun ortam uygun yapı gibi.
    Banada pek inandırıcı gelmedi an az yaratılış kadar saçma bir şey gibi görünüyor.
    quote:

    Orjinalden alıntı: faruk

    quote:

    Orjinalden alıntı: masajah_rataj

    amino asit canlı bi varlık değildir bi varlığın canlı sayılabilmesi içinde Dna olmadı Rna bulunması gerekmezmi bunu bi yanıtlasana derkin benim için?

    ve sana ikinci bir soru: virüsün bildiğimiz gibi canlı tek bir parçacığı var oda Dna.peki bu dırmda virüs canlı mıdır cansız mı?


    virüsler canlı değildir.Tek canlılık özellikleri üreme yetenekleridir.Uygun ortam olmadıkça üreme yetenekleri bile görünmez.Bir hücrenin elemanlarını smürge gibi kullanarak işini görür.Ayrıca burda konu virüs değil...



    Gelelim deneye.Burada aminoasit oluşmuş olsun.Sadece bi kaç aminoasitin oluştuğunu söyleyip,bunu insan haline getirmenin yolu var mı?Zaten bu deneyden sonra "bir şekilde bir araya gelmiş,tesadüfen oluşmuş" gibi saçma ifadeler yer alıyor.
    |
    |
    _____________________________




  • Binbaşı
    1192 Mesaj
    millerin deneyinin gerçeği yansıtmadığını belirten bir makale gösterebilir misin bana? web sitesi değil. saygın bir dergide yayınlanmış bilimsel bir makale
    |
    |
    _____________________________
  • Binbaşı
    1192 Mesaj
    şunu da ekliyim ki sizin gibi insanlar tehlike arz eder. okuduğunuz herşeye araştırmadan, üstünde düşünmeden inanan insanlar beyin yıkamasına açıktırlar. lütfen biraz daha dikkatli olun. eminim ki o yazıda yazan şeylerin çoğu hakkında yeterli bilginiz yoktur. mesela soğuk tuzak nedir? ortamdan aminoasitleri nasıl izole etmiştir? premodial dünyadaki şartlar millerin deneyindeki gibi değilse nasıldır?

    ayrıca en van alıcı nokta da :
    quote:

    3- Miller'in deneyini geçersiz kılan bir diğer önemli nokta da,
    amino asitlerin oluştuğu öne sürülen dönemde, atmosferde amino
    asitlerin tümünü parçalayacak yoğunlukta oksijen bulunmasıydı.
    Miller'in gözardı ettiği bu önemli gerçek, yaşları 3.5 milyar yıl
    olarak hesaplanan taşlardaki okside olmuş demir ve uranyum
    birikintileriyle anlaşıldı.106


    dünyadaki serbest oksijen, ototrof mikroorganizmaların evrilmesinden sonra birikmeye başlamıştır. o bahsettiğiniz okside olmuş uranyum ve demir katmanları, denizlerdeki demirin ilk canlılar tarafından sentezlenen oksijen ile oksitlenmesi ve çökmesi sonucunda oluşmuştur.

    tekrar ediyorum. yaptığınız şey hem kendiniz hem de milletimiz için tehlike arz etmekte. lütfen bazı şeyleri kabul etmeden önce enine boyuna düşünün
    |
    |
    _____________________________




  • Binbaşı
    1467 Mesaj
    quote:

    "Urey-Miller Deneyi" olarak anılan bu deney -umulanın
    aksine- canlılığın hiçbir şekilde tesadüfi etkilerle kendiliğinden
    oluşamayacağını ispatlamıştır. (bkz. Miller Deneyi)


    bu daha birşey mi,

    harunyahya.org da bir yazı okudum. Güya Science dergisi bir sayısında harun yahya (Adnan Hoca)'nın ve evrim aldatmacası kitabının bilimsel başarılarından söz eden bir yazı yayınlamış. Adamlar utanmadan nasıl çarpıtmışlar Science'daki yazının aslını. Ama hakkını yemeyelim baktım, gerçektende bu dergide bahsettikleri yazı çıkmış ancak biraz farklı, Yazıda kısaca Türkiye'de bilim dışı çevrelerin bilim adamlarını tehdit ederek rant sağlamaya çalıştığı ve bilime karşı savaş açtığı konusunu işleyen ve Türkiye'yi tüm dünyaya rezil eden bir yazı var . Harun Yahya gibi adamların yalancılıkta ve hilede üstlerine yok. Peki bu yalan, riya sahtekarlık allah inancı olmayanların özelliği değil miydi. Hani allah inancı olmayınca insan kendini günaha karşı engelleyecek bir güç olmazdı. Bu rezillik ne peki..
    |
    |




  • Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
    Allah matrix gibi bir düzen kurmuş tamamen mükemmel, en ufak ayrıntısına kadar tık demedi daha ...
    Canlı böyle yıldırımlardan da tesadüfen de oluşmuş olabilir, biz nasıl olasılığı giriyoruz programa tak oluo falan herşey ayarlanmış yani içiniz rahat olsun
    |
    |
    _____________________________
    Opel Astra G
    Renault Clio 1.6 RXT
  • Çavuş
    48 Mesaj
    off allahım bazen salaklıkta sınır tanımıyor bazıları. Ya taraflı bir kanalda belgesel izliyordum yunuslardan bahsediyordu ve laf arasında devamlı yüce rabbim ne güzel yaratmış bu mahlukatları diye ince bir serzeniş oluyordu. Açıkcası nefret ettim hem o kanaldan hem o belgeselden hem onu seslendiren adamdan hemde o tür insanlardan bin kere lanet olsun onlara. Bin kere allah belalarını versin başka bişey demiyorum. Biraz bilime saygılı olun. Bilimin kendisi bile kendi kuramlarına şüpheyle yaklaşıyor sırf doğru olanı keşfedebilmek için bir tezin kanun olabilmesi için binlerce yoldan sınanıyor ve siz bunu hiçe sayarak bak sen şu allahın hikmetine diye kestirip atıyorsun. Yuh sana.
    |
    |
    _____________________________
    HEP DESTEK TAM DESTEK

    ŞAMPİYON FENERBAHÇE

    HERKES BİRBİRİNE SAYGILI OLSA KİMSENİN BURNU BİLE KANAMAZ ONUN İÇİN LÜTFEN DAHA SAKİN OLALIM. !LÜTFEN!
HızlıCevap
Sayfaya Git:
Sayfa:
1
Reklamlar
son dakika
Veri Merkezi;Metro Ethernet;Cloud Sunucu
Masal
SEO
üniversite
Bu sayfanın
Mobil sürümü
Mini Sürümü

BR3
0,484
1.2.165

Reklamlar
- x
Bildirim
mesajınız kopyalandı (ctrl+v) yapıştırmak istediğiniz yere yapıştırabilirsiniz.