DonanımHaber'de AraYENİ GELİŞMİŞ ARAMA
ForumBu Bölümde Ara
TÜRK EDEBİYATININ EN GÜZEL ŞİİRLERİ!!!!
31
Cevap
1
Favori
74.243
Tıklama
Tüm Forumlar >> Konu Dışı / Off Topic >> Konu Dışı >> TÜRK EDEBİYATININ EN GÜZEL ŞİİRLERİ!!!!
Sayfaya Git:
Sayfa: 1
Giriş
Mesaj
    • Yüzbaşı
      278 Mesaj
      15 Temmuz 2009 19:12:13
      TÜRK EDEBİYATININ EN GÜZEL ŞİİRLERİNİ BURADA PAYLAŞALIM ARKADAŞLAR !!!!!!!

      -------------------

      Bir safa bahşedelim gel şu dil-i na-şada
      Gidelim serv-i revanım yürü sa'd-abada
      İşte üç çifte kayık iskelede amade
      Gidelim serv-i revanım yürü sa'd-abada

      Gülelim oynayalım kam alalım dünyadan
      Ma-i Tesnim içelüm çeşme-i nev-peydadan
      Görelim ab-ı hayat akdığın ejderhadan
      Gidelim serv-i revanım yürü sa'd-abada

      Bir sen ü bir ben ü bir mutrib-i pakize-eda
      İznin olursa eger bir de Nedim-i şeyda
      Gayrı yaranı bugünlük edip ey şuh feda
      Gidelim serv-i revanım yürü sa'd-abada

      -Nedim-


      Memleket isterim
      Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun;
      Kuşların çiçeklerin diyarı olsun.

      Memleket isterim
      Ne başta dert, ne gönülde hasret olsun;
      Kardeş kavgasına bir nihayet olsun.

      Memleket isterim
      Ne zengin fakir, ne sen ben farkı olsun;
      Kış günü herkesin evi barkı olsun.

      Memleket isterim
      Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun;
      Olursa bir şikâyet ölümden olsun.

      Cahit Sıtkı TARANCI


      Beni candan usandırdı cefâdan yâr usanmaz mı
      Felekler yandı âhımdan murâdım şem'i yanmaz mı

      Kamu bîmârına cânân deva-yı derd eder ihsan
      Niçün kılmaz bana derman beni bîmar sanmaz mı

      Şeb-i hicran yanar cânım döker kan çeşm-i giryânım
      Uyadır halkı efgânım gara bahtım uyanmaz mı

      Gûl-i ruhsârına karşu gözümden kanlu akar su
      Habîbim fasl-ı güldür bu akar sular bulanmaz mı

      Gâmım pinhan tutardım ben dedîler yâre kıl rûşen
      Desem ol bî-vefâ bilmen inanır mı inanmaz mı

      Değildim ben sana mâil sen ettin aklımı zâil
      Bana ta'n eyleyen gâfil seni görgeç utanmaz mı

      Fuzûlî rind-i şeydâdır hemîşe halka rüsvâdır
      Sorun kim bu ne sevdâdır bu sevdâdan usanmaz mı

      Fuzuli


      Sürüden koyunlar hep takım takım
      Ayrılmış, sürüde kalmamış bakım;
      Asmanın üzümü dağılmış; salkım
      Olmak ister, fakat bağban nerede?
      Gideyim, arayım: çoban nerede?

      Yüce dağlar çökmüş, belleri kalmış,
      Coşkun ırmakların selleri kalmış,
      Hanlar yok meydanda, illeri kalmış,
      Dü.enler çok ama, kalkan nerede?
      Gideyim arayım: Hakan nerede?

      Türk yurdu uykuda ey düşman sakın!
      Uyuyan ülkeye yapılmaz akın.
      Tan yeri ağardı, yiğitler kalkın.
      Bakın yurd ne halde, vatan nerede?
      Gideyim arayım: yatan nerede?

      Herkesin gözünde vatan öz yurdu,
      Çitlerin yağısı, derenin kurdu,
      Yad iller, Turan'da hanlıklar kurdu,
      Turan'dan yadları koğan nerede?
      Gideyim arayım: ogan nerede?

      Ziya Gökalp


      Rü�yâ gibi bir akşamı seyretmeğe geldin
      Çok benzediğin memleketin her tepesinde.
      Baktım: Konuşurken daha bir kerre güzeldin,
      İstanbul�u duydum daha bir kerre sesinde.

      Irkın seni iklîmine benzer yaratırken,
      Kaç fethe koşan tuğlar ufuklarla yarışmış.
      Târîhini aksettirebilsin diye çehren,
      Kaç fâtihin altın kanı mermerle karışmış.

      Yahya Kemal BEYATLI
      --------------------------
      LÜTFEN EN SEVDİĞİNİZ ŞİİRLERİ VE ŞAİRLERİ SİZ DE PAYLAŞIN





      Ufaltılmış önizleme resmi



      < Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi zayef- -- 8 Eylül 2009; 13:49:58 >
      _____________________________

      Ete kemiğe büründüm,zayef diye göründüm.
      BalıkesirSpor
    • Yarbay
      2619 Mesaj
      15 Temmuz 2009 19:13:00
      En üsttekinin şarkısı var hatta çok güzeldir


      _____________________________

      Steam nick: castilla
    • Yüzbaşı
      278 Mesaj
      15 Temmuz 2009 19:15:28
      Bir lebi gonca yüzü gülzar dersen işte sen
      Har-ı gamda andelib-i zar dersen işte ben

      Lebleri mül saçları sünbül yanagı berk-i gül
      Bir semenber serv-i hoşreftar dersen işte sen

      Payine yüzler sürer her serv-i dil-cuyun revan
      Su gibi bir aşık-ı didar dersen işet ben

      Zülfü sahir turrası tarrar şuh-ı şivekar
      Çeşmi cadü gamzesi mekkar dersen işte sen

      Firkatinde teşne leb hatır perişan haste dil
      Künc-i gamda bi-kes ü bi-mar dersen işte ben

      Gözleri sabr u selamet ülkesini tarac eden
      Bir amansız gamzesi Tatar dersen işte sen

      Bakiya Ferhad ile Mecnun-ı şeydadan bedel
      Aşık-ı bi-sabr ü dil kim var dersen işte ben

      Baki


      Gaiblerde bir ses geldi: Bu adam,
      Gezdirsin boşluğu ense kökünde!
      Ve uçtu tepemden birdenbire dam;
      Gök devrildi, künde üstüne künde...

      Pencereye koştum: Kızıl kıyamet!
      Dediklerin çıktı, ihtiyar bacı!
      Sonsuzluk, elinde bir mavi tülbent,
      Ok çekti yukardan, üstüme avcı

      Ateşten zehrini tattım bu okun,
      Bir anda kül etti can elmasımı.
      Sanki burnum, değdi burnuna (yok)un,
      Kustum, öz ağzımdan kafatasımı

      Bir bardak su gibi çalkalandı dünya;
      Söndü istikamet, yıkıldı boşluk.
      Al sana hakikat, al sana rüya!
      İşte akıllılık, işte sarhoşluk!

      Ensemin örsünde bir demir balyoz,
      Kapandım yatağa son çare diye.
      Bir kanlı şafakta, bana çil horoz,
      Yepyeni bir dünya etti hediye

      Bu nasıl bir dünya, hikayesi zor;
      Makâni bir satıh, zamanı vehim.
      Bütün bir kainat muşamba dekor,
      Bütün bir insanlık yalana teslim.

      Nesin sen, hakikat olsan da çekil!
      Yetiş körlük, yetiş, takma gözde cam!
      Otursun yerine bende her şekil;
      Vatanım, sevgilim, dostum ve hocam!

      Aylarca gezindim, yıkık ve şaşkın,
      Benliğim bir kazan ve aklım kepçe,
      Deliler köyünden bir menzil aşkın,
      Her fikir içimde bir çift kelepçe.

      Niçin küçülüyor eşya uzakta?
      Gözsüz görüyorum rüyada, nasıl?
      Zamanın raksı ne bir yuvarlakta?
      Sonum varmış, onu ögrensem asıl?

      Bir fikir ki sıcak yarad kezzap,
      Bir fikir ki, beyin zarında sülük.
      Selam sana haşmetli azap;
      Yandıkça gelişen tılsımlı kütük.

      Yalvardım: Gösterin bilmeceme yol!
      Ey yedinci gök, esrarını aç!
      Annemin duası, düş de perde ol!
      Bir asâ kes bana, ihtiyar ağaç!

      Uyku, katillerin bile çeşmesi;
      Yorgan, Allahsıza kadar sığınak.
      Teselli pınarı, sabır memesi;
      Size şerbet, bana kum dolu çanak.

      Bu mu, rüyalarda içtiğim cinnet,
      Sırrını ararken patlayan gülle?
      Yeşil asmalarda depreniş, şehvet;
      Karınca sarayı, kupkuru kelle...

      Akrep nokta nokta ruhumu sokmus,
      Mevsimden mevsime girdim böylece.
      Gördüm ki, ateşte, cımbızda yokmuş,
      Fikir çilesinden büyük işkence.

      Evet, her şey bende bir gizli düğüm;
      Ne ölüm terleri döktüm, nelerden!
      Dibi yok göklerden yeter ürktüğüm,
      Yetişir çektiğim mesafelerden!

      Ufuk bir tilkidir, kaçak ve kurnaz;
      Yollar bir yumaktır, uzun ve dolaşık.
      Her gece rüyamı yazan sihirbaz,
      Tutuyor önümde bir mavi ışık.

      Büyücü, büyücü ne bana hıncın?
      Bu kükürtlü duman, nedir inimde?
      Camdan keskin, kıldan ince kılıcın,
      Bir zehir kıymak gibi, beynimde.

      Lugat, bir isim ver bana halimden;
      Herkesin bildiği dilden bir isim!
      Eski esvaplarım, tutun elimden;
      Aynalar söyleyin bana, ben kimim?

      Söyleyin, söyleyin, ben miyim yoksa,
      Arzı boynuzunda taşıyan öküz?
      Belâ mimarının seçtiği arsa;
      Hayattan mühacir; eşyadan öksüz?

      Ben ki, toz kanatıi bir kelebeğim,
      Minicik gövdeme yüklü Kafdağı,
      Bir zerrecigim ki, Arş'a gebeyim,
      Dev sancılarımın budur kaynağı!

      Ne yalanlarda var, ne hakikatta,
      Gözümü yumdukça gördüğüm nakış.
      Boşuna gezmişim, yok tabiatta,
      İçimdeki kadar iniş ve çıkış.

      Gece bir hendeğe düşercesine,
      Birden kucağına düştüm gerçeğin.
      Sanki erdim çetin bilmecesine,
      Hem geçmis zamanın, hem geleceğin.

      Açıl susam, açıl! Açıldı kapı;
      Atlas sedirinde mavera dede.
      Yandı sırça saray, ilahi yapı,
      Binbir avizeyle uçsuz maddede.

      Atomlarda cümbüş, donanma, şenlik;
      Ve çevre çevre nur, çevre çevre nur.
      Içiçe mimari, içiçe benlik;
      Bildim seni ey Rab, bilinmez bilinmez meşhur!

      Nizam köpürüyor, med vakti deniz;
      Nizam köpürüyor, ta çenemde su.
      Suda bir gizli yol, pırılıtılı iz;
      Suda ezel fikri, ebed duygusu.

      Kaçır beni ahenk, al beni birlik;
      Artık barınamam gölge varlıkta.
      Ver cüceye, onun olsun şairlik,
      Şimdi gözüm, büyük sanatkarlıkta.

      Öteler öteler, gayemin malı;
      Mesafe ekinim, zaman madenim.
      Gökte saman yolu benim olmalı;
      Dipsizlik gölünde, inciler benim.

      Diz çök ey zorlu nefs, önümde diz çök!
      Heybem hayat dolu, deste ve yumak.
      Sen, bütün dalların birleştiği kök;
      Biricik meselem, Sonsuza varmak...

      NECİP FAZIL KISAKÜREK


      _____________________________

      Ete kemiğe büründüm,zayef diye göründüm.
      BalıkesirSpor
    • Yüzbaşı
      560 Mesaj
      15 Temmuz 2009 19:27:11
      Böyle bir konu vardı sanırım


      _____________________________

    • Yüzbaşı
      594 Mesaj
      15 Temmuz 2009 20:55:52
      Sitare

      nerden çıktın böyle karşıma sitâre
      efsaneler dökülüyor gülüşlerinden
      kirpiklerin yüreğime batıyor
      telaşlı bir kalabalığın ortasında
      ayaküstü konuşuyoruz
      nedim'im nigehbân nergisleri gibi
      üstümüzde bütün nazarlar
      çok utanıyorum sitare
      dün oturup hesap ettim
      sen doğduğun zaman
      ben bir askerî mektepte talebeymişim.
      sen bilmezsin sitare
      burada gündüzler çekip durduğumuz bir mercan tesbih
      geceler içinde uyuduğumuz birer siyah buluttu
      her akşam dokuzda yat borusu çalardı
      yat borusu baştan aşağı hüzün çalardı
      bir derin uykuyaatardım kendimi
      siyah benli bir kız düşlerime kaçardı
      ben de onu alır anamın düşlerine kaçardım
      bu azgın kalabalıkta seni tam duyamıyorum
      gözlerin mi daha sıcak gülüyor
      yoksa dudakların mı anlıyamıyorum
      seninle konuşurken sitare
      aklıma yıldlzlar dökülüyor
      bir çaresiz zühre oluyorsun babil caddelerinde
      ateş gözlü kahinler koşuyorlar arkandan
      binlerce meşalenin aydınlığı kımıldıyor saçlarında
      gökyüzü salkım salkım
      zigguratlar tıklım tıklım
      dönüp dolaşıp dudaklanna takılıyor aklım
      ah benim bu akıldan sıyrılmış aklım
      kimi gün boşlukta konacak yer bulamayan
      kimi gün inatçı yosunlar gibi
      kepez diplerine yapışan aklım
      gözlerine baktığım zaman sitare
      bütün çöllere ay doğuyor
      yoldaş ediyorum kendime
      imrül kays'ı antere'yi a'şa'yı,
      en kuytu vahalan dolaşıyorum
      hangi vahaya gitsem çadırlar sökülmüş sitare
      çadırla su arasında bir cılga var,
      o cılgada narin ayak izlerin var
      durgun suya düşüp kalmış gözlerin var
      bu azgın kalabalıkta seni tam duyamıyorum
      gözlerin mi daha sıcak gülüyor
      yoksa dudaklann mı anlıyamıyorum
      bazan sapsan bir benizle geliyorsun
      huysuz çizgileri alnında uykusuzluğun
      biliyorum içinde bir sızı var
      bıçak ağzı gibi ince bir sızı var
      bu sızıdır işte seni verimsiz kılan
      züheyr'in suad'ı gibi keremsiz kılan
      kuzeyden güneye, güneyden kuzeye
      hey gidip geliyorum bu çöllerde
      kureyş'in heybetli ve inatçı develeri
      hiç aldırmadan benim esmer sevdama
      geviş getiriyorlar ufuklara bakarak
      ben kaçıp yesrib'e sığınıyorum
      yesrib bahane bir kitaba sığınıyorum
      dağda, ovada, bâdiyede okuduğum hep elif
      elif diyorum sitâre, sineme elif çekiyorum
      ''ah minel aşkı ve halâtihi...''
      çok eski bir gerçektir bu biliyorum
      bu azgın kalabalıkta seni tam duyamıyorum
      gözlerin mi daha sıcak gülüyor
      yoksa dudaklann mı anlıyamıyorum
      sinsi bir yağmur altında beraber yürüyoruz
      ve ikimiz de ıslanıyoruz
      ben ne yağmurlar gördüm sitare
      ben kaç kere iliklerime kadar ıslandım
      bilmiyorum sen kaç yaşındaydın
      ben göğü hep kurşun bir kubbe gibi ağır
      o şehirde sınlsıklam gezerdim
      bölük bölük insanlar boşanırdı tapınaklardan
      tapınaklar insanları safra gibi atardı
      sonra hepsi bir yere toplanıp bana bakarlardı
      birgün bu §ehrin kirli yağmurlan alıp götürdü beni
      gidip bir uygur çadırında göğü dinledim
      kara bulutlar kükrerken bir kaşgar sabahında
      oturup aprunçur tigin ile seni konuştuk
      bakışlarımı sunuyorum tereddütsüz alıyorsun
      gizli bir tebessümle çağırıyorum geliyorsun
      kaşı karam gözü karam saçı karam
      umay gibi yumuşak huylum
      nerden çıktın karşıma böyle
      sesin ılık bir bahar güneşi gibi
      iğıl ığıl akıyor içime
      asyanın bozkırlannda ordular düşüyor peşime
      yığılıp kalmışım bu anadolu toprağına sitare
      adam akıllı yorulmuşum
      ellerin böyle olmamalıydı ellerine acıyorum
      ve kim bilir kaç yıldan beri kalbimi öğütlüyorum
      durup durup ıssız yerlerde
      güçlü ol ey kalbim güçlü ol!
      daha çok işimiz var diyorum
      bu azgın kalabalıkta seni tam duyamıyorum
      gözlerin mi daha sıcak gülüyor
      yoksa dudakların mı anlıyamıyorum.

      dilaver cebeci

      sözlükten aldığım için büyük harfler yok.


      _____________________________

    • Yüzbaşı
      526 Mesaj
      15 Temmuz 2009 21:01:18
      Şiirler ayrı, Erscher'in eseri ayrı güzel


      _____________________________

    • Emekli Yönetici
      1720 Mesaj
      15 Temmuz 2009 21:05:13
      KEREM GİBİ

      Hava kurşun gibi ağır!
      Bağır
      bağır
      bağır
      bağırıyorum!
      Koşun
      kurşun
      erit-
      -meğe
      çağırıyorum...
      O diyor ki bana:
      -Sen kendi sesinle kül olursun ey!
      Kerem
      gibi
      yana
      yana...
      "Deeeert
      çok,
      hemdert
      yok"
      Yürek-
      -lerin
      kulak-
      -ları
      sağır...
      Hava kurşun gibi ağır...

      Ben diyorum ki ona:
      -- Kül olayım
      Kerem
      gibi
      yana
      yana
      Ben yanmasam
      sen yanmasan
      biz yanmasak,
      nasıl
      çıkar
      karan-
      -lıklar
      aydın-
      -lığa.
      Hava toprak gibi gebe.
      Hava kurşun gibi ağır.
      Bağır
      bağır
      bağır
      bağırıyorum.
      Koşun
      kurşun
      erit-
      -meğe
      çağırıyorum......

      (1930 - Mayıs)

      NAZIM HİKMET RAN


      _____________________________

      DH 2005

      if you want to make it for a living, your number 1 aim should not be how to maximize your profit, but how to minimize your risk.
    • Çavuş
      71 Mesaj
      15 Temmuz 2009 21:05:13
      EN SEVDİĞİM 2 ŞİİR


      KALDIRIMLAR

      Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında;
      Yürüyorum, arkama bakmadan yürüyorum.
      Yolumun karanlığa saplanan noktasında,
      Sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum.

      Kara gökler kül rengi bulutlarla kapanık;
      Evlerin bacasını kolluyor yıldırımlar.
      İn cin uykuda, yalnız iki yoldaş uyanık;
      Biri benim, biri de serseri kaldırımlar.

      İçimde damla damla bir korku birikiyor;
      Sanıyorum, her sokak başını kesmiş devler...
      Üstüme camlarını, hep simsiyah, dikiyor;
      Gözüne mil çekilmiş bir âmâ gibi evler.

      Kaldırımlar, çilekeş yalnızların annesi;
      Kaldırımlar, içimde yaşamış bir insandır.
      Kaldırımlar, duyulur, ses kesilince sesi;
      Kaldırımlar, içimde kıvrılan bir lisandır.

      Bana düşmez can vermek, yumuşak bir kucakta;
      Ben bu kaldırımların emzirdiği çocuğum!
      Aman, sabah olmasın, bu karanlık sokakta;
      Bu karanlık sokakta bitmesin yolculuğum!

      Ben gideyim, yol gitsin, ben gideyim, yol gitsin;
      İki yanımdan aksın, bir sel gibi fenerler.
      Tak, tak, ayak sesimi aç köpekler işitsin;
      Yolumun zafer tâkı, gölgeden taş kemerler.

      Ne sabahı göreyim, ne sabah görüneyim;
      Gündüzler size kalsın, verin karanlıkları!
      Islak bir yorgan gibi, sımsıkı bürüneyim;
      Örtün, üstüme örtün, serin karanlıkları.

      Uzanıverse gövdem, taşlara boydan boya;
      Alsa buz gibi taşlar alnımdan bu ateşi.
      Dalıp, sokaklar kadar esrarlı bir uykuya,
      Ölse, kaldırımların kara sevdalı eşi...

      NECİP FAZIL KISAKÜREK



      RÜZGAR GÜLÜ

      Önümden çekilirsen İstanbul görünecek
      Nerede olduğumu bileceğim
      Sisler utanacak eğilecek
      Ağzının ucundan öpeceğim
      Saçına kalbimi takacağım
      Avcunda bir şiir büyüyecek
      Nerede olduğumu bileceğim

      Bu çıplak geceler yok mu
      Bu plak böyle ağlamıyor mu
      Camları kırmak işten değil
      Delirecek miyim neyim
      Kirpiklerimden mısra dökülüyor
      Kenya'da simsiyah yalnızım
      Yoksul bir şilepte gemiciyim
      Malezya'da yük bekliyorum
      Önümden çekilirsen İstanbul görünecek
      Nerede olduğumu bileceğim

      Gözlerini söndürme muhtacım
      Ben senin aydınlığına muhtacım
      Yepyeni bir ilkbahar harcayıp
      Bir yaz boğup bir sonbahar harcayıp
      Rüzgar gülünü arayacağım
      Oran'da Pernanbouc'ta Tombuktu'da
      Vinçler yine akşamları indirecekler
      Yine karanlığa bulaşacağım
      Gözlerin rüzgarda savrulacak

      İkimiz iki sap buğday olsak
      Sen benim olsan, ben senin olsam
      Bir gece vakti aklına gelsem
      Uykunu tutsam bırakmasam
      Seni kucaklasam, kucaklasam
      Birbirimizin kalbini dinlesek
      Dünyanın kalbini dinlesek
      Büyük ateşler yaksalar
      İki güvercin uçursalar
      Nerede olduğumuzu bilsek

      Atilla İlhan



      _____________________________


      Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Kök Hücre Araştırma Topluluğu
    • Yarbay
      3178 Mesaj
      15 Temmuz 2009 21:17:28
      Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak
      Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
      O benim milletimin yıldızıdır parlayacak!
      O benimdir, o benim milletimindir ancak!

      Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal!
      Kahraman ırkıma bir gül... ne bu şiddet, bu celâl?
      Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal.
      Hakkıdır, Hakk'a tapan milletimin istiklal.

      Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım;
      Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
      Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
      Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.

      Garbın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar.
      Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
      Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imânı boğar,
      'Medeniyyet!' dediğin tek dişi kalmış canavar?

      Arkadaş, yurduma alçakları uğratma sakın;
      Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.
      Doğacaktır sana va'dettiği günler Hakk'ın,
      Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.

      Bastığın yerleri 'toprak' diyerek geçme, tanı!
      Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
      Sen şehid oğlusun, incitme, yazıktır, atanı.
      Verme, dünyâları alsan da bu cennet vatanı.

      Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
      Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan, şühedâ!
      Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Hudâ,
      Etmesin tek vatanımdan beni dünyâda cüdâ.

      Rûhumun senden İlahî, şudur ancak emeli:
      Değmesin ma' bedimin göğsüne nâ-mahrem eli!
      Bu ezanlar-ki şehâdetleri dinin temeli-
      Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli.

      O zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım.
      Her cerîhamdan, İlâhî, boşanıp kanlı yaşım;
      Fışkırır rûh-ı mücerred gibi yerden na'şım;
      O zaman yükselerek arşa değer belki başım!

      Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl!
      Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl.
      Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl;
      Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet,
      Hakkıdır, Hakk'a tapan milletimin istiklâl!





      _____________________________

    • Yüzbaşı
      886 Mesaj
      15 Temmuz 2009 21:20:00
      Destanlar olur mu bilmem.Olmazsa silerim.

      Yaratılış Destanı

      Günlerden birgün idi,Tanrı dolanıyordu.
      Baktı bir ağaç gördü,göğe tırmanıyordu.
      Garip bir ağaç idi,dalsız budaksız idi.
      Tanrı bunu görünce kendine şöyle dedi:
      "Çıplak kalmış bir ağaç,böyle dalsız budaksız,
      Zevk vermiyor gözlere,görünüşe göre pek tatsız."

      Tanrı yine buyurdu:"Bitsin dokuz dalı da!"
      Dallar çıktı hemence,dokuz budağı da.
      Kimse bilmez Tanrı'nın düşüncesi ne idi,
      Soylar türesin diye şöylece emir verdi:
      "Dokuz kişi kılınsın,dokuz dalın kökünden,
      Dokuz oymak türesin dokuz kişi özünden."



      _____________________________



      İnsan kahkahalarla güldüğü zaman, kabalığı ile tüm hayvanları geride bırakır.
      Köleler, gerçek yaşamdaki güçsüzlüklerini unutmak için, bir ideale veya bir kurmaca tanrıya gerek duyarlar.
      Gür ırmaklar kendileriyle birlikte bir çok çakıl ve çalı çırpıyı da sürükler; güçlü ruhlar da bir çok aptal ve mankafayı.

    • Yüzbaşı
      278 Mesaj
      16 Temmuz 2009 12:21:53
      nsan bu, su misali, kıvrım kıvrım akar ya:
      Bir yanda akan benim, öbür yanda Sakarya.

      Su iner yokuşlardan, hep basamak basamak;
      Benimse alın yazım, yokuşlarda susamak.

      Her şey akar, su, tarih, yıldız, insan ve fikir:
      Oluklar çift, birinden nur akar, birinden kir.

      Akışta demetlenmiş, büyük, küçük, kainat:
      Şu çıkan buluta bak, bu inen suya inat!

      Fakat Sakarya başka, yokuş mu çıkıyor ne?
      Kurşundan bir yük binmiş, köpükten gövdesine:

      Çatlıyor, yırtınıyor yokuşu sökmek için.
      Hey Sakarya, kim demiş suya vurulmaz perçin?

      Rabb'im isterse, sular büklüm büklüm burulur.
      Sırtına Sakarya'nın, Türk tarihi vurulur.

      Eyvah, eyvah, Sakarya'm, sana mı düştü bu yük?
      Bu dâvâ hor, bu dâvâ öksüz, bu dâvâ büyük!..

      Ne ağır imtihandır, başındaki Sakarya!
      Binbir başlı kartalı nasıl taşır kanarya?

      İnsandır sanıyordum mukaddes yüke hamal;
      Hamallık ki, sonunda, ne rütbe var, ne de mal,

      Yalnız acı bir lokma, zehirle pişmiş aştan:
      Ve ayrılık, anneden, vatandan, arkadaştan!

      Şimdi dövün Sakarya, dövünmek vakti bu ân;
      Kehkeşanlara kaçmış eski güneşleri an!

      Hani Yunus Emre ki, kıyında geziyordu?
      Hani ardına çil çil kubbeler serpen ordu?

      Nerede kardeşlerin, cömert Nil, yeşil Tuna?
      Giden şanlı akıncı, ne gün döner yurduna?

      Mermerlerin nabzında hâlâ çarpar mı tekbir?
      Bulur mu deli rüzgâr o sedayı: Allah bir!

      Bütün bunlar sendedir, bu girift bilmeceler;
      Sakarya, kandillere katran döktü geceler.

      Vicdan azabına eş kayna kayna Sakarya.
      Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya!

      İnsan üç beş damla kan, ırmak üç beş damla su:
      Bir hayata çattık ki, hayata kurmuş pusu.

      Geldi ölümlü yalan, gitti ölümsüz gerçek:
      Siz, hayat süren leşler, sizi kim diriltecek?

      Kafdağını assalar, belki çeker de bir kıl!
      Bu ifritten sualin, kılını çekmez akıl!

      Sakarya, saf çocuğu, mâsum Anadolu'nun,
      Divanesi ikimiz kaldık Allah yolunun!

      Sen ve ben, gözyaşıyle ıslanmış hamurdanız;
      Rengimize baksınlar, kandan ve çamurdanız!

      Akrebin kıskacında yoğurmuş bizi kader;
      Aldırma, böyle gelmiş, bu dünya böyle gider!

      Bana kefendir yatak, sana tabuttur havuz:
      Sen kıvrıl, ben gideyim, Son Peygamber kılavuz!

      Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya:
      Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk, Sakarya!

      NECİP FAZIL KISAKÜREK



      _____________________________

      Ete kemiğe büründüm,zayef diye göründüm.
      BalıkesirSpor
    • Yarbay
      2746 Mesaj
      16 Temmuz 2009 12:40:52
      dün sabah manava gidip soğan aldım
      yan bahçeden erik bol bol çaldım
      5 yıl üst üste sınıfta kaldım
      sonra yürek yırtilur

      Dam üstünde saksağan
      Vur beline kazmayı
      Ben annemi çok özledim
      Yaşasın 23 nisan


      _____________________________

      .
    • Yarbay
      4587 Mesaj
      16 Temmuz 2009 12:45:05
      tebrik ediyorum, çok güzel bir konu

      nabi'nin gazelini çok severim,


      Bâğ-ı dehrin hem hazânın hem bahârın görmüşüz
      Biz neşâtın da gamın da rûzgârın görmüşüz

      Çok ta mağrur olma kim meyhâne-i ikbalde
      Biz hezâran mest-i mağrûrun humârın görmüşüz

      Top-i âh-i inkisâra pâydâr olmaz yine
      Kişver-i câhın nice sengin-hisârın görmüşüz

      Bir hurûşiyle eder bin hâne-i ikbâli pest
      Ehl-i derdin seyl-i eşk-i inkisârın görmüşüz

      Biz hadeng-i can-güdâzı ahdır sermâyesi
      Biz bu meydânın nice çâpük-süvârını görmüşüz

      Bir gün eyler dest-beste pâygâhı cay-gâh
      Bî-aded mağrûr-i sadr-i i'tibârın görmüşüz

      Kâse-i deryûzeye tebdil olur câm-i murad
      Biz bu bezmin Nâbîyâ çok bâde-hârın görmüşüz


      mevkinizin rehavetine kapılmayın, mevkisini kaybedip de ortada kalanları çok gördük gibi birşeyler diyor. en sevdiğim divan şiiridir.


      _____________________________

      en kötü gün bugünse, bugün de galatasaray...
    • Binbaşı
      1552 Mesaj
      16 Temmuz 2009 12:51:22
      rindlerin akşamı

      dönülmez akşamın ufkundayız. vakit çok geç;
      bu son fasıldır ey ömrüm, nasıl geçersen geç!
      cihana bir daha gelmek hayal edilse bile,
      avunmak istemeyiz öyle bir teselliyle.
      geniş kanatları boşlukta simsiyah açılan
      ve arkasında güneş doğmayan büyük kapıdan
      geçince başlayacak bitmeyen sükûnlu gece
      guruba karşı bu son bahçelerde, keyfince,
      ya şevk içinde harab ol, ya aşk içinde gönül!
      ya lale açmalıdır göğsümüzde yahud gül.

      yahya kemal


    • Yüzbaşı
      278 Mesaj
      16 Temmuz 2009 13:06:18
      Ben sana mecburum bilemezsin
      Adını mıh gibi aklımda tutuyorum
      Büyüdükçe büyüyor gözlerin
      Ben sana mecburum bilemezsin
      İçimi seninle ısıtıyorum.

      Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor
      Bu şehir o eski İstanbul mudur
      Karanlıkta bulutlar parçalanıyor
      Sokak lambaları birden yanıyor
      Kaldırımlarda yağmur kokusu
      Ben sana mecburum sen yoksun.

      Sevmek kimi zaman rezilce korkuludur
      İnsan bir akşam üstü ansızın yorulur
      Tutsak ustura ağzında yaşamaktan
      Kimi zaman ellerini kırar tutkusu
      Bir kaç hayat çıkarır yaşamasından
      Hangi kapıyı çalsa kimi zaman
      Arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu

      Fatih'te yoksul bir gramofon çalıyor
      Eski zamanlardan bir cuma çalıyor
      Durup köşe başında deliksiz dinlesem
      Sana kullanılmamış bir gök getirsem
      Haftalar ellerimde ufalanıyor
      Ne yapsam ne tutsam nereye gitsem
      Ben sana mecburum sen yoksun.

      Belki haziran da mavi benekli çocuksun
      Ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor
      Bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden
      Belki Yeşilköy'de uçağa biniyorsun
      Bütün ıslanmışsın tüylerin ürperiyor
      Belki körsün kırılmışsın telaş içindesin
      Kötü rüzgar saçlarını götürüyor

      Ne vakit bir yaşamak düşünsem
      Bu kurtlar sofrasında belki zor
      Ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden
      Ne vakit bir yaşamak düşünsem
      Sus deyip adınla başlıyorum
      İçim sıra kımıldıyor gizli denizlerin
      Hayır başka türlü olmayacak
      Ben sana mecburum bilemezsin.

      Attila İLHAN




      _____________________________

      Ete kemiğe büründüm,zayef diye göründüm.
      BalıkesirSpor
    • Yüzbaşı
      480 Mesaj
      16 Temmuz 2009 13:17:10
      Lavinia

      Sana gitme demeyeceğim.
      Üşüyorsun ceketimi al.
      Günün en güzel saatleri bunlar.
      Yanımda kal.

      Sana gitme demeyeceğim.
      Yine de sen bilirsin.
      Yalanlar istiyorsan yalanlar söyleyeyim,
      İncinirsin.

      Sana gitme demeyeceğim,
      Ama gitme, Lavinia.
      Adını gizleyeceğim
      Sen de bilme, Lavinia.

      Özdemir Asaf


      _____________________________

    • Yüzbaşı
      267 Mesaj
      16 Temmuz 2009 13:56:19
      Haddeden geçmiş nezâket yâl ü bâl olmuş sana
      Mey süzülmüş şîşeden ruhsar-ı âl olmuş sana

      Bûy-i gül taktîr olunmuş nâzın işlenmiş ucu
      Biri olmuş hoy birisi dest-mâl olmuş sana

      Sihr ü efsûn ile dolmuşdur derûnun ey kalem
      Zülfü Hârut’un demek mümkin ki nâl olmuş sana

      Şöyle gird olmuş Firengistân birikmiş bir yere
      Sonra gelmiş gûşe-i ebrûda hâl olmuş sana

      Ol büt-i tersâ sana mey nûş eder misin demiş
      El-amân ey dil ne müşkil-ter suâl olmuş sana

      Sen ne câmın mestisin âyâ kimin hayrânısın
      Kendin aldırdın gönül n’oldun ne hal olmuş sana

      Leblerin mecrûh olur dendân-ı sîn-i bûseden
      Lâ’lin öptürmek bu hâletle muhâl olmuş sana

      Yok bu şehr içre senin vasfettiğin dilber Nedîm
      Bir perî-sûret görünmüş bir hayâl olmuş sana

      Nedim



      _____________________________

      DH FOSİL GRUBU:2001-2005 ÜYELERİ

      Dünyanın en büyük silah satıcıları ABD, İngiltere, Rusya, Fransa ve Çin'dir.
      Bu devletler ayrıca Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin beş daimi üyesidir.
    • Teğmen
      235 Mesaj
      16 Temmuz 2009 14:01:14
      Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem;
      Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem.
      Biri ecdadıma saldırdımı,hatta boğarım!...
      -Boğamazsın ki!
      -Hiçolmazsa yanımdan kovarım.
      Üçbuçuk soysuzun ardından zağarlık yapamam;
      Hele hak namına haksızlığa ölsem tapamam.
      Doğduğumdan beridir, aşığım istiklale;
      Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lale!
      Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum
      Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boyunum!
      Kanayan bir yara gördümmü yanar ta ciğerim,
      Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim!
      Adam aldırmada geç git, diyemem aldırırım.
      Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım!
      Zalimin hasmıyım amma severim mazlumu...
      İrticanın şu sizin lehçede ma'nası bu mu?

      Mehmet Akif Ersoy


      _____________________________

      Zulme tapmak adli tepmek hakka hiç aldırmamak; Kendi âsûdeyse, dünyâ yansa, baş kaldırmamak;
      Ahdi nakzetmek yalan sözden tehâşî etmemek; Kuvvetin meddâhı olmak aczi hiç söyletmemek;
      Mübtezel birçok merâsim: İnhinâlar, yatmalar, Şaklabanlıklar, riyâlar, muttasıl aldatmalar;
      Fırka, milliyyet, lisan nâmıyla dâim aynlık; En samîmî kimseler beyninde en ciddî açık;
      Enseden arslan kesilmek cebheden yaltak kedi... Müslümanlık bizden evvel böyle zillet görmedi!
    • Yarbay
      5830 Mesaj
      16 Temmuz 2009 14:14:46
      Alla`sen Söyle Nedir Aşkın Aslı Astarı!

      Kimine göre ufak bir çocuktur aşk,
      Kimine göre bir kuş,
      Kimi der, onun üstünde durur dünya,
      Kimi der, kalp kuruş;
      Ama komşuya sordum, nedense yüzüme
      Mânalı mânalı baktı,
      Karısı bir kızdı bir kızdı, sormayın,
      Aşkedecekti tokadı.


      Şıpıtık terliğe mi benzer yoksa
      Yoksa kandil çöreğine mi,
      Hacıyağına mı benzer dersin kokusu
      Yoksa leylak çiçeğine mi?
      Çalı gibi dikenli mi, batar mı eline,
      Andırır mı yoksa pufla yastıkları,
      Keskin mi kenarı yoksa yatar mı eline?
      Alla'sen söyle nedir aşkın aslı astarı!


      Tarih kitapları dokundurur geçer
      Köşesinde kenarında,
      Hele bir lâfı açılmaya görsün
      Şirket vapurlarında;
      Eksik olmaz gazetelerden, bilhassa
      İntihar haberlerinde,
      Mâniler düzmüşler gördüm üstüne
      Telefon rehberlerinde.


      Aç kurtlar gibi ulur mu dersin
      Bando gibi gümbürder mi yoksa,
      Taklit edebilir misin istesen kemençede,
      Ne dersin piyanoda çalınsa;
      Çiftetelli gibi coşturur mu herkesi
      Yoksa ağıraksak bir hava mı?
      İstediğin zaman kesilir mi sesi?
      Alla'sen söyle nedir aşkın aslı astarı!


      Bir hâl oldum çardakların altında
      Onu araya araya,
      Küçüksu'ya baktım, orada da yok,
      Boşuna çıktım Çamlıca'ya;
      Anlamadım gitti bülbülün şarkısını,
      Bir acayip gülün lisanı da;
      Benim bildiğim o kümeste değildi
      Ne de yatağın altında.


      Aklına esince çıkarabilir mi dilini,
      Başı döner mi asma salıncakta,
      At yarışlarında mı geçirir hafta tatilini,
      Usta mı düğüm atmakta,
      Millet der peygamber demez mi,
      Para mevzuunda nedir efkârı,
      Borç alır borcunu ödemez mi?
      Alla'sen söyle nedir aşkın aslı astarı!


      Ona rastladığı zaman duyduğu şeyleri
      Kabil değil unutamazmış insan,
      Yolunu gözlerim bacak kadardan beri
      Ama o geçmedi bile yanımdan;
      Merdiven dayadım otuz beşine,
      Öğrenemedim gitti bir türlü,
      Nemene mahlûktur bu düşerler peşine
      Bunca insan geceli gündüzlü?


      Gelsin ya, nasıl, pat diye gelir mi dersin
      Burnumu karıştırırken tatlı tatlı,
      Ya tutar yatakta bastırırsa sabahleyin?
      Talih bu ya, otobüste nasırıma basmalı!
      Gelişi yoksa havalardan anlaşılır mı,
      Selâmı efendice mi yoksa gider mi aşırı,
      Değiştirir mi dersin bir kalemle hayatımı?
      Alla'sen söyle nedir aşkın aslı astarı!

      Wystan Hugh Auden / Türkçe söyleyen: Can Yücel


      _____________________________


      ANIME&MANGA Origin:DHadilazimdegilx Steam:dhadilazimdegilx Nintendo 3DS FC: 2337-4451-5701
      MSI Z77A-GD55 - Intel i7 2600K - Corsair H80 - 4x4GB Crucial Ballistix Tracer LP 1600Mhz CL8 1.35v - 2x Sapphire 7850OC 2GB Crossfire - Crucial MX100 256GB + 2xSamsung F3 500GB - Aerocool Xpredator X1 Evil Black - Philips 231E 23" - A4Tech X7 Klavye&Mousepad Logitech G300 Fare - Logitech X530 5+1 & Logitech G35 - Logitech F510 Gamepad & Logitech Driving Force GT - NETBOOK: Acer Aspire One AO722-C68KK

    • Yarbay
      2746 Mesaj
      16 Temmuz 2009 15:48:35
      Teyzesi defterdar olan geceleri faytonla damda dolaşır


      _____________________________

      .
    • Yüzbaşı
      367 Mesaj
      16 Temmuz 2009 15:59:36



      3.şahsın şiiri
      Gözlerin gözlerime değince
      Felaketim olurdu,ağlardım
      Beni sevmiyordun,bilirdim
      Bie sevdiğin vardı,duyardım
      Çöp gibi bi oğlan,ipince
      Hayırsızın biriydi fikrimce
      Ne vakit karşımda görsem
      Öldüreceğimden korkardım
      Felaketim olurdu,ağlardım
      Ne vakit Maçka'dan geçsem
      Limanda hep gemiler olurdu
      Ağaçlar kuş gibi gülerdi
      Sessizce bir cigara yakardın
      Parmaklarımın ucunu yakardın
      Kirpiklerini eğerdin,bakardın
      Üşürrdüm,içim ürperirdi
      Felaketim olurdu,ağlardım
      Akşamlar bir roman gibi biterdi
      Jezabel kan içinde yatardı
      Limandan bir gemi giderdi
      Sen kalkıp ona giderdin
      Benzin,mum giderdin
      Sabaha kadar kalırdın
      Hayırsızın biriydi fikrimce
      Güldü mü cenazeye benzerdi yüzü
      Hele seni kollarına aldı mı
      Felaketim olurdu ağlardım.

      Atilla İlhan


      _____________________________

      Atletico Madrid
    • Binbaşı
      1060 Mesaj
      16 Temmuz 2009 16:10:25
      "Güzeller mihribân olmaz demek yanlışdur ey Bâkî
      Olur vallâhi billâhi hemân yalvarı görsünler"

      Baki


      Manası: Güzeller şefkatsiz olmaz demek yanlıştır ey baki, olurlar vallahi billahi hemen parayı görsünler


      Sırtlanlar Serenadı

      Dilrübâ sırtlanlar sırıtıyor bak,
      Kamyonlar seni ezer Çocuk muhakkak...
      Kerli ferliler yasalarıyla,
      Yarasaları serçelerden
      Çok daha fazla koruyacak.
      Sel gider kum kalır diyorsun Çocuk,
      Kum kalır bu doğru fakat gül kalmaz;
      Güller kalmaz, kuşlar kalmaz inan ki Çocuk
      Sırtları sağlam yere dayalı sırtlanlar
      Pek dilrübâ sırıtırlar Çocuk...
      Canavarlar ve cinayetler çoğalır;
      Ortada seni seven tek kul kalmaz...
      O ürkek kumrudur ki senin ruhun,
      Yakındır, yokluğundan yakınan bir kul kalmaz.
      Kalmaz inan ki Çocuk...
      İskete iskeletleri ağaç dibinde,
      Dilrübâ sırtlanlar sırıtır Çocuk...

      Hüsrev Hatemi


      Bu da sevdiğim bir şiir


      < Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi duff -- 16 Temmuz 2009; 16:15:22 >
      _____________________________

    • Yüzbaşı
      779 Mesaj
      16 Temmuz 2009 16:22:05
      DAVET...

      Dörtnala gelip Uzak Asya'dan
      Akdenize bir kısrak başı gibi uzanan
      Bu memleket bizim!
      Bilekler kan içinde, dişler kenetli
      ayaklar çıplak
      Ve ipek bir halıya benzeyen toprak
      Bu cehennem, bu cennet bizim!
      Kapansın el kapıları bir daha açılmasın
      yok edin insanın insana kulluğunu
      Bu davet bizim!
      Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
      Ve bir orman gibi kardeşçesine
      Bu hasret bizim!

      Nazım Hikmet



      _____________________________

    • Yüzbaşı
      779 Mesaj
      16 Temmuz 2009 16:29:02


      quote:

      Orjinalden alıntı: duff

      "Güzeller mihribân olmaz demek yanlışdur ey Bâkî
      Olur vallâhi billâhi hemân yalvarı görsünler"

      Baki


      Manası: Güzeller şefkatsiz olmaz demek yanlıştır ey baki, olurlar vallahi billahi hemen parayı görsünler
      Hoca




      Bunu bize yazılıda sormuştu hoca güzel gazeldir.


      _____________________________

    • Yüzbaşı
      278 Mesaj
      16 Temmuz 2009 16:32:31
      Gürci hınzırı a samsun-ı muazzam a köpek
      Kande sen kande nigehbani-i alem a köpek

      Vay ol devlete kim ola mürebbisi anun
      Bir senin gibideni cehl-i mücessem a köpek

      Ne gune kaldi meded devlet-i Al-i Osman
      Hey yazuk hey ne musibet bu ne matem aköpek

      Ne ihanetdür o sadra bu zamanda ki anun
      Olmaya sahibi bir Asaf-ı kerem a köpek

      Hidmet-i devlete sair vüzeradan göreler
      Bir fürumaye koca ayuyı akdem a köpek

      Bu mahlallerde ki Bagdadı ala şah-ı Acem
      Arz-ı rumu ede teshir Abaza hem a köpek

      Sattınız iki soysuz bir olup hanlığı
      Kimseyietmedünüz bu işe mahrem a köpek

      Paymal eylediniz saltanatın ırzını hem
      Yok yereoldı telef ol kadar adem a köpek

      Hiç hanlık satılır mı hey edebsiz hain
      Tutalım olmamış ol fitne muazzam a köpek

      Sen kadar düşmen-i devlet mi olur a hınzır
      Ne turur saltanatun sahibi bilsem a köpek

      Ehl-i dil düşmeni din yoksulu bir melunsun
      Öldürürlerse eğer can-be-cehennem a köpek

      Böyle kalur mu soysuzlar elinde devlet
      noldu ya gayret-i şahenşeh-i azam a köpek

      Hak götürdü arabı gitti hele dünyadan
      Kim götürse akabince seni bilmem a köpek

      File nacar meger yükledeler tabutunu
      Çekemez cife-i murdarunu adem a köpek

      Filler de çekemezse ne acep laşeni kim
      Var mı bir sencileyin div-i mülahhem a köpek

      Sen soysuz eşek ol Kirliorospu yaraşur
      Bindürüp sırtına teşhir edersem a köpek

      Nefi



      _____________________________

      Ete kemiğe büründüm,zayef diye göründüm.
      BalıkesirSpor
    • Yüzbaşı
      654 Mesaj
      16 Temmuz 2009 16:46:40
      GECE YARISINDA BİR YALNIZ ADAM

      Bir garip kimseydin bu şehirde,
      Sevmezdin her akşam oturup içenleri.
      Ve kimse bilmezdi o zamanlar
      Düğüm düğüm içinden geçenleri.

      Bir esmer kız severdin şiirler gibi,
      Minyatürler gibi ince.
      İçin içine sığmazdı, konuşamazdın
      Çıkıp yanına gelince.

      Efkârını dağıtmıyor şimdi her gece
      Ard arda içtiğin sigara.
      Ve başıboş akan ırmaklar gibi,
      Dalıp dalıp gidiyorsun yollara.

      Bütün sevdiklerin bırakıp gitti
      Yapayalnız kaldın artık.
      Dokunsalar, ağlarsın çocuklar gibi
      Büyüdü gözlerinde yalnızlık.

      Biliyorum, böyle değildin önceleri
      Türküler söylerdin sıcak.
      Bir bekâr evin var şimdi karanlık
      Bir odan var ağlayacak.

      Yavuz Bülent Bakiler

      En sevdiğim şairdir üstünede tanımam...


      _____________________________

    • Yüzbaşı
      936 Mesaj
      18 Temmuz 2009 13:29:47
      Beklenen

      Ne hasta bekler sabahı,
      Ne taze ölüyü mezar.
      Ne de şeytan bir günahı,
      Seni beklediğim kadar.

      Geçti istemem gelmeni,
      Yokluğunda buldum seni;
      Bırak vehmimde gölgeni,
      Gelme artık neye yarar ?

      Necip Fazıl Kısakürek


      _____________________________

    • Yüzbaşı
      278 Mesaj
      16 Temmuz 2010 00:25:04
      Sürmeli gözlü güzel yüzlü gazâlân anda
      Zer kemerli beli hancerli cüvânân anda
      Bâ-husûs aradığım serv-i hırâmân anda
      Nice akmaya gönül su gibi Sa'd-âbâd'a

      Sürmeli gözlü güzel yüzlü gazeller onda
      Altın kemerli beli hançerli civanlar onda
      Hassaten aradığım salınıp giden selvi boylular onda
      Niçin akmaya gönül su gibi Sa'd-âbâd'a


      NEDİM


      _____________________________

      Ete kemiğe büründüm,zayef diye göründüm.
      BalıkesirSpor
    • Yüzbaşı
      278 Mesaj
      13 Mart 2011 17:40:49
      Ne diye,
      Bu şuna,
      Şu, buna,
      Kafiye?
      Başa taş,
      Aşa yaş,
      Hey'e ney,
      Tuhaf şey!


      Kafiye
      Mantığı,
      O mantık!
      Hediye
      Sandığı,
      Bu sandık!
      O mantık,
      Bu sandık-
      ta sandık,
      Ve yandık .
      Ne yandık!


      Hendese,
      Kümese
      Tıkılmak.
      Hadise
      Kırkayak.
      Adese,
      Oyuncak.
      Vesvese,
      Gökbayrak.
      Ölümse,
      Gel dese;
      Tak, tak tak!
      Mu-hak-kak!


      Sorular
      Sordular;
      Neden çok,
      Nasıl yok,
      Niçin var?


      Sanatsız
      Papağan,
      Neden çok;
      Ve atsız
      Kahraman,
      Niçin yok?


      Çok ve yok,
      Yok ve çok,
      Aç ve tok,
      Tok ve aç;
      Tut ve kaç!
      Saklambaç.


      Neden çok,
      Nasıl yok,
      Niçin var?

      .
      .
      .
      .
      .

      Ve derken:
      Nasıl yok
      Niçin var?


      Bir varmış,
      Bir yokmuş.
      Karamış
      Ve kokmuş
      Dünyamız.
      Rüyamız
      Kapkara.
      Manzara:
      Gebeler
      Döşeksiz.
      Ebeler
      Isteksiz.
      Kubbeler
      Desteksiz.
      Habbeler
      Süreksiz.
      Türbeler
      Meleksiz.
      Tövbeler
      Gerçeksiz.
      Cübbeler
      Yüreksiz.
      Cezbeler
      Şimşeksiz.
      Izbeler
      Emeksiz.
      Heybeler
      Ekmeksiz.


      Kafiye,
      Hikâye!
      Dava tek:
      Ölmemek!
      Peygamber!
      Ne haber?
      Bir batan
      Var: Vatan!
      Kandil loş,
      Ocak boş;
      Ve dağ dağ
      Elveda!


      Gitme kal!
      Nefes al!
      Emir tez,
      Bekletmez!
      Ve o nur
      Bulunur!
      İşte iz!
      Geliniz!
      Toprak post,
      ALLAH DOST!....


      _____________________________

      Ete kemiğe büründüm,zayef diye göründüm.
      BalıkesirSpor
    • Yüzbaşı
      278 Mesaj
      26 Haziran 2011 12:57:41
      Öyle bir zamanda gel ki vazgeçmek mümkün olmasın.
      Ellerimde koparmaya çalıştığım zincirlerden kalma yara izleri yeni yeni iyileşmeye yüz tutmuş olsun.
      Gözlerimde öyle bir karanlık olsun ki, gören kör oldum sansın.
      Yanaklarım kurumuş olsun göz yaşlarımdan, dudaklarımsa çatlak çatlak.


      _____________________________

      Ete kemiğe büründüm,zayef diye göründüm.
      BalıkesirSpor
    • Çavuş
      69 Mesaj
      13 Aralık 2011 14:18:01
      ANLATAMIYORUM
      Ağlasam sesimi duyar mısınız,
      Mısralarımda;
      Dokunabilir misiniz,
      Gözyaşlarıma, ellerinizle?
      Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel,
      Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu
      Bu derde düşmeden önce.
      Bir yer var, biliyorum;
      Her şeyi söylemek mümkün;
      Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum;
      Anlatamıyorum.

      Orhan Veli Kanık


      _____________________________

      Dünyada 10 tür insan vardır binary saymayı bilenler ve bilmeyenler..

    • Yüzbaşı
      278 Mesaj
      04 Kasım 2012 13:59:53
      Bir Gün Baksam Ki Gelmişsin

      Bir gün baksam ki gelmişsin..
      Bir güvercin gibi yorgun uzaklardan yar.
      Gözlerinde bir bitmez,bir tükenmez güzellik
      Saçlarında ilkbahar..

      Bir gün baksam ki gelmişsin..
      Gülüşünde taze serin bir rüzgar
      Ellerin yine eskisi kadar güzel
      Çiçek açmış dokunduğun bütün kapılar..

      Bir gün baksam ki gelmişsin..
      Hasretin içimde sonsuzluk kadar.
      Şaşırmış kalmışım birdenbire çaresiz.
      Dökülmüş yüreğime gökyüzünden yıldızlar.

      Bir gün baksam ki gelmişsin..
      Ne yüzünde bir gölge,ne dilinde sitem var.
      Tozlu pabuçlarını gözlerime sürmüşüm
      Benim olmuş dünyalar. . .


      _____________________________

      Ete kemiğe büründüm,zayef diye göründüm.
      BalıkesirSpor
Sayfa: [1]
Tüm Forumlar >> Konu Dışı / Off Topic >> Konu Dışı >> TÜRK EDEBİYATININ EN GÜZEL ŞİİRLERİ!!!!
Sayfaya Git:
Sayfa:
1
Facebook Sayfamız
Foruma Git
Bölümde Ara
Reklamlar
Bildirim
mesajınız kopyalandı (ctrl+v) yapıştırmak istediğiniz yere yapıştırabilirsiniz.