DonanımHaber'de AraYENİ GELİŞMİŞ ARAMA
ForumBu Bölümde Ara
••••TÜRK ve OSMANLI TARİHİ KULÜBÜ ••••
1.818
Cevap
17
Favori
419.055
Tıklama
Tüm Forumlar >> Konu Dışı / Off Topic >> Konu Dışı >> ••••TÜRK ve OSMANLI TARİHİ KULÜBÜ ••••
Sayfaya Git:
Sayfa: <<< önceki 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 sonraki >>>
Giriş
Mesaj
    • Yarbay
      6637 Mesaj
      12 Mayıs 2008 20:28:56

      quote:

      Orjinalden alıntı: axi-laz

      @eggy13 kardeşimizin hesabı çalındı galiba bilgisi olan cevap yazabilir mi?..



      burdayım dostum sorun yok


      o konuyuda ben açtım


      _____________________________


      Bir Volkswagen jettamk4 arabam var iyi anlaşıyoruz.. kız arkadaşım yok hiç olmadı dert mi değil

      ben jettama oğlum derim o da benim beklentilerimi yerine getirir.. seni seviyorum oğlum..
    • Yüzbaşı
      347 Mesaj
      12 Mayıs 2008 20:41:39
      Yalan söyleme sanmam senin öyle bir konu açacağını...

      quote:

      Orjinalden alıntı: eggy13



      Alıntıları Göster




      burdayım dostum sorun yok


      o konuyuda ben açtım



      _____________________________

    • Yarbay
      2416 Mesaj
      12 Mayıs 2008 21:06:49

      quote:

      Orjinalden alıntı: magnum_1453



      Alıntıları Göster


      M.Kemal Paşa ,bir paşa'nın değil Padişahın yaveriydi..
      O padişah da tam ismiyle Sultan 6.Mehmed Vahideddin idi...
      Sultanı Mustafa Kemal ile birlikte gösteren bir görüntü.

      EYVALLAH DOSTUM.BU RESMİN BÜYÜĞÜ YOKMU YADA BAŞKA RESİMLER MEVCUTMU


      _____________________________


      Osmanlı ve Türk Tarihi Kulübü
      Türk Tarihinin En Büyük Kumandanı Fatih Sultan Mehmet Han
    • Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
      12 Mayıs 2008 22:10:05
      bnide eklerseniz sevinirim


      _____________________________

      Eski Nick: Ugur9595
    • Teğmen
      176 Mesaj
      12 Mayıs 2008 23:50:21
      benide ekleyin şanlı ecdadımın sevdalıları arasına


      _____________________________

      -Mechanıical Constructor -A.iB.Ü Gerede M.Y.O-Finish Date : 21/02/2001
    • Çavuş
      68 Mesaj
      13 Mayıs 2008 03:12:47

      quote:

      Orjinalden alıntı: KIZILÖTESİİ



      Alıntıları Göster


      EYVALLAH DOSTUM.BU RESMİN BÜYÜĞÜ YOKMU YADA BAŞKA RESİMLER MEVCUTMU

      Dost inan yok...




      _____________________________



      Eski nick: magnum_1453

    • Binbaşı
      1097 Mesaj
      13 Mayıs 2008 10:57:48
      beyler size bişi sormak istiyorum
      ben bi site açacam osmanlı tarihiyle daha önce söylemiştim sizce hangi scripti kullanam
      bana en iyi php-fusion geldi makale haber bloklar fln sizce iyi gidermi php fuion?

      @eggy13

      o konuyu sen açmadın demi kardeşim sen açtıysan büyük bir hayal kırıklığına uğrarım


      < Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi Jan!ssaRy -- 13 Mayıs 2008; 11:08:04 >
      _____________________________

      Amd x6 1100T|Gigabyte 990xa ud-3|MSI gtx460 hawk talon attack |Sapphire pure 625w|Corsair vengeance 8gb |2x320 gb sata2 seagate|Asus 19" lcd|



      When The World Is Mine, Your Death Shall Be Quick And Painless!
    • Yarbay
      2416 Mesaj
      13 Mayıs 2008 13:25:26
      Fatih sultan mehmet han istanbulu aldıktan sonra Sadramını neden idam ettirdi


      _____________________________


      Osmanlı ve Türk Tarihi Kulübü
      Türk Tarihinin En Büyük Kumandanı Fatih Sultan Mehmet Han
    • Teğmen
      239 Mesaj
      13 Mayıs 2008 17:26:43
      hocam benide ekle


      _____________________________

    • Çavuş
      47 Mesaj
      13 Mayıs 2008 17:47:55
      İNSAN PİSLİĞİ & LOKUM

      Yavuz Sultan Selim zamanında İran şahı kıymetli mücevherlerle süslü bir sandık hediye gönderiyor Sultan Selim’e.Sandık açılıyor. İçinden çeşit çeşit değerli taşlar,kıymetli atlas,kadife kumaşlar çıkıyor.Fakat birde pis koku yayılıyor.Dehşet bir koku,herkes burnunu tıkıyor.Neyse en alttaki bohçadan insan pisliği çıkıyor. Yani Osmanlı’ya büyük hakaret!
      Cihan padişahı emir veriyor: ‘‘Herkes düşünsün,buna ince bir şekilde cevap vermeliyiz’’ Ve cihan padişahı yine çözümü kendisi buluyor.Aynı şekilde değerli mücevherler ve kumaşlarla süslü bir sandık hazırlatıyor.İçine o zamanın Osmanlı İstanbul’unda imal edilen gül kokulu en nadide lokumlardan bir kutu hazırlatıyor,en altına da küçük bir pusula ve bir satır yazı.Gönderiyor.
      Şah sandığı açıyor.Açtıkça güzel bir koku ve en altta bir kutu lokum.Anlam veremiyorlar tabii.Bizim elçi yiyor önce,sonra lokumu oradakilere ikram ediyor.Kutunun içindeki pusulayı Şah okuyor :

      ‘‘HERKES YEDİĞİNDEN İKRAM EDER’’


      _____________________________

    • Çavuş
      68 Mesaj
      13 Mayıs 2008 19:53:40

      quote:

      Orjinalden alıntı: KIZILÖTESİİ

      Fatih sultan mehmet han istanbulu aldıktan sonra Sadramını neden idam ettirdi

      Çandarlı Halil paşa'dır o...
      Buna bir kaç sebeb gösterilir...
      İlki,Çandarlı Halil Paşa'nın kendisini iki defa saltanattan alıkoyup babası 2.Muratı tekrar tahta teşvik etmesi.Bunun soncunda Fatih Sultan Maehmetin Çandarlıya olan hışmı...
      Diğeri;Istanbulu Fethetmeye kararlı olan Fatihi Sadrazam Çandarlı Paşa'nın engellemesi buna üstlük,Bizanstan Savaşı durdurması için Rüşvet aldığı iddiası...
      Bu ve buna benzer sebebler Çandarlı Halil Paşaya olan güveni iyice sarsmış sonrasında da onun idam edilmesiyle sonuçlanmıştır...
      Kısa haliyle bu..Ama geniş bilgi isterseniz gerek kitaplarda gereksede net üzerinde epey bilgi var...


      _____________________________



      Eski nick: magnum_1453

    • Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
      13 Mayıs 2008 20:08:38
      yeni arkadaşları ekledim.Hoşgeldiniz.


      _____________________________

    • Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
      14 Mayıs 2008 00:16:34
      Unutturulan Zaferimiz: Kut-ül amare


      Birinci Dünya Savaşı’nda Türk ordusunun Çanakkale’den sonra kazandığı en büyük zafer. İngilizlere Göre Kut Zaferi "1842’deki Kabil bozgunundan beri İngiliz ordusunun yaşadığı en aşağılayıcı hezimet…". Ne yazıkki TRT2'de çıkan bir tarih belgeselini izlemesem heralde bu zaferden ömrüm boyunca hiç haberdar olamayacaktım. Niye tarih kitaplarımızda bu zaferlerimiz yer almaz! Acaba tarih kitaplarına sığamayacak kadar çok zaferimiz olduğundan mı yoksa birilerinin bizim şanlı tarihimizi ve gerçek düşmanlarımızı yeni neslin öğrenmesini istememelerinden mi kaynaklanıyor?

      Irak-ı Arap;
      Bugünkü Irak'ın Dicle ve Fırat havzası içerisinde yer alan ve Basra'ya kadar uzanan bir zamanların Mezopotamyası. Osmanlı ordusunun I.dünya savaşında çarpıştığı cephelerden biri olan Irak cephesinde 1916 yılında Halil Paşa kumandasındaki Türk ordusu olanca yokluğa ve imkansızlığa rağmen Çanakkale'de yaptığının aynısını yapmış ve tüm hızı ile ilerleyen İngiliz ordusunu önce durdurmuş ve çembere almış ardından onları kurtarmaya gelen İngiliz birliklerini yenilgiye uğratmış ve sonrasında General Townshend komutasındaki İngiliz tümenini Kut’ül-ammare şehrinde 13 general, 481 subay, 13.300 askeri ve tüm savaş araç gereçleri ile esir almışlardır.
      Halil Paşa zafer sonrası ordusuna yayınladığı bildirisinde şöyle demiştir:

      29 Nisan 1916 tarihli günlük ordu emri…

      ORDUMA

      Arslanlar!..
      1- Bugün Türkler’e şerefü şan, İngilizlere kara meydan olan şu kızgın toprağın müşemmes semasında sühedamızın ruhları şadü handan pervaz ederken, ben de hepinizin pak alınlarından öperek cümlenizi tebrik ediyorum.

      2- Bize ikiyüz seneden beri tarihimizde okunmayan bir vakayı kaydettiren Cenab-ı Allah’a hamdü şükür eylerim. Allah’ın azametine bakınız ki, binbeşyüz senelik İngiliz Devleti’nin tarihine bu vakayı ilk defa yazdıran Türk süngüsü oldu. İki senedir devam eden Cihan harbi böyle parlak bir vaka daha göstermemiştir.

      3- Ordum gerek Kut karşısında ve gerekse Kut’u kurtarmaya gelen ordular karşısında 350 subay ve on bin neferini şehit vermiştir. Fakat buna mukabil bugün Kut’da 13 general, 481 subay ve 13.300 er teslim alıyorum. Bu teslim aldığımız orduyu kurtarmaya gelen İngiliz kuvvetleri de 30.000 zayiat vererek geri dönmüşlerdir.

      4- Şu iki farka bakınca cihanı hayretlere düşürecek kadar büyük bir fark görülür. Tarih bu vakayı yazmak için kelime bulmakta müşkülata uğrayacaktır.

      5- İşte Türk sebatının İngiliz inadını kırdığı birinci vakayı Çanakkale’de, ikinci vakayı burada görüyoruz.

      6- Yalnız süngü ve göğsümüzle kazandığımız bu zafer yeni tekemmül eden vaziyeti harbiyemiz karşısında muvaffakiyeti atiyemizin parlak bir başlangıcıdır.

      7- Bugüne KUT BAYRAMI namını veriyorum. Ordumun her ferdi, her sene bu günü tesit ederken şehitlerimize yasinler, tebarekeler, fatihalar okusunlar. Sühedamız, hayatı ulyatta, semevatta kızıl kanlarla pervaz ederken, gazilerimiz de atideki zaferlerimizle nigehban olsunlar.

      Mirliva Halil
      Altıncı Ordu Komutanı
      24 / 04 / 1916

      Avustralyalı araştırmacı Dr.Gaston Bodart bu zaferi, “İngiliz prestijinin birinci dünya savaşı’nda yediği en büyük darbe" olarak yorumlamıştır.

      Yaklaşık 5 ay süren kuşatmanın ardından, 13 general, 481 subay ve 7 bini Hintli 13 bin 300 İngiliz askeri Türk birliklerine teslim oldu. Tarihe Kut ül Amare zaferi olarak geçen savaşlar sırasında İngilizler 40 bin kayıp ve esir verirken Türk birlikleri ise 25 bin askerini kaybetti.

      Kut ül Amare savaşı sırasında Türk birlikleri sınırlı sayıda uçakla önemli görevler yaptı. Keşif görevleri yapan Türk uçakları bir taraftan da düşman hedeflerini bombardıman etti. 26 Nisan 1916’da Kut ül Amare’deki İngiliz kuvvetlerine erzak yardımına çalışan bir İngiliz uçağı da Türk avcı uçağı tarafından düşürüldü.

      Ancak kazanılan bu tarihi zafere rağmen savaşın genelinde mağlup olan Türk ordusu, takviye edilen İngilizlerin bölgeyi Şubat 1917’de işgal etmesine engel olamadı. Irak’ın güneyine 1914 sonlarında çıkarma yapan İngilizler, ancak Mart 1917’de Bağdat’a ulaşarak kenti işgal etti.



      _____________________________


      Gölgeler kadar yumuşak ve hızlı olmalıyız.
    • Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
      14 Mayıs 2008 00:19:16
      29 Nisan 1916 günü Irak topraklarında büyük bir zafer daha kutlanıyordu: Kutul Amare! Çanakkale Zaferi’nden sonra elde edilen en büyük zafer olan Kutul Amare’de 33 bin İngiliz askeri ile 500’e yakın içinde generalin de bulunduğu subay grubu esir alınıyordu. Bütün dünya bu zafer karşısında şaşkınlığını gösterirken; güneş batmaz imparatorluk üzerinde bir güneş doğuyordu: Türk güneşi! İşte bu güneş Arap çöllerinde İngiliz hayallerini gömüyordu. Ama gelin görün ki diğer cephelerde yapılan hatalar bu zaferi gölgede bıraktı. İşte bu zaferin öyküsü:
      Hedef Bağdat Büyük kuvvetlerle Çanakkale’ye saldıran İngilizler, aynı tarihlerde de Arap topraklarında adım adım ilerliyorlardı. Çanakkale yenilgisinden sonra ağırlıklı olarak Arap Cephelerine kuvvet kaydıran İngilizler bölgenin kalbi Bağdat’ı ele geçirmek istiyorlardı.
      General Tawshend komutasındaki birlikleri 24 Temmuz 1915 günü Bağdat’a doğru hücuma geçti. Bu ilerleyiş karşısında Irak Umum Kumandanı Nurettin Bey komutasındaki birlikler 28 Eylül 1915 tarihinde İngilizler karşısında Kutul Amare’den çekildi ve İngilizler burayı işgal etti. 22 Ekim günü ise İngiliz birlikleri Bağdat üzerine iki koldan yürümeye başladılar. Bu birlikler Selman Pakt’ta Nurettin Bey komutasındaki birlikler tarafından 22 Kasım günü durduruldu. İngilizler tekrar Kutul Amare’ye geri çekilmek zorunda kaldılar. 23 Kasım günü de Türk birlikleri hücuma kalktı. Birçok yerde çok çetin çatışmalar oldu. Zaman zaman Türk birlikleri geri çekilse de genel saldırısını durdurmadı. 5 Aralık günü Türk birlikleri, Kutul Amare önlerine geldiler. Aralık ayı boyunca Kutul Amare’de sıkışan İngiliz birlikleriyle çok çetin çatışmalar oldu.
      İngilizler kuşatıldı
      Türk birlikleri Kutul Amare’de İngilizleri tam manasıyla kuşatmış ve bir çember içine almışlardı. Bunu yarmak için İngiliz birlikleri zaman zaman takviye aldıysa da başarılı olamadı. Mart ayına kadar süren bu kuşatma sırasında İngilizler içinde büyük kayıplar oluyordu. Nehirlerden yapılan cephane ve yiyecek yardımı yeterli olmuyordu. Bu yarma sırasında Sabis bölgesinde Ali İhsan Bey komutasındaki birliklerle de başarılı çarpışmalar oluyordu. Sabis Meydan Muharebesi olarak da tarihe geçen bu çatışmalarda Türkler büyük başarılar elde ediyordu. 10 Mart 1916 günü zor durumda bulunan İngiliz birliklerine, Türk Komutanlığı tarafından teslim olma önerisi verildi. İngilizler buna olumlu cevap vermedi. İngilizler 6 Nisan günü büyük bir saldırıya geçerek yarma harekâtına giriştiler, ancak başarılı olamadılar ve çok büyük kayıplar verdiler.

      "Baltacı devri geride kaldı"
      9 Nisan günü İngiliz Komutanı Tawshend’e Halil Paşa’nın "teslim ol" çağrısı gitti. General buna, "Türkler muharebe sahasında daima iyi asker ve necip insandırlar; fakat ben henüz teslim olmayı düşünmüyorum" cevabını verdi. 22 Nisan günü İngiliz birlikleri General Tawshend komutasında 5 bin kişilik bir birlikle hücuma geçtiler. Bundan da sonuç alamadılar. 3 bin ölü vererek geri çekildiler. Arada Hali Paşa’ya rüşvet teklif ederek kuşatmanın kaldırılmasını istediler. Hali Paşa da bu tarihî teklife şu anlamlı cevabı verdi: "Baltacı devirleri geride kaldı!"

      Ve tarihî an geldi...

      Bu hücum ve tekliften sonra sonuç alamayacaklarını anlayan İngilizler, General Tawshend’ın yazısıyla teslim olacaklarını bildirdiler. General Townshend şu satırları içeren telgrafı, İngiliz Avrupa Kuvvetleri Karargâhına gönderiyordu:
      "Kut’daki muhafızlarımızı almak üzere bir Türk alayı yaklaşmaktadır. Hem kalenin hem de şehrin üzerine beyaz bayrağı çektim. Taburlar saat 2’de Şumran yakınındaki kampa girmeye başlıyorlar. Biz telsizi yavaşça imha ediyoruz ki, bu iş yapılmaya değer. Kut’dan bütün gemiler ve istasyonlara elvedâ ve hepinize iyi şanslar… (29 Nisan 1919, Saat: 13.35, General Towshend" İngiliz birlikleri ellerindeki topları imha ettikten sonra 476’sı subay olmak üzere 33 bin 390 kişilik mevcuduyla kayıtsız ve şartsız olarak Türk kuvvetlerine teslim oldular. Bu tarihi zafer üzerine 6’ncı Ordu Kumandanı Mirliva Halil Paşa, ordusuna şu mesajı çekiyordu: "Bugüne ‘Kut Bayramı’ namını veriyorum."
      Bu zafer Avrupa’yı tam manasıyla şok etti. Bütün gazeteler Türk’ün zaferini yazmak zorunda kalırken, İngilizler için de "Çanakkale’den sonra en büyük hezimete uğradı" değerlendirmesini yaptılar. Gerçekten de en büyük zaferdi. Ancak gelin görün ki diğer cephelerdeki yenilgiler ve yanlış sevk ve idare bu zaferi başarısızlığa dönüştürdü. Bir süre sonra buradaki Türk birlikleri -Almanya’nın etkisiyle- İran cephesine gönderildi ve zayıf kalan bu cepheye İngilizler 1917 yılı başında büyük kuvvetler yığarak bekledikleri güce ulaştı ve 11 Mart 1917’de Bağdat’ı geri aldılar. Daha sonra da Musul’a doğru ilerlediler. Petrol yatakları Musul’u, Türk direnişi karşısında alamadılar. Ta ki mütarekeye kadar... Mütarekede bile buralar elimizdeydi. Mondros Mütarekesi’nden üç gün sonra burayı da haksız bir şekilde oldubittiyle işgal ettiler.
      İlginçtir bu bölgede görev yapan ve adlarını iki büyük zafere attıran Ali İhsan ve Halil Paşalar yıllar sonra soy ismi olarak bu bölgenin isimlerini aldılar. Sabis ve Kut! Bu vesileyle Arap çöllerinde canlarını veren aziz şehitlerimizi saygı ve rahmetle anıyoruz.


      Alıntıdır.


      _____________________________


      Gölgeler kadar yumuşak ve hızlı olmalıyız.
    • Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
      14 Mayıs 2008 00:22:30
      Hiç duymamıştım :S


      _____________________________

    • Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
      14 Mayıs 2008 00:33:53
      Rodos'la 390 Yıl


      Hilalli Burçlarında 390 yıl Ay-Yıldızlı Bayrakların Dalgalandığı Rodos Kalesi

      20 Aralık 1522'de şanlı bir şekilde fethedilip 20.000 şehidin kanıyla yıkanan Rodos Adası Şövalye artıklarından temizlendikten sonra tam 390 yıl Türk Adası kimliğiyle yaşadı..


      Rodos Şövalyeleri’nin (The Knights of Rhodes) Adaya Gelişi

      Anadolu’nun güneybatısında bulunan Rodos Adası, müslümanlar tarafından ilk olarak 672'de, Emevîler zamanında Bizanslılar'dan alındı. Ada, 680’de tekrar Bizanslılar'a geçti.

      Haçlı Seferleri sonucunda Urfa ve Kudüs’te Haçlı kontlukları oluşturularak Kudüs’e mukaddes yerleri ziyarete gelen Hıristiyan hacıları ağırlamak için 1118’de bir manastır-hastane kurdular. Burada hizmet edenler Ortaçağ’da hakim olan şövalyelik ruhuna bağlı "doğruluk, tevazu ve itaattan" oluşan üçlü yemin ile manastıra bağlanıyorlardı. Fakat papaz veya keşiş olsun istisnasız bütün şövalyeler Müslüman düşmanlığında müttefiktiler.

      Müslümanlar 1291’de tekrar Kudüs’ü fethedince Saint Jean Şövalyeleri (Les Chevaliers de Saint Jean de Jerusalem) Kıbrıs’a sığındılar. Kıbrıs Kralı'nın himayesinden memnun olmayan şövalyeler hiçbir krala tabi olmadan İslam’a karşı savaşlarını devam ettirecekleri bir yer aramaya koyuldular. Kıbrıs’a uzak olmayan Rodos’u gözlerine kestiren şövalyeler adadaki Müslüman ve Yunanlılardan oluşan yerli halk tarafından bir kaç defa püskürtülürlerse de 15 Ağustos 1309 tarihinde Ada şövalyelerin eline geçti. Bu tarihten sonra Rodos 213 yıl boyunca bölgede Hıristiyanlığın İslam’a karşı tek ve en güçlü kalesi olarak şer faaliyetlerinin merkez üssü oldu.

      Korsanlar ve Eşkiyalar Cumhuriyeti


      Adalar Denizi ile Akdeniz arasında ulaşım yollarına hakim olan bu dini teşkilat hakikatte Hıristiyanlık kisvesi altında bir şekavet ocağından başka birşey değildi. Civar sahillere sarkıntılık ederek ve bilhassa korsanlıkla esircilik ederek servet topluyorlardı. Batılı yazarların da itiraf ettikleri gibi bu bir korsanlar cumhuriyetinden başka birşey değildi.

      Fatih Sultan Mehmet’in küçük oğlu Cem Sultan da iktidar mücadelesini kaybettikten sonra Rodos Korsanları'nın eline düştü. Rodos’u Osmanlı mülküne katmak için sefere çıkan donanma, 300 kadırga ile 25 Temmuz 1522 günü Rodos açıklarında göründü. Bir ay sonra Sultan Süleyman da Marmaris üzerinden ikinci bir donanma ile kuşatmaya bizzat katıldı. Adanın bugün dahi görülen müstahkem kaleleri ve şövalyeler bütün varlıklarıyla fethe direndi ise de Türk destanına dönüşen büyük bir savaşın ardından Rodos (Saint-Jean) Şövalyeleri 20 Aralık 1522'de teslim bayrağını çekmek zorunda kaldılar.

      390 Yıllık Türk Adası'nın Huzur Yüzyılları



      Şövalyelerin Büyük Reisi L’Isle Adam maiyyetiyle birlikte teslim şartlarını konuşmak için Sultan’ın ordugahına geldi ise de Genç Sultan, mağlup reisi gün boyunca yağmurun altında bekletti. Nihayet Kanuni Sultan Süleyman erguvan renkli bir çadır altında, harikulade ve zengin iki Altın Arslan arasındaki altın tahta oturmuş şaaşalı bir şekilde mağlup reisi kabul etti. Ağır ve uzun bir sessizlik içinde iki büyük düşman birbirini süzdükten sonra ihtiyar Şövalye genç Sultan’ın elini öptü. Kanuni de ona hil’at giydirdi. Sultan ona "Size teşkilatınızı, idare adamlarınızı olduğu gibi muhafaza etme hakkı tanıyor, evinizde ve dışarıda askerlerinize emir verme hakkı bahşediyorum" diyerek Osmanlı hizmetine girmeyi teklif etti. L’Isle Adam "Devletimden mahrum olmaktansa şu bahtsız hayatımın sona ermesini, yahut adamlarımdan kaçarak daima şerefsiz yaşamaktansa mağlup diye anılmayı istiyorum. Mağlubiyet talihin bir eseri ve size mağlup olmak utanç verici değildir. Fakat kanaatime göre kendi adamlarını terk etmek ve karşı tarafın ordusuna geçmek haince ve utanç vericidir" der. Sultan, bu cesur cevaptan etkilendi ve cömert bir teslim anlaşması imzaladı. Şövalyeler bütün silah ve mallarını alarak adayı terk etme iznini aldılar. Adayı terk etmek isteyenlere izin verilirken, kalmak isteyenlerin de bütün güvenceleri sağlandı. 20.000’den fazla şehidin verildiği Rodos'un fetihten sonra, Kanunî Sultan Süleyman Han, 29 Aralıkta şehre girip kaleyi gezdi. 2 Ocak Cuma günü ise camiye çevrilen Saint Jean Kilisesi'nde Cuma namazını kıldı. Adına okunan hutbeyi dinledi.

      Sultan Süleyman Rodos’u gezdikten sonra şövalyelerin Büyük Reisine iade-i ziyarette bulundu. Olayın şahidi şövalye İacopo Fontanna bu ziyareti şöyle anlatır: "Padişah Grand Maestroluk Sarayına girdiğinde Büyük Reis galib hükümdarı diz çökerek karşılamak ister. Kanuni işaret ederek kaldırır ve eliyle selamlar. Yine Osmanlı hizmetine girme konusu konuşulmuş olmalı ki; I’Isle Adam, padişaha hitaben "Bana tahsis edeceğiniz bir şehirden ziyade bizzat ben, Türk merhamet ve faziletinin ebedi sembolü olacağım" der.

      Şövalyeleri Girit’e kadar Osmanlı gemileri götürdü.

      3 Ocak günü Aydın, Midilli, Karasi, Menteşe, Saruhan Sancakbeylerine, Anadolu Beylerbeyi Kasım Paşa'nın nezaretinde Rodos’taki inşaat, imar ve iskân işleri bitinceye kadar adada kalmalarını emredip, İstanbul’a döndü. Rodos’a derhal Türk göçmenleri yerleştirilmeye başlandı. Ada bir sancak yapılıp, Cezâyir-i Bahr-i Sefîd Eyaleti'ne bağlanarak Sancakbeyi olarak Mehmed Bey tayin edildi.

      Adalarda Silinmek İstenen Türk İzleri

      Hristiyanlığın koruyuculuğunu üstlenen Şövalye artıklarından temizlendikten sonra birçok cami, imaret, mektep, medrese ve yol yapılıp gül bahçesine çevrilen Rodos Adası bir Türk Adası olarak tam 390 yıl Osmanlı yönetimi altında altın çağlarını yaşadıktan sonra Yunanlılar'ın adadaki tahribatları ve Türk izlerini silme çalışmaları başlatıldı.

      Yapılan bütün tahribatların ardından Rodos’tan günümüze sadece 12 çeşme, 3 hamam, Süleymaniye Medresesi başta olmak üzere bazı medreseler ile Sultan Süleyman İmareti, Saat Kulesi, Fethi Paşa Rüştiyesi, Hafız Ahmed Ağa Kütüphanesi, 18 mescit ve 11 cami kalmış. Camilerden sadece iki tanesi faal.



      _____________________________


      Gölgeler kadar yumuşak ve hızlı olmalıyız.
    • Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
      14 Mayıs 2008 00:41:24
      Türk Şehitlikleri Bulunan Ülkeler

      30 ülkede 77 şehitlik var

      Milli Savunma Bakanlığı'nın istatistiklerine göre 5 kıtada, 30 ülkede 77 şehitlik var. İstatistiklere göre Türk şehitlikleri bulunan ülkeler şunlar: Almanya, Arnavutluk, Avusturya, Azerbaycan, Burma, Bulgaristan, Çek Cumhuriyeti, Güney Kore, Hindistan, Irak, İsrail, İngiltere, İtalya, Japonya, KKTC, Letonya, Libya, Macaristan, Malta, Mısır, Polonya, Romanya, Rusya, Suriye, Suudi Arabistan, Ukrayna, Ürdün, Yemen, Yugoslavya, Yunanistan.




      Kore Cumhuriyeti'nin Pusan kentinde bulunan ve Birleşmiş Milletler tarafından yaptırılmıştır. Kore Savaşı'nda hayatını kaybetmiş askerler BM Çokuluslu Gücü'nün askerleri için yaptırılmıştır. Türk askerlerinin yattığı kısıma "Pusan Türk Şehitliği" adı verilmiştir.

      14.4 hektarlık bir alanda kurulu olan şehitlik 18 Ocak 1951'de inşa edilmiştir.



      < Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi _HURMACI_ -- 14 Mayıs 2008; 0:45:29 >
      _____________________________


      Gölgeler kadar yumuşak ve hızlı olmalıyız.
    • Emekli Yönetici
      1787 Mesaj
      14 Mayıs 2008 00:43:37
      quote:

      Orjinalden alıntı: magnum_1453



      Alıntıları Göster


      M.Kemal Paşa ,bir paşa'nın değil Padişahın yaveriydi..
      O padişah da tam ismiyle Sultan 6.Mehmed Vahideddin idi...
      Sultanı Mustafa Kemal ile birlikte gösteren bir görüntü.


      Vahdettin henüz veliahtken Mustafa Kemal birlikte Almanya'ya gitmişlerdir hatta. Daha önce Osmanlı topraklarını karış karış gezen Alman imparatoru II. Wilhelm'e iade-i ziyarette bulunmak için. O esnada I. Dünya Savaşı henüz bitmemişti. Yıl 1917 yanlış hatırlamıyorsam.
      Ziyaret esnasında Mustafa Kemal Alman komutanlara savaş konusunda önemli stratejiler sunarken Alman subayların kendisine güldüklerini fark eder. Özellikle Suriye cephesi hakkında çok ciddi şeyler söylediği halde neden böyle yaptıklarına anlam veremez ve dayanamayıp sorar neden beni ciddiye almıyorsunuz diye.
      Alman subaylardan biri "Kafanızda o komik şey olduğu sürece kusura bakmayın kimse sizi ciddiye almaz burada" der. Mustafa Kemal o günden bu yana fes takmamıştır. Şapka devrimine kadar başında kalpakla dolaşır.


      _____________________________

      Benim yaradılışımda bir fevkalâdelik varsa, o da Türk olarak dünyaya gelmemdir.
      Mustafa Kemal Atatürk

      Forum Kuralları || İmza Kuralları || Şikayet Et Butonu || Nick Değişimi || SMS Onay Sistemi || Öneri ve Şikayetleriniz
    • Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
      14 Mayıs 2008 00:58:43
      Of Muharebeleri 1916

      Ruslar, 24 Şubat 1916'da Rize'yi, 15 Mart 1916'da Of'u, 18 Nisan 1916'da Trabzon'u işgal ettiler. Ruslara karşı ilk önemli direniş Of ile Rize arasındaki Baltacı Deresinde olmuştur. Bu direniş yaklaşık bir ay sürmüştür. Of'un işgaliyle Solaklı Vadisinde bir direniş meydana geldi. Ruslar bu direnişi kırarak Soğanlı ve Demirkapı geçitlerinden Bayburt'a inmeyi düşünüyordu. Rusların bu tasarısı ilk aşamada pek faydalı olmadı. Zira bölgenin gerçek sahipleri olan Türkler, Rus kuvvetlerine büyük kayıplar verdirdiler. Fakat sayıca üstün olan Ruslar bir süre sonra Çaykara'nın aşağı köylerini işgal etmeye başladılar.
      Yöre halkı kıyıdan uzakta olduğu için daha çok dağlık kesime, iç kesimlere doğru çekilmek zorunda kaldı. Bu çekilme sırasında direnişlerine devam etmişlerdir. Geri çekilen askerler Of'un bütün köyleri ve yakın kazalardan toplanan gönüllüler ile Trabzon Hapishanesindeki mahkumların da izin alarak, müfreze halinde gönüllü olarak katılmalarıyla Baltacı Deresinin batı yanında Ruslara karşı savunma hattı oluşturuldu.

      Savaşın en şiddetli günleri:
      07 Mart 1916 : Düşman ilk saldırıya başladı. Düşman Baltacı Deresinden geri atıldı. 26 şehit verdik.
      08 Mart 1916 : İki gün sürdü. Düşman geri püskürtüldü.
      10-11 Mart 1916 : Düşman karadan ve denizden saldırdı, her tarafı yaktı. 200 kumandan 380 şehit verdik.
      12 Mart 1916 : 11. Alay Sürmene'ye nakledildi. Kelali tepelerinde verilen mücadelede başarısız olundu. Göç başladı.
      13 Mart 1916 : Rus donanması savaşa girdi.
      14 Mart 1916 : Düşman 600 ölü, 800 yaralı verdi. Baltacı deresi kana bulandı.
      15 Mart 1916 : Ruslar donanma sayesinde karaya asker çıkarmaya devam etti.

      Rus ordusu sivil halkın üzerine yüklenmiş ve 15 Mart 1916'da Of'a girmiştir. Ruslar Solaklı vadisinden yukarıya doğru giderken Oflu halk mücadele ettiyse de; İspir'e asker çıkarılmasıyla Of işgal edilmiş oldu. 20 Nisan 1916'da Ruslar Madur Dağı'nın güneyinde Leman Suyu ve Öküzlü Yaylası'na kadar ilerledi. Bayburt'taki 3. Ordumuz, karşı taarruza geçerek Sürmene-Of istikametinde denize ulaşmayı, Rus ordusunu imha etmeyi ve Trabzon'u kurtarmayı planlıyordu.

      Hazırlıklarını tamamlayarak 1916 yılının Haziranında harekete geçti. 22 Haziran'da Sultan Murat-Pistoklu Hanları arasındaki 60 km'lik mesafede gece baskınları düzenlendi. 23 Haziran 1916'da çoğu Çanakkale'den dönen Miralay Kazım komutasındaki birliğimiz Rusların keşif kolunu Yurt Yaylası'nda süngüden geçirmiştir. İkinci büyük taarruz Sultan Murat Tepesinde başladı. Topçu ateşi desteğiyle Rusların bütün siperleri ele geçirildi. Burada Ruslara büyük zayiat verdirildi. Rusların kayıpları 1000'den fazla ölü ve çok sayıda esirdi. Daha önce birliği ile birlikte burada şehit olacağını rüyasında gören Seyfeddin Bey ve kahraman Mehmetçiklerimiz Şüheda tepesini Ruslardan almıştır. Fakat bir subay, bir astsubay ve 70 er şehit verdik. Haziran ayının 27'sinde Harmantepe-Kabanbaşı hattında 36 saat devam eden mücadelede 60. Alayımız 7 zabıt ve 150 er şehit vererek Rusları geri püskürtmüştür.

      12 Şubat 1918'de, Vehip Paşa komutasındaki 3. Kafkas Ordusu ileri harekata girişti. Trabzonlu Albay Hacı Hamdi Bey komutasındaki 37. Tümen, Giresun'daki 123. Alay ile takviye edilerek Trabzon üzerine yola çıktı. Bölgedeki çeteleri temizleyerek ilerleyen birlikler, 15 Şubat 1918'de Vakfıkebir'i, 17 Şubat 1918'de Akçaabat'ı geri aldılar. Birkaç gün içinde çevreyi temizleyerek Trabzon'a girdiler. 24 Şubat 1918'de Trabzon Ruslardan geri alındı. Doğuya doğru ilerleyen Türk birlikleri 28 Şubat 1918'de Of'u düşmandan geri aldı.



      _____________________________


      Gölgeler kadar yumuşak ve hızlı olmalıyız.
    • Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
      14 Mayıs 2008 01:04:20
      TARİHİMİZDE KÖPEKLERİN YERİ


      Osmanlı ordusunda köpeklerle ilgili olarak 3 ayrı isimle askeri birimler var,bunlar:

      ZAĞARCILAR,
      SEKSONCULAR(SAMSUNCULAR)
      TURNACILAR


      ZAĞARCILAR
      İsminden de anlaılacağı üzre av köpeği yetiştiricisi askerlein yer aldığı bir birim.Bu birim barış zamanı padişah ve yüksek mertebedeki erkanın av şenliklerinde yer alan köpekleri eğitirlermiş.
      Ancak Sefer zamanı ordunun en sevdiği askeri birim haline gelrlermiş.Zira avladıkları hayvanları askerin karavanasıa katarlar askerin et yiyerek güçlü olmasına yardımcı olurlarmış.Atlı zağrcılar ve yaya zağarcılar olmak üzere iki grupta yer alırlarmış Atlılar daha kıdemlilerden seçilirmiş.

      SEKSONCULAR(samsuncular)
      Yeniçeri ocağı içinde yer almışlardır,özellikle imparatorluğun yükselme devrine oldukça başarılı hizmetlerde bulundular,

      eflak beyinden fathsultan mehmete gönderilen seksonlardan dolayı bu birim böyle anıldı.Sekson eski yunancada savaş köpeği anlamına gelmektedir

      Savaş alanınna padişahın korunmasında , süvarilere hücum edecek alan açılmasında ve konaklama bolgelerınde devriye gorevlerinde yer aldılar.
      Seksoncu başı zağarcı başının altına görev yapardı,Seksoncuların köpeklernin eğitimi icin tophane mevkinde bir yaylak verlmişti,köpeklerin hüünerlerinin padişahlara ispatı için onların huzurunda talimlerini ayılarla yaparlardı.samcuların sayısının 531 e kadar çıktığı bildirilmektedir.


      TURNACILAR

      sonraları zağarcılardan ayrılarak padişahın av günlerinde görev yaptılar beslenen turnalar avlaklarda salınarak padişah ve erkanının av yapması sağlandı.onların köpekleri daha çok tazılardan oluşmaktaydı.


      Genelde her zağarcı 3 her seksoncu 1 her turnacı da 3 köpeğe bakmakla mükellefti
      Bu köpeklerin yiyecekleri istanbulun işkkembecilerinden karşılanırdı,ancak bunun karşılığında onlardan normal esnaftan alınan bazı vergiler alınmazdı,

      Bununla birlikte köpeklerin yılda 1 HALT( tasma) istihkakları vardı) Günümüzde kullandığımız BİR HALTA YARAMAZ lafı o dönemde gelmektedir.Tabaklanan derilerin en kullanılmayan kısımlarından HALT lar yani tasmalar yapılırdı,tasma yapımında bile kullanılamayan derilere yani atılacak derilere " bir halta yaramaz" denirdi.Günümüzde de hiç bir işe yaramayan anlamı bu dönemdeki söylemlerden gelmektedir.



      < Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi _HURMACI_ -- 14 Mayıs 2008; 1:03:29 >
      _____________________________


      Gölgeler kadar yumuşak ve hızlı olmalıyız.
    • Çavuş
      68 Mesaj
      14 Mayıs 2008 02:48:33
      [center]OSMANLI TARİHİ KRONOLOJİSİ
      Arkadaşlar,hem toplu olması bakımnından ,hemde bilhassa aradığınız konuları tarihiyle beraber rahatça bulabileceğinize inandığım bir kronoloji(Tarih sırasına göre Osmanlı Tarihi)

      Osmanlı Kronolojisi 1
      ________________________________________
      1299-
      Osmanlı tarihinin başlaması
      1299
      İlk müzik olayı (Selçuklu sultanınca Osman Bey'e Beylik alameti olarak gönderilen tabl-u alem (davul ve sancak)
      1302
      Osman Gazi'nin Koyunhisarı Zaferi
      1302
      III. Alaeddin Keykubad'ın ölümü
      1312
      Mevlevilik tarikatını kuran Sultan Veled'in ölümü
      1317
      Gülşehri'nin, kendisinden sonraki tercümelere öncülük eden Mantıku't-tayr'ı Ferideddin el-Attar'ın aynı adlı eserini tercüme etmesi
      1320
      Türk edebiyatında bilinen ilk divana sahip Yunus Emre'nin ölümü
      1324
      Orhan Gazi'nin tahta geçişi
      1326
      Bursa'nın fethi
      1330
      Aşık Paşa'nın Garib-name'yi telif tarihi
      1331
      İznik'in fethi
      1331
      İlk Osmanlı medresesinin, İznik'te Orhan Gazi tarafından kurulması
      1334
      Karesi Beyliği'nin ilhakı
      1337
      Kocaeli bölgesinin alınışı
      1346
      Orhan Gazi'nin Kantakuzenos'un kızı ile evliliği ve Bizans ile ittifakı
      1349-1352
      Bizans'a yardım için Süleyman Paşa'nın Rumeli'ye geçişi ve Çimpi Kalesi'nin üs olarak alınışı
      1350
      Davud B. Mahmud el-Kayseri'nin ölümü
      1352
      Osmanlılar'ın Cenevizliler'e Osmanlı topraklarında serbest ticaret yapma imtiyazı vermeleri
      1354
      Gelibolu'nun fethi
      1361
      İlk müzikli spor gösterisi (Edirne Kırkpınar yağlı güreşleri)
      1362
      Orhan Gazi'nin vefatı ve I. Murat'ın tahta çıkışı
      1362
      Kadıaskerliğin teşkili
      1363
      Pençik Kanunu'nun çıkışı
      1366
      Gelibolu'nun elden çıkışı
      1371
      Çirmen Zaferi
      1376
      Bulgar Krallığı'nın Osmanlı hakimiyetini kabulü
      1377
      Gelibolu'nun Osmanlılar'a iadesi
      1385-1386
      Niş ve Sofya'nın alınışı
      1388
      Ploşnik bozgunu ve Balkan ittifakının teşekkülü
      1389
      I. Kosova Zaferi
      1389
      I. Murat'ın şehadeti, Yıldırım Bayezid'in tahta cülusu
      1390
      Aydın-Saruhan-Germiyan-Menteşe beyliklerinin ilhakı
      1390
      Karaman Seferi, Konya'nın muhasarası
      1390
      Gelibolu tersanesi'nin inşası
      1391
      İstanbul'un ilk muhasarası
      1393
      Mahkeme Rüsumu'nun ilk ihdası
      1396
      Niğbolu Zaferi
      1397-
      1398
      Akçay Zaferi ve Karaman Ülkesi'nin
      Osmanlı hakimiyetini kabulü
      1398
      Kadı Burhaneddin'in ölümü.
      1398
      Karadeniz beyliklerinin ilhakı
      1400
      İlk musiki nazariyatı eseri (Kırşehirli Yusuf B. Nizameddin'in Kitabu'l Edvar'ı)
      1400
      Bursa'da I. Bayezid tarafından Ulu Cami'nin yaptırılması; İlk Osmanlı Darü'ş-şifa'sının Yıldırım Bayezid tarafından inşa edilmesi
      1402
      Ankara bozgunu ve Yıldırım Bayezid'in esareti
      1402-1413
      Fetret Devri, iç karışıklıklar
      1409
      Süleyman Çelebi tarafından Türk Edebiyatı'nda ilk mevlid örneği olan, Vesiletü'n-Necat adlı eserin yazılışı; İlk besteli dini eser (Süleyman Çelebi'nin Mevlid'i)
      1411
      Çelebi Mehmed'in tahta çıkışı
      1413
      I. Mehmed'in duruma hakim olup devleti yeniden kuruşu
      1413
      (Celaleddin Hızır) Hacı Paşa'nın ölümü
      1416
      Osmanlı-Venedik Deniz Muharebesi ve Sulhü, Şeyh Bedreddin isyanı
      1416
      Macar Seferi
      1417
      Avlonya'nın fethi
      1418
      Makam teriminin ilk kullanılışı (A. Meragi'nin Makasıdu'l-elhan'ında)
      1418-1420
      Samsun bölgesinin zaptı
      1419-1424
      Bursa'da Hacı İvaz'a I. Mehmed tarafından Yeşil Külliye'nin yaptırılması
      1421
      Çelebi Mehmed'in ölümü ve II. Murad'ın cülusu
      1421-1451
      İlk resmi musiki çevresi (II. Murad Sarayı)
      1422
      Mustafa Çelebi'nin (Düzmece) bertarafı
      1425
      Molla Fenarı'nın ilk Şeyhülislam olarak tayini
      1425-1426
      İzmir Beyi Cüneyd'in idamı
      1425-1426
      Teke Beyliği'nin intikali
      1427-1428
      Germiyan Beyliği'nin intikali
      1429
      Manyasoğlu Murad tarafından, Türk edebiyatında Seyf Serayi'den sonra, Anadolu Türk edebiyatı sahasında ilk Gülistan tercümesinin yapılışı
      1429
      Şeyh Hamdullah'ın Amasya'da doğuşu
      1430
      İlk iki Türkçe musiki kitabı (Hızır B. Abdullah'ın Edvar'ı ve
      Bedr-ı Dilşad'ın Muradname'sindeki musiki bölümü)
      1430
      Selanik'in fethi
      1430-1431
      Şemsüddin Muhammed B. Hamza el-Fenari'nin ölümü
      1431-1432
      Kadızade, Salahaddin Musa b. el-Kadi Mahmud el-Bursavi el-Rumi'nin ölümü
      1432
      Fatih Sultan Mehmed'in doğumu
      1434
      Edirne'de II. Murad tarafından Muradiye Camii'nin yaptırılması
      1434
      Edirne'de II. Murad tarafından Muradiye Camii'nin yaptırılması
      1436
      Muiniddin B. Mustafa tarafından II. Murad'ın isteğiyle ilk Mesnevi tercümesi olan Mesnevi-i Muradiyye adlı eserin yazılışı
      1437
      Ömer bin Mezid tarafından ilk nazire mecmuasının derlenişi
      1439
      Semendire'nin alınışı
      1440
      Osmanlı musiki çalgıları üzerine ilk notlar (Ahmedoğlu Şükrullah)
      1440
      Başarısız Belgrad kuşatması
      1444
      Segedin Sulhü
      1444
      II. Murat'ın tahttan çekilişi, II. Mehmed'in cülusu ve Varna zaferi
      1445
      II. Mehmed'in tahttan çekilişi ve II. Murad'ın ikinci defa cülusu
      1447
      Edirne'de II. Murad tarafından Üç Şerefeli Camii'nin yaptırılması
      1448
      II. Kosova Zaferi
      1451
      II. Murad'ın ölümü ve II. Mehmed'in ikinci defa cülusu
      1451-1512
      Geçiş devri. Fatih Sultan Mehmed ve II. Bayezid devri
      1453
      İstanbul'un fethi
      1453
      Ayasofya'nın camiye çevrilmesi
      1454
      İlk Devlet Musiki Okulu (Enderun'un müzik bölümü)
      1458-1460
      Mora'nın ele geçirilişi
      1461
      Trabzon Rum İmparatorluğu'nun sonu
      1461
      Candaroğulları'nın ilhakı
      1463
      Osmanlı-Venedik Savaşı'nın başlaması
      1463-1470
      İstanbul'da Fatih Külliyesi'nin inşaası
      1466
      II. Mehmed'in Arnavut seferi
      1468
      Karamanoğulları'nın sonu
      1468
      II. Mehmed tarafından İstanbul'da Topkapı Sarayı'nın tesisi
      1469
      Ahmed Karahisarı'nın Afyonkarahisar'da doğuşu
      1470
      Eğriboz'un alınışı
      1471
      Fatih Külliyesinin açılışı
      1472
      Topkapı Sarayının inşası
      1473
      Otlukbeli Zaferi : Osmanlı Akkoyunlu mücadelesi
      1474
      Ali Kuşçu'nun ölümü
      1475
      Kırım'ın Osmanlı tabiiyetine girişi
      1476
      Boğdan seferi ve zaferi
      1478
      Fatih tarafından ilk altın paranın darbettirilmesi
      1478
      Şerafeddin Sabuncuoğlu'nun ölümü
      1479
      Osmanlı-Venedik Sulhü ile Fatih'in Venedikliler'e Trabzon ve Kefe'de ticaret yapma hakkı tanıyan ahidname vermesi
      1480
      Otranto'ya çıkış ve başarısız Rodos kuşatması
      1480
      Kadıaskerliğin Rumeli ve Anadolu olarak ikiye ayrılması
      1481
      II. Mehmed'in vefatı ve II. Bayezid'in tahta çıkışı
      1481
      100 dirhem gümüşten 400 akçe kesilmesi
      1481
      Şeyh Hamdullah'ın İstanbul'a gelişi
      1482
      Cem Sultan'ın mağlubiyeti, Rodos'a ilticası
      1483
      Morova Seferi ve Hersek'in ilhakı
      1484
      Boğdan Seferi
      1484
      Kili ve Akkirman'ın fethi
      1484-1488
      Edirne'de Hayreddin'in II. Bayezid'in Külliyesi'ni inşası
      1485
      Osmanlı-Memlük mücadelesinin başlaması
      1485
      Şeyh Hamdullah'ın aklam-ı sitte'de kendi üslubunu buluşu
      1486
      Musiki ile tedavi yapan ilk devlet hastanesi (Edirne, II. Bayezid Külliyesi Şifahanesi)
      1488
      Hocazade, Muslihiddin Mustafa B. Yusuf B. Salih el-Bursavi'nin ölümü
      1488
      Sultan II. Bayezid tarafından Edirne'de Bayezid Darü'ş-şifası'nın yapımı
      1489
      Memlüklere karşı toprak kaybı
      1491
      Osmanlı-Memlük Barışı
      1492
      Macar Seferi
      1492
      İspanya'dan çıkarılan Yahudiler'in de Osmanlı Devleti'nin himayesine girmesi
      1494
      Nakibüleşraflığın yeniden ve devamlı olarak teşkili
      1494
      Çin bulutu motifinin tezhib'de ilk kullanılışı
      1495
      Macarlarla mütareke, Cem Sultan'ın ölümü, Şehzade Süleyman'ın doğumu
      1497
      İlk Rus elçisinin İstanbul'a gelişi
      1498
      Lehistan Seferleri
      1499
      Venedik Harbi
      1499
      İnebahtı'nın alınışı
      1499
      Preveze baskını
      15??
      İlk mevlevi ayinleri (Pençgah, Dügah ve Hüseyni makamlarında üç beste-i kadim)
      1500
      Modon, Navarin ve Koron'un alınışı
      1500-1505
      İstanbul'da Yakub Şah B. Sultan Şah'ın II. Bayezid'in Külliyesi'ni inşası
      1502
      Venedikle sulh
      1503
      Anadolu sahasında ilk hamse sahibi Akşemseddinzade Hamdullah Hamdi'nin ölümü
      1505
      Bayezid Külliyesi'nin açılışı
      1509
      İstanbul'da kıyamet-ı suğra (küçük kıyamet) zelzelesi
      1511
      Şahkulu Baba Tekeli isyanı, Şehzade Selim Hareketi
      1512
      II. Bayezid'in tahttan çekilişi, I. Selim'in cülusu
      1512
      Anadolu Türk edebiyatında ilk Şehrengiz örneğini yazan Mesihi'nin ölümü; Selim döneminden I. Ahmed dönemine kadar olan dönemi ihtiva eden devre.
      1514
      Çaldıran Zaferi, Tebriz'e giriş
      1514
      Şahkulu'nun Yavuz Sultan Selim'in Tebriz'i işgaliyle Amasya'ya sürgün gönderilişi
      1516
      Mısır Seferi ve Mercidabık Zaferi
      1517
      Ridaniye Zaferi ve Kahire'ye giriş
      1517
      Haremeyn'in himaye altına alınması
      1517
      Haliç'te tersane yapımının tamamlanması
      1517
      Piri Reis'in Mısır'da Sultan Selim'e ilk dünya haritasını sunması
      1519
      Celali isyanı
      1519
      Cezayir'in iltihakı
      1520
      I. Selim'in vefatı, I. Süleyman'ın cülusu
      1520
      Şeyh Hamdullah'ın İstanbul'da vefatı; Şahkulu'nun İstabul'a gelip Ehl-i Hiref teşkilatına girişi; Hattat Şeyh Hamdullah'ın vefatı
      1520-1550
      Şahkulu'nun nakkaşhanede faaliyet göstermesi
      1521
      Belgrad'ın fethi
      1521
      Piri Reis'in Kitab-ı Bahriye adındaki eserini hazırlaması
      1522
      Kanuni Sultan Süleyman'ın validesi, Yavuz Sultan Selim'in eşi Ayşe Hafsa Sultan tarafından Manisa'da bimaristan inşa edilmesi
      1522
      Rodos adasının ilhakı
      1524
      Mısır'da Hain Ahmed Paşa isyanı
      1524
      Ahi Çelebi, Ahmed (Mehmed) Çelebi B. Kemal el-Tebrizi'nin ölümü
      1525
      Yeniçeri isyanı
      1525
      İlk Fransız elçisi İstanbul'da
      1525
      Şeyhülislam Zembili Ali Efendi'nin ölümü
      1525
      Mirim Çelebi, Mahmud B. Muhammed B. Muhammed B. Musa Kadızade'nin ölümü
      1526
      Mohaç Zaferi
      1526
      Ahmed Karahisari'nin İstanbul'da vefatı
      1527

      Bosna'nın fethi'nin tamamlanması
      1528
      Piri Reis'in Kanuni Sultan Süleyman'a ikinci dünya haritasını takdim etmesi
      1528
      Nizameddin Abdülali B. Muhammed B. Hüseyin el-Bircendi'nin ölümü
      1529
      Viyana kuşatması, Budin'in istirdadı, Barbaros'un Marsilya'ya çıkması
      1530-1540
      Divan-ı Selimi'nin yazılması
      1530-1560
      Nasuh'un tarihçi, hattat ve ressam olarak faaliyet göstermesi
      1530-1588
      Sinan'ın imparatorluğun baş mimarı olarak faaliyet göstermesi
      1532
      Alaman Seferi
      1533-1534
      Barbaros'un Osmanlı hizmetine girişi ve Cezayir beylerbeyliğine tayini
      1534
      Irakeyn seferinin açılışı, Tebriz'e ikinci defa giriş ve Bağdat'ın alınışı
      1534
      Şeyhülislam İbn-i Kemal'in ölümü
      1536
      Fransızlara kendi bayrakları ile Osmanlı limanlarında ticaret hakkı veren ahidname verilmesi
      1536
      Veziriazam İbrahim Paşa'nın idamı
      1537
      Körsof - Avlonya seferi
      1538
      Preveze Zaferi
      1538
      Hadım Süleyman Paşa'nın Hint Seferi
      1540
      Venedik ahidnamesindeki Karadeniz'de ticaret imtiyazının kaldırılması
      1540-1560
      Kara Memi'nin nakkaşhanede faaliyet göstermesi
      1541
      Budin'in kati olarak ilhakı ve beylerbeyiği olması
      1543
      Estergon'un ve İstolni Belgrad'ın fethi
      1543
      Batı musikisiyle ilk resmi temas (I. François'nın Kanuni'ye gönderdiği saray orkestrası)
      1547
      Osmanlı-Habsburg Sulhü
      1547
      Avusturyalılar'a Osmanlı topraklarında emn ü aman üzere ticaret yapma hakkının tanınması
      1547
      San'a'nın fethi
      1548
      İkinci İran seferi
      1550
      Süleymaniye Külliyesi'nin inşaası
      1551
      Trablusgarb'ın fethi
      1552
      Piri Reis'in Portekizlilere karşı seferi
      1553
      Piri Reis'in ölümü
      1553-1554
      Turgud Reis'in Akdeniz seferi
      1553-1554
      Nahcıvan Seferi
      1555
      İlk Osmanlı-İran antlaşması : Amasya Müsalahası
      1556
      Şankulu'nun vefatı; Kara Memi'nin saray nakkaşhanesine Sernakkaş oluşu; Hattat Ahmed Karahisari'nin vefatı
      1557
      Dokuzuncu Akdeniz seferi, Fas'ın fethi
      1557
      Süleymaniye külliyesinin açılışı
      1558
      Şakayık-ı Nu'maniye telifi
      1558
      Arifi'nin Süleyman-name'sinin tamamlanması
      1559
      Şehzade Bayezid ile Selim'in Konya Savaşı ve Bayezid'in yenilerek İran'a sığınması
      1560
      Cerbe'nin alınışı
      1560-1600
      Osman'ın Nakkaşhanede faaliyet göstermesi
      1561
      Taşköprüzade'nin ölümü
      1562
      Osmanlı-Habsburg Sulhü
      1563
      Seydi Ali Reis, Ali B. Hüseyin el-Katibi'nin ölümü
      1565
      Başarısız Malta kuşatması
      1565
      100 dirhem gümüşten 450 akçe kesilmesi
      1566
      Kanuni Sultan Süleyman'ın son seferi : Sigetvar ve Sultanın vefatı, II. Selim'in cülusu
      1567
      Yemen isyanı
      1568
      Davud el-Antaki'nin Tezkire adlı eserini telif etmesi
      1569
      Astarhan seferi
      1569
      Kaptan Kurdıoğlu Hızır Beyin Sumatra seferi
      1569-1595
      Lokman'ın şehnameci olarak vazife görmesi
      1571
      Kıbrıs fethinin ikmali
      1571
      İnebahtı hezimeti
      1571
      Mustafa B. Ali el-Muvakkit'in ölümü; Takiyyüddin'in müneccimbaşılığa tayin edilmesi
      1574
      Buğday Zaferi
      1574
      Tunus'un fethi
      1574
      Selimiye'nin açılışı
      1574
      II. Selim'in vefatı ve III. Murad'ın cülusu
      1575
      Münşeat'üs-Selatın'in III. Murad'a takdimi
      1575
      Edirne'de Sinan eliyle II. Selim için Selimiye Camii'nin inşası
      1577
      Takiyüddin'in gözlemlerine 1577'de de kısmen tamamlanan Daru'r-Rasadü'l-Cedid'de (İstanbul Rasathanesi) devam etmesi
      1578
      Osmanlı-İran Savaşı'nın başlaması
      1578
      Fas'ta el-Kasrü'l-kebir Zaferi
      1578
      Kafkaslarda hareket
      1580
      İlk İngiliz ahidnamesinin verilişi
      22 Ocak 1580
      İstanbul Rasadhanesi'nin yıktırılması
      1583
      Meşale Zaferi
      18 Kasım 1583
      Cizvitlerin Galata'daki Saint Benoit Kilisesi'ne yerleşerek burada St. Benoit mektebini açmaları
      1584-1588
      Lokman'ın iki ciltlik Hüner-name'sinin tamamlanması
      1585
      Tebriz'in alınışı
      1585
      Takiyüddin el-Rasıd'ın ölümü
      1586
      İlk Sikke tashihi
      1587
      Gürcistan harekatı
      1588
      Gence seferi
      1588
      Resm-i tashih-i sikke konulması
      1588-1606
      Bosnalı Mehmed'in saraydaki kuyumcuların (zergeran bölüğünün) başı olarak vazife görmesi
      1589
      İkinci sikke tashihi
      1590
      Osmanlı-İran Antlaşması
      1590
      Yeniçerilerin et ihtiyaçlarını karşılamak üzere gümrük resmine "zarar-ı kassabiye" adıyla %1 oranında ilave yapılması
      1593
      Osmanlı-Habsburg Savaşları
      1595
      Estergon'un düşüşü
      1595
      III.Murad'ın vefatı, III. Mehmed'in cülusu
      1596
      Eğri Kalesi'nin alınışı ve Haçova Zaferi
      1598-1663
      Davud ve Mehmed Ağalar tarafından İstanbul'da valide sultanlar için Yeni Camii'nin inşası
      1599
      Osmanlı sarayında ilk Batı müziği aleti (Elizabeth I.'in IV. Mehmed'e gönderdiği org); Davud el-Antaki'nin ölümü
      Osmanlı Kronolojisi 2
      ________________________________________
      1600
      Sikke tashihi
      1601
      Kanije Zaferi
      1601
      İngiliz tüccarının ödeyeceği gümrük resminin %3'e indirileceğinin ahidnameye derci
      1603
      Osmanı-İran Savaşı'nın başlaması
      1603
      III. Mehmed'in vefatı, I. Ahmed'in cülusu
      1603-1703
      I. Ahmed döneminden III. Ahmed dönemine kadar olan dönemi ihtiva eden devre
      1607
      Asi Canbolatoğlu ve Maanoğlu'nun Oruç ovasında bozguna uğratılması
      1609-1610
      Celali tenkili için Kuyucu Murad Paşa Anadolu'da
      1612
      Osmanlı-İran Antlaşması
      1612
      Hollandalılara ahidname verilmesi
      1613
      Ömer B. Ahmed el-Ma'I el-Çulli'nin ölümü
      1614
      Ali B. Veli B. Hamza el-Mağribi'nin ölümü
      1615
      İran Savaşı'nın yeniden başlaması
      1615
      Revan Seferi
      1617
      I. Mustafa'nın cülusu
      1617
      İstanbul'da Mehmed Ağa tarafından Sultan Ahmed Camii'nin inşası
      1618
      I. Mustafa'nın hal'I ve II. Osman'ın cülusu
      1618
      Sikke tashihi
      1621
      II. Osman'ın Lehistan seferine çıkışı (Hotin seferi)
      1622
      II. Osman'ın katli ve I. Mustafa'nın yeniden tahta çıkışı
      1623
      I. Mustafa'nın tahttan indirilip IV. Murad'ın cülusu
      1624
      Sikke tashihi
      1629
      Cizvitler tarafından, 1629'da İstanbul'da "Saint Georges" Fransız okulu ile yine "St. Louis Dil Oğlanlar Mektebi"nin kurulması
      1634
      İlk Şeyhülislam katli (Ahizade Hüseyin Efendi)
      1635
      IV. Murad'ın Revan seferine çıkışı
      1638
      Bağdat Seferi ve Bağdat'ın alınışı
      1638
      Hekimbaşı Emir Çelebi'nin ölümü
      1639
      Osmanlı-İran sulhü : Kasrışirin Antlaşması
      1640
      IV. Murad'ın ölümü, İbrahim'in tahta çıkışı, sikke tashihi
      1642
      Hafız Osman'ın İstanbul'da doğuşu
      1642-1698
      Hattat Hafız Osman
      1645
      Girit seferinin açılışı, Hanya'nın alınışı
      1648
      İbrahim'in hal'ı, IV. Mehmed'in cülusu
      1648
      Kandiye kuşatması
      1650
      Osmanlı musikisi eserlerinin ilk notalı tesbiti (Ali Ufki'nin eseri)
      1656
      Çanakkale Boğazı'nın Venedik ablukası altına alınması
      1656
      Çınar Vak'ası
      1656
      Köprülüler devrinin başlaması
      1658
      Katip Çelebi'nin ölümü
      1660
      Varad Kalesi'nin alınışı
      1663
      Uyvar seferi, Uyvar'ın fethi
      1664
      St. Gotthard bozgunu ve Vasvar Antlaşması
      1666
      Türk Divan edebiyatında sebk-ı Hindi'nin öncülerinden Naili'nin ölümü
      1669
      Kandiye'nin alınışı, Girit'in tamamıyla Osmanlı hakimiyetine girişi
      1670
      Hekimbaşı Salih B. Nasrullah B. Sellüm'ün ölümü
      1672
      Lehistan seferi, Kamaniçe'nin alınışı
      1672
      Bucaş Antlaşması
      1673
      Fransız tüccarının ödediği gümrük resminin %3'e indirilmesi
      1676
      Osmanlı-Lehistan sulhü : Zorawna Antlaşması
      1678
      Ukrayna'da Çehrin seferi
      1678
      Hafız Osman'ın kendi üslubunu gerçekleştirmesi
      1680
      Mehter etkisinde ilk Batı müziği eseri (N. A. Strungk'un Esther operası)
      1680
      Mehter etkisinde ilk Batı müziği eseri (N. A. Strungk'un Esther operası)
      1682
      Osmanlı-Rus Antlaşması
      1682
      Seyahatname'nin yazarı Evliya Çelebi'nin ölümü
      1683
      II. Viyana kuşatması ve büyük bozgun
      1683
      Ebu Abdullah Muhammed b. Süleyman el-Fasi b. Tahir; el-Rıdvani'nin ölümü
      1685
      Uyvar'ın elden çıkışı
      1685
      Saraydaki altın ve gümüşten sikke basımı
      1686
      Budin'in düşüşü
      1687
      IV. Mehmed'in tahttan indirilmesi, II. Süleyman'ın cülusu
      1687
      Eğri kalesinin düşüşü
      1687
      Bir akçe itibarı değerli "mankur" un piyasaya çıkarılması
      1688
      Belgrad'ın elden çıkışı
      1690
      Kanije kalesinin düşüşü
      1690
      Belgrad'ın geri alınışı
      1690
      Fransızların Mısır'da ödediği gümrük resminin %3 olarak tesbiti
      1691
      Ebu Bekr Behram b. Abdullah el-Dımaski'nin ölümü
      1691
      II. Ahmed'in tahta çıkışı
      1691
      Salankamen bozgunu
      1691
      Enflasyonu körüklediği için mankur darbının yasaklanması
      1695
      II. Ahmed'in ölümü
      1695
      II. Mustafa'nın cülusu, Malikane sisteminin uygulanmaya başlanması
      1697
      Zenta bozgunu
      1698
      Şehremini Baruthanesi yangını
      1698
      Hafız Osman'ın İstanbul'da vefatı
      1699
      Karlofça Antlaşmasının imzalanması

      1700
      Ruslar'la İstanbul Antlaşması'nın imzalanması
      1702
      İskender Çelebi Bahçesi'ndeki (bugünkü Ataköy) yeni baruthanenin faaliyete geçmesi
      1702
      Müneccimbaşı Ahmed Dede b. Lütfullah'ın ölümü
      1702
      İstanbul çuka imalathanesinin faaliyetinin durdurulması
      1703
      Edirne Vak'ası
      1703
      III. Ahmed'in tahta çıkışı
      1703
      "Tuğralı" altın paranın piyasaya çıkarılması
      1708
      İstanbul'da Selanikli ustaların çalıştığı çuka imalathanesinin kurulması
      1709
      Tersane içinde bir "lengerhane" yapımı
      1711
      Prut Zaferi ve Barışı
      1711
      Rıdvan b. Abdullah el-Razzaz el-Feleke'nin ölümü
      1713
      "Zincir" altının çıkarılması
      1715
      Venedik'e savaş açılması ve Mora Seferi
      1716
      Osmanlı-Avusturya Savaşı, Varadin bozgunu, Temaşvar'ın elden çıkışı
      1716
      "Fındık" altınının piyasaya çıkarılması
      1718
      Pasarofça Antlaşması
      1718
      Valilerin sefer masraflarını karşılamak üzere "imdadiyye-i seferiyye" toplamalarının kabulü
      1718-1730
      İlk bestekarlar antolojisi (Şeyhülislam Es'ad Efendi'nin Nevşehirli İbrahim Paşa'ya sunduğu Atrabu'l Asar'ı)
      1720
      İstanbul'da devlet tarafından bir ipekli imalathanesinin kurulması
      1720
      Batıya hediye gönderilen ilk mehter takımı (III. Ahmed tarafından Lehistan'a)
      1720
      III. Ahmed için tasvirleri Levni tarafından yapılan Surname-i Vehbi
      1721
      Çelebi Mehmed Efendi'nin sefaret vazifesiyle Fransa'ya gidişi
      1723
      İran seferinin üç cepheli olarak açılışı
      1724-1725
      Azerbaycan harekatı, Tebriz ve Cence'nin alınışı
      1726
      İbrahim Müteferikka tarafından ilk Türk matbaasının kuruluşu
      1727-1839
      Türk matbaasının kuruluşu ve yeni unsurlar devresi
      1729
      "Zer-i mahbub" adıyla yeni bir altının piyasaya sürülmesi
      1729
      Cevheri'nin Lügat-ı Sıhah'ının Vankulu tarafından yapılan tercümesinin matbaada basılan ilk kitap olması
      1730
      Yanyalı Mehmed Esad b. Ali b. Osman'ın ölümü
      1730
      Patrona Halil isyanı, III. Ahmed'in hal'i, I. Mahmud'un cülusu
      1732
      Osmanlı-İran barışı
      1733
      İran Savaşı'nın hızlanması, Nadir Şah'ın başarıları
      1733
      Kefe Mukataası'nın İstanbul Mukataası Kalemi ile birleştirilmesi
      1735
      Bonneval Ahmed Paşa (Comte de Bonneval) nezaretinde Humbaracı Ocağı'nın kurulması
      1736
      Osmanlı-Avusturya-Rus Savaşları
      1736
      Abdullah b. Ebi Bekr b. Süleyman el-Maraşi'nin ölümü
      1739
      Belgrad Antlaşması
      1739
      Rus tüccarlarına Karadeniz hariç olmak üzere, Osmanlı suları ve topraklarında ticaret hakkı tanınması
      1742
      Ömer Şifai'nin ölümü
      1743
      Osmanlı-İran Savaşı'nın yeniden hızlanması
      1745
      Matbaanın kurucusu İbrahim Müteferrika'nın ölümü
      1746
      Osmanlı-İran barışı
      1747
      Humbaracıbaşı Bonneval Ahmed Paşa'nın ölümü
      1748
      Avlonya ve Eğriboz mukataalarının Bursa Mukataası Kalemi'ne katılması
      1748-1755
      İstanbul'da I. Mahmud ve III. Osman tarafından Nuruosmaniye Camii'nin inşa ettirilmesi
      1751
      Osmanlı musikisi üzerine Batıda yazılan ilk eser (Charles Fonton'un Essai…'si)
      1754
      I. Mahmud'un ölümü, III. Osman'ın cülusu
      1757
      III. Osman'ın ölümü, III. Mustafa'nın cülusu
      1757-1758
      Haremeyn mukataalarının satış ve iltizam işlerinin defterdar tarafından yürütülmeye başlanması
      1758
      Mustafa Rakım'ın Ünye'de doğuşu
      1760 (1173)
      Abbas Vesim Efendi b. Abdurrahman b. Abdullah'ın ölümü
      1766
      Haremeyn mukataalarının darphanece idare olunmaya başlanması
      1768
      Osmanlı-Rus Savaşı'nın başlaması
      1770
      Rus filosunun İngilizler'in yardımıyla Akdeniz'e girmesi
      1770-1776
      Fransız Subayı Baron de Tatt'un İstanbul'da bulunması
      1771
      Kırım'ın işgali
      1772
      Tersane yakınlarında Topçu Mektebi'nin kurulması
      1773
      Mühendishane-i Bahri-i Hümayun'un kuruluşu
      1773-1774
      Darphanenin Hazine-i Amire'nin yedeği vazifesini görmeye başlaması
      1774
      Avrupa tarzında teşkil edilmiş olan Sürat Topçuları Ocağı'nın kurulması; Bedreddin Hasan b. Burhaneddin İbrahim el-Ceberti'nin ölümü
      1774
      Sür'at Topçuları Ocağı'nın kurulması
      21 Temmuz 1774
      Küçük Kaynarca Antlaşması ve Ruslar'a Karadeniz'de seyrüsefer hakkı tanınması
      29 Nisan 1775
      Tersane ambarlarında bir odada "Hendese Odası" nın kurulması
      1776
      Mühendishane-i Bahri-i Hümayun'un açılışı; Boğdan Prensi Alexandır İspilanti Bey'in Bükreş ve Yaş'ta Rum Ortodoks cemaatinde yeni tarz eğitimin ilk adımları atması; Hendese odasına nizam verilmesi
      10 Mart 1779
      Aynalıkavak Tenkihnamesi
      1780
      Mehmed Esad Yesari'nin ta'lik hattında Osmanlı üslubunu buluşu
      1781
      Hendese odasının Mühandishane olarak isimlendirilmesi
      1783
      Rusya'nın Kırım'ı ilhakı
      1784
      Avusturyalılar'a Karadeniz'de seyrüsefer hakkı verilmesi
      1784
      Fransız Lafitte-Clave ve Monnier'in Tersane'deki mühendishanede istihkam dersleri vermeleri
      8 Ocak 1784
      Osmanlı Devleti'nin Rusya'nın Kırım'ı ilhakını bir "sened" ile resmen tanıması
      1787-1788
      İstanbul'da bulunan Fransız uzmanların ve subayların tamamen ülkelerine dönmeleri
      17 Ağustos 1787
      Osmanlı-Rus Savaşı'nın ilanı
      9 Şubat 1788
      Rusya'nın müttefiki sıfatıyla Avusturya'nın da savaşa girmesi
      1789
      Kıymetli maden işlenmesinin yasaklanması ve neticesiz dış istikraz teşebbüsü
      Ocak 1789
      Özi Kalesi'nin Ruslar tarafından zaptı
      7 Mayıs 1789
      I. Abdülhamid'in ölümü ve III. Selim'in tahta çıkması
      11 Temmuz 1789
      Osmanlı-İsveç ittifakı
      1790
      İlk resmi Ermeni mektebinin Kumkapı'da açılması; Gelenbevi, İsmail b. Mustafa b. Mahmud'un ölümü
      31 Ocak 1790
      Osmanlı-Prusya ittifakı
      27 Temmuz 1790
      Avusturya'nın Prusya tarafından barışa zorlanması. Reichenbach Konvansiyonu
      18 Eylül 1790
      Yergöğü Mütarekesi
      Ekim - Kasım 1790
      Kili ve İsmail kalelerinin Rusya tarafından zaptı
      1791-1799
      Mevlevi ayininde piyano (!) (Galata Mevlevihanesi, Şeyh Galib/III. Selim zamanı)
      4 Ağustos 1791
      Avusturya ve Osmanlı Devleti arasındaki son savaşın bitirilmesi. Ziştovi Antlaşması
      11 Ağustos 1791
      Rus Savaşı'nın sonu. Kalas Mütarekesi
      1792
      Nizam-ı Cedid hareketinin başlaması
      1792
      III. Selim devrinde 100'lük guruş basılması
      10 Ocak 1792
      Kırım'ın Rusya'ya bırakılması
      10 Ocak 1792
      Yaş Antlaşması
      1793
      Daimi elçiliklerin ıslahı ve Londra, Paris ve Viyana'da daimi elçilik ihdası
      1793
      Nizam-ı Cedid Ordusu'nun Kuruluşu
      1793
      Hasköy'de Humbaracı ve Lağımcı Ocağı kışlasında Mühendishane-i Cedide'nin açılması; Fazıl Hüseyin'in III. Selim'in sarayında hazırladığı Huban-name ve Zenannamesi'nin resimli bir nüshası
      1793
      Zahire Nezareti'nin kurulması
      1793-1794
      Baruthane-i Amire'de İngiliz perdahı barut imaline başlanması
      1794
      Halkalı'da yapılan Azadlu Baruthanesi'nin faaliyete geçmesi
      1795
      Lehistan'ın Avrupa haritasından silinmesi
      1795
      Mühendishane-i Berr-i Hümayun'un açılışı; Kara Mühendishanesi binasının inşası; Osmanlı sarayında ilk yabancı bando (Napolyon'un III. Selim'e gönderdiği)
      1795
      Zahire Hazinesi'nin kurulması
      1797
      Mühendishane'de açılan Matbaanın faaliyete geçmesi
      1797
      Paris, Viyana ve Berlin'de daimi elçilikler ihdası
      1797
      Pazvandoğlu isyanı
      1797
      Rumeli'de dağlı eşkiya hareketleri ve isyanları
      17 Eylül 1797
      Venedik Devleti'nin ortadan kaldırılması
      1798
      Mehmed Es'ad Yesari'nin İstanbul'da vefatı
      3 Ocak 1798
      Fransa'ya karşı Osmanlı-Rus ittifakı
      1 Temmuz 1798
      Fransa'nın Mısır'a saldırması
      3 Eylül 1798
      Fransa'ya savaş ilanı
      1799
      Neticesiz dış istikraz teşebbüsü
      5 Ocak 1799
      Fransa'ya karşı İngiltere ile ittifak
      Şubat 1799
      Napolyon'un El-Ariş ve Gazze'yi ele geçirmesi
      Mayıs 1799
      Napolyon'un Akka'da Cezzar Ahmed Paşa tarafından mağlup edilmesi
      Ağustos 1799
      Napolyon'un Fransa'ya dönmesi, Mısır'ın işgalinin devamı
      Osmanlı Kronolojisi 3
      ________________________________________
      1800
      Takvimlerin Jacques Cassini Zicine göre hazırlanmaya başlaması
      Mart 1800
      Rus ve Osmanlı kuvvetlerinin Yedi Ada Cumhuriyeti'ni kurmaları
      1801
      Kara Mühendishanesi hocalığına Hüseyin Rıfkı Tamani'nin getirilmesi; Gevrekzade Hafız Hasan Efendi'nin ölümü
      Ağustos 1801
      Mısır'ın tahliyesine dair mütareke
      1802
      Fransız ve İngiliz gemilerinin kendi bayrakları altında Karadeniz'e çıkmalarına müsaade edilmesi
      1802
      Avrupa ile ticaret yapan Osmanlı gayri müslim tüccarına Avrupa devletleri tüccarı statüsünün tanınmasıyla "Avrupa tüccarı" denilen sınıfın ortaya çıkması
      25 Haziran 1802
      Paris Antlaşması. Fransa ile barış
      1803
      "Ayvalık İkonomos Akademisi'nin kurulması; "Kuruçeşme Rum Mektebi (Helleno Philosophical School)"nin kurulması
      Şubat 1804
      Sırp isyanlarının başlaması
      1805
      Avrupa tarzında ilk hastane'nin Kasımpaşa'daki Tersane-I Amire'de açılması
      1805
      Osmanlı Devleti'nin Napolyon'un "İmparator" unvanını tanıması
      1805
      Tersane Hazinesi'nin kurulması
      1805
      Beykoz Çuka ve Kağıt Fabrikası'nın faaliyete geçmesi
      Temmuz 1805
      Mehmed Ali Paşa'nın Mısır'a vali olarak tayini
      1806
      Nizam-ı Cedid'in başarısızlığı ve gerilemesi. İkinci Edirne Vak'ası
      1806
      Osmanlı-Rus Savaşı
      1806
      III. Selim'in Mühendishan-i Berri-i Hümayun kanunnamesi
      Ocak 1806
      Tersane Tıbbiyesi'nin kurulması
      Ekim 1806
      Memleketeyn 'in Rusya tarafından işgal edilmesi
      1807
      Vehhabi isyanının had safhaya varması. Haccın engellenmesi
      20 Şubat 1807
      İngiltere'nin Rusya'nın yanında Osmanlı savaşına iştiraki ve İngiliz filosunun İstanbul önlerine gelmesi
      Mart - Eylül 1807
      İngiliz filosunun İskenderiye'ye saldırması ve Mehmed Ali tarafından mağlup edilmesi
      25 Mayıs 1807
      Nizam-ı Cedid'e karşı ayaklanma
      29 Mayıs 1807
      III. Selim'in tahttan indirilmesi ve Nizam-ı Cedid'in ilgası
      29 Mayıs 1807 - 28 Temmuz 1808
      IV. Mustafa devri. Siyasi istikrarsızlıklar ve darbeler
      1808
      Mustafa Rakım'ın celi sülüs ve tuğra'ya yeni üslubunu getirişi
      28 Temmuz 1808
      Alemdar Mustafa Paşa'nın müdahalesi, IV. Mustafa'nın tahttan indirilmesi, III. Selim'in katli, II. Mahmud'un tahta çıkması
      28 Temmuz 1808 - 16 Kasım 1808
      Alemdar'ın kısa süren sadareti
      29 Eylül 1808
      Sened-i İttifak : Devletin ayanlarla uzlaşması
      15-16 Kasım 1808
      Yeniçeri Ayaklanması : Alemdarın Sonu
      5 Ocak 1809
      İngiltere ile süren savaşın sonu : Kal'a-i Sultaniyye Antlaşması
      1810
      II. Mahmud devrinde beşlik "cihadiyye"lerin basılması
      1810
      İzmir Jimnasium'unun kurulması; Yesarizade Mustafa İzzet'in ta'lik'e son şeklini verişi
      1812
      Vehhabi ayaklanmasının Mehmed Ali Paşa tarafından bastırılması
      1812
      Fransız postalarının ilk kuruluşu
      28 Mayıs 1812
      Rus Savaşı'nın sonu : Bükreş Antlaşması, Sırbistan'a özerklik verilmesi
      1816
      Miloş Obronoviç'in "başknez" olarak tanınması ve Sırbistan'ın özerliğinin temini
      1817
      Hüseyin Rıfkı Tamani'nin ölümü
      Şubat - Mart 1821
      Eflak ve Mora'da Rum isyanlarının başlaması
      1823
      Avrupa ile ticaretin Türk gemileriyle yapılmasına teşebbüs edilmesi
      1824
      Rum ayaklanmasını bastırmak üzere Mısır kuvvetlerinin çağrılması
      1824
      Fatih Külliyesindeki Darü'ş-Şifa'nın yıkılması; Sultan II. Mahmud'un Talim-i sıbyan adı ile ferman yayınlaması; St. Pierre mektebinin kurulması
      1826
      İhtisab müessesesinin düzenlenmesi
      1826
      Şinasi'nin doğumu; Mustafa Rakım'ın İstanbul'da vefatı; Ermeni ustalara Nakkaşlık hakkının verilmesi
      14 Haziran 1826
      Yeniçeri Ocağı'nın ortadan kaldırılması, Asakir-i Mansure-i Muhammediyye'nin kurulması
      7 Ekim 1826
      Rusya ile Akkerman Antlaşması'nın akdi
      1827
      Osmanlılar'ın İngiliz yapısı ilk buharlı gemiye sahip olmaları
      1827
      Tıphane-i Amire'nin kurulması; İlk "Marş-ı Sultani" bestesi (G. Donizetti, II. Mahmud'a)
      1827
      Mukataa Hazinesi'nin Hazine-i Amire'den ayrılması
      4 Nisan 1827
      İngiltere ile Rusya arasında Yunanistan'ın bağımsızlığına dair Petersburg Protokolü
      Temmuz 1827
      Mısır kuvvetlerinin Rum isyanını bastırmaları, Atina'nın teslimi
      20 Kasım 1827
      Navarin saldırısı : Osmanlı-Mısır donanmasının yakılması
      26 Nisan 1828
      Rusya'nın savaş ilan etmesi
      1829
      Ziya Paşa'nın doğumu; Mahmud Celaleddin'in İstanbul'da vefatı; Şevki Efendi'nin İstanbul'da doğuşu
      1829
      Deli Teşkilatının kaldırılması
      14 Eylül 1829
      Edirne Barışı : Yunanistan'ın bağımsızlığı
      1830
      Mühendishane-i Bahri'nin Heybeliada'daki kışlaya taşınması; İshak Efendi'nin Mühendishane başhocalığına getirilmesi; Avrupa'ya talebe gönderilmeye başlanması
      1830
      Tiftik keçisinin Güney Afrika'da yetiştirilmeye başlanması
      1830
      Katolik ermeni cemaatinin ve kilisesinin resmen tanınması
      1830-1831
      Nüfus sayımları
      5 Temmuz 1830
      Fransızlar'ın Cezayir'e saldırmaları ve ele geçirmeleri
      1831
      İlk saray konservatuarı (Mızıka-i Hümayun ve Saray Harem Orkestrası)
      1831
      Timarların kaldırılması (müessese sembolik olarak daha uzun süre devam etti)
      1831-1834
      İshak Efendi'nin dört ciltilik Mecmua-i Ulum-ı Riyaziye adlı eserinin basılması
      1 Kasım 1831
      İlk gazete Takvim-i Vekayi'nin neşri
      1832
      Tıphane-i Amire'nin Şehzadebaşı'ndan Cerrahhane'nin bulunduğu binaya nakledilmesi
      1832
      Memuriyette, ilmiyye ve mülkiyyede rütbelerin yatayına eşitlenip derece ve elkabın (titulature) tesbiti
      1832
      Mısır Valisi Mehmed Ali Paşa'nın isyanı
      1832
      İstanbul-İzmit "posta yolu" nun yapımı
      1832
      İngiliz postalarının kuruluşu
      29 Ocak 1832
      Topkapı Sarayı'na bitişik Gülhane bahçesinde mevcut binalarda Cerrahhane-i Amire'nin açılması
      12 Aralık 1832
      Mısır kuvvetlerinin Konya'da Osmanlı ordusunu yenmeleri
      1833
      Feshanenin kuruluşu
      2 Şubat 1833
      Mısır kuvvetlerinin Kütahya'ya kadar ilerlemeleri
      5 Nisan 1833
      Rus kuvvetlerinin yardım amacı ile Beykoz'a asker çıkartmaları ve Rus filosunun İstanbul'a gelmesi
      Mayıs 1833
      Mehmed Ali'nin uzlaşmaya zorlanması : Kütahya Sözleşmesi
      8 Temmuz 1833
      Mehmed Ali Paşaya karşı Osmanlı-Rus ittifakı : Hünkar İskelesi Antlaşması, Boğazlar'ın diğer devletlere kapatılması
      18 Eylül 1833
      Münchengraetz Antlaşması
      1834
      Maçka Kışlası'nda, Mekteb-i Harbiye'nin kurulması
      1834
      Mukataat Hazinesi'nin isminin "Mansure Hazinesi" olarak değiştirilmesi
      1835
      Hazine-i Amire ile darphanenin birleştirilmesi
      1835-1845
      İlk halk konserleri [Tanburi Aleksan Efendi (1815-1864) İstanbul Süleymanpaşa Hanı'ndaki kahvede]
      1836
      Başhoca İshak Efendi'nin ölümü
      1836
      İslimye Çuka Fabrikası'nın devlet tarafından işletilmeye başlanması
      11 Mart 1836
      Umur-ı Hariciye Nezareti'nin kurulması (hatt-ı hümayun tarihi 23 Zilkaade 1251)
      1900
      Hicaz demiryolunun inşasına girişilmesi
      1900
      İstanbul Rıhtımı inşaatının tamamlanması
      31 Ağustos 1900
      Darü'l-Fünun-ı Şahane'nin kurulması
      1901
      Servet-i Fünun dergisinin geçici olarak
      kapatılmasıyla Edebiyat-ı Cedide
      topluluğunun dağılması; Lügat-ı Tıbbiye'nin
      ikinci baskısının yapılması;
      Vidinli Tevfik Paşa'nın ölümü
      1901
      Makedonya'da çete faaliyetlerinin
      artması, büyük devletlerin müdahaleleri
      1901-1908
      Hicaz demiryolu hattının yapımı
      1902
      Yemen isyanlarının tekrar başlaması
      1902
      Hereke Fabrikası'na çuka ve şayak
      tezgahlarının eklenmesi
      23 Kasım 1902
      Makedonya'da Bulgar İhtilal Cemiyeti'nin faaliyeti
      23 Kasım 1902
      Cum'a-ı Bala ayaklanması
      23 Kasım 1902
      Makedonya'ya özel ıslahat planı hazırlanması
      8 Aralık 1902
      Hüseyin Hilmi Paşa'nın geniş
      yetkilerle "umumi müfettiş" olarak Makedonya'ya tayini
      1903
      İdadilerin altı yıla çıkarılması
      2-3
      Ağustos
      1903İlinden (Aya ilya yortusu günü) isyanı
      27 Şubat 1909
      Usul-i Muhasebe-ı Umumiyye
      Kanunu'nun kabul edilmesi
      13 Nisan 1909
      31 Mart Olayı
      19 Nisan 1909
      Hareket Ordusu'nun Yeşilköy'e varması,
      İstanbul'daki kargaşayason vererek düzeni sağlaması
      27 Nisan 1909
      II. Abdülhamid'in tahttan indirilmesi,
      V. Mehmed Reşad'ın tahta çıkarılması
      21 Ağustos 1909
      Darü'l-Fünun-ı Şahane'nin Vezneciler'deki
      Zeynep Hanım konağına taşınması
      17 Aralık 1909
      Meclisin açılması
      1910
      Arnavutlar'ın ayaklanmaları
      1910
      Dahili gümrüklerin tamamen kaldırılması
      1910
      Vilayet merkezlerindeki bir kısım idadilerin
      "lise"ye dönüştürülmeye başlanması;
      ilk çalgı metodu (Ali Salahi Bey, Kendikendine
      Ud Öğrenme Usulü, Matbaa-ı Amire).
      1911
      Sultan Reşad'ın Arnavutlar'ı teskin
      için Rumeli seyahatine çıkartılması
      1911
      İtalya'nın Trablusgarp ve Bingazi'ye
      saldırması ve işgali
      1911
      Gayri müslim cemaatlerin birleşerek
      mektepleri konusunda yeni bir düzenleme
      istemeleri; 78 devirli ilk plaklar (Tanburi Cemil, Orfeon Record)
      1911-1912
      Osmanlı İtalyan Savaşı
      1912
      Yeşilköy Hava Uçuş Okulu'nun Açılışı
      1912-1913
      Balkan devletlerinin Osmanlı-İtalyan
      Savaşı'ndan istifade etmek istemeleri : Balkan Savaşı
      18 Ocak 1912
      Meclis-i Meb'usan'ın feshi
      25 Mart 1912
      Türk Ocaklarının kurulması
      18 Nisan 1912
      II. Dönem Meclis-i Meb'usan'ın toplanması
      18 Nisan 1912
      İtalyanlar'ın Rodos, Oniki Ada ve
      Çanakkale Boğazı'na tecavüzleri
      5 Ağustos 1912
      II. Dönem Meclis-i Meb'usan'ın feshi
      22 Temmuz 1912
      Gazi Ahmed Muhtar Paşa hükümeti : Büyük Kabine
      Eylül - Ekim 1912
      I. Balkan Savaşı
      15 Ekim 1912
      Trablus ve Bingazi'nin İtalya'ya terki :
      Ouchy Antlaşması, Rodos ve Oniki Ada'nın İtalya elinde kalması
      29 Ekim 1912
      Kamil Paşa'nın sadareti
      29 Kasım 1912
      Arnavutluk'un istiklalini ilan etmesi
      1913
      Liselerin mevcut idadilerin yerini alması
      23 Ocak 1913
      Babıali Baskını : Mahmud Şevket Paşa'nın sadareti
      13 Mart 1913
      Muvakkat İdare-i Umumiyye-i Vilayet Kanunu
      (kanun meclisten geçmeden yürürlüğe girer)
      30 Mayıs 1913
      I. Balkan Savaşı'nın sona ermesi
      11 Haziran 1913
      Sadrazam Mahmud Şevket Paşa'nın öldürülmesi,
      Said Halim Paşa'nın sadareti
      29 Haziran 1913
      Balkan devletleri arasında savaş :
      Osmanlı mirasının paylaşılmasının kanlı kavgası
      21 Temmuz 1913
      Edirne'nin geri alınması
      29 Ağustos 1913
      Osmanlı-Bulgar barışı : İstanbul Antlaşması
      14 Kasım 1913
      Osmanlı-Yunan barışı : Atina Antlaşması
      14 Aralık 1913
      Osmanlı ordusunun Almanya tarafından ıslahı
      1914
      Ecnebi postalarının hepsinin kapatılması
      1914
      Dış ticarette gümrük resmi oranının %15'e çıkarılması
      1914
      Islah-ı Medaris Nizamnamesi
      1914
      Diş Hekimleri Mezunin ve Talebe Cemiyeti'nin
      kurulması; Türk Bilgi Derneği'nin kurulması;
      Medreset'ül-Hattatin'in kurulması;
      Dar'ül-Hilafeti'l-Aliyye Medreseleri'nin kurulması;
      Medresetü'l-Hattatin'in İstanbul'da açılışı;
      Medresetü'l-Hattatin'in açılışı;
      İlk resmi müzik ve tiyatro okulu (Darü'l-Elhan)
      8 Şubat 1914
      Anadolu'da Ermeni talepleri doğrultusunda
      ıslahatı öngören Osmanlı-Rus Antlaşması ("Muamele")
      14 Mayıs 1914
      III. Dönem Meslis-i Meb'usan
      28 Haziran 1914
      Avusturya-Macaristan veliahdının
      Saraybosna'da öldürülmesi
      28 Temmuz 1914
      Avusturya Macaristan'ın Sırbistan'a savaş ilanı
      1 Ağustos 1914
      Almanya'nın Rusya'ya savaş ilanı
      2 Ağustos 1914
      Meclis-i Meb'usan'ın süresiz tatili
      (IV. Ve son dönem meclis
      12 Ocak 1920'de toplanacak ve
      2 Nisan 1920'de İstanbul'un işgali üzerine
      dağıtılarak mebuslar sürgüne yollanacak)
      2 Ağustos 1914
      Osmanlı Devleti ile Almanya
      arasında ittifak antlaşmasının imzalanması
      4 Ağustos 1914
      Almanya'nın Fransa'ya, İngiltere'nin
      Almanya'ya savaş ilanı : I. Cihan Savaşı'nın başlaması
      10 Ağustos 1914
      Alman savaş gemilerinin (Yavuz ve Midilli)
      Boğazlardan geçmelerine izin verilmesi
      9 Eylül 1914
      1 Ekim tarihinden geçerli olmak
      üzere kapitülasyonların kaldırılması
      12 Eylül 1914
      İnas Darü'l-Fünun'unun kurulması
      29 Eylül 1914
      İslah-ı Medaris Nizamnamesi'nin yayınlanması
      29 Ekim 1914
      Karadeniz'e açılan Osmanlı filosunun
      Rus limanlarını topa tutması
      Kasım - Aralık 1914
      Enver Paşa kumandasındaki Osmanlı
      kuvvetlerinin Sarıkamış felaketi
      3 Kasım 1914
      Rusya'nın Osmanlı Devleti'ne savaş ilanı
      5 Kasım 1914
      İngiltere ve Fransa'nın Osmanlı Devleti'ne savaş ilanı


      Fatih





      < Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi magnum_1453 -- 14 Mayıs 2008; 2:48:54 >
      _____________________________



      Eski nick: magnum_1453

    • Yarbay
      4276 Mesaj
      14 Mayıs 2008 12:56:28

      quote:

      Orjinalden alıntı: magnum_1453


      Alıntıları Göster


      Kardeş siz genede araştırın ama...
      MİSAK-I MİLLİ yani milli sınırlar içerisinde kabul edilen tüm şehirler Türk topraklarıdır..
      Ama HATAY ve onun ilçesi İskenderun genelde Arapça konuşmaktadır...İki Ülke arasında yani Türkiye ve Suriye arasında bu iki yer devamlı tartışma konusu olmuş ve 1939 da ise bu iki yer anavatanda kalmıştır...
      Hani sizin sorduğunuz soruya göre şu an bırakın eskiden Suriye Toprakları'nde olup da şu an TC toıprağı olan yerleri,Suriye'nin tamamı Türk Egemenliği altındaydı...
      Ama şu an konuyla alakasız ama bilinmesi gereken bir bilgi olarak;
      Misak-ı Milli sınırları içind eolup da şu an TC nin elind eolmayan yerler şu an Irak içinde yer alan Musul,Kerkük ve Süleymaniye gibi yerlerdir...
      Umarım açıklamam sizi şimdilik!!!!!!! etmiştir..
      Bu konunun elbette daha detayları mevcuttur...
      Bu arada pek belirgin olmasada isteğiniz üzerine Osmanlı topraklarını gösteren 1890 tarihli bir harita...
      Resmi kendinize kopyalayıp,büyüteç araçlarıyla kısmende olsa bir şeyler arayabilirsiniz bu haritada...



      teşekkürler



      _____________________________

      Asus N55SF S1194V
      Apple Iphone 6 Silver 64 GB
    • Yarbay
      2416 Mesaj
      14 Mayıs 2008 20:31:35
      quote:

      Orjinalden alıntı: magnum_1453



      Alıntıları Göster


      Çandarlı Halil paşa'dır o...
      Buna bir kaç sebeb gösterilir...
      İlki,Çandarlı Halil Paşa'nın kendisini iki defa saltanattan alıkoyup babası 2.Muratı tekrar tahta teşvik etmesi.Bunun soncunda Fatih Sultan Maehmetin Çandarlıya olan hışmı...
      Diğeri;Istanbulu Fethetmeye kararlı olan Fatihi Sadrazam Çandarlı Paşa'nın engellemesi buna üstlük,Bizanstan Savaşı durdurması için Rüşvet aldığı iddiası...
      Bu ve buna benzer sebebler Çandarlı Halil Paşaya olan güveni iyice sarsmış sonrasında da onun idam edilmesiyle sonuçlanmıştır...
      Kısa haliyle bu..Ama geniş bilgi isterseniz gerek kitaplarda gereksede net üzerinde epey bilgi var...

      Eyvallah Dostum


      _____________________________


      Osmanlı ve Türk Tarihi Kulübü
      Türk Tarihinin En Büyük Kumandanı Fatih Sultan Mehmet Han
    • Yarbay
      2416 Mesaj
      14 Mayıs 2008 22:02:48
      Magnum 1453 kardeş bana birde osmanlı döneminde şeylülislam ve halifeliği anlat farkı ne


      _____________________________


      Osmanlı ve Türk Tarihi Kulübü
      Türk Tarihinin En Büyük Kumandanı Fatih Sultan Mehmet Han
    • Binbaşı
      1938 Mesaj
      14 Mayıs 2008 22:34:28
      EFSANE GEMİ MAHMUDİYE



      Ulusumuzun kaderinin çizildiği tarihi değişim süreçlerinde öne çıkan gemilerin hepsinin ayrı birer hikayesi vardır. Onlar, toplumun özlemlerini, sevincini, öfkesini, duygularını yansıtır, insanlar o gemileri kendilerinden bir parça olarak görür, onlar için şiirler yazar; şarkılar, türküler besteler; efsaneler yaratırlar. MAHMUDİYE Kalyonu, YAVUZ Zırhlımız, HAMİDİYE, NUSRET gemilerinin, BANDIRMA vapurunun yüce milletimizin gönlünde özel bir yer işgal ettiğini hepimiz biliyoruz. Döneminde dünyadaki en büyük harp gemisi olma onurunu yaşayan MAHMUDİYE Kalyonu, 1829 yılında İstanbul Tersanesi'nde bütünüyle Türk mühendis ve işçileri tarafından tasarlanmış ve inşa edilmiştir. Muhteşem topları (128 top), olağanüstü kertede, periler kadar güzel görüntüsü, pruvasındaki görkemli aslanı ile görsellik ile gücü sevimli bir şekilde bir araya getirerek imparatorluğunun kudret ve azametinin bir simgesi olmuş, insanların kalbinde müstesna bir yer işgal etmiştir.

      Bu gemiyi 1828 yılında, genç bir yüzbaşı olarak İstanbul'a geldiğinde gören Müşavir Paşa (Tuğa. Sir Adolphus SLADE)'nın anılarına kısaca göz atalım: "Biraz ileride inşası bitmek üzere olan çok güzel bir gemi vardı. Bu geminin mimarı ve mühendisi Türk ustasıydı. Ben olduğum yerde deniz mimarisinin bu güzel, bu muhteşem örneğini seve seve seyreder ve barbar dediğimiz adamlardan birisi tarafından yapılmış olmasına hayret ederken..."

      İsmini Padişah II. Mahmut'tan alan Kahraman MAHMUDİYE, Kaptan Ateş Ahmet Beyin sevk ve idaresinde katıldığı Kırım Harbi'ndeki destanlaşan performansı ile halkımızın gönlünde taht kurmuş, Gazi sayılmış ve bir efsaneye dönüşmüştür. Bazı hikayelerde MAHMUDİYE'den Veli (ermiş) olarak bahsedilmektedir. Halkımız, MAHMUDİYE'nin ilahi güçler tarafından korunduğuna inanmıştır. Halk arasında yayılan bir söylentiye göre, Kırım Harbi patlak verdiğinde Haliç'te demirli bulunan gemisinin MAHMUDİYE olduğunu vurgulayarak, bir gece geminin subay ve eratı istirahat halindeyken, gaipten gelen bir emirle MAHMUDİYE'nin hareket ederek Sivastopol Limanı'na girdiğini, şaşkına dönen Rusların Sivastopol'ün işgal edilmesine engel olamadıklarını dile getirmişlerdir. MAHMUDİYE'nin Sivastopol önünde kendiliğinden bir sancağa, bir iskeleye dönerek, her iki bordasındaki toplarıyla limanı ateş altına aldığı rivayet edilmektedir.

      Kırım Harbi'nde MAHMUDİYE'ye Barbaros Hayrettin Paşanın Sancağının benzeri toka edilmiştir. Müttefik gemilerinin sancakları Rus gülleleri ile paramparça olmasına rağmen, MAHMUDİYE'nin sancağının hiçbir isabet almaması üzerine, Müttefikler aynı sancaktan birer adet talep etmişlerdir. Kurban Bayramlarında MAHMUDİYE'nin başüstünde kan aktığı yönünde halk arasında yaygın bir kanaat oluşmuştur. Sultan II. Abdülhamit döneminde geminin hizmet dışına çıkarılma kararı alındığında, sökülen tahtalardan kan damladığı halk ve askerler arasında konuşulmaktaydı. MAHMUDİYE'nin yağlı boya, sulu boya ve karakalem resimlerini yapmak Osmanlı-Rus Harbine (1877-78) kadar ülke içindeki en önemli sanat faaliyeti sayılmıştır. Bir deniz ressamı olan Mirliva Nuri Paşa ve Kandiyeli Emin Baba gibi devrinin en ünlü ressamları bu efsane gemiyi resmetmiştir.





      _____________________________

    • Yarbay
      3962 Mesaj
      14 Mayıs 2008 22:58:02
      Yukarıda bir arkadaş vahdettin vatanperverdir diye yazı belirtmiş,ama nutukta bunun tam aksi yazıyor.

      Bunlardan biri yalan değil mi şimdi?Bir insan hem soysuz hem vatansever olabilir mi?




      _____________________________

      HAYAT BİR OYUNSA ŞİMDİ LEVEL ATLAMA ZAMANI
      (zorlandığında hile serbest)
    • Yarbay
      7244 Mesaj
      14 Mayıs 2008 23:01:26

      quote:

      Orjinalden alıntı: heretic1503

      Yukarıda bir arkadaş vahdettin vatanperverdir diye yazı belirtmiş,ama nutukta bunun tam aksi yazıyor.

      Bunlardan biri yalan değil mi şimdi?Bir insan hem soysuz hem vatansever olabilir mi?



      Vahdettin iyi bir padişah değildi belki ama asla hain soysuz olduguna inanmıyorum.Osmanlı padişahlarının hiçbiri soysuz değildir.


      _____________________________

      "No color will ever be brighter for me than black and white." - Alessandro Del Piero
    • Yarbay
      2416 Mesaj
      14 Mayıs 2008 23:03:47
      quote:

      Orjinalden alıntı: bianconera



      Alıntıları Göster


      Vahdettin iyi bir padişah değildi belki ama asla hain soysuz olduguna inanmıyorum.Osmanlı padişahlarının hiçbiri soysuz değildir.

      NOKTAYI KOYMUŞSUN İŞTE.
      Osmanlı padişahlarının hiçbiri soysuz değildir.
      ecdadıma kimse laf söyleyemez


      _____________________________


      Osmanlı ve Türk Tarihi Kulübü
      Türk Tarihinin En Büyük Kumandanı Fatih Sultan Mehmet Han
    • Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
      15 Mayıs 2008 00:58:54


      Osmanlı'nın Kuruluşunu anlatan güzel bir film.İzleminizi tavsiye ederim.


      _____________________________

    • Binbaşı
      1097 Mesaj
      15 Mayıs 2008 16:41:32
      lütfen padişahlara saygılı olalalım tarih çarpıtılmış
      vahdettin hiç de kötü biri değildi vatanın kurtulması için elinden geleni yaptı sonuçta istanbulu bırakıp başka yerlerde halkı örgütlendiremezdi bunun içinde atatürkü görevlendirdi olay bu bence lütfen böyle şeyler söylemeyelim


      _____________________________

      Amd x6 1100T|Gigabyte 990xa ud-3|MSI gtx460 hawk talon attack |Sapphire pure 625w|Corsair vengeance 8gb |2x320 gb sata2 seagate|Asus 19" lcd|



      When The World Is Mine, Your Death Shall Be Quick And Painless!
    • Binbaşı
      1354 Mesaj
      17 Mayıs 2008 02:30:16
      Beni de ekleyin arkadaşlar


      _____________________________

      AOC E2352PHZ, SilverStone Raven RV03, İ7-960&CNPS8700NT,Asus Rampage III gene, 6GB (3x2048MB) T/C Kit PN -OCZ3P1333LVA6GK ,Gigabyte GTX570 SOC, WD6000HLHX, HPC-450watt-H12S, ZM-MFC1 Fan cont, Sony/Nec DVD RW 7170 SATA, Acer AS5920G-602G25MN üzerine T9500_2X2gb Ocz 4-5-5-13_WD Scorpiablack 16Mb 7200rpm 320gb hdd_ 256Mb 8600GT
    • Binbaşı
      1354 Mesaj
      17 Mayıs 2008 02:43:28

      quote:

      Orjinalden alıntı: Jan!ssaRy

      lütfen padişahlara saygılı olalalım tarih çarpıtılmış
      vahdettin hiç de kötü biri değildi vatanın kurtulması için elinden geleni yaptı sonuçta istanbulu bırakıp başka yerlerde halkı örgütlendiremezdi bunun içinde atatürkü görevlendirdi olay bu bence lütfen böyle şeyler söylemeyelim


      Yani bana da bu mantıklı geliyor, sonuçta resmi tarihte rejim değişikliği olduğu için Vaahdettin i kötülemeye mecburdu; iyi biri olduğunu söyleseler kendiyle çelişmiş olurdu. Osman Bey'in soyundan gelmiş birisinin vatan hainliği yapması düşüncesi bana çok ters geliyor. Yani o anki imkan ve şartlar altında Padişah koltuğunda kim otursa pek fazla yapılacak bir şey yok İngiliz işgali altında nasıl karşı çıkabilir ki onların isteklerine. Mecburen onlarla işbirliği yaparmış gibi görünüp Anadolu da isyanı el altından desteklemek tek yapılabilecek şey.


      _____________________________

      AOC E2352PHZ, SilverStone Raven RV03, İ7-960&CNPS8700NT,Asus Rampage III gene, 6GB (3x2048MB) T/C Kit PN -OCZ3P1333LVA6GK ,Gigabyte GTX570 SOC, WD6000HLHX, HPC-450watt-H12S, ZM-MFC1 Fan cont, Sony/Nec DVD RW 7170 SATA, Acer AS5920G-602G25MN üzerine T9500_2X2gb Ocz 4-5-5-13_WD Scorpiablack 16Mb 7200rpm 320gb hdd_ 256Mb 8600GT
    • Çavuş
      94 Mesaj
      17 Mayıs 2008 14:30:34

      quote:

      Orjinalden alıntı: _HURMACI_

      Franz von Alt
      “Serasker Kulesinden Süleymaniye Camii ve Türbesi”
      Tuval üzerine yağlıboya, 76 X 106 cm



      bu resmin daha büyük boyutu varmı acaba ?


      _____________________________

      Post Kasmak Gibi Bir Niyetim Yok
      Boşuna Fake Demeyin!!!
    • Çavuş
      68 Mesaj
      17 Mayıs 2008 19:58:08
      Arkadaşlar herkese merhaba bugünlerde internetim kesik paylaşımlar biraz aksayabilir...
      Bunu belirtir, herkese sevgilerimi yolluyorum...


      _____________________________



      Eski nick: magnum_1453

    • Yüzbaşı
      350 Mesaj
      18 Mayıs 2008 13:19:51
      Bende Klübe Gelmek İstiyorm


      _____________________________

    • Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
      18 Mayıs 2008 21:26:34
      Yenileri ekledim.Hoşgeldiniz...


      _____________________________

    • Er
      3 Mesaj
      18 Mayıs 2008 21:38:08

      quote:

      Orjinalden alıntı: magnum_1453

      ASKERİYLE BİRLİKTE ÇEKİRGE YİYEREK KUTSAL EMANETLERİ KORUDU

      ÖMER FAHREDDİN PAŞA


      Ömer Fahreddin Paşa (Türkkan), (1868, Rusçuk - 1948, İstanbul) Mondros Mütarekesinden sonra teslim olmayıp Medine'yi 72 gün daha savunan Türk kumandanıdır. Medîne müdâfii Türk Kaplanı Çöl Kaplanı, Medine Kahramanı adlarıyla anılır.
      Bulgaristan'da doğdu, 93 Harbinden sonra ailesiyle birlikte İstanbul'a geldi. Harp 0kulunu ve harp akademisini bitirdikten sonra 1891'de kurmay yüzbaşı olarak Osmanlı ordusuna katıldı. Balkan Savaşında Çatalca savunmasında ve Edirne'nin geri alınışında görev aldı.

      I. Dünya Savaşı başladığında 4. Orduya bağlı 12. kolordu komutanı olarak Musul'da bulunuyordu. 1915'te 4. Ordu komutan vekilliğine getirildi. bu bölgede iken hem tehcire tabi tutulan Ermenileri yerleştirme işiyle uğraştı, hem de Urfa, Zeytun, Musadağı ve Haçin Ermeni isyanlarını bastırdı.
      1916'da 4. Ordu komutanı Cemal Paşa tarafından Medine'ye gönderildi. Fahreddin Paşa elindeki kısıtlı imkânlara rağmen aldığı tedbirler sayesinde Medine'yi 2 yıl 7 ay savundu. Herhangi bir yağma ihtimaline karşı tedbir olarak, Medine'deki 30 parça Kutsal Emaneti 2000 askerin koruması altında İstanbul'a gönderdi. Medine'nin etrafı isyancıların eline geçmeye başlayınca İstanbul'daki Hükümet, Medine'nin boşaltılmasını istedi. Fahreddin Paşa 'Peygamberin kabrinin bulunduğu Medine'deki Türk Bayrağını kendi elimle indiremem' diyerek şehirden ayrılmayı kabul etmedi.

      Bir süre sonra Medine'nin etrafı tamamen kuşatıldı. Türk orduları kuzeye doğru geri çekilmeye başladı. Etrafındaki Türk birlikleriyle irtibatı tamamen kesilen Fahreddin Paşa şehri savunmaya devam etti.
      30 Ekim 1918'de Osmanlı Devleti Mondros Mütarekesini imzalayarak I. Dünya Savaşından çekildi. Mütarekenin 16. maddesine göre Fahreddin Paşa'nın teslim olması gerekiyordu. Kendisine Mondros Mütarekesini tebliğ için İstanbul'dan gönderilen yüzbaşıyı hapsettirdi. Medine'ye en yakın Osmanlı birliği 1300 km uzakta olmasına rağmen Mondros Mütarekesinden sonra da teslim olmadı ve şehri savunmaya devam etti. Osmanlı devletinin teslim olmasında sonra 72 gün daha Medine’yi savunmaya devam eden Fahreddin Paşa yiyecek, ilaç ve cephanenin bitmesinden sonra kendi askerleri tarafından etkisiz hale getirildi ve şehir 13 Ocak 1919'da teslim oldu. Böylece Medine'de 400 seneden beri süren Türk hakimiyeti sona erdi.

      İngilizler tarafından Türk Kaplanı ismi verilen Fahreddin Paşa, savaş esiri olarak önce Mısır'a daha sonra da Malta'ya gönderildi. 8 Nisan 1921'de Malta'da kurtulduktan sonra Milli Mücadele’ye katılmak üzere Ankara'ya geldi. 9 Kasım 1921'de TBMM tarafından Kabil Büyükelçiliğine tayin edildi.
      1936'da Tümgeneral rütbesi ile Türk Silahlı Kuvvetlerinden emekliye ayrılan Fahreddin Paşa, 1948'de İstanbul'da vefat etti.


      Fahrettin paşanın romanını okudum mükemmel bir direniş


      _____________________________

      Şampiyon GALATASARAY! Oley!
    • Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
      18 Mayıs 2008 22:47:28

      quote:

      Orjinalden alıntı: zXr



      Alıntıları Göster


      bu resmin daha büyük boyutu varmı acaba ?


      Üzgünüm, varsada ben bilmiyorum görmedim...


      _____________________________


      Gölgeler kadar yumuşak ve hızlı olmalıyız.
    • Binbaşı
      1934 Mesaj
      18 Mayıs 2008 22:51:29
      Son dönemlerde ecdat yadigârı eserlerimiz için başlatılan olumlu çalışmaları sevinçle karşıladım.İnşallah yarım kalmaz.


      _____________________________

      İnsan seveceği kimseyi iyi seçmeli,
      ona göre sevmeli; kim olduğun değil,
      kiminle olduğun önemlidir.
      Madde Bağımlılığına "HAYIR"
    • Binbaşı
      1097 Mesaj
      19 Mayıs 2008 16:43:49

      quote:

      Orjinalden alıntı: Fahreddin

      Son dönemlerde ecdat yadigârı eserlerimiz için başlatılan olumlu çalışmaları sevinçle karşıladım.İnşallah yarım kalmaz.


      tam olarak ananmadım cami ler deki restorasyonları diyorsan evet takdir edilmeli.
      ama süleymaniyeye gidince hayal kırıklığına uradım restorasyon yüzünden hertarafı kapatılmış


      _____________________________

      Amd x6 1100T|Gigabyte 990xa ud-3|MSI gtx460 hawk talon attack |Sapphire pure 625w|Corsair vengeance 8gb |2x320 gb sata2 seagate|Asus 19" lcd|



      When The World Is Mine, Your Death Shall Be Quick And Painless!
    • Yarbay
      3499 Mesaj
      19 Mayıs 2008 17:06:06
      Harika paylaşımlar.

      Birkaç mesaj önce Ömer Fahreddin Paşa'nın fotoğrafını gördüm de. Direnişin, mücadelenin hakkını veren insanların yüzünde hep bu tarz bir asaletin izleri okunuyor.


      _____________________________

    • Yüzbaşı
      448 Mesaj
      20 Mayıs 2008 00:09:34
      yaz hocam beni de


      _____________________________

    • Yarbay
      6637 Mesaj
      20 Mayıs 2008 00:14:48
      OSMANLIDA MAHALLE KÜLTÜRÜ KOMŞULUK



      Günümüzde büyükşehirlerde yaşayan gençler için, mahalle, pek bir şey ifade etmemeye başlamış, bunun yerine semt, site, banliyö, uydu kent gibi tabirler anlamlı hâle gelmiştir. Küçük şehir, kasaba ve köylerde ise, az çok mahallenin ne olduğu hâlâ bilinmektedir. Fakat orta yaş üzerindekiler için mahalle kelimesi, çok şey ifade etmektedir. Bu neslin sıkça kullandığı, mahalle mektebi, ...bekçisi, ...bakkalı, ...imamı, arkadaşı, ...komşusu, ...fakiri–zengini gibi müşahhas ifadeler ile; mahallenin namusu, ...şerefi, ...asayişi, ...huzuru gibi mücerret ifadeler, Osmanlı’nın derin tarihine, zengin kültürüne ve engin medeniyet anlayışına yaslanmaktadır.

      Osmanlı’da mahalle; birbirini tanıyan, birbirlerinin davranışlarından mesul ve birbiriyle dayanışma içindeki kişilerin yaşadığı yerdir. Mahalleler; sınırları genellikle cadde veya sokaklarla belirlenmiş, merkezinde cami veya mescid bulunan yerleşim yerleridir. Genelde cami, şehrin merkezini oluşturan bir veya birkaç mahallede bulunur; diğer mahallelerdeki insanlar da cuma namazı için buraya gelir. Cami çevresinde ayrıca alış–veriş merkezleri bulunur, pazarlar genellikle buralara kurulur. Böylece haftanın bir günü şehirdeki insanlar buralarda toplanır, birbirleriyle görüşür ve haftalık ihtiyaçlarını temin eder. Diğer mahallelerde ise, sadece mescid bulunur ve bunun hemen yanında okul öncesi ve ilköğretim seviyesinde eğitim veren bir muallimhane vardır. Ayrıca buralardaki bakkal, kasap, terzi, ayakkabıcı vs küçük esnafa ait dükkân ve işyerleri, mahallenin günlük ihtiyaçlarına cevap verir.

      Mahalle idarî olarak, Osmanlı’nın en küçük yönetim birimidir. Bilindiği gibi Osmanlı, başlarında valilerin bulunduğu eyaletlerden oluşur. Eyaletler ise, sancaklardan oluşur ve buralar sancakbeyi tarafından yönetilirdi. Sancaklar, kadı tarafından idare edilen kazalara bölünmüştür. Kazalar ise, mahalle ve köylerden oluşur. Bu en küçük yönetim biriminin başı, daha doğrusu temsilcisi –muhtarlık sistemine geçilinceye, yani II. Mahmut dönemine kadar– imamdır. İmam, camideki vazifesinin yanında, mahallenin asayişini sağlamakla ve ihtiyaçlarını karşılamakla görevlidir. Köylerde de, mahallelere benzer bir yönetim tarzı vardır.

      İmam, asayişle ilgili olarak mahallede olup bitenden birinci derecede mesuldür. Burada cereyan eden öldürme, yaralama, hırsızlık gibi inzibatî olayların yanında, zina, fuhuş, taciz, sarkıntılık gibi gayr-i ahlâkîliği de takip edip güvenlik kuvvetlerine bildirir. Mahalleyle ilgili bütün işlerde devletle muhatap olur ve mahalleyi temsil eder. Şehrin idarecisi olan kadı, bağlı olduğu kurumun en üst düzey yetkilisi tarafından atanırken, imam bizzat padişah tarafından bir beratla tayin edilirdi. Bu da onun devlet ve halk nazarında ne derece büyük bir öneme sahip olduğunu gösterir. Padişah tarafından gönderilen emir ve fermanlar, imam tarafından halka duyurulur ve takibi yapılır. Bu şekilde imam; devlete karşı haklar ve ödevler konusunda mahalleliyi temsil ederken, mahallede de padişahı temsil ederdi.

      Osmanlı mahallesi, hem asayiş bakımından, hem de sosyal hayat açısından kolektif bir anlayışa dayanır. Mahalleli, müteselsil (zincirleme) olarak birbirine kefildi. Burada meydana gelen öldürme, yaralama gibi olaylarda, olayın faili bulunamadığı takdirde, bütün mahalleli mesul tutulur ve mağdur tarafa ödenmesi gereken diyet (kan parası) sakinlere paylaştırılır. Hattâ Yavuz Sultan Selim zamanında çıkan kanunnameye göre, meydana gelen hırsızlık olaylarından ve zararın ödettirilmesinden mahalle halkı mesuldür. Mahallede bir asayişsizlik olmaması için herkesin dikkat ve gayret göstermesi temin edilerek oto-kontrol sağlanmıştır. Böylelikle fail–i meçhul olaylarda halkın suçluyu saklamasının ve suçu örtbas etmesinin önüne geçilmiştir.

      Aynı mesuliyet ve oto-kontrol, ahlâkî hususlarda da söz konusudur. Mahallede meydana gelen veya şüphelenilen gayr-i meşru olaylarda imam, suçlu veya zanlıları güvenlik görevlilerine bildirir, mahallelinin bu yoldaki şikâyetlerinden ilgilileri haberdâr ederdi. İmam ve mahalle ileri gelenlerinin, bu tür evlere baskın düzenleme yetkileri vardı. Gayr-i ahlâkî davranışları olduğu bilinen kimseler mahalleli tarafından istenmeyen kişi ilân edilir ve görevlilerce başka yere sürülmesi istenirdi. Ancak imam ve mahalleli, suçlu veya zanlılara bizzat ceza verme yetkisine sahip değildi, sadece onları adalete teslim edebilir veya mahalleden dışlamak suretiyle cezalandırabilirdi.

      Kötülüğü önleme kolektif şuuruyla devlet, başkentten kilometrelerce uzaktaki yerlere kolaylıkla hakim olabiliyordu. Nasıl ki, her sokak süpürüldüğünde bütün şehir temiz olursa; bu uygulama sayesinde de bütün ülkede huzur ve asayiş sürüp gidiyor, suç oranı azalıyordu.

      Hayırlı işlerde mahalleli yine aynı kolektif şuurla hareket ediyordu. Bu tür işler için her mahallede bir “Avarız Vakfı” kurulmuştur. Mahalle sakinlerince oluşturulan yönetim kurulu tarafından idare edilen bu vakıfın gelir kaynağı, yine mahallelinin aynî–nakdî bağış veya hibeleridir. Kira getiren ev, dükkân gibi mallar da buraya vakfedilebilmektedir. Mahallede ihtiyacı olanlara borç veya kredi de verilmesi açısından bu vakıf, bir nevi sosyal yardımlaşma sandığı gibiydi. Avarız vakfının gelirleri; mahalledeki hastalara, fakir olanlara ve evlenmek isteyip de ekonomik durumu müsait olmayanlara yardımda kullanılırdı. Buradan fakirlerin cenazelerinin kaldırılması, su yolları, cami, mescit, mektep gibi yerlerin onarımı yapılır ve ısınma, aydınlatma gibi sair giderler karşılanırdı. İmam, müezzin, muallim gibi mahalle görevlilerinin maaşları ödenirdi. Mahalleye yeni gelenlerin yerleşme veya memleketine gidecek olanların yol masrafları karşılanırdı. Vergisini ödeyemeyenlerin vergileri de bu fondan ödenirdi.

      Mahalledeki bu resmi dayanışmanın yanında, ayrıca mahallenin zenginleri, mahallelerindeki fakirleri görüp gözetirlerdi. Zekât, sadaka, fitre gibi yardımlar yapılırken, mahalleli tercih edilirdi. Mahalledeki komşuluk ilişkilerinin ne derecede olduğu, şu atasözünden de anlaşılmaktadır: ‘İyi bir komşuya sahip olmak, bir eve sahip olmaktan önemlidir. Çünkü komşu komşunun külüne muhtaçtır.’ Mahalledeki maddî–manevî yardımlaşmanın temelinde; ‘Komşusu açken tok yatan bizden değildir.’ şuuru yatmaktadır.

      Osmanlı şehirlerinin bazılarında, Müslüman olmayan nüfus bir mahallede toplandığı gibi, Müslüman mahallelere de dağılmıştır. Müslüman ve gayr-i Müslimler arasında, bugün bile övgüyle anılan bir hoşgörü ve komşuluk münasebeti mevcuttu. Müslüman nüfus hakim unsur olmasına rağmen, komşularına karşı hoşgörülü davranmış; din, örf–âdet, kılık–kıyafet gibi temel hak ve özgürlüklerine karşı toleranslı olmuştur. Buna karşılık Yahudi ve Hıristiyanlar da, Ramazan’da Müslümanların inançlarına saygı göstermiş, açıktan bir şey yiyip içmemişlerdir. Aynı mahallede hem mescit, hem kilise, hem de sinagog olabilmiştir.

      İdarî açıdan mükemmeliyetin yanında, kötülüklerin önlenmesine, iyiliklerin teşvik edilmesine ve bizzat bunun pratiğe taşınmasına bakıldığında, Osmanlı mahallesinde, bir mahalle medeniyetinin oluştuğu görülmektedir. Bu da, Osmanlı’nın uzun ve bereketli ömrünün tesadüfî olmayıp, mükemmel bir şuurdan




      < Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi eggy13 -- 20 Mayıs 2008; 0:16:17 >
      _____________________________


      Bir Volkswagen jettamk4 arabam var iyi anlaşıyoruz.. kız arkadaşım yok hiç olmadı dert mi değil

      ben jettama oğlum derim o da benim beklentilerimi yerine getirir.. seni seviyorum oğlum..
    • Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
      20 Mayıs 2008 01:10:44
      Yeni arkadaşlarıda ekledim.Hoşgeldiniz.



      Osman Gazi;




      < Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi Fetih -- 20 Mayıs 2008; 1:10:42 >
      _____________________________

    • Yarbay
      6637 Mesaj
      20 Mayıs 2008 14:49:57


















      _____________________________


      Bir Volkswagen jettamk4 arabam var iyi anlaşıyoruz.. kız arkadaşım yok hiç olmadı dert mi değil

      ben jettama oğlum derim o da benim beklentilerimi yerine getirir.. seni seviyorum oğlum..
    • Yarbay
      6637 Mesaj
      20 Mayıs 2008 14:58:52





      TARİHÇE


      Düz dokuma yaygılar, düğümlü halılar kadar kalın ve dayanıklı olmadıklarından, eski devirlere ait örnekler hemen hemen yok gibidir. Daha çok göçebelerin eşyaları olan bu yaygılar iyice eskimeden terk edilmemekte, hatta kesilip parçalara bölünerek kullanılmaktadırlar. Kolayca çürüdüklerinden yeraltı buluntuları arasında fazla örnek bulunmamaktadır. Ayrıca yerleşik toplumların aristokrat sınıfları tarafından kullanılmadıklarından ve nesilden nesile korunarak aktarılan değerli mallar arasında da yer almadıklarından eskiye ait örnekler günümüze pek ulaşamamıştır.






      Türk düz dokuma yaygıları içinde tarihlendirilen en eski[Resim] örneklerden biri Washington Textile Museum'da bulunan küfi bordürlü ve ortada sekizgen madalyon, kenarlarda ufak sekizgenler bulunan kompozisyonu ile 15. 16. Y.Y. Avrupalı ressamların tablolarında görülen ve Holbien halıları olarak adlandırılan desenlere benzediği için 15. 16. Y.Y. olarak tarihlendirilen atkılı sumak tekniğinde dokunmuş bir yaygı en erken Anadolu yaygılarından biridir. Konya Mevla'na Müzesindeki geleneksel Anadolu kilimlerinden tamamen farklı bir dokumaya sahip olan, tapestry tekniğindeki karanfile benzer büyük palmetli bitkisel desenli kilim 16. 17. Y.Y. Osmanlı saray sanatı ile büyük benzerlik gösterdiğinden bu yüzyıllar olarak tarihlendirilmektedir. Daha çok göçebe topluluklara bağlı bir sanat türü olduğundan, hakkında pek fazla yazılı belge bulunmayan geleneksel kilim ve öteki





      dokuma yaygıların tarihi ise Osmanlı kilimlerine nazaran çok karanlıktır. Türkmen boylarının Orta Asya'daki ve Anadolu'ya gelene kadarki göçleri ve konaklamaları sırasındaki komşuları, Anadolu'daki geçmiş uygarlıkların birikimleri ve diğer etnik gruplar, Haçlı Seferleri, Selçuklu ve Osmanlılar zamanındaki Kuzey Afrika'dan Avrupa'nın ortasına, Çin'e kadar geniş alandaki değişik kültürlerin etkileri birleşerek, bu çeşitli dokuma teknikleri ve şaşırtıcı desen zenginliğini ortaya çıkartmıştır. Bir de ayrıca her yörenin kendine has yünü ve elde edilen doğal boya maddelerinin değişikliği, dokuyucuların kişisel ustalık ve yaratıcılıklarını da eklersek, bu çeşitliliği daha iyi anlarız.

      Dokuma yaygılar da bir yerde sahip olduklarını tahmin ettiğimiz sembolik motifleri ile onların yazılı belgeleri yerine geçmektedir. Boy ve oymak yaşamının sürdüğü zamanlarda, her boy yada oymağın dokuma yaygıları, onları başkalarından ayıran damgalar yerine geçiyordu. Belirli bir grubun dokuduğu yaygıda, her motifin, desenin ve rengin kendine özgü bir anlamı ve karakteristiği vardır. Bu motifler









      nesilden nesile, çok ufak değişikliklerle ana özelliği ve[Resim] anlamı bozulmadan devam ediyordu. Her yaygı kendinden önceki yaygının özelliklerini taşımakla birlikte, dokuyucunun yaptığı çok ufak değişikliklerle ve eklerle benzersiz bir eser halini alıyordu. Zamanla boy ve oymaklar bütünlüklerini kaybederek, geleneksellikleri de bozularak, birbirlerinden motifler almaya başlamışlardır. Boy ve oymakların üzerinde, Osmanlı yazılı belgelerinde, belirli grupların yerleşim bölgelerinde veya göçebelerin bulundukları yerlerde belirli tipteki yaygıların desen, renk ve dokuma teknikleri üzerinde yapılacak araştırmalarla çok ilginç sonuçlar alınabilir. Kendi içine kapalı geleneksel göçebe boy ve oymaklar tarafından, yalnız kendi için dokudukları düz dokuma yaygıların tarihi, sıkı sıkıya bu grupların tarihine bağlı bulunmaktadır. Onların Anadolu içindeki dağılımları, yer değiştirmeleri, geleneklerini etkileyen etkenler hakkında çok yönlü ve karşılaştırmalı incelemeler yapılmadıkça, bu tarih karanlıkta kalacaktır.


      < Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi eggy13 -- 20 Mayıs 2008; 14:58:34 >
      _____________________________


      Bir Volkswagen jettamk4 arabam var iyi anlaşıyoruz.. kız arkadaşım yok hiç olmadı dert mi değil

      ben jettama oğlum derim o da benim beklentilerimi yerine getirir.. seni seviyorum oğlum..
    • Çavuş
      65 Mesaj
      20 Mayıs 2008 15:46:18
      Süper bi club kurmusunuz ekleyin benideee


      _____________________________

    • Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
      20 Mayıs 2008 15:56:29
      Güzel paylaşımlar teşekkürler


      _____________________________


      Gölgeler kadar yumuşak ve hızlı olmalıyız.
    • Yarbay
      6637 Mesaj
      20 Mayıs 2008 20:05:31
      yeni üyeler hoşgeldiniz


      _____________________________


      Bir Volkswagen jettamk4 arabam var iyi anlaşıyoruz.. kız arkadaşım yok hiç olmadı dert mi değil

      ben jettama oğlum derim o da benim beklentilerimi yerine getirir.. seni seviyorum oğlum..
    • Yarbay
      2416 Mesaj
      21 Mayıs 2008 22:39:38








      _____________________________


      Osmanlı ve Türk Tarihi Kulübü
      Türk Tarihinin En Büyük Kumandanı Fatih Sultan Mehmet Han
    • Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
      24 Mayıs 2008 00:40:13
      FATİH SULTAN MEHMED MAHKEMEDE

      İşte, Fatih Sultan Mehmet, işte İstanbul'da bir Rum;

      Fatih Sultan Mehmet talepte bulunuyor, diyor ki:

      "Orada cami yapacağım, arazini bana satmanı istiyorum."

      Biliyorsunuz her arazinin bir rayiç bedeli vardır; yani o çevrede o arazinin ne kadar para ettiği aşağı yukarı herkes tarafından bilinir. Alt hududu bir de üst hududu vardır. Fatih Sultan Mehmet, üst hududun iki katını veriyor; ama Rum vermemekle ısrar ediyor. Cami kurulmasına gönlü razı olmuyor. Bir Hıristiyan; bu da onun kabahati değil, içinden gelen şey öyle. Hak sahibi vermezse vermez; ama Fatih Sultan Mehmet'in de kızmış kafası.

      "O kadar fazla para verdiğim halde, bu adam vermiyor; demek ki bunu inadından yapıyor; nefsani davranış bu. Ben cami yapacağım, benimki nefsani değil ruhani" diyor.

      Alıyor adamın arsasını, bastırıyor; camiyi yapıyor.

      Adam perişan. Adamı üzgün gören biri:

      "Ya bu kadar üzüntünün sebebi ne?"

      Anlatıyor adam derdini "İşte" diyor. "Yapabileceğim bir şey yok ki! Bunu yapan Padişah; daha ötesi yok, onun üstünde kimse yok. O bana bunu yaptığına göre her şey bitti". diyor.

      Bizim Osmanlı diyor ki: "Her şey bitmedi, bu memlekette kadılar vardır. Gidersin kadıya, adaletsizliği anlatırsın. Padişah da olsa o hesabı görür".

      "Yani" diyor "ne demek istiyorsun?" (Adam hiç inanamıyor bir defa söylenenlere.) Adamcağız hiç inanamıyor; ama "Hadi gideyim mahkemeye, ben müracaat edeyim." diyor. Kadıya müracaat ediyor.

      Gerçekten de Fatih Sultan Mehmet mahkemeye gelince, adamın gözleri hayretten açılıyor. Fatih Sultan Mehmet ayakta; Kadı Efendi oturuyor ve mahkeme başlıyor. Fatih Sultan Mehmet'in, adamın arsasını zorla iktisab etmekten elinin kesilmesi konusunda bir karara varılıyor. Fatih Sultan Mehmet'in eli kesilecek. Ama Osmanlı adaletinde, bir müessese daha var; eğer bir şeyin bedeli ödenirse ve alacaklı taraf, hak sahibi taraf bunu kabul ederse, o ceza düşer. Bu kanun gereğince teklifte bulunuluyor.

      Deniyor ki: "Bunun bedeli şu kadar altın, bu kadar altına karşılık, onun elinin kesilmesinden vazgeçiyorsan,, Padişah ödemese bile, onu sana beyt'ül mal öder. Razı mısın?"

      Rum, şaşkın şaşkınPadişah'a bakıyor , inanamıyor, sonra "Tabi razıyım. Razı olmaz mıyım? O padişah" diyor.

      Adam razı olduktan sonra, Fatih Sultan Mehmet diyor ki :

      "Benden beyt'ül mal'ın talebi 200 altın; ama ben 2000 altın vereceğim ve her gün de bir altın daha ödenmesini istiyorum. Senenin 365 günü, her gün bir altın ödenecek bu zata."

      Ve mahkeme biter bitmez kadı yerinden kalkıyor, Fatih Sultan Mehmet'in ayaklarının yanına gelip diz çöküyor,

      "Padişahım şu ana kadar ben, Allah'ı temsil ediyordum, ben oturuyordum siz ayaktaydınız. Çünkü siz maznun mevkiindeydiniz. Allah'ı temsil eden siz değildiniz. Adaleti veya adaletsizliği temsil ettiğiniz mahkemenin sonunda belli olacaktı. Ben Allah'ı temsil ediyordum; adaletin sahibi bendim o sırada. Şimdi benim görevim bitti. Şimdi bana, sana tâbî olan, senin imparatorluğunun bir kadısı olarak el etek öpmek düşer" diyor. Padişahın eteğini öpüyor ve ondan sonra padişah oturuyor, ötekiler dışarı çıkıyorlar.


      _____________________________

    • Çavuş
      65 Mesaj
      24 Mayıs 2008 01:27:07
      saoll ekledigin icin listeye


      _____________________________

    • Yüzbaşı
      876 Mesaj
      24 Mayıs 2008 03:14:09
      Çok güzel paylaşımlar var,emeği geçen herkese teşekkürler.Zaman buldukça okuyacağım.Beni de eklerseniz sevinirim.


      _____________________________

    • Binbaşı
      1323 Mesaj
      24 Mayıs 2008 03:23:05
      REsimler her zamanki gibi süper .. Gerçekten iyi bir arşiv oluşturdum sayılır


      _____________________________

      Tek Aşk BeşiktAŞK
      Bir umudum sensin Anlıyormusun ? Hayat yaşanmıyorki Senle olmadan !!
    • Yarbay
      2908 Mesaj
      24 Mayıs 2008 19:17:30
      Arkadaşlar beni de ekleyin


      _____________________________

    • Teğmen
      162 Mesaj
      25 Mayıs 2008 01:52:42
      benide ekleyin arkadaşlar


      _____________________________

    • Çavuş
      60 Mesaj
      25 Mayıs 2008 12:33:29
      Benide ekleyin arkadaşlar
      saygılar


      _____________________________

    • Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
      25 Mayıs 2008 13:15:02
      Osmanlı Yay Yapım Tekniği

      Kompozit yaylar içinde en kısa olanları Osmanlı yaylarıdır. Bu sebeple çok güçlü ve pratiktirler.
      Boynuz, tahta, tutkal ve sinirin (hayvan tendonu) bileşiminden oluşan bu yayların ileri derecede teknik beceri gerektiren yapımı ortalama üç yılı alırdı. Kullanılan malzemelerin oranı değiştirilerek yayın gücü, hızı, menzili ve esnekliği ayarlanırdı. Farklı amaçlarla (hedef, menzil veya savaş yayları) yapılan yayların esneklik ve hızı farklı olurdu.



      Osmanlı yayı ve başka bir Osmanlı yayından ayrıntı (Askeri Müze-Harbiye/İstanbul)

      Yayın ahşap kısmında akçaağaç, kızılcık, porsuk ağacı tercih edilirdi. Tutkal olarak sinir veya deriden elde edilen çega tutkalı veya Mersin Balığının (Acipencer Gueldenstaedtii veya Huso huso) dokularından elde edilen balık tutkalı kullanılırdı. Balık tutkalının yapımında, Mersin balığının damak mukozası ve hava kesesi kullanılırdı. Yayın sinir kaplaması için tercih edilen tendon, öküz bacağından alınan aşil tendonu idi. Kullanılacak boynuz da, öküz ya da mandadan elde edilmekteydi.
      Yayın yapımında kullanılacak ağacın, budaksız sık ve paralel damarlı olanı özenle seçilerek sonbaharda kesilirdi. Yayın ahşap kısmı üç ya da beş parçadan oluşurdu. Bu parçalara istenen şekil verilir ve en az bir yıl kurumaya bırakılırdı. Ağaç parçalar kış mevsiminde balık tutkalıyla birbirine yapıştırılır, boynuzun tahtaya yapışacak iç yüzeyine ve yayın karın kısmına (atış sırasında okçuya bakan yüzey) karşılıklı yivler açılıp tutkallanırdı. Sonra, ağaç aksam ve boynuz, birbirine iple sımsıkı bağlanırdı. Yaz mevsiminde yayın sırt kısmına (atış yaparken hedefe bakan kısmı) çega tutkalıyla 2-3 kat sinir yapıştırılır, her kat sinirden sonra daha daraltılmak üzere yay iple yay askısına alınır ve bir yıl boyunca kurumaya bırakılırdı. Kuruyan yayın sırt kısmına İlkbaharda atın sağrı derisi ya da kayın ağacı kabuğu yapıştırılıp sandaloz yağı sürülürdü. Böylece yay kiriş takılmaya hazır hale gelmiş olurdu. Yay, ısıtılmak suretiyle yumuşatılır, ahşap formlar kullanılarak ve asa gezi denilen özel bir sırık/kalıp yardımıyla alıştırılır ve uygun şekle ulaşması sağlanırdı.


      Yay yapımında kullanılan el aletleri (Yukarıdan aşağıya: Keser, taş'in, tencek) (Askeri Müze-Harbiye/İstanbul)


      Yayın en büyük düşmanı nemdir. Nemden koruma gereğinin yanı sıra, atıştan önce performansını yükseltmek için yay özel kutular içinde veya güneşte ısıtılır ve sinir ile tutkalın bünyesindeki su buharının uçması sağlanırdı. Buna “timar vermek” denirdi.
      Yaylar kullanım amaçlarına ve yapılış metodlarına göre puta (hedef), menzil, kepaze, timarlı, tozlu, tirkeş, sağrılı gibi çeşitli isimler alırlardı.




      _____________________________


      Gölgeler kadar yumuşak ve hızlı olmalıyız.
    • Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
      25 Mayıs 2008 13:21:49
      OSMANLI YAYI YAPIMI RESİMLERİ :











      _____________________________


      Gölgeler kadar yumuşak ve hızlı olmalıyız.
    • Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
      25 Mayıs 2008 13:24:19
      İstanbul'un fethinden sonra Hazreti Fatih bütün mahkümleri serbest bırakmıştı. Fakat bu mahkumların içinden iki papaz zindandan çıkmak istemediklerini söyleyerek dışarı çıkmadılar. Papazlar Bizans imparatorunun halka yaptığı zülüm ve işkence karşısında ona adalet tavsiye ettikleri için hapse atılmışlardı. Onlar da bir daha hapisten çıkmamaya yemin etmişlerdi.

      Durum Hazreti Fatih'e bildirildi. O, asker göndererek, papazları huzuruna davet etti. Papazlar hapisten niçin çıkmak istemediklerini Hazreti Fatih'e de anlattılar. Fatih o dünyaya kahreden iki papaza şöyle hitap etti:

      - Sizlere şöyle bir teklifim var: Sizler İslam adaletinin tatbik edildiği memleketimi geziniz, müslüman hakimlerin ve müslüman halkımın davalarını dinleyiniz. Bizde de sizdeki gibi adaletsizlik ve zulüm görürseniz, hemen gelip bana bildiriniz ve sizler de evvelki kararınız gereğince uzlete çekilerek hâlâ küsmekte haklı olduğunu isbat ediniz.

      Hazreti Fatih'in bu teklifi papazlar için çok cazip gelmişti. Hemen Padişahtan aldıkları tezkere ile İslam beldelerine seyahate çıktılar. İlk vardıkları yerlerden biri Bursa idi... Bursa'da şöyle bir hadiseyle karşılaştılar:

      Bir Müslüman bir yahudiden bir at satın almış, fakat hiçbir kusuru yok diye satılan at hasta imiş. Müslümanın ahırına gelen atın hasta olduğu daha ilk akşamdan anlaşılmış. Müslüman sabırsızlıkla sabahın olmasını beklemiş, sabah olunca da erkenden atını alıp kadının yolunu tutmuş. Fakat olacak ya, o saatte de kadı henüz dairesine gelmemiş olduğundan bir müddet bekledikten sonra adam kadının gelmeyeceğine hükmederek atını alıp ahırına götürmüş. Atını alıp götürmüş ama at da o gece ölmüş.

      Hadiseyi daha sonra öğrenen kadı, atı alan müslümanı çağırtıp meseleyi şu şekilde halletmiş:

      - Siz ilk geldiğinizde ben makamımda bulunsa idim, sağlam diye satılan atı sahibine iade eder, paranızı alırdım. Fakat ben zamanında makamımda bulunamadığımdan hadisenin bu şekilde gelişmesine madem ki ben sebep oldum, atın ölümünden doğan zararı benim ödemem lazım, deyip atın parasını müslümana vermiş.

      Papazlar islam adaletinin bu derece ince olduğunu görünce parmaklarını ısırmışlar ve hiç zorlanmadan bir kimsenin kendi cebinden mal tazmin etmesi karşısında hayret etmişler.

      Mahkemeden çıkan papazların yolu İznik'e uğramış. Papazlar orada şöyle bir mahkeme ile karşılaşmışlar:

      Bir müslüman diğer bir müslümandan bir tarla satın alarak ekin zamanı tarlayı sürmeye başlar. Kara sabanla tarlayı sürmeye çalışan çiftçinin sabanına biraz sonra ağzına kadar dolu bir küp altın takılmaz mı? Hiç heyecan bile duymayan Müslüman bu altınları küpüyle tarlayı satın aldığı öbür müslümana götürüp teslim etmek ister;

      - Kardeşim ben senden tarlanın üstünü satın aldım, altını değil. Eğer sen tarlanın içinde bu kadar altın olduğunu bilseydin herhalde bu fiata bana satmazdın. Al şu altınlarını, der.

      Tarlanın ilk sahibi ise daha başka düşünmektedir. O da şöyle söyler:

      - Kardeşim yanlış düşünüyorsun. Ben sana tarlayı olduğu gibi, taşı ile toprağı ile beraber sattım. İçini de dışını da bu satışla beraber sana verdiğimden, içinden çıkan altınları almaya hiçbir hakkım yoktur. Bu altınlar senindir dilediğini yap, der. Tarlayı alanla satan anlaşamayınca mesele kadıya, yani mahkemeye intikal eder. Her iki taraf iddialarını kadının huzurunda da tekrarlarlar.

      Kadı, her iki şahsada çocukları olup olmadığını sorar. Onlardan birinin kızı birinin de oğlunun olduğunu öğrenir ve oğlanla kızı nikahlayarak altını cehiz olarak verir.

      Papazlar daha fazla gezmelerinin lüzumsuz olduğunu anlayıp doğru İstanbul'a Hazreti Fatih'in huzuruna gelirler ve şahit oldukları iki hadiseyi de aynen nakledip şöyle derler:

      - Bizler artık inandık ki, bu kadar adalet ve biribirinin hakkına saygı ancak İslam dininde vardır. Böyle bir dinin salikleri başka dinden olanlara bile bir kötülük yapamazlar. Dolayısıyla biz zindana dönme fikrimizden vazgeçtik, sizin idarenizde hiç kimsenin zulme uğramayacağına inanmış bulunuyoruz, derler.


      _____________________________

Sayfa:   <<     < önceki   3 4 5 6 [7] 8 9 10 11 12   sonraki >     >>
Tüm Forumlar >> Konu Dışı / Off Topic >> Konu Dışı >> ••••TÜRK ve OSMANLI TARİHİ KULÜBÜ ••••
Sayfaya Git:
Sayfa:
Facebook Sayfamız
Foruma Git
Bölümde Ara
Reklamlar
Bildirim
mesajınız kopyalandı (ctrl+v) yapıştırmak istediğiniz yere yapıştırabilirsiniz.