___ OSMANLI TARİHİ ____ (Tüm Sürüm)
Tüm Forumlar >> Konu Dışı / Off Topic >> Konu Dışı
Mesaj
chakra=> ___ OSMANLI TARİHİ ____ (21.8.2007 15:09:06)
Bu topikte osmanlı tarihi ile ilgili paylaşımlarda bulunalım istiyorum. öncelikle ilk mesaja zaman içerisinde tamamlayacağım, sıkıcı olmayan özet osmanlı tarihini koymaya çalışacağım. sizlerin de bildiği kaynaklardan tüm bilgilerini, farklı kaynaklardan haritalar, temsili resimler, çizimler, anekdotlar ve bilgileri paylaşmanızı rica ediyorum. umarım uzun soluklu ve faydalı bir topik olur.

chakra=> ___ OSMANLI TARİHİ ____ (21.8.2007 15:13:53)
Beylik öncesinde Osmanlılar


Moğol saldırıları sonucu, Kayı soyundan Kaya Alp'in oğlu Süleyman Şah, Horasan'dan 50.000 kişi ile Erzincan ve Ahlat yakınlarına 1224 yılında buraya gelerek yerleşmiştir.Yedi yıl sonra bu boy Fırat Nehri yatağını izleyerek Halep üzerinden Horasan'a dönmek istedi, ancak Caber Kalesi önlerinde Süleyman Şah atıyla birlikte suya düşerek öldü.Bu olay O'nun emrindeki ailelerin dağılmasına yol açtı, birtakımı Suriye'de kaldı, bazı aileler ise Anadolu içlerine ilerledi.

Süleyman Şah'ın dört oğlu vardı; Sungur Tekin, Gündoğdu, Dündar ve Ertuğrul.Bunlardan ilk ikisi Horasan'a döndü, diğer ikisi ise yanlarında yaklaşık 400 aile ile Erzurum civarına gitti ve Sürmeli Çukur Ovası'na yerleşti, bunlardan bir bölük ise Pasin Ovası'na yerleşti.

Dündar ve Ertuğrul emrindeki aileler ile Batı'ya ilerlerken iki ordunun savaşına rastladı.Bu iki ordudan güçsüz olarak gördüklerine yardım etmeye karar verdiler, bu karar onların ileriki yaşamlarını oldukça etkiledi, çünkü güçsüz olup onların yardımıyla savaşı kazanan taraf Anadolu Selçuklu ordusu, düşman ise bir Moğol ordusuydu.Ertuğrul bu yardımı sayesinde Selçuklu sultanı III. Alaeddin Keykubat ile tanıştı ve onu koruyucu olarak tanıyıp elini öptü.Sultan da ona hediye olarak Domaniç ve Ermeni dağlarını yaylak, Söğüt yakınlarındaki ovayı da kışlak olarak verdi.

Ertuğrul'un ailesi oraya vardığında Kütahya'nın kuzeyindeki Karacahisar mevkiinde Rumlar yaşıyordu.Ertuğrul bu Rumlar tarafından rahatsız edilince Alaaddin'den sefer için izin istedi ve sefer yapıp bölgeyi aldı.Zafer haberini Eskişehir'de alan III. Alaeddin Keykubat, Eskişehir'in adını "Sultanönü"'ye çevirdi ve Ertuğrul Gazi'ye verdi

Ertuğrul Gazi'nin ise üç oğlu vardı; Osman, Gündüzalp ve Savcı.Bunlardan en büyüğü olan Osman 1258 yılında doğdu.Bizans tekfurlarına karşı seferlerde bulundu ve bir savaşçı olarak nam saldı.





Osmanlı Beyliği'nin Teşekkülü


XIII. yüzyılın sonlarında Bizans Selçuklu sınırında ortaya çıkan ve Kısa zamanda Kuzey Batı Anadolu ve Balkanlarda gücünü kabul ettiren Osmanlı Beyliği'nin teşekkülü konusunda şimdiye kadar çok sayıda yerli ve yabancı bilim adamının, süreci değişik yönlerden ele alarak birbirinden farklı görüşler ortaya koydukları bilinmektedir. Ortaya çıkan sonuçlara bakıldığında konunun daha uzun seneler tartışılacağını ifade etmek gerekir. Böyle bir tespitin yapılmasını, hem kaynakların sunduğu sınırlı bilgilere rağmen bu verileri karşılaştırmalı yöntemlerle sorunu yeniden irdelemek ve hem de yeni tekniklerle meseleye değişik açılardan bakmak gibi faktörler kolaylaştırmaktadır. Bulunabilecek yeni kaynaklar ve özellikle alan çalışmaları da bu süreçte etkili olabilir.

Sorun küçük bir bölgede sınırlı şartlarda ortaya çıkan bir siyasî mekanizmanın nasıl olup da bir bir beyliğe oradan da imparatorluğa dönüştüğün anlaşılabilmesi sorunu olduğuna göre bu alanda daha yapılması gereken çok şey bulunduğunu, ortaya çıkan bu günkü tablodan rahatlıkla ifade edebiliriz.

Ancak yukarıdaki sorunun temelinde yatan bir başka sorun da Beyliğin ne zaman, nasıl, ne gibi faktörlerin tesiri altında ve hangi sosyal, kültürel, siyasal ve ekonomik şartlarda teşekkül ettiği ve bu teşekkül sürecinde değişen şartların neler olduğu konusudur. Teşekkül sürecinin kronolojik seyrinde değişen şartların oynadığı rollerin oranları nasıldır? Daha da önce bir beyliğin teşekkülünden ne anlaşıldığı sorusunu da sormak gerekir.

Burada bütün bu sorulara cevap aramak gibi bir gayret içerisine girilmeden sadece bu zamana kadar yapılan araştırmalar ve yayınlanmış bir kısım belgelerden hareketle "Teşekkül" süreci gözden geçirilecek ve bazı tesbitlerin altı çizilecektir.

Bütün teşekküllerde olduğu gibi temelde üç unsurun yani ülke (coğrafya), toplum (insan) ve siyasal örgütlenme (yönetim/beylik/devlet) bütünleşmesi ve kendini yenileyerek devamlı gelişen, genişleyen bir dinamizm içerisinde Osmanlı'nın değerlendirilmesine gidilecektir.

Öncelikle bizim XX. yüzyıl süzgecinde oluşan düşünce yapımıza göre "kuruluş" kelimesine yüklediğimiz anlamla Osmanlı Beyliği için kullandığımız "teşekkül" kelimesi arasındaki ayrıntıya dikkati çekmek yerinde olur. XX. yüzyılda ortaya çıkan devletlerin teşekkül süreçlerinin yanında daha ön planda vurgulanan "kuruluş"ları meclislerin veya önderlerin aldıkları karalar neticesinde bir deklarasyon ya da Birleşmiş Milletler Cemiyeti'nin aldığı kararlar neticesinde vücuda gelirken Ortaçağ şartlarında böyle bir aşama ve yöntemden bahsetmenin mümkün olmadığı açıktır. Birbiriyle bağlantılı birçok faktörün yanı sıra siyasal olarak başka teşekküllerce "tanınma"nın önemi her halde her dönem için geçerlidir. Bu sebeple biz daha çok "teşekkül" kelimesini tercih edeceğiz ve bu "teşekkül"ün ülke, toplum ve yönetim boyutlarına dikkat çekmeye çalışacağız.

Ancak daha evvel bu zamana kadar yapılmış belli başlı araştırmalar çerçevesinde yoğunlaşan tezleri kısaca hatırlatmakta yarar vardır. İlk önce hatırlatılması gerekenlerin başında her halde Gibbons gelir. Gibbons'un tezinde Osmanlı Beyliği'nin teşekkül süreci etnik ve dinî karışım teziyle izah edilmek istenmiştir[1]. Bu, Beyliğin heterojen yapısı ön planda tutulmuş, dönemin uclarında var olan geçişkenlikten hareketle ilk çekirdek toplumun Türk ve Rum halkın karışımı sonucu yeni bir dinamizm kazandığı belirtilmiştir. Köprülü'nün buna cevabı aynı zamanda kendi tezini de ortaya çıkarmıştır. Buna göre Anadolu'nun XIII ve XIV. yüzyıllardaki sosyal ve kültürel durumu ve özellikle de müslüman Türk nüfustaki dîni-mesleki zümreler ve bunların mayaladığı kültürel ortamdır söz konusu olan[2]. Ardından Paul Wittek temelde bu zümrelerden birisi olan Rum Gazileri'nin ve taşıdıkları gaza fikrinin ön palana çıkartıldığı bir başka tez ortaya atar[3]. M. Akdağ'ın "Marmara iktisadi ünitesi" tezi meselenin ekonomik boyutuna temas eden ancak yeterince geliştirilemeyen çok önemli bir girişim olarak dikkati çekmektedir[4]. Halil İnalcık değişik zamanlarda kaleme aldığı çalışmalarında meselenin hem sosyal boyutuna değinirken daha çok da siyasal gelişme ve coğrafî alanda fetihlerle genişleyerek sağlamlaşan bir beylik portresi çizer[5]. Yakın zamanlara doğru gelindikçe tarihçilerin ilgisini daha da fazla çeken "kuruluş" konusu üzerinde çok farklı türden araştırmalarla karşılaşıyoruz. Cemal Kafadar'ın sentez girişimi[6], Lindner'in aşiret yapısını vurgulayan görüşlerine Colin Imber kroniklere dayanan bilgilerimizin "efsaneler"den oluştuğu şeklindeki görüşü eklenmiştir. Yakın zamanlarda Sencer Divitçioğlu'nun antropolojik yaklaşımla dönemi irdeleyen eseri dikkat çekmektedir[7]. Yine son zamanlarda projeler dahilinde Beyliğin kurulduğu bölgenin alan çalışması olarak seçilmesi ve münhasıran kuruluş dönemi yapısını ela almayı hedefleyen çalışmalar da bulunmaktadır. Ancak bunlar daha sonuçları yayınlamamış çabalardır. Yine son yıllarda XIII-XIV. yüzyıllar Anadolu'su ve bu arada Osmanlı Beyliği'nin teşekkülü konularına Irène Melikoff, N. Beldiceanu, E. Zachariadou, A. Yaşar Ocak, Feridun Emecen, gibi araştırmacılar da zaman zaman eğilmişlerdir[8].

Ülke: Osmanlı Beyliğinin teşekkül ettiği alanın temelde geniş bir bölge olmadığı herkesin malumudur. Bu alanın merkezinde Söğüd ve Domaniç yer alır. 1288 öncesi bu bölgede Osman, kendi önderliğindeki aşireti ile yarı yerleşik ve konar-göçer sosyal ve uc siyasal ortamında hayatını sürdürürken Karacahisar'ı zabt etmesi ile yavaş yavaş adını duyurmaya başlar. 1288 tarihi bu bakımdan bir başlangıç sayılabilir. 1288'den 1299'a kadar bir geçiş sürecinden bahsetmek mümkündür. Bu zaman zarfında Osman'ın etrafındaki savaşçı sayısının arttığı, bölgeye yeni gelenlerle nüfusta hızlı bir değişimin yaşandığı söylenebilir. 1299 yılında Bilecik ve ona bağlı Yenişehir, İnegöl, Yarhisar ve Köprühisar ani bir baskınla Osman'ın eline geçer bu ikinci hamledir ve artık "ülke" genişleme sürecindedir. Artık İznik ve Bursa sınırlarına dayanılmıştır.1302 Bafeus ve 1303 Dinboz Savaşları Osman'ın bölgede hakimiyetini güçlendirir. Böylece Osman'ın ülkesi yavaş yavaş kendi ana sınırlarının ilerisine doğru, içerisine Bitinya bölgesini alacak kadar genişleyecektir. Alanda meydana gelen genişlemenin en önemli unsurunun fetih politikası oluşturmaktadır. Fethin de ilk önceleri siyasi getirilerden ziyade ekonomik zorunluluklar ve ganimet düşüncesi ile motive edildiği söylenebilir. Zira Osman bu dar alanda ekonomik yönden de sınırlı imkanlara sahip ancak sayıca artan bir nüfus potansiyeline sahiptir. Bu aktif nüfusun taşınabileceği alanları yaratması adeta bir zorunluluk halini almaktadır. Osman'ın önündeki coğrafi alanın gaza ile genişlemeye müsait tarafı olan Bizans cephesinde durum oldukça elverişlidir. Bizans merkezinden neredeyse bağımsız Bitinya tekfurları hem merkezin ihmaline uğradıklarını düşünmektedirler hem de biribirleriyle rekabet içerisindedirler. Bütün bu faktörler "ülke"nin genişlemesi için uygun maddi şartları oluşturmaktadırlar.

Toplum (İnsan): Beyliğin teşekkülündeki toplum/insan unsuruna bakıldığı zaman tablonun oldukça kompleks bir yapıda olduğu söylenebilir. İlk çekirdek grubu Osman'ın başında bulunduğu topluluk ya da aşiret oluşturmakla beraber dönemin "uc" yapısı gereği etnik ve kültürel açıdan homojen bir görünümden bahsetmek mümkündür. Kronikler Bizans kentleri alınırken daha kuşatma başlamadan önce kırsal kesimin Türkler tarafından doldurulduğundan ve bu kentlerin Bizans merkezi ile alakalarının kesildiğinden bahsederler[9]. Sürekli hareket eden Türk nüfusun, terkedilmiş ya da nüfusu azalmış az sayıdaki Bizans köylerinin yanı sıra önemli ölçüde, tarıma ve hayvancılığa elverişli kırsal bölgeleri kontrol altına aldıkları anlaşılmaktadır. Hisarların düşmesi ile de buralara diğer Anadolu kentlerinden ve köylerden gelenlerin yerleşmesi sonucu kentlerdeki nüfus kompozisyonu da değişmiştir. Osmanlı sınırları hem Bizans yönünde hem de güney Batı istikametinde genişlemesini hızla devem ettirirken 1348-1349 yıllarında Karasi toprakları da Beyliğe katılmıştı. 1330'lu yılların Anadolusu hakkında bigi veren El-Ömerî[10] Osmanlı Beyliği'nin 25.000, Karasi Beyliği'nin 20.000, Germiyanoğulları'nın 40.000, Candaroğullar'ının, 30.000, Hamitoğulları'nın 15.000, Saruhanoğulları'nın 10.000, Aydınoğulları'nın da 70.000 civarında süvarilerinin bulunduğundan bahseder. Abartılı osla bile bu rakamlar dönemin Anadolusu'na hakim olan beyliklerin askeri güçleri ve dolayısıyla nüfusları hakkında bilgi vermesi veya en azından El-Ömeri'nin kaynaklarının Anadolu nüfusunun bir kısmı hakkındaki imajlarını yansıtması açısından önemlidir. Osmanlı Beyliği'nin genişleme döneminde hem Anadolu'da hem de Rumeli'de nüsuf hareketi ve artışı iki yönlü olarak gerçekleşmiştir. Bunlardan birincisi, ele geçirilen yeni bölgelerle birlikte buralarda yaşayan nüfusun bir kısmının Beyliğe katılması şeklindeki süreçtir. İkincisi de Anadolu'nun diğer bölgelerindeki şehir ve kırsal alanlardan çekilen göçmen nüfustur. Osmanlı Beyliği'nin istikrarlı yönetim biçimi ve otoritesini gittikçe artan bir şekilde güçlendirmesi ve bu yönetimin güven kaynağı haline dönüşmesinden başka, özellikle Osmanlı bölgesinde yürütülen gaza ve cihat hareketinin getireceği maddî-manevî kazanç düşüncesi, şehirli ya da kırsal kökenli bir çok kimsenin Beylik hakimiyetindeki bölgelere yönelmesine sebep olmuştur. Bu bağlamda daha XIII. yüzyıldan itibaren yerleşme yoğunluğunun artması ve nüfus yayılmasının motor gücünü teşkil eden ve Barkan'ın kendilerine "kolonizatör Türk dervişleri" dediği bir çok şeyh, baba, abdal lakaplı ve sufî kimlikli kişilerin oldukça önemli bir yere sahip olduklarını görüyoruz[11]. Genel hatlarıyla heterojen bir görünümde olan bu nüfus yapısının çekirdeğinde motor gücü gören esas unsurun müslüman Türk kitlesi olduğunu unutmamak gerekir. Bu kitlenin manevi dokusu da kendilerine hemen her tarafta rastlanan abdal, baba, fakih ve ahiler tarafından örülmektedir.

Yönetim: Özellikle, Karacahisar, Bilecik, İnegöl ve Yarhisar'ın fethi, Dursun Fakih'in Yenişehir'e imam ve kadı olarak atanması ve rivayete göre Osman'ın adına hutbe okunması gibi göstergeler yönetim alanında, salt askerî faaliyetlerin yürütülmediğinin en açık şahitleridir. Bu top yekün toplumun yönetilmesi düşüncesinin daha erken dönemden itibaren ortaya çıktığını gösterir. İhtiyaç duyulan ve devamı istenen siyasal mekanizmanın temelini bu türden tayinler belirleyecektir. Eskişehir civarına pazar kurulması ve bu pazarın sürekliliği ve güvenliği için bir takım tedbirlerin alınması, Osman'ın kardeşi Gündüz'ü subaşı olarak tayin etmesi, Bilecik'e kadı olarak Çandarlı Kara Halil'in atanması dikkati çeken yönetim faaliyetleridir. Böylece toplumun sosyo-ekonomik, kültürel ve siyasal mekanizmaları başat bir şekilde ele alınmış ve bir yönetim ağının kurulması daha ilk dönemlerden itibaren düşünülmüştür. Bütün bunlar "teşekkül"ün birer parçası olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bu arada kroniklere göre bir başka faktör daha dikkati çekmektedir. Aşıkpaşazade tarafından Osman Bey dönemine atfen nakledilen ve tarihi değeri tartışılır olmakla beraber en azından müellifin kendi döneminin (XV. yy ikinci yarısı) görüşünü yansıtması bakımında bir hayli dikkat çekici olan pasajı hatırlatmak gerekir. Pasajı, konumuz açısından önemine binaen olduğu gibi aktarmakta yara vardır. "Osman Gazi'nün Kanunı ahkamın bildirür" başlığı altında yer alan bölüm şöyledir:

«Kadı konuldı. Ve sübaşı konuldı. Ve bazar durdı. Ve hutbe okundı. Bu halk kanun ister oldular. Germiyan'dan bir kişi geldi. Eyidür : "bu bazarın bacını bana satun". Bu kavm eyitdi : "Hana var" dediler. Ol kişi hana vardı. Sözini söyledi . Osman Gazi eyidür "bac nedir"? Ol kişi eyidür : "Bazara her ne kim gelse ben andan akça alurın". Osman Gazi eyidür : "Senün bu bazar ehlinde alımun mı var kim akça istersin"?. Ol kişi eyidür: "Hanum bu türedir. Cemi‘ vilayetlerde vardır kim padişah olanlar alur". Osman Gazi eyidür "Tanrı mı buyurdu veya beyler kendüleri mi etdi". Yine bu kişi eyidür: "Türedir hanım! Ezelden kalmışdur". Osman Gazi gayet kakıdı. Eyidür: "bir kişi kim kazana, gayrınun mı olur? Kendinün mülki olur. Ben anun malında ne kodum ki bana akça ver deyem. Bire kişi var git. Artuk bu sözi bana söyleme kim sana ziyanım değer". Ve bu kavm eyitdiler kim : "Hanum bu, bazarı bekleyenlere âdetdür, kim bir nesnecik vereler". Osman Gazi eyidür : "İmdi çün ki siz eyle dersiz, her kişi kim bir yük getüre, satan iki akça versün; her kim satmasa hiç nesne vermesün. Ve her kişi kim bu kanunumu boza, Allah anun dinin ve dünyasın bozsun. Ve dahi her kime kim bir tımar verem, anun elinden sebepsiz almayalar. Ve hem ol öldüğü vakit oğlına vereler. Ve her küçücük dahi olur ise vereler. Hizmetkarları sefer vaktı olıcak sefere varalar, ta ol sefere yarayınca....»[12].

Yönetimin devamı için vakıfların tesisi, toplumda sayın yere sahip şeyh, derviş, fakih ve ahilerle yakınlık kurulması ve kendilerine tahsis edilen vakıflarla sistemden pay sahibi edilmeleri, yönetim açısında hangi noktalara dikkat edilmesi gerektiği konusunda Osman'ın düşüncelerini oldukça net bir şekilde yansıtmaktadır. Kendilerine iltifat gösterilen bütün bu şahsiyetler aslında sosyal zümrelerin önemli bir kısmını oluştururken toplumun kültürel anlamda mayalanması için de çok önemli bir işlevi yerine getirmektedirler. Burada dikkati çeken bir husus da bu zamana kadar yapılan araştırmalarda teşekkül devri Osmanlı toplumunda ahilerin, dervişlerin ve gazilerin rollerinden sıkça bahsedilirken özellikle "fakı" ya da fakihlerin rölü konusunda yeterince durulmamış olduğudur. Uç toplumunda baba, abdal ve dervişlerin oynadığı rolün bir benzerini, belki de daha fazlasını bu fakihlerin oynadığını göz ardı etmemek gerekir. Erken dönem Osmanlı vakıf kuruluşlarına baktığımızda bu durum oldukça belirgin bir şekilde karşımıza çıkmaktadır. Osman ve Orhan döneminde kendilerine vakıf yeri ve geliri tahsis edilen zümreler arasında fakihlerin en az baba ve dervişler kadar pay sahibi olduklarını buna karşılık ahilerin adından daha seyrek bahsedildiği dikkat çekmektedir. Bu da bölgedeki fakih varlığının oranı ve etkinliği açısından önemli bir göstergedir. Eken dönem Osmanlı toplumunun kültürel ve siyasal yapısında bu "fakih" yani medrese eğitimi gürmüş, dini ve hükümlerini resmî ve kitabi yoldan edinmiş bir elit zümrenin son derece etkili olduğu ortaya çıkmaktadır. bu faktör de yönetim açısında bir avantaj olarak değerlendirilmiştir.

Yönetim boyutu konusunda iki faktör daha dikkati çekmektedir. Bunlardan ilki bütün siyasal mekanizmalarda olduğu gibi siyasal ya da askeri olarak tanınma, ikincisi de komşular ötesi ticari münasebetler kurmadır. Bu iki alanda da Osman ve Orhan döneminde fırsatların değerlendirildiğini söylemek mümkündür. Burada teşekkül dönemi beylerinin üstün siyasi öngörü ve yönetim reflekslerindeki duyarlılıklara ayrıca dikkat çekmek gerekir. Bu üstün vasıfların uygun şartlarla birleşmesi beyliğin gelişmesi altında yatan en önemli unsur olmalıdır.

Sonuç olarak Beyliğin uzunca bir teşekkül sürecini geçirdiğini, bu süreç içerisinde çok farklı değişkenlerin rol oynadığını ifade etmek mümkündür. Teşekkül sürecinde birbirine bağlı çok sayıda iç ve dış faktörün etkili olduğunu, bunların çoğrafya/ülke, toplum/insan ve yönetim/siyaset şeklinde üç ana grupta toplanabileceğini ifade edebiliriz. Buna ilk beylerin kişisel kabiliyetlerini de ilave etmek yerinde olur.
------------------------------------------------------------------------

Kösedağ Savaşı'ndan sonra (1243) Anadolu, giderek artan ölçülerle Moğol egemenliğine girmeye başladı. 13.yy. sonlarında Anadolu Selçuklu Devleti tümüyle tarih sahnesinden silindi; Anadolu'nun doğu ve orta kesimleri doğrudan İlhanlı İmparatorluğu'na bağlanırken, Anadolu Selçuklu Devleti'nin, uç beyi olarak Bizans sınırına yerleştirdikleri Türkmenler de yer yer, biçim bakımından İlhanlılar'a bağlı, ama gerçekte bağımsız beylikler kurmaya başladılar. 13.yy. sonlarında, 14.yy. başlarında Anadolu'nun batı kısımlarında pek çok Türkmen beyliği ortaya çıktı. Bu beyliklerin en küçüğü, Eskişehir - Sakarya - Söğüt dolaylarındaki Osmanlı Beyliği idi. Bu küçük beylik, kısa sürede Anadolunun ucunda ve Balkanlar'da yayılacak, büyük bir dünya devleti olarak Türkiye ve Dünya tarihinde önemli bir yer işgâl edecektir.

Osmanlı Beyliği, artık iyice zayıflamış olan Bizans İmparatorluğu ile karadan sınıra sahip tek Türkmen beyliği idi. Bu dönemde Bizans, iktisâdi bağımsızlığını tümüyle kaybetmiş, ülkede hemen tüm iktisâdi faaliyetler, İtalyan tüccar cumhuriyetleri Venedik ve Cenova'nın eline geçmişti.

Osmanlı Beyliği'nin doğduğu topraklar, Bizans İmparatorluğu'nun Marmara bölgesi topraklarıyla komşuydu. Bu topraklarda Bizans'ın büyük kent ve kasabaları bulunuyordu. Bu durum, Bizans kent iktisâdıyla Türkmenler'in göçebe hayvancılık iktisâdı birbirini tamamlayan bir bütün oluşturmasına neden oluyordu. Bölgede, Bizans kent iktisâdının ürünleriyle göçebe Türkmenlerin hayvancılık ürünlerinin pazarlandığı, değiş tokuş edildiği büyük pazarlar kuruluyor, bu pazarlar bölgeye, dolayısıyla Osmanlı Beyliği'ne büyük bir iktisâdi güç kazandırıyordu. Osmanlı Beyliği'nin ilk koyduğu vergilerden birinin Osman Bey zamanında "pazar rüsumu" olması, bu pazarların iktisâdi gücünü ve Osmanlı iktisâdına katkılarını gösteren bir kanıttır. Ayrıca, Osmanlı Beyliği'nin kurulduğu topraklar, Bizans'ı Tebriz'e bağlayan ticâret yolu üzerinde bulunuyordu. Bu işlek ticâret yolunun Osmanlı Beyliği'nin topraklarından geçmesi, vegi, haraç ya da yağma biçiminde, beyliğe büyük zenginlikler kazandırıyordu.

Osmanlı Beyliği'nin kurulduğu Eskişehir - Sakarya - Söğüt dolayları Anadolu'da biçim bakımından İlhanlılar'a bağlı olsa da, Moğol İlhanlı etkisinin uzanamayacağı kadar batıda yer alan bir bölgeydi. Bu yüzden Osmanlı Beyliği'nin toprakları, Moğol baskısından kaçan Oğuz aşiretleri, Anadolu Selçuklu asker, memur ve bilim adamı için bir sığınak yeri işlevini yerine getiriyordu. Bu ise, başlangıçta toprakları küçük, nüfusu az, asker, yönetici ve bilim adamı olarak deneyimli kimselere gereksinim duyan Osmanlı Beyliği'nin insan yetisini güçlendiriyordu.

Osmanlı Beyliği'nin topraklarının karadan Bizans ile sınırdaş olması, beyliğe öteki Türkmen beyliklerinin sahip olmadığı bazı moral değerler de kazandırıyordu. Osmanlı Beyliği'nin karadan Bizans'la yapptığı savaşlar ona, Anadolu Türk - İslâm kamuoyunda, İslâm'ın dinsel görevlerinden biri olan gaza fârizasını yerine getiren bir beylik olarak saygınlık kazandırırken, bu fârizayı yerine getirmek isteyen gazileri ve yapılan savaşlardan ganimet elde etmek isteyen savaşçıları onun topraklarına çekiyordu.

Osmanlı Beyliği'nin kurulduğu sıralarda, Bektaşilik ve Babailik gibi tarikatlar, bölgede etkili bulunuyordu. Bunun gibi dinsel kimliği olan Âhiler de, Osmanlı Beyliği kurulduğu sıralarda bölgede ve bölge insanları üzerinde etkili olan bir esnaf kuruluşuydu. Osmanlı Beyliği'nin kurucusu kabul edilen Osman Bey'in bölgenin nüfuzlu şeyhlerinden olan Şeyh Edebali'nin kızı Bala Hatun ile evlenebilmek için ısrar etmesi, onun hem siyâsi ileri görüşlülüğünü, hem de Şey Edebâli'nin bölge insanları üzerindeki büyük nüfuzunu gösterir. Nitekim Osman Bey ile Bâlâ Hatun'un evlilikleri gerçekleştikten sonra Âhilerin önde gelenlerinden Şeyh Mahmut Gazi, Âhi Şemsettin ve oğlu Âhi Hasan ve Cendereli (Çandarlı) Kara Halil, Osmanlı Beyliği'nin hizmetine girmişler ve bu beyliğin kuruluşunda, büyümesinde ve örgütlenmesinde, en azından Osmanlı hanedânı mensupları kadar önemli roller oynamışlardır.



Cedric King=> ___ OSMANLI TARİHİ ____ (21.8.2007 15:38:43)
günümüze dek gelen osmanlı tokadı ise eski zamanlar osmanlının savaş sonralarında kimsesiz çocukları toplayıp onlara mermeri yağlayıp mermeri tokatlamarını söylerlermiş küçük yaşda başladıkları için elleri büyük olurmuş zaten kendilerinede iyi bakıldıkarı için iri kıyım olurlarmış ve bunlar savaşlar hep en önde olurlarmış


pek iyi anlatamadım ama idare edin

dmc 12=> ___ OSMANLI TARİHİ ____ (21.8.2007 15:43:39)
osmanlı tarihi beni hep çok etkilerdi gerek şavaşlar olsun gerek padişahlar bu bence çok iyi bir konu oldu sağol .TaneR.

YusufTimur=> ___ OSMANLI TARİHİ ____ (21.8.2007 16:05:51)
Üst konu olsun bu ya saçma sapan konuların arasında kaybolup gidecek yıllardır bi tarih bölümü açamadılar şu dh'e.

remus=> ___ OSMANLI TARİHİ ____ (21.8.2007 16:06:56)

Bütün tarihi kaynaklar, Osmanlı Devleti'nin Türk ulusu tarafından kurulduğunu kanıtlamaktadır. Ancak, kuruluş aşamasını tamamlayan ilk kuruculardan sonra, Osmanlı padişahlarının ne denli Türk oldukları kuşkuludur. Çünkü, kuruluş dönemindeki koşullarda geçerli olan; komşu ülkelere saldırma ve onlardan savaş tazminatı ve ganimeti alma siyasasına dayalı olarak güçlenip zenginleştikten sonra, yatak odalarını, "harem'ler kurarak zenginleştiren padişah-halifelerin birçoğu sayesinde, ırk ve kan birliği bozulmuş olduğu görülmektedir. "...Bütün kadın sultanlar, bütün padişah anaları, hep yabancı ırklardan alınan köle kadınlardan geldiler. Hanedanda bu kan yabancılığı, Osmanlı İmparatorluğu'nun son padişahına kadar devam etti"(1)


Osmanlı’da yabancılarla ilk evliliği Orhan yapar ve Yunan Theodora’yı eş olarak seçer ve bu gelenek devam eder.

1.Murat’In annesi Bizanslı Horofira yani Nilüfer hatun.....
Yıldırım Beyazıt’ın annesi, Bulgar Marya, yani Gülçiçek Hanım...
Çelebi Mehmet’in annesi, Bulgar Olga Hatun...
II. Murat’ın annesi, Veronika...
Fatih'in annesi, Sırp Despina yani Hüma Hatun...
II.Beyazıt’ın annesi, Kornelya...
Sultan Selim’in annesi, Ayşe takma adlı Pontuslu bir Rum...
Kanuni’nin annesi, Polonya Yahudisi Helga, yani Hafıza Sultan...
II. Selim’in annesi, Yahudi asıllı Roksalan, yani Hürrem Sultan...
III. Murat’ın annesi, Yahudi Raşel, yani Nurbanu Sultan...
III. Mehmet’in annesi, Venedikli Bafo, yani Safiye Sultan...
I. Ahmet’in annesi, Yunan Helen, yani Handan Sultan...
Genç Osman’ın annesi, Sırp Evdoksiya, yani Mahfiruz Sultan...
IV. Murat’ın annesi, Sırp asıllı Anastasya, yani Mahpeyker Sultan...
V. Mehmet’in annesi, Rus Nadya, yani Turhan Sultan...
II. Süleyman’ın annesi, Sırp Katrin, yani Dilasup Hatun...
II. Ahmet’in annesi, Polanya Yahudisi Eva, yani Hatice Sultan...
II. Mustafa’nın annesi Rum Evemia yani, Emetullah Sultan...
III. Ahmet’in annesi de Rum Evemia’dır...
I. Mahmut’un annesi Alexandra, yani Saliha Sultan...
II.Osman’ın annesi Sırp Mari, yani Şehsüvar Sultan...
III. Mustafa’nın annesi, Janet, yani Mihrişah Sultan...
I. Abdülhamit’in annesi, Fransız Ida, yani Sermi Sultan...
III. Selim’in annesi, Cenevizli Agnes,yani Mihrişah Sultan...
IV. Mustafa’nın annesi, Bulgar Sonya, yani Sineperer Sultan...
II. Mahmut’un annesi, Fransız Riverì, yani Nakşıdil Sultan...
I. Abdülmecid’in annesi, Rus Yahudisi Suzi, yani Bezmi Alem Valide Sultan...
Abdülaziz’in annesi, Roman Besie, yani Pertevniyal Sultan...
V. Murat’ın annesi, Fransız Vilma, yani Şevkefza Sultan...
II. Abdülhamit’in annesi, Ermeni Virjin, yani Tirimüjgan Sultan...
Mehmet Reşat’ın annesi, Arnavut Sofi, yani Gülcemal Sultan...
Mehmet Vahdettin’in annesi, Çerkez Henriet, yani Gülistan Sultan...


Kaynak: Milli Kütüphane (Osmanlı Padişahları)
Aktaran: Nurettin Kurtuluş


Dipnotlar:
(1) Şevket Süreyya Aydemir, Makedonya'dan... C.2, s.440.





OSMANLI TARİHİNDEKİ AİLE CİNAYETLERİ

1- Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Bey, babası Ertuğrul Bey ölünce, Kayı aşiretinin başına geçmek isteyen amcası Dündar Bey’i öldürdü. Tarih:1298

2- I.Murat, oğlu Savcıbey’in önce kızgın demirle gözlerini oydurdu, sonra da ,astırdı. Tarih:1385. Ayrıca iki de kardeşini öldürdü, Halil ve İbrahim’i. Tarih:1361

3- I.Beyazıt, Kosova Savaşı’nda babası I.Murat öldürülünce, o sırada savaşmakta olan kardeşi Şehzade Yakup’u hemen öldürdü. Tarih:1389

4- I.Mehmet, kardeşi İsa Çelebi’yi boğdurttu. O sırada bir başka kardeşi Musa Çelebi de, ağabeyi Süleyman Çelebi’yi boğdurtmuştu. Sonunda I.Mehmet, kardeşi Musa Çelebi’yi de yenerek tahta çıktı. Tarih:1413

5- II. Murat, küçük kardeşi Şehzade Mustafa’yı boğdurttu. Öteki kardeşlerinin sadece kızgın demirle gözlerini çıkardı. Tarih:1421

6- II.Mehmet, 2 yaşındaki kardeşi Şehzade Ahmet’i boğdurttu. Tarih:1444

7- I.Selim, kardeşi Şehzade Korkut’la Şehzade Ahmet’i ve 3 de yeğenini boğdurttu. Tarih:1512

8- I.Süleyman, büyük amcası Cem Sultan’ın oğluyla torunlarını boğdurttu. Tarih:1522. Kendi oğlu Şehzade Mustafa ile Şehzade Beyazıt’ı da boğdurttu. Ayrıca Şehzade Beyazıt’tan olma torunlarını da boğdurttu. Tarih:1553

9- III.Murat, 5 kardeşini boğdurttu. Tarih:1574

10- III.Mehmet, 19 kardeşini boğdurttu. Tarih:1566. Bir de oğlu Şehzade Mahmut’u boğdurttu.

11- II.Osman, kardeşi Şehzade Mehmet’i boğdurttu. Tarih:1621

12- II.Mahmut, tahttan indirilen kardeşi Sultan IV.Mustafa’yı boğdurttu. Tarih:1808

Biliyorsunuz ki Peygamberimiz 'Kim suçsuz bir kişiyi öldürürse o tüm insanları öldürmüş gibidir,kim de bir insanı kurtarırsa insanlığı kurtarmıştır'diyerek Yaşama hakkının insan haklarından en önemlisi olduğunu söylemiştir.
Şimdi insaf ve akılla düşünün kundaktaki yavruları ve daha akil baliği olmamış çocukları dahi taht için,güya devletin selameti için öldürebilen insanların ilahi hükmü nedir?
Bunların cahiliye döneminde kız çocuklarını diri diri toprağa gömenlerden ne farkı vardır? Böyle insanlar bırakın önder olmayı ,islami önderler kabul edilebilir mi?
Bu anlattıklarımız osmanlının aile cinayetleridir.Osmanlının işlediği toplu cinayetleri anlatmaya kalksak sanırım yerimiz kalmazdı.Böyle bir saltanatı islami kabul edipte özleyenlere ne buyrulur ki?
Allah akıl fikir versin!


Alıntıdır.

Ali Safa=> ___ OSMANLI TARİHİ ____ (21.8.2007 16:07:29)

quote:

Orjinalden alıntı: Jolly_RogeR

Üst konu olsun bu ya saçma sapan konuların arasında kaybolup gidecek yıllardır bi tarih bölümü açamadılar şu dh'e.

haklısın.

emirklyc=> ___ OSMANLI TARİHİ ____ (21.8.2007 16:09:31)
PADİŞAHLARIMIZ...

< Resime gitmek için tıklayın >

Shady=> ___ OSMANLI TARİHİ ____ (21.8.2007 16:10:44)
Sağol .TaneR. hocam ....Forumun böyle bir topiğe ihtiyacı vardı ancak ben geleceğini görüyorum buranın...Bazıları damlar "Osmanlı Türk değildi" der tartışma çıkar...

YusufTimur=> ___ OSMANLI TARİHİ ____ (21.8.2007 16:12:03)
Toplumda yanlış anlaşılan birşey var çoğu padişaha katil deniyor sebebi kardeşlerini ve amcalarını öldürmesi Osmanlıda kardeş ve diğer aile bireylerini ülkenin güvenliği için öldürmek caizdir ayrıca bu kişiler 2 yolla öldürülür ve gaddarca değildir .1 yöntem boğarak öldürmedir 2. yöntem ise kefene sarıp atla sürükleyerek öldürmedir bu iki yöntemde de kutsal sayılan Osmanlı kanı yere dökülmez nadiren de olsa zehir de kullanılmıştır ama 2. yöntem halen tartışılıyor bildiğim kadarıyla

drahte 1905=> ___ OSMANLI TARİHİ ____ (21.8.2007 16:39:49)
Sizin adınız Ahmet Mehmet yada Ayşe olabilir ama adınızı ad yapan insanların sizi cagırırken kullandıklarıdır

Kısacası dünyadaki 6 milyar kişi sizi John diye cagırırsa sizin adının John olur

Ama bu gercek değildir aslında sizin adınız Mehmettir

Burda kafanızı karıstırıcak olan şimdi sizin ne oldugunuzdur tarihi bir olayı bu yonemle acıklamak istersek

Mesala Ermeni soykırımının olmadıgını warsayalım ama 6 milyar kişi olduguna kanaat getirirse Ermeni soykırımı olmus sayılır

Günümüzde bir şeyin olup olmamamasından ziyade insanların kişilerin ne düşündüğü önemlidir

Gercekliğin yerini düşünceler İMAJLAR almıştır

Günümüzde diorum ama son yüzyılı boyle geçirdik her ülke kendi ilk ogretim bilgilerini kendi istedikleri tarih bilinci ile sekillendirdi

Nasıl Fransada Ermeni soykırımı yapılmıstır diye yazan kitaplar warsa

Bizim MEB imizde Osmanlıyı yüceltmiştir

Sizin gordugunuz Osmanlı aslında size gösterilmek istenen bir kac imaj için kullanılmış cizgi roman tarıznda bir 600 yıllık hikaye

Bunun yanında İngilterede okutulan Büyük Britanya İmparatorluguda bir bu kadar hikaye

Rusların asil carları ise aslında sapıktan baska bişi değildir

Spesifik olarak Osmanlıya yada zamanının tarihine bakarsak

Merkezi olmamıs yani koylerine hizmetleri gitmeyen eli uzanmayan yüzyıl içinde en az 5 kere buyuk isyan cıkan

Asayisin sadece galata istanbulunda saglanmaya calısıldıgı bir imparatorlugun ne kadar adil vede güvenilir olgudunu siz düşünün

Burdaki amacım Osmanlıyı yermek değil ama anlayınızki okuduklarınızın cogu hikaye

Bakın 600 yıl sonra tarih kitaplarının yazacakları basitce sunlardır

2000 li yıllarında basında ABD Iraktaki saddam rejimini devirmiş halk ABD yonetimini bagrına basmıs we de cok memnun durumdadır

Ayrnı 600 yıl once yazdıgı gibi

1450 li yıllarda Bizans yonetiminden bunalan halk Osmanlının işgalini 4 gözle bekliyordu

Unutmayın tarih her zaman güclünün sozunu yazacaktır bugun için ABD 600 yıl once Osmanlınınkini yazdıgı gibi

Alpertunga=> ___ OSMANLI TARİHİ ____ (21.8.2007 16:45:12)
quote:

Orjinalden alıntı: remus



Bütün tarihi kaynaklar, Osmanlı Devleti'nin Türk ulusu tarafından kurulduğunu kanıtlamaktadır. Ancak, kuruluş aşamasını tamamlayan ilk kuruculardan sonra, Osmanlı padişahlarının ne denli Türk oldukları kuşkuludur. Çünkü, kuruluş dönemindeki koşullarda geçerli olan; komşu ülkelere saldırma ve onlardan savaş tazminatı ve ganimeti alma siyasasına dayalı olarak güçlenip zenginleştikten sonra, yatak odalarını, "harem'ler kurarak zenginleştiren padişah-halifelerin birçoğu sayesinde, ırk ve kan birliği bozulmuş olduğu görülmektedir. "...Bütün kadın sultanlar, bütün padişah anaları, hep yabancı ırklardan alınan köle kadınlardan geldiler. Hanedanda bu kan yabancılığı, Osmanlı İmparatorluğu'nun son padişahına kadar devam etti"(1)


Osmanlı’da yabancılarla ilk evliliği Orhan yapar ve Yunan Theodora’yı eş olarak seçer ve bu gelenek devam eder.

1.Murat’In annesi Bizanslı Horofira yani Nilüfer hatun.....
Yıldırım Beyazıt’ın annesi, Bulgar Marya, yani Gülçiçek Hanım...
Çelebi Mehmet’in annesi, Bulgar Olga Hatun...
II. Murat’ın annesi, Veronika...
Fatih'in annesi, Sırp Despina yani Hüma Hatun...
II.Beyazıt’ın annesi, Kornelya...
Sultan Selim’in annesi, Ayşe takma adlı Pontuslu bir Rum...
Kanuni’nin annesi, Polonya Yahudisi Helga, yani Hafıza Sultan...
II. Selim’in annesi, Yahudi asıllı Roksalan, yani Hürrem Sultan...
III. Murat’ın annesi, Yahudi Raşel, yani Nurbanu Sultan...
III. Mehmet’in annesi, Venedikli Bafo, yani Safiye Sultan...
I. Ahmet’in annesi, Yunan Helen, yani Handan Sultan...
Genç Osman’ın annesi, Sırp Evdoksiya, yani Mahfiruz Sultan...
IV. Murat’ın annesi, Sırp asıllı Anastasya, yani Mahpeyker Sultan...
V. Mehmet’in annesi, Rus Nadya, yani Turhan Sultan...
II. Süleyman’ın annesi, Sırp Katrin, yani Dilasup Hatun...
II. Ahmet’in annesi, Polanya Yahudisi Eva, yani Hatice Sultan...
II. Mustafa’nın annesi Rum Evemia yani, Emetullah Sultan...
III. Ahmet’in annesi de Rum Evemia’dır...
I. Mahmut’un annesi Alexandra, yani Saliha Sultan...
II.Osman’ın annesi Sırp Mari, yani Şehsüvar Sultan...
III. Mustafa’nın annesi, Janet, yani Mihrişah Sultan...
I. Abdülhamit’in annesi, Fransız Ida, yani Sermi Sultan...
III. Selim’in annesi, Cenevizli Agnes,yani Mihrişah Sultan...
IV. Mustafa’nın annesi, Bulgar Sonya, yani Sineperer Sultan...
II. Mahmut’un annesi, Fransız Riverì, yani Nakşıdil Sultan...
I. Abdülmecid’in annesi, Rus Yahudisi Suzi, yani Bezmi Alem Valide Sultan...
Abdülaziz’in annesi, Roman Besie, yani Pertevniyal Sultan...
V. Murat’ın annesi, Fransız Vilma, yani Şevkefza Sultan...
II. Abdülhamit’in annesi, Ermeni Virjin, yani Tirimüjgan Sultan...
Mehmet Reşat’ın annesi, Arnavut Sofi, yani Gülcemal Sultan...
Mehmet Vahdettin’in annesi, Çerkez Henriet, yani Gülistan Sultan...


Kaynak: Milli Kütüphane (Osmanlı Padişahları)
Aktaran: Nurettin Kurtuluş


Dipnotlar:
(1) Şevket Süreyya Aydemir, Makedonya'dan... C.2, s.440.





OSMANLI TARİHİNDEKİ AİLE CİNAYETLERİ

1- Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Bey, babası Ertuğrul Bey ölünce, Kayı aşiretinin başına geçmek isteyen amcası Dündar Bey’i öldürdü. Tarih:1298

2- I.Murat, oğlu Savcıbey’in önce kızgın demirle gözlerini oydurdu, sonra da ,astırdı. Tarih:1385. Ayrıca iki de kardeşini öldürdü, Halil ve İbrahim’i. Tarih:1361

3- I.Beyazıt, Kosova Savaşı’nda babası I.Murat öldürülünce, o sırada savaşmakta olan kardeşi Şehzade Yakup’u hemen öldürdü. Tarih:1204

4- I.Mehmet, kardeşi İsa Çelebi’yi boğdurttu. O sırada bir başka kardeşi Musa Çelebi de, ağabeyi Süleyman Çelebi’yi boğdurtmuştu. Sonunda I.Mehmet, kardeşi Musa Çelebi’yi de yenerek tahta çıktı. Tarih:1413

5- II. Murat, küçük kardeşi Şehzade Mustafa’yı boğdurttu. Öteki kardeşlerinin sadece kızgın demirle gözlerini çıkardı. Tarih:1421

6- II.Mehmet, 2 yaşındaki kardeşi Şehzade Ahmet’i boğdurttu. Tarih:1444

7- I.Selim, kardeşi Şehzade Korkut’la Şehzade Ahmet’i ve 3 de yeğenini boğdurttu. Tarih:1512

8- I.Süleyman, büyük amcası Cem Sultan’ın oğluyla torunlarını boğdurttu. Tarih:1522. Kendi oğlu Şehzade Mustafa ile Şehzade Beyazıt’ı da boğdurttu. Ayrıca Şehzade Beyazıt’tan olma torunlarını da boğdurttu. Tarih:1553

9- III.Murat, 5 kardeşini boğdurttu. Tarih:1574

10- III.Mehmet, 19 kardeşini boğdurttu. Tarih:1566. Bir de oğlu Şehzade Mahmut’u boğdurttu.

11- II.Osman, kardeşi Şehzade Mehmet’i boğdurttu. Tarih:1621

12- II.Mahmut, tahttan indirilen kardeşi Sultan IV.Mustafa’yı boğdurttu. Tarih:1808

Biliyorsunuz ki Peygamberimiz 'Kim suçsuz bir kişiyi öldürürse o tüm insanları öldürmüş gibidir,kim de bir insanı kurtarırsa insanlığı kurtarmıştır'diyerek Yaşama hakkının insan haklarından en önemlisi olduğunu söylemiştir.
Şimdi insaf ve akılla düşünün kundaktaki yavruları ve daha akil baliği olmamış çocukları dahi taht için,güya devletin selameti için öldürebilen insanların ilahi hükmü nedir?
Bunların cahiliye döneminde kız çocuklarını diri diri toprağa gömenlerden ne farkı vardır? Böyle insanlar bırakın önder olmayı ,islami önderler kabul edilebilir mi?
Bu anlattıklarımız osmanlının aile cinayetleridir.Osmanlının işlediği toplu cinayetleri anlatmaya kalksak sanırım yerimiz kalmazdı.Böyle bir saltanatı islami kabul edipte özleyenlere ne buyrulur ki?
Allah akıl fikir versin!


Alıntıdır.



güzel bilgiler, sağol dostum tabi bardağın diğer yarısınıda görmezlikten gelmemeli

Arda'=> ___ OSMANLI TARİHİ ____ (21.8.2007 16:50:52)
teşekkürler .Taner. abi bnde elime güzel yazılar geçtikçe ekleyeceğim



ÜST KONU lütfen

oBLoOd=> ___ OSMANLI TARİHİ ____ (21.8.2007 17:03:09)
Padişahların öldürme ile ilgili bölümünde sanırım bir hata var 3. satırdaki tarih yanlış yazılmış.Yıldırım Beyazıd o tarihde daha doğmamıştı bile
quote:

Orjinalden alıntı: remus



Bütün tarihi kaynaklar, Osmanlı Devleti'nin Türk ulusu tarafından kurulduğunu kanıtlamaktadır. Ancak, kuruluş aşamasını tamamlayan ilk kuruculardan sonra, Osmanlı padişahlarının ne denli Türk oldukları kuşkuludur. Çünkü, kuruluş dönemindeki koşullarda geçerli olan; komşu ülkelere saldırma ve onlardan savaş tazminatı ve ganimeti alma siyasasına dayalı olarak güçlenip zenginleştikten sonra, yatak odalarını, "harem'ler kurarak zenginleştiren padişah-halifelerin birçoğu sayesinde, ırk ve kan birliği bozulmuş olduğu görülmektedir. "...Bütün kadın sultanlar, bütün padişah anaları, hep yabancı ırklardan alınan köle kadınlardan geldiler. Hanedanda bu kan yabancılığı, Osmanlı İmparatorluğu'nun son padişahına kadar devam etti"(1)


Osmanlı’da yabancılarla ilk evliliği Orhan yapar ve Yunan Theodora’yı eş olarak seçer ve bu gelenek devam eder.

1.Murat’In annesi Bizanslı Horofira yani Nilüfer hatun.....
Yıldırım Beyazıt’ın annesi, Bulgar Marya, yani Gülçiçek Hanım...
Çelebi Mehmet’in annesi, Bulgar Olga Hatun...
II. Murat’ın annesi, Veronika...
Fatih'in annesi, Sırp Despina yani Hüma Hatun...
II.Beyazıt’ın annesi, Kornelya...
Sultan Selim’in annesi, Ayşe takma adlı Pontuslu bir Rum...
Kanuni’nin annesi, Polonya Yahudisi Helga, yani Hafıza Sultan...
II. Selim’in annesi, Yahudi asıllı Roksalan, yani Hürrem Sultan...
III. Murat’ın annesi, Yahudi Raşel, yani Nurbanu Sultan...
III. Mehmet’in annesi, Venedikli Bafo, yani Safiye Sultan...
I. Ahmet’in annesi, Yunan Helen, yani Handan Sultan...
Genç Osman’ın annesi, Sırp Evdoksiya, yani Mahfiruz Sultan...
IV. Murat’ın annesi, Sırp asıllı Anastasya, yani Mahpeyker Sultan...
V. Mehmet’in annesi, Rus Nadya, yani Turhan Sultan...
II. Süleyman’ın annesi, Sırp Katrin, yani Dilasup Hatun...
II. Ahmet’in annesi, Polanya Yahudisi Eva, yani Hatice Sultan...
II. Mustafa’nın annesi Rum Evemia yani, Emetullah Sultan...
III. Ahmet’in annesi de Rum Evemia’dır...
I. Mahmut’un annesi Alexandra, yani Saliha Sultan...
II.Osman’ın annesi Sırp Mari, yani Şehsüvar Sultan...
III. Mustafa’nın annesi, Janet, yani Mihrişah Sultan...
I. Abdülhamit’in annesi, Fransız Ida, yani Sermi Sultan...
III. Selim’in annesi, Cenevizli Agnes,yani Mihrişah Sultan...
IV. Mustafa’nın annesi, Bulgar Sonya, yani Sineperer Sultan...
II. Mahmut’un annesi, Fransız Riverì, yani Nakşıdil Sultan...
I. Abdülmecid’in annesi, Rus Yahudisi Suzi, yani Bezmi Alem Valide Sultan...
Abdülaziz’in annesi, Roman Besie, yani Pertevniyal Sultan...
V. Murat’ın annesi, Fransız Vilma, yani Şevkefza Sultan...
II. Abdülhamit’in annesi, Ermeni Virjin, yani Tirimüjgan Sultan...
Mehmet Reşat’ın annesi, Arnavut Sofi, yani Gülcemal Sultan...
Mehmet Vahdettin’in annesi, Çerkez Henriet, yani Gülistan Sultan...


Kaynak: Milli Kütüphane (Osmanlı Padişahları)
Aktaran: Nurettin Kurtuluş


Dipnotlar:
(1) Şevket Süreyya Aydemir, Makedonya'dan... C.2, s.440.





OSMANLI TARİHİNDEKİ AİLE CİNAYETLERİ

1- Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Bey, babası Ertuğrul Bey ölünce, Kayı aşiretinin başına geçmek isteyen amcası Dündar Bey’i öldürdü. Tarih:1298

2- I.Murat, oğlu Savcıbey’in önce kızgın demirle gözlerini oydurdu, sonra da ,astırdı. Tarih:1385. Ayrıca iki de kardeşini öldürdü, Halil ve İbrahim’i. Tarih:1361

3- I.Beyazıt, Kosova Savaşı’nda babası I.Murat öldürülünce, o sırada savaşmakta olan kardeşi Şehzade Yakup’u hemen öldürdü. Tarih:1204

4- I.Mehmet, kardeşi İsa Çelebi’yi boğdurttu. O sırada bir başka kardeşi Musa Çelebi de, ağabeyi Süleyman Çelebi’yi boğdurtmuştu. Sonunda I.Mehmet, kardeşi Musa Çelebi’yi de yenerek tahta çıktı. Tarih:1413

5- II. Murat, küçük kardeşi Şehzade Mustafa’yı boğdurttu. Öteki kardeşlerinin sadece kızgın demirle gözlerini çıkardı. Tarih:1421

6- II.Mehmet, 2 yaşındaki kardeşi Şehzade Ahmet’i boğdurttu. Tarih:1444

7- I.Selim, kardeşi Şehzade Korkut’la Şehzade Ahmet’i ve 3 de yeğenini boğdurttu. Tarih:1512

8- I.Süleyman, büyük amcası Cem Sultan’ın oğluyla torunlarını boğdurttu. Tarih:1522. Kendi oğlu Şehzade Mustafa ile Şehzade Beyazıt’ı da boğdurttu. Ayrıca Şehzade Beyazıt’tan olma torunlarını da boğdurttu. Tarih:1553

9- III.Murat, 5 kardeşini boğdurttu. Tarih:1574

10- III.Mehmet, 19 kardeşini boğdurttu. Tarih:1566. Bir de oğlu Şehzade Mahmut’u boğdurttu.

11- II.Osman, kardeşi Şehzade Mehmet’i boğdurttu. Tarih:1621

12- II.Mahmut, tahttan indirilen kardeşi Sultan IV.Mustafa’yı boğdurttu. Tarih:1808

Biliyorsunuz ki Peygamberimiz 'Kim suçsuz bir kişiyi öldürürse o tüm insanları öldürmüş gibidir,kim de bir insanı kurtarırsa insanlığı kurtarmıştır'diyerek Yaşama hakkının insan haklarından en önemlisi olduğunu söylemiştir.
Şimdi insaf ve akılla düşünün kundaktaki yavruları ve daha akil baliği olmamış çocukları dahi taht için,güya devletin selameti için öldürebilen insanların ilahi hükmü nedir?
Bunların cahiliye döneminde kız çocuklarını diri diri toprağa gömenlerden ne farkı vardır? Böyle insanlar bırakın önder olmayı ,islami önderler kabul edilebilir mi?
Bu anlattıklarımız osmanlının aile cinayetleridir.Osmanlının işlediği toplu cinayetleri anlatmaya kalksak sanırım yerimiz kalmazdı.Böyle bir saltanatı islami kabul edipte özleyenlere ne buyrulur ki?
Allah akıl fikir versin!


Alıntıdır.


GODIVA=> ___ OSMANLI TARİHİ ____ (21.8.2007 17:11:10)
ekrana monitöre bakarak osmanlı tarihi hakında bilgilenmek biraz zor. çünki bu konuda çok kaynak var kitap okuyarak anca işin içinden çıkabilirsiniz. burada belirli oranda belirli konular okunabiliyor. kitap ojumanızı tavsiye ederim

YusufTimur=> ___ OSMANLI TARİHİ ____ (21.8.2007 17:16:11)

quote:

Orjinalden alıntı: GODIVA

ekrana monitöre bakarak osmanlı tarihi hakında bilgilenmek biraz zor. çünki bu konuda çok kaynak var kitap okuyarak anca işin içinden çıkabilirsiniz. burada belirli oranda belirli konular okunabiliyor. kitap ojumanızı tavsiye ederim


Kesinlikle roman ,hikaye yerine bence Osmanlı ve Türk tarihi sonrasında Avrupa tarihi okunmalı tabi romanın hikayenin de yeri vardır ama bence öncelik bunlardır

Faivelley=> ___ OSMANLI TARİHİ ____ (21.8.2007 17:24:44)
< Resime gitmek için tıklayın >
Osmanlı Devlet Armasındaki Sembollerin Anlamları


Osmanlı armasının üzerindeki sembolleri en tepeden başlayarak şöyle sıralayabiliriz:

En tepede bir güneş şekli ve onu çevreleyen güneş ışıkları vardır. Güneş şeklinin ortasında armanın ait olduğu dönemin hükümdarlarının tuğrası yer almakta. Onun altındaki yukarıya açık hilalin üzerinde Arapça �Osmanlı devletinin hükümdarı olan � han, Allah�ın Muaffak kılması ve yardımına dayanır ve öylece hüküm sürer.� anlamına gelen bir söz yazılı.

Onun altında, armanın tam göbeğine gelecek şekilde aynalıklı kalkan motifi var. Bu kalkanın çevresinde yıldızlar bulunuyor. Bu yıldızların sayısı çok zaman 12 adet ile sınırlandırılmış olup 12 burcu temsil eder. Böylece Osmanlı, kâinatın merkezine yerleştirilmiş olur.

Kalkanın hemen üzerinde de devletin kurucusu Osman Gazi�yi temsil eden bir sorguç vardır ki Osmanlıların köklerine ne kadar bağlı olduğunu anlatır.

Kalkanın sağ yanında Osmanlı sancağı yer alır. Renkli armalarla kırmızı ile gösterilir. Onun karşısında ise hilafet sancağı bulunur. Hilafet sancağının rengi aslında siyah iken, arma üzerinde hemen daima yeşil renkte gösterilmiş ve bazen üzerinde üç hilal kondurulmuştur.

Merkezdeki kalkandan Osmanlı sancağı yönüne doğru uzanan şekiller ise şöyle sıralanmaktadır:

Sancağın üzerinde bir ok var. Sancak alemini altında baltacıklar ocağının kullandığı tek taraflı bir çift yüzlü teberler (balta) bulunur. Sonra mızrak ve altında el sperlikli tören kılıcı vardır. Sonra ağızdan dolma bir top ve altında savaş kılıcı yer alır. Hemen altında bozdoğan (gürz) görülür. Top ile bozdoğanı sancaktan ayıran boynuzdan yapılan boru ise savaş ilanını ve sonra da mehterhaneyi temsil eder.

Armanın sol yanında, yani hilafet sancağı yönünde uzanan semboller yine yukarıdan aşağıya şöyle sıralanırlar:

Sancak aleminin altında süngü takılmış bir tüfek, altında tek yüzlü teber (balta), sonra toplu tabanca ve topuz başlı asa mevcuttur. Asanın şeşper (savaş araçlarından altı dilimli topuz) topuzu kenarına asılı olan terazi adaleti temsil eder. Terazinin kitap şekilleri üzerine oturtulmuş olup bu kitaplardan üstteki Kuran-ı Kerim, alttaki ise diğer hukuk metinleri yerine geçen kanun kitabıdır.

Hilafet sancağının altındaki çiçek şekilleri Osmanlı�nın estetik yönünü gösterir. Buket arasında ki güller hilafet sancağı üzerinde manevi ilhamlar sebebiyle bulundurulur. Buketin hemen altında bir çapa (gemi demiri) yer alır ki denizciliğin sembolüdür.

Arma göbeğindeki kalkanın hemen alt yanın da dik duran bir borazan mızıka takımını; onun altında çaprazlama duran tirkeş (ok kuburu, sadak) ile meşale de gece donanmalarını ve ok müsabakalarını hatırlatır.

Armanın alt tarafını boydan boya süsleyen inci defne yaprakları, çiçek motifleri arasından beş tane madalya sarkar. Bu madalyaların isimleri şöyledir: İmtiyaz nişanı, Mecidi nişanı, İftihar nişanı, Osmanlı nişanı ve Şefkat nişanı.

remus=> ___ OSMANLI TARİHİ ____ (21.8.2007 22:48:14)
quote:

Orjinalden alıntı: oBLoOd

Padişahların öldürme ile ilgili bölümünde sanırım bir hata var 3. satırdaki tarih yanlış yazılmış.Yıldırım Beyazıd o tarihde daha doğmamıştı bile


saol düzelttim.http://www.hanedan.org/c/p.asp?pid=4

suzi dilara=> ___ OSMANLI TARİHİ ____ (21.8.2007 23:23:53)
DH FORUMUNA HAYIRLI OLSUN




Teşekkürler Taner

İyi düşünülmüş bir konu , Türkiye Cumhuriyeti ve Osmanlı Tarihi topicleri DH arşivinde büyük eksikliği dolduracaktır
yöneticilerin dikkatle izleyip polemiklere göz yummamalarını ve konunun amacına uygun seyretmesinin takipcisi olmamızı temenni ederim
Katılım yapanların ellerine sağlık

Drahtatapete=> ___ OSMANLI TARİHİ ____ (21.8.2007 23:25:51)
Soru

Niçin Osmanlı Devleti'nin toprak genişletmesi fetih olarak anılırken başka ülkeler bunu yapınca işgal deniliyor?
Hamaset mi?

Sayfa: [1] 2 3 4 5 6 7   sonraki >     >>