DonanımHaber'de AraYENİ GELİŞMİŞ ARAMA
ForumBu Bölümde Ara
"Harem" ile ilgili romanlar
13
Cevap
0
Favori
762
Tıklama
Tüm Forumlar >> Kültür ve Bilim >> Kültür, Güncel ve Tarih >> Güncel >> "Harem" ile ilgili romanlar
Sayfaya Git:
Sayfa: 1
Giriş
Mesaj
    • Binbaşı
      1934 Mesaj
      25 Mart 2007 21:40:06

      Lise son sınıfa kadar “Topkapı Sarayı”, “Harem” denilince hemen, çırılçıplak cariyelerin içinde yüzdükleri bembeyaz süt havuzları aklıma gelirdi. Çünkü ilkokuldayken toplu olarak Topkapı Sarayı’na ziyarete gittiğimizde, Harem kısmındaki bayan rehber bize böyle anlatmıştı. Üst kattan aşağıdaki boşluğu göstererek, “Burada süt havuzları vardı. Padişah, bizim şu an olduğumuz yerden onları takip eder, beğendiğini yanına çağırırdı” demişti.

      Lise son sınıfta tarih öğretmenimiz ise (Allah ondan razı olsun) “Harem”in ne olduğunu geniş ve doğru olarak anlatınca, bu yanlış düşüncem ancak o zaman değişti.

      Ülkemizin en büyük çıkmazlarından biri, uzmanlık isteyen konularda uzmanlara sorulmaması, ilgili ilgisiz herkesin konuşması, yazması.

      Bu yapılmadığı için “Harem” ile ilgili romanlar, Osmanlıyı kötülemek, gözden düşürmek için yazıldığı kanaatini uyandırıyor. Bugün, son zamanlarda çok tartışılan bu konuları, konunun uzmanı tarihçilerin görüşlerine müracaat ederek, tarihi gerçekleri bir nebze de olsa ortaya koymak istiyorum;

      Harem nedir, ne değildir?

      “Osmanlı’da ‘harem’, herkesin giremediği bir ortamdı. Sözcük olarak harem ‘dokunulmaz, kutsal’ anlamına gelir. Bilinenin aksine Osmanlı’da ‘Harem-i Humayun’, devlet adamları yetiştiren ‘Enderun’ mekteplerine paralel bir kurumdu. Kesinlikle, cinselliğin ayyuka çıktığı, padişahın canı çektiğinde içinden kadın seçip beraber olduğu bir yer değildi. Buradaki kadınlar, Osmanlı’nın en üst kültür grubunu temsil ederdi. Bazı çevrelerde ‘harem’ kavramına cinsel ve egzotik benzetmelerin yapılmasının nedeni 17 ve 18’inci yüzyıllarda Batı’nın bu kuruma cinsel içerikli yakıştırmalar yapmış olmasıdır. İşin acı yanı insanlar ‘harem’i olumsuz düşünüyor, ama bunu öğreten biz olduk.” (Prof. Dr. Bahaeddin Yediyıldız -Osmanlı Tarihçisi)

      “Harem’deki yaş ortalaması, oryantalist hayallerde olduğu gibi 15-16 değil, 60’ın üzerindeydi. Harem, Osmanlı’da padişahın ailesi anlamına gelirdi. Yani, padişahın mahrem kısmıdır. Padişah öldükten sonra da ailesi haremde yaşamaya devam ederdi. Harem’de bulunan bütün kadınlar padişahın cinselliği için tutulmadıkları gibi, buradaki kızlara her konuda uzun soluklu eğitim verilirdi. Din hocaları da öğretmenler de gelir haremde ders verirlerdi. Padişah da güzel ve bilgili bu kızlardan bazılarını devlet adamları ile evlendirirdi.” (Prof. Dr. Mete Tuncay-Tarihçi)

      “Özellikle yabancı kadın yazarların kaleme aldığı bu romanlar, “ikinci sınıf yazarların yazdığı kötü romanlar”dır. Bu kitaplar tarihi gerçekleri yansıtmamaktadır. Yazarlar Topkapı Sarayını bile görmeden bu kitapları kaleme almaktadırlar. Bu tür kitapların hislerle değil, ilimle yazılması gerekir, herkes bu konuda uyanık olmalıdır.” (Prof. Dr. İlber Ortaylı)

      “Tarihi konu alan romanların önsözünde eserin “hayali” olup olmadığının belirtilmesi gerekir. Romansı tarih kitaplarının tarih kitaplarından ayırt edilmesi gerekir. Bu tür edebidir, belli bir kesime hitap eder. Bunlar edebi bir tür olarak sosyal ve sanat fonksiyonunu yerine getiriyor. Bu açıdan faydalıdır. Fakat bunu yazanlar, tarih yazdıkları iddiasına girerlerse o zaman yanlış yapmış olurlar ve okuyuculara yanlış bilgi vermiş olurlar. Osmanlı Devleti’nin tartışılmaya başlamasından sonra Osmanlı’ya karşı toplumda bir merak uyandı. Bu, bu tür kitapların okuyuculardan büyük ilgi görmesinin nedenlerinden biridir. Osmanlıyı idealize etmek ve bilhassa bugünkü Türkiye ile kıyaslamak doğru değildir.” (Prof. Dr. Halil İnalcık-Tarihçi)

      Görüldüğü gibi, tarihçiler, birbiri ardına yayımlanan ve özellikle Osmanlı “Haremi”ni konu alan “Safiye Sultan’’ gibi çeviri kitapların, gerçekleri yansıtmadığını, bunların tarihi gerçekler olarak görülmemesi gerektiğini ifade ediyorlar. Yanlış kanaatlerin oluşmaması için uyarılarda bulunuyorlar. (Mehmet Oruç, Türkiye, 19.05.2001






      _____________________________

      İnsan seveceği kimseyi iyi seçmeli,
      ona göre sevmeli; kim olduğun değil,
      kiminle olduğun önemlidir.
      Madde Bağımlılığına "HAYIR"
    • Teğmen
      196 Mesaj
      26 Mart 2007 02:03:35
      ellerine sağlık


      _____________________________

    • Binbaşı
      1934 Mesaj
      26 Mart 2007 15:40:20

      quote:

      Orjinalden alıntı: Deep BluESeA

      ellerine sağlık



      Teşekkür ederim.

      Maalesef tarihimizi yeterince bilmiyoruz.Kimbilir karanlıkta kalan gün yüzüne çıkarılmayı bekleyen nice hakikatler vardır.


      _____________________________

      İnsan seveceği kimseyi iyi seçmeli,
      ona göre sevmeli; kim olduğun değil,
      kiminle olduğun önemlidir.
      Madde Bağımlılığına "HAYIR"
    • Yüzbaşı
      390 Mesaj
      26 Mart 2007 17:08:34
      Ellerine sağlık açıkçası ben de bilmiyordum tam olarak ayrıntılarını teşekkürler


      _____________________________

    • Yarbay
      9283 Mesaj
      26 Mart 2007 17:50:50
      biz zihinsel köle bir milletiz. paylaşıma teşekkür..


      _____________________________

      i3 3240, h61m-pro, gskill 2x4gb, 120gb 840evo, gtx750 oc, xilence400w, realan e-m5 kasa, 2x Xbox 360 controller.
    • Yarbay
      5463 Mesaj
      26 Mart 2007 18:57:33
      Harem, dokunulmazlık ya da kutsallık ifade etmiyor, bilhakis bir soyutlanmışlığı, izole edilmişliği ve hapsolunmuşluğu anlatıyor. Şark kültüründe her zaman harem olgusu vardır, ilkel bir uygulamadır.


      _____________________________

    • Binbaşı
      1111 Mesaj
      27 Mart 2007 00:11:46

      quote:

      Orjinalden alıntı: KUNG-FU 61



      Alıntıları Göster




      Teşekkür ederim.

      Maalesef tarihimizi yeterince bilmiyoruz.Kimbilir karanlıkta kalan gün yüzüne çıkarılmayı bekleyen nice hakikatler vardır.


      Evet maalesef var.Hemde çok yakın tarihimizde bile.


      _____________________________

      SHOGUN
    • Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
      27 Mart 2007 00:22:39

      quote:

      Orjinalden alıntı: kaotika

      Harem, dokunulmazlık ya da kutsallık ifade etmiyor, bilhakis bir soyutlanmışlığı, izole edilmişliği ve hapsolunmuşluğu anlatıyor. Şark kültüründe her zaman harem olgusu vardır, ilkel bir uygulamadır.



      Kişisel açıklamalarınız,sizi bağlar.Harem uygulamasının ilkel olduğunu söylemek ne dercece doğrudur bilemem ama,tarihi; kişi,yer ve zamana göre değerlendirmek lazımdır.Tarihi günümüz doğrularıyla yargılarsak yanlıgıya düşeriz diye düşünüyorum.Tarih dönemim şartları içinde ,doğru ve yanlışları içerebilirir.Siz dönemim hükümranlarından biri olsanız durumu ne kadar değiştirebileceksiniz?Bu muallak.

      Tarihi yorumlamak elbette hakkımızdır,ama bu tarihin bize ne kadar objektif yansıtıldığı ile ilgildir.Diğer yandan bizim
      öğrendiğimiz tarihten!, ne anladığımız ve elde ettiğimiz çıkarımlarla ilgilidir.Elbette en doğru çıkarım bizimki değildir.Kişi,yer ve zamana göre değişir diye düşünüyorum.

      saygılarımla,


      _____________________________

      Varsın bana "Enayi" desinler dürüst olduğum için,

      Uyanık ve hilekar olduğum için "Akıllı" demesinler de!!!
    • Onbaşı
      17 Mesaj
      27 Mart 2007 05:56:05
      Harem osmanoğulları hanedanının kadın mensuplarının kaldığı dairedir. Yani padişahın halası, teyzesi, kızları, annesi, nenesi, babannesi, anannesi, eşi vs.

      O dönemin avrupası hareme cisel açıdan yaklaşarak türkün namusuna küfretmiştir inceden inceye... Bizim namussuzlarda onların tutumuna or...puluk yapmıştır.

      Daha ne denir. Çok zoruma gidiyor arkadaşlar kusura bakmayın başka dilden anlamazlar çünkü...


      _____________________________

      UMUTLARIN TÜKENDİĞİ YERDE TÜRKÜN GAZABI BAŞLAR
    • Binbaşı
      1018 Mesaj
      30 Mart 2007 16:57:15
      bir tarih öğrencisi olarak okuduğum kaynaklar doğrultusunda şunları şöyleyebilirim harem, pek çok kitapta anlatıldığı gibi padişahların eğlenci yeri olmayıp saray kadınlarının eğitim gördüğü bir kurumdur. Haremde kadınlara dikiş-nakış,musiki,dans ve yabancı dil dersleri verilmekteydi. Geleceğin valide sultanları en iyi şekilde yetiştiriliyordu. Saray hizmetlerini gören kadınlara da haremde cariye denilmekteydi. Bunların padişah ile bir ilişkileri söz konusu değildi.


      _____________________________

    • Yüzbaşı
      319 Mesaj
      04 Nisan 2007 00:34:47
      HAREM;
      yabancının girmesine izin verilmeyen yer. Müslümanların evlerinde kadınlara ayrılan kısım. Osmanlı
      sarayında, pâdişâhın annesinin nezâretinde, sarayın hanım, çocuk ve hizmetçilerinin kaldığı bölüm.
      İslâmiyetin tesettür emriyle sistemleşen harem, Müslümanların evlerinin en ferah ve güzel bölümlerini
      işgâl etmiş, erkekler için de selâmlık kısmı inşâ edilmişti. Bütün Müslüman devlet başkanlarının
      evlerinde bulunan harem, Resûlullah efendimiz ve Hulefâ-i Râşidîn devirlerinden sonra Emevîler,
      Abbâsîler, Selçuklular ile diğer İslâm devletleri ve nihâyet Osmanlı saraylarında daha teferruâtlı ve
      teşkîlatlı bir hâle geldi. Osmanlılarda pâdişâh haremine “Harem-i Hümâyûn” adı verilmişti. Osmanlı
      Devletinin gelişmesine paralel olarak, pâdişâhların oturduğu saraylar da büyümüştü. Bursa’daki
      mütevâzî Osmanlı sarayına karşılık, Edirne’de daha teşkilâtlı saraylar yapılmıştı. Fâtih’in İstanbul’u
      fethinden sonra ise bugünkü Bâyezîd’de üniversitenin bulunduğu sâhada bir saray yaptırıldı. Daha
      sonra bu sarayın yerine Sarayburnu’nda bugünkü Topkapı Sarayı îmâr edildi. Fetihten sonra harem,
      Üçüncü Murâd’a kadar eski sarayda, Dolmabahçe Sarayı yapılıncaya kadar da Topkapı Sarayında idi.
      Saraylarda pâdişâhın yakınlarının bulunduğu ve günlük hayatlarını geçirdiği kısım olan harem, gâyet
      îtinâlı bir şekilde inşâ, tezyin ve tefriş edilirdi.İki bölümden meydana gelen haremin birinci kısmına bâzı
      görevliler, şehzâdelere ders veren hocalar girip çıkabiliyordu. İkinci kısmı sâdece kadınlara mahsustu.
      Buraya pâdişâha haram olan kadınlar giremediği gibi, yabancı hiçbir erkek de giremezdi. O yüzden
      Osmanlı haremini kimse girip görememiş, sonradan, yazıp söylenenler ise hayâl mahsulü
      uydurmalardan ibâret kalmıştır.
      Topkapı Sarayında Harem-i Hümâyûnun girişkapısı, etrâfı dolaplarla çevrili olan dolaplı kubbeye açılır,
      buradan fıskiyeli avlu veya fıskiyeli şadırvan denen dikdörtgen avluya çıkılırdı. Avlunun sağında
      kulekapısı, solunda ise perde kapısı vardı. Perde kapısından sonra dar sokağa benzeyen bir geçit
      başlar. İki kısımdan meydana gelen haremin birinci bölümü ve haremağalarına mahsus hamam ile
      kızlarağası köşkü burada idi. Daha ileride harem ağalarına mahsus dâireler, şehzâdeler mektebi, baş
      muhâsip ağa ve baş hazînedâr ağa dâireleri yer alırdı. Haremağaları dâiresi bir çok oda ve koğuştan
      meydana gelirdi.
      Şehzâdeler mektebinde pâdişâhın çocukları, yeğenleri ve amca oğulları eğitim görürlerdi. Burada ders
      görenler küçük yaştakiler olup, yetişkinlere hocaları dâirelerine giderek özel ders verirlerdi.
      Şehzâdeler mektebi geçildikten sonra ileride sağda bulunan kuşhâne kapısından girilince, harem
      ağalarının nöbet tuttukları yere gelinirdi. Haremle ilgisi olanlar bu kapıdan girip çıkarlardı. Buranın sağ
      tarafında uzun bir koridor olup, buraya altınyol denilirdi. Burası Hırka-i Saâdet dâiresine kadar uzardı.
      Ortadaki kapı, Vâlide Sultan taşlığına açılırdı. Solda câriyeler dâiresine âid olan üçüncü bir kapı daha
      vardı. Bu alana harem ağalarının nöbet yeri denilirdi. Burada harem ağaları sıra ile nöbet tutarlardı.
      Harem-i hümâyûn ağalarının en büyüğü “kızlar ağası” da denilen “dârüssaâde ağası” idi (Bkz.
      Dârüssaâde Ağası). Haremin dış ile ilgisini bunlar sağlardı. Bu bölümden sonra haremin ikinci bölümü
      başlardı. Harem-i hümâyûnun bu iç kesiminde sırasıyla, çeşmeli sofa denilen yer, hünkâr sofası,
      hünkâr hamamı, vâlide sultan dâiresi, asmabahçe ve daha birkaç tâne pâdişâh odası yer alırdı.
      Harem-i hümâyûnda ayrıca birkaç tâne de mescid vardı.
      Harem-i hümâyûnda pâdişâh, pâdişâh zevceleri, çocukları, hânedân üyelerinden bâzı akrabâları
      yanında yüzlerce görevli yaşamaktaydı.
      Osmanlı hareminin en yüksek makâmı vâlide sultanlıktı. Dolayısıyla haremin fahrî başı pâdişâhın
      annesiydi. Haremde hünkâr sofasından sonra en geniş dâire de vâlide sultanınkiydi. Vâlide sultanın
      geniş bir câriye (hizmetçi) kadrosu vardı. Haremi, hazînedâr usta vâsıtasıyla idâre ederdi. Bütün
      kadınlar, sultanlar, ustalar ve câriyeler kendisinden çekinirler ve sayarlardı. Haremdeki bütün işler
      onun emriyle yapılırdı.
      Haremde vâlide sultandan sonra söz sâhibi kadın efendiydi. Osmanlı pâdişâhlarının hanımlarına
      kadın, kadın efendi denilirdi. Pâdişâhın ilk hanımına başkadın denirdi. Başkadın diğerlerine göre
      üstündü. Dâiresinde hizmet eden câriyeler ve kalfaları diğerlerinden fazla olurdu. Pâdişâhın
      hanımlarına 16. yüzyıldan îtibâren haseki de denilmeye başlanmıştır.
      Başlangıcından îtibâren pâdişâhların evlilikleri husûsiyet arz eder. İlk Osmanlı pâdişâhları, 16. asır
      başlarına kadar, etrâfındaki Anadolu beylerinin, Bizans İmparatorunun, Sırp ve Bulgar krallarının
      kızlariyle evlendiler. Bunlarla evlenmeleri hissî olmayıp, akrabâlık yoluyla kuvvetlenmek veya mîras
      yoluyla toprak elde etmek gibi siyâsî maksatlıydı. Nitekim Germiyanoğullarından Yıldırım Bâyezîd
      Hana gelin gelen Devlet Hâtun’la bu beylik topraklarından bir kısmı da çeyiz olarak verilmişti.
      Yıldırım’ın ve İkinci Murâd’ın Sırp prensesi olan zevceleri meşhurdur. Bunların Sırbistan’daki Osmanlı
      siyâsetinin desteklenmesi husûsunda büyük rolleri olmuştur. Hattâ, Fâtih Sultan Mehmed Han,
      vâlidem diye hitâb ettiği Sırplı üvey annesinden Balkanlardaki siyâsî meselelerde çok faydalanmıştır.
      Bununla berâber 16. yüzyıl ortalarına kadar pâdişâhların bu hanımları yanında câriyelerden de
      zevceleri vardı. Ancak Kânûnî’den îtibâren etrafta pâdişâhların evleneceği hükümdâr ve krallık âileleri
      kalmadığı veya lüzum görülmediğinden, bâzı istisnâları dışında artık dâimî olarak câriyelerle evlenme
      usûlü devâm etti. İslâm hukûkuna göre hür kadınlarla olan evlilikteki tahdid, câriyelerle evlilikte
      konulmamıştır. Buna rağmen pâdişâhların câriyelerle evliliği de hep belli sayıdadır. Söylendiği gibi
      pâdişâhların yüzlerce câriye ile evlilik yaptığı doğru değildir. Hattâ 16. yüzyıl sonuna kadar ömürleri
      seferlerde geçen pâdişâhların, normal hayatlarını yaşayabildikleri bile söylenemez.
      Bunlardan başka pâdişâhlar, tanınmış ve asîl bir âilenin kızıyla evlenme imkânları olduğu hâlde, bâzı
      mahzurlarından dolayı bu evliliği tercih etmemişlerdir. Pâdişâhın annesi veya zevcesi tarafından
      İstanbul’da veya taşrada akrabâsının bulunması mahzurluydu. Zamanla ana tarafından akrabâlar
      saraya dolacak, şahsî ve siyâsî birtakım isteklerde bulunacaklar, arzûları yerine getirilmeyenler,
      pâdişâh ile akrabâlığına güvenerek birtakım entrikalara teşebbüs edecekler, netîcede, o devir Avrupa
      devletlerinde olduğu gibi, kanlı hâdiseler yüzünden devlet güvenliği sarsılabilecekti.
      Pâdişâhların haremdeki diğer âile ferdleri şunlardır:
      Sultanlar: Osmanlıların ilk devirlerinde, pâdişâh kızlarına Selçuklularda olduğu gibi, “hâtun”
      deniliyordu. Fâtih devrinden sonra sultan denildi. Osmanlı pâdişâhları kızlarına daha çok Ayşe,
      Hadîce, Fatma, Esmâ, Emine gibi isimler veriyorlardı. Erkek evlâda sultan tâbiri isimden önce
      söylendiği hâlde, kızlarda, isimden sonra söyleniyordu. Ayşe Sultan, Fatma Sultan gibi. Sultan tâbiri
      yalnız olarak söylendiğinde de kız evlâd anlaşılmaktaydı.
      Sultanlar doğar doğmaz kendisine bir dâire ayrılır, emrine dadı, sütnine, kalfa ve câriyeler verilirdi.
      Çocuğun eğitimiyle kendi anneleri, dadı ve kalfaları uğraşırdı. Sultanlar okuma çağına gelince, derse
      merâsimle başlarlardı. Ekseriyetle merâsimlere pâdişâh da katılır ve “Besmele”yi bizzât kendisi
      çektirirdi. Bundan sonra husûsî hocalar tarafından okutulurlardı. Sultanların Kur’ân-ı kerîmi doğru
      okumaları husûsunda titizlikle durulurdu. Sultanlara Kur’ân-ı kerîmden sonra lüzumlu din ve dünyâ
      bilgileri de öğretilirdi. (Bkz. Sultan)
      Şehzâdeler: Osmanlı hânedânının erkek çocuklarına şehzâde denirdi. 5-6 yaşına geldiklerinde
      kendilerine hoca tâyin edilerek törenle derse başlarlardı. İlk dersi şeyhülislâm verirdi. Sonra husûsî
      hocalar okuturdu. (Bkz. Şehzâde)



    • Yüzbaşı
      900 Mesaj
      04 Nisan 2007 01:22:36
      Anlatılanlar gibi de olsa bir anormallik göremiyorum. Monarşide böyle şeyler olur.


      _____________________________

      Her domates sulu olsa imtihan olur muydu?
    • Yüzbaşı
      405 Mesaj
      04 Nisan 2007 09:36:41
      bi gun gemide gidiyom konu osmanlidan acildi oylecene konusuyoduk bizim bi elektrik zabiti vardi birden soze atildi dediki; "ya osmanli deyince benim aklima erotizm geliyo" aynen bole

      yazik.


      _____________________________

    • Binbaşı
      1934 Mesaj
      04 Nisan 2007 13:59:46

      quote:

      Orjinalden alıntı: ussaki

      bi gun gemide gidiyom konu osmanlidan acildi oylecene konusuyoduk bizim bi elektrik zabiti vardi birden soze atildi dediki; "ya osmanli deyince benim aklima erotizm geliyo" aynen bole

      yazik.


      Tarihi kendi kafalarına göre anlatan uydurma 'Safiye Sultan' tipi romanları çok okumuş olmalı.


      _____________________________

      İnsan seveceği kimseyi iyi seçmeli,
      ona göre sevmeli; kim olduğun değil,
      kiminle olduğun önemlidir.
      Madde Bağımlılığına "HAYIR"
Sayfa: [1]
Tüm Forumlar >> Kültür ve Bilim >> Kültür, Güncel ve Tarih >> Güncel >> "Harem" ile ilgili romanlar
Sayfaya Git:
Sayfa:
1
Facebook Sayfamız
Foruma Git
Bölümde Ara
Reklamlar
Bildirim
mesajınız kopyalandı (ctrl+v) yapıştırmak istediğiniz yere yapıştırabilirsiniz.