< Bu ileti mini sürüm kullanılarak atıldı > |
|
_____________________________
|

< Bu ileti mini sürüm kullanılarak atıldı > |
|
_____________________________
|
|
Yapsınlar, AKP'nin amacı da Türk nüfusu yok etmekti zaten iki koldan bizi azınlık bırakacaklar bir yandan kaçak göçmenler bir yandan bunlar. |
|
Öcalan 1989’da şöyle demektedir, “Kürt nüfusu ikiye katlanırken Türkler yerinde sayıyor. Ve önümüzdeki 2000’li yıllara doğru Kürt nüfusunun Türk nüfusunu aşması işten bile değil. Bu çok önemli. Nasıl bir dönem Türkler doğudan Rum asıllı Anadolu’ya doğru akıp halkı Rum olan devlet içinde yer aldılarsa da, hem de saldırı ruhuyla bu topraklarda kendilerine yer açtılarsa, biraz daha değişik de olsa benzer bir tarzda Kürtlerin akışı var. Gene doğudan batıya. Şimdiden İstanbulları biliyorsunuz. İzmirler, Adanalar milyonlarca Kürt’e sahip. Hem de en aktif en dinamik kesimler... Türkler ise biraz rehavette! Şehir yaşamı, tüketim toplumu, gevşekliğe, tembelliğe ve savaş kabiliyetinin zayıflamasına yol açmakta.” (İki Bine Doğru, 22.10.1989) Öcalan’ın “Ya silaha ya da karına sarıl” şeklinde ifade ettiği Türkiye’yi işgal edilecek bir coğrafya olarak gören ve demografik savaş açan bu açıklamasını, sadece PKK ile sınırlı görmek de yanlıştır. 2011’de Türkiye’yi ziyaret eden K. Iraklı resmi bir grubun Ankara’da bir düşünce kuruluşunda yaptığı toplantıda “Eskiden Mersin üzerinden denize açılan bir Kürdistan istiyorduk, artık vazgeçtik. Çünkü siz Türkler Anadolu’yu 1000 senede Türkleştirdiniz, Biz 100 senede Kürtleştirebiliriz” açıklamaları demografik savaş anlayışının Barzani çizgisinde de hakim olduğunu göstermektedir. Bir süreden buyana PKK da “İstanbul’u, İzmir’i size bırakmayız. Diyarbakır’ı biz yöneteceğiz, geri kalan bölümü ise birlikte yöneteceğiz” demektedir. Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Merkezi tarafından yapılan bir araştırmaya göre, 2006 yılı itibarı ile anadili Kürtçe olan kadınlarda doğurganlık 4.1 iken, anadili Türkçe olan kadınlarda 1.9’dur. Bunun anlamı 27 sene sonra Türkçe anadil grubunun nüfustaki payında keskin bir düşüş olacağıdır. Erdoğan’ın üç çocuk talebinin arkasındaki gerekçe de bu keskin düşüşü engellemektir. Erdoğan’ın üç çocuk yapma çağrısı, doğum oranları 1.9 olan, anadili Türkçe olan kadınlaradır. Bununla beraber hükümet almış olduğu kararlar ile ayrı bir “Kürt milletleşmesi” sürecini güçlendirmektedir. Hükümet tarafından demokratikleşme adı altında atılan her adım “etnik kimliğin kurumsallaştırılması” sürecinin bir parçasıdır. Etnik kimliğin kurumsallaştırılması, milli kimliği eritecek ve nihayet iki milletli bir yapıya dönüşülecektir. Kısa vadede AKP’nin attığı kolektif kültürel adımlar, televizyon, seçmeli ders olarak eğitim, Dersim söylemi, devlet haksızlık yaptı, özür politikaları, sahte bir rahatlama sağlayacak ancak orta ve uzun vadede Kürtlerde ayrı milliyet bilincini körükleyecektir. Zaman içerisinde kendisini Türk milletinin bir parçası olarak gören anadili Kürtçe olan bir çok insanımız veya çocukları, Türk milletinden kopacaklardır. Tunceli’de dedeleri “biz Oğuz Türküyüz” derken, torunların “bırak dede bu saçmalıkları” cevabını vererek PKK’lı oldukları hatırlanmalıdır. Kürtlerin Türklerden ayrı bir millet olduğunu bilinçlere kazımak, PKK’nın stratejik hedefidir. Böyle bir zemin oluştuktan sonra PKK olmasa da Türkiye parçalanacaktır. 2012 yazında yapılan bir anket bu tespiti doğrular niteliktedir. Ankete göre Kürtlerin %47’si kendilerine farklı davranıldığına inanıyor. % 28’i kamu hizmetlerinde ayrımcılığa uğradığını düşünüyor. BDP’ye destek artıyor. %46’sı BDP’ye destek veriyorlar. %72’si kendilerine daha fazla hak verilmesini istiyorlar. %48’i PKK’nın terör örgütü olmadığını düşünüyor. Oysa üç sene önce yapılan bir ankette %6’sı bağımsız Kürt devleti isterken bugün %23’ü bağımsız Kürt devleti talebinde bulunuyor.(1) Ayrı milletleşme sürecine giren ve demografik savaş duygusu ile hareket ettirilen bir yapının varacağı nokta son kertede kişi başına milli gelirin Avrupa’da birinci olduğu Belçika’da, Valonlar ile Flamanların vardığı noktadan çok farklı olmayacaktır. Üstelik Irak parçalanmış, kuzeyine bir Kürdistan yerleştirilmiştir. Şimdi Suriye parçalanmakta ve kuzeyine bir Kürdistan yerleştirilmektedir. Bunu İran’ın parçalanmasının izlemesi hedeflenmektedir. Bugün AKP Hükümetinin izlediği ayrı milletleşme süreci ile Türkiye’nin milli birliği ve toprak bütünlüğünü muhafaza etmesi mümkün görünmemektedir. Eğer ben haksız siz haklı iseniz ben “yanlış tahlil yapan fazla endişeli bir adam olurum.” Ancak ya ben haklı isem ve AKP yanlış yapıyor ise AKP tarih önünde ne olur? (1) Anketin özeti için bkz. Yalçın Doğan, Asıl Sorun: Beş Kürt’ten Biri, Hürriyet, 28 Temmuz 2012 Ümit Özdağ Yeniçağ Gazetesi 12 Ekim 2012 |
|
tamam o zaman. işte senin gibileri 70lerinde bunların eline kalınca suratınıza tekme tokat yersiniz, zorbalığa uğrarsınız. bunları almanya'da görüyoruz. evlere giden özel bakım olayları var. sürekli bir tane yaşlı alman bu arap ve afrikalı bakıcıların şiddetine maruz kalmış oluyor. bu kafa ile zaten bugünlere gelinildi. beyaz torosları da bu kafa eleştiriyordu. lakin ne kadar ürerlerse üresinler... iran tarafında 35 milyon Türk var ve doğurganlık oranları 2.5 üzeri. afganistan'da hazara Türkmenleri var ve sayıları 3 milyonu aşkın. doğurganlıkları 3 üzeri. her şey 4 senede gelecek olan yeni bir Türkçü yönetime bakar. ama sizin tarafta malesef bahaneler bitmez. köpek dediğin hayvana ayda 10 bin lira harcıyorsun, ama çocuk için ayda 10 bin lira çok geliyor falan. (buraya kadar bir şahsa yazmadım genel anlamda ikinci tekil şahısa hitaben yazdım). |
|
Hepsi 40 kiloluk zargana, hepsi şekilsiz, hepsi yamuk, hepsi hasta ve çirkin. Hangi yumruğundan bahsediyormus o akraba evliliği ürünü? Erkeklikleri bile taşıdıkları emanet ve kaç kişi olduklarından ibaret. Tek başına yavru kedi gibi hepsi. Bunların Türk düşmanlığını ve ne kadar rezil bir kitle olduğunu çok hafife alıyoruz. |
|
Öcalan 1989’da şöyle demektedir, “Kürt nüfusu ikiye katlanırken Türkler yerinde sayıyor. Ve önümüzdeki 2000’li yıllara doğru Kürt nüfusunun Türk nüfusunu aşması işten bile değil. Bu çok önemli. Nasıl bir dönem Türkler doğudan Rum asıllı Anadolu’ya doğru akıp halkı Rum olan devlet içinde yer aldılarsa da, hem de saldırı ruhuyla bu topraklarda kendilerine yer açtılarsa, biraz daha değişik de olsa benzer bir tarzda Kürtlerin akışı var. Gene doğudan batıya. Şimdiden İstanbulları biliyorsunuz. İzmirler, Adanalar milyonlarca Kürt’e sahip. Hem de en aktif en dinamik kesimler... Türkler ise biraz rehavette! Şehir yaşamı, tüketim toplumu, gevşekliğe, tembelliğe ve savaş kabiliyetinin zayıflamasına yol açmakta.” (İki Bine Doğru, 22.10.1989) Öcalan’ın “Ya silaha ya da karına sarıl” şeklinde ifade ettiği Türkiye’yi işgal edilecek bir coğrafya olarak gören ve demografik savaş açan bu açıklamasını, sadece PKK ile sınırlı görmek de yanlıştır. 2011’de Türkiye’yi ziyaret eden K. Iraklı resmi bir grubun Ankara’da bir düşünce kuruluşunda yaptığı toplantıda “Eskiden Mersin üzerinden denize açılan bir Kürdistan istiyorduk, artık vazgeçtik. Çünkü siz Türkler Anadolu’yu 1000 senede Türkleştirdiniz, Biz 100 senede Kürtleştirebiliriz” açıklamaları demografik savaş anlayışının Barzani çizgisinde de hakim olduğunu göstermektedir. Bir süreden buyana PKK da “İstanbul’u, İzmir’i size bırakmayız. Diyarbakır’ı biz yöneteceğiz, geri kalan bölümü ise birlikte yöneteceğiz” demektedir. Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Merkezi tarafından yapılan bir araştırmaya göre, 2006 yılı itibarı ile anadili Kürtçe olan kadınlarda doğurganlık 4.1 iken, anadili Türkçe olan kadınlarda 1.9’dur. Bunun anlamı 27 sene sonra Türkçe anadil grubunun nüfustaki payında keskin bir düşüş olacağıdır. Erdoğan’ın üç çocuk talebinin arkasındaki gerekçe de bu keskin düşüşü engellemektir. Erdoğan’ın üç çocuk yapma çağrısı, doğum oranları 1.9 olan, anadili Türkçe olan kadınlaradır. Bununla beraber hükümet almış olduğu kararlar ile ayrı bir “Kürt milletleşmesi” sürecini güçlendirmektedir. Hükümet tarafından demokratikleşme adı altında atılan her adım “etnik kimliğin kurumsallaştırılması” sürecinin bir parçasıdır. Etnik kimliğin kurumsallaştırılması, milli kimliği eritecek ve nihayet iki milletli bir yapıya dönüşülecektir. Kısa vadede AKP’nin attığı kolektif kültürel adımlar, televizyon, seçmeli ders olarak eğitim, Dersim söylemi, devlet haksızlık yaptı, özür politikaları, sahte bir rahatlama sağlayacak ancak orta ve uzun vadede Kürtlerde ayrı milliyet bilincini körükleyecektir. Zaman içerisinde kendisini Türk milletinin bir parçası olarak gören anadili Kürtçe olan bir çok insanımız veya çocukları, Türk milletinden kopacaklardır. Tunceli’de dedeleri “biz Oğuz Türküyüz” derken, torunların “bırak dede bu saçmalıkları” cevabını vererek PKK’lı oldukları hatırlanmalıdır. Kürtlerin Türklerden ayrı bir millet olduğunu bilinçlere kazımak, PKK’nın stratejik hedefidir. Böyle bir zemin oluştuktan sonra PKK olmasa da Türkiye parçalanacaktır. 2012 yazında yapılan bir anket bu tespiti doğrular niteliktedir. Ankete göre Kürtlerin %47’si kendilerine farklı davranıldığına inanıyor. % 28’i kamu hizmetlerinde ayrımcılığa uğradığını düşünüyor. BDP’ye destek artıyor. %46’sı BDP’ye destek veriyorlar. %72’si kendilerine daha fazla hak verilmesini istiyorlar. %48’i PKK’nın terör örgütü olmadığını düşünüyor. Oysa üç sene önce yapılan bir ankette %6’sı bağımsız Kürt devleti isterken bugün %23’ü bağımsız Kürt devleti talebinde bulunuyor.(1) Ayrı milletleşme sürecine giren ve demografik savaş duygusu ile hareket ettirilen bir yapının varacağı nokta son kertede kişi başına milli gelirin Avrupa’da birinci olduğu Belçika’da, Valonlar ile Flamanların vardığı noktadan çok farklı olmayacaktır. Üstelik Irak parçalanmış, kuzeyine bir Kürdistan yerleştirilmiştir. Şimdi Suriye parçalanmakta ve kuzeyine bir Kürdistan yerleştirilmektedir. Bunu İran’ın parçalanmasının izlemesi hedeflenmektedir. Bugün AKP Hükümetinin izlediği ayrı milletleşme süreci ile Türkiye’nin milli birliği ve toprak bütünlüğünü muhafaza etmesi mümkün görünmemektedir. Eğer ben haksız siz haklı iseniz ben “yanlış tahlil yapan fazla endişeli bir adam olurum.” Ancak ya ben haklı isem ve AKP yanlış yapıyor ise AKP tarih önünde ne olur? (1) Anketin özeti için bkz. Yalçın Doğan, Asıl Sorun: Beş Kürt’ten Biri, Hürriyet, 28 Temmuz 2012 Ümit Özdağ Yeniçağ Gazetesi 12 Ekim 2012 |
|
_____________________________
"Sürekli savaşların yaşam kanunu olduğu bu dünyada, savaşmak istemeyen yaşam hakkına sahip değildir." Adolf HİTLER
|
< Bu ileti mini sürüm kullanılarak atıldı > |
|
_____________________________
|
< Bu ileti Android uygulamasından atıldı > |
|
tamam o zaman. işte senin gibileri 70lerinde bunların eline kalınca suratınıza tekme tokat yersiniz, zorbalığa uğrarsınız. bunları almanya'da görüyoruz. evlere giden özel bakım olayları var. sürekli bir tane yaşlı alman bu arap ve afrikalı bakıcıların şiddetine maruz kalmış oluyor. bu kafa ile zaten bugünlere gelinildi. beyaz torosları da bu kafa eleştiriyordu. lakin ne kadar ürerlerse üresinler... iran tarafında 35 milyon Türk var ve doğurganlık oranları 2.5 üzeri. afganistan'da hazara Türkmenleri var ve sayıları 3 milyonu aşkın. doğurganlıkları 3 üzeri. her şey 4 senede gelecek olan yeni bir Türkçü yönetime bakar. ama sizin tarafta malesef bahaneler bitmez. köpek dediğin hayvana ayda 10 bin lira harcıyorsun, ama çocuk için ayda 10 bin lira çok geliyor falan. (buraya kadar bir şahsa yazmadım genel anlamda ikinci tekil şahısa hitaben yazdım). |
|
_____________________________
|
< Bu ileti mobil sürüm kullanılarak atıldı > |
|
_____________________________
|
< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi Tek_Kisilik_Muhalefet -- 30 Mayıs 2025; 21:30:49 > < Bu ileti mobil sürüm kullanılarak atıldı > |
|
_____________________________
Demokratik Değişim Hareketi. Demokratik seçimler için 41 ilde 2000 kişi gerekiyor CHP-iyi parti demokrasi için adım atmazsa seçimlere girebilecek parti kurmalıyız
|
| _____________________________ |
|
Yapsınlar, AKP'nin amacı da Türk nüfusu yok etmekti zaten iki koldan bizi azınlık bırakacaklar bir yandan kaçak göçmenler bir yandan bunlar. |
|
_____________________________
|
< Bu ileti mobil sürüm kullanılarak atıldı > |
|
_____________________________
|
|
kısmen haklısın... Atatürk, Türk kimliği içinde eriyeceklerini zannetti. Türk ulus kimliğine dahil olacaklarını düşündü, kendinden sonra gelenlerin de onun uygulamalarını terketmesi bu sonucu doğurdu. 1800'lü yıllara kadar, milletler zaman içinde başka milletlerin bünyesine katılıyor, eriyorlardı. fakat ne zaman matbaa, kayıt işlemleri, gazete, dergi vb. yaygınlaştı, o zaman aileler aşiretler kayıt edilmeye başlandı. kayıt olunca da entegrasyon-asimilasyon imkansız hale geldi. iletişim vasıtalarının bu kadar geliştiği bir çağda, 1000 sene de geçse, artık hiç bir etnik unsur, başka bir halka entegre olmaz... |
|
_____________________________
"Sürekli savaşların yaşam kanunu olduğu bu dünyada, savaşmak istemeyen yaşam hakkına sahip değildir." Adolf HİTLER
|
< Bu ileti mobil sürüm kullanılarak atıldı > |
|
_____________________________
PSN ID: Lirikal_Militan
|
|
Atatürk döneminde bu sorun yoktu.Bahsettiğiniz erime çoktan gerçekleşmişti.Bugün dahi Kürtlerin büyük bir kısmı kendilerini ne DEM partisine ne PKK'ya yakın görür.Bugün Kürtçülük yapanların dahi geneli 'Türkçe' bilir ve Kürtçe konuşamazlar bile.Hatta 2007 yılında dönemin DEM'in olan DTP'si bile TBMM'ye ancak bağımsız adaylarla girebilmişti.Bu durum 2015'e kadar hep böyle gitti.Bunların böyle bir taban bulması ilk açılım sürecinin eseridir. Atatürk döneminde sona eren bu erime 1980'lerde değişmeye başladı zira o dönem PKK ortaya çıkarak Kürt etnikçiliği üzerinden Türkiye'de kan dökmeye başladı.O dönem bölgede görevli olan komutanların ve devlet adamlarını dinlerseniz PKK'ya kimsenin destek vermediğini hatta köylülerin kendilerine gelip dağlarda kendilerine apocular denilen grupların dolaşıp kendilerini tehdit ettiklerini ve devletin buna bir önlem almasını dilediklerini söylediklerini aktarır.Ancak bir sorun vardı o da 1930'lar ile 1980'ler Türkiyesi aynı değildi.1930'larda Türkiye'nin başında Atatürk varken 1980'lerde Turgut Özal vardı. Atatürk en ufak isyanı ve ayrılıkçılığı her devletin ve her devlet adamının yaptığı gibi devletin tüm gücünü kullanarak ezerken Özal bu durumu hafife aldı ve 'Dağlarda dolaşan üç-beş eşkiya' şeklinde terörü tanımladı.PKK'da bu hafiflikten faydalanarak terör eylemleri ile halkı ezmeye,sindirmeye ve kendi propagandasını dikte etmeye başladı.Ortada devletin otoritesi olmadığı için PKK silahla kendisini otorite yaptı.Devleti idare edenle bu durumun ciddiyeti farkedinceye kadar PKK bölgede kök salmayı başarmıştı bile. 1990 ve 2000 yılları ise devletin tüm ciddiyeti ile PKK'ya karşı mücadele ettiği yıllardır.Bu dönemde PKK'ya karşı sadece askeri operasyonlar yapılmıyor aynı zamanda yurt içinde propaganda yapmasına izin verilmiyordu.Siyasi partileri kapatılıyor,dernekler ve STK'lar sıkı kontrol altına alınıyordu.Yani çok boyutlu bir mücadele yürütülüyordu.Nitekim 1999'lara gelindiğinde PKK içerde ve dışarda askeri açıdan iyice ezilmiş;siyasette,derneklerde ve STK'larda tamamen silinmişti.1999'da Apo'nun yakalanmasıyla beraber PKK tıpkı ASALA gibi dağılma noktasına gelmişti. Fakat PKK'yı kurtaran iki unsur 2000'lerin başında yaşandı; 1-2002'de Türkiye'de terörle mücadeleye bakışı tamamen başka olan bir zihniyet iktidara geldi 2-2003'te PKK'nın ana kamplarının bulunduğu Irak,ABD tarafından hem de Türkiye'nin desteğiyle işgal edildi Türkiye'de terörle mücadeleye bakış değiştiği için PKK'ya olan özellikle 'legal görünümlü' yapılarına 'demokrasi' adı altında izin verilmeye başlandı.Bölgede OHAL uygulamasına son verildi.1990'larda tamamen baskılanan bugünkü DEM'in öncüleri olan siyasi partilere alan açılmaya başladı.Yine demokratikleşmenin gereği olarak askere insiyatif alarak PKK'ya karşı operasyon yapma yetkisi elinden alınarak hantal bürokratik mekanizmalara mahkum edildi Irak'ın ABD tarafından işgaliylede PKK doğrudan ABD koruması altına girdi.ABD resmen tamamen dağılma noktasına gelen PKK'yı yeniden kurdu.Hem kendisi hem de dağılan Irak ordusundan çok sayıda silah ve cephaneyi PKK'ya verdi.Böylece 2004-2005 yılları civarında PKK yeniden Türkiye'de terör eylemlerine başlamaya başladı. Bu dönemde yine bunlar Özal'da olduğu gibi hafife alındı.Uzun bir dönem PKK'ya doğru dürüst harekat yapılmadı.En son 2008'de kamuoyunun yoğun baskısı üzerine Şubat'ta K.Irak'a 'Güneş harekatı' yapıldı ancak dönemin ABD Genelkurmayı bu harekattan rahatsız olduklarını belirtmesi üzerine ne hikmetse apar topar şekilde harekat birinci haftasında sona erdirildi.Bundan sonra 2016 yılına kadar yurt dışına yönelek kara harekatları hiç yapılmadı ya da çok sınırlı yapıldı. 2009'da ise bugün herkes tarafından 'kumpas' olduğu bilinen Ergenekon ve Balyoz davalarıyla direk TSK'nın terörle mücadelede birikimi olan subay kadrolarına yönelik yargı operasyonları yapıldı.Bu operasyonlarla 'darbeci' denilerek yüzlerce geleceği parlak subay yargılandı,lekelendi,itibarları sarsıldı.Hatta bazıları intihar etti.İşin en trajik yanı bir süre sonra bu subayların yargılanmasında PKK'lıların 'tanık' olarak ciddiye alındılarının ortaya çıkmasıydı.Mesela 33 silahsız erin şehit edilmesinden sorumlu olan Şemdin Sakık bunlardan biriydi. Bu davalara paralel olacak şekilde Türk milliyetçiliği ve Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş değerleri hedef alınmaya başladı.Ülkede adeta Türk milliyetçisi olmak 'suç' kabul edildi.Milli bayramların stadyumlarda kutlanması ve andımızın okutulması yasaklandı.Öte yandan eskiden yasak olan PKK şarkları açıkça söylenmeye hatta son yıllarda 'yöresel kıyafet' adı altında PKK'nın 'gerilla kıyafeti' dediği kıyafetlere bile dokunulmamaya başlandı. Türk milliyetçiliğine karşı böyle olumsuz mücadelenin başladığı dönemde ise PKK propaganda konusunda önünün açık olduğunu gördü.2009'da Haburda 'sözde' pişman oldukları için teslim olan teröristler apar topar 'çadır mahkemelerinde' serbest bırakıldı.Ardından BDP bunları tüm G.Doğuda propaganda amacıyla gezdirdi.Gidilen her yerde PKK propagandası yapıldı. Şimdi Türk milliyetçiliğinin zayıflatıldığı ancak PKK ideolojisinin propagandasının yapıldığı bir bölgede ne olmasını bekleyebilirsiniz? Sonuçta PKK tarihinde en çok katılımı ve desteği bu açılım sürecinde yaşandı.Mesela 2021 yılındaki İçişleri Bakanlığı verileri bunu doğrular nitekiktedir.PKK'ya rekor katılımlar Türk milliyetçiliğinin zayıflatıldığı ve PKK'ya propaganda için fırsat tanındığı açılım sürecinde yaşandı; ![]() T.C. İçişleri Bakanlığı - Bakanımız Sn. Süleyman Soylu: Terör Örgütüne 2020 Yılındaki Katılım, 1984 Yılının da Altında https://www.icisleri.gov.tr/bakanimiz-sn-suleyman-soylu-teror-orgutune-2020-yilindaki-katilim-1984un-de-altinda-kaldiBugünde PKK'ye meşruiyet sağlayacak şekilde onu muhattap almaya,Apo'yu tüm Kürtlerin lideri olarak görmeye başladılar. Kısacası bu ülkede PKK'lı olmayan Kürtleri bile PKK'lı olarak görenler var.Bu zihniyet eskiden PKK ve PKK'nın siyasi uzantılarının iddiasıydı.Bugün ise TBMM'de neredeyse tüm partiler PKK'yı ve Apo'yu Kürtlerin temsilci olarak görmeye başladı. Bu da aslında bu ülkede Kürtlerin çoktan Türk toplumu içerisinde eridiklerini ancak oy kaygıları nedeniyle siyasetin bu durumu sürekli tutarsız politikalar sonucunda kaşımasından dolayı Kürtler arasında PKK ideolojisinin yayıldığını gösterir. Yani bugün 'Kürt sorunu' dedikleri şey aslında son 20 yılda 'zorla' yaratılan bir sorundan başka birşey değil. < Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi Long Nightt -- 2 Haziran 2025; 14:31:48 > |
| _____________________________ |
|
Hepsi 40 kiloluk zargana, hepsi şekilsiz, hepsi yamuk, hepsi hasta ve çirkin. Hangi yumruğundan bahsediyormus o akraba evliliği ürünü? Erkeklikleri bile taşıdıkları emanet ve kaç kişi olduklarından ibaret. Tek başına yavru kedi gibi hepsi. Bunların Türk düşmanlığını ve ne kadar rezil bir kitle olduğunu çok hafife alıyoruz. < Bu ileti mobil sürüm kullanılarak atıldı > |
|
_____________________________
PSN ID: Lirikal_Militan
|
< Bu ileti Android uygulamasından atıldı > |
|
O değil de birisi en az 3 derken neredeyse herkes sövmüştü. |
| _____________________________ |
|
Bunun tek taraflı bir bakış açısı olduğuna inanıyorum. Benzer şekilde Anadolu'da var olan Ermeni ve Rumlar ile diğer Müslüman azınlıklardan eser kalmadı. Yani tek taraflı bir olay değil yaşananlar. |
|
_____________________________
|