Şifremi/Kullanıcı Adımı Unuttum
Bağlan Google+ ile Bağlan Facebook ile Bağlan
Şimdi Ara

Kısa Hikaye Yazdım [Eleştiri gerek]

4
Cevap
0
Favori
322
Tıklama
Cevapla
Sayfaya Git:
Sayfa:
1
Giriş
Mesaj
  • Yarbay
    3094 Mesaj
    Ahşap Merdivenler

    Ahşap merdivenlerin çıkardığı o sesler hala kulaklarımda. Her bir adımda tak tak diye konuşurlardı benimle. Aheste aheste tak tak derdi annem tırmanırken. Babam aceleyle çıkarken daha hızlı tak tak ederdi. Bense önce tek ayak üstünde zıplardım ilk basamağa. Dikkat kesilirdim nasıl konuşacak diye. Gür sesiyle taklardı hoş geldin dermişçesine. Unutamadım o merdivenleri. Nasıl unutabilirim ki bu beton yığının içinde tanımadığım binlerce mutsuz ama mutlu gibi davranan yalnız insanların arasında yaşamaya çalışırken. Taşlar kadar soğuk bu şehir.

    Nils Frahm’dan ilham aldığım bir tablo üzerinde çalışırken geçmişe düşmüştüm yine. Son zamanlarda bu sık sık oluyordu. Beraberinde inanılmaz bir baş ağrısıyla geliyordu. Bu ağrı bazen öyle şiddetli olurdu ki bir an durup, dizlerimin önüne çökerdim. İçgüdüsel mi bilmiyorum ama kendimi öyle daha güvende hissediyordum. Ağrı bir gidip bir gelirken babamın o merdivenleri çıkışını ve bana sürekli müdahale ettiği günleri hatırladım. Merdivenlerden çıkar ve “O çocukla bir daha görüşmeyeceksin!” derdi. Bazen de “Sana o kızdan uzak dur demedin mi?” diye azarladı. Sınavdan sonra ise “Güzel sanatlar karın doyurmaz! Doktor olacaksın!” demişti. Her uyarısına kulak açmışken son uyarısını dinlememiş ve evden kaçmıştım. Mimar Sinan Üniversitesi’nde istediğim bölümde okumuştum. Uzun süredir de ondan, annemden ve merdivenlerden haber almıyordum.

    Okul bitmişti. Babam haklı çıkmıştı. Sanata olan aşk kesinlikle karın doyurmuyordu. Açtım. Fakirdim. Beyoğlu’nda bir bodrum katında bir odayı aylık üç yüz liraya kiralamıştım. Bazen o parayı bile ödeyemez ve ev sahibine mahcup olurdum. Yine de pişman değildim. Yağlı boyanın ışıkta parlayışı, tenimde leke bırakışı, palette yeni bir tonun oluşu büyüleyiciydi. Sevincimi, derdimi, hüznümü, yalnızlığı hep renklere çevirirdim. Sonra bunları bir lokum ekmek için şehirdeki yalnız insanlara satardım. Hapsettiğim o duygu, arayışta olanı cezbederdi. Aradığıyla bağ kurardı. Buna hem üzülür hem de sevinirdim.

    Baş ağrısına rağmen müşterimin sipariş ettiği tabloyu bitirmiştim. Eserime son kez baktım. Bu kez içine o merdivenleri ve aklıma getirdiklerini koymuştum. Anılar hala kafamda canlıyken bir göz yaşı damladı tabloya. Düştüğü yerin ahengini bozmuştu ama aldırmadım. İkinci imzam gibi düşündüm. Yeteri kadar izledikten sonra tabloyu güzelce paketledim. Her zaman yanımda taşıdığım üstü yağlı boya lekesinden geçinmeyen sırt çantamla beraber dışarı çıktım. Müşterim Atatürk Havalimanı’nda adını telaffuz edemediğim bir havayoluydu. Ofislerini yenilemişler ve bir tablo siparişi vermişlerdi. Beni nasıl buldular bilmiyorum ama arama motoru gibi bir şeylerden bahsetmişlerdi. Anılarıma o kadar düşmüştüm ki şimdinin hayata kattıklarından bihaberdim.

    Tıkış pıkış metroya zar zor binebilmiş ve buhranla dolu bir seyahatten sonra nihayet gelebilmiştim havalimanına. Bavullar, aceleyle koşan insanlar ve bu ülkeye ait olmayan tonlar beni kısa süreliğine büyülemişti. Onları izlemekten yürümeyi unutuyordum. İnsan ne garip bir varlık ki sadece bir şeye odaklanabiliyor. Belki de geçmişe bu kadar odaklandığım için kaybolmuştum şimdide. Ne kadar izledim çevremi bilmiyorum ama bir şekilde gelmiştim müşterimin yanına. Beni sıcakkanlılıkla karşıladılar ve son zamanlarda sahip olmadığım kadar para verdiler. Birkaç lira kazandırmak mutlu etse de buna tepki olarak başım daha da ağrıyordu. Yavaş adımlarla geldiğim yolu izlerken onu gördüm. Bembeyaz bir önlük giymişti. Boynunda ise steteskop ya da stetoskop diye telaffuz edilen doktor gereci vardı. Onu ilginç kılansa bana benzemesiydi. Hatta buna benzemek denilmezdi. Tıpatıp bendim.

    Baş ağrım kademe kademe artıyordu ama bu engel olmadı bana. Görünmeyen bir güç tarafından bana benzeyen o doktora doğru çekiliyordum. Çok hızlı hareket ediyordu. Ben asla bu kadar hızlı yürümezdim. Sık sık saatini kontrol ediyordu. Bense saate bile sahip değildim. Yine de ona yaklaştım. Beni görmemişti. Nasıl tepki vereceğini de bilmiyordum. “Affedersiniz!” diye seslendim. Durdu ve arkasını dönüp bana baktı. Şaşkın şaşkın bana bakıyordu. Ona bu kadar benzemem sanki onu hiç şaşırtmamıştı. Yüz ifadesi baş ağrımı tavan yaptırdı. Gözlerimi kısmak zorunda kaldım. Dizlerimin önüne çöktüm. Kafa tasımı sıkabildiğim kadar sıktım. Çare olmadı. Acı çekiyordum hiç çekmediğim kadarıyla. Sesler duymaya başladım. Birileri etrafıma toplanmıştı. “Beyefendi iyi misiniz?” diyorlardı. Yabancıların sesi iyi gelmişti. Baş ağrım anında kesildi. Takım elbiseli insanlar bana korkuyla bakıyordu. “Teşekkür ederim. İyiyim. Migrenim var.” dedim ve her zaman beyaz önlüğümün ön cebine attığım 200 miligramlık Topamax hapından bir tane yuttum. Saatime baktım. Geç kalmak üzereydim. Uçak çoktan inmişti. Dubai’den gelecek hastayı acil ameliyathaneye yetiştirmem gerekiyordu. Yabancılara bir kez daha teşekkür ettikten sonra yere düşen stetoskopumu da alarak yürümeye başlamıştım ki bir kadın seslendi bana. “Doktor bey! Çantanızı unuttunuz!” dedi. Arkamı dönüp yerdeki sırt çantasına baktım. Eski püskü bir çantaydı. Üzerinde boya lekeleri vardı. Bana ait değildi. “Benim değil ki” dedim şaşkınlıkla. Kadın daha da şaşırdı. “Ama nasıl olur? Yere yığılmadan önce sırtınızdaydı.” dedi. Çantaya baktım. Sonradan sessizce geri dönüp çantayı aldım. İçine baktım. Birkaç boya ve fırça vardı. Burada bırakırsam güvenlik bunu tehdit olarak algılayabilir ve beni göz altına alabilirdi. Geç kaldığım için bu riski göze alamadım ve çantayı da alarak oradan uzaklaştım.



    |
    |
    _____________________________
    Üç yıl yatılı olarak okumuş olduğun lisenin kapısının önünde sigara içen yetişkin bir adam olarak kendilerini sokağa fırlatan öğrencilere hayretle bakıyorsun. Bunlar çocuk yahu, diye düşünüyorsun içinden. Oysa lise dediğinde, kendini hep sabah soğuk suyla tıraş olurken anımsıyorsun. Erkekliğe adım attığın yıllar olduğu için kendini hep büyük düşünmüşsün. Oysa düşlerinin dehlizlerinde umutsuzca çıkış aradığın o bina bile ne kadar küçükmüş.




  • Süresiz olarak uzaklaştırıldı.
    "Belki de geçmişe bu kadar odaklandığım için kaybolmuştum şimdide" bu söz güzeldi hocam. Biraz daha cumlelere dikkat etseniz iyi olurdu. Sonunu da beğendim, şaşıtirtıcı bir sondu. Eline sağlık.



    < Bu ileti mini sürüm kullanılarak atıldı >
    |
    |
    _____________________________
  • Teğmen
    143 Mesaj
    Hocam akıcılık süper de tam anlayamadım yahu biraz daha bana sonunu açıklayabilirmisiniz :)
    |
    |
    _____________________________
  • Çavuş
    95 Mesaj
    Okurken dalmisim duragi kaciardim
    Elestiri gerekliyse; biraz daha sade yazmaya calis.



    < Bu ileti mobil sürüm kullanılarak atıldı >
    |
    |
    _____________________________
  • Yarbay
    3094 Mesaj
    Arkadaşlar değerli yorumlarınız için teşekkür ederim.



    < Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi Uygurca -- 9 Ağustos 2014; 19:39:00 >
    |
    |
    _____________________________
    Üç yıl yatılı olarak okumuş olduğun lisenin kapısının önünde sigara içen yetişkin bir adam olarak kendilerini sokağa fırlatan öğrencilere hayretle bakıyorsun. Bunlar çocuk yahu, diye düşünüyorsun içinden. Oysa lise dediğinde, kendini hep sabah soğuk suyla tıraş olurken anımsıyorsun. Erkekliğe adım attığın yıllar olduğu için kendini hep büyük düşünmüşsün. Oysa düşlerinin dehlizlerinde umutsuzca çıkış aradığın o bina bile ne kadar küçükmüş.
HızlıCevap
Sayfaya Git:
Sayfa:
1
Reklamlar
e-ticaret
Paykasa
Lastik Fiyatları
haberler
üniversite
Blogio
Bu sayfanın
Mobil sürümü
Mini Sürümü

BR3
0,188
1.2.165

Reklamlar
- x
Bildirim
mesajınız kopyalandı (ctrl+v) yapıştırmak istediğiniz yere yapıştırabilirsiniz.